25 Aralık 2011 Pazar

2010 Gezegenin Geleceği Almanağı - Ulusal Haberler - Banu Koç

 Gezegenin Geleceği Programından Sınıflandıran Banu Koç

OCAK

Türkiye de, orkinosların ve kendi balıkçısının geleceğini korumalı! Çünkü Türkiye, Akdeniz'deki en büyük av filosu ve çiftlik kapasitesine sahip ülkelerden biri. Ayrıca bugüne dek ortaya çıkarılan yasadışı faaliyetleri nedeniyle kötü bir üne sahip. Uluslararası Atlantik Orkinoslarını Koruma Antlaşması ICCAT’in mavi yüzgeçli orkinos avcılığıyla ilgili yıllar süren başarısızlığını değiştirmek için, bu yılki CITES toplantısı son fırsat. Çünkü mavi yüzgeçli orkinosun, daha fazla zamanı kalmadı.

Neyse ki Deniz Kaplumbağaları Caretta caretta’lar, mavi yüzgeçli orkinoslardan biraz daha şanslı. Manavgat'ın Kızılot beldesinde, Kaplumbağaları korkuttuğu için havai fişek atmak yasaklanacak. Kızılot, önemli bir deniz kaplumbağalarının üreme ve yaşama alanı. Kızılot Belediye Başkanı Mustafa Keçer, dünyada nesli azalan deniz kaplumbağalarının korunması için belediye olarak Kızılot sahilinde çeşitli önlemler almaya çalıştıklarını söyledi. Keçer, beldede geçen yıl yapılan çalışmalarda, 536 deniz kaplumbağası yuvası ve her yuvada en az 50 yumurta tespit ettiklerini bildirdi. Kızılot beldesinin 7 kilometrelik sahilinin tamamen üreme alanı. Keçer, yaptıkları araştırmalar sonucunda deniz kaplumbağalarının yavrularının havai fişeklerden çok korktuklarını belirlediklerini söyledi. Bu da üreme ve gelişmeleriyle ilgili sorun yaratıyor. Bu nedenle kaplumbağaların geleceğini düşünerek getirilen bu yasak önemli bir adım.

Doğa Derneği, Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin yok olmasına neden olacak Ilısu baraj projesine kredi vermesi sözkonusu olan Akbank ve Garanti Bankası’na karşı ülke çapında bir kampanya başlattı. Ayrıca, Garanti Bankası Genel Müdürlüğü önünde bir Hasankeyf protestosu gerçekleştirdi. Doğa Derneği’nin protesto için hazırlamış olduğu pankartta, derneğin maskotu Kaplumbağa Rafet tahtaya yazmış olduğu sınav sorusunda “Garanti Bankası Hasankeyf’i yok edecek krediyi verir mi” diye sordu.
Doğa Derneği, geçtiğimiz haftalarda Garanti Bankası’nın üst düzey yetkilileri ile görüşerek Hasankeyf’in önemini anlatmıştı. Ayrıca bankanın projeden çekilmesini talep etmişti. “Doğa için Garanti” diyerek “Çevreci Bonus” kartıyla doğaya olan duyarlılığını öne çıkaran Garanti Bankası’nın bu sınavda yapacağı tercih, Hasankeyf ve Türkiye doğasının geleceği için belirleyici olacak. Doğa Derneği, herkesi UNESCO Dünya Mirası kriterlerin tamamını karşılayan Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin Dünya Mirası alanı ilan edilmesine destek vermeye çağırıyor. Peki yarın siz, paranızı Garanti Bankasına mı yatıracaksınız?

Bu arada Greenpeace’den Türkiye’de bir eylem, Başbakan Erdoğan’a sürpriz ziyaret! Meclis’te AKP’nin Grup Toplantısı’na giren Greenpeace eylemcisi, Başbakan Erdoğan’ın konuşması sırasında pankart açarak hükümetin nükleer planlarına “Hayır” dedi. Başbakan Erdoğan’a “Nükleer İnattan Vazgeç” mesajı veren eylemci, polis tarafından göz altına alındı. Kapalı kapılar ardında, kamuoyu ile paylaşılmadan sürdürülen nükleer görüşmelerin bir örneği de Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Rusya’ya gerçekleştirdiği ziyaret sırasında yaşandı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ve Rusya Başbakan Yardımcısı Igor Seçin’in de katıldığı bir toplantıda iki ülke arasında nükleer santral tesisi yapımı işbirliği ortak beyannamesi imzalandı. Yapılan anlaşmanın detayları ise bugüne kadar kamuoyu ile paylaşılmadı. Bugüne kadar uygulanan enerji politikaları, Türkiye’nin diğer ülkelere ve fosil yakıtlara olan bağımlılığını ortadan kaldıramadı. Alternatif yenilenebilir enerji kaynaklarını görmezden gelen hükümetin, halkı ayağa kaldıran nükleer enerji ve HES’ler – yani Hidroelektrik Santraller, yeni doğalgaz alım anlaşmaları ve planlanan 47 kömürlü termik santral dışında önümüzdeki dönemler için temel bir enerji politikası bulunmuyor. Nükleer santral görüşmeleri ise başka enerji projeleri ile ilişkilendiriliyor. Burgaz-Dedeağaç projesinden hoşnut olmayan Ruslar, daha karlı olduğunu düşündükleri Samsun-Ceyhan petrol boru hattına dahil olmak peşinde. Bu projeye dahil olmak için de Rusya’nın Türkiye ile yapmak istediği başka anlaşmalar için nükleer santral ihalesini önkoşul olarak koyduğu da dolaşan söylentiler arasında. Kapalı kapılar ardında şaibeli olabilecek işlere karşı çıkan, kirli, tehlikeli ve pahalı olduğu kanıtlanmış nükleer enerjiye hayır diyen 1 milyon “radyoaktivist”, http://nukleer.greenpeace.org sitesinde biraraya geliyor.

Muğla Köyceğiz'e bağlı Beyobası beldesinden geçen Yuvarlakçay Irmağı üzerine Hidroelektrik Santrali kurulması planlanıyor. Köylüler farklı yerlerden gelen aktivistleri ile beraber, 300 yıllık anıt çınar ağaçlarının HES inşaatı için kesildiğini söyleyerek eylem yaptı. Gösteriye, Muğla İl Genel Meclisi Başkanı Zeki Köylü ve bazı Muğla İl Genel Meclisi üyeleri de katıldı. Zeki Köylü, burada yaptığı konuşmada, Muğla İl Genel Meclisi tarafından oluşturulan İmar, Tarım, Turizm, Hayvancılık ve Orman Komisyonu’nun Yuvarlakçay’da inceleme yaptığını söyledi. Incelemenin ardından, buranın gerçekten santral yapmaya uygun olup olmadığı belli olacak. Ardından İl Genel Meclisi, raporları ilgili kurumlara göndererek HES'in kurulmasını önleyeceğini ve bunun için ne gerekiyorsa yapacaklarını açıkladı.

Türkiye’de geçtiğimiz hafta korkunç bir olay yaşandı. Fırtına nedeniyle İstanbul Kilyos açıklarında bir gemi ikiye bölündü. Ve ne yazık ki gemiden sızan yakıt ve yağlar, Karadeniz sahillerine ulaştı. Temizleme çalışmalarında 10 ton yakıt toplandı. Gemide 96 ton fuel oil, 25 ton da dizel yakıt bulunuyor. Kazanın yarattığı kirlilik en çok Demirciköy sahili Uzunya plajı ve Cennet Koyu plajını etkiledi. Kıyıda yaklaşık 5 santimetre kalınlığında kirlilik tabakası oluştu. Temizleme çalışmalarında çalışan 105 kişi, yalnızca kıyıya vuran kirliliği temizliyorlar. Kirliliğin yayılmasını engelleyemiyorlar. Kirliliğin etkilerinin uzun yıllar sürmesi bekleniyor. Ve buna karşılık olarak olaya neden olanlar hakkında yalnızca 55 bin liralık para cezası verildi.

Türkiye’de bir türün soyu tükenmek üzere. DHA’nın haberine göre, 44.5 kilometrekarelik bir alana sahip olan Nazik Gölü’nde, inci kefalinin soyu tehlike altında. 71 balıkçı teknesi her gün yasak olmasına rağmen ağlarla tonlarca balık avlıyor. İnci kefali, dünyada sadece Van Gölü’nde yaşıyor. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Su Ürünleri Bölümü ise, bu tehlikeye karşı çalışmalar yürütüyor. Gölde çok sıkı denetimler yapıyorlar. Kullanımı yasak olan manyat ağı kullanımını engellemeye çalışıyorlar. Ayrıca Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na da durumu rapor ediyorlar. Yaptıklarının ise balıkçılığı bitirmek olmadığının altını çiziyorlar. Zaten eğer bu şekilde avlanmaya devam edilirse, yakın zamanda gölde avlanacak balık kalmayacak. Balıkçılıkta önemli olan ise, sürdürülebilirliği sağlamak. Devletin harekete geçerek inci kefali gibi soyu tehlike altındaki balık türlerini de koruma altına alması gerekiyor.

Türkiye’nin GDO Yönetmeliği çocuk oyuncağına döndü! Yönetmelik, yeniden değiştirildi. Son değişiklikle, yönetmeliğin çoğu hükmü, 1 Mart 2010’a kadar uygulanmayacak. Yani, 1 Mart’a kadar, AB kriterlerine uygun GDO’lu ürünler, denetimsiz olarak Türkiye’ye girebilecek. Bu nedenle, bebek mamaları ve çocuk ek besinlerini kullanırken dikkat etmemiz gerekiyor. Çünkü o zamana kadar insan ve hayvan tedavisinde kullanılan antibiyotiklere karşı direnç genleri içeren GDO’lar, bebeklerin ve çocukların yiyecekleri mamalarda da kullanılabilecek.

Geçtiğimiz haftalarda sizlere Kadıköy Belediyesi’nin başlattığı “Naylon poşetlere hayır!” kampanyasından bahsetmiştim. Kadıköy’ü yavaş yavaş başka yerler de takip etmeye başladı. Yalova’da da, naylon poşet kullanımını önlemek için kampanya başlatıldı. Belediye Başkanı Yakup Koçal, 4 oda ve sivil toplum kuruluşları arasında “iyiniyet protokolü” imzalandı. Kampanya çerçevesinde, halka bez torba ve file dağıtılmaya başlandı bile. 23 Ocak’tan itibaren marketlerdeki ve anlaşmaları odalara bağlı bakkallardaki naylon poşetler paralı hale getirilecek. Ardından 3 Nisan’da ise, naylon poşetlerin pazarda kullanılması yasaklanacak. Gezegenin geleceğini düşünen bu önemli adımları için tüm bu kampanyayı gerçekleştiren ve katkıda bulunan herkesi kutluyoruz.

Aylin Aslım da radyoaktivist oldu! Aylin Aslım, Greenpeace’in yürüttüğü I Lovve Nuclear kampanyasını destekliyor. Aylin Aslım, mesajında nükleer enerjinin Türkiye ve gezegenin geleceği için ne kadar yanlış bir seçim olduğunu anlattı. Nükleerin kirli, eski, verimsiz ve pahalı olduğundan bahsetti. Yeniden bir Çernobil yaşamamak için güvenli ve temiz enerjilere yönelmemiz gerektiğini söyledi. Ve tabii asıl önemlisi, bunun bizim seçimimiz olduğunu… Siz de www.ilovvenuclear.org adresine girin, Aylin Aslım’la radyoaktivistlerin arasına katılın!

Türkiye Su Meclisi, Rize'de ilk toplantısını gerçekleştirdi. Meclis'in amacı, 81 ilden çevre kuruluşlarını bir araya getirerek, Türkiye'nin su politikalarına tepki göstermek. Toplantının ardından, Su Meclisi Genel Kurulu'nun hazırladığı Su Manifestosu yayınlandı. Manifestoda, suyun öneminden ve ülkemizde su varlığına nasıl zarar verildiğinden bahsedildi. Suyun ticari bir mal olmadığına değinilirken, su varlığını esas kurutanın barajlar ve hidroelektrik santralleri olduğu açıklandı. Suya erişimin ve doğa hakkının, Anayasayla güvence altına alınması ve kamu tarafından sahiplenilmesi talep edildi. Türkiye Su Meclisi, bu değişiklik gerçekleşene dek, tüm baraj projelerinin durdurulmasını istiyor. Onlara katılmamak mümkün değil.....

Gezegenin geleceği için toplu çağrılar yalnızca ülkesel değil, küresel boyutlarda sürmeye devam ediyor. Dünya Saati uygulaması, 3 yıl önce dünya genelinde başlatıldı ve her yıl, daha da çok insan Dünya Saati'ne katılıyor. WWF - Türkiye Genel Müdürü Tolga Baştak, Dünya Saati'nin esas amacının, insan etkinliklerinden kaynaklanan küresel ısınmanın yavaşlatılmasına dikkati çekmek olduğunu söyledi. WWF, bu eylemi 2007 yılında Avustralya'da başlattı. Geçen yıl ise eyleme, 88 ülkeden 4 bin 159 şehirde katılım oldu. Baştak, ışıkları söndürülen yapılar arasında Eyfel Kulesi, Mısır Piramitleri, Çin Olimpiyat Stadyumu, Brezilya İsa Heykeli ve Sidney Opera Binası gibi mekânların da yer aldığını belirtti. Bunların neden aydınlatılması gerektiği ise ayrı bir sosyolojik konu, ama herneyse, bu yıl, eyleme 100'ün üzerinde ülkede 1 milyar kişinin katılması bekleniyor. Bu yılki eylem, 27 Mart Cumartesi günü yerel saatle 20.30'da başlayacak ve her zamanki gibi bir saat sürecek. Hükümetin iklim değişikliğine karşı sessiz ve hareketsiz kaldığı Türkiye'de eyleme katılım, hükümete konuyla ilgili çağrıda bulunmak için çok önemli.

Başbakan Erdoğan’ın, kulakları sivil toplumdan yükselen çağrılara tıkalı. Türkiye, ne yazık ki nükleer santral konusunda hala Rusya ile görüşüyor. Erdoğan, Rusya Başbakanı Vladimir Putin ile toplantı gerçekleştirdi. Ardından iki ülke, ne olduğu henüz anlaşılamamış ve açıklanmayan bir belge imzaladılar. Erdoğan, altyapı çalışmaları tamamlanınca projeye hızla başlayacaklarını açıkladı. Oysa ki santral projesiyle ilgili olarak, daha önce Danıştay iptal kararı vermişti. Hükümet son üç yıldır, sivil toplumun, Mersin ve Sinop'ta yaşayan vatandaşların, bilim insanlarının tepki ve kaygılarını dikkate almıyor. Planların tartışıldığı demokratik bir ortam yerine, kapalı kapılar ardında gizli görüşmeler yapılıyor. Bu görüşmeler, Türkiye'nin geleceğini belirliyor. Üzerinde anlaşılan ve imzalanan belge, henüz kamuoyuyla paylaşılmadı. Bu gizlilik 'bu işin arkasında başka işler mi var?' sorusunu getiriyor.
Yenilenebilir Enerji Kanunu, geçtiğimiz yıl TBMM’de görüşüleceği gün geri çekilmişti. Gerekçe olarak ise hükümetin temiz enerjilere teşvik sağlayamayacağı belirtilmişti. Ancak aynı hükümet, devlet ortaklığından hazine garantilerine kadar her türlü imkânı kirli nükleer enerjiye sağlamaktan bahsediyor. Tüm bu teşvikler bizim vergilerimizden, yani bizim cebimizden sağlanıyor. Kendi cebimizdeki parayı kirli enerjilere yatırmalarını istiyor muyuz? Yoksa bu parayla yenilenebilir enerjilere destek sağlanarak sürdürülebilir bir gelecek mi yaratmak istiyoruz? Eğer siz de 'nükleere hayır' ‘temiz enerjiye evet’ demek istiyorsanız www.ilovvenuclear.org'a girin, sesinizi duyurun!

Haftabaşında, dünyanın en ünlü ekonomistlerinden Profesör Lord Nicholas Stern’in Karbon Saydamlık Projesi kapsamında Türkiye’ye geldiğinden bahsetmiştim. Stern, dünyayla ilgili çok önemli bir o kadar da korkutucu öngörülerde bulundu. Stern’e göre, eğer yüzyılın sonuna kadar tüketim ve enerji kaynakları seçimlerimizle ilgili hiçbir şey değişmezse, Akdeniz’in güneyi Sahara Çölü gibi olacak. Dünyanın güneyi ise sular altında kalacak. Yani dünya haritası, fiziksel olarak değişecek. Stern, ortalama sıcaklık artışının 2 derecenin üstüne çıkması halinde felaket yaşanacağının altını çizdi. Küresel karbon salım hacmi şu anda 50 milyar ton. Stern’e göre, bunun 2050’ye kadar 20 milyar tonun altına çekilmesi gerekiyor. Yani bir enerji devrimi yapılmalı. Çünkü yüksek karbonlu büyüme, aslında ekonominin sonu hazırlıyor. Bu nedenle düşük karbon ekonomisine geçiş yapmak zorundayız. Stern, Türkiye’nin stratejik bir konumda olduğunu ifade etti. Ayrıca rüzgar ve güneş ülkesi olduğu için bu kaynaklardan yararlanmasının çok önemli olduğunu da özellikle belirtti. Stern’in bu sözleri, Greenpeace’in Enerji Devrimi raporunu sonuçları ile tam tamına örtüşüyor.

Bu arada Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Türkiye’nin rüzgar ve güneş potansiyelini görüyor görünüyor. Yıldız, CHP’nin yenilenebilir enerjilerle ilgili verdiği soru önergesini yanıtladı. Buna göre, Türkiye, 2023’e kadar enerji ihtiyacının %30’unu yenilenebilir enerjilerden karşılamayı hedefliyor. Yıldız’a göre, rüzgar enerjisi kurulu gücünün 2023’e kadar 20 bin megavata çıkarılması düşünülüyor. Güneş enerjisinin de kullanımının yaygınlaştırılması ve teknolojik gelişmelerin yakından takip edilmesi hedefleniyor. Fosil yakıt kullanımının da azaltılması gündemde. Sonuçları görmeyi dört gözle bekliyoruz. Yalnız Sayın Yıldız’ın hidroelektrikten sağlanan enerji ile nükleer enerjiyi de yenilenebilir enerji sınıfına sokması çok yanlış. Küçük ölçekli HES’lerin dahi çevrelerindeki toprağı kurutması ve suyu tüketmesinin çok kısa bir süre aldığından daha önce bahsetmiştik. Nükleer enerjinin ise zararlarını zaten hepimiz biliyoruz. Siz de “Rüzgar, güneş bize yeter” diyorsanız, www.ilovvenuclear.org’a girin, siz de radyoaktivistlerin arasına katılın.

Bugün çevre haberlerinde biraz içe bakalım ve bakalım neler oluyor ülkemizde. Yıllardır çevresine verdiği korkunç zararı dile getirdiğimiz Afşin-Elbistan Termik Santrali'nin tarım arazilerine zarar verdiği Yargıtay tarafından karara bağlandı. Santrale karşı dava açan bir çiftçi, 110 bin lira tazminat kazandı. Çiftçi Mehmet Yağcı, diğer birçok mağdur gibi, Afşin-Elbistan Termik Santrali'nin baca gazı arıtma tesisi olmadan çalışarak arazisine zarar verdiği iddiasıyla dava açtı. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi’nden bilirkişi heyetinin aldığı numuneler, Tarım Bakanlığı laboratuvarlarında incelendi. Sonuçlar, çoğu arazide yüzde 10'luk bir değer kaybı olduğunu gösterdi. Yerel mahkeme de bu yönde karar verdi. Ardından Yargıtay’a giden ilk dava olan Mehmet Yağcı’nın durumuna ilişkin verilen kararı Yargıtay onadı. Bu kararın önemi büyük, çünkü konuyla ilgili Yargıtay’ın verdiği ilk karar olduğu için emsal teşkil edecek. Yerel mahkemede aynı taleple açılmış 160 dava ve Yargıtay’da bekleyen onlarca dava var. Bu karar, tüm bu davaların da sonuçlarını etkileyebilecek bir örnek olacak. Aynı şekilde, termik santralin korkunç zararlar verdiği diğer yerlerde de insanların hakkını hukuki yollardan aramaları için bir teşvik niteliğinde olacak.
Doğu Karadeniz’de Hidroelektrik Santrallere karşı mücadele veren muhtarlar ise ne yazık ki mücadelelerinde henüz sonuç alamadılar. Radikal gazetesinin haberine göre, Doğu Karadeniz Senoz Vadisi’nde 11 köyün muhtarı, 2008’de Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Bölge Kurulu’na başvurmuş ve Senoz’un sit alanı ilan edilmesini istemişti.
Ancak 1,5 yıl sonra, geçen hafta Rize’nin Çayeli ilçesine kurul, taşocakları ve yapımı devam eden HES projelerinin vadiyi olumsuz etkilediğini söyledi. Bu nedenle alanın sit alanı özelliklerini yitirdiğine karar Verdi. İnşaatlar, aksine verilen mahkeme kararlarına rağmen sürüyor. TEMA Rize Temsilcisi Nevzat Özer, iki HES projesinde yürütmeyi durdurma kararı verildiğini, yine de inşaatın devam ettiğini söyledi. Doğal Sit alanı olan yerlerde bile, HES atağı nedeniyle Çevresel Etki Değerlendirme raporuna gerek duymadan inşaatlara başlandığını da ekledi. Dünyanın en güzel vadilerini barındıran Doğu Karadeniz’in böyle acımasızca katledilmesi ve hukuken buna “Dur” denmiş olmasına rağmen katliamın devam etmesi hukuk devletinin nerede olduğu sorusunu gündeme getiriyor. Acilen hukuk kararları uygulamaya geçilmeli veya uygulamayanlar hakkında kanuni işlem başlatılmalı.
Dün, ülkemize iklim çok önemli bir ekonomi profesörü, Nicholas Stern, Karbon Saydamlık Projesi’nin açılış konuşmasını yapmak için geldi. Stern, Grantham İklim Değişikliği ve Çevre Enstitüsü Başkanı, ayrıca London School of Economics’te profesörlük yapıyor. 2006’da Brown’ın isteği üzerine iklim değişikliğinin maliyetini araştırmıştı. Konuyla ilgili hazırladığı 700 sayfalık Stern Raporu, tüm dünyada büyük ses getirmişti. Karbon Saydamlık Projesi ise, 2000’den beri, şirketlerin karbon ayak izini görülebilir hale getirmek için dünyanın birçok ülkesinde yürütülüyor. Yani şirketlerin sera gazı salımlarını ve iklim değişikliği ile ilgili politikalarını yatırımcılara açıklamaları sağlanıyor. Türkiye’de projeyi, Akbank ve Sabancı Üniversitesi yürütecek. İlk yıl, İMKB’de işlem göre ve ISE-50 endeksindeki 50 şirket, karbon ayak izlerini açıklamaya davet edilecek. Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı, 2020’de küresel gayri safi milli hasılanın %20’sinin iklim değişikliğinden kaynaklanan zararların telafi edilmesine ayrılacağını söyledi. Amaç ise, bu kaybı en aza indirmek. Bunun için biran önce enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji şart.
Bu bağlamda Belediye Başkanları, birer birer yenilenebilir enerjilere dönmek için adımlar atıyor. Denizli Akköy İlçesi Belediye Başkanı Abdullah Kılbıyık, verimsiz arazileri güneş paneli tarlalarına çevirmek istediklerini söyledi. Denizli'nin yıllarca pamuk ambarı olan Akköy İlçesi'nde zaman içerisinde pamuk tarlalarının boş kaldı. İlçe ekonomisi zarar gördü. Kılbıyık, boş tarlalara güneş panelleri kurulmasını ekonomiyi canlandırmak için istiyor. Bunun için Pamukkale Üniversitesi'ne başvurdu. Üniversite, temiz enerji çalışmaları yürütüyor. Hatta ısınmadan, elektrik üretimine kadar her alanda güneşten yararlanılan bir Güneş Evi projesini de hayata geçirdi. Güneş tarlaları projesi de hayata geçirilmek üzere. Akköy Belediyesi’nin bu çalışmasının tüm belediyelere örnek olmasını diliyoruz. Türkiye, Elektrik İşleri Etüt İdaresi’nin araştırmasına göre yılda ortalama 2 bin 640 saat güneş alıyor. En çok güneş alan Güneydoğu, Akdeniz ve Ege Bölgeleri. Tüm Belediye Başkanları’nın Güneş İçin Belediye Başkanı olmaması için hiçbir sebep yok. Tercihinizi nükleerden değil güneşten yana koyun ve www.ilovenuclear.org adresinde siz de bir radyoaktivist olun.


Bugün Türkiye’den güzel bir haberle başlıyoruz. Kadıköy Belediyesi, Aralık ayında, Plastik Torbaya Hayır! Kampanyası başlatmıştı. Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk’ün de katıldığı toplantıda, 1 Mart itibarıyla Kadıköy ilçesi sınırları içinde plastik torba, yani naylon poşet kullanımı yasaklanacağı açıklandı! Kadıköy Belediyesi plastik torbaları çevre kirliliğinin ve küresel ısınmanın nedenlerinden biri olarak gösterdi. Ayrıca bu torbaların, katı atık depolama sahalarının verimliliğinin azalmasına ve petrol türevlerinden yapıldığı için de yenilenemeyen bu hammaddelerin tükenmesine neden olduğuna da değinildi. Kampanyanın hedefinin de, vatandaşların eskiden olduğu gibi alışverişe giderken, çevre dostu file ve bez torbaları yanlarında götürmelerini sağlamak ve çevrenin korunmasına hizmet etmek olduğu belirtildi. Ordu Valiliği’nin ardından Kadıköy Belediysi’nin İstanbul’un önemli ilçelerinden birinde aldığı ve gerçekleştireceği karar için tebrik ediyoruz.
Konuya ilişkin Açık Radyo programcılarından Oya Ayman’ın National Geographic Türkiye Dergisi’nin Ocak sayısında yayınlanan yazısına göre, kağıt torbalar da plastik torbalara çözüm değil ve çok daha fazla enerji ve su harcanmasına neden oluyor. Nitekim biyobozunur polyester poşetler de diğer plastik poşetlerden 2 kat daha fazla sera gazı salıyor. Halbuki pamuklu bez çantalar sera gazı salımında diğer plastik poşetlerle başabaş, fileler ise çok daha az. Ancak bu eşitlik sizi aldatmasın. Çünkü bez torba ve fileleri tekrar tekrar yıllarca kullanmak mümkün. Zaten gerçek sorun “kullan at” alışkanlığında. Hatta bence “kullan at” 90 kuşağının yerleşmiş kültürü. Yapmamız gereken ise tekrar tekrar kullanmak ve plastik torbadan vaz geçmek, sırt veya omuz çantamıza ayrıca bir file, bir bez torba koymak. Herkesi Ordulu ve Kadıköylü vatandaşlara katılmayı ve valiliklerden, belediyelerden plastik torbaları yasaklamalarını istemeye çağırıyorum. Eylem kendi mahallemizde başlar.

Doğa Derneği’nin “Urfa’nın Bozkırları” projesi kapsamında koruma altına alınan türler ve doğa korumanın önemi, yeni yılın ilk gününde tüm Şanlıurfa’da Cuma hutbesinde anlatıldı. Hutbeyi, Doğa Derneği, Çevre ve Orman Bakanlığı birlikte hazırladı. Hutbede, Urfa’nın ceylan, sırtlan, kelaynak, çöl varanı, çizgili ishak kuşu gibi koruma altına alınan türlerin öneminden bahsedildi. Ayrıca, herkesin doğayı koruması için çağrıda bulunuldu. Cuma hutbesinde doğa korumanın önemi anlatılırken ”Bölgemizde yaşayan hayvan türlerinden ceylan, sırtlan, kelaynak, çizgili ishak, çöl varanı ve pek çok kuş türünün nesli tükenme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bizler en büyük zenginliklerimizden çevremize, bitkilere ve hayvanlara karşı daha duyarlı olmalıyız. Bölgemizde özveri ile çalışanlara destek verilmeli ve onlarla beraber koruma çalışmalarını desteklemeliyiz. Onların varlık halkasındaki yerlerini ve taşıdıkları önemi kavramalı ve nesillerimize bu şuuru aktarmalıyız.” denildi. Doğa Derneği’nin Şanlıurfa’da yürüttüğü doğa koruma çalışmaları, dört yıldır sürüyor. Bölgedeki köylüler de çalışmalara destek veriyorlar.

Öte yandan hükümet, baraj sevdasından doğaya zarar vermeye devam ediyor. Doğa Derneği’nin yaptığı açıklamaya göre, Edremit Körfezi’nde bulunan Türkiye’nin en önemli yarasa mağarasının girişi Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından kapatıldı. Ayrıca 1995’te yapımına başlanan ve Havran Barajı için de su tutmaya başlandı. Mağara ise, barajın su toplama havzası içinde yer alıyor. Bakanlık, yarasaların yapay mağaraya taşındıklarını söylese de, içeri girişlere izin vermediği için bundan emin olmak mümkün değil. Yani Çevre ve Orman Bakanlığı, taraf olduğu uluslararası Bern Sözleşmesi ve Hayvanları Koruma Kanunu’nu ihlal ediyor. Mağara,10 türden 20 bin yarasaya ev sahipliği yapıyordu.

Hasankeyf’i sular altında bırakmak için hükümet, çalışmalarına devam ediyor. Önce Dünya Bankası, ardından da Avrupa’daki yatırım bankaları doğaya ciddi zararlar verecek olan bu projeden çekildiklerini açıklamıştı. Ancak hükümet, nükleer sevdası gibi anlamsız bir sevda olan Ilısu Baraj projesini, tüm çağrılara rağmen hayata geçirmeye çalışıyor. Doğa Derneği, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun, Ilısu baraj projesinin hayata geçirilmesi için gerekli krediyi yerli bankalardan sağlamaya çalıştığını duyurdu. Bu bankalar arasında Garanti Bankası ve Akbank da bulunuyor. Bakan, bu ay içinde bankalardan biriyle anlaşma yapmayı umuyor. Doğa Derneği, Hasankeyf’in dünyanın en önemli kültür ve doğa miraslarından biri olduğunu bu bankalara hatırlattı. Ancak her iki bankadan da cevap alınamadı. Hasankeyf, UNESCO dünya mirası kriterlerinin onda dokuzuna uyan dünyadaki tek yer. Garanti Bankası, çevre koruma projeleriyle tanınıyor. Akbank ise BM Küresel İlkeler Sözleşmesi’ni imzalayan bir banka. Bu nedenle ikisinin de bu yanlışa düşmeyeceğini ve hatta hükümeti bu yanlıştan geri döndürebileceğini umuyoruz. Ayrıca dileriz, Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin Dünya Kültür Mirası listesine dahil edilmesi için bir an önce UNESCO’ya başvuru yapılır.

16-17 Ocak 2010’da Rize İkizdere’de Türkiye Su Meclisi’nin Genel Kurulu ilk kez toplanıyor. Türkiye Su Meclisi, Türkiye’nin yürürlükteki su politikalarının gezegenin geleceğini tehlikeye soktuğuna inanan tüm sivil toplum kuruluşları ve eylemcilerden oluşuyor. Meclis, suyun yönetimiyle ilgili yanlış uygulamaları engellemek ve suyun akılcı kullanımını sağlamak amacıyla çalışacak. Meclisin Geçici Yürütme Kurulu, toplantı öncesi açıklama yaptı. Türkiye Su Meclisi, su döngüsünün bozulmasına sebep olan faaliyetlerin bitmesi gerektiğinin, suyun ticari bir mal değil doğanın bir parçası olduğunun ve sürdürülebilirliğinin insanlık için şart olduğunun altını çizdi. Bu nedenlerle, havza planlaması yapılmamış projelerin durdurulmasını ve gerekli hukuki düzenlemelerin yapılarak ciddi yaptırımlara bağlanmasını talep ediyorlar. Rize’den çıkacak kararları ve eylem planını merakla bekliyoruz.

Dün, Danimarka Başkonsolosluğu önünde bir araya gelen Greenpeace eylemcileri, Kopenhag’ta tutuklanan Greenpeace eylemcilerinin serbest bırakılmasını istedi. Eylemciler, Danimarka Başkonsolosu Keld Mosgaard Christensen’e yazılan ve Danimarka hükümetini iklim eylemcilerini serbest bırakması için harekete geçmeye çağıran bir mektubu konsolosluk görevlisine verdiler. Konsolosluğun önünde mum yakan eylemciler, üzerinde Kopenhag’da liderlere harekete geç çağrısı yüzünden hapiste olan eylemcilere, Türk halkından gelen destek mesajlarının yazılı olduğu Danimarka bayrağı şeklindeki pankartı da konsolosluk görevlilerine teslim ettiler.
İklim suçluları olan sözde liderler dışardayken, iklim aktivistleri ailelerinden alıkoyulalı neredeyse 3 hafta oldu. İnsan haklarını bu derece ihlal eden Danimarka hükümeti itibarını git gide daha da fazla kaybediyor. Türk halkı Danimarka polisinden, insanlık adına hareket eden iklim eylemcilerine uygulanan bu orantısız ve haksız cezayı durdurmasını istiyor.

Türkiye'nin büyük şehirlerinin yapamadığı kampanyayı Ordu Valiliği başlattı. Ordu Valiliği, doğaya zararlı oldukları için naylon poşetlerin kullanılmaması için kampanya başlattı. Ve Ordulular'a bez torba dağıttı. Kampanya, Ordu Üniversitesi'nin de işbirliğiyle başladı. Bez torba dağıtılan vatandaşlar, naylon torbanın zararlarıyla ilgili bilgilendirildi. Peki naylon poşetler dünyaya nasıl zarar veriyorlar? Çoğu kişinin düşündüğü gibi, naylon poşet, yalnızca çöp haline geldiğinde zarar vermiyor. Üretim süreci en kirletici sanayi kollarından da bir tanesi. Çünkü üretimi için çok fazla su gerekiyor. Bu da nehirlerin akış rejimlerini bozarak, doğal yaşama zarar verir. Çöp haline geldiğinde ise depolanması çok zahmetli ve yine doğal yaşam için tehlikeli. Tüm dünyada 1982'de kullanılmaya başlanan çöp torbası, Türkiye'ye 80'lerin sonunda ulaştı. Yalnızca İstanbul'da, günde 10 bin ton çöp üretiliyor. Bunun %10'unu ise naylon poşetler oluşturuyor! Bu tehditi ortadan kaldırmak için, özellikle 2000'lerden itibaren birçok ülke harekete geçti. Avustralya'da 2008'den beri süpermarketlerde naylon poşet kullanılmıyor. Çin'de ise ince plastik torba üretimi yasaklandı! İrlanda, naylon poşete yüksek vergi koyunca, kullanım %95 oranında azaldı. Selde su akışını kestiği için Bangladeş-Dakka'da tamamen yasaklandı. Güney Afrika, Almanya ve Kanada'da naylon poşet, ücret karşılığında alınıyor. İngiltere ise bez çanta uygulamasıyla talebin %70 düşmesini sağladı. Ortalama 12 dakika kullandığımız naylon poşetin denizleri de kirlettiği ve deniz canlılarının poşetleri yutup, zehirlenerek öldükleri de göz önünde tutulursa, gerçekten naylon poşet kullanmaya değer mi? Bez torbalar, birçok süpermarkette ve dükkanlarda satılmaya başlandı. Ucuza elde edip uzun yıllar kullanabileceğimiz bez torbaları tercih etmemiz, gezegenin geleceği için önemli bir tüketim alışkanlığı değişimi.

ŞUBAT
Lavaboya döktüğümüz yağlar, kanalizasyon sistemine, oradan da en sonunda denize ulaşıyor. Ardından, su yüzeyini kaplayarak, sudaki oksijeni tüketiyor. Bu nedenle, Bitkisel Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği'ne göre, atık bitkisel yağlar, biyodizel ve elektrik santrallerinde yakıt olarak kullanılabiliyor. Sarıyer Belediyesi de sınırları içindeki tüm lokantalar ve yemek fabrikalarından toplanacak bitkisel atık yağların ekonomiye tekrar kazandırılması için bir protokol imzaladı. Sarıyer Belediyesi, geçen yıl topladığı 33 tonla en çok bitkisel atık yağ toplayan belediye olmuştu. Bu protokolle, 2010 yılı içinde 180 ton bitkisel atık yağ toplanması hedefleniyor. Şimdilik, lokantalar gibi büyük işyerlerine dağıtılan özel bidonlarla atık yağların geri dönüşümü sağlanacak. Bir ileri aşamada ise evlere de kavanoz dağıtılması planlanıyor. Eşim ve ben de evde ve bütün apartmanda biriktirerek bu yağları bir firmaya teslim ediyoruz. Bu basit çaba bile, gezegenin ve denizlerimizin geleceği için kişisel olarak yapabileceklerimizin başında geliyor.

İstanbul'dan, 'çöpsüz bir dünya' sloganıyla 1 Şubat'ta bisikletiyle yola çıkan Bulgaristan vatandaşı Vyacheslav Stoyanov, Muğla'nın Fethiye İlçesi'ne geldi. Fethiye'ye kadar 2 bin 117 kilometre yol yapan Bulgar bisikletçi, Suriye, Fas, Lübnan, Ürdün, Tunus, İspanya, Fransa ve İtalya gibi ülkelerden geçerek turunu yine İstanbul'da tamamlayacak. O zamana kadar 23 bin kilometre yol kat etmiş olacak. Amacı ise ‘Çöpsüz bir dünya’ ve bisiklet kullanımının mümkün olduğunu göstermek. 2009’da Factor Foundation'un organizasyonunda bisikletiyle 6 bin kilometrelik Karadeniz sahilini 45 günde bitirmişti. Aynı yıl 4800 kilometrelik Yunanistan sahilini 39 günde tamamlamıştı. Stoyanov, 23 bin kilometrelik Akdeniz sahil turunu ise 10 ay içinde bitirmeye çalışacak.
Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Türkiye'nin en büyük dördüncü gölü olan Eğirdir Gölü için önemli projeleri olduğunu söyledi. Bakan Eroğlu, göl çevresindeki yerleşim alanlarını ekolojik köy haline getirmeyi düşündüklerini belirtti. Konuyla ilgili olarak TÜBİTAK’la da bir protokol imzaladıklarını söyledi. Eğer proje hayata geçirilebilirse, bu yıl içinde tamamlanması bekleniyor. “Yavaş şehir” ünvanını alan Seferihisar’ın ardından bir de ekolojik köyler ağına sahip olabiliriz, ancak bunun devlet eliyle ve TÜBİTAK’la yapılması ilginç, umuyorum Buğday Ekolojik Yaşam Derneği gibi sivil toplum kuruluşları bu çalışmaların ortağıdır.
Adana'da engelli hayvanlar için özel bakımevi kuruldu! Hayvan Hakları Federasyonu Ulusal Koordinatörü Nesrin Çıtırık, diğer yerel yönetimleri de engelli hayvanlar için kalıcı engelli bakımevleri yapmaya davet etti. Adana Büyükşehir Belediyesi Doğayı ve Hayvanları Koruma Derneği Hayvan Barınağı’nda oluşturulan özel bakımevinde, görme ve yürüme engelli 300 köpek bakılıyor. Köpeklerin 28’i çevre illerden getirildi. Bakımevinin amacı ise felçli, kör, işkence sonucu ruh sağlığı bozulmuş hayvanlara hizmet vermek. Türkiye’de hayvan haklarının gelişmesi için bu çok önemli bir değişiklik. Emeği geçen herkesi kutluyoruz.
İstanbul bir ekolojik pazara daha kavuşuyor! Beylikdüzü %100 Ekolojik Pazar, Beylikdüzü kapalı pazar yerinde yani Beylik Pazarı’nda, Salı günleri düzenlenecek. Pazar, bugün konserler, şenlikler ve ekolojik atölyelerin yapıldığı bir açılışla ilk gününü tamamladı. Beylikdüzü %100 Ekolojik Pazar, Buğday Derneği işbirliğiyle açılan diğer pazarlarda olduğu gibi, sadece ekolojik sertifikalı ürünlerin satıldığı bir halk pazarı değil, şehir içinde ekolojik yaşam merkezi olmayı planlıyor. Burada ekolojik sertifikalı meyve sebzelerin yanısıra bakliyat, ekmek, temizlik malzemesi, kozmetik, giysi de bulmak mümkün. Buğday Derneği, ekolojik pazarların yaygınlaşması için hem İstanbul hem de Türkiye’nin diğer şehirlerindeki belediyelerle görüşmelerimiz devam ediyor. İstanbul’un ilk %100 Ekolojik Pazarı yaklaşık 4 yıl önce Şişli’de açılmıştı. Dileriz ekolojik pazar kültürü, bir an önce Türkiye geneline yayılır. Hem yediğimiz besinin nereden geldiğini bilmemiz, hem gıda güvenliği, hem de üretici-tüketicinin doğrudan ilişki kurması açısından ekolojik pazarlar son derece önemli.
Rize'de, Tek Gıda-İş Sendikası Bölge Başkanlığı toplantı salonunda , 9 ilden 36 platformun 57 temsilcisinin katıldığı Derelerin Kardeşliği Platformu Bölge Koordinasyon Kurulu Toplantısı gerçekleştirildi. Toplantı sonunda yayımlanan bildiride yine konu hidroelektrik santralleriydi. Platform, planlanan ve yargı kararlarına karşın yapımı devam eden HES projeleri ile iletim hatları nedeniyle yaşam alanlarının büyük ölçüde tahrip edildiğini belirtti. Sudan elde edilmeye çalışılan enerjinin alternatifi olduğuna, oysa doğamızın alternatifi olmadığına değinildi. Türkiye Su Meclisi’nde de belirtildiği gibi suyun ticari bir mal değil, tüm canlıların yaşamını sürdürebilmek için ulaşmaya hakkının olduğu doğal bir varlık, ekolojik sistemin bir parçası olduğunun altı çizildi. Milyonlarca yıldır varlığını sürdüren, suyun beslediği ekosistemleri yok edecek HES projelerinin, yenilenebilir temiz enerji olarak görülmemesi gerektiği de özellikle belirtildi. Platform, Senoz Vadisi başta olmak üzere mahkemelerce verilen durdurma veya iptal kararlarının derhal uygulanması çağrısında bulundu.

Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu geçtiğimiz hafta Gaziantep’te nükleer enerjiye dair görüşlerini ‘açıkca’ dile getirdi. Eroğlu önce nükleer enerjinin çevreci olduğunu iddia etti. Hatta daha da ötesinde bu enerji kaynağının temiz olarak bilindiğini söyledi. Ancak Eroğlu sözlerine devam ettikçe oldukça tutarsız bir tablo çizdi. Birkaç dakika önce nükleer enerjinin çevreciliğinden ve temizliğinden dem vuran sayın Bakan ‘Biz sanki nükleer enerji tesisi kurmasak nükleer serpinti ve kazalardan korunacak mıyız’ diye sordu.. Eroğlu, böylece nükleer enerjinin tehlikelerini farkında olmadan itiraf etti. Enerji Bakanlığı’nın kendi verilerine göre planlanan enerji yatırımlarımızın hemen hemen yarısını yapacağımız iki nükleer santralden toplam enerji ihtiyacımızın %4'ünü karşılayacağız. Bu arada Bakanlık enerji açığımızı daha fazla doğalgaz, ithal kömür ve petrol alımı yaparak karşılamayı hedefliyor. Peki Yenilenebilir Enerji Kanunu’nu TBMM’de görüşüleceği gün geri çektirerek bu tablonun değişmesini engelleyen ve kirli enerji kaynaklarına mahkum olmamıza sebep olanlar kimler? Bunun araştırmasını sevgili dinleyicilere bırakıyorum… araştırırken yolunuz düşerse sizleri http://nukleer.greenpeace.org adresine bekliyoruz, nükleere karşı harekete geçmek için imza atmaya çağırıyoruz.

Hasankeyf'i sular altında bırakacak projeden desteğini çeken Almanya, Avusturya ve İsviçre'nin ardından şimdi de Avrupa Parlamentosu da Hasankeyf’in yok olmaması için çağrıda bulundu. Yeni yayımlanan Türkiye İlerleme Raporu, Ilısu Barajı projesiyle ilgili tüm faaliyetlerin derhal durdurulması gerektiğini söylüyor. Ilısu Barajı'nı finanse etmeyi planlayan Avrupalı kredi kuruluşları ile yapılan anlaşmaya göre; kredinin sağlanabilmesi için Çevre ve Orman Bakanlığı'nın, biyolojik çeşitlilik ve kültürel miras ile ilgili konularda önceden anlaşılan 153 şartı yerine getirmesi gerekiyordu. Şartların yerine getirilmemesi nedeniyle Almanya, Avusturya ve İsviçre projeye olan kredi garanti desteğini geri dönüşsüz olarak 2009 yılının Temmuz ayında geri çekti. Sivil toplum kuruluşları da, hükümetten baraj projesinden vazgeçmesi, Hasankeyf ve Dicle Vadisi'ni UNESCO Doğal ve Kültürel Miras listesine dahil etmesini talep ediyor. Bir alanın Dünya Mirası Listesi'ne alınması için UNESCO tarafından belirlenmiş 10 kriter mevcut. Bir yer, 10 kriterden bir tanesini bile karşılasa listeye dahil edilme imkanı buluyor. Hasankeyf ve içinde bulunduğu Dicle Vadisi ise 10 kriterin 9'unu karşılıyor.

Hasankeyf’i sular altında bırakacak olan Ilısu Baraj projesiyle ilgili, Diyarbakır İdare Mahkemesi, önemli bir karara imza attı. Hasankeyf’teki tarihi eserlerin taşınacağı ‘Yeni Hasankeyf’in kamulaştırılmasıyla ilgili verilen karar, köylülerin açtığı davayla iptal edildi. Kararın gerekçesi ise eserlerin taşınacağına dair bir karar olmaması. Ilısu Barajı’nın sular altında bırakacağı Hasankeyf’teki tarihi eserlerin, bölgenin birkaç kilometre uzağında ‘Kesmeköprü’ adlı köye taşınması planlandı. Bu nedenle, devlet önce köylülerden arazilerini satmasını istedi. Razı olmayan köylünün mülkü, Bakanlar Kurulu kararıyla 2008’de kamulaştırıldı. Karara itiraz eden köylülerin açtığı davada mahkeme, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na tarihi eserlerin taşınması konusunda bir karar olup olmadığını sordu. Bu yönde bir karar olmadığını öğrenen mahkeme, gelen cevabı gerekçe göstererek kamulaştırma kararını hukuka uygun bulmadı ve kararı iptal etti. Hasankeyf’I sular altında bırakmaya çalışanlarla ilgili akıllarda gitgide daha çok soru işareti oluşmaya devam ediyor.

Beyobası'nda ciddi bir çevre mücadelesi 50 gündür kararlı bir şekilde devam ediyor! Muğla'nın Köyceğiz ilçesine bağlı Beyobası beldesindeki Yuvarlakçay Irmağı'na kurulacak olan hidroelektrik santraline tepki gösteren köylüler, 50 gündür "çevre" nöbeti tutuyor. Santralin kurulması için ağaç kesimi başladıktan sonra, Pınarköyü sakinleri, bölgeye çadırlar kurdular. Şu anda nöbette 60'ı kadın ve çocuk 100 kadar kişi var. Kesilen ağaçların yaşları 150 ile 300 arasında değişiyor, yani hepsi “anıt ağaç” statüsünde. Çocuklar, her kesilen ağaç için bir çınar fidani ekti. Köylüler, suyun kendileri için hayat demek olduğunu, bunun da paradan çok daha değerli olduğunu ifade ediyor. Muğla Valiliği ise, HES'in kurulması için gerekli ön izinlerin çıktığını söylüyor. Gezegenin geleceğini ve bölgede yaşayanların fikrini önemseyen hiç kimse, böyle bir projeyi hayata geçiremez.

İşte geleceğini bu şekilde ipotek altına almayı reddeden Sinop halkı da, bu nedenle harekete geçti. Greenpeace'in I Lovve Nuclear kampanyasını duyduktan sonra, Sinop'ta harekete geçmeye karar veren Halil Can İnce, İlker Günay ve arkadaşları, kendileri gibi nükleersiz bir Sinop hayal eden insanlara ulaşmak için, insanları Greenpeace'in imza kampanyasına destek vermeye çağırdı. Daha ilk günden, kötü hava şartlarına rağmen 800 imza topladılar. 3 günde bu sayı 1200'e ulaştı. Onlar, kendi deyimleriyle “herkesin içinden düşündüğünü sesli olarak söylediler. Topladıkları imzalarla da bunu somutlaştırdılar.”
Sinop, bununla da kalmadı. Geçen hafta Mecliste Greenpeace'in “Mersin ve Sinop Nükleer Santral İstemiyor” yazılı bir pankart açmasının ardından, Başbakan pankart hakkında “paçavra” yorumu yapmıştı. Bu yoruma, Sinop Çevre Platformu'ndan Başbakan'a yanıt geldi. Platform, Meclis'in Mersin ve Sinop'u da temsil ettiğini söyledi. Bu nedenle kendi meşru ve haklı tepkilerine “paçavra” yorumunda bulunulamayacağının altını çizdi. Ayrıca her iki şehrin de yenilenebilir enerjiler istediğini, nükleersiz bir gelecek talep ettiğini açıkladılar.
Başbakan, nükleer santral kurmayı planladığı yerlerde yaşayan halkın ne düşündüğünü çok iyi biliyor. Bu düşüncelere kulak asmadan nükleer inadına devam edebilir mi? Siz de hayır diyorsanız, adresine girin, yalnızca Sinop ve Mersin'in değil, tüm Türkiye'nin nükleere karşı olduğunu Başbakan'a hep birlikte gösterelim.

Türkiye’de HES projelerine karşı eylemler bütün hızıyla devam ediyor. Bu kez Tunceli'de HES projesi için yapılan toplantıyı protesto eden aktivistler, İl Çevre ve Orman Müdürlüğü'ne ait araca yumurta attı. Tunceli Çevre ve Orman Müdürlüğü yetkilileri, HES’i kuracak firma temsilcileri ile ÇED raporu hazırlamak için Mutu Köyü’ne gitti. Tunceli, Pülümür, Pertek ve Hozat Belediye Başkanları ile yaklaşık 200 kişi de Mutu köyüne gittiler. Hazırlanan ÇED raporuna kendi görüşlerinin de katılmasını istediler. Köylüler aralarında topladıkları 70 imzalı dilekçe ile köylerine HES kurulmasını istemediklerini söylediler. Tunceli Belediye Başkanı, Tunceli'de yapılacak bu barajların Dersim’in doğasını yok edeceğini söyledi. Devletin tüm HES projelerinden vazgeçmesi için ellerinden geleni yapacaklarını da belirtti.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi UNHRC’nin alt çalışma grubuna göre, Japon hükümeti, balina avcılığı programındaki yolsuzluğu ortaya çıkaran iki Greenpeace eylemcisinin tutuklanmasında uluslararası anlaşmalarla garanti altına alınmış olan insan haklarını ihlal etti. “Tokyo İkilisi” olarak da anılan, Junichi Sato ve Toru Suzuki, 15 Şubat’ta mahkemeye çıkacaklar. Ancak Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi UNHRC’nin Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu WGAD’nin Aralık ayında Japon hükümetine gönderdiği bilgiye göre, bu iki eylemcinin insan hakları Japon adalet sistemince ihlal edildi. 2008 Haziran'ındaki tutuklanma süreçlerinden beri ikiyüz elli bin kişi Tokyo İkilisi'ne adalet istemiyle imza verdi. Yüksek Mahkeme de dahil olmak üzere hukuk uzmanları yargılama hakkındaki endişelerini dile getirdiler. Bu arada da duruşma öncesi bütün dünyada Japon Büyükelçilikleri önünde protestolar başladı. Greenpeace Akdeniz, Türkiye'deki Japonya Büyükelçiliği'ne gönderdiği mektupta, Tokyo İkilisi için adil bir yargılama isteğini iletti. Tokyo İkilisi için adalet çağrımızı yineliyoruz.

Bu arada ülkemizde HES hikâyeleri devam ediyor. Muğla’nın Köyceğiz ilçesine bağlı Yuvarlakçay’da yapılmak istenen hidroelektrik santraline karşı köylüler yaklaşık iki aydır nöbet tutuyor. Yaklaşık 200-250 kişilik bir jandarma ekibi önceki gün köylülerin nöbet tuttuğu bölgede daha önce kesilen ağaçların kütüklerini almak için baskın yaptı. Ancak jandarma, köylüleri aşıp kesilen ağaçları alamadı. Köylüler, kesilen ‘anıt ağaçların’ açılan davalara delil olduğunu söylüyorlar. Köylüler Yuvarlakçay Koruma Platformu adı altında bir Platform kurdu. Yuvarlakçay civarında altı köy bulunuyor. Pınar Köyü’nden Dulkadir Yorulmaz, köylülere santral konusunda bilgi verildiğini söylediklerini ancak bunun doğru olmadığını belirtti. Yuvarlakçay'ın suyu içme suyu. Sırf bu neden bile, buraya bir HES kurulmasının ne kadar mantıksız olduğunu gösteriyor. Zaten HES projesine karşı 10 kadar dava açılmış. Mahkemenin de gezegenin aleyhine karar vermeyeceğine inanıyoruz.

WWF, Türkiye'de son 40 yıldaki sulak alanların yarıdan fazlasının, sürdürülebilir olmayan politika ve su altyapı projeleri sonucunda kaybedildiğini açıkladı. Halen ülkenin neredeyse bütün akarsularında planlanan ve inşaat halinde olan yüzlerce HES bulunduğuna da dikkat çekildi. Hidroelektrik enerji, bütüncül ve havza bazında planlama yapılmadan ele alındığında geri dönüşü olmayan ekolojik ve sosyoekonomik kayıplara neden oluyor. WWF, Dünya Barajlar Komisyonu'nun, su altyapı projelerinin karar alma süreçlerinde uygulanmak üzere 7 stratejik ilke geliştirdiğini hatırlattı. Bunlar toplumsal kabul görme, alternatiflerin kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesi, mevcut barajların göz önüne alınması, nehirlerin ve sağladıkları geçim kaynaklarının sürdürülebilmesi, tanınmış hakların kabul edilmesi ve faydaların paylaşımı, kurallara uygunluğun sağlanması. Işte bu ilkeler, tüm HES projelerinde göz önünde bulundurulmalı. Şu anda, örneğin Hasankeyf'i sular altında bırakacak Ilısu Barajı Projesi'nde, bu kriterlerin hiçbirinin uygulanmadığını görmemiz ve harekete geçmemiz gerekiyor.

Yediklerimizin içinde neler olduğunu biliyor muyuz? Ya da gerçekte neler olduğunu bilsek yine de o yiyecekleri tüketir miydik? Fikir Sahibi Damaklar topluluğu üyeleri "Al eline büyüteci, etiket hafiyeliği yap! Gerçek gıdayı ara ve paranı sadece gerçek olana yatır" diyorlar. Topluluk üyeleri, 2 gün boyunca, !f İstanbul Festivali’nin yeraldığı Beyoğlu AFM FİTAŞ Sineması’nda büyüteç dağıtarak paketli gıda ürünlerinin "içindekiler"ini beraber sorgulayacaklar ve tüketiciyi "Etiket Hafiyesi" olmaya davet edecekler. Fikir Sahibi Damaklar, yüz bini aşkın üyesiyle 130 ülkede çalışan Slow Food hareketinin Türkiye’deki geniş üye katılımlı ve aktif topluluklarından biri. Gerçek gıda, doğasına saygılı tarım ve sürdürülebilir tüketim konularında kampanyalar düzenliyorlar. Bu şekilde şehirli tüketiciye alışkanlıklarını sorgulatmayı hedefliyorlar. Fikir Sahibi Damaklar, gerçek gıdanın peşinde olduklarını söylüyorlar. Gerçek gıda, üreticisini ve üretim sürecini bildiğimiz, çürüyebilen, bozulabilen, eskiyebilen, yerel ve adil gıda. Ekolojik pazarlar da bu tür gıdalara şehirde en rahat ulaşabildiğimiz alanlar.

Bulgar Vyacheslav Stoyanov ise iklim değişikliğine karşı pedala kuvvet mücadele ediyor. Stoyanov bisikletle 10 ay sürecek Akdeniz Turu'na başladı. Amacı, çevre kirliliğine dikkati çekmek. "Faktor-foundation" isimli sivil toplum kuruluşunun kurucusu olan Stoyanov, planlanan turunu Ayasofya Müzesi önünden başlattı ve bisikletiyle tüm Akdeniz kıyılarını dolaşacak. Sloganı "iTHİNK! (düşünüyorum)". Günde yaklaşık 80-120 kilometre yol gidecek olan aktivist bisikletçi, 23 bin kilometrelik yolu tekrar Ayasofya Müzesi önünde sona erdirecek. Stoyanov, geçen yıl da aynı amaçla 6 bin kilometrelik Karadeniz turu yapmıştı. Bu tip bireysel eylemler, bazen kitlesel eylemlerden bile daha etkili olabiliyor.
Konya İl Çevre ve Orman Müdürü Nuri Kunt, haftabaşında 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü nedeniyle bir konferans düzenledi. Kunt, bin metreküpün altında olan ülkelerin su fakiri olarak kabul edildiğini belirtti. Dünya ölçeğinde kişi başına 5 bin metreküp ve üzerinde su düşen ülkeler, su zengini olarak adlandırılıyor. Türkiye'de ise bu miktar, bin altı yüz metreküp civarında. Bin metreküpün altında suya sahip olanlar ise su fakiri ülke oluyor. Nüfus rakamları, 2023 yılında Türkiye’nin bin metreküpün altına düşeceğini gösteriyor. Kunt, bu nedenle içme, sulama ve endüstride suyu tasarruflu kullanmamız gerektiğine dikkat çekti. En önemlisi de sulama.

Hidroelektrik santraller, kısa ismiyle HES'ler, Türkiye'nin doğasını tehdit ediyor. Hükümet, Türkiye'de tam 1601 adet HES projesini hayata geçirmeyi planlıyor. Neyse ki mahkemeler, bu planların ne kadar tehlikeli olduğunun farkında. Gezegenin geleceğini düşünenlerin son mutluluğu, Rize İdare Mahkemesi'nin Fındıklı'da yapılması planlanan iki HES projesini durdurması oldu. Üstelik mahkeme, iki önemli gerekçe sundu. Santrallere onay verilmesini sağlayan Çevresel Etki Değerlendirme, yani ÇED raporları, yalnızca bir prosedür gibi görülüyor, gerçekleri yansıtmıyor. Diğer gerekçe ise, havza planlaması yapılmadan HES planlaması yapılmasının kabul edilemez olması. Bu karar, yapılması planlanan 1600 proje için de emsal karar olabilir. Yürütmesi durdurulan projenin, birinci derecede doğal sit alanı olan Abu Çağlayan Deresi üzerine kurulması planlanıyordu. Umarız, hukuki kararlar, devletin, Türkiye'nin en güzel yerlerinde doğayı kısa zamanda yok edecek HES planlarından vazgeçmesine yardımcı olur.

Kopenhag İklim Zirvesi çıktılarından biri, hukuki bağlayıcılığı olmayan Kopenhag Mutabakatı’ydı. Mutabakata katılan ülkeler ocak ayının sonuna kadar somut sera gazı azaltım hedeflerini açıklayacaktı. Ocak’ın sonunda yalnızca 55 ülke açıklama yaptı. Üstelik sera gazının asıl sorumluları, ciddi hedefler belirlemeyerek herkesi hayal kırıklığına uğrattılar. Hedef açıklamayan ülkelerin arasında Türkiye’de var. Hem çevre kuruluşları, hem BM İklim Değişikliği Genel Sekreteri Yvo de Boer, bu yavaşlığın kabul edilemez olduğunun altını çizdi. Yine de Yvo de Boer, somut hedefler açıklanmasının başarılı bir sonuca ulaşmak için önemli bir ilk adım olduğunu söyledi. Oysa artık yavaş adımlar için vaktimiz yok. Şu anda açıklanan hedefler, küresel sıcaklığı 2050’ye dek 3 derecenin üstüne çıkaracak ve bir iklim felaketi yaşanacak.

Anadolu Üniversitesi Doğa Sporları Kulübü ANADOSK üyesi 7 genç, küresel ısınmaya dikkat çekmek için 5 bin 895 metre yüksekliği ile Afrika Kıtası'nın en yüksek noktası olan Kilimanjaro dağına tırmanacak. Ekibin lideri Rıza Şimşek, seslerini duyurabilmek için iklim değişikliklerinin popüler simgelerinden biri haline gelen Kilimanjaro’yu seçtiklerini belirtti. Ayrıca bir değişiklik olmazsa Ernest Hemingway’in kitabına konu olan ’Kilimanjaro’nun Karları’ nın 2020'de yok olacağını söyledi. Çünkü dağdaki 120 buzuldan geriye yalnızca 30 buzul kaldı. Gençleri hem üniversite yönetimi, hem de aileleri destekliyor. Biz de gezegenin geleceği için harekete geçen aktivist gençleri tebrik ediyoruz.

Türkiye Su Meclisi’nin açıklamasına göre, Türkiye’de son 10 yılda 240 bin hektardan fazla sulak alan kurudu. Sulak alanların kurumasının iki ana nedeni olduğu açıklandı. Bunlardan ilki doğrudan kurutma. 1953 yılından beri, yaklaşık 700 bin hektar sulak alan, Çukurova, Çarşamba Ovası, Konya Ovası, Meriç ve Ergene havzaları gibi pek çok bölgede sulak alanlar bu şekilde kurutuldu. Ikinci neden ise dolaylı kurutma, yani su rejimine yapılan plansız müdahalelerin sulak alanlar üzerindeki dolaylı etkileri. Örneğin, Konya Havzası’nda sulama barajları ve binlerce kuyu nedeniyle suyun göllere gitmesi engellenerek, havzadaki doğal su akışı bozuldu. Konya Havzası’ndan her yıl bir Tuz Gölü’nü dolduracak kadar su çekildi. Sonuç olarak, son 60 yılda Türkiye’de kuruyan sulak alan miktarı yaklaşık 1 milyon 400 bin hektarı buldu. Bu alan, ne yazık ki Marmara Denizi’nden daha büyük bir yüz ölçüme karşılık geliyor.

Doğa Derneği, nesli küresel ölçekte tehlike altında olan şah kartalların Balkanlar ve Trakya'da hayatta kalma başarılarının düşük olduğuna dikkat çekiyor. Geçen yıllarda yapılan araştırmalarda Trakya’da 19, Bulgaristan’da 17 şah kartal yuvası belirlendi. Bolu’da da 7 çift şah kartal bulunuyor. Ancak bölgede ölüm oranı yüksek. Yani Bulgaristan ve Türkiye, kartalların neslinin devamı için dünyanın en önemli ülkeleri. Bugün Avrupa’da toplam şah kartalı sayısınn 850 çift olduğu tahmin ediliyor. Doğa Derneği’nin açıklamasına göre, şah kartalların korunması için sınır ötesi iş birliklerinin arttırılması ve etkin koruma yöntemleriyle kaçak avcılığın ve tarımda kimyasalların aşırı kullanımının sınırlandırılması gerekiyor. Çünkü şah kartal gibi pek çok yırtıcı ve göçmen kuş, yaşam süreleri boyunca kaçak avcılık, zehir kullanımı, yüksek gerilim hatları gibi insan faaliyetleri sonucu hayatını yitiriyor. Ekosistemlerin varolması için, tüm türlerin sağlıklı biçimde hayatlarına devam edebilmeleri şart. Bugün ise ekonomik etkinliklerimizde işin şirazesini kaçırdığımız için kendimizle beraber gezegenin diğer canlılarının da yaşam hakkını ellerinden alıyoruz.

Kelebeklerle ilgili sevindirici bir haber Kırklareli’nden geldi.. İstanbul Orman Bölge Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, Kelebek-Türk Gözlem Grubu’nun araştırmaları sonucunda, Kırklareli'nde dört endemik kelebek türü belirlendi. Bu kelebek türleri, Türkiye çapında kelebek çeşitliliğini ve dağılımını belirlemeyi amaçlayan www.kelebek-turk.com internet sitesinde de paylaşıldı. Türler, bu alanda çalışmalar yapan entomolog Prof. Dr. Ahmet Koçak tarafından da onaylandı. Bu arada, daha önce Türkiye listesinde olmasına rağmen, Kırklareli'nde varlığı tespit edilmeyen dört farklı kelebek türü de fotoğraflandı. Birçok türün soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıyayken yeni türlerin keşfedilmesi umut verici oluyor.

Denizlerle ilgili bir haber de Çanakkale’den. Çanakkale Atık Kabul ve Ayrıştırma Tesisi faaliyetini durdurdu. Liman yetkilileri, gerekçe olarak, ayrıştırma sonrası ellerinde kalan atıkların bertarafıyla ilgili beklenti içinde oldukları yönetmeliğin çıkmamasını ve zarar ettiklerini gösterdi. Türkiye'nin en büyük denizel kaynaklı atık toplama tesisi olan 11 bin 80 metreküp kapasiteli Atık Kabul ve Ayrıştırma Tesisi, Çanakkale Boğazı'ndan geçen gemilerden yılda 150 bin ton slop, sintine suyu, slaç, yağ ve çöp gibi atıkları alıyordu. Yönetmelik çıkınca, atıkların ayrıştırması sonucu ortaya çıkan atıklardan faydalanılması düşünülüyordu. Ama yönetmelik çıkmadı. Alınan atıkların ayrıştırdıktan sonra geriye kalanın bertaraf etmek için İZAYDAŞ'a gönderilmesi gerekiyordu. Ancak 2007’de bölgede yapılan kazılarda bunun yapılmadığı, geri kalan atıkların bölgeye gömüldüğü belirlenmişti. Bunun üstüne, liman işletmecileri, tüm liman faaliyetlerini durdurduklarını bildirmiş, ama 1.5 ay sonra yeniden faaliyete başlanmıştı. Atıklarla ilgili hukuki düzenlemeler ve sıkı denetimler yürürlüğe girmeden, böyle tesisler çevreye zarar vermeye devam edecek. Gerçek çözüm ise baştan atık oluşturmamak.

GDO’yla ilgili ani kararlar, bitmek bilmeyen değişiklikler, bizim Türkiye’den son derece iyi tanıdığımız bir tablo. GDO’nun güvenilirliğini ortaya koymaya çalışan belgeler yetersiz, her yeni bulguyla hukuki düzenlemeler değişiyor. Üstelik, Türkiye’de, GDO’ya dair hukuki süreç tam bir yapboz tahtasına dönüşmüş durumda. 1 Mart’a kadar serbest bırakılan GDO’lu bebek mamalarının çocuklarımız üstündeki etkilerini bilmiyoruz. 1 Mart’tan sonra GDO tüketip tüketmediğimizi de bilemeyeceğiz. Devlet, sivil toplumun sesini dinlemek ve endişeleri gidermek zorunda. Bu da ancak GDO’yu ülkeye baştan sokmadan gerçekleşebilir. Sınırlarımızı genetiği değiştirilmiş organizamalara kapatalım.

Erzurum'da yapılan HES toplantısında Vali Sabahattin Öztürk, önce TEMA temsilcisinin elinden mikrofonu aldı, ardından da köylülere tehdit anlamı taşıyabilecek sözler söyledi. Öztürk, Erzurum’un Karadeniz bölgesine yakın kesimlerinde dereler üzerine yaptırılacak 100 HES için DSİ’nin Tortum’da düzenlediği toplantıya katıldı. Toplantıda DSİ Bölge Müdürü Mustafa Bahadır, Erzurum’daki dere ve çayların üzerine 100 HES yaptırılacağını ve bunların yörede yaşayanlara olumlu etkilerinin olduğunu iddia etti. Vatandaşlar ise akarsular üzerine konulacak HES’ler yüzünden kırmızı benekli doğal alabalıklarla birlikte tüm canlıların yok olacağını belirttiler. Toplantıda TEMA İl Temsilcisi Işıl Bedirhanoğlu, şimdiye kadar 30 kadar HES yapıldığına dikkati çekti. Su kaynaklarının vatandaşın haberi olmadan satıldığına değindi. ÇED raporlarının 1980’deki su verileri üstünden verildiğinin altını çizdi. Vali, Bedirhanoğlu’nun sözünü yarıda kesti. Ardından “HES’lerle ilgili olarak buraya gelenlere yardımcı olunuz. Yoksa canınız yanar” dedi! Bu işten zaten canı yanacakların, canı yanmış ve yanmaya devam ediyor, başta kırmızı benekli alabalık, Doğa Ana ve yöre halkı.
Her gün, çok büyük miktarlarda artık gıda boşa gidiyor. Açık Radyo Programcısı Oya Ayman’ın editörlüğünü yaptığı Gençlik ve Değişim adlı Buğday Derneği yayınına göre, Küresel Gıda Bankası Ağı GFN de bu ihtiyaçtan ortaya çıktı. Üstelik boşa giden gıdanın nedeni yetersiz gıda değil, gıdanın adil olmayan bir şekilde paylaşılması. Ayrıca daha fazla gıdayı güvence altına alarak dünyadaki açlığı azaltmak için çeşitli kuruluşlarla işbirliği içinde çalışıyor. GFN, dünyada açlıkla savaşan en büyük özel ağ. Yılda yaklaşık 1.2 milyar kilo gıdayı 32 milyonun üzerinde insana ulaştırıyor. Günümüzde dünyadaki 1000 kadar gıda bankası, yılda 1.5 milyar kilonun üzerinde gıda dağıtıyor. Bir gıda bankası ortalama 40 bin insana yardım ediyor ve bu insanlardan her birine yılda yaklaşık 34 kilo gıda sağlıyor. Ama sonuçta 852 milyon aç insan arasından ulaşabildikleri insan sayısı 50 milyondan az. Daha fazla gıda bankasına ve var olanların da ulaşım alanlarını genişletmesine ihtiyaç var. Türkiye’de de bir gıda bankası var. Lösemili Çocuklar Hastanesi'nde ücretsiz tedavi gören çocuklar için LÖSEV Gıda Bankası gıda bağışı bekliyor.
Greenpeace, nükleere karşı sesleri bir araya getirmeye devam ediyor. Amaç, mümkün olduğuca çok radyoaktivisti biraraya getirerek nükleere karşı beraber mücadele etmek. Sosyal ağlar da, geleneksel medya kuralları ve kısıtlamaları olmadan, insanların birbiriyle özgürce konuşup etkileşime geçebildiği ve gerçekten büyük değişimler yaratabileceği platformlar. Greenpeace Akdeniz’in Facebook sayfasında, 95.000'den fazla üye ve http://nukleer.greenpeace.org sayfasında ise 50 bin radyoaktivist hep beraber bu mücadeleyi veriyor. Greenpeace, burada yeni bir Facebook uygulaması da geliştirdi. Artık doğrudan Facebook sayfasından nükleere karşı imza atabilir, arkadaşlarınıza da attırabilirsiniz. Profilinizden kendi nükleer kampanyanızı yürütebilirsiniz. Daha yeşil ve güvenli bir Türkiye için siz de birşeyler yapabilirsiniz. Greenpeace Akdeniz Facebook sayfasını ziyaret ederek işe başlayabilirsiniz.

MART
Rüzgar ve güneş, tüm ısı ve elektrik ihtiyacımızı ve doğru planlama ve tasarruf ile gelecek talepleri karşılamaya yeter de artar. Petrol yanında nükleer çıkmaza gömülecek vergilerimizin yalnızca bir kısmı yenilenebilir enerjilere yatırılsa ne güzel olur! Siz de http://nukleer.greenpeace.org adresine girin, Türkiye’nin geleceğinin nükleerle ipotek altına alınmasına engel olun, rüzgara ve güneşe gülümseyin.
Çernobil nükleer kazasının 24. yıldönümüne geri sayım devam
ediyor, son 26 gün – sağlıcakla kalın!

TBMM Madencilik Araştırma Komisyonu milletvekilleri Amasra'yı ziyaret etti. Amasralı çevreciler mesajlarını iletmek için örgütlendi. Bartın Halk Gazetesi'nin haberine göre heyetin kalacağı otelin önüne ve Amasra’nın caddelerine "SANTRALE HAYIR" flamaları asan Çevreciler Akarsu’nun heykeline de Santrale Hayır flaması astılar. Bu kentin muhtelif yerlerine asılan flamalarla, vekillere uzun zamandır Türkiye’nin her tarafından yükselen mesaj tekrar edildi. Türkiye’de santral istemiyoruz.

Dünyanın en kaliteli çam fıstıklarının üretildiği, bilim insanları tarafından “ekolojik hassas bölge” olarak tanımlanan Kozak Yaylası, kan ağlıyor. Koza Altın Şirketi tarafından bölgede yapılmak istenen altın madenciliği için binlerce ağacın kesimine başlandı. Hem de 21 Mart Ağaç Bayramı ve Dünya Ormancılık Günü ve Haftası’nda. Resmi rakamlara göre 7 bin 743 ağaç kesildi ve ağaç kesimine devam ediliyor. Bir ton kayaçtaki 4 gram altına karşı binlerce ağaç. Yaşamın bedeli konusunda gelişmişlik düzeyimizi bir defa daha değerlendirmek gerekiyor.

2007'de üretim lisansı alan Mersin'in Mut İlçesi yakınlarında yer alan 33 MW'lık Mersin Rüzgar Enerjisi Santrali'nin Mart 2010 itibarıyla enerji satışına resmen başladığı bildirildi. Santralin yılda asgari 120 milyon kWh enerji üretmesi ve 12 bin konutun elektrik ihtiyacını karşılaması bekleniyor. Açıklamada, gelecek üç yıllık dönemde enerji yatırımlarını büyütmeyi planlayan şirketin, toplam 1000 MW'lık portföy oluşturarak enerjiye yaklaşık 2 milyar dolarlık yatırım yapma hedefinde olduğu belirtildi. Devreye giren Mersin Rüzgar Enerjisi Santrali'ni, inşaatına başlanan 93 MW'lık Bandırma Şah RES ve 14 MW'lık Seferihisar Rüzgar Enerjisi Santrallerinin izleyeceği bildirildi. Hem enerjide bağımsızlık sağlayan hem de küresel iklim değişikliğini önleyen bu yatırımların daha da güçlenerek devam etmesi gezegenin geleceği için zorunlu.

Hükümetin Rusya ile Akkuyu için nükleer santral anlaşması yapmak amacıyla yürüttüğü süreçteki “Devlet Ortaklığı” yasalara aykırı görünüyor, sunduğu astronomik elektrik fiyatları ile de vatandaşı zarara uğratacak gibi. Türkiye’de elektrik üretim maliyeti 3,5 sent iken, Rusya ile pazarlıklar 12 sentlerde devam ediyor. Kapalı kapılar ardında nükleer santral anlaşması için gerçekleştirilen görüşmeler, bu kirli enerji kaynağının faturasını bize hissettirmeden ödetecekler görüntüsünü pekiştiriyor.
Bu nedenle Greenpeace, hükümetin kendi vatandaşlarına rağmen devam ettirdiği kirli nükleer enerji planlarını durdurmak ve çok değerli vergilerimizi gerçek çözüm olan yenilenebilir enerji kaynaklarına ve enerji verimliliği çözümlerine yatırılmasını sağlamak amacıyla, duyarlı herkesi nukleer.greenpeace.org adresine girip mücadeleye katılmaya davet ediyor.

Başka bir Dünya Su Günü haberi de on binlerce kişinin ’Su için Koş’acak olması. Tarihin en büyük ’Su’ girişimi ’Su için Koş - Run for Water’, 18 Nisan 2010’da Dow’ın desteği ve Live Earth organizasyonuyla 100’den fazla ülkede onbinlerce insanın katılımıyla gerçekleşecek. Temiz bir su kaynağına erişmek için Dünya genelinde ortalama bir insanın her gün en az 6 kilometre kat etmesi gerekliliğinden yola çıkan ve bu sebeple 6 kilometre olarak planlanan ’Su için Koş’ girişimi İstanbul’da da yapılacak. Umarız bu koşu temiz su kaynaklarına dikkat çekmeyi ve beklenen su krizinin sonuçları ile ilgili somut adımların atılmasına yardımcı olur.

Türkiye’den bir haberle devam etmek istiyorum. Kekova koylarının temizlenmesi amacıyla Demre Kaymakamlığı ile Antalya Özel Çevre Müdürlüğü arasında protokol imzalandı. İmzalanan protokole göre, Kaş-Kekova Özel Çevre Koruma Bölgesindeki Üçağız, Çevreli ve Kapaklı köylerinde 15 Kasıma kadar katı atıklar ile Kekova'nın koylarında konaklayacak teknelerin katı ve sıvı atıkları vidanjör tekneyle toplanacak. Denizden alınan atıklar, karaya çıkarılarak depolama bölgelerine taşınacak.

İçinde bulunduğumuz Ormancılık Haftası’nda bir konuya dikkatleri çekmek istiyorum. Ormanlarımız ve tüm doğal varlıklarımız hiç bu kadar tehdit altında olmamıştı. İnsanoğlu kişisel çıkarları uğruna ev yapmak, fabrika inşa etmek, yol yapmak, tarla açmak, maden çıkarmak, kimi zaman sadece yok etmek için acımasızca ormanları kesiyor, yakıyor, işgal ediyor. Ormanlar, bizim olduğu kadar hayvanların ve bitkilerin yuvası, aynı zamanda toprağı koruyup, su varlığımızı zenginleştiren ekosistem servislerini veriyor. Odun ham malzemesini sürdürülebilir ormancılık faaliyetlerinden geliyorsa tabii ki kullanalım amd doğal yaşlı ormanların yok edilmesine göz yummayalım.

Bugünkü haberlerimin sonuna gelirken Greenpeace Enerji ve İklim Kampanyası sorumlusu Hilal Atıcı’nın söylediklerini bir kere daha hatırlatmak istiyorum. Mersin’de yaşayan herkes nükleersiz, daha iyi bir geleceği hak ediyor. Siz de 20 yıldır süregelen bu mücadelede yer almak istiyorsanız http://nukleer.greenpeace.org adresine girin, nükleere hayır diyen 1 milyon kişiden biri olun!

Tam da bu noktada, korkulan gerçekleştiğini gösteren başka bir çalışma yapıldı. Niğde Üniversitesi’nde coğrafya uzmanı Belma Barak'ın hazırladığı çalışma sonucunda İç Anadolu Bölgesi'nde, küresel ısınma sürecinde yağış ve sıcaklıkta olumsuz değişimler gözlenirken, değişim bazı yerlerde iklimsel dönüşümlere yol açtığı belirtildi. Bölgenin 1975-1990 ve 1991-2006 yılları arasındaki değerlerin 14 ildeki 60 meteoroloji istasyondan elde edilen yağış ve sıcaklık verilerinden yararlanılan bilimsel çalışmada, iklim değişikliği gösteren bölgelerin özellikle Ürgüp, Kırıkkale, Develi, Kırşehir olduğunu belirtti... Türkiye ısınıp kuraklığa doğru giderken uluslararası alanda etkinliğimiz nereye gidiyor?

Dünya Saati Kampanyası kapsamında 27 Mart'ta Boğaz Köprüsü'nün güvenlik harici aydınlatmaları 1 saatliğine kapatılacak. Doğal Hayatı Koruma Vakfı tarafından küresel ısınmayla mücadele amacıyla bu sene dördüncüsü gerçekleştirilecek olan Dünya Saati (Earth Hour) Kampanyası 27 Mart 2010 Cumartesi günü 20:30-21:30 saatleri arasında yapılacak. Kampanya kapsamında ışıklarını bir saatliğine söndürecek Empire State Binası, Tapei 101 Gökdeleni, Eyfel Kulesi, Buckingham Sarayı gibi dünyaca ünlü yapılara bu sene güvenlik harici aydınlatmaları kapatılacak olan Boğaziçi Köprüsü de ekleniyor. Dünya Saati Kampanyası’na bu yıl tüm dünyadan 6.000 ilçe, şehir ve belediyeden bir milyar insanın katılması bekleniyor. Sizleri de bu kampanyaya katılmaya davet ediyorum.

Nükleer Enerjinin İlk Kurbanı Ünlüler! Evet doğru duydunuz. Hükümetin nükleer planlarından rahatsız olan üç ünlü sanatçı Hande Yener, Şevval Sam ve Bedük Greenpeace’in kampanyası için kameraların karşısına geçti. Tehlikeli, pahalı ve kirli olduğu kanıtlanan nükleer enerjinin ülkemizde faaliyete geçmemesi için Greenpeace Akdeniz’in başlattığı kampanya, sanatçılardan gelen destekle renkleniyor. Oyuncu ve ses sanatçısı Şevval Sam, şarkı sözü yazarı ve solist Bedük ve pop sanatçısı Hande Yener nükleer enerjiyle yaşamanın bedelini anlatan kısa videolarda oynadı. Birer hafta arayla yayınlanacak videoların ilkine www.nukleer.greenpeace.org adresinden ulaşabilirsiniz. Buradaki imza sayısı 60.000 kişiye ulaştı. Bu sayıyı ancak hep beraber arttırabiliriz. Siz de arkadaşlarınızın nukleer.greenpeace.org adresinde bize katılmasını sağlayabilirsiniz.

Eğer güneşe yeterli devlet teşviki sağlanırsa, yalnızca rüzgar ve güneş, tüm ısı ve elektrik ihtiyacımızı karşılamaya yeter. Nükleer çıkmazda ziyan edilecek paranın yalnızca bir kısmı yenilenebilir enerjilere yatırılsa, Türkiye’nin enerji açığının kalmayacağı birçok bilimsel raporla kanıtlanmış durumda. Siz de http://nukleer.greenpeace.org adresine girin, Türkiye’nin geleceğinin nükleerle ipotek altına alınmasına engel olun.

Dünya Saati'ne Türkiye de katılıyor. Dünya Saati kapsamında 27 Mart'ta Boğaz Köprüsü'nün güvenlik harici aydınlatmaları 1 saatliğine kapatılacak. WWF tarafından küresel ısınmayla mücadele amacıyla bu sene dördüncüsü gerçekleştirilecek olan Dünya Saati, 27 Mart 2010 Cumartesi günü 20:30-21:30 saatleri arasında yapılacak. Empire State Binası, Tapei 101 Gökdeleni, Eyfel Kulesi, Buckingham Sarayı gibi dünyaca ünlü yapılar da Dünya Saati'ne katılıyor. Dünya Saati'ne bu yıl tüm dünyadan 6.000 ilçe, şehir ve belediyeden bir milyar insanın katılması bekleniyor.
Dünya Saati, 2007 yılında Avustralya’da başladı. 2008’de küresel bir harekete dönüştü. 2009 yılında bir rekora imza attı ve dünya çapında yürütülen en büyük kampanya olarak anılmaya başlandı. Milyonlarca insanın destek verdiği kampanyanın amacı, ışıkları bir saatliğine kapatarak küresel ısınmayla mücadele konusunda görsel bir mesaj göndermek. Şubat ayı itibariyle, Kadıköy Belediyesi, Beyoğlu Belediyesi, Eskişehir Tepebaşı Belediyesi, Balıkesir Susurluk Belediyesi Dünya Saati'ne katılacaklarını açıkladılar. Biz de WWF'le birlikte tüm bireyleri, şirketleri, belediyeleri ve yerel yönetimleri, 27 Mart 2010 tarihinde 20:30-21:30 saatleri arasında ışıklarını bir saatliğine kapatmaya davet ediyoruz. Böylece iklim değişikliğiyle mücadele için yaşam tarzımızda yapabileceğimiz küçük değişiklikleri düşünmeye en azından bir saat ayırmış olacağız. Ancak hala her gece Sabancı kuleleri başta olmak üzere gösteriş için elektrik harcamaya devam ediyor. Bu elektrik maliyetini ödeyecekleri para olabilir, ancak ödedikleri elektrik faturası ile çocuklarımızın geleceğini çaldıklarını hatırlatmak gerek. Gezegenin geleceği için Dünya saati bir saat değil, her saat!

Daha önce bahsettiğimiz gibi, geçen hafta Greenpeace Mersin'deydi. Pazar günü, Mersin Nükleer Karşıtı Platform ve Greenpeace’in katkılarıyla düzenlenen Göksel konserinde Mersin’liler hükümetin nükleer santral planlarını protesto etti. Mersin, Barış Meydanı’nda halka açık düzenlenen Göksel konseri sırasında, izleyiciler, hükümetin Akkuyu için planladığı nükleer santral planlarını protesto etti. Mersinliler ‘Ampulünü Rüzgar ile Yak’, ‘AKP Nükleer AŞ’ ve ‘Erdoğan Suçlu Akkuyu Güçlü’ gibi pankartlarla hükümetin Rusya ile yaptığı işbirliği anlaşmasına karşı çıktı. Mersin Nükleer Karşıtı Platform Sözcüsü Sabahat Aslan, Akkuyu’nun bağlı olduğu Büyükeceli Belediye Başkanı Mehmet Kale, Akkuyu köylüsü Mehmet Amca ve Greenpeace eylemcisi Bahadır Çam, 34 yıldır devam eden bu mücadelenin hiçbir zaman sona ermeyeceğini belirttiler.
Geçtiğimiz aylarda Başbakan Erdoğan’ın Rusya ziyareti sırasında, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ve Rusya Başbakan Yardımcısı Igor Seçin arasında nükleer santral tesisi konusunda işbirliği ortak beyannamesi imzalanmıştı. Üstelik hükümet, kamuoyu ile hiçbir detayı paylaşmamıştı. Acaba bu imzalanan belgeler Nükleer Santral İhalesi Yasasına yönelik Danıştay kararını ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarını devre dışı bırakmayı mı hedefliyor? Bir açıklama gerekli.
Siz de http://nukleer.greenpeace.org adresine girerek bu gelişmeleri sorgulayanların arasına katılabilir, Göksel’in Mersin Nükleer Karşıtı Konseri’nin çekimlerini izleyebilirsiniz.

Dünya kıyılarındaki 'ölü bölgeler', iklim değişikliğine katkıda bulunuyor. Deniz ve okyanuslarda, oksijeni azalmış alanlara 'ölü bölge' adı veriliyor. Maryland Üniversitesi Çevre Bilimleri Merkezi'nin araştırmasına göre, bu bölgelerin görülme sıklığının ve yoğunluğunun artması, yalnızca bulundukları yeri değil, tüm gezegeni etkiliyor. Oksijen oranı düşük sular, atmosferdeki azot oksit yani N2O yoğunluğunu artıyor. Bu da iklim değişikliğini arttırıyor.
İşte Karadeniz de, kıyılarında oksijensiz alanların çoğunlukta olduğu denizlerden biri. Yine de Karadeniz için bir iyi haber var. Kirlilik ile erozyon tehdidi altında olan Karadeniz için bugüne kadar yapılan tüm çalışmalar, “Black Sea Scene” adlı proje altında toplanacak. Böylece sağlıklı bir yönetim stratejisi geliştirilecek. Projede, Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Rusya, Gürcistan ve Yunanistan da dahil Karadeniz’i çevreleyen ülkelerdeki 51 araştırma merkezi, sivil toplum örgütleri ve üniversitelerden bilim insanları çalışıyor. Projeye Türkiye’den KTÜ, ODTÜ, Sinop Üniversitesi, İstanbul, Ankara ve 9 Eylül Üniversitesi katıldı. Projeyle yıllardan beri kirlilik, erozyon ve balıkçılıkla ilgili yapılmış tüm çalışmaları, toplanmış bilgi ve oşinografik verilerin ortak amaç doğrultusunda en iyi kullanımını sağlamak için Uluslararası Karadeniz Bilimsel Ağı kurulacak. Karadeniz 13 başkenti ve 160 milyon insanı ilgilendiren bir coğrafya. Bu denizin yüzde 90’ı oksijensiz, özellikle toksik madde birikimi, ağır metaller ve diğer kirleticilerle ölü deniz olma tehlikesi ile karşı karşıya kalabilir.

Greenpeace, bütün geçtiğimiz hafta Mersin'in nükleere karşı sesini duyurmak için Mersin'deydi. Kurulan imza standında, Mersinliler hiç tereddüt etmeden binlerce imza formu doldurdular. Nükleere karşı mücadelede yalnızca yetişkinler yok, çocuklar da nükleere karşı imza atıyorlar. Seslerini duyurmak istiyorlar. Çünkü geleceklerinde kanser riski istemiyorlar. Zaten temelde bu mücadele doğa ve gelecek kuşaklar yani çocuklar için değil mi?
Mersinliler, kendi geleceklerine sahip çıkıyorlar. Siz de kendi geleceğinize sahip çıkın. http://nukleer.greenpeace.org adresine girin, nükleere karşı bir imza da siz atın.

Tabii asıl gelişmeler Türkiye'de yaşandı... Sinop'ta yapılması öngörülen nükleer santral ile ilgili Türkiye ile Güney Kore arasında ikili işbirliğini geliştirmeye yönelik mutabakat zaptı imzalandı. Enerji Bakanı Taner Yıldız, Güney Koreli KEPCO ile nükleer santral yapımına ilişkin anlaşmayı 3-4 ay içinde belirli olgunluğa getirmeyi planladıklarını söyledi. Ayrıca Sinop'a başka ülkelerden teklif gelmesi halinde bunu da değerlendireceklerini belirtti. Hükümet ve Enerji Bakanı, nükleer inadından vazgeçmiyor gibi görünüyor. Oysa özellikle yerli halk, nükleer santrale karşı.

İşte Greenpeace, nükleere karşı yerel halkla hareket ederek Mersin’de, şehir merkezinde imza kampanyasına başlattı ve halk yoğun ilgi gösterdi. Greenpeace, Mersin Nükleer Karşıtı Platform ile birlikte kent merkezindeki Metropol İş Merkezi önünde bir basın açıklaması yaptı. Greenpeace’in kurduğu standda vatandaş imza atmak için sıraya girdi. Greenpeace Akdeniz ve Mersin Nükleer Karşıtı Platform bir hafta boyunca nükleer santralin beraberinde getireceği tehlikelere dikkat çekmek üzere Tarsus, Akkuyu ve Aydıncık gibi yörelerde yerel halk ve kurumlar tarafından düzenlenecek basın toplantısı ve miting gibi nükleer karşıtı faaliyetlere katılacak. İki kuruluşun gönüllüleri tüm hafta boyunca Mersin Metropol binası önünde imza toplamaya devam edecekler. Etkinlikler, 14 Mart Pazar günü, pop şarkıcısı Göksel’in de katılımıyla, Barış Meydanı’nda düzenlenecek olan nükleer karşıtı konser ile son bulacak.
Mersin Akkuyu, tam 35 yıldır nükleer korkusuyla yaşıyor. Beldeden bir yıl içinde 700 kişi göç etti. Böyle giderse, belediyenin feshedilmesi bile gündeme gelebilir. Bölgede yaşayanlar, göçün tek nedeninin bir nükleer santralin etrafında yaşama korkusu olduğunu her fırsatta dile getiriyorlar.
Greenpeace Enerji ve İklim Kampanyası sorumlusu Hilal Atıcı’nın da dediği gibi, Mersin’de yaşayan herkes nükleersiz, daha iyi bir geleceği hak ediyor. Başbakan Mersin halkının haklı talebine istediği kadar paçavra desin, biz Mersin’in Rusya’dan getirilecek Çernobil teknolojisi reaktörlerine veya herhangi bir başka santrale asla razı olmayacağını biliyoruz. Zaten nükleer santral karşıtı mücadele burada 20 yıldır devam ediyor. Artık, Erdoğan’ın yerel halkı dinlemesi gerekiyor. Siz de mücadelede yer almak istiyorsanız http://nukleer.greenpeace.org adresine girin, nükleere hayır diyen 1 milyon kişiden biri de siz olun!

HES’lere karşı nihayet hukuki bir zafer! Rize İdare Mahkemesi, İkizdere Vadisi'nde yapılacak hidroelektrik santrali projesinin iptali için açılan davada "gerekçeli yürütmeyi durdurma" kararı verdi. Bir şirket, İkizdere Vadisi’ne iki HES projesi yapmak için lisans almıştı. Üstelik Çevre ve Orman Bakanlığı da olumlu ÇED raporu vermişti. Bunun üstüne İkizdere Derneği Başkanı Kadem Ekşi ve halk, tüm bunların iptali için İdare Mahkemesi’ne başvurmuştu. Ekşi, diğer HES projelerinin iptali için verdikleri mücadelenin devam ettiğini belirtti.
Türkiye Su Meclisi Yürütme Kurulu üyesi avukat Yakup Şekip Okumuşoğlu ise kararın emsal karar olduğunu söyledi. Çünkü verilen karar, nehir tipi HES projelerinin planlama aşamasında eksik işleyen süreci, uygulama sürecindeki yanlışlıkları, HES’ler için uygulanan ÇED yönetmeliği ve eksik olan mevzuat düzenlemelerini de değerlendiren bir karar. Mahkeme kararı, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğuna, çevreyi koruma ve geliştirmenin devletin ve vatandaşların ödevi olduğuna vurgu yapıyor. Bu yalnızca İkizdere Vadisi’nin değil, tüm gezegenin geleceği için önemli bir karar.

Buğday Derneği’nin kendi öz kaynakları ile ayakta duran kırsal bir model oluşturmak ve yöresel, ekolojik ve diğer doğa dostu üretimler konusunda eğitim çalışmaları türütmek amacıyla Küçükkuyu Çamtepe’de kurduğu Çamtepe Ekolojik yaşam Merkezi 21 Mart’ta açılıyor. Çamtepe Ekolojik Yaşam Merkezi, Buğday Derneği'nin 17 yıllık kırsal deneyimlerini yerel uygulamalara dönüştürmeyi amaçlıyor. Aynı zamanda ekolojik yaşamın her alanında eğitim çalışmalarına ve alternatif yaşam modelleri oluşturulmasına hizmet edecek. Doğa dostu ve yerel malzemelerle, imece usuluyle inşa edilmiş olan merkez binasında ekolojiyle ilgili etkinlikler, kurslar, söyleşi ve atölyeler gerçekleştirilecek. Böyle bir Yaşam Merkezi’nin kurulması, umarız başka yaşam merkezleri için de ilham kaynağı olur.

Plastik poşetlere hayır hareketi yayılıyor. Zonguldak Belediyesi Kent Konseyince başlatılan "Poşete Hayır, File Kullanalım" kampanyasıyla poşetlerin çevreye verdiği zararın önüne geçilmesi hedefleniyor. Aynı zamanda kadınlara file yapımını öğreterek, kadınlar için de ekonomik gelir sağlanması hedefleniyor. Projenin görünürlüğünü arttırmak için ilginç bir yol da düşünülmüş. Zonguldaklılar, dünyanın en büyük filesini örmeye hazırlanıyorlar. ’Poşete Hayır, File Kullanalım’ kampanyası kapsamında ülke genelindeki kentleri dolaşarak 1 kilometre uzunluğunda file hazırlayacaklar. Gittiğimiz kentlerdeki yöneticiler de fileye ilmik atacaklar. Ardından Guiness Rekorlar Kitabı'na başvurmayı planlıyorlar. Naylon poşete karşı kampanyalar, ülkenin birçok yerinde belediyelerin inisiyatifiyle başladı bile. Türkiye'de gezegen yararına bu değişimi görmek çok güzel. Ancak hükümet ülke genelinde bir yasak için niye harekete geçmiyor bilmiyoruz, hükümet naylon poşet üreticileriin değil halkın sesini dinlemeli.

Hükümet nükleer konusunda da nükleer lobinin değil halkın sesini dinlemeli. Eski, kirli, tehlikeli ve pahalı nükleer enerjinin doğamızı ve ekonomimizi yok etmesine izin vermeyin. Siz de http://nukleer.greenpeace.org adresine girerek, nükleer enerjiyi istemediğinizi hükümete duyurun.

Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, enerji israfını önlemek amacıyla okullarda "Enerji Yöneticisi" için genelge yayınladı. Genelgede, enerjinin etkin ve verimli kullanılması, enerji israfının önlenmesi, enerji maliyetlerinin bakanlık bütçesi üzerindeki yükünün azaltılması ve çevrenin korunması için enerji kullanımında verimliliğin artırılması gerektiğini vurgulandı. Ayrıca bunun için okullarda enerji yöneticilerinin görevlendirilmesinin gerektiğini belirtti. Buna göre, her il milli eğitim müdürlüğü bünyesinde "Enerji Yönetim Birimi" kurulacak ve bu birimlerde "Bina Enerji Yöneticileri" görevlendirilecek.

Türkiye’de ise GDO Yönetmeliği yürürlüğe girdi. Çünkü yönetmeliğin yürürlüğüne ilişkin erteleme süresi, 1 Mart’ta sona erdi. Bakanlık, yeni bir yönetmelik de hazırlamadığı için GDO denetimleri yeniden başlıyor. Gümrük kapılarında ürünlerden alınacak numuneler, bakanlığın yediye çıkarılan laboratuarlarında incelenecek. Yeni uygulama, iki önemli değişikle gerçekleşecek. İlk yönetmelikte "etiketleme" için öngörülen "üründeki GDO'nun binde dokuz" oranını aşması şartı, kaldırıldı. Hangi oranda olursa olsun GDO içeren ürünlerin etiketlerinde "genetik olarak değiştirilmiştir" ibaresi yer alacak. İkinci değişiklik ise "yasaklı" GDO'larla ilgili. "Yasaklanan" GDO'lar, hangi oranda olursa olsun Türkiye'ye girmeyecek. Fakat son değişiklikle, denetlenecek ürün sayısı azaltıldı. GDO analizleri, mısır, soya, pirinç, kanola yağı ve pamuk ürünleri ağırlıklı olarak yapılacak. Yani GDO kabusu, 1 Mart’tan itibaren hayatımıza resmen girmiş bulunuyor.

Bu arada Muğla’da güçlü bir yerel çevre aktivizmi sürmeye devam ediyor. Muğla'nın Köyceğiz ilçesine bağlı Beyobası beldesindeki Yuvarlakçay Irmağı'na kurulacak olan hidroelektrik santraline HES tepki gösteren köylülerin başlattığı çevre nöbeti, tam 62 gündür sürüyor. Santrale haklı olarak karşı çıkan Pınarköyü sakinleri, Topgözü’ne çadır kurarak başlattıkları eylemi sürdürüyor. Yuvarlakçayı Koruma Platformu Sözcüsü Murat Demirci, Yuvarlakçay Irmağı’ndan doğrudan yararlanan 6 köy ve 1 belde halkının, HES projesi kapsamında aralarında asırlık çınar ağaçlarının da bulunduğu bine yakın ağacın kesilmesine özellikle tepki gösterdiğini belirtti. Üstelik, HES için kesilen ağaçları almak için bölgeye gelen Köyceğiz Orman İşletme Müdürlüğü ekiplerine karşı çıkarak, ağaçları görevlilere vermeyen 13 köylü hakkında "Orman görevlilerinin görevlerini engelledikleri ve ormanlık alanda çadır kurdukları" gerekçesiyle tutanak tutulduğunu belirtti. Çevreyi korumanın bedelinin bu şekilde ödenmesi kabul edilemez... Köylüler, haklarını hukukla arayacaklar. Bu arada, eylem yapan köylüler, bölgede bulunan 380 yıllık çınar ağacını dilek ağacına dönüştürdüler. Bu dilek ağacı, gezegenin geleceğine dair hala umut olduğunun çok güzel bir göstergesi. Köylüleri çabaları için tebrik ediyor ve kendilerine buradan destek mesajı yolluyoruz. Aklınıza, ellerinize, emeğinize sağlık.

Şanlıurfa'da kelaynaklar geçici olarak özgürlüklerine kavuştular! Valilikten yapılan açıklamaya göre, İl Çevre ve Orman Müdürlüğü Birecik Kelaynak Üretme İstasyonu'nda bulunan 99 adet kelaynak kuşu, 2010 üreme dönemi için doğaya salındı. Her yıl şubat aylarında doğaya bırakılan ve yaklaşık 6 ay serbest kalan kelaynaklar, göç hazırlığı yaptıkları temmuz ayında yeniden kafeslere alınıyor. Kelaynakların soyu tüm dünyada tükenme tehlikesiyle karşı karşıya. Sayıları, 1950 yılından itibaren tarım ilaçlarının aşırı kullanılması ve yaşam alanlarının sınırlı hale gelmesi nedeniyle giderek azaldı. Kelaynaklar, Türkiye'de sadece Birecik'te yaşıyorlar. 1997'ye kadar göç etmesine izin veriliyordu. Ancak kelaynakların çoğunluğunun göçten geri dönmemeleri nedeniyle 1998 yılından itibaren göç dönemi başlangıcında Birecik'teki kelaynak üretme istasyonunda kafeslere alınmaya başlandı. Bu sayede doğal kanyonlarda serbestçe üreyebilen ve kışı üretme istasyonundaki kafeslerde geçiren ''yarı-yabani'' bir popülasyon oluşturuldu. Son yıllarda sayıları zaman zaman 100'ün üzerine çıkan kelaynaklardan bir kaç tanesinin tekrar göç etmesine izin verilmeye başlandı.

Bu arada Logo’su kelaynak olan Doğal Hayatı Koruma Derneği, genel kurulda fesh edilerek varlığı WWF – Türkiye yani Doğal Hayatı Koruma Vakfı’na devredildi. Böylece artık Kelaynak logosu Panda logosuna dönüşmüş oldu. Doğa koruma çalışmalarına Doğal Hayatı Koruma Derneği çatısı altında çalışmaya başlamış pek çok doğa korumacı için bu bir devrin kapanması anlamına geliyor.

Siz de küresel ısınmaya karşı hükümetlerin harekete geçmesi gerektiğini mi düşünüyorsunuz? Bu ancak yenilenebilir enerjilere gerekli yatırımın yapılması ve enerji verimliliği çözümlerine gerekli teşviklerin verilmesiyle mümkün olabilir. Nükleer enerji küresel ısınmanın önlenmesi önünde çok önemli bir engel, beraberinde pek çok tehlike getirecek bir tehdit. Siz de http://nukleer.greenpeace.org adresine girerek, nükleere karşı imzanızı atın, başkalarının da bu harekete katılmasını sağlayın.

Geçtiğimiz aylarda Rize Üniversitesi’nde halı saha için yapılan kazıda, Çernobil faciası sonrası bölgeye gömülmüş çuvallar dolusu çay bulunmuştu. Radyasyon belirlenen bölge, 80 kamyon granit taşıyla kapatıldı. Ancak yeni ölçümde radyasyonun iki katına çıktığı belirlendi. Yapılan incelemede, radyasyonlu bölgeyi kapatmak için konulan granitlerin radyasyonlu olduğu anlaşıldı. Daha önce çay fabrikası olarak kullanılan alana, 26 Nisan 1986’da Çernobil Nükleer Santralı’nda meydana gelen patlama sonrası yayılan radyasyondan etkilenen çayların gömüldüğü tespit edildi. Rize Üniversitesi tarafından radyasyon düzeyi ölçümü yapılan alan, daha sonra çoğunluğu granit taşlardan oluşan 80 kamyon malzeme doldurularak kapatıldı. Ancak alanda ikinci kez yapılan ölçümde radyasyon düzeyinin iki katına çıktığı tespit edildi. Bunun üzerine radyasyon taşıdığı belirlenen granit taşları çıkartıldı ve alan radyasyonsuz malzemeyle betonlanarak kapatıldı.
Radyasyonla sonsuza kadar boğuşmamak ve bir çernobil daha olmasın diyorsanız http://nukleer.greenpeace.org adresine girin, nükleere hayır diyen radyoaktivistlere katılın!


NİSAN
Rusya, Mayak’da şimdiye kadarki dünyadaki en büyük ikinci nükleer trajedi sayılan fabrikada radyoaktif atık faciası devam ediyor. 1957 yılında Ural Dağı’nda bulunan gizli fabrikadaki patlama müthiş bir radyoaktif kirlenmenin ortaya çıkmasına sebep olmuştu. Yaklaşık yirmi üç bin kilometre kare radyasyondan etkilenmiş ve yarım milyon kişi radyoaktif maddelere maruz kalmış. Bununla beraber malesef bölgeden sadece 10,000 kişi tahliye edilebilmişti. Norveç Radyasyon Koruma Kurumu’ndan Per Strand dünyada radyoaktif kirlenmenin en çok olduğu yer burası dedi. Herşeye rağmen fabrika bugün halen kullanımda ve hatta genişletilmekte. Sadece bir kaç yıl önce Rus hükümeti yurtdışından gelecek radyoaktif atıkların Mayak’a gömülmesine karar vermişti. Mayak nükleer santrali şimdiye kadar Almanya, Finlandiya, Bulgaristan ve Çek Cumhuriyeti’nden gelen 1540 ton radyoaktif sıvıyı depoladı. Gelecekte de İsviçre, İspanya, İtalya ve Belçika’dan atık almak için görüşmeler yapıyor. Rusya Avrupa’nın nükleer çöplüğü olmakla kalmıyor bu arada doğa anayı zehirliyor.
Çernobil felaketinin 24. yıldönümünde Türkiye için kıyılarımıza gelen Greenpeace’in bayrak gemisi Rainbow Warrior İzmir’e yarın demirleyecek. Sizler de Türkiye nükleer enerji ile temiz enerjinin önünü tıkamasın ve doğa ana’ya doğru davransın diyorsanız http://nukleer.greenpeace.org adresine girin ve nükleere karşı Rainbow Warrior ile yol alın!

Türkiye hazineye para sağlayabilmek için bilmeden çevreci oldu. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nın pazar günü Washington’da sona eren bahar toplantılarında konular arasında fosil yakıtlarının sübvansiyonu da ele alındı. Ekonomilerin ekolojiye uygunluğu için ülkelerin akaryakıt fiyatlarını sübvanse etmesine nasıl son verilebileceği tartışıldı. Türkiye, başta Dünya Bankası’nın Türkiye Direktörü Ulrich Zachau, uluslararası ekonomistler tarafından enerji politikasında, dünyaya model olarak sunuldu. Türkiye gezegenin kaynakları açısından sürdürülebilir olmayan büyüme politikalarının sonuçlarını önceden kestirip çevreci politikalar geliştirdiği için örnek olmalıydı ama arkada yatan neden başkaydı. Esasında Türkiye bu işi aslında çevreyi değil hazineyi kurtarmak için yaptı, ama bu sayede istemeden çevreci ülke haline geldi. Bugün Türkiye dünyanın en pahalı benzinini satarak, fosil yakıt tüketimini güya azaltıyor, ancak yerine daha tasarruflu alternatifler koymuyor. Büyük hacimli motorlara yüksek vergiler koyarak karbon emisyonu yüksek araçların cazibesini azaltıyor, ancak öte yandan sokaklarda bu vergilere rağmen Avrupa’dan daha fazla büyük hacimli spor ve güya arazi arabaları görüyor, hibrid arabalara ise hiç rastlamıyoruz. Gerçi otoprodüktörlük uygulaması – yani kojenerasyona imkan vermesi ya da güya rüzgar enerjisi yatırımlarına kredi kolaylığı gibi yöntemlerle çevreye uyumlu projelerin önünü açıyor, ancak rüzgar santrali kurmak isteyenler bir sürü bürokratik engelle karşı karşıya kalıyor. Vergi ve enerji politikasıyla Zachau’nun dediği gibi dünyaya örnek olup olmadığımıza siz karar verin... neden hala yenilenebilir enerji kanununa yapılacak değişikliklerin de çıkmadığını kendinize sorabilirsiniz. Kömürü destekleyen Dünya Bankası’ndan önce bu konuyu önce Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarına sormak daha doğru olur.

Tortum Şelalesi, mahkeme kararı ile sadece ilkbaharda değil her mevsim akacak ve hiç kurumayacak. Tortum Şelalesi'nin suyu, 1960’da kurulan hidroelektrik santralı nedeniyle sadece ilkbahar mevsiminde akıtılıyordu. Tortum Gölü'nden beslenen şelaleye, elektrik üretimi nedeniyle 9 ay su verilmiyor. Birinci derecede doğal SİT alanı olarak tescil edilen Tortum Şelalesi'nde, 22 metre genişliğindeki su 48 metreden düşüyor ve üzerinde sürekli gökkuşağı oluşuyor. Şelalenin tam karşısında bulunan Çağlayan Köyü Muhtarı Osman Baykal, 14 Aralık 2009’da mahkemeye başvurdu. Davada sunulan bilirkişi raporunda, su kısıtlamasının hem jeomorfolojik yapıya zarar verdiği, hem de ekolojik dengeyi bozduğu belirtildi. Tortum Selalesi'nin geleceğini ilgilendiren karar 21 Ocak 2010 günü çıktı. Yarım asırdan beri ziyaretçilerin kuru halini gördükleri çağlayan, artık her mevsim akacak ve doğa zarar görmeyecek.

Ulukışla’da siyanürlü altın madenciliği faaliyetleri yürüterek toprağın altını üstüne getirmeye çalışan maden şirketi, kendisini köylülerden korumak için 60’a yakın güvenlikçi işe aldı. Güvenlikçilerin ilk işi 22 Nisan 2010 sabahı itibariyla maden sahasına gelen toprağın koruyucuları olan köylülere saldırmak oldu. Bu şiddeti şiddetle değil, güçlü bir şekilde kınıyoruz.

Çernobil Nükleer Santral patlamasının 24. Yıldönümünü dün andık.
Volkan Konak ile beraber Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde katıldığım panelde Karadeniz’in Çernobil patlamasından bugüne çektiği ızdırap dile getirildi. Sinop gibi cennet bir ilde yapılması planlanan santralin, Sinop’a ne şekilde zarar verdiği de konuşuldu. Panele katılanlar biz ülkemizde Çernobil’ler istemiyoruz dediler. Pazar günü Gerze ilçesinde düzenlenen ''Nükleer ve Termik Santral İstemiyoruz'' mitingine katılan Greenpeace'in sancak gemisi ''Rainbow Warrior''da bulunan Greenpeace üyeleri, daha sonra Sinop Limanına demirledi. Gemide basın toplantısı sürerken Sinop Kalesi’nde Greenpeace üyeleri bir eylem gerçekleştirdi. Beş eylemci tarihi Sinop Kalesinin İskele Meydanına bakan surlarından iple sarkarak kale surlarına ''Sinop Nükleer İstemiyor'' yazılı bir pankart astı. Sinop halkı ise bütün pencereleri “Sinop Nükleer İstemiyor” posterleri ile bezemişti. Umuyoruz hükümet Sinop halkının sesini duyar.

Yuvarlakçay'a HES yapılmasına karşı 150 gündür gece gündüz nöbet tutan köylülerin açtığı davaya, Muğla İdare Mahkemesi tarafından bir 'yürütmeyi durdurma kararı' daha verildi. Orman Genel Müdürlüğü'nce 'HES için 2055 yılına kadar verilen iznin' yürütmesi durduruldu. Bu karar Yuvarlakçay'da kazanılan ikinci hukuk zaferi.

Ancak bu arada Maden Kanunu’nda yapılmak istenen değişiklikler, tartışma yarattı. Tasarıda yaban hayatı koruma sahalarında, su havzalarında ve zeytinliklerde maden arama, çıkarma ve maden tesisi kurmaya yönelik izinler verilmesi; madencilikte yerel denetimin önünün kesilmesi eleştiri konusu. Türkiye’deki koruma altındaki alanların toplam yüzölçümü 3 milyon 426 bin 210 hektar. (Milli parklar, tabiatı koruma alanları, özel çevre koruma alanları...) Yaban Hayatı koruma alanını toplamı da 1 milyon 200 bin 926 hektar. Flamingo, ceylan, Anadolu yaban koyunu, dağ keçisi, ayı, ve sırtlan gibi önemli ve tehlike altında türler yaban hayatı koruma alanları içinde yer alıyor. Son yaşam alanları bu sahalar. Buralarda maden aramaları yapılması, son yaban hayatının da neslinin tükenmesi anlamına geliyor. Kendi kendimize soralım: Türkiye'nin tutarlı bir çevre politikası var mı? Maden yasasındaki değişikliklerle Türkiye'deki bir avuç yaban hayatı alanı da madenciliğe mi açılacak?

Greenpeace geçtiğimiz hafta Rainbow Warrior’ın güvertesinde bir basın toplantısı gerçekleştirdi. Nükleer enerji planlarının ve yenilenebilir enerji yatırımlarının yarattığı sosyo-ekonomik etkileri karşılaştıran bir rapor da toplantıda kamuoyuna duyuruldu. Sinop Çevre Platformu Temsilcisi Hale Oğuz, Sinop’ta kanseri tanımayan ailenin neredeyse kalmadığını vurguladı ve 26 Nisan 1986’da yaşanan Çernobil nükleer felaketiyle, hem nükleer santrallerin ikinci yüzü, hem de bizi idare edenlerin ikinci yüzüyle tanıştıklarını anlattı. Greenpeace Akdeniz, yayınladığı ‘Nükleer Enerji: Sürdürülebilir kalkınmanın önünde bir tehdit’ adlı raporda, hükümetin 30 yıldır nükleer santral kurmayı planladığı Büyükeceli ve Sinop ile, Türkiye’nin ilk rüzgâr yatırımlarının gerçekleştiği Bozcaada ve Çeşme yörelerinin geçirdiği dönüşümleri karşılaştırdı. Analize göre, Bozcaada ve Çeşme Türkiye’nin en hızlı büyüyen yöreleri, göç alıyorlar ve sürdürülebilir turizm gelişiyor. Sinop ve Büyükeceli ise kalkınma yarışında yaya kalıyor ve nükleer göç veriyor. Greenpeace Rusya’dan Enerji Uzmanı Vladimir Çuprov da yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: “Asla Rosatom’a güvenmeyin. Çünkü Çernobil öncesinde, kaza sırasında ve kazadan sonra yalan söylediler. Yaşanan felaketin yalnızca 50 ölüyle sınırlı olduğunu söylediler. O dönemde sızıntıyı temizlemekte görevli olan 100 binlerce temizlik işçisi bugün hala sağlık haklarından yararlanamıyor. Bu hakları için mahkemeye de gidemiyorlar çünkü çok pahalı. Bu da işin etik boyutu”. Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Kampanyası Sorumlusu Korol Diker de Karadeniz Bölgesi’nde hala Çernobil sonrasının trajik etkilerinin yaşandığına dikkat çekti. İşte bu yüzden nükleer enerji daha kurulmadan bile kitleleri etkiliyor. Greenpeace’in raporu gösteriyor ki; Sinop ve Akkuyu gibi rüzgar enerjisi potansiyeli yüksek iki il, sırf hükümetlerin enerji politikaları nedeniyle gelişemedi. Öte yandan Çeşme ve Bozcaada, Türkiye’nin en hızlı gelişen iki noktası. Mersin Nükleer Karşıtı Platform Temsilcisi Sabahat Aslan da fay hattı geçmediği ididasıyla Akkuyu’ya yer lisansı verildiğini, ancak 10 yıldır bu bölgenin 5 km. ötesinden bir fay hattı geçtiğinin billindiğine dikkat çekti. Aslan: “Bu ülkede 40 yılda bina yönetmelikleri bile değişiyor ama hükümetin 40 yıl önce verdiği lisans duruyor. Bu konuda çok öfkeliyiz ve bu lisansın iptali için hükümeti dava ediyoruz” dedi.
Dün Rainbow Warrior Gerze’de yerel halkla nükleer ve termik santrallere karşı mitingdeydi. Bugün, Çernobil nükleer kazasının 24. Yıldönümü. Rainbow Warrior Sinop’ta, Sinoplular ile nükleere karşı mücadele ediyor. Siz de Türkiye’nin kapılı kapılar ardında yapılan anlaşmalarla nükleer kabusa sürüklenmesine izin vermeyin, http://nukleer.greenpeace.org adresine gidin, nükleer santrallere karşı imzanızı atın!

Bugün Gezegenin Geleğinde Greenpeace aktivisti Serkan Dadak konuğumuz ve bize 22 gün sürecek Greenpeace Nükleersiz Türkiye Gemi Turunun haberini verecek. Evet Serkan:
“Merhabalar herkese Karadeniz’den. Şu anda ikinci günümüz. Dün Beşiktaş’tan ayrılmıştık ve boğazdan Karadeniz’e doğru geçip Sinop’a doğru ilerliyoruz. Hafif bir poyraz rüzgarımız var. Biz de yelkenleri açtık ve yavaş yavaş Sinop’a doğru gidiyoruz. İlk durağımız olacak bu, Nükleersiz Türkiye turu için. Sinop’ta diğer gruplarla birleşip halkla beraber Nükleere Hayır dedikten sonra tekrar Çanakkale boğazından çıkıp Ege Denizi üstünden İzmir’e varacağız. Ve İzmir’den sonraki durağımız ise Antalya. İzmir ve Antalya’da temiz enerjinin altını çizip en sonunda da Mersin’e nükleer santral planlanan saha olan Mersin Akkuyu’ya gideceğiz, daha güneye İsrail’e bu seferde yine temiz enerji ilkesiyle kömür karşıtı santralleri protesto etmek için İsrail’e doğru yelken açacağız. Şu anda güverte temizliği yapıyoruz biz. Çünkü yola çıktığımızdan beri yüzlerce insan gemimizi gezdiği için böyle bir temizlik hali söz konusu. Benim de işim güvertecilik olduğu için pas, boya, temizlik, işte botların kullanılması, yelkenlerin açımı, bakımı tırmanış gibilerinden herkesin specific görevleri gibi benim de böyle bir görevlerim var. Ama aktivist olarak eylem konusunda herkes bir yerde buluşuyor ve tek bir şey söyleyip tek bir şey yapıyor. 15 farklı coğrafyadan insanlarız şu anda Rainbow Warrior gemisinde. Türkiye’den 7 kişiyiz şu anda. Dünyanın dört bir yanından insanlar aktivistler hep beraber Sinop’a doğru ilerliyoruz. En önemli konu şu anda Rainbow Warrior’un Türkiye’ye son ziyareti olması. Çünkü yaklaşık 63 yaşında gemimiz. 84’de Fransız devleti ilk Rainbow Warrior gemisini nükleer denemeleri protesto ettiğimizden dolayı batırdığından beri, 89’dan beri diğer bütün kampanyalarda bizle beraber olan, dünyanın bütün coğrafyalarında denizlerinde seyreyleyen Rainbow Warrior gemisi son bir defa Türkiye’de ve özellikle ilk defa Karadeniz’de. İsrail’den sonra kendisi heralde büyük ihtimalle Suveyş ve Hint Okyanusu üstünden Paisifik e doğru ve büyük ihtimallede Yeni Zelanda, Avusturalya açıklarında bir limana demirleyip ve eğitim projelerinde bundan sonraki nesillere güzel bir dünya umudu bırakma ve onun da yollarını söyleme gibi gibilerinden bir işleve sahip olacak. Şimdilik durum böyle. Hava güzel. Sinop’a doğru ilerliyoruz. Umudumuz tam ve gerçekten güzel bir Greenpeace turundayız. “Nükleere Hayır” diyoruz hep beraber.
Çok teşekkürler Serkan. Sizler de Serkan’ın mücadelesine katılmak için Rainbow Warrior’ı greenpeace.org/gemituru adresinen izleyebilir Nükleersiz Türkiye diyebilirsiniz!

Afşin Elbistan A Termik Santrali yakınında bulunan yerleşim alanları 1983 yılından beri santralin bacasından çıkan külle mücadele ediyor. Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesine bağlı Çoğulhan Belediye Başkanı Adem Yıldız, A termik santralinin 1983 yılında hizmete açıldığını ve o tarihte ÇED raporunda baca filtresi yapılması gerekli ibaresinin bulunduğunu dile getirerek, ancak 27 yıldır külle mücadele ettiklerini belirtti. Hesaplamalara göre 27 yılda 70 milyon ton partikül madde halkın kafasına yağmış. Bilim adamlarına göre ölçümler 75 ppm’i geçtiği zaman kanserojen özellik taşıyor. Hatta tarım yasaklanır deniyor. Santralin yakınındaki yerleşim yerlerinde yapılan tahlillere göre ise bu rakam 435 ppm. Santrallere “en masum ve temiz enerji üretimi şekli” diyenler bu haberleri duymuyor mu diye düşünmek işten bile değil.

Beşiktaş’da demirlemiş olan Greenpeace Sancak gemisi Rainbow Warrior bu akşam Gerze ve Sinop’a doğru yola çıkıyor. Çernobilin 24. Yıldönümünde Sinop’ta Nükleer Karşıtı yerel mücadeleye destek verecek.
Sizler de Rainbow Warrior ile birlikte Nükleersiz Türkiye diyorsanız greenpeace.org/gemituru adresine girin ve nükleer santrallere karşı gemi turuna katılın!
Çernobil nükleer kazasının 24. yıldönümüne geri sayım devam ediyor, son 4 gün – sağlıcakla kalın!

Greenpeace’in efsanevi gemisi Rainbow Warrior, 22 gün sürecek olan “Nükleersiz Türkiye” turuna dün İstanbul’da başladı. Gökkuşağı Savaşçısını İstanbul’da iki Greenpeace botu ‘Nükleersiz Türkiye’ mesajlarıyla karşıladı. Beş ayrı şehirde 6 ayrı limana uğrayacak olan gemi, dün sabah Boğaz’dan geçerek Beşiktaş’ta İDO iskelesinin yanında demirledi. 22 gün ve 1400 deniz mili boyunca yol alacak geminin Türkiye’de şimdiye kadar aldığı en uzun yol. 22 Nisan Perşembe günü, yani yarın 12.00-18.00 saatleri arasında halkın ziyaretine açılacak olan Rainbow Warrior, daha sonra Sinop’a doğru yelken açacak.
Türkiye’nin kapılı kapılar ardında yapılan anlaşmalarla nükleer kabusa sürüklenmesine izin vermeyin, Rainbow Warrior ile yol alıp nukleer.greenpeace.org adresine girin ve nükleer santrallere karşı imzanızı atın!
Çernobil nükleer kazasının 24. yıldönümüne geri sayım devam ediyor, son 5 gün – sağlıcakla kalın!


Türkiye'nin en temiz çaylarından biri olarak bilinen Tunceli'deki Munzur Çayı, kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce fuil oil boşaltılması sonucu kirletildi. Çayın kirletilmesi ile Munzur Çayı'nda yetişen ve dünyanın en lezzetli balıklarından kabul edilen kırmızı pullu alabalıkların büyük risk altına girdiği belirtildi. Munzur Çayı'na fuil- oil dökmesi sonucu çay siyaha boyandı. Kalorifer yakıtı olarak kullanılan fuel oil'in kentin kanalizasyon sistemiyle Munzur Çayı'na deşarj edilmesi nedeniyle çayın kent merkezinde bulunan büyük bölümü siyah renge büründü. Uzunçayır Barajı'nda su tutulması nedeniyle akışı da duran çaydaki kirlilik suda yaşayan canlıları tehdit ediyor.

Bolu İl Özel İdaresince ''Abant Master Planı'' kapsamında Abant Tabiat Parkı'nda ve gölün çevresinde yürütülen, ''yolun yükseltilmesi, genişletilmesi, gölün su seviyesinin yükseltilmesi ve 'Yavru Abant Gölü' oluşturulması'' çalışmaları, çevrecilerin tepkisine neden oluyor. Çevreciler, yapılan çalışmaların Abant'ın doğal yapısını bozduğunu söyleyerek, çalışmaların durdurulmasını istiyor. Abant İzzet Baysal Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Okan Külköylüoğlu ''Abant'taki bu tahribat ve çevre bozukluğu açıkça görülebiliyor. Habitatın hassas olduğu bölgede o kadar farklı tahribat olmuş ki, göl suyuna zarar gelmiş, akarsuların giriş çıkışına zarar gelmiş, gölü besleyen derelere zarar gelmiş, göl içinde ve dışında hayvan ve bitki topluluklarına veya diğer canlı türlere epey bir zarar gelmiş ve gelmeye de devam ediyor'' diye konuştu. Abant'ta en büyük zararlardan bir tanesinin kıyı şeridinin kalmaması olduğu da ayrıca belirtildi. Verilen zararların telafisi mümkün olmadığı için projenin biran önce durdurulması gerekiyor.

Geçtiğimiz gün Lüfer neslinin korunmasıyla ilgili kampanyadan sizleri haberdar etmiştik. Kampanya daha başlarken ilk kayaya tosladı. Bildiğiniz gibi balıkların yumurtlama dönemi nedeniyle Türkiye'nin karasularında balık avı yasağı başladı. Fakat Tarım Bakanlığı Ege Denizi’nin uluslararası sularında gırgırlarla yapılan av mevsimini 15 Haziran'a kadar uzattı. Lüferin yanı sıra torik, palamut, orkinos dahil pek çok balık türünü etkileyen karar, balıkçıları şoke etti. Çanakkale Su Ürünleri Kooperatifleri Birliği Başkanı ve kendisi de gırgır teknesi sahibi Uysal, kararı felâket olarak nitelendiriyor Çünkü: Tam o dönemde palamut, torik, Ege’den Karadeniz’e geçiyor. Üstelik balıkların havyarlı, yani yumurtalı zamanı. O hassas dönemde avlanmak gebe koyunu kesmek gibi bir şey olduğu için bu iznin zararını balıkçı da biliyor. Balık varlığı açısından son darbe olan bu karar hemen durdurulmalı.

Bugünkü programı güzel bir haberle bitirmek istiyorum. Bir termik santralin daha lisansı iptal edildi. Çeşitli çevreci kuruluşlar daha önce Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu"na Tufanbeyli termik santralinin lisansının iptali talepli yatıkları başvurularına red cevabı almışlardı. Daha sonra bu red cevabının iptaliyle ilgili olarak bir dava açtılar. Sonunda Ankara 3. idare Mahkemesi bu davada yürütmenin durdurulması kararı verdi. Her gün yeni bir santralin iptal haberlerini vermeyi diliyoruz.

Dün sizlere yasalar ve kamuoyunun tepkisinin hiçe sayılarak Türkiye'nin dört bir yanında yapılmak istenen hidroelektrik santrallerin mahkemeler tarafından birer birer durdurulmaya başlandığı haberini vermiştik. HES haberleri üzerine Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Türkiye'nin yapımı planlanan hidroelektrik santrallerinin (HES) tamamlanması durumunda yılda 8 milyar dolar kazanacağını belirterek HES’leri savundu. Türkiye’de HES’lerin kurulmasını bir zaruret olarak nitelendiren Eroğlu, Türkiye’nin su fakiri olmamasına karşın sınırlı kaynakları olduğuna dikkati çekti. ve “HES’ler dünyada en masum, en ucuz, en çevreci, en iyi elektrik üretim sistemidir! " dedi. Veysel Bey, enerji bakanı mı? maliye bakanı mı? sulama bakanı mı yoksa çevre bakanı mı biran önce karar vermesi gerekiyor, çünkü Karadenizli’nin ve Doğa’nın bekleyecek vakti kalmadı.

Geleneksel olarak her yıl Almanya'da Kiel kentinde kurulu Kiel Enstitüsü'nce düzenlenen Küresel Ekonomi Sempozyumu, bu yıl 28-29 Eylül tarihlerinde İstanbul'da yapılacak. Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek olan ve "Alternatif Davos Zirvesi" olarak da kabul edilen Sempozyumda, dünya düzeninin geleceği açısından önem taşıyan ve küreselleşme sürecinde yer alan konular tartışılıyor. GES’in Türkiye’de gerçekleşmesinde, Türkiye’nin yaptığı girişimler ve G20 üyesi olan Türkiye’nin, küresel ekonomide gittikçe artan önemi de etkili oldu. Sempozyumda, küresel ekonominin yanı sıra, toplum, siyaset ve çevre konuları da ele alınıyor. Kiel Dünya Ekonomi Enstitüsü, dünyanın önde gelen ekonomistlerin üye olduğu, Küresel Ekonomi Derneğini de bünyesinde barındırıyor. GES, diğer uluslararası sempozyumlardan farklı olarak, tartışma sonucu ulaşılan çözümlerin eyleme geçmesine katkıda bulunarak, hayata geçirilen uygulamaları ve gelişmeleri takip ediyor.

Yasalar ve kamuoyunun tepkisi hiçe sayılarak Türkiye'nin dört bir yanında yapılmak istenen hidroelektrik santraller mahkemeler tarafından birer birer durduruluyor. Rize'nin Fındıklı ilçesinde bulunan Abu Çağlayan deresi ve Çayeli Senoz deresi üzerinde yapımı planlanan HES projelerine verilen emsal niteliğindeki yürütmeyi durdurma kararlarına peş peşe yenileri ekleniyor. Bu kararlarla, Türkiye'de yapımı planlanan 2 bine yakın HES projesinin büyük kısmının hukuk dışı olduğu anlaşılıyor. Şu ana kadar yirminin üzerinde regülatör ve HES projesi çeşitli aşamalarında durduruldu. Her bir HES projesi, kamu kaynaklarının kaybına, doğal mirasın tahribatına ve HES yapılan bölgelerde pek çok toplumsal soruna neden oluyor. Türkiye'nin su politikasının ivediklikle değiştirilmesi gerekmektedir. Alınan mahkeme kararları, doğa tahribatı ile ünlü Devlet Su İşlerini bünyesinde barındıran Çevre ve Orman Bakanlığı'nın dayattığı bu yanlış politikanın ne kadar yıkıcı olduğunun bir belgesi niteliğindedir. Bakanlık Devlet Su İşlerinin misyonunu yeni baştan tanımlamalı ve DSİ’yi yeniden yapılandırmalı.

Slow Food Türkiye, Fikir Sahibi Damaklar grubu üyeleri tarafından "İstanbul Lüfer'e Hasret Kalmasın!" adlı bir kampanya başlatıldı. Lüfer için geniş kapsamlı bir de toplantı yapıldı. Fikir Sahibi Damaklar grubunun kurucusu Defne Koryürek tarafından açılan toplantının izleyicileri arasında 10 STK, 15 restaurant/lokanta, 11 de balıkçı birliği vardı. Toplantıdan çıkan ve tüm tarafların üzerinde anlaştığı konu, bugün geçerli lüfer avlanma asgari boyu olan 14 cm'in sürdürülebilir olmadığı yönündeydi. Önerilen bu alt limitin bir an önce 20 cm sınırına çekilmesi oldu. Ayrıca bazı işletmeler bugünden itibaren 24 cm'in altında lüfer balığının satın almayacağını beyan etti. Pazartesi İstanbul'da bir araya gelen tüm katılımcılar aslen lüfer ve devamında da denizlerimizin bereketi, tüm balıklarımızın "sürdürülebilir" bir ekonomi içerisinde üretimi ve alınması konularına hassas kadroları ile bu ilk toplantıda bir araya gelmenin heyecanını paylaştılar.

Muğla'nın Ortaca İlçesi Dalyan Beldesi'ndeki dünyaca ünlü İztuzu kumsalında üreme sahaları bulunan Caretta Caretta'ların korunması için vakıf kurulacak. Vakfın kurulması çalışmalarına öncülük eden Pamukkale Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Deniz Kaplumbağaları Rehabilitasyon Merkezi Sorumlusu Doç. Dr. Yakup Kaska, merkezin Çevre Bakanlığı, Pamukkale Üniversitesi ve Dalyan Belediyesi tarafından desteklendiğini söyledi. Vakfın kurucu başkanlığına ise geçen yıl Türk vatandaşı olan İngiliz Kaptan 87 yaşındaki June Haimoff getirildi. Bu tür yerel ve odaklı hedeflere sahip vakıflar sayesinde koruma çalışmaları ve yerel sahiplenme git gide artıyor ve sivil toplum adına bunlar çok değerli gelişmeler.

HES davaları domina taşları gibi ardı ardına sonuçlanıyor. Rize İdare Mahkemesi, Artvin Macahel Vadisi'nde yapılmakta olan Düzenli HES Projesi için bilirkişi incelemesi yapılabilmesi amacıyla yürütmeyi durdurma kararı verdi. Bölgenin UNESCO tarafından biyosfer rezerv alanı içine alındığını ifade eden Avukat Yakup Şekip Okumuşoğlu, ''Bölge, pek çok endemik bitkiye ev sahipliği yapan çok özel bir yer. Bölgede inşaat çalışması başlayan HES nedeniyle pek çok doğal güzellik yok olacak. Ormanlar tahrip edilecek. Bu nedenle projenin durdurulması için Rize İdare Mahkemesine başvurduk'' dedi. Dava kapsamında mahkemenin mahallinde inceleme yapmaya karar verdiğini bildiren Okumuşoğlu, ''Bu kapsamda, işlemin devam etmesinin telafisi imkansız zararlar doğurabileceği nedeniyle bu konuda yeni bir karar verilinceye kadar yürütmenin durdurulmasına da karar verildi.” Tabii henüz mücadele sürüyor.

Samsun Deniz Temiz Derneği Koordinatörü Rüştü Araboğlu, Türkiye’de en hızlı ve çok kirlenen denizin Karadeniz olduğunu belirterek, “Tuna Nehri vasıtasıyla 80 milyon Avrupalı'nın bütün atığı Karadeniz’e geliyor ve Karadeniz büyük bir çöp kovası gibi” dedi. Karadeniz’e kıyısı olan 6 ülkede bulunan irili ufaklı yaklaşık 300 akarsu kanalıyla yılda 500 milyon metreküp evsel atık Karadeniz’e atılıyor. Yine bu ülkeler tarafından yılda 100 bin ton evsel ve sanayi atıklardaki yağ Karadeniz’in kirlenmesine neden oluyor. Araboğlu, “Avrupalı'nın iki yüzü var. Biri kendi içinde birbirlerine olan yüzü. Kendi içinde çevresel etkilere, bunların sonuçlarına azami özen gösteren Avrupalı diğer yüzüyle Tuna Nehri'ni kirletirken atıklarını oraya atarken aynı titizliği göstermiyor” dedi. Karadeniz’e kıyısı olan kentlerin hiçbirinde arıtma tesisinin bulunmuyor. Bölgedeki balık türleri gün geçtikçe azalıyor. Karadeniz evsel ve sanayi atıklarıyla vahşice kirletiliyor ve hemen bir şey yapılmazsa durum geriye dönüşü olmayan bir hale varacak.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Washington’daki Nükleer Güvenlik Zirvesi’nde, “Bölgemizde nükleer silahlar istemiyoruz” mesajını vereceği belirtildi. Türk diplomatik kaynakları da, ABD ile Rusya’nın, 8 Nisan’da yeni Stratejik Silahların Azaltılması Antlaşmasını imzaladıklarına, nükleer silahlarda ciddi indirimlere gidilmesi konusunun dünyanın gündeminde olduğuna dikkat çekerek, “Zirvede Başbakan Erdoğan’ın bölgemizde nükleer silahlar istemiyoruz demesi beklenebilir” dediler. Washington’da gerçekleşecek Nükleer Güvenlik Zirvesi’nin ardından 3-28 Mayıs tarihlerinde Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) Gözden Geçirme Konferansı da yapılacak. Umuyoruz ki zirveye beklenenden farklı bir mesaj iletilmez.

Herkes nükleersiz, daha iyi bir geleceği hak ediyor. Başbakan Mersin halkının haklı talebine istediği kadar paçavra desin, Mersin Rusya’dan veya başka bir yerden gelecek Çernobil geçmişi ile nükleer reaktörlere asla razı olmayacak. Hali hazırda nükleer santral karşıtı mücadele bölgede 20 yıldır devam ediyor. Artık, Erdoğan halkı dinlemeli ve nükleer inattan vazgeçmeli. Siz de nükleer karşıtı mücadelede yer almak istiyorsanız nukleer.greenpeace.org adresine girin, nükleere hayır! güneşe ve rüzgara evet! deyin.
Çernobil nükleer kazasının 24. yıldönümüne geri sayım devam ediyor, son 13 gün – sağlıcakla kalın!

Alman haber ajansı Deutsche Welle, Türkiye'nin yenilenebilir enerji potansiyelinin önemine yönelik bir makale yayınlandı. "AB enerji politikalarında Türkiye'nin rolü" başlıklı makalede görüşlerine başvurulan Berlin Hür Üniversitesi Hazar Bölgesi Çalışmaları Merkezi Koordinatörü Dr. Lutz Mez'e göre enerjide transit ülke olan Türkiye'nin doğalgaz taşıma ve depolama kapasitesinin yanında enerji verimliliğini de artırması ve yenilenebilir enerjiye yatırım yapması zorunlu. Bir sonraki sanayi devriminin yenilenebilir enerjiler ile olacağını ve nükleer enerji ve petrol'ün geçmişte kaldığını söyleyen Mez yenilenebilir enerjilerin maliyetlerinin olmadığını sadece bunları kullanmak için gereken teknolojinin maliyetli olduğunu ifade etti. Türkiye’nin sahip olduğu büyük potansiyeli kullanamamasında en büyük sebep teknolojinin olmaması olarak gösterildi.

Bir güzel haber de İstanbul’dan. Bakırköy Belediye Meclisi, ilçede plastik poşet kullanımını yasaklandı. Meclis toplantısında oy birliği ile alınan kararla, plastik poşet yerine file, bez torba ve kese kağıdı kullanımının zorunlu hale getirildiği bildirildi. Açıklamada, karara uymayanlar hakkında ceza uygulanacağı vurgulandı. Açıklamada görüşlerine yer verilen Belediye Başkanı Ateş Ünal Erzen, dünyada yaklaşık 500 milyar adet plastik poşet kullanıldığını ve bunun sadece yüzde birinin geri dönüşebildiğini kaydetti. Plastik poşetlerin çevre kirliliği ile ekolojik dengenin bozulmasına sebep olduğunu ifade eden Erzen, doğada dönüşüm süreci yüzyılları bulan plastik poşet yerine Bakırköy sınırları içerisinde file, bez torba ve kese kağıdı kullanımının zorunlu hale getirildiğini belirtti. Poşetin zorunlu olduğu yerlerde de dönüşebilir oxo biyobozunur poşet kullanılması kararı alındı. Bu çevreci atılım için Bakırköy Belediyesi’ni kutluyoruz.

Yalova'nın Çiftlikköy ilçesi belediye başkanı Metin Dağ, Taşköprü beldesinde kurulması planlanan termik santralle ilgili olarak, ''Mevcut 1/25 binlik haritada fay hattının termik santral alanından geçtiği görülürken, santralı yapacak şirket tarafından hazırlatıldığı iddia edilen diğer haritada ise fay hattı denizden geçiyor'' dedi. Metin Dağ, düzenlediği basın toplantısında, termik santralin yapılması istenen alanı gösteren 2 ayrı harita bulunduğunu belirterek, haritaları gazetecilere gösterdi ve bu tip haritalarla mevcut bir tehlike görmezden gelinmek istendiğini belirtti. 17 Ağustos depremi sırasında akrilonitril tanklarının ne büyük bir tehdit oluşturduğu görüldü. Söylenene göre termik santral bu tankların çok yakınına yapılıyor. Olası bir depremde termik santrale bir şey olursa bu tanklara da zarar verebilir ve çevre açısından faciaya varan sonuçlar doğurabilir.

Öte yandan üçüncü nükleer santral projesi için adres belli oldu: Cennet güzelliğindeki İğneada. Geçtiğimiz günlerde TAEK yetkilileri İğneada-Kırklareli’de üç günlük bir çalışma yaptı ve koşulların üçüncü nükleer santral projesi için uygun olduğunu iddia etti. Daha tek bir projeye bile başlamadan üçüncü projenin hesaplarını yapan hükümetin elindeki liste de uzayıp gidiyor; Beyşehir-Seydişehir (Konya), Nallıhan-Beypazarı, Akçakoca-Ereğli, Kırıkkale-Nevşehir (Kızılırmak hattı) ve Trakya (Tekirdağ-Edirne). Yapılan araştırmalar nükleer santrallerin yakınında lösemi oranlarının arttığını ortaya koyuyor. Yüz binlerce yıl tehlike saçmaya devam edecek olan atıklar için nükleer endüstrinin hala kalıcı bir çözümü yok. Her yıl onlarca nükleer reaktörde farklı derece ve şekillerde sızıntılar meydana geliyor. Buna rağmen nükleer inat sürüyor.
Kapalı kapılar ardında nükleer santral anlaşmalarını oldu bittiye getirenlere dur demek istiyorsanız siz de http://nukleer.greenpeace.org adresine girin ve nükleere hayır diyenlere katılın.

Hükümetin, Yuvarlakçay’a bir hidro-elektrik santralı yapımına karar vermesi ve uygulamaya başlamasından sonra; yöre halkı, hükümet yetkilileri ve ihaleyi alan özel şirket ile karşı, karşıya geldi. Yuvarlakçay’ı sahiplenen yöre halkı, santral projesini ancak kamulaştırma kararlarının uygulanması sırasında öğrendi. Bunun üzerine, kamulaştırma kararlarını iptal davaları açıldı, ancak bölgede yüzlerce ağacın kesimine başlanması üzerine halk direnişe geçti. Yuvarlakçay, santralin kurulacağı Topgözü mevkiinde kurduğu çadırlarda suyu, ağacı, doğası ve geleceği için gece/gündüz nöbet tutuyor. Kadimden gelen su kaynaklarını ve kullanım haklarını kaybetmemek; çınar, çam ve sığla gibi doğal ağaçların kesilmemesi ve bölgede yaratılacak doğa tahribatını durdurmak için seslerini yetkililere ve kamuoyuna duyurmaya çalışıyor. Aldığım bir habere göre de Muğla 1. İdare Mahkemesi ÇED yani Çevre Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğine uygun olduğuna dair mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılıncaya kadar Yuvarlakçay HESi hakkında yürütmeyi durdurma kararı verdi. Mücadele bu başarılarla eminim daha da güçlü sürecek. Bir başka olumlu haberde Yusufeli Demirdöven’de yapılmak istenen HES projesi ÇED olumlu kararına da Rize İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verdi. Ancak önemli olan bundan sonra ÇED’lerin HES yapılamaz kararı vermesi, zira pekçok ÇED durdurulduktan sonra inşaatlar devam etti ve sonunda olumlu ÇED raporları tekrar onandı. Burada kazanılan süre ile mücadele başarıya götürülmeli.

TMMOB Makine Mühendisleri Odası Enerji Çalışma Grubu tarafından hazırlanan Türkiye’nin Enerji Görünümü Raporu, Türkiye’nin geleceği hakkındaki planları da gözler önüne serdi. ‘Kömür Türkiye’nin sigortasıdır’ denilen rapordan anlaşılacağı gibi Türkiye’nin geleceği kömüre bağlanmaya çalışılıyor, bu da gezegenin sonu demek. Kömür bir sigorta değil bir saatli bomba.

Ovacık Madeni'nin çevreye verdiği zararları kamuoyunun gündemine taşıyan çevrecilerin ve Günlük Evrensel gazetesinin TÜPRAG Şirketi'ni hedef almadığı, mahkeme kararıyla açıklığa kavuştu ve 70 bin TL'lik tazminat istemi reddedildi. 8 Şubat 2009 tarihinde Bergama'daki şiddetli yağışın Koza Altın Şirketi'nin işlettiği Ovacık Altın Madeni üzerinden ovaya verdiği zararları gazete gündeme getirmiş, çevre savunucuları da girişimlerde bulunmuştu. Altın madenciliğinin insan ve doğa yaşamına verdiği zararı halka açıklayan çevreci medya böylece yıldırılamadı.

Bildiğiniz üzere Anadolu Grubu Gerze’ye bir termik santral yapmak istiyor ve santral için sık sık “çevreye zararsız” söylemini kullanıyordu. Gerze’li bir araştırma grubu, Anadolu Grubu'nun "En iyi termik santral" olarak örnek gösterdiği Afşin-Elbistan ve Adana İsken Sugözü Termik Santralini incelemeye karar verdi ve santralin doğadaki yıkıcı gerçek yüzü ile karşılaştılar. Afşin-Elbistan santrali yapıldıktan bir kaç yıl sonra zehirli etkisini göstermeye başladı. Bölgede kanser nedenli ölümlerde büyük bir artış oldu. Bununla beraber çevredeki ağaçların büyük bölümünün tamamen kurudu, kalanlarını da toz kapladı. Bölge köyleri neredeyse termik santralin kül deposu haline geldi. Termik santral açıkça insana ve doğaya yaşam hakkı tanımamış. Bu acı gerçeklerle yüz yüze geldikten sonra Gerze’liler hiç bir şekilde santralin yapımına izin vermeyeceklerini açıkladılar.

Kastamonu Sinop Su Ürünleri Kooperatifi başkanı Ali Bardak’ın açıklamasına göre üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye’de, balık çeşitliliği alarm veriyor. Bilinçsiz avlanma ve kirlilik, balık neslinin azalmasına ve bazı türlerin yok olmasına yol açıyor. Karadenizli balıkçılar, bu olumsuz durumun, balıkçılıkta "kota" uygulamasının başlatılmasıyla önlenebileceğini düşünüyor. Karadeniz’de, bundan 20-30 yıl öncesine kadar onlarca çeşit balık avlanıyordu. Kirlilik ve bilinçsiz avlanmanın yaygınlaşması balık neslini tehlikeye soktu. Balık türleri, günümüzde oldukça azaldı. Bardak, durumun aciliyetine "Kotasız avlanma bizce çok mahsurlu. Gelişmiş ülkelerde bu iş nasıl yapılıyorsa bizde de artık böyle yapılması lazım." diyerek dikkat çekti. Besin deposu denizlerin ve balık neslinin korunması önemli bir şart olarak karşımızda duruyor.

Öte yandan çevre için güzel bir gelişme oldu. 128 gündür Yuvarlakçay'da çadır kurarak hidroelektrik santrala karşı mücadele eden köylüler ilk hukuk zaferini kazandı ve ihale durduruldu. İdare Mahkemesi, Muğla Valiliği tarafından verilen ‘ÇED gerekli değildir’ kararının yürütmesi durduruldu. Keşif ve bilirkişi incelemesi yapılıncaya kadar, HES ihalesini alan AKFEN, bölgede hiçbir çalışma yapamayacak. Yuvarlakçay’da nöbet tutanlar önceki akşam öğrendikleri mahkeme kararını büyük bir coşkuyla kutladı ama karara rağmen nöbetlere devam edeceklerini söyledi. 11 davanın ilkini kazanan köylülerin geride 10 idari davası daha var

Akkuyu ve Fındıklı'da kurulması planlanan nükleer santrallere karşı çıkan bir grup, TBMM önünde eylem yaparak, Akkuyu'da yetişen çağlaları kaldırıma saçtı. ''Fındıklı Derelerini Koruma Platformu Ankara Yürütmesi'' üyeleri ile ''Mersin Nükleer Karşıtı Platform Akkuyu Köylüleri'' ve Greenpeace temsilcileri, TBMM'nin Dikmen kapısı önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada, çok geç olmadan nükleer santral projelerinden vazgeçilmesi istendi.
Gelişmiş ülkeler kendi geliştirdikleri santralleri halk oyuyla kapatıyorlar. Türkiye ise nükleer inadından vazgeçmiyor. Ülkemizin enerji ihtiyacı yenilenebilir enerji kaynaklarıyla karşılanabilir. Türkiye nükleer çöplük olmasın diyorsanız siz de http://nukleer.greenpeace.org adresine girin ve nükleere hayır diyenlere katılın.


MAYIS
Avrupa Komisyonu Çevre Genel Müdürlüğünden çevre uzmanı Octavian Stamate, ''Çevre faslı konusunda müzakereler başarıyla sonuçlandığında müzakerenin en önemli ve zorlu fasıllarından biri de başarıyla sonuçlanmış olacaktır ve Türkiye AB üyesi olmaya hazır olacaktır'' dedi. ''AB müktesebatına uyum çerçevesinde Türkiye'nin enerji ve çevre politikaları'' konulu oturumda sunum yapan Stamate, 21 Aralık 2009'da yapılan Türkiye-AB katılım konferansında çevre faslının açılması kararının alındığını anımsatarak, çevre mevzuatının hem en karmaşık mevzuatlardan biri olduğunu, hem de bu müktesebatla uyumun yüksek yatırım gerektireceğini söyledi. Stamate, mevzuatın müktesebatla uyumlu hale getirilmesinin yeni mevzuat anlamına geldiğini anlatan Stamate, sadece yazılı kuralları kabul etmenin yetmediğini, bunların yerine getirilmesi gerektiğini kaydetti. Stamate, Türkiye'nin çok ciddi planlama yapması gerektiğini ifade ederek, ''İklim değişikliği müktesebatın çok önemli parçası. Türkiye'den beklenen, bu konuda daha gayretli olması ve salımları azaltma gayretlerini yükseltmesi, ayrıca AB devletlerinin taahhütlerine yakın taahhütlerde bulunması'' diye konuştu. Bunun geleceğini yaklaşık bir yıldır bu pogramda söylüyor, hazırlık çağrısı yapıyoruz.

Çevre ve Orman Bakanlığı bünyesinde gerçekleştirilen Merkez Av Komisyon toplantısında ülkemizin yaban hayatını olumsuz yönde etkileyecek kararlar alındı. Kara Avcılığı kanunu uyarınca ava açık yaban hayatı türleriyle ilgili av esasların düzenlendiği toplantıya doğa koruma örgütleri alınmadığı gibi ava açık gün sayısı, avlanabilecek hayvanların sayısı gibi esaslar değiştirildi. Bu yıl yapılan toplantıda herhangi bir bilimsel dayanağı olmadan alınan kararlardan en kritik olanı, ördek türlerinin av kotasının arttırılması oldu. Halihazırda yaşam alanlarının bozulması nedeniyle ciddi anlamla tehdit altında olan yaban hayvanlarını küresel iklim değişikliği nedeniyle daha da belirsiz bir gelecek bekliyor. Avcılığın ülkemizde yaban hayatı üzerinde önemli bir tehdit olmasındaki en büyük nedenler, mevzuat dışında yapılan avlanma, türler hakkında bilimsel verilerin yetersiz olması, avcılık ve denetim mekanizmalarının tam olarak oturmamış olması. Türkiye Cumhuriyeti’nin imzalamış olduğu uluslararası Biyolojik Çeşitlilik, Bern ve CITES Sözleşmeleri kapsamında türlerini korumak ve bu türleri gelecek nesillere aktarmak konusunda taahhütü var. Merkez Av Komisyon kararların iptali ve eski haline getirilmesi yaban hayatın korunması için büyük önem taşıyor.

Hükümet, Kaz Dağlarında arama izni alan, ancak Zeytin Yasası ve ÇED’e takılan aralarında Kanada, ABD, Hollanda sermayesi ile kurulmuş uluslararası şirketlerin yanı sıra, Koza gibi yerli firmaların da yer aldığı 80 şirketin önündeki engelleri kaldırmaya girişiyor. Anayasa Mahkemesi’nin geçen yıl iptal ettiği Maden Kanunu’nun 7. maddesi ile Danıştay’ın iptal ettiği maddenin yeniden düzenlenmesini öngören Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı gece yarılarına kadar süren toplantıda benimsendi. Tasarıya, zeytinlik sahalarında maden arama faaliyetlerini yeniden düzenleyen bir madde eklendi. Düzenlemeye göre; zeytinlik sahalar içinde ve bu sahalara en az 3 kilometre mesafede, zeytinliklerin bitkisel gelişimini ve çoğalmalarını engelleyecek tesis yapılamayacak ve işletilemeyecek. Ancak alternatif alan bulunamaması ve Zeytincilik Sahaları Koruma Kurulunun uygun görmesi şartıyla zeytinlik sahalarında yatırım yapılmasına Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından izin verilebilecek. Tasarıyla ayrıca zeytinlik ve yaban hayatı koruma alanlarında maden arama ve işletme faaliyetleri ile bu faaliyetler için gerekli geçici tesislere çevresel etki değerlendirme raporunda belirlenen esaslar dahilinde izin verilmesi sağlanıyor. Ne zaman doğa hakları maden çıkarma karşısında savunulacak. Ekonomik iştahımıza ne sınır getirebilecek?


Rüzgâr enerjisi alanında önde gelen ve her yıl bir kıtada düzenlenen Dünya Rüzgâr Enerjisi Konferansı ve Sergisi (WWEC), 15-17 Haziran tarihleri arasında İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleşecek.
EuroSolar Türkiye tarafından düzenlenen konferans ve sergi, rüzgâr enerjisi teknolojisi, sanayisi ve politikalarının başlıca oyuncularının bir araya geldiği güçlü bir platform oluşturmayı ve stratejik kararları etkileyecek rüzgâr enerjisi kullanımı ile ilgili en son bilgilerin ve teknolojilerin paylaşılmasını amaçlıyor.

Muğla’nın Ortaca ilçesinde bulunan Dalyan Kanalı’nın korunması için harekete geçilmeye başlandı. Kanaldaki mazot ve benzinle çalışan teknelerin yerini alması beklenen elektrikli teknelerde inceleme yapıldı. Özel Çevre Koruma Kurumu (ÖÇK) Başkanı Ahmet Özyanık yaptığı incelemelerin ardından, “İdari olarak seyrüsefer izni için yönetmelikte düzenleme yapmamız gerekiyor. Bir de teknelerin iskelede elektrik alabilecekleri sistemin güçlendirilmesi gerekecek. Ancak denize çıkan teknelerde uygulanabilirliği biraz zor. Onun için hibrit yani hem dizel hem elektrikle çalışabilen motorlara ihtiyaç var” dedi. Dalyan TURMEPA Bölge Koordinatörü Yücel Okutur da, “Mazotlu tekneler akülüye dönüştürülecek. Yıl sonuna kadar tüm teknelerin akülü olması hedefleniyor” açıklamasında bulundu. Bu tür projelerin çoğalmasını diliyoruz.

Greenpeace Yunanistan ve Greenpeace Akdeniz, Friends of the Earth Kıbrıs ve Friends of the Earth Europe ile birlikte Mersin Akkuyu’da nükleer santral kurmayı öngören anlaşmaya karşı bir deklerasyon yayınladı. Yayınlanan deklerasyonda Türk ve Rus hükümetlerinin Doğu Akdeniz’de bir kabusu harekete geçirdiklerine dikkat çekiyor. Kıbrıs Nükleer Kampanyacısı Klitos Papastylianou “Nükleer enerjinin bizim çevremizdeki topraklarda yeri yok. Türk hükümetinin güneş, insanlık ve gezegen için korkunç sonuçlar doğuracak nükleere yatırım yapmak yerine rüzgar gibi enerjilere yatırım yapmasını tercih ediyoruz” dedi. İmzalanan anlaşmaya şu gerekçelerden dolayı karşı durdukları bildirildi:
Akkuyu Körfezi’nde, hem de yakınından aktif bir fay hattı geçen bir bölgede santral inşaası, nükleer santral kurma uygulamalarının en temel kriteri olan güvenlik kriterine aykırıdır.
Akkuyu’da kurulacak bir santral bölgenin hassas ekosistemi, türü tehlike altında olan Akdeniz foku gibi canlıların yaşam alanları için bir tehdit oluşturmaktadır.
Akkuyu’da bir nükleer santral kurmak, Doğu Akdeniz’in geniş bir bölümünün nükleer atık ve yakıt taşımacılığında bir geçit olmasına yol açacaktır.
Akkuyu’da kurulacak bir nükleer santral, terörist saldırı veya sabotaj tehlikesini artıracağı için çevre, toplum ve bölgenin ekonomisi için hesaplanamayacak sonuçlar doğuracaktır.
Akkuyu’da bir nükleer santral kurmak, anti-demokratik politik kararlar sonucudur ve Türk insanının ekonomik ve çevresel kaygılarını hiçe sayan bir uygulamadır.
Akkuyu nükleer santrali, AB üyesi adayı Türkiye açısından AB direktiflerine aykırı bir durumdur.
Sonuç olarak, Greenpeace ve Friends of the Earth, Türkiye’nin Rusya ile imzaladığı stratejik anlaşma ile daha kirli, daha pahalı ve daha verimsiz bir enerji sistemine doğru ilerlediğine dikkat çekti. Bu enerji sistemi, ekonomi ve enerji arzı anlamında bağımlılık yaratacak. Neticede, Türkiye’nin attığı adımlar, AB’nin iklim değişikliğini hedefleyen ve enerji verimliliği ile fosil ve nükleer yakıtlar yerine yenilenebilir enerji kaynaklarını öneren, gerçekçi enerji dengesinin geleceği ile bağdaşmıyor. Türkiye’de nükleer kabusa hayır demek için http://nukleer.greenpeace.org adresinde siz de imzanızı atın.

Geçen Perşembe bahsettiğimiz Loç Vadisin’deki yıkım ve talan ile ilgili Sarı Yazma halkı herkesi protestoya çağırıyor. Dünyanın ikinci büyük kanyonu olduğu öne sürülen Valla Kanyonu’nun içinde yer alan Küre Dağları milli parkını dolaşan Devrekani çayı, varlığını sürdürebilmek için herkesi yardıma çağırıyor. Sarı yazmalılar, derenin çığlığına kulak verenler ile birlikte “Loç’ta sizin borunuz ötmez” diyerek, Ümran Borunun önünde olacaklar. Loç Vadisi Koruma Platformu, çevreye duyarlı herkesi 29 Mayıs Cumartesi günü saat 12:00’de Kabataş Vapur İskelesi önünde mitinge çağırıyor.

Bildiğiniz gibi biyolojik çeşitliliğe ve önemine dikkati çekmek amacıyla Birleşmiş Milletler, 2010 yılını ''Uluslararası Biyoçeşitlilik Yılı'' ilan etti. Doğa Derneği Genel Müdürü Bahtiyar Kurt, biyolojik çeşitliliğin; canlı türleri, yaşam alanları ve insanlar için hayati öneme sahip olduğunu bildirdi. Türkiye'nin dünyada doğası en hızlı yok edilen ülkelerden biri olduğunu ifade eden Kurt, ''Dünya Doğayı Koruma Birliği'nin araştırmasına göre, çift yaşamlıların yüzde 30'u, sürüngenlerin yüzde 28'i, tatlı su balıklarının yüzde 37'si, bitkilerin yüzde 70'i ve omurgalıların yüzde 35'i tehdit altında” dedi. Dünyada her 13 dakikada bir tür yok oluyor. Bu yok oluş ne yazık ki Türkiye'de çok daha hızlı. Anadolu'nun doğası ile birlikte besin kaynaklarımız, temiz havamız, suyumuz ve toprağımız da yok oluyor. Bu yok oluşa 'dur' demenin yolu ise yaşadığımız coğrafyanın doğal zenginliklerinin farkında olmaktan geçiyor.

Muğla Valisi Ahmet Altıparmak ile Muğla Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şener Oktik arasında imzalanan protokol ile Muğla İl Özel İdaresi'nin hizmet götürdüğü köylerin aydınlatma ve su ihtiyaçlarını güneş ve rüzgar enerjisi ile karşılanmasının hedeflendiği bildirildi. Yapılan açıklamada proje ile sürdürülebilir enerji kaynaklarının bir şekilde şehirde de çeşitli alanlarda kullanılmasının hedeflendiği kaydedildi. Enerjiyi merkezi olarak üreterek başka bir noktaya taşımanın oldukça zor olduğuna dikkat çekildi. Prof. Oktik ''Yapılacak projeler ile temiz enerji yani rüzgar ve güneş enerjisi gibi kaynaklar yerinde üretilerek oradaki enerji ihtiyacının karşılaması bugün artık yapılabilir ve yeteri kadar ucuz. Umarız kısa sürede pilot projelerin açılışını yaparız'' diye konuştu.

Bir gün geçmesin ülkemizden bir hidroelektrik santral (HES) haberi olmasın. Şimdi de Aksu deresi üzerine yapılması planlanan santral, bölge köylülerini ayaklandırdı. Aksu Deresi'nin üzerine yapılması düşünülen HES'e karşı çıkan 28 köy halkını temsilen yaklaşık 200 kişilik grup, Valilik binası önünde açıklama yaptı. Grup adına konuşan elektrik mühendisi Ali Aşbay, 28 köyü temsil ettiklerini belirterek, şunları söyledi: ''Bugün Çevre ve Orman Bakanlığına Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde 28 köy olarak başvurumuzu yapıyoruz. Aksu Deresi üzerinde yürütülen ve düşünülen herhangi bir proje varsa, hayat bütünlüğümüzün dikkate alıp alınmadığını, hangi aşamada olduğunu, hangi bilimsel ölçüm ve deneylere dayandığını bilmek istiyoruz. Onlarca yıldır hayatımızı sürdürdüğümüz bu kıymetli coğrafyanın korunmasını sadece biz yaşayanlar değil, tüm ülkenin sahip olduğu bir değer olduğunu düşünüyoruz. Aksu'dan vazgeçmeyeceğiz. Toprağımızdan ve hayatımızdan vazgeçmeyeceğiz.''

Tarım Bakanlığı’nın bu yıl verdiği çok riskli bir karar sonrası, sınırsız balık avlama gücüne sahip tekneler, Ege’deki uluslararası sulara doldu. Projektörlerle avlanan tekneler, 5 bin-10 bin kasa balıkla limana dönüyor, en hazin tarafı bu balıkların tümü havyarlı yani yumurtalı! Türkiye’nin karasularında büyük teknelerle av yasağı 15 Nisan’da başlamıştı. Ancak balıkçılık konusunda Türkiye’de tek karar mercii konumundaki Tarım Bakanlığı bu yıl sürpriz bir karar aldı ve uluslararası sularda av iznini 15 Haziran’a uzattı. Ayrıca büyük gırgır teknelerine de Ege’nin uluslararası sularına çıkış izni verdi. Tarım Bakanlığı’nın uygulamasına, Çanakkaleli balıkçılardan sert tepki var.
Babakale Limanı’nda toplanan balıkçılar, bu dönemin balıkların yumurtalı dönemi olduğunu vurguladı. Balıkçılar denize kuvvetli ışık tutarak avlanan gırgırların sardalya, istavrit, lüfer, palamut, hamsi, kolyoz ve uskumru neslini yani tüm besin zincirini tehdit ettiğini söyleyerek uyardı. Ege’de avlanan gırgır tekneleri deniz dibini 150 metre derine kadar tarayan ağlarla donatılmış durumda. Gece yapılan av sırasında dibe sarkıtılan dev projektörlerle karınları havyar yüklü balıklar ışığa çekilerek adeta katledilircesine avlanıyor. Sınırsız av gücüne sahip teknelerle avlanma devam edilirse, gelecek nesiller balığı ancak belgesellerde ve kitaplarda görecek.

Başbakan İran'la takas anlaşmasından sonra 'Biz de bir gün uranyum zenginleştireceğiz' dedi. Başbakan, yarın öbür gün Türkiye’nin de nükleer santralı olacağı ve uranyum zenginleştirmesi gerekebileceğine dikkat çekti ve şunları söyledi: “Rusya ile nükleer enerji anlaşması yapıyoruz. Dolayısıyla nükleer enerji santralını kurduğumuz zaman, bizim de zenginleştirilmiş uranyuma ihtiyacımız olacak. Eğer bunu kendimiz yapabiliyorsak, şüphesiz ki yapacağız. Ama eser nedir? Bunu barışçıl amaçlı olarak enerjide kullanmaktır. Mesele bu olduğu zaman, bu, zaten en doğal haktır.” Erdoğan bu mantıksız ve ihtiraslı nükleer inadından bir an önce vazgeçmeli. Piyasa fiyatının üç katı elektrik fiyatını Rus şirketine garanti olarak verirken, gözünün önüne daha önce yüce divana gidenleri getirmeli ve nasıl hatırlanmak istediğni düşünmeli. Tertemiz rüzgar ve güneş enerjisi dururken nükleer de inat etmek niye...
Milletvekillerine bu oyuna alet olmamaları için mektup yollamak için hemen http://nukleer.greenpeace.org adresine gidin ve nükleer antlaşmaya red oyu vermelerini isteyin.

Rize'nin Senoz Vadisi'ndeki Uzundere-1 Hidroelektrik Santralı'nın (HES) inşaatı hakkındaki tüm yargı kararlarına rağmen bitirildi. Santral bugün üretime geçiyor. Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi, Uzundere-1 HES 'in iletim sitemine bağlantısını sağlayacak olan Trafo Merkezi ve Yüksek Gerilim Şalt Sahası'na bugünden itibaren 154 bin voltluk gerilim uygulanacağını açıkladı. Rize Valiliği yayınladığı yazısında Uzundere-1’in Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın talimatıyla yapıldığı belirtildi. Uzundere-1’in inşaatı neredeyse her aşamasında mahkemelik oldu, hakkında olumsuz kararlar verildi. En son Nisan 2010’da açılan dava henüz sonuçlanmadı ama HES’te üretim başlıyor.

Deniztemiz Derneği/ TURMEPA Başkanı Tezcan Yaramancı, yaptıkları basın toplantısında Karadeniz'in bugün itibariyle çevre koruma literatüründe 'ölü deniz' olarak anıldığını söyledi. Tezcan Yaramancı, toplantıda "Denizlerimizde yaptığımız araştırmalar bizi büyük endişelere sevk etti. Özellikle Karadeniz’deki kirlenme alarm veriyor ve bu kirlenme gündemimizde öncelik teşkil ediyor" dedi. Toplantıda hazırlanan kirlilik raporu da basına dağıltıldı. Raporda şu çarpıcı veriler yer aldı: "İstanbul Boğazı’ndaki petrol kirliliğinin Karadeniz kaynaklı olduğu biliniyor. Karadeniz’i kirleten petrol ürünlerinin yıllık miktarı ise 410 bin tona ulaşıyor. Yılda ortalama 350 milyon ton petrol Akdeniz’de hareket halinde. Erdek-Avşa çevresi, Gemlik ve İzmit körfezlerinin sanayi atıklarıyla, İstanbul ve öteki yerleşim bölgeleri de ek olarak evsel atıklarla aşırı biçimde kirlendi. İstanbul’da günde 3.9 milyon metreküp atık su toplanıyor. Bunun sadece yüzde 10’u biyolojik olarak arıtılıyor. Yüzde 90’ı yeterince arıtılmadan denize boşaltılıyor. 2008 yılı verilerine göre hala 2 bin 783 belediye atıksu arıtma tesisi hizmetinden yoksun. Denize kıyısı olan 28 ilde toplam bin 257 belediyenin 399’unda kanalizasyon şebekesi dahi yok. Bin 257 belediyenin toplanan yıllık 2 milyar metreküp atık suyunun 537 milyon metreküpü arıtılmadan sulara karışıyor."

İstanbul'daki kuş gözlemcileri üçüncü köprünün yapılmasına karşı çıktılar. İstanbul Kuş Göz Topluluğu, İstanbul Boğazı üzerine yapılacak 3. köprü ile ilgili şu açıklamayı yaptı: İstanbul Boğazı üzerinden yapılacak 3. köprünün güzergahı Garipçe-Poyrazköy olarak açıklandı. Köprünün yapılacağı yer İstanbul'un akciğer, İstanbullu'nun yeşil alanı ve boğazın incisidir. Burada aynı zamanda dünya üzerinde ancak birkaç yerde gözlenebilen olağanüstü bir doğa olayı gerçekleşir. Her yıl 300 bin leylek, 150 bin yırtıcı ve binlerce ötücü kuş İstanbul Boğazı'ndan göç ederler. Bu nedenle İstanbul Boğazı dünya üzerindeki en önemli göç noktalarındandır. Bölgedeki ormanlarda binlerce göç yorgunu kuş dinlenir, beslenir ve göçe devam etmek üzere enerji depolar. Köprü olursa şehir bu bölgeye ilerleyecektir. Bu durumda gökdelenler ve kulelerle dolu beton bir orman oluşacaktır. Kuşlar artık daha yüksekten uçmaya zorlanacak, bir kısmı da bu yolculuğu yapamayacaktır. Ormanların yokolmasıyla dinlenecekleri yerler de kalmayacaktır.

Gümüşhane’de Torul Baraj Gölü’nün bulunduğu Çamlıca Mahallesi sakinleri, baraj gölüne 2 yıldır atılan çöplerin artık sağlıklarını tehdit eder hale geldiğini savunarak, yetkilileri önlem almaya çağırdı. Çamlıca Mahallesi muhtarı Metin Şahinöz, gölde 2 yıldır yaşanan kirliliğin adeta çevre katliamına dönüştüğünü iddia etti. Göldeki kirliliği anlatmaya kelimelerin yetmeyeceğini belirten Şahinöz, gölün adeta çöplüğe dönüştüğünü, çöplerin içinde ne aranırsa bulunacak kadar kirlilik olduğunu hatta telef olmuş hayvan ölüleri bile olduğunu belirtti. Muhtar Şahinöz’un tarif ettiği durum esasında dünyanın genel hali, sadece görmeyi ve duymayı rededdenler var.

Bir HES’e direniş haberi de Türkiye’den. Karadeniz de süregelen yıkım ve talan şimdi de Cide Loç Vadisini tehdit ediyor. Dünyanın ikinci büyük kanyonu olan Valla Kanyonu’nun içinde yer alan Küre Dağları milli parkını dolaşan Devrekani çayı, varlığını sürdürebilmek için yardım istemekte. Yöre halkı, onların itirazlarını dinlemeyen Ümran Çelik Boru Sanayi A.Ş.’nin iştiraki olan Orya Enerji Elektirik A.Ş.’yi ve yaşamları hiçe sayan kar hırsını teşhir etmek için bir araya geliyor. Loç Vadisi’ndeki yağma ve katliama dur demek için halk sesini yükseltiyor... katliama biran önce dur demesi gerekenler ise oylarımızla seçtiğimiz politikacılar.

Zonguldak'ta Türkiye Taş Kömürü Kurumu'na ait maden ocağında meydana gelen grizu patlamasında 540 metre derinlikte mahsur kalan 30 işçiye hala ulaşılamadı. Kurtarma çalışmaları aralıksız sürerken, Enerji Bakanı Taner Yıldız, işçilerin bulunduğu yere giden kısa yolun çöktüğünü, uzun yoldan ulaşmaya çalışacaklarını söyledi, sabır istedi. Fosil yakıtlara olan bağımlılığımız ile zaten uzun ve yanlış bir yoldayız. Bakalım bağımlılığımız daha kaç can alacak... Önemli olan yeşil istihdamı sağlamak ve ölüm yerine, yaşam vermek. Bakan öncelikle Enerji Devrimi senaryosunu artık hayata geçirmeli.

Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Abant’ta yapılan yol çalışmalarının ‘Uzun Devreli Gelişme Planı’na uygun olarak yapılmadığına’ ilişkin Bolu Valiliği’ne 3’üncü uyarı yazı göndermesine rağmen, Valilik çalışmaları durdurmadı. Yazıda gölde su seviyesinin eski haline getirilmesi, Örencik Yaylası’nda oluşturulan Yavru Abant Göleti’nin tahliye edilmesi ve ağaçların kesilmesine neden olacak Abant-Mudurnu yol inşaatına kesinlikle başlanmaması istendi. İnşaat devam ederken gölün dere ile bağlantısının önüne menfez yapılması nedeniyle Şubat ayında karların erimesi ve yağmur nedeniyle göldeki su seviyesi yükseldi. Abant’ın etrafındaki yollar sular altında kalırken iskeleler de sulara gömüldü. Göl seviyesinin yükselmesiyle piknik alanları ve Göl Gazinosu’nun zemin katı da sular altında kaldı. Gölde su seviyesinin yükselmesini önlemek amacıyla Abant’ın batısında kalan Örencik Yaylası’nda Yavru Abant Göleti oluşturulurken, endemik bitkiler sular altında kaldı. Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından ‘Uzun Devreli Gelişme Planı’ hazırlandığında Abant’ın ekolojik dengesinin bozulmaması için Abant Gölü çevresine motorlu araçların giriş yapmasına izin verilmeyeceği maddesi yer alırken, araçlar için de Abant’ın girişine de bu nedenle 250 araçlık otopark yapıldı. Bütün bunlar boşuna mı?

Rize'nin Güneysu İlçesi'ndeki Çevre Platformu üyeleri, 2 hidroelektrik santral projelerinin yürütmesinin durdurulması istemiyle dava açtı.
Her fırsatta Doğu Karadeniz Bölgesi’nin ve Güneysu’nun ekonomik yönden kurtuluşunu yayla ve doğa turizmi olarak gösterenlerin, bir yandan da bu vadilerin HES’lerle tahrip edilmesine destek verdiklerini anlatan Güneysu Çevre Platformu sözcüsü Ceyhun Kalender “Bugün şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki artık HES’ler büyük çevre sorunları yanında sosyal, kültürel ve ekonomik sorunları da tetikleyecektir. Birbirine düşman olan komşular, doğasına yabancı olan insanlar, köyde yaşayıp da suyu tanımayan çocuklar, değirmenini döndürecek suyu bulamayan kadınlar, artık yüzecek küçük bir gölü bile olmayan gençler, sığınacak liman bulamayan alabalıklar ve daha niceleri bunlara eklenebilir” dedi.

Ünlü şarkıcı Aydilge nükleer Greenpeace kampanyasına destek verdi. Aydilge nükleer enerji için şunları söyledi: Bireylere sorumluluk yükleyip, az su kullanın demek kolay! Ama bu ülkede nükleer santral kurulmasından bahsediliyor. İstediğiniz kadar az su tüketin neye yarar! Dünyayı ağır hasta ettik. Kalbi tekliyor, nefes darlığı çekiyor. İşin belki de en duygusal yanı ne biliyor musunuz? Hani annelerimizi ne kadar kırıp üzsek de onlar yine bizi affeder, kollar ya, doğa da ona yaptığımız tüm kötülüklere rağmen, hala tüm anaçlığıyla bizi kurtarmak için bekliyor. Çünkü rüzgar, su ve güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanarak düzlüğe çıkabiliriz. Yani yine doğanın sayesinde…
Nükleer enerji taraftarlarına kanmıyorsanız doğa ana için Aydilge ile beraber siz de nukleer.greenpeace.org adresine girip imzanızı atın ve rüzgara, suya ve güneşe evet diyenlere katılın!

Öte yandan bir güzel haberi sizinle sıcağı sıcağına paylaşalım. Manisa İdare Mahkemesi Turgutlu Çaldağ’da nikel madeni çıkartılması için verilen izinlerin dayandırıldığı mevzuatın önceki mahkeme kararları ile geçerliliğini yitirmiş olduğunu belirleyerek buradaki orman katliamının önünü kesti. Kararin esas hakkindaki mütealalari diğer, benzeri pek çok mücadelede emsal oluşturabilecek nitelikte. 2002 yılında maden işletme hakkını alan İngiliz maden şirketi tarafından, nikel madeninin çıkarılması için sülfürik asit liç yöntemi kullanılacaktı. Yerelde mücadeleyi yürütenlere göre Çaldağı'nda maden işleme izni alan Sardes şirketinin bağlı olduğu, projenin sahibi İngiliz European Nickel PLC şirketinin daha deneme çalışmaları sırasında çevreye verdiği zararlar nedeniyle daha önce bulunduğu ülkelerin hükümet yetkilileri tarafından ellerindeki işletme izni ve ruhsatları da iptal edilmiş. Artık ekonomiyi döngülere dayandırıp, toprağı rahat bırakmanın vakti geldi de geçiyor.

Mersin'in Gülnar ilçesinde kurulması planlanan Akkuyu Nükleer Santrali için Rus hükümeti ile bir antlaşma imzalanması karşısında kızgın olan sivil toplum kuruluşları nükleer santral yapımını yargıya taşımaya hazırlanıyorlar. Greenpeace, Türkiye’nin AB direktiflerine, EPDK yasasına, Mersinlilerin ve biliminsanlarının tepkilerine rağmen imzalanan nükleer anlaşmanın anti-demokratik olduğunu açıkladı. Dört reaktör için ihalesiz olarak hükümetlerarası anlaşma imzalandı. Anlaşmanın detayları arasında belirlenen ortalama 12.5 sentlik fiyatın Türkiye üretim ortalamasının 4 katı olması dikkat çekici. Ancak bu yüksek maliyete rağmen Türkiye 2020 yılında daha fazla doğalgaz, kömür ve petrol alımı yapıyor olacak. 1976’da ilk kez Akkuyu için yer lisansı alındığından bu yana 34 yıl geçti. Şimdi hükümet, Rusya ile masaya oturarak alelacele nükleer santralı topluma dayatmak istiyor. Ancak bunu yaparken Rus nükleer teknolojisinin sorunlarını görmezden geliyor. Bu proje de milyarlarca liranın yatırıldığı atıl projelere eklenecek. Daha da kötüsü bizi ithal kömür ve doğalgaz gibi pahalı ve kirli projelere mahkum edecek.
Şimdi hükümete dur demenin tam zamanı. Türkiye’nin nükleer kabusa sürüklenmesine izin vermeyin, siz de nukleer.greenpeace.org adresine girip nükleer santrallere karşı imzanızı atın!

Akdeniz Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi'nin (AKÇAM) Çevre Hizmet Ödülleri çerçevesinde Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu'na layık görülen özel ödül gösterilerle protesto edildi. Protestocular ayrıca AKÇAM’a yaptırdıkları sarı yaldızlı ampul heykelcik de gönderdiler, görevi bilim üretmek olan akademik bir kurumun, ülkenin bir çok köşesinde bilimin ve hukukun hiçe sayılarak doğa katliamı yapılmasına seyirci kalan Çevre ve Orman Bakanlığı’nın ödüllendirilmesinin, bilimle alay etmek anlamını taşıdığını savunarak, "Bu ödülle geçmişte birinci sınıf tarım arazisine fabrika kuran bir holdinge de çevre ödülü veren AKÇAM, ödül verme işinde ne kadar başarılı olduğunu göstermiş fakat akademik varlığını tartışmalı hale getirmiştir" dendi. Son beş yılda yalnızca Belek’te 500 bin ağacın katledildiği ve taş ocağı adı altında milyonlarca ağacın yok edildiğini öne sürülen eylemde yaşanan diğer çevre sorunları da dile getirildi. Çevre hareketini lobicilikle suçlayan, öte yandan nükleer santral pazarlamacılarıyla beraber hareket edenlere, ülkenin dört bir yanında olan tahribata karşı Sinop’ta, Rize’de, Artvin’de, Antalya’da, Kazdağları’nda, İkizdere’de, Hasankeyf’te, Yuvarlakçay’da, Alakır’da, Akkuyu’da yaşayanların çığlıklarını duymayanlara veriliyor bu ödül. Ağaçların rahat nefes almasını, derelerin özgürce akmasını imkansız kılan, ülkeye radyasyonu sokmaya karar vermiş kar odaklı bu anlayışı reddediyor, bu ödülü biz de protesto ediyoruz.

Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev Ankara'da, Görüşmeler öncesinde Rusya Başbakan Yardımcısı İgor Seçin ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ortak basın toplantısı yaptı. Nükleer santral için imzalar atılacak, bunlar Mersin Akkuyu'da yapılacak nükleer santral için önemli adımlar dendi.
Bu nedenle Greenpeace, hükümetin kendi vatandaşlarına rağmen devam ettirdiği kirli nükleer enerji planlarını durdurmak ve çok değerli milyarlarca liramızın gerçek çözüm olan yenilenebilir enerji kaynaklarına ve enerji verimliliği çözümlerine yatırılmasını sağlamak amacıyla duyarlı herkesi nukleer.greenpeace.org adresine girip nükleere hayır demeye davet ediyor.

Aksaray Üniversitesi ve Türkiye Tabiatını Koruma Derneğinin işbirliğiyle "Ekoloji 2010 Sempozyumu"na katılan Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü Zooloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dürdane Kolankaya, iklim değişikliğinin yaban hayatını olumsuz etkileyeceğini ve türlerin yok olacağnı belirtti. Araştırmalara göre ortalama sıcaklığın yalnızca 1,5 derece artması, bugün bilinen türlerin üçte birinin yok olmasına yol açacak. Ekosistem içerisindeki bazı türlerin yok olması bekleniyor. Defenders of Wildlife verilerine göre, küresel ısınmadan en çok etkilenecek canlıların başında geyikler, arktik foklar, kutup ayıları, penguenler, gri kurtlar, deniz kaplumbağaları ve alabalıklar geliyor. İklim değişikliğinin deniz kaplumbağaları üzerindeki etkisi hali hazırda başladı. Akdeniz kıyısındaki kumsallara yumurtasını bırakan deniz kaplumbağaları artık 10 gün erken yumurtluyor. İklim değişikliğinin ülkemizde Akdeniz kıyısındaki kumsallara yumurtasını bırakan deniz kaplumbağalarının üreme dengesini bozacağı, sıcaklık artışıyla birlikte yumurtadan çıkan dişi yavru sayısı artarken erkek yavru sayısının da azalacağı bildirildi.

Geçtiğimiz yıl gerçekleştirilen ''Türkiye'nin Yarınları Projesi'' sonuç raporunda, Konya Kapalı Havzası'ndaki sulak alanların yüzde 65'inin yitirildiği belirtildi. Raporda, Konya Kapalı Havzası'nın büyük bir bölümünde yarı kurak iklimin egemen olduğu, havzaya düşen yağışların yüzde 70'inin bitki yetişme dönemi dışında gerçekleştiği, bu nedenle havzanın Türkiye'nin ikinci derece kurak alanları arasında yer aldığı ifade ediliyor. Havzada bulunan 93 bin 948 adet sondaj kuyusundan, 66 bin 808 tanesinin, yani yaklaşık yüzde 70'inin kaçak olduğuna ayrıca vurgu yapılıyor. Her sene 1,28 milyar metreküp suyun yer altı rezervlerinden fazladan çekildiği ve yer altı su seviyelerinin hızla düştüğü belirtiliyor.

Greenpeace gemisi Rainbow Warrior “Nükleersiz Türkiye” turunun son durağı olan Antalya limanından ayrıldı. Greenpeace Akdeniz Nükleer Kampanyası Sorumlusu Korol Diker: Bu tur çervesinde bu kirli enerji kaynağının gölgelediği yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği potansiyeline de dikkat çekmek için turumuzun duraklarına İzmir ve Antalya’yı da ekledik. Türkiye’nin temiz, ucuz enerji üretiminin, enerji güvenliğinin, ulusal düzeyde sürdürülebilir kalkınmasının ve de bölgesel kalkınmanın tek yolu yenilenebilir enerji kaynakları ve enerji verimliliği çözümleridir” dedi. Diker kampanyanın ikinci safhası içinse “Enerji Devrimi raporunu hayata geçiriyoruz. Antalya’dan sonra Mersin’in de nükleer gibi kirli ve tehlikeli bir enerji kaynağı yerine, temiz enerjilerin kullanıldığı bir proje başlatmayı düşünüyoruz” dedi.
Türkiye’deki nükleer planları durdurmak için http://nukleer.greenpeace.org adresine girin, yenilenebilir enerjiye “evet” nükleere “hayır” diyenlere katılın!

Muğla'nın Söğüt Köyü açıklarındaki 8 balık çifliğinden 7'sinin taşınırken bıraktığı atıklar denizin dibini çöplüğe çevirdi. Biyolog Nesem Öztürk, temizlik yapılmaması durumunda deniz tabanının canlılığını kaybedeceğini söyledi. Söğüt Köyü Zeytinadası Koyu'nda da balık ölümleri başladı. Balık çiftliklerinin faaliyet gösterdiği bölgede dalış yapıp görüntü çekenler bölgede çok ciddi anlamda temizlik yapılması gerektiğini gözler önüne serdi. Balık çiftliklerinin yarattığı tahribat oldukça fazla. Kirlilik sadece balıkları etkilemeyip, düşen parçalar deniz tabanındaki bitki ve hayvan yuvalarını örterek onların ölümüne de sebep oluyor. Bir başka tahribat ise ‘hayalet avcılık’ ! Atılan, düşen, bırakılan ve suyun altında kalan ağ ve misina parçaları kendi kendine avlanmaya devam ediyor. Bu nedenle çok sayıda balık yaşamını yitiriyor. Zeytinadası ve Söğüt koyları bir an önce temizlenmeli. Bu koylarda balıkçılık yasaklanmalı.

Saçma bir hijyen anlayışıyla hayatımızın her alanına giren naylon poşetler, doğayı olumsuz etkilemeye devam ediyor. Petrol ürünlerinden olan naylon poşet yerine file kullanımı özendirilmek amacıyla ’’İklim İçin Yeşil File Kampanyası’’ başlatıldı. Kampanyanın tanıtımında yapılan konuşmada, iklim değişiklerinin temel nedeninin fosil yakıtlarının kullanımı olduğunu kaydedildi. Bir poşetin doğadan yok olması 400 yılı buluyor. Bir naylon poşet, ortalama ömüre göre 5 insan nesil sonra yok oluyor. Beş kişiden biri, naylon poşet kullanmaktan vazgeçse bunun sonunda bir nesil boyunca 31 milyar 46 milyon 400 bin poşetten kurtulacağız. Kadıköy ve Bakırköy belediyelerinin başlattığı gibi poşet kullanımının yasaklanması beklemeden gönüllü olarak alışverişte yeşil file, bez torbalar ve dönüşümlü kağıtlar kullanmaya başlamalıyız, belediyemizi yasaklamaya zorlamalıyız.

Türkiye'de nükleer santral kurulmasına yönelik ilk anket yapıldı Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) tarafından, TÜBİTAK araştırma projesi olarak, "Türkiye'de Nükleer Enerji ve Sosyal Kabul" isimli bir anket düzenlendi. Toplam bin 152 kişiyle yüz yüze yaptıkları araştırma, nükleer santral kurulması planlanan illerde halkın bu konudaki düşünceleri hakkında ilginç sonuçlar ortaya çıkardı. Türkiye'de hemen her konuda olduğu gibi siyasi düşüncelerin ankete verilen cevapları yönlendirdiğini vurguladı. Vatandaşların nükleer enerji ve santral konularındaki algı ve tutumları, genellikle radyasyon hakkındaki olumsuz düşüncelerle ve yaşanmış kazalarla şekilleniyor. Katılımcıların yüzde 62,2'sinin nükleer santralle ilgili ilk kanaatleri riskleri olurken, yüzde 37,8'inin avantajları oluyor. Mersin, Sinop ve Kırklareli'nde katılımcılar, kendi yörelerinde bir nükleer santral inşası düşüncesini sadece 24,9 olumlu bakarken karşı çıkanların oranı yüzde 65,1. Kadınlar erkeklere, sivil toplum kuruluşlarına üye olanlar olmayanlara, emekliler ve ev hanımları diğer mesleklere göre nükleer santralı desteklememe eğiliminde. Halkımız, nükleer enerji konusunda öncelikle televizyon ve radyodan, ardından gazetelerden ve internetten bilgi almakta. Bunları eş, dost ve akrabalar, sivil toplum kuruluşları, son sırada ise bilimsel ve mesleki yayınlardan izlemekte.
Türkiye’de yaşayan herkes nükleersiz, daha iyi bir geleceği hak ediyor. Siz de 20 yıldır süregelen bu mücadelede yer almak istiyorsanız http://nukleer.greenpeace.org adresine girin, yenilenebilir enerjiye “evet” nükleere “hayır” diyenlere katılın!

Muğla'nın Köyceğiz ilçesine bağlı Yuvarlakçay'da Hidroelektrik santralı (HES) yapımına karşı mücadele eden köylüler, nöbet tutmaya devam edeceklerini söyledi. Daha önce bölgeye 3.5 megavatlık bir HES kurmayı planlayan Akfen Holding’in CEO’sunun “Çevreci tepkiler yüzünden Yuvarlakçay’a HES yapmaktan vaçtik” dediği haberini vermiştik. Ormanın içine kamp yaparak 3 Aralık’tan bugüne 150 gündür mücadele eden Pınar köyünden Dulkadir Yorulmaz ve köylülerin avukatı Berna Babaoğlu Ulutaş dün İstanbul’da bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşan Ulutaş, “EPDK’ya başvuruda bulunduk, Akfen’in resmen projeden vazgeçip geçmediğini araştırdık. Ancak böyle bir başvurunun olmadığını gördük” dedi. Akfen Holding’in yaptığı açıklama ile kötü bir şaka yapmadığını umuyoruz. Acilen sözünün arkasında durup duruşunu resmileştirmesi gerekiyor.

Dünya'nın ilk çevre dostu Formula 3 yarış arabası İstanbul'a geldi. Dr. Steve Maggs, proje takımı ile birlikte yarış arabasını geri dönüştürülebilir malzemeler kullanarak yapmış ve çikolata ürün atıklarından elde edilen bio-dizel enerjisi ile çalıştırıldığı için 'çikolata araba' olarak adlandırmıştı. İstanbul’da düzenleyeceği semineri sırasında Dr Steve Maggs, University of Warwick’deki araştırmacıların neden dünyanın ilk çevre dostu yarış arabasını yaptıklarını ve geri dönüştürülebilir malzeme ile yakıtların kullanıldığını açıklayacak. Ayrıca, projenin bilim ve mühendislikle nasıl önemli bir bağ kurduğunu, bu sayede endüstriyel ve akademik ortaklıkları nasıl meydana getirdiğinden de bahsedecek. Her endüstriyel ürünün ve günlük hayatta kullandığımız herşey aynı felsefe ile üretilmiş olmalı.

Anadolu Grubu tarafından Gerze'de planlanan termik santralin, ÇED süreci içinde yasal olarak gerçekleştirmesi gereken halkın katılımı toplantısında, tepkilerini dile getirmek için toplanan 3 bin kadar Gerzeli'nin sloganlarına karşı toplantıyı düzenleyen Anadolu Grubu'nun yanıtı halkın sesini bastırmak üzere ses sistemlerini sonuna kadar açmak oldu. Sesleri duyulmayan Gerzeliler, bunun üzerine sırtında "HAYIR HAYIR HAYIR" yazan tişörtleriyle arkalarını döndü. Ortamın giderek gerilmesi sonucunda polis, yaşam hakkını savunmak isteyen Gerzeliler'e bulundukları Kapalı Spor Salonu içinde biber gazı sıktı. Yaşamı yok eden ve küresel ısınmaya neden olan termik santralleri halka rağmen savunmak, orada tarafsız olarak görev yapması gereken devlet görevlileri için kabul edilebilir bir durum değil. Termik santrale baştan beri karşı olan halkın sesini kapalı bir alanda yüksek ses sistemleriyle bastırmaya çalışarak, eylemcileri provoke etmeye çalışmak da Anadolu Grubu açısından ahlaklı bir çalışma anlayışı değil. Unutmayalım ki, Gerze halkının termik santrali önlemeye yönelik çabaları kendilerinin ve çocuklarının sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını gözeten Anayasa'nın 56. maddesiyle güvence altına alınmıştır.

Küresel iklim değişikliğinin etkisiyle büyük can ve mal kayıplarına yol açan meteorolojik afetler, son 50 yıl içinde 3 kat arttı. İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Başkanı ve Açık Radyo’da program yapan Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, dünya genelinde gelinen nokta itibarıyla küresel ısınmayı durdurmanın artık mümkün olamayabileceğini söyledi. Hava şartlarının bir gün gibi kısa süreli hava olaylarını ifade ettiğini, iklimin ise hava şartlarının uzun yıllar ortalamalarına dayandığını belirten Kadıoğlu, bu nedenle küresel iklim değişikliğini sorgularken, uzun dönemli değişiklikleri dikkate aldıklarını ifade etti. Dünya üzerinde 31 doğal afet bulunduğunu ve bunların 28’inin meteorolojiyle ilgili olduğuna işaret edilerek, bütün doğal afetler içerisinde en tehlikesinin ise kuraklık olduğunu da ayrıca belirti. Bildiğiniz gibi kuraklık, dere içindeki balıktan havada uçan kuşa kadar bütün canlıları çok yakından etkiliyor. Hükümet en kısa zamanda ‘Kuraklıkla mücadele planları’ hazırlayıp uygulamalı yoksa Türkiye’nin hiç de yabancı olmadığı su kesintileri daimi olmak üzere.

Greenpeace ve Abarjazz Avangard Müzik Grubu, İzmir Pasaport İskelesi’nde demirleyen Rainbow Warrior gemisinin önünde ‘Nükleere İnat, Yaşasın Hayat’ sloganıyla mini bir konser gerçekleştirdi. 30 kişiden oluşan Abarjazz Grubu üyelerinin temsili nükleer atık varillerini ve Greenpeace gemisi Rainbow Warrior’ı çaldığı konserde gemi mürettebatı ve gönüllüler de gruba eşlik etti. Etkinlik sırasında Greenpeace gönüllüleri ‘Enerji Devrimi Şimdi’ yazılı pankartlar açtı. Bildiğiniz gibi Greenpeace’in 20 Nisan’da başlattığı ‘Nükleersiz Türkiye Turu’ kapsamında İstanbul ve Sinop’tan sonra üçüncü durak İzmir oldu. İzmir’de, Kasım 2009’da yayınlanan Enerji Devrimi Türkiye Senaryosu ile hükümetin nükleer enerji planlarıyla gölgelenen Türkiye’nin yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği potansiyeline dikkat çekiliyor. Rüzgar eserken, güneş parlarken, nükleer neden?
Sizler de Türkiye’de bir enerji devrimi istiyorsanız http://nukleer.greenpeace.org adresine girin güneş ve rüzgar için imzanızı atın, tehlikeli ve pahalı nükleere karşı durun!

Gezegenimizin git gide işgal edildiği bu günde çok güzel bir haberle başlamak istiyorum. Bildiğiniz gibi daha önce Hidroelektrik Santrallara (HES) karşı halk mücadelesinin peş peşe sonuçlar verdiğini söylemiştik. Bunun en güzel örneği ise Yuvarlakçay'da çevre mücadelesinden 'uzlaşma ve zafer' çıkması. Akfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Akın, ‘çevreci tepkiler nedeniyle’ Yuvarlakçay’a hidroelektrik santral (HES) yapmaktan vazgeçtiklerini açıkladı. Akın, 'Yuvarlakçay'da gece-gündüz çevre için nöbet tutan herkese de selam gönderiyorum' dedi. Muğla’nın Köyceğiz ilçesine bağlı Yuvarlakçay’da köylüler ve çevreciler HES projesine karşı dört aydır çadır kurup nöbet tutuyordu. Akfen’in 20 HES projesi vardı. Kendilerini, diğer on dokuz projeleri için de aynı duyarlılığı göstermeye davet ediyoruz.

Bildiğiniz üzere Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu (TSSF) geçtiğimiz hafta Çeşmede “Zıpkınla Balık Avlama Yarışması” düzenledi. Üstelik bu amaçla ilgili federasyon Scuba merkezlerinde önce koordinatlar alıp, sonra bu bilgileri ''avcılara'' ileterek, katliamın etkinliğinin artırmak çabasında bulundu. Zıpkınla balık avlama yarışması düzenlenerek bu nadide bölgedeki son kalan deniz canlıları yok ediliyor. Kıyı koruma ve deniz rezervleri konusu acilen ele alınmazsa denizdeki canlılar spor adı altında yapılan katliama yenik düşecekler.

Eskişehir’de Doğa ile Uyum Hareketi üyeleri, Çernobil faciasının yıldönümünde, nükleer enerji kullanımının yaratacağı tehlikelere sessiz bir eylem yaparak dikkat çekti. Tişörtlerindeki harflerle ´NÜKLEER?´ yazısı oluşturan 8 kişilik grup, insanların şaşkın ama oldukça ilgili bakışları eşliğinde şehrin en işlek caddelerinde yanyana durarak ve yürüyerek son derece yaratıcı ve etkili bir eyleme imza attı. Grup adına yapılan açıklamada, “Amacımız hiçbir şeyi protesto etmek değil. Bizler ekoloji ve çevre politikalarına toplumsal duyarlılığı artırmayı amaçlıyoruz. Çernobil faciasının yıldönümünde, nükleer enerji yerine, alternatif enerji kaynaklarının değerlendirilebileceğine dikkat çekmek istedik” denildi.

Bildiğiniz gibi daha önce hükümetin nükleer planlarından vazgeçmesini isteyen üç ünlü sanatçının, Greenpeace’in kampanyası için kameraların önüne geçtiğini söylemiştik. İlk videoda Şevval Sam, “Nükleer enerjinin kendisine Çernobil’i hatırlattığını ve Çernobil’in de kaybettiğimiz dostlarımızı hatırlattığını söyledi. Bizim doğanın sahibi değil, onun bir parçası olduğumuzu da ekleyip nükleer enerjiye karşı olduğunu anlattı. İkinci videoda ise Bedük “Nükleer santraller enerji elde etmenin en pahalı, en doğaya aykırı ve sağlığımızı en çok tehdit eden yöntemi” dedi. Geçtiğimiz gün yayınlanan en son videoyu ise Hande Yener’in yeni albüm konserinde, kuliste yaşanan panik ve korku dolu anları nukleer.greenpeace.org adresinden izleyebilirsiniz. Videoda Hande Yener, “Türkiye’deki nükleer planlardan çok rahatsızım. Nükleer enerji dendiğimde aklıma pozitif hiç birşey gelmiyor…” diyerek neden nükleer enerjiye karşı olduğunu anlatıyor ve herkesi Greenpeace’e destek vererek, radyoaktivist olmaya çağırıyor.
Sizler de Türkiye nükleer kabusa sürüklenmesin diyorsanız http://nukleer.greenpeace.org adresine girin ve nükleere karşı imza atın!

Geçmişten çıkarılacak dersler ve sağlıklı bir öngörü, 3. köprünün İstanbul için geri dönüşsüz ve yıkıcı sonuçlar üreteceğini gösteriyor. İstanbul’a yapılması planlanan 3. boğaz köprüsünün güzergahı Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım tarafından 29 Nisan’da açıklandı. Buna göre 3. köprü, İstanbul Boğazı’nın Karadeniz’e açıldığı noktada, Anadolu yakasındaki Poyrazköy ile Rumeli yakasındaki Garipçe köyü arasında kurulacak. Köprüyü Anadolu otoyolundan Trakya otoyoluna bağlayacak olan yeni Kuzey Marmara otoyolu ise Kocaeli ve Çatalca yarımadalarının orman ve su havzaları üzerinde, Akyazı ile Kınalı arasında bir yay çizecek. 6 milyar dolara mal olacak projenin gerekçesi ise bir satır: İstanbul büyüdü, büyümeye devam edecek, kentin üzerindeki transit geçişler kuzeye kaydırılarak şehir içi trafiğe nefes aldırılacak. Halbuki araba trafiğine böyle ağırlık verdikçe boşalan alanları yeni arabalar dolduracak ve biz iyice nefessiz kalıp kuşatılacağız. Oysa orman ve su kaynaklarıyla birlikte yol Istanbul’u kuşatacak ve yutacak. Bu projenin taşımacılık sektöründe karbon salımlarının azaltılmasını öngören ve Türkiye’nin de artık bir parçası olduğu Kyoto süreciyle uyumsuzluğu aşikar. Köprü ile kamu-özel sektör işbirliği adı altında kamu malı (orman, su kaynakları, biyoçeşitlilik, arazi vb.) büyüklü küçüklü özel kesimlere peşkeş çekilecek.

HAZİRAN
Mahkeme kararlarına rağmen “HES’lere karşı çıkmak yanlıştır” diyen Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, HES’lerin zararlı olduğunu, su kaynaklarını tükettiğini dile getirenlerin kendi rantlarını düşündüğünü ve insanları yanlış bilgilendirdiğini söyledi. Bakan Eroğlu, bu sözleri Iğdır’da Çevre ve Orman Bakanlığı’na bağlı birimlerin Koordinasyon Kurulu Toplantısı öncesinde sarf etti. Bakan, “Bazı kesimler kendi rantları için HES’in zararlı olduğunu, su kaynaklarını tükettiğini, yalan yanlış beyan ederek, insanları yanlış bilgilendiriyorlar. Türkiye’nin ucuz ve temiz enerji kaynağını elde etmemesi için her türlü yalanı söylüyorlar. Hiçbir HES su tüketmez, sadece suyun gücünden istifade eder. Bunun için de HES’lere karşı çıkmak yanlıştır. Türkiye genelinde 2 bin HES var. Bunun iki tanesi yanlış yaptı diye hepsini karalamak doğru olmaz. Yanlışlık yapan varsa ceza verip, kapattırıyoruz.” diye konuştu. Iğdır’a, “müjde” veren Bakan Eroğlu, Iğdır Ünlendi Barajı’nın yapımına da başlanacağını söyledi. Iğdır Ovasında çölleşmeyi önlemeye yönelik çalışmalar ve su tasarrufuna yönelik projeler de ise kayda değer bir ilerleme yok. Çevre ve Orman Bakanı’nın, geçmişte Devlet Su İşleri Genel Müdürü olduğu ve doğayı katleden HES’leri yapmaktan sorumlu olduğu ve bugün misyonu değişmeyen DSI’nin Çevre Bakanlığı bünyesine alındığı düşünülürse bu söyleme şaşırmamak gerekir. Ancak kendisinin çevre bakanı işlevini yerine getirmediği aşikâr, doğa ve çocuklarımızın geleceği için derhal istifa etmesi veya görevden alınması gerekiyor.

Karbon Salımları Ülkelere Bedel Ödettirecek. Sinop İl Çevre ve Orman Müdürlüğü ile Orman Bölge Müdürlüğü personeline yönelik 'Karbon Ayak İzi ve Uluslararası Karbon Ticareti' konulu konferans verildi. Konferansta konuşan Doç. Dr. Tatar, karbon ayak izinin, birim karbondioksit cinsinden ölçülen, üretilen sera gazı miktarı açısından insan faaliyetlerinin çevreye verdiği zararın ölçüsü olduğunu söyledi. Ulaşım, ısınma, enerji harcanması ya da kullanılan ürünlerle atmosfere yayılan karbondioksit miktarını ifade eden karbon ayak izinin azaltılmasında en önemli unsurları sıralayan Osman Tatar, "Bu unsurlar; ağaçlandırma, enerji verimliliği, temiz enerji ve üretimde çevreye duyarlı teknolojilerin kullanımıdır. Karbon ayak izi, kişinin küresel ısınmadaki payının bir ölçüsüdür" dedi. Karbon Ayak izinin azaltılmasına dair bir kitapta geçen yıl Açık Radyo yayınlarından çıktı. Dinleyiciler istifade edebilir. Kyoto sözleşmesine taraf bir ülke olarak Türkiye'nin karbon salımını azaltması gerektiğine vurgu yapan Doç. Dr. Osman Tatar, yakın bir gelecekte karbon salımını fazla yapan ülkelerin az salım yapan ülkelere karbon bedeli ödeyeceğini sözlerine ekledi.

Yalova’da AKSA Akrilik Kimya San.A.Ş. tarafından yapılmak istenen kömürlü termik santrale karşı daha önce duyurusunu da yaptığımız termik santral protestosu, Yalova halkı tarafından geçtiğimiz Pazar günü gerçekleştirildi. Etkinliğe,TEMA Vakfı Onursal Başkanı Hayrettin Karaca da destek verdi. Yalova Çevre Platformu Başkanı Feride Uyar, yaptığı basın açıklamasında “bir şirketin karını arttırmak amacıyla koskoca bir kentin sosyal yapısını, ekonomik yapısını, gelecek planlarını, doğasını ve her şeyini tehlikeye atmak gibi bir lüksü olamaz. Son ırmak kurumadan, son ağaç kesilmeden önce, AKSA yetkilileri de anlamalıdır ki, ne para, ne de enerji yenilebilir şeyler değildir. Biz de Yalova’yı size teslim etmeyeceğiz” dedi. Yalova Çevre Platformu’nun düzenlediği protesto gösterisinde ‘Son Irmak Doğa Orkestrası’ katılımcılara bir saat süren bir dinleti sundu. Eyleme katılan Yalovalılar da “Termik santral istemiyoruz” sloganları attılar. Dinletinin ardından konuşan TEMA Vakfı Onursal Başkanı Hayrettin Karaca “Hangisi daha değerli; para mı, toprak mı? Doğaya, denizlerimize, yeşil alanlarımıza, bereketli topraklarımıza her yerde olduğu gibi Yalova’da da sahip çıkmalıyız” dedi.

Geçtiğimiz haftasonu Loç Vadisi Koruma Platformu üyeleri, bölgelerini tehdit eden hidroelektrik santralleri, HES’lere karşı yöre halkının tepkilerini dile getirmek ve diğer HES mağdurlarıyla dayanışmak için çeşitli çevreci gruplardan dostlarını köylerinde ağırladılar. Dönüş yolunda Karakadı Malyas Kanyon’una uğrandığında, toprakta derin çukurlar açmakta olan iş makinalarıyla karşılaşıldı. Kendilerine kim oldukları, ne yaptıkları sorulan işçilerin “biz işe yeni girdik, çalıştığımız firmanın da ismini bilmiyoruz” gibi şüpheli ifadelerinden endişelenen insanlar, çalışanları araçlarıyla birlikte vadiden ayrılmaya ikna etti. Önde iş makinaları, arkada Loç’lular ve aktivistleri taşıyan minibüslerle köyden geçilip vadiden çıkıldığı sırada jandarma yolu kesti ve araçları yeniden vadiye göndermek istedi. Ancak grup araçların önünde oturma eylemi gerçekleştirerek blokaj uyguladı. Yöreden alınan son bilgilere göre, 20 Haziran Pazar günü gerçekleşen olay hakkında henüz bir işlem yapılmadı ve iş makineleri halen Loç merkezinde bağlı bekletiliyor.

Doğa Derneği, Çevre ve Orman Bakanlığı'nın Edremit Körfezi Havran'da gerçekleştirdiğini söylediği yarasa katliamını protesto etti. Geçtiğimiz haftalarda Çevre ve Orman Bakanlığı Havran'daki mağaralara yarasaların geri döndüğünü açıklamıştı. Bu açıklamanın yerinde yapılan araştırmalarla doğru olmadığının ispatlanması üzerine, Doğa Derneği Havran'daki yarasa soykırımına dikkat çekmek için altı metre kanat açıklığındaki dev yarasa kuklasını, İstiklal Caddesi'nde uçurdu. Beyoğlu İstiklal Caddesi'nde 22 Haziran saat 19.00'da başlayan eyleme yarasa kostümleri ve "Yarasa Soykırımına Hayır" dövizleriyle katılan aktivistler, altı metrelik dev yarasa kuklasıyla yürüdü. Eylem, Galatasaray Lisesi'nin önünde basın açıklamasıyla sona erdi. Çevre ve Orman Bakanlığı, Havran Barajı'yla sular altında kalan doğal mağaradaki 20 bin yarasayı zorla yuvalarından çıkararak yapay bir mağaraya taşımaya çalışmıştı. Bunun sonucunda 18.000 yarasanın öldüğü ifade ediliyor.

ODTÜ tarafından yapılan araştırmada, istilacı balıkların üremesinin engellenmesi, yerli balıkların da çoğalması için avlanma dönemleri belirlendi. Akdeniz’in balık türlerinin yumurtlama, yaşam ve beslenme alanlarının tek tek belirlendiği araştırmada, sayılarının 50 yıl içinde aşırı çoğalacağından endişe edilen istilacı balıkların üremesinin engellenmesi, yerli balıkların da çoğalması için avlanma dönemleri belirlendi. Uzmanlar, avlanma dönemlerine uyulmaması halinde yerli balık türlerinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalınacağı uyarısında bulundu. Mersin’in Erdemli ilçesinde kurulu ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Cemal Gücü , yaptığı açıklamada: "Bilim adamları olarak, aldığımız kararlar bir şekilde bakanlıklara ulaşamıyor. Bölgedeki balıkçılıkta ciddi oranda azalmalar var. Balıkçılar da bunun farkında. Ancak durum böyle giderse bu, balıkçılığın tam olarak çökmesi anlamına gelir... (AB ile) Balıkçılıkla ilgili müzakereler kapatıldı. Yetkili kurumların acil olarak bilim insanlarının sesine kulak vermesi gerekiyor." dedi.

Çevre ve Orman Bakanlığı Orman-Köy İlişkileri Genel Müdürlüğünün (ORKÖY) orman köylülerine yönelik 'Güneş Enerjili Su Isıtma Sistemi Projesi' ile bugüne kadar 10 bin 610 hektar ormanlık alanın kesilmekten kurtarıldığı belirtildi. ORKÖY Genel Müdürü Prof. Dr. Mustafa Kemal Yalınkılıç ''50 hanelik bir köyde su ısıtmak amacıyla yılda 250 ster odun tüketilmekte. Bu da bugünkü piyasa satış fiyatları ile yılda yaklaşık 20 bin lirayı bulmaktadır. Türkiye genelindeki yaklaşık 21 bin orman köyünde yaşayan tüm haneler dikkate alındığında oldukça büyük oranlarda milli servet kaybı ortaya çıkmaktadır. Güneş enerjisi sistemi aynı zamanda köylerdeki sağlıklı ortamının artmasına, sağlık koşullarının iyileşmesine dolayısıyla sosyal yaşam kalitesinin yükselmesine faydalı olmakta. Türkiye gibi güneşli bir ülkede elde edilecek güneş enerjisinden faydalanma oranı metrekarede 1 kilowat/saattir. Bu bize ulaşan ücretsiz ve sürekli enerji kaynağıdır. Öte yandan proje sayesinde bu sistemlerin üretiminde bin 531, montajında da 2 bin 41 kişinin istihdamı sağlanmıştır.''dedi. Peki o zaman niye bunu bütün ülkeye yaygınlaştırmak için enerji bakanlığı harekete geçmiyor. İki bakanlık birbiriyle konuşmuyor mu?

Bildiğiniz gibi Birleşmiş Milletler, biyolojik çeşitliliğin hayatımızdaki önemini kutlamak için 2010 yılını Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Yılı ilan etti. 2010 Yılı 17 Haziran Dünya Çölleşmeyle Mücadele Günü nedeniyle açıklama yapan TEMA Vakfı Genel Müdürü Prof. Dr. Orhan DOĞAN şunları söyledi: “Toprağın oluşumu çok uzun bir süreçtir. 2 cm yüzey toprağının oluşumu için 500 yıldan fazla zamana ihtiyaç vardır ve toprağın verimliliği toprak biyolojik çeşitliliğine bağlıdır. Buna rağmen ülkemiz, her yıl 500 milyon ton, her saniye 16 ton tarım toprağını erozyonla kaybetmektedir. Ülke olarak zengin ve üretken topraklarımızı korumak için toprak biyolojik çeşitliliğini tehditlerden ve giderek azalmaktan korumamız gereklidir. Ancak bu ciddi tehdide rağmen Türkiye halen arazi kullanım planlamasını yapmış değildir. Bu nedenle tarım arazilerinin üzerine sanayi tesisleri kurulmakta, ormanlar yakılmakta veya işgal edilip yapılaşmaya açılmakta veya tarlaya çevrilmekte, sulak alanlar kurutulmaktadır. TEMA Vakfı, 2010 yılı Dünya Çölleşmeyle Mücadele Günü’nde ülkeyi yönetenlere “Gelecek İçin Arazi Kullanım Planlaması” yapılması çağrısında bulunmaktadır. TEMA Vakfı’nın hazırlanmasında ve yasalaşmasında önemli rol üstlendiği 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun 10’ncu Maddesi de bu planlamanın yapılmasını öngörmektedir.

Türkiye doğasını koruma görevini yerine getirmek yerine, doğayı yok eden icraatların sözcüsü haline gelen Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Türiye doğası için mücadele eden Doğa Derneği Başkanı Güven Eken’e dava açtı. Eken, tüm uyarılara karşın bilerek ve israrla Türkiye doğasını yok eden projelerin savunucusu haline gelen Çevre Bakanı Eroğlu için “doğanın seri katili” ifadesini kullanmıştı. Eroğlu, dört yıllık icraatı süresince yüzlerce derenin yok edilmesine neden olmuş, 20 binden çok yarasanın yuvası olan Havran mağarasını sular altında bırakmış, Dicle gibi içinde milyonlarca hayvan ve bitki yaşayan büyük nehirler üzerinde baraj kurulması için sözcülük yapmıştı. Eroğlu imzası, 2B, ormanların madenciliğe açılması, av günü sayısını artıran Merkez Av Komisyonu Kararları, Allianoi ve Hasankeyf’in yok edilmesi ve Türkiye’nin hemen hemen tüm dereleri üzerinde HES inşa edilmesi gibi kamu vicdanını rahatsız eden sayısız kararın en önemli ortak paydası. Halbuki Greenpeace’e göre, iklim değişikliğini çığrından çıkmadan engellemek için Enerji [D]evrimi yeterli. Bakan Eroğlu hidroelektrik santrallerin hiçbir çevresel ölçüte dayandırılmadan, halka rağmen ve ülkenin doğal ve kültürel zenginliklerini hiçe sayarak devreye alınmasını durdurmalı ve Enerji [D]evrimi’ne ortak olmalı, o zaman kendisine katil değil kahraman derler.

Özyeğin Üniversitesinin araştırma odaklı çalışmalarının çatısını oluşturan Özyeğin’de Araştırma perspektifinin tanıtım toplantısı, New York Times köşe yazarı, Pulitzer ödüllü gazeteci-yazar Thomas Friedman’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Friedman, "Sıcak, Düz ve Kalabalık: Neden Yeşil Devrime İhtiyacımız Var" başlıklı konuşmasında, tarihçilerin geriye dönüp 2007-2009 yıllarını araştırdıklarında, bugünkü ekonomik krizin ve çevre krizinin aslında tek bir kriz olduğunu söyleyeceklerini ifade etti. "Hiçbir zaman hiçbir yere gitmeyecekmiş gibi" yaşanması gerektiğini vurgulayan Friedman, bolluğun tüketildiğini, şimdi çocuklarımızın bu bolluğu yeniden canlandırmak zorunda olduğunu bildirdi. Dünyanın bugün bazı tehlikelerle karşı karşıya olduğunu belirten Friedman, bunların enerji ve doğal kaynakların tedariki, iklim değişikliği, enerji fakirliği ve biyoçeşitlilik kaybı olduğunu söyledi. Petrol ile özgürlükler arasında ters ilişki olduğu görüşünü dile getiren Friedman, "şükredin ki Türkiye’nin petrolü veya doğal gazı yok" yorumunda bulundu. Bakalım Türkiye’de siyasetçiler bunu bir fırsat olarak değerlendirip Enerji Devrimi’ni harekete geçirmek için adım atacaklar mı?

Yeşiller Partisi, İstanbul’a yapılması planlanan 3. boğaz köprüsü projesini protesto etmek için “İstanbul’un 2 milyon ağacı için 2 milyon İstanbullu” kampanyasını başlattı. Basın toplantısında konuşan Yeşiller Parti Meclisi Üyesi ve kampanya koordinatörü Serkan Köybağı, ''Yeşiller Partisi'nin ele geçirdiği İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü'ne ait belgeye göre, 3. köprü projesi nedeniyle İstanbul'da kesilen ve kesilecek toplam ağaç sayısı, 2 milyon 507 bin 152. şu ana kadar 896 bin 780 ağaç, 3. köprü yoluna bağlantı yolu olduğu ortaya çıkan Hasdal-Tayakadın-Yassıören yolu nedeniyle kesildi. 110 metre eninde toplam 43 kilometrelik bir yoldan söz ediyoruz. Önüne çıkan her türden canlıyı öldürecek, yaşam alanını yok edecek, doğal hayatı sonlandıracak asfalt bir canavar. Bütün bilim insanlarının mimarların, mühendislerin, şehir plancılarının ve ulaştırma uzmanlarının ortak bir dille karşı çıktığı, İstanbul'un trafik sorununa çözüm olmayacağı gibi trafik sorununu daha da arttıracağı uyarısında bulunduğu bir gereksizlik abidesi.'' dedi. Projeyi durdurmak ve İstanbul’un 2 milyon ağacını kurtarmak için http://www.2milyonistanbullu.com sayfasında imzanızı atabilirsiniz.

En azından Türkiye’de bir banka, enerjisini güneşten alan ilk şubesini ve mobil ATM’sini kurdu. Banka, İstanbul’da bulunan şubesinin ve “Mobil ATM”sinin enerjisini güneşten elde etmeye başladı. “Mobil ATM”nin üzerini ve şubesinin çatısını güneş enerjisi panelleriyle donatarak, şube ATM’lerinde de LED ışıklandırmalar kullanarak yüzde 80 enerji tasarrufu sağladı.?Banka, özellikle güney illerindeki tek katlı ve güneş enerjisi paneli konulabilecek şubelerinde bu uygulamayı yaygınlaştırmayı planlıyor. Güneş enerjisinden elde edilen elektrik, özellikle şubenin aydınlatmasında kullanılıyor. Bütün bankaların bu uygulamaya geçmesini umut ediyoruz.

Türk Çevre Günü'nün dördüncüsü Berlin Türk evinde gerçekleştirilen bir etkinlik ile kutlandı. Yeşil Çember adlı Türk sivil toplum örgütü, Almanya'da yaşayan vatandaşlarımızı çevre konusuna daha duyarlı hale getirmek ve bilinçlendirmek için, 4 senedir Berlin'de Türk Çevre Günü düzenliyor. ?Türk Çevre gününün ağırlıklı konusu bu sene çöp ve katı atıklardı. “Dünyamızı Çöpe Boğmayalım” sloganıyla gerçekleştirilen bu yılki etkinliğe Berlin Çevre Senatörü Katrin Lompscher, Muavin Konsolos Işıl Doğan, Türkiye'den Çevre Bilimci Dr. Nuran Talu, Yeşiller Partisi Milletvekili Canan Bayram ve çok sayıda Berlin'li katıldı. Açılış konuşmasını yapan Doğan, çevre gününün kutlandığı bugünlerde gündemi dünyamızın karşılaştığı ciddi çevre soranlarının işgal ettiğini söyledi. Doğan, dünyamızın, küresel ısınma, çölleşme, toprak alanlarının ve biyolojik çeşitliliğin azalması ve çevre kirliliği gibi sorunlarla karşı karşıya kaldığının altını çizdi. Etkinlik, geçen sene Greenpeace'in katkılarıyla Türkiye'de de gösterime girmiş olan Aptallık Çağı adlı filmle son buldu.

Rüzgar enerjisi uzmanlarını bir araya getiren ve her yıl bir kıtada düzenlenen Dünya Rüzgar Enerjisi Konferansı ve Sergisi'nin (WWEC) 9'ncusu, Haliç Kongre Merkezi'nde başladı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ''Dünyada büyük ölçüde yenilenemeyen enerji kaynaklarının kullanılıyor olması çevre sorunlarını önemli ölçüde artırmıştır. Çevre sorunlarının tabiat üzerinde yarattığı tahribat ise sadece bugünümüzü değil, geleceğimizi de ciddi şekilde tehdit etmektedir. Bu süreç ülkelerin çevre dostu, yenilenebilir enerji kaynaklarına ve teknolojilerine yönelmesini zorunlu kılmaktadır'' dedi. Avrupa Yenilenebilir Enerjiler Birliği Türkiye Bölümü Başkanı Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar da “Türkiye'de, tüketilen enerjinin iki katı rüzgar enerjisi potansiyeli var. Artık bir rüzgar tribünü, 25 bin kişinin elektriğini sağlayabiliyor. Kamu iradesinde de parlamentoların kömür, petrol, doğalgaz mantığından çıkıp rüzgarın çözüm olduğuna inanıp, desteklemesi lazım'' dedi. Alman Rüzgar Enerjisi Birliği Başkanı Heinrich Bartelt, nükleer enerji tesislerinden uzaklaşılması gerektiğini ifade ederek, Almanya'nın 20 nükleer tesisini 2020'ye kadar kapatma kararı aldığını belirtti. ?Almanya'nın doğu kesiminde elektriğin yüzde 50'sinin sadece rüzgardan elde edildiğini belirten Bartelt, şunları kaydetti: Rüzgâr ve güneş dünyanın her yerinde sınırsız var ve kullanımı için sınır konulamıyor.


Gemlik Körfezin'de, denizde geniş kahverengi şeritlerin oluşması, balıkçıları ve halkı endişelendiriyor. Gemlik Balıkçılar Derneği Başkanı Hüseyin Dalarel, yaptığı açıklamada, denizin renginde endişe verici değişiklikler meydana geldiğini söyledi. Dalarel “İlçe Tarım Müdürlüğü yetkilileri ile yaptığımız görüşmelerde renk değişimlerinin üreme döneminde olan midyelerden ve diğer canlı türlerinin çoğalmasından kaynaklanabileceğini öğrendik. Mayıs ve Haziran ayları, midyelerin üreme dönemidir. Ayrıca 'alg' denilen tek hücreli canlıların ani çoğalmasının da etkili olduğu belirtiliyor.”dedi. Türk Deniz Araştırmaları Vakfı Başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk ise denizdeki bu durumun, sudaki “fitoplankton”denilen organizmaların renk değiştirmesiyle ilgili olabileceğini belirterek, “Bu renk geçen hafta domates rengindeydi. İzmit Körfezi'nde ve Adalar açıklarında görüldü. Buna 'red tide' deniyor. Sebebi kara kökenli kirlenmedir ve bunun sonucunda denizde çözünmüş oksijen azalmasıdır” dedi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Güney Kore ziyaretinde, Nükleer Enerji Alanında İşbirliği Mutabakat Muhtırası imzalandı. Gül, enerji alanındaki anlaşmaların bununla sınırlı kalmayacağını belirtti. Kasım ayında G20 zirvesi Kore'de yapılacak ve Başbakan Erdoğan ile birlikte hükümetler arası bir protokol daha imzalanacak. Cumhurbaşkanı Gül, Güney Kore ile nükleer enerji işbirliğine önem verdiklerini söyledi. Türkiye'nin Avrupa'nın en hızlı büyüyen ekonomisi olduğunu, gelecek yıllarda enerjiye büyük ihtiyaç olacağını anlatan Gül, ''Şu andaki mevcut kapasitemiz yeterli değil. Türkiye de Güney Kore gibi enerjide maalesef dışa bağımlı ülke. Nükleer enerji bizim için kaçınılmaz. Sinop'ta kurulacak nükleer santral için Güney Kore ile işbirliğine çok önem veriyoruz. Bundan sonra detaylara girilecek ve umuyorum ki iki ülke bu alanda güzel bir örnek verecek.''dedi. Buna karşılık Greenpeace “Birileri bize sanki başka bir seçeneğimiz yokmuş gibi, tekrar tekrar nükleer enerjiyi sanki yeni, güvenli ve temiz bir enerji kaynağı olarak tanıtmaya çalışıyor. Oysa biz biliyoruz ki nukleer enerji güvenlik açıklarından, atık sorununa, artan maliyet ve inşaat sürelerine kadar pek çok konuda harcanan milyarlarca dolara rağmen dünyanın en kirli ve en riskli enerji kaynağı. Pek yakında ruslarla yapılan nükleer anlaşmayı gündemine alacak milletvekillerine geç olmadan siz de http://nukleer.greenpeace.org adresinde mektup yollayabilir, ülkenin bu hatalara düşmemesi için harekete geçebilirsiniz.

Yaklaşık 200 bisikletli, çevre için Taksim'de bir araya geldi. Etkinliğe İstanbul Milletvekili Alaattin Büyükkaya, İstanbul Çevre ve Orman İl Müdürü Mehmet Emin Birpınar, Bisikletliler Derneği Başkanı Murat Suyabatmaz ile Prof. Dr. Orhan Kural da bisiklete binerek destek verdi. Büyükkaya yaptığı açıklamada, "Çevreyi koruma deyince akla ilk gelen araçlardan biri bisiklettir. İnsanların artık bisiklete yönelmesi gerekiyor. Ben ve partim en çok destek verenlerdeniz. Yeni çıkan düzenlemeyle bisiklet yolu yapan belediyelere devlet destek veriyor. Bu konuda da en iyi örnek Konya'dır" dedi. Birpınar ise Avrupa'da bisikletin en önemli ulaşım araçlarından biri olduğuna değinerek, "Türkiye'de de bunu yaygınlaştırmamız gerekiyor" şeklinde konuştu.

Daha önce Abant’daki çevre yıkımı haberini duyurmuştuk. Sonunda Abant'ta geri adım atılıyor. Türkiye'nin önde gelen tatil merkezlerinden Abant Tabiat Parkı'nda Bolu Valiliği tarafından İl Özel İdaresine yaptırılan çevre çalışmalarına Çevre ve Orman Bakanlığı'ndan veto geldi. Bakanlık müfettişleri tarafından yapılan inceleme sonunda "Bakanlığımızca oluşturulan komisyonca Tabiat Parkı'nda incelemeler yapılmış ve tespit edilen hususları içeren 23 Mart 2010 tarihli inceleme raporu Bolu Valiliği'ne gönderilerek , göl kotunun eski seviyesine getirilmesi ve parkın bilimsel esaslara göre yönetilmesi istenmiştir." ifadelerine yer veriydi. Yetkililer ayrıca, su seviyesinin normalden 140 santimetre yüksek olduğunu belirterek, bunun acilen 70 santimetre düşürülmesini ve böylece kurumaya başlayan ağaçların kurtarılmasını istedi. Geç gelen adalet adalet değildir gibi bir şeyler hatırlıyorum ama...

Balıkesir’in Havran İlçesi’nde 1995’te yapımına başlanan Havran Barajı’nda yarasa rötarı nedeniyle su tutma işlemi uzun süre ertelenmişti. Yaklaşık 20 bin yarasanın yaşam alanı olan mağaraların sular altında kalacak olmasına DSİ, 350 metrelik yapay mağaralar yaptırarak çözüm getirmeye çalışmıştı. Eski yaşam alanlarından çıkan binlerce yarasa ortadan kaybolunca bölgedeki duyarlı çevreciler duruma sert tepki göstermişti. Zeytin ağaçlarına musallat olan zararlı böcekleri yiyerek doğanın dengesini koruyan yarasalar için yapay mağaralar yaptıklarını söyleyen DSİ Bölge Müdürü Dr. Şahin Durukan ise, proje aşamasında büyük ve haksız eleştiriler aldıkları görüşünde. 20 bin yarasadan 2 bininin bu mağaralara dönüş yaptığını ve yavrulamak için kullandığını söyleyen Durukan, yarasaların bu mağaraları kullanmadığı eleştirilerine karşı da mahkeme kanalıyla tespit yaptıracaklarını belirtti. Durukan, yarasaların yaz kolonisi olduğunu, önümüzdeki yaz daha fazla yarasa geleceğini, müdürlük olarak yapay mağaralardaki yarasa kolonilerini fotoğraflayarak 2 bine yakın yarasa olduğunu belirlediklerini ifade ediyor. Bakalım Durukan’ın yaz kolonisi olarak adlandırdığı 18 bin yarasanın ne kadarı Havran’a geri dönecek... ayrıca herşeyin yapayını yapa yapa yapay bir dünyada yaşayacağız pek yakında...

İsveç’te 40’dan fazla Greenpeace aktivisti Forsmark Nükleer Santralı’nı elektrikli çitlerine tırmanarak İsveç’in nükleere kabusunu aşamalı olarak azaltma kararının durdurulma planlarını protesto etti. İsveç parlamentosunun 17 Haziran’da yapılacak olan yeni nükleere santralı oylamasında “Hayır” oyu verilmesi için barışçıl bir eylem yapıldı. Bu tarihi oylama İsveç’in mevcut 30 yıllık nükleer karşıtı taahhütünün sonu olabilir. İki yamaç paraşütçüsünün eşlik ettiği aktivistler, güneş, rüzgar ve su gibi yenilenebilir enerji kaynakları kılığında bitki “Yeni nükleer güç olmasın” mesajı içeren afişleriyle bir ağacı çevreleyip İsveçli siyasilerin hayır oyu kullanmalarını talep ettiler. 2009 yılının başlarında geleneksel nükleer karşıtı olan Merkez parti’de olmak üzere İsveç kabinesi, nükleer enerjinin aşamalı olarak bırakılması kararından vazgeçip nükleer yasağı kaldırma konusunda anlaştılar. Bakalım 17 Haziran’da İsveç Parlamentosu nükleere geçit verecek mi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’de pek yakında ruslarla yapılan nükleer anlaşmayı gündemine alacak geç olmadan milletvekillerine siz de http://nukleer.greenpeace.org adresinde mektup yollayabilirsiniz.

Bildiğiniz gibi geçen günlerde Güneysu İlçesi Gürgen Vadisi’nde yapımı planlanan Tepe 1 ve 2 HES projesi için Çevre ve Orman Bakanlığı’nın, Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporunda olumlu karar vermesi sonrasında yöre halkı harekete geçmişti. Gürgen Vadisi’nde daha önce yapılan ve deneme üretimine geçmesiyle birlikte Gürgen Deresi'nin bir bölümünü kurutan Kale HES projesinin bir benzerinin daha yapılmasıyla vadinin tamamen kuruyacağını söyleyen yöre halkı, 14 Mayıs 2010 tarihinde Rize İdare Mahkemesi’ne ÇED olumlu raporunun iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle dava açtı. Davacılar avukat olarak Derelerin Kardeşliği Platformu Kurucu Başkanı Remzi Kazmaz’ı görevlendirdi. Mahkeme heyeti karara bağladığı davada Tepe 1 ve 2 HES projesinin yürütmesini durdurdu. Derelerin Kardeşliği Platformu Dönem Sözcüsü Ömer Şan’ın verdiği bilgiye göre Doğu Karadeniz’de planlanan 700 HES projesinden 145’inin yapımına başlandı. Bazıları deneme üretimine başlayan HES’lerden 65 iptal, yürütmeyi durdurma ve ÇED iptal davası açıldı. Bunlardan 29’unda ise mahkemeler yürütmeyi durdurma ve ÇED raporlarının iptali yönünde karar verdi.

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi, Prof. Dr. Yılmaz Esmer ve Araştırma Görevlisi Burcu Ertunç tarafından hazırlanan araştırmaya göre dünya gençliği yoksulluktan sonraki ilk sorunun “çevre" olduğunu düşünüyor. Betam Toplumsal Araştırmalar Birimi olarak Dünya Değerler Araştırmasının (World Values Survey) son çalışmasının verilerinden faydalanarak 5-11 Haziran Dünya Çevre Haftası kapsamında, gençlerin dünya sorunlarıyla ilgili değerlendirmelerini gözden geçirildi. Araştırmada yoksul ve ihtiyaç sahibi insanlar, bulaşıcı hastalıklar ve halk sağlığını koruma, yetersiz eğitim, kadınlara ve genç kadınlara uygulanan cinsiyet ayrımcılığı, çevre sorunları olmak üzere toplam beş sorun alanında sorular yöneltildi. 44 ülkeden toplanan verilere bakıldığında, 18-22 yaş aralığındaki gençlerin 66%‘sının küresel yoksulluğu insanlığın çözmesi gereken sorunların en başında saydığı görülüyor. Aynı hedefleri kendi ülkeleri için değerlendirmeleri istendiğinde ise tabloda öncelik açısından sıralaması hiçbir değişiklik gözlenmiyor, gene toplamda gençlerin 60%’ı kendi ülkelerinin en önemli sorununun yoksulluk olduğunu vurguluyor. Yoksul ve ihtiyaç sahibi kişilerin durumundan sonra dünyanın çözmesi gereken ilk sorun ise çevre. Türkiye özelindeki duruma bakıldığında gençlik için eğitim sorunu hemen hemen yoksulluk sorunu kadar önemli. Ancak Türk gençlerinin çevre sorunlarına duyarlılığı çok gerilerde. Oysa dünya genelinde çevre sorunları ile sağlık ve eğitim sorunları hemen hemen aynı oranda öncelik taşıyor. 44 ülkenin içinden seçilen 18 ülkenin verileri incelendiğinde ortaya çıkan bir diğer sonuç ise yoksulluğu daha çok küresel bir sorun olarak gören gençlerin, çevre problemine yerel düzeyde daha çok eğildikleri gözleniyor.

Greenpeace’in Rusya ile Türk hükümeti arasında imzalanan nükleer santral anlaşmasından sonra başlattığı internet eylemi ikinci haftasında. Binlerce internet eylemcisi http://nukleer.greenpeace.org sayfasında bulunan ve milletvekillerini bu kirli ve pahalı anlaşmaya hayır demeye çağıran mektuba ‘katılıyorum’ dedi. Katılımcıların sayısı her geçen gün artıyor. İnternet eylemcilerinin aklına gönderdikleri mektupların yerine ulaşıp ulaşmadığı sorusu takılıyor olabilir; mektuplar yerine ulaşıyor! Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki oylamaya çok kısa süre kaldı. Şimdi daha fazla e-posta yollamanın tam zamanı. Tüm arkadaşlarınızı, geleceğimiz için harekete geçmeye çağırmanın tam zamanı. Nükleer santrallere karşı imza kampanyasında, 150.000 kişi olmak üzere. Milletvekillerine şu ana kadar binlerce e-posta gönderildi. Daha temiz bir Türkiye için milletvekillerine e-posta göndermemiş herkes, http://nukleer.greenpeace.org adresine girerek e-posta gönderebilir.

Yalova Çevre Platformu’ndan Kemal Bayrı, Greenpeace Akdeniz Ofisi’nde gerçekleşen basın açıklamasında “Bugün ülkemizin tüm doğal kaynakları, Türkiye’nin enerji ihtiyacı bahane edilerek, enerji sermayedarlarının emrine sunulmuştur. Ülkenin en verimli alanlarında nükleer santral, yüzlerce hidroelektrik santrali ve onlarca termik santral kurulmak istenmektedir. Çevre Bakanlığı’nın enerji şirketlerine bol keseden dağıttığı ÇED olumlu raporlarını çevreciler hukuk yoluyla iptal ettirmekte ve enerji üretim lisanslarının verilmemesi için çaba sarfetmekteler. Ne için? Hükümetin, korunmasını pek umursamadığı doğal kaynaklarımızı korumak, yaşanabilir çevreyi bilinçsiz yatırımlara kurban vermemek için. Fosil yakıtlı enerjilere dayanan termik santral projeleri rafa kaldırılmalı, HES projelerine sıkı kotalar getirilmeli, yenilenebilir kaynakların geliştirilmesi için derhal harekete geçilmelidir“ dedi. Basın açıklamasının ardından bir müzik dinletisi gerçekleşti.

Dünya Çevre Günü etkinlikleri kapsamında, Bitlis’in Tatvan ilçesine 13 kilometre uzaklıktaki dünyanın 2. büyük krater gölü olan Nemrut krater gölünde Çevre ve Orman Müdürlüğü ekipleri ile birlikte temizlik yaptı. Nemrut’un, dünyanın 2. büyük krater gölü olduğunu, buranın daha güzel değerlendirilmesi ve bakımının yapılması gerektiğini ifade eden Vali Nurettin Yılmaz, gölde rüzgar sörfü yapılmasının planlandığını belirtti. Bilinmeyen ise gölün Kadife Ördek için en güneydeki üreme alanı olduğu. Sörf yapılsın diyenler, doğal varlıkların farkında mı acaba?

Flora Derneği Başkanı Prof. Dr. Tuna Ekim, Türkiye'nin bitki çeşitliliği açısından çok zengin olduğunu ama bunu ortaya çıkarmakta diğer ülkelere göre geç kaldığını belirtti. Ekim, “Dünyada 10 bin tohumlu bitki türü vardır. Sadece Türkiye sınırlarında yetişen yani 'endemik' bitki çeşidi 3 bin 500 kadardır. Bu sayıyı bir ülkeyle değil ancak Avrupa kıtasının tümüyle kıyaslayabiliriz” dedi. Profesör Ekim, Türkiye’deki bir eksiğe dikkat çekti: “Şu anda dünyada bitki türlerini korumak adına iki yol izleniyor. Bunlardan ilki, milli parklardır. Bir diğeri ise tabiatı koruma alanlarıdır. Ülkemizde 35 milli park bulunmaktadır. Tabiatı koruma alanlarımız ise 40’a yakındır. Bu sayı Türkiye gibi zengin bir ülke için çok azdır.” Biyolojik çeşitlilik neden önemli? Dünyada yaşayan canlı türlerinin sayısı 5-50 milyon arasında. Bizim belirleyip, tanımlayabildiğimiz ise 2 milyon civarında. Biz ancak bitki türlerinin yüzde 10’unun insanların ne gibi işlerine yarayabileceğini biliyoruz. Gelecekte canlı türleri, ülkelerin gelişiminde gitikçe artan bir önem kazanacaktır. Diyelim ki faydaları yok... yaşama hakları da mı yok?

Geçtiğimiz hafta Dünya Çevre Günü, tüm dünyada ve Türkiye'de etkinliklerle anıldı. Türkiye'deki çevre sorunlarından belki de en büyüğü atıklar. Teknoloji hızla gelişiyor. Artık herkes bozulanı yaptırmak yerine yenisini almayı, eskisini çöpe atmak doğru sanılıyor. Özellikle içerisinde kullanılan metaller ve gazlar nedeniyle elektronik atıklar çöpe atıldığında çevrede büyük bir tahribat yaratıyor. Diğer atıklarda olduğu gibi bunların da geri dönüşümle yeniden kazandırılmaları gerekiyor. Türkiye'de bu tür atıklarla ilgili yasal bir düzenleme olmadığı için bu ağır bedeli çevre ödüyor. Türkiye'de çöplüklerde ya da hurdalıklarda 400 bin ton elektrikli ve elektronik atık bulunuyor. Bu atıklar geri dönüşümle yeniden değerlendirilmediği için çevreyi de insan sağlığını da tehdit ediyor. Bir an önce geri dönüşüm daha yaygın hale gelmeli ve bir an önce bu konuyla ilgili yönetmelikler çıkarılmalı. Daha iyisi bu tip tüketim alışkanlıklarımızı azaltıp hayatımızı elektronikle değil dostlarla zenginleştirme zamanı.

Rize’de çevrecilerin mücadelesi ve yargı kararlarına rağmen sayıları her geçen gün artan HES’ler, deneme üretimlerine başladı. Başladığı gibi de, gürül gürül akan Gürgen Deresi kurudu. RİZE’de Hidroelektrik Santraller (HES) deneme üretimlerine başladı. Suları tünellere alınınca, gürül gürül akan dereler kurudu, vadilerde su sesi kesildi. Derenin susuz kalması yöre sakinlerinin de tepkisine neden oldu. Derelerin Kardeşliği Platformu Dönem Sözcüsü Ömer Şan, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde 700 kadar HES projesinin planlandığını belirterek, bu projelerden 145’inin yapımının başladığını ve bazılarının deneme üretimine geçtiğini söyledi. Bunlara karşı 65 iptal, yürütmeyi durdurma ve ÇED kararının iptali istemiyle dava açıldığını kaydeden Şan, 29 davada mahkemelerin yürütmeyi durdurma kararı verdiğini belirtti. Doğa Derneği, Buğday Derneği ve Atlas Dergisi 17-20 Haziran’da Bey Dağları (Antalya) arasındaki Alakır Vadisi’ne sadakat yolculuğu gerçekleştirecek. Katılımcılar HES tehdidi altındaki yöreye gidip bölge doğasına sahip çıkacak.

Yapılması planlanan Üçüncü Köprü için 1.6 milyon ağacın kesileceği iddia edildi. Yeşiller Partisi’nin verdiği bilgilere göre, İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü’nün Çevre ve Orman Bakanlığı’na sunmak üzere hazırladığı çalışmada hangi bölgelerde ne kadar ağacın kesildiği ve kesileceği tek tek açıklanıyor. Yeşiller Partisi’nin dayandığı belgeye göre üçüncü köprünün ormanlık arazideki ana parçası 19.6 kilometre, tali yolları ise 17.86 kilometre. Yol için 110 metre genişliğinde bir alan açılacak. Bir yıldır ‘Üçüncü köprü çözüm değil kampanyası’nı yürüten Serkan Köybaşı şunları söyledi: “Trafik için yapılıyorsa, trafiğe çözüm olmayacağını uzmanlar söylüyor. Başka birileri için yapılıyorsa neden İstanbullulara sorulmuyor? 1. ve 2. köprü trafiğinin yükü azaltılacaksa neden Marmaray beklenmiyor? Marmaray’ın fizibilite raporunda ‘Marmaray’dan sonra üçüncü köprüye gerek olmayacağı’ yazılı. Üçüncü köprüyle yanındaki köyler birden bire şehre dönüşecek. İkinci bir İstanbul yaratılacak. Karayolu bağımlılığı daha da artacak. Elimize geçen ilk resmi belgeyle yargıya gideceğiz.”

Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Günay Saka, küresel ısınma sonucu, daha önce unutulan bazı hastalıkların yeniden sorun olmaya başladığını söyledi. Saka, ``Küresel Isınmanın Sağlık Üzerindeki Etkileri`` konulu sunumunda, küresel ısınmanın iklim değişikliklerine neden olduğunu, ortalama sıcaklığın artmasının yanında birçok başka değişikliklere de tanık olunduğunu belirterek, şöyle konuştu:``Sıcak hava dalgaları, soğuk, aşırı yağışlar ve bunun yol açtığı seller, toprak kaymaları, kuraklık, fırtınalar, kasırgalar iklim değişikliklerinin etkisidir. Dolayısıyla ekosistemde, ekolojik dengede değişiklikler sonucu da vektör denilen aynı zamanda pek çok hastalık taşıyıcısı olan hayvan ve böceklerin yaşam alanlarında artış oluyor. Bunlar çok daha fazla üreyebiliyorlar. Ayrıca yağışlar, seller, bunların yol açtığı sağlık etkilerinden bahsedebiliriz. Küresel ısınma ile daha önce unuttuğumuz bazı hastalıklar yeniden sorun olmaya başlıyor, sıtma gibi. Saka, küresel ısınma sonucu çölleşme tehlikesinin de bulunduğunu, bunun sonucunda sağlığın da etkileneceğini, çölleşme sorunuyla birlikte besin üretiminin azalacağını belirterek, ``Çölleşme olduğu zaman besin üretimi az olacak, göçler yaşanacak. Bu da bulaşıcı hastalıkları çoğaltacak. Küresel ısınma sonucu astım, solunum sistemi ile ilgili hastalıklar, alerjiler, bazı kanser türleri, çocuklarda büyüme ve gelişim sorunları, sudan kaynaklanan enfeksiyon hastalıkları ortaya çıkabilecek`` dedi.

Cumartesi günü değişik etkinliklerle “Dünya Çevre Günü”nü kutladık. Greenpeace Dünya Çevre gününde 15 gün sürecek Sonuçlar (Consequences), NOOR Sergisini açtı. Sergi Istanbul’da Istiklal Caddesi üzerinde Galatasaray Meydanı’nda açıldı. Sergide uluslararası çapta tanınmış dokuz belgesel fotoğrafçı, sergilenen 100 fotoğrafta, iklim değişikliğinin yerküremizdeki yıkıcı etkilerini belgeliyorlar: açlık, hastalık, çatışma, zorunlu göç, geçim sıkıntısı ve insan hakları biçiminde milyonlarca insan tarafından deneyimlenen günlük gerçekleri. Galata Fotoğrafhanesi Fotoğraf Akademisi’nin organizasyonu Greenpeace, Beyoğlu Belediyesi, Nikon, Hollanda Krallığı Başkonsolosu tarafından desteklenen sergi 20 Haziran’a kadar halka açık olacak.

Rüzgâr enerjisi alanında önde gelen ve her yıl bir kıtada düzenlenen Dünya Rüzgâr Enerjisi Konferansı ve Sergisi (WWEC), 15-17 Haziran tarihleri arasında İstanbul Türkiye’de gerçekleşecek. Konferans ve Sergi, rüzgar enerjisi teknolojisi, sanayisi ve politikalarının başlıca oyuncularının bir araya geldiği güçlü bir platform oluşturmayı ve stratejik kararları etkileyecek rüzgâr enerjisi kullanımı ile ilgili en son bilgilerin ve teknolojilerin paylaşılmasını amaçlamakta. Türkiye, Ege ve Akdeniz’in limanlarının canlılığı ve zenginliğini yaratan yelkenli tekneleri ve Anadolu kentlerini besleyen toprağı sulayan, unu öğüten yeldeğirmenlerini yani rüzgarı yeniden keşfediyor. Rüzgâr enerjisinde teknik potansiyelin 88000 MW olduğu Türkiye’de hükümetin, Cumhuriyetin 100 yılı olan 2023 yılında 20000MW kurulu kapasite olarak belirlediği rüzgar enerjisi gelişim hedefi ve yatırımcıların 80000 MW’a varan lisans talepleri ile bu alana gösterdikleri ilgi, rüzgâr enerji santrali projeleri için çok önemli yatırım fırsatları yaratıyor.

Naylon poşet, çevreye verdiği zarardan dolayı İzmir'in Konak ve Balıkesir'in Edremit ilçesinde de yasaklandı. Konak İlçesi'nde belediye, doğada yok olmaları yıllar süren, çevre kirliliğinin en büyük kaynaklarından biri olarak gösterilen naylon poşet üretimi ve kullanımını yasaklamaya hazırlanıyor. İlçedeki tüm alışveriş merkezleri, mağaza, dükkan ve pazar yerlerinde naylon poşet yerine, doğada iki yılda çözülebilen çevreci poşetler ve bez torba kullanımı yaygınlaştıracak. İlçede ayrıca sokaklarda dağıtılan kağıt el ilanlarına da yasak gelecek. Türkiye'de ilk kez İstanbul'un değişik belediyelerinde uygulanan naylon poşet yasağına böylece Konak Belediyesi de katıldı. Doğada yok olmaları 400 ile 1000 yıl süren, çevre kirliliğinin önemli nedenlerinden biri olan naylon poşet kullanılmasını yasaklayacaklarını belirten Başkan Tartan, tüketiciler tarafından kontrolsüz kullanılan naylon poşetlerin canlıların besin zincirlerini de olumsuz etkilediğini söyledi. Bildiğiniz gibi çevreye zararlı poşet kullanımı bugüne kadar ABD, Fransa, Hindistan, Tayvan, İrlanda, Kenya, Güney Afrika, Uganda, Ruanda'da da yasaklanmıştı.

Burhaniye’de toplanan çok sayıda üretici, köylü, STK temsilcisi, Belediye Başkanları, İl ve Belediye Meclis üyeleri, TARİŞ ve Marmara Birlik, Ziraat Odaları Yöneticileri, Zeytin sektörü temsilcileri maden yasasında değişiklik yaparak başta zeytincilik olmak üzere yaban hayata, ormana karşı oluşturulan tehdidi, yasa teklifini engellemek üzere “Acil Eylem Planı” hazırlayarak birlik oldu. Toplantıya katılanlar görüşlerini şöyle açıkladılar; Bugün burada geleceğimizi daha mutlu kılacak hayallerimizi konuşacağımız yerde ne yazık ki yaşamımızı savunmak için toplandık. Madenciler rahatça çalışmak için maden yasası ile beraber ormancılık, yaban hayatı ve zeytincilik yasasınıda değiştirme teklifi verdiler. Şimdi yeniden birlik zamanı.

13 Haziran 2010 tarihinde İstanbul Boğazı’nda saat öğleden sonra çeşitli boylardaki, bez afişlerle donatılmış binlerce teknenin katılımı ile büyük bir deniz eylemi gerçekleştirilecek. Eylem her yıl düzenlenen “İstanbul’u Seviyorum, El Ele Verelim Koruyalım” etkinliği kapsamında gerçekleşecek.

Bıldırcın ve üveyikler için 16 yıldır haftada üç gün olan avlanma süresinin bu yıl sürpriz şekilde dört güne, ördek, kaz ve su kuşları için av kotasının günde dörtten altıya çıkarılmasına tepki büyük: Kararın, silah sektörünün baskısıyla alındığı düşünülüyor. Asli görevi çevreyi, doğayı, tabiatı, hayvanları, yaban hayatı korumak olan Çevre ve Orman Bakanlığı’nın bu yıl av limitlerini ve avlanma sürelerini artırması, bazı sorular ve iddiaları da beraberinde getirdi: Av hayvanlarının sayısı mı arttı da bu karar alındı? Oldu bittiye getirilen kararın ardında silah sektörünün baskısı mı var? Çevre ve Orman Bakanlığı’na bağlı, Bakanlık ile avcı kuruluşların temsilcilerinden oluşan Merkez Av Komisyonu’nun (MAK), 26 Mayıs’ta yürürlüğe giren kararıyla, bıldırcın ve üveyikler için 16 yıldır üç gün olan avlanma süresi bu yıl dört güne çıkarıldı. Ördek, kaz ve su kuşları için de av kotası genişletildi. Karara tepki yağmuru var. Komisyonun kararları, kainatın sessiz kurbanları ‘av kuşlarının’ katliamı anlamına geliyor. Mahkemenin bu kararları iptal edip, öldürülecek milyonlarca kuşu özgürlüğe uçurması gerekir. Av yasağına ekonomik açıdan bakacak olusak her yıl 8 ton çinko sülfat fare için, 350 bin ton ilaç süne için sarf ediliyor. Edirne’den Ardahan’a kadar aralıksız sıralanmış kamyonlar dolusu zehir demek. Bu zehirden insanlar ve yaban varlıklar etkileniyor. Halbuki bıldırcın, keklik gibi av hayvanları çoğaltılırsa bu ilaçlara gerek kalmayacak.

Greenpeace iklim değişikliğine dikkat çekmek için Sonuçlar (Consequences), NOOR Sergisini Sunuyor. 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde, benzersiz “NOOR, Sonuçlar” (Consequences) sokak fotoğraf sergisi Galatasaray Meydanı’nda açılıyor. Uluslararası çapta tanınmış dokuz belgesel fotoğrafçı, sergilenen bu 100 fotoğrafta, iklim değişikliğinin yerküremizdeki yıkıcı etkilerini belgeliyorlar: açlık, hastalık, çatışma, zorunlu göç, geçim sıkıntısı ve insan hakları biçiminde milyonlarca insan tarafından deneyimlenen günlük gerçekleri. NOOR’un “Sonuçlar” (Consequences) sergisi fotoğrafçılıkta yaratıcılığın bir vitrini ve iklim değişikliğinin nedenlerine ve insani sonuçlarına tanıklığın bir kaydı. 2009 yılının sonbaharında NOOR fotoğraf ajansı tarafından üretilen bu görsel röportaj gelecekte ne olacağını değil, bugün ne olduğunu gösteriyor; kritik olan bu sorunların acilen ele alınması gerektiğini vurguluyor. NOOR’un “Sonuçlar” (Consequences) fotoğraf projesi ilk olarak Aralık 2009’da Kopenhag'da Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi sırasında sergilendi ve şimdilerde hem iç hem dış mekânlarda gösterilmek üzere dünya çapında bir dizi sergi turunda. NOOR (www.noorimages.com) tarafından gerçekleştirilen sergi İstanbul’da Galata Fotoğrafhanesi Fotoğraf Akademisi’nin organizasyonu Greenpeace, Beyoğlu Belediyesi, Hollanda Krallığı Başkonsolosu tarafından desteklenmektedir. Sergi 20 Haziran’a kadar halka açık olacak ve Kültürler arası Sanat Diyalog Günü açılış faaliyetini oluşturacak. 5 Haziran Saat 17.00’de açılış töreni gerçekleştirilecektir.

Türkiye Rüzgâr Enerjisi Birliği (TÜREB) tarafından yapılan açıklamaya göre Türkiye rüzgâr enerjisi sektörü 2010 yılı başından beri %25 büyüdü. TÜREB'in açıkladığı verilere göre sene başında 801 megawatt olan rüzgâr enerjisi gücü Mayıs ayı itibari ile 1,029.85 megawatta ulaştı. TÜREB'in verilerine göre kurulum çalışmaları devam etmekte olan ve toplam büyüklüğü 492.35 megawatt olan 11 proje bulunuyor. Ayrıca toplam büyüklüğü 644.45 megawatt olan 17 ayrı proje için ise çalışmaların yıl içinde başlaması bekleniyor.

TEMMUZ
Yarın, cumartesi günü, Bisikletller için Critical Mass günü. Dünyada, 1970’li yıllardan beri büyük kalabalıkların katılımlarıyla gerçekleştirilen Critical Mass, ülkemizde de İstanbul ve İzmirde uygulanıyor. Bu ay İzmir’de ikincisi düzenlenecek olan etkinlik, Konak Meydanı’nda Saat Kulesi önünde, İstanbul’da ise Göztepe Parkı’nda ve saat 17:00 da başlayacak. Critical mass Türkçe’de “kritik çoğunluk” anlamına geliyor. Terimin kökeni Çin’de ışıksız kavşaklarda otomobiller ve bisikletler arasındaki geçiş önceliği anlaşmasına dayanıyor. Bisikletliler kavşakta yığılıp kritik bir “çoğunluğa” ulaşınca kavşaktan geçiyorlar. Critical Mass'e benzeyen ilk bisiklet turu 1970'li yılların başında yüzlerce bisikletçinin katılımı ile İsveç Stokholm'de gerçekleşmiş. İlk gerçek Critical Mass 25 eylül 1992'de San Francisco'da başlamış. O zamanlar ismi Comute Clot olup iki düzine kadar bisikletçinin Market Street'de dağıtılan broşürleri alması ile gerçekleşmiş. Bunun hemen ardından etkinliğe katılan birkaç bisikletçi yerel bir bisiklet dükkanında düzenlenen Ted White'ın Retourn of the Scorcher adlı belgeselinin gösterimine katılmışlar. Filmde insan gücüyle çalışan araç tasarımcısı George Bliss'in Çin'deki bisikletçilerin bir araya toplanmasını anlatıp, Critical Mass terimini kullanması üzerine adı daha önce Commute Clot olan etkinlik ikincisinden itibaren Critical Mass adını almış. Bisiklet dostları yarın 17:00’da İzmir Konak Meydanı Saat Kulesinde ve Istanbul Göztepe Parkı’nda kritik çoğunluk oluşturabilirler.

Birleşmiş Milletler (BM), aldığı yeni bir kararda, temiz içme suyunu "temel insan hakkı" olarak ilan etti. "Temiz suya ulaşımın ve sağlığın korunmasının temel insan hakkı olduğu"na dair BM kararı, bağlayıcılığı bulunmasa da, 122 ülkenin desteğiyle kabul edildi. Oylamada, ülkelerin hiçbiri karşı oy kullanmadı ancak ABD, İngiltere, Kanada, Avustralya, Botswana ve Türkiye ile birlikte 41 ülke, oylamada çekimser kaldı. Çekimser ülkelerin, çekimserliklerine dayanak yaptıkları konu ise, kararın, Cenevre'de BM İnsan Hakları Konseyi'nde suya ilişkin haklarla ilgili bir uzlaşmaya varma çabalarına zarar vereceği ihtimaliydi. BM verilerine göre, henüz 5 yaşına gelmemiş yaklaşık 1,5 milyon çocuk, suya ulaşamama ve bu nedenle de sağlık koşullarının kötüleşmesi gibi nedenlerden ötürü ölüyor.

Havaların ısınmasıyla birlikte 300 kişinin yaşadığı köyde tek su kuyusunun kurumasıyla Batman'ın Rüzgarlı köyü susuz kaldı. Su sıkıntısı yüzünden köylüler, göç etmeyi düşünüyor. Zor günler geçiren köylüler acil suya ihtiyaçlarını olduğunu belirtirken, Rüzgarlı köyü Muhtarı Tayyar Turan, “Su kuyusu kurudu. İçecek suyu bulamıyoruz. Köyde hayvanların içtiği küçük kaynak suyunu kullanmak zorunda kaldık. Yaz günlerinde köye içme suyu sağlanmazsa köylülerin çoğu göç etmek zorunda kalacak’’ diyerek susuzluk nedeniyle hastalıkların baş göstermesinden endişe ettiklerini söyledi. Su sorununun çözülmesi için yardım beklediklerini söyleyen köylülerin sesini Valilik duymuş ve konuyla ilgili çalışma yapılacağı müjdesini de vermiş. Temiz su kullanımının her insanın en doğal hakkı olduğu konusunda BM’de çekimser davranan bir ülkede bu tür sorunların yaşanmasına şaşmamak gerek.

Rusya tarafından Mersin Akkuyu'da kurulacağı söylenen nükleer santrale ilişkin uluslararası anlaşmayı TBMM'den geçiren hükümet, şimdi de Güney Kore ile Sinop'ta kurulacak ikinci nükleer santral için çalışmaları hızlandırdı. Korelilerin şirketi KEPCO ile görüşmelerde nükleer santrale yönelik yol haritasını oluşturulurken, KEPCO'nun Enerji Bakanlığı'na sunduğu teklife göre, şirketin Sinop'a kuracağı santrale Hazine'ye ait Elektrik Üretim A.Ş yüzde 60, KEPCO ise yüzde 40 oranında ortak olacak. Santralin toplam kurulu gücünün 4500 megavat olacağı bildirildi. Santral yapımı ancak 2022 yılında bitebilecek. Kasım ayında da konuya yönelik anlaşmanın imzalanma sürecinin tamamlanması bekleniyor. Yenilenebilir enerjide, rüzgarda ve güneşte atılım haberleri vermek isterken, Türkiye’nin nükleer enerji ile kaybettiği zamanların haberlerini vermekten üzüntü duyarak, nükleersiz, yeşil ve barış dolu bir dünya diliyorum

114 kilometrekarelik yüzey alanıyla Van Gölü'nden sonra bölgenin ikinci büyük gölü olan Erçek Gölü'nde son günlerde nedeni belirlenemeyen kuş ölümleri görülüyor. Göl kıyısında incelemelerde bulunan Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Su Ürünleri Bölüm Başkanı ve Doğa Gözcüleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, Erçek Gölü'nün Van Gölü havzasındaki en önemli sulak alanlardan biri olduğunu söyledi. Sarı, “Neredeyse her bir metrede ölmüş kuşlara rastlıyoruz. 2-3 kilometrelik alanda yaklaşık 250-300 dolayında kuş ölüsüyle karşılaştık. Bunlar arasında martı, kılıçgaga, uzunbacak ve angıt gibi kuş türleri var. Herhangi bir analiz yapmadan kuşların ölümüne neden olan faktörler hakkında konuşmamız yanlış olur.'' dedi. Kuş ölümlerinin gerçekleştiği bölgede tarımsal ilaçlama yapıldığına yönelik söylentiler olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Sarı, göl çevresinde yaptığı incelemede, tarım ilacının kullanılması gereken herhangi bir tarım faaliyetine rastlamadığını ifade etti. Sarı; “Bazı köyüler çocukların can çekişen kuşları topladığını ve bunları kesip yediklerini söylüyor. Böylesi bir durum başka hastalıklara neden olabilir. Köylülerin kesinlikle bu hayvanları yememesi gerekiyor.'' dedi.

Daha önce ''Urfa Doğası Projesi'' kapsamında çeşitli çalışmalar gerçekleştiren Doğa Derneği, şimdi de ''Birleşmiş Milletler GEF Küçük Destek Programı'' desteği ve Birecik Esnaf Kefalet ve Kredi Kooperatifiyle ortaklaşa hayata geçirilen ''Çizgili Sırtlan ve Çöl Varanı Köylülere Emanet'' projesiyle, bu iki türün korunmasına yönelik özel çaba sarf ediyor. Bu kapsamda köylülerle işbirliği yapılan çalışmalarda, ''Urfa bozkırları''na özgü çizgili sırtlan ve çöl varanı gibi türlerin yaşam alanlarının belirlenmesi, bu türlerin yöre insanı tarafından daha çok tanınması ve korunması hedefleniyor. Doğa Derneği, Avrupa'da sadece bu bölgede yaşadığını belirttiği çizgili sırtlan ve çöl varanının korunması ve tanınmasını amaçladıklarını belirtti.

Sakarya'da, Aksu Deresi üzerine yapılması planlanan hidroelektrik santrali (HES) projesini adliye önünde protesto eden bir grup, Çevre ve Orman Bakanlığı’nın ÇED Raporu gerekli değildir kararının iptali için Sakarya Bölge İdare Mahkemesine başvurdu. Düzce sınırlarındaki Sağlamsu ve Emeksiz mevkisinden başlayıp, Sakarya'nın Hendek ilçesine bağlı köyleri dolaşan ve yine Düzce'nin Gölyaka ilçesindeki Efteni Gölü'ne dökülen Aksu Deresi'nin üzerine yapılması düşünülen HES'e karşı çıkan 28 köy halkını temsilen yaklaşık 150 kişilik grup, Adliye binası önünde açıklama yaptı. Grup adına konuşan Tayfun Habicoğlu “projelendirilen ve başlanan HES'lerden elde edilecek enerjiden 10 kat fazlasını, enerji nakil hatlarındaki kayıplar başta olmak üzere, daha akılcı ve bilinçli enerji kullanımına dönük politikalarla kazanabiliriz” dedi. Basın açıklamasının ardından, grubun avukatı Çevre ve Orman Bakanlığınca 2007 yılında alınan 'ÇED Raporu gerekli değildir'' kararının iptali için Sakarya Bölge İdare Mahkemesine başvurdu.

İstanbul'da gerçekleşen İran, Brezilya ve Türkiye nükleer zirvesinin ardından Tahran, eylül ayının ikinci haftasında nükleer müzakereler için masaya dönmeye hazırlandığını açıkladı. Ancak, AB İran'a yeni yaptırım kararını onayladı. Yaptırımlar enerji (petrol ve doğalgaz), taşımacılık, ticaret ve bankacılık sektörlerini kapsıyor. İran'ın doğalgaz ve petrol endüstrisini hedefleyen AB, yeni yatırımları, teknik yardım ve teknoloji transferini, özellikle rafine etme işlemi ve doğalgazın sıvılaştırılmasını yasakladı. Öte yandan İran yönetimi, nükleer takasa ilişkin ikinci mektubu dün Viyana'daki Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) Başkanı Yukiya Amano'ya sundu. İran'ın UAEK nezdindeki daimi temsilcisi Büyükelçi Ali Asker Sultaniye, ülkesinin ABD, Rusya ve Fransa'dan oluşan Viyana Grubuyla zenginleştirilmiş uranyum takasına ilişkin görüşmelere başlamaya hazır olduğunu söyledi. Viyana Grubuyla yapılan ilk görüşmenin ardından İran'ın takas işlemini ülke içinde yapmak istemesi üzerine çıkmaza giren görüşmelerin, Türkiye ve Brezilya'nın arabuluculuk yapması ve İran'ın uranyumu Türkiye'ye göndermeye hazır olduğunu kabul etmesi üzerine yeniden başlaması bekleniyor. İran bağımsızlığını sağlayacak yenilenebilir enerji yerine nükleer ile zaman kaybediyor.

Düzce'deki Karaca Deresi'nde bir süre önce sebebi belirsiz şekilde meydana gelen balık ölümlerine suya karışmış yüksek miktardaki madeni ve makine yağlarının neden olduğu bildirildi. Karaca Deresi'nin bir bölümündeki toplu balık ölümleri görülmesi üzerine harekete geçen İl Tarım Müdürlüğü ekiplerinin Ankara Veterinerlik Enstitüsü Araştırma Laboratuvarı'na gönderdiği numunelerde yüksek miktarda madeni ve makine yağına rastlandı. İl Tarım Müdürü Ayhan Ünal, söz konusu numunelere ait analiz sonuçlarına göre bölgede inceleme yapılacağını belirterek, suya karışan atıkların kaynağını tespit etmek için çalışma başlatacaklarını kaydetti. Ünal, bir süre önce Akcakoca Çivi Deresi'nde meydana gelen balık ölümlerinin nedeninin de araştırıldığını sözlerine ekledi.

Yavaş kentlerin uluslararası ağının Türkiye'deki tek üyesi Seferihisar, birliğin kriterleri kapsamında yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanma konusunda örnek bir uygulamaya geçiyor. Yeni denenmeye başlayan sistemle güneş enerjili aydınlatma direkleri şehre yerleştirilmeye başlandı.Tüm gün enerji toplayan sistem, bir hafta boyunca hiç güneş çıkmasa bile biriktirdiği enerjiyle bir haftalık aydınlatmayı sağlayabiliyor. Yetkililer Seferihisar'daki sistemin Türkiye genelinde uygulanmasıyla 15 milyon sokak lambasının güneş enerjili elektrik direkleriyle değişmesi durumunda 15 milyar kilowat saat enerji tasarrufu olacağı ve bunun 20 milyar dolara denk geldiğini belirtiyor. Sokak aydınlatma bedellerinin, vatandaşın elektrik faturalarına yansıtılmasındansa bu tür bir çözümün tercih edilmesi herkesi mutlu edecektir.

Akdeniz Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Bülent Topkaya, deterjan üreticilerinin Avrupa'da yüzey sularında, canlıların yok olmasına neden olabilen fosfatı kullanmamalarına rağmen Türkiye'de aynı marka deterjanları fosforlu ürettiklerini öne sürdü. Fosfatın, sulak alan ekosistemlerini bozarak burada yaşayan kuş, balık ve diğer canlıların azalmasına ya da yok olmasına neden olabileceğini dile getirdi. Yapılan analizlere göre evsel arıtma atıksu tesislere giren suda bulunan fosfatın yaklaşık yüzde 50’sinin deterjanlardan kaynaklanıyor. İtalya’da da benzeri bir tespitin yapılmasının ardından fosfat kullanımı yasaklanmış. Topkaya, “Binlerce arıtma tesisine, maliyeti çok yüksek olan, fosfat uzatma tesisi yapacağımıza, Avrupa ülkelerinde de olduğu gibi, fosfatsız deterjan üretelim ve kullanalım” dedi.

CHP, Nükleer Santral Yasası'nın iptali için Anayasa Mahkemesine başvuruyor. Partinin kapalı grup toplantısında, başvurular için milletvekillerinden imza toplandı. Daha önce Greenpeace’in de belirttiği gibi Akkuyu Nükleer Güç Santrali ile anlaşma konusunda "bir ihale anlaşmasının" Anayasa'nın 90. maddesinin uluslararası anlaşmalara verdiği üstün statüden yararlanmak için uluslararası anlaşma haline getirilerek denetim dışı bırakıldığı iddia edilecek. Bunun hukuk devletine, idarenin tüm yargı ve işlemlerinin yargı denetimine tabi olması ilkesine aykırılık teşkil ettiği savunulacak.

Balıkesir’in Balya ilçesinde 1920’lerin başında Fransızlar tarafından Simli Kurşun Madenleri işlenmeye başlandı. Fransızlar, binlerce ton simli kurşun çıkardıktan sonra 1935 yılında, geride 4 milyon ton cüruf bırakarak ülkeyi terk etti. Aradan 75 yıl geçmiş olmasına rağmen madenin ölümcül etkileri, doğa ve canlılar üzerinde hala kendisini gösteriyor. Maden yakınında otlayan 70 koyun öldü, 85'i kısırlaştı. İncelemeler sonucunda hayvanların ölüm nedenin aşırı kurşun olduğu belirtildi. Bölgedeki meralarda hayvan otlatılması artık yasak; Ancak meranın yanından geçen derede balık ölümleri devam ediyor ve dere, Manyas Barajı’na dökülüyor. Derenin altında avladıkları balıkları yiyenler ve satanlar da bulunuyor. Balıkesir Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Dilek Türker Çakır, ölen koyunlarda belirlenen kurşun oranının çok yüksek olduğunu ve bunun insan sağlığını da etkileyebileceğini belirtti. Çakır “Her ağır metalin insan vücudunda ayrı ayrı yerlerde birikmesi mümkündür. Bazıları beyin zarında, bazıları karaciğerde, böbrek dokusunda birikir. Canlıların bir tek türüne zarar gelmesi diğerlerini de etkileyeceğinden, yapılacak araştırmalar besin zincirindeki tüm canlı gurubuna yönelik olmalıdır. Zincirin en üstündeki insanların en az zarar görmesi ekip çalışması gerektiren iştir. İnsanların, dokularında ağır metal bulunan besinlerden uzak durması gerekir.” dedi.

Yeşil Ufuklar dergisi yine ufukta belirdi! Bölgesel Çevre Merkezi REC’in tarafsızlık ilkeleri doğrultusunda hazırlanan Yeşil Ufuklar, hem Orta ve Doğu Avrupa’da, hem de Türkiye’de çevre ve sürdürülebilir kalkınma alanında önemli güncel konulara, gerçek öykülere ve yaşanan deneyimlere yer veriyor. Yeşil Ufuklar, uzman ve akademisyenlerin katkılarıyla hazırlanan makaleleri, söyleşileri, analizleri ve haberleriyle, Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecinde, AB çevre müktesebatına uyum konusuna odaklanan tek ve güvenilir kaynak olma özelliği taşıyor. Aynı zamanda REC’in uluslararası yayını olan Green Horizon’ın içeriğinden de yararlanan Yeşil Ufuklar, özgün makalelerin yanı sıra, Green Horizon’dan çevrilen makaleler, çevre alanında Orta ve Doğu Avrupa’yla birlikte Avrupa Birliği’nde yaşanan son gelişmelere tarafsız bir yaklaşımla yer vererek, Türkiye’deki çevre paydaşlarının AB’deki çevresel süreçler hakkında bilgilenmesine katkıda bulunuyor. Bütün bunlar için http://www.yesilufuklar.info adresine gitmeniz yeterli.

Makina Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar, Türkiye'nin enerji alanında yatırımcı şirketlerin çıkarlarını değil, yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı, ulusal ve kamusal çıkarları gözeten planlamaya ve programlara ihtiyaç duyduğunu vurgulayarak, Rusya Federasyonu ile yapılan Akkuyu Nükleer Güç Santrali Anlaşması'nın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından onaylanmaması gerektiğini vurguladı. Uluslararası Atom Enerjisi Komisyonu verilerine göre; ülkelerin nükleer enerji programına geçişlerinin uzun yıllar süren çok ciddi ve kapsamlı çalışmaları gerektirdiğini belirten Çakar, nükleer enerji gibi çok ciddi bilimsel içerik ve teknik esaslar dahilinde ele alınması gereken stratejik bir yatırım alanının, ''gecekondu tarzı bir yaklaşımla, ulusal ve kamusal çıkarlar gözetilmeksizin, yalnızca yatırımcı şirketin haklarını korumayı esas alan bir düzenleme ile gerçekleştirilemeyeceğini'' ifade etti. Nükleer santraller, teknoloji ve yakıt yönünden de tamamen dışa bağımlı, atıklarının yönetimi ise sorunlu ve pahalıdır. İşletilmeleri teknolojik riskler içeren, ekonomik ömürleri dolunca söküm maliyetleri ilk yatırım maliyetlerini aşabilen nükleer santrallere Türkiye hazır değildir. Ayrıca nükleer enerji, Türkiye’nin birincil enerji önceliği ve gereksinimi değildir. Söz konusu yasa Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmamalıdır'' dedi.

Rize'nin Çayeli ilçesinde Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) bilgilendirme toplantısı, Hidroelektrik Santrali (HES) projelerine karşı çıkan vatandaşlarca protesto edildi. Buzlupınar Köyü'nde yapımı planlanan Kayalar Regülatörü ve HES projesiyle ilgili olarak, vatandaşların bilgilendirilmesi için Madenli beldesinde “ÇED Sürecine Halkın Katılımı ve Bilgilendirilmesi” toplantısı düzenlendi. Çevre ve Orman İl Müdürü Sabit Kandemir, projenin yapımını üstlenen firma yetkilileri ile ÇED raporunu hazırlayan uzmanların katıldığı toplantıda, vatandaşlara ÇED süreci ve yapılacak HES'lerle ilgili bilgi verdi. Toplantı salonunun dışında da ellerinde HES'ler aleyhine pankart ve döviz bulunan vatandaşlar slogan attı. Bir süre protesto nedeniyle ara verilen toplantı, daha sonra tüm tepkilere rağmen tamamlandı. Burada halkın ketılımı ve halkın ne istediği açık.

Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, Türkiye'nin küresel ısınma haritasını çıkardı. İstanbul, Kocaeli ve Güneydoğu'da sıcaklıkların şimdiden arttığı tespitini yapan kurum, küresel ısınmanın 2030 yılına kadar su kaynaklarını yüzde 40'nı tüketeceğini öngördü. "Küresel Isınmanın Türkiye'ye Etkileri" konulu sunumda, "Susuzluk stresli günler getirecek. Sıcaklık Akdeniz turizmini de vuracak" uyarısı yapıldı. Sunumda, küresel ısınmaya karşı başta temiz enerji ve toplu taşımacılığa geçiş olmak üzere Türkiye'nin yapması gerekenler de sıralandı. Türkiye biyolojik çeşitlilik bakımından en zengin ülkeler arasında. Ancak küresel iklim değişikliği sonucunda Kuzey Akdeniz'de bitkilerin yüzde 50 oranında kaybedileceği ve sulak alan ekosistemlerinin zarar göreceği de belirtiliyor.

Dünyanın en nadir kelebeklerinden biri olan ve 10 yıldır izine rastlanmadığı için yok olduğu düşünülen Mezopotamya Çokgözlü Kelebeği yıllar sonra Malatya'da bulundu. Doğa Koruma Merkezi adına gözlem yapan kelebek gözlemcileri Süleyman Ekşioğlu ve Didem Ambarlı 10 Temmuz'da Malatya'da efsane kelebeği fotoğrafladı. Uzmanlar, ilk olarak 1892 yılında keşfedilen bu nadir kelebeğin yaşadığı alanların ya tahrip olduğu ya da iklim değişikliği nedeniyle yok olduğundan endişe ediyordu. Kırsal bölgelerin boşalmasıyla beraber yer yer tarımdan ve aşırı hayvancılıktan kurtulan doğa geri dönme mücadelesi veriyor.

Türkiye’de Karadeniz sularında da petrol arama çalışmaları yapan ve ABD hükümetinin fosil kaynaklara olan bağımlılığı ortadan kaldıracak bir politika izlemesi halinde en büyük zarara uğrayacak olan enerji şirketlerinden biri olan ExxonMobil’in, 2009 yılında sera gazı salımını kontrol altına alınmasına yönelik faaliyetlere karşı çıkan, ve küresel ısınmayı reddeden kampanyalar yürüten örgütlere, 1 milyon sterlin (2,365 milyon TL) verdiği, geçtiğimiz yıl da Kopenhag İklim Zirvesi’nin başarılı olmasını engellemeye çalışan gruplara maddi destek sağladığı belirlendi. Halbuki ExxonMobil, maddi destek sağladığı bu grupların, Uluslararası İklim Değişikliği Konferansı ile hiçbir bağlantısı olmadığını ileri sürmüştü. Fakat geçtiğimiz ay şirketin yayımladığı “2009 Küresel Bağış ve Yatırımlar” listesinde, New York’ta düzenlenen konferansta dört gruba 275 bin dolar verdiği, ayrıca diğer 20 gruba 1 milyon dolar dağıtıldığı bilgisi de yer alıyor.

Hatay'ın Samandağ ilçesi sahilinde, başına kesici aletle vurularak kafatası kırılmış halde bulunan ve nesli tükenmekte olan Caretta caretta türü deniz kaplumbağası, Mustafa Kemal Üniversitesi Veteriner Fakültesinde tedavi altına alındı. Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Enes Altuğ, yaptıkları klinik muayenede deniz kaplumbağasının bilincinin yerinde olmadığını tespit ettiklerini söyledi. Son bir yıl içerisinde fakültelerinde kafatası kırılmış 4 kaplumbağayı yaşama döndürdüklerini kaydeden Altuğ, nesli tükenmek üzere olan bu hayvanlara karşı daha duyarlı olunmasını, özellikle balıkçıların deniz kaplumbağaları konusunda çok dikkatli davranmaları gerektiğini belirtti.

Erzurum’un İspir ilçesinde 5 bin kişinin yaşadığı Aksu Vadisi’nde yapımı süren 2 hidroelektrik santrala (HES) karşı köylüler ilginç bir tepki ortaya koydu. Aksu Çayı üzerindeki köprüde kameralara doğru ayakkabılarını fırlatan köylüler, ‘Karadeniz isyanda’ pankartı açarak, “Ölürüz de vadimizi HES’lere vermeyiz” diye bağırdı. Çoruh Havzası’nda bulunan ve 2004’te ‘Yaban Hayatı Geliştirme Sahası’ olarak koruma altına alınan Aksu Vadisi’ndeki huzur tablosu HES’ler yüzünden bozuldu. Erzurum Bölge İdare Mahkemesi’nde köylüler ile çevrecilerin açtığı dava sonuçlandı, ancak gerekçeli karar henüz açıklanmadı. Gazeteci Muntazar el Zeydi’nin, Irak’a veda ziyaretine gelen dönemin ABD Başkanı George W. Bush’a fırlattığı ayakkabı olayının bir benzerini Aksu Vadisi’nde çevreciler ve köylüler gerçekleştirdi. HES’lere tepki göstermek için toplanan köylüler ve eylemciler ayakkabılarını kameralara fırlatarak, “Bunlar HES için” dediler.

Rusya, İran'la nükleer müzakereleri sürdüren Batılı devletlerden, Türkiye ve Brezilya'nın aracılığıyla Tahran'da imzalanan uranyum takası anlaşmasını ciddiye almalarını istedi. İran, 17 Mayıs tarihinde Türkiye ve Brezilya'nın işe karışmasıyla imzalanan ve Tahran Deklarasyonu olarak bilinen anlaşma çerçevesinde, düşük düzeyde zenginleştirilmiş 1,200 kilogram uranyumunu, Türkiye üzerinden yüksek oranda zenginleştirilmiş 120 kilogram uranyumla takas etmeyi kabul etmişti. Greenpeace başta olmak üzere Türkiye’deki çevre kuruluşları da ülkemize radyoaktif ve tehlikeli atıkların girmesine karşı çıkıyor.

Hükümet, geçtiğimiz yıl Danıştay kararıyla nükleer santral ihalesinin iptalinden sonra nükleer maceradan vazgeçmedi ve Ruslarla kanunların üstünden atlayarak bir uluslararası antlaşma imzaladı. Greenpeace Akdeniz’in nükleer karşıtı kampanyası da nükleer saplantıyı öngörerek çok öncesinde başladı. Daha sonra Mersin Nükleer Karşıtı Platform ve KEG gibi başka nükleer karşıtı gruplarla da işbirliği yapınca bugüne kadar 175.000 imza toplandı. Bu imzalar meclise sunuldu. Meclis Genel Kurulu'nda yapılan ve Perşembe sabahı, 3’e doğru biten oylamanın sonucunda 210 Evet oyuna karşın 26 Hayır oyu ile anlaşma kabul edildi. Oylamanın ardından Meclis önüne giden Greenpeace eylemcileri, “Nükleere Hayır Hayır Hayır” yazan bir pankart açarak tepkilerini gösterdi Anlaşma Meclis’ten geçti, ancak gezegenin geleceğini düşünenler mücadelenin daha yeni başladığını söylüyor.

Derelerin Kardeşliği Platformu (DEKAP) üyeleri, Artvin'in Şavşat ilçesi Tigrat deresi üzerinde Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından yaptırılan tersib bentlerinin yıkılması sonucu sel sularına kapılan 5 kişinin hayatını kaybetmesinin 1'inci yıldönümünde Şavşat'ta "HES'lere hayır" mitingi düzenlendi. Artvin'den Sinop'a kadar Karadeniz'deki tüm vadi ve derelerin temsilcilerinin de aralarında bulunduğu yaklaşık 5 bin kişinin katıldığı mitingde, "Su temel haktır, satılamaz" , "Su hayattır satılamaz", "Dereler özgür akacak" ve "HES' lere geçit yok" pankartları açıldı, "HES' lere hayır" sloganları atıldı. Burada konuşan tertip komitesi başkanı Mümtaz Temiz, “ DSİ yetkilileri, şirket yetkilileri ve sözcüleri gibi ÇED raporu düzenliyorlar. Onlara sorarsanız her şey güllük gülistanlık, ne moloz dökülüyor, ne gürültü oluyormuş, ne ormanlar kesiliyormuş. 49 yıllığına arazimizi kiraladıktan sonra 49 yıl sonra bu doğada hiçbir şey bulamayacağız" dedi. Platform sözcüleri, tüm engellemelere rağmen Artvin'de yapımı planlanan 176 HES projesine karşı duracaklarını söylediler.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda, Türkiye ile Rusya Arasında Akkuyu'da Nükleer Güç Santralinin Tesisine ve İşletimine Dair İşbirliğine İlişkin Anlaşmayı Onaylayan Kanun Tasarısı, yani Türkiye'nin geleceğini önümüzdeki 100 yıl boyunca etkileyecek olan anlaşmayı onaylayan kanun tasarısı, kabul edilerek yasalaştı. Anlaşmaya göre, Rus tarafı, anlaşmayı imza tarihinden itibaren 3 ay içinde proje şirketinin kurulması için gerekli işlemleri başlatacak. Proje şirketi, nükleer güç santrali tarafından üretilen elektrik de dahil olmak üzere, santralin sahibi olacak. Proje şirketi, Rus tarafınca yetkilendirilen şirketlerin doğrudan veya dolaylı olarak başlangıçta yüzde 100 hissesine sahip olacak şekilde, Türkiye'nin kanunları ve düzenlemeleri kapsamında anonim şirket şeklinde kurulacak. Rus yetkili kuruluşlarının proje şirketindeki toplam payları, yüzde 51'den az olmayacak. Santralin riskini ve etkilerinin sağlık maliyetlerini, alım garantileri ile artan vergleri ve pahalı enerjiyi, binlerce yıl tehlikeli radyoaktif atıkları, söküm maliyetini ve geride bırakacağı koca radyoaktif çukuru is Türk halkı üstleniyor. Dün meclise sunulan nükleer karşıtı 170.000 imza düşünüldüğünde, kurulacak şirket ve destekleyenler büyük bir halk tepkisi ile karşılaşacaklar.

Aylardır siyanüre karşı mücadele veren Niğde Hasangazi köylüleri sonunda madencilik şirketini köyden uzaklaştırdı. Köyün su göletinin yanında siyanür havuzu tesisi kurmayı planlayan Gümüştaş Madencilik karşısında geri adım atmayan köylülerin kararlılığı sonucu şirket geri adım attı. Hasangazi Köyü Derneği Başkanı Hüseyin Özçelik şirketin tesisi Hasangazi'de kurmaktan vazgeçtiğini söyledi. Özçelik “Bizim kararlı direnişimiz karşısında şirket sonunda pes etti. Siyanür havuzlarını köyümüzde kurmaktan vazgeçti. Ancak bu sefer de 35 km. kadar uzaktaki Tepe Köy'e gittiler. Tepeköylüler tehlikenin farkında değiller. Şirket burada köylülerden arazi almış, birtakım vaatlerde bulunmuş. Oysa siyanür havayı ve toprağı zehirlediğinde bunun hiçbir şekilde telafisi yok. Eğer Tepeköylüler direnmek isterlerse biz kendilerine destek veririz” dedi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, maden kazalarına yönelik denetimlerin sürdüğünü ve Bursa'daki kazadan bu yana 30 maden ocağının kapatıldığını açıkladı. Dinçer, 150'den fazla maden ocağının da ruhsatının Enerji Bakanlığı tarafından iptal edildiğini belirtti. Çalışma Bakanlığı'nda Üçlü Danışma Kurulu'nu toplayan Bakan Dinçer, iş sağlığı ve güvenliği konusunu masaya yatırdı. Toplantıda, maden ocaklarındaki kazalar da gündeme getirildi. Konuyla ilgili Dinçer "Hindistan ve Rusya'dan sonra ölümlü iş kazalarından sonra 3. sırayı alıyoruz" dedi. Türkiye ise, bu olumsuz referansına rağmen, Rusya ile nükleer anlaşması yapmakta ve kömür santralleri planlarında bir sakınca görmüyor. Nükleerin ve kömürün gerçek maliyeti elektrik üretirken hesaba alınmıyor.

Beşiktaş’ta Kadıköy vapurunu kaçırılacağı haberi ile çok sayıda çevik kuvvet polisi karadan, deniz polisine ait 3 tekne de denizden önlem aldı. Çok sayıda basın mensubunun da hazır bulunduğu kaçırma eylemini bekleyenler ummadıkları bir sürprizle karşılaştı. Herkes eylemcilerin gemi kaçıracağı beklentisindeyken kaçırmanın mecazi anlamda kullanıldığı ilerleyen dakikalarda anlaşıldı. Bütün herkes eylemcileri beklerken vapur Kadıköy’e gitmek için son hazırlıklarını yaptı. Geminin iskeleden ayrılışı esnasında nükleer karşıtı eylemciler koşa koşa iskeleye geldi. Eylemcilerin ‘gemiyi kaçırdık’ diye bağırmasıyla gerçek ortaya çıktı. Eylemciler basın açıklaması yaparak Rusya ile yapılması planlanan Nükleer Santral Projesi’ni protesto ettiler. Gerçekte yanlış enerji politikaları ile Türkiye yenileneblir enerji vapurunu kaçırıyor.

Türkiye’nin İran nükleer programına ilişkin girişimlerdeki rolü konusunda çelişkili haberler yayımlanıyor. Tehran Times gazetesi, İran Dışişleri Bakanı Manucher Mottaki’yi kaynak göstererek "İran, ABD, Rusya ve Fransa’dan oluşan Viyana Grubu, Türkiye ve Brezilya’nın, İran’ın nükleer programı müzakerelerine dahil edilmesi yönündeki önerisini kabul etti.” haberini yayımladı. Ancak uluslararası bir haber ajansına konuşan üst düzey bir ABD’li yetkili ise, Hillary Clinton’un Pazartesi günü Ahmet Davutoğlu ile yaptığı 45 dakikalık telefon görüşmesi sırasında Türkiye’nin, İran’ın nükleer programı meselesini, BM Güvenlik Konseyi ve Uluslararası Atom Enerji Ajansına bırakmasını istediğini, Davutoğlu’nun da Clinton’un bu talebini kabul ettiğini öne sürdü. Söz konusu ABD’li yetkilinin açıklamasını değerlendiren bir Türk diplomatik kaynağı ise, "ihtimal vermiyorum. Biz artık bu işin dışında kalmayız" dedi. Halbuki nükleer ile ilgli silahsızlanma dışında herşeyin dışında kalmak en hayırlısı.

Karadeniz'deki yaşamı yok eden enerjilere karşı mücadele eden Karadeniz İsyandadır Platformu'nun (KİP) düzenlemiş olduğu ve iki hafta sürecek olan "Karadeniz Yaşam yolculuğu" Hopa'da yapılan basın açıklaması ile başladı. Kip aktivistleri açıklamalarında, " Karadeniz, sahil yolu ile denizinden koparıldı ve Çernobil ile ölüme terk edildi. Şimdi de HES projeleri ile vadileri ve dereleri şirketlere satılıyor, nükleer santral projeleri ile tehlikeli atık çöplüğüne döndürülmek isteniyor. Şirketlerin kar amaçlı yürüttüğü bu yok oluş projeleri yaşam alanlarımızı geri dönüşü olmayan bir yıkım sürecinin içerisine sokmuştur" dediler.

Yalova / Ak-Kim’den Bursa’ya hidroklorik asit taşıyan tankerin kapağı yolda açılınca, tanker içindeki 12 ton hidroklorik asit karayoluna aktı. Yalova çıkışında yaşanan olayın ardından trafiğe kapanan yolun temizlenmesi için itfaiye ekipleri suyla yolu yıkadılar. İtfaiyeciler zehirlenmemek için gaz maskeleri kullanırken, kazanın yaşandığı yerin çevresinde yoğun bir asit dumanı meydana geldi. Suyla seyreltme çalışmalarının ardından Yalova-Bursa karayolunun ilgili şeridi ancak bir saat sonra trafiğe açılabildi. Ak-Kim’in bağlı bulunduğu şirketler gurubu aynı zamanda fosil yakıtla enerji yatırımları ile de ilgili. Halbuki fosilden artık tamamen vazgeçmemiz bunun yerine yenileneblir enerjlere yönelmemiz, üretim ve kullanımın tamamen toksiklerden arındırmamız gerek. Ekonomimizin bir ağaç veya bir orman gibi, hatta bir göl gibi doğanın bir parçası haline gelmesi gerekiyor. Asit saçmayı durdurmamız gerekiyor.

CHP’den 6 ve BDP’den 2 milletvekili geçtiğimiz hafta Meclis önünde gerçekleşen ve gözaltıyla sonuçlanan eylemden sonra nükleer karşıtlarıyla buluşarak, 170.000 imzayı teslim aldı. İki parti de konuyu Genel Kurul’da gündeme getireceğini açıkladı. Bugün başlayan Genel Kurul’da, toplumda oluşan nükleer karşıtı tepkinin BDP ve CHP taraflarınca ele alınması bekleniyor.

Bursa'da, çevreye zararlı fosil yakıtlar yerine, rüzgâr ile kendi enerjisini üreten ve doğal enerji sistemleriyle elektrik üretimi yapan rüzgar gülü, parkın aydınlatmasını sağlıyor. Nilüfer Belediyesi tarafından çevreye zarar veren fosil yakıtlar yerine rüzgâr ve güneş enerjisini kullanan sistemlerin yaygın olarak kullanılmasını teşvik etmek için kurulan ilk rüzgar gülü ve güneş enerji sistemi hem maliyet açısından tasarruf sağlıyor hem de çevre kirliliğini önlüyor, iklimi kurtarıyor. Bursa'da yaygınlaştırılması için yoğun çabalar sarf edilen rüzgar gülü sisteminin elektrik maliyetlerinde de düşüşe sebep olduğunu belirten vatandaşlar, Bursa'nın rüzgar enerjisi konusunda önemli adımlar atması gerektiğini söyledi.

Türkiye genelinde havuzlarda tutulan yunusların özgürlüğüne kavuşturulması için “Özgür Yunuslar, Özgür Dalgıçlar” adı altında organizasyon düzenlendi. Bodrum’un Gümbet koyunda toplanan dalgıçlar, yaklaşık 22 metre uzunluğundaki "Motif" isimli tekneyle Büyük Rif açıklarına geldiler. Yunus parklarına gitmeyin" yazılı tişörtler giyen dalgıçlar, "Yunuslara özgürlük" diye slogan atarak, havuzlarda gösteri amaçlı tutulan yunusların serbest bırakılmasını istedi. Dalgıçlar daha sonra "Yunus parklarına gitmeyin" yazılı pankartı su üstünde ve altında açarak, "Özgür Yunuslar, Özgür Dalgıçlar" adıyla protesto dalışı gerçekleştirdi. Protesto dalışına katılan dalgıçlar, yunusların ticari amaçlı olarak havuzlara konulmasını ve üzerlerinden para kazanılmasını protesto ettiklerini söylediler.

Muhalefet partilerinin ve gezegeni düşünenlerin tepki gösterdiği Rusya ile nükleer anlaşması çerçevesinde Mersin Akkuyu’da inşa edilmeye çalışılan ve bundan 10 yıl sonra 2020 itibariyle Türkiye’nin elektrik almayı planladığı VVER-1200 tipi nükleer reaktörlerin dünyada halen işletmede olan bir örneğinin bulunmadığı ortaya çıktı. Meclis’te tatil öncesi görüşülmesi beklenen Mersin Akkuyu Sahasında Bir Nükleer Güç Santralinin Tesisine ve İşletmesine Dair İşbirliğine İlişkin Hükümetlerarası Anlaşma’ya ilişkin tartışmalar sürüyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın, TBMM Dışişleri Komisyonu’nda muhalefetin “VVER 1200 yeni bir teknoloji, dünyada hiçbir yerde uygulanmamış, Rusya’da iki yerde halen inşası devam etmekte, AB’den de lisans almış değil. Yapımı tamamlanmış böyle bir reaktör var mı? Türkiye pilot proje mi olacak?” şeklindeki sorularına verdiği yanıt Türkiye’de kurulacak nükleer santral modelinin halen dünyanın hiçbir ülkesinde işletmeye alınmış olmadığını ve kaygıların gerçek olduğunu ortaya koydu. Nükleersiz bir Türkiye için http://nukleer.greenpeace.org adresinde imza kampanyasına katılabilirsiniz.

Karadeniz'de yapılması düşünülen, yaşamı yok edecek hidroelektrik santrallere (HES), nükleer santrallere ve termik santrallere karşı Karadeniz İsyandadır Platformu (KİP), kapsamında bir araya gelen yaşam savunucuları, İstanbul'dan Karadeniz'e HES direnişi yapan köylüleri desteklemeye gidiyor. 10 Temmuzda 20 kişilik bir grupla yola çıkacak olan grup 11 Temmuz'da Kazım Koyuncu'nun memleketi Hopa'dan başlatılacak olan yolculuk boyunca, HES yapılacak olan noktalarda basın açıklamaları ve halkı bilgilendirme toplantıları düzenlenecek. Sinop’ta yapılması planlanan Nükleer santral ve Amasra’da planlanan Termik Santral direnişçileri ile de bölgelerinde bir araya gelecek olan KİP eylemcileri yaşam alanlarına yönelik saldırılara tepki göstermeyi hedefliyor.

TÜBİTAK destekli bir çalışma sonucunda Akdeniz sahilinde tespit edilen 129 türden 95’inin, Türkiye’de ilk defa kayıt altına alındığı, 7’sinin ise bilim dünyası için yeni olduğu belirlendi. Mersin Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Süphan Karaytuğ’un yürütücülüğünü üstlendiği proje kapsamında, Samandağ’dan Kalkan’a kadar Akdeniz sahili tarandı. Karaytuğ, yeryüzünde şu ana kadar tanımlanmış tür sayısının 1,5 milyon civarında olduğunu, sanayileşme, çevre kirliliği gibi birçok nedenle henüz keşfedilemeyen birçoğunun ise yok olacağını söyledi. Silifke ilçesine yakın bir kumlu sahilden keşfedilen canlı türüne Mersin şehrine atfen ’Ciplakastacus mersinensis’ adı verildi. Bu yeni tür Journal of Natural History adlı dergide yayınlanarak bilim dünyasına tanıtıldı. Uzmanlar taramalar için hedeflerinde şimdi Ege sahilinin bulunduğunu ifade ediyorlar.

Kastamonu'nun İnebolu İlçesindeki 45 yıllık çınar ağacı, belediye ekipleri tarafından cadde düzenlemesi kapsamında gece yarısı operasyonuyla kesildi. 1965 yılında dikilen çınar ağacı, genişletme çalışmalarının ardından zamanla caddenin ortasında kaldı. Dönemin belediye yönetimi, 1994 yılında ağacı koruma altına aldı. Ağacın gövdesine de ‘Bu ağaç belediyemiz tarafından koruma altına alınmıştır’ ibaresinin yazılı olduğu tabela asıldı. Ancak ne yazık ki Karayolları 15'inci Bölge Müdürlüğü'nün yollardaki parkeleri yenilemek üzere başlattığı çalışma, yol ve köprü yapımları uğruna katledilen binlerce, milyonlarca ağaç gibi bu çınar ağacının da sonu oldu. Halkın itirazlarına rağmen belediye ekipleri, 45 yıllık koca çınar ağacını bir gece yarısı yok etti.

Avrupa Parlamentosu (AP) Yeşiller Grubu, çarşamba günü, Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde nükleer santral karşıtı eylem yapanların gözaltına alınmasını kınadı. Yeşiller Grubunun yazılı açıklamasında, "Aralarında Türkiye Yeşiller Partisi'nin eş sözcüsü Ümit Şahin'in de bulunduğu eylemcilerin barışçıl bir gösteride gözaltına alınmasını kınıyoruz. Gözaltına alınanlar 12 saat sonra serbest bırakılsalar da toplanma özgürlüğü hakkı apaçık ihlal edilmiştir" denildi. Enerji ihtiyacı, iklim değişikliği ve ekonomik sorunlar, temiz enerjiye dayalı ve çevreye uyumlu politikalarla çözülebilir. Nükleer enerji iştahı Türkiye'yi tarihin, kirli, tehlikeli ve pahalı enerji politikalarına doğru kaydıracak.

Türkiye'nin en kitlesel gözaltısı Salı günü gerçekleşti. Bir günde 170 bin imza ve 58 çevreci gözaltına alındı. Çevreciler serbest; ancak 170 bin imza hala gözaltında. Sinop ve Mersin'e nükleer santral yapılmasını istemeyen vatandaşlar, Salı günü Meclis kapısı önünde eylem yaptı. Internet üzerinden toplanan 170 bin "nükleer santral istemiyoruz" imzaları Meclis'e iletilmek istendi. Ancak, bu mümkün olmadı. İmzalar ve eylemciler, çevik kuvvet polisleri tarafından gözaltına alınarak Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü. 170 bin imza hala Meclis'e ulaşmayı bekliyor. Siz de 170.000 imzayi 200.000’e çıkarmak istiyorsanız http://nukleer.greenpeace.org internet adresinde imza kampanyasına katılabilirsiniz.

Hayvan çeşitliliği açısından dünyanın önde gelen ülkelerinden Türkiye'de Van kedisinden, yılan, kurbağa ve geyik böceğine kadar birçok tür, yabani hayvan toplayıcılarının hedefi durumunda. Dünyada 13 binin üzerinde memeli ve kuş, binlerce sürüngen, balık, milyonlarca omurgasız hayvan bulunduğunu belirten yetkililer, son yıllarda birçok hayvan ve bitki türünün yok olmasını insana bağlıyor. Evcil hayvan talebini karşılamak için milyonlarca hayvan ticarete konu ediliyor. Yıllık milyarlarca dolar değerindeki uluslararası yaban hayatı ticareti birçok hayvan türünün hızla azalmasına neden oluyor.
 

Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) tarafından 16 Haziran 2010 tarihinde Ankara'da düzenlenen "Küresel Isınma Kurultayı"nın sonuç bildirgesi açıklandı. Hazırlanan sonuç bildirgesinde, küresel ısınma ve iklim değişikliğinin ekolojik, ekonomik ve politik bir sorun olduğu kaydedildi. Bildirgede, ülkeler, küresel ekonomik krizden çıkmak için para bulunurken ve uzlaşı sağlanırken, yaklaşık olarak aynı oranda ekonomik kayba yol açacak olan küresel ısınmaya önlem almak için ise ayak diretildiğinin altı çiziliyor. “Küresel ısınma ve iklim değişikliği, artık sadece gelecek kuşakların bir sorunu olmaktan çıkmış ve bizleri de etkiler hale gelmiştir. Küresel ısınma olgusu, afetlerden sonra sığınılacak bir bahane olmamalıdır. İklim değişikliği ile mücadele ve uyum için bir an önce harekete geçilmeli, geleceğimiz ekonomik çıkarlara kurban edilmemelidir” maddesi de bildirgenin sonuçlarından biri olarak kayda geçmiş. Küresel ısınma ile mücadele için iklim politikaları oluşturulması gerektiği belirtilen bildirgede, Türkiye'nin ise bir iklim politikasının olmadığı kaydedildi. O zaman hükümet ne güne duruyor, vatandaşların geleceği için harekete geçmesi gerekiyor.

İzmir'in Aliağa ilçesinde kurulması planlanan termik santrale ilişkin Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından verilen Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) olumlu raporunun iptali istemiyle dava açıldı. Aliağa'da bir Türk firma tarafından kurulması planlanan termik santralin yapımına karşı çıkan Foça Çevre Platformu (FOÇEP) ve Bakırçay Çevre Platformu (BAÇEP) üyeleri, Aliağa Adliyesi'ne gelerek (ÇED) olumlu raporunun iptali istemiyle dava açtılar. Her iki platform adına ortak açıklama yapan davacı avukatı Hasan Namak: ''Bir yandan madenler, hidroelektrik santraller, termik santraller ve bir yandan da nükleer santraller ile uluslararası sermayenin saldırısı altındayız. Bu sermayeler yer altı ve üstü kaynaklarımızı bütünüyle sömürecek ve tarifi mümkün olmayan çevre sorunları doğuracaktır. Buna karşı ulusal bilinçle ve yaşam savunuculuğu bilinci ile bu mücadeleyi burada başlatmış bulunuyoruz.''dedi.

Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından Rize'de yapımları devam etmekte olan Hidroelektrik Santrali (HES) inşaatlarında, tüm firmalarda, yapılan proje izleme ve kontrol çalışmalarında uygunsuzluklar tespit edildi. Gerekli tedbirler alınmadığı için çevre kirliliği oluştuğu, işletmeye geçmiş tesislerde dere yatağına bırakılacak can suyu olarak adlandırılan, biyolojik olarak mutlaka gerekli olan suyun yetersiz, balık geçişleri için ise uygun yapılmadığı anlaşıldı. Bu nedenlerde faaliyeti devam eden 15 HES firmasına 513 bin TL para cezası kesildi. Bu cezalar derelerin soykırımını tabii önlemiyor ve sadece hazineye para kazandırıyor. Artık Çevre ve Orman Bakanığı’nın görevlerini hatırlayıp derelerin bekçileri yerel halkın sesini dinlemeli.

Bilim insanları, Tuz Gölü'nün ''mucize bitkilerinin'' geliştirdikleri çok özel adaptasyonlarla tuzcul topraklardan suyu sökerek alabildiğini belirterek, çoraklığa dayanabilecek buğdayın tek türünün de dünyada sadece Tuz Gölü çevresinde bulunduğunu bildirdi. Türkiye'nin biyolojik çeşitliliği yönünden dünyanın zengin ülkelerinden biri olduğunu belirten Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Ekoloji ve Çevre Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Latif Kurt, , ''Avrupa kıtasında 11 bin bitki türü var. Türkiye'de ise bitki türü sayısı ise yeni bulunanlarla 12 binin üzerine çıkmıştır. 12 bin bitki türünün yüzde 30'u, yaklaşık 3 bin 500 tür sadece Anadolu'ya hastır, Tuz Gölü biyolojik çeşitlilik bakımından çok özel ve önemli bir habitata sahip. Sadece Tuz Gölü çevresinde bilinen, Türkiye'nin başka bölgelerinde bilinmeyen 38 adet endemik bitki türü var. Tuz Gölü'nün endemik bitkileri diğer bölgelerden farklı olarak tuza ve kuraklığa dayanıklı ırklar içerir. Bu türler hızla kuraklaşan ve çoraklaşan dünyamızda paha biçilmez bir genetik kaynaktır'' dedi. Tuz Gölü ''Özel Çevre Koruma Bölgesi'' olarak özel mevzuatla korunuyor. Bir başka DSI projesi olan Mavi Akım projesi ile havzalar arası su transferi ile ekosistemi bozulana kadar... Mavi Akım’ın gerçek yüzü Tuz Gölü’nün karabasanı...

Ilısu Barajına verdiği kredilerle Hasankeyfin yok olmasına neden olanlar arasında yer alan ve buna rağmen çevreci bir kuruluş olduğunu savunan Akbank ile bir holding arasında Ankara'da düzenlenen yenilenebilir enerji proje finansmanı kredisi imza törenine katılan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, “Zannediyorum, bu hafta sonunda veya önümüzdeki haftanın başında, nükleer güç santrallerinin yapımıyla alakalı hükümetler arası anlaşma TBMM Genel Kurulu’na da gelir. Orada bütün partilerimizin de desteğiyle beraber bunu çıkartmış olacağız. Çünkü bu artık milli bir meseledir" ifadesini kullandı. Nükleer santralin tekrar Türkiye’ye kazandırılması gerektiğini vurgulayan Yıldız, hem sivil toplum örgütlerinin, hem de iktidar ve muhalefet ayrımı yapmaksızın bütün partilerin bu konuya destek vereceğine inandığını belirtti.

Sivil toplum örgütlerinden destek bekleyen bakana dün, nükleer karşıtları bir eylemle yanıt verdi. Nükleer karşıtları, dün sabah 9 sularında Meclis önünde milletvekillerinin nükleer anlaşmayı oylamasını engellemek için bir eylem gerçekleştirdi. Greenpeace Akdeniz, Sinop Çevre Platformu, Mersin Nükleer Karşıtı Platform, Yeşiller Partisi, Küresel Eylem Grubu üyelerinin ve İzmir, İstanbul, Sinop, Mersin gibi çeşitli illerden gelen nükleer karşıtlarının katıldığı eylemde, milletvekilleri nükleer yasa için "hayır" oyu kullanmaya çağırıldı. Eylemciler, Meclis'in önünde, 170.000 nükleer karşıtının imzasının bulunduğu kutular ve "Türkiye Nükleer İstemiyor", "Kirli Anlaşmaya Hayır De" yazılı pankartlarla bekleyerek nükleer yasayı protesto etti. Eylemciler “Yenilenebilir enerji kanunu 3-4 yıldır Meclis'te beklemekteyken, Türkiye'nin enerji geleceği, tamamen politik bir kararla, nükleer gibi kirli, tehlikeli ve pahalı bir yola sokuluyor ve bu da derme çatma bir anlaşmayla oldu bittiye getirilmeye çalışılıyor.” mesajı verdiler. Milletvekilleri ile görüşmek isteyerek eylemlerine devam eden eylemciler güvenlik güçlerince gözaltına alındı; ve gece geç saatlerde serbest bırakıldılar.
Eylemcilere destek olmak için siz de http://nukleer.greenpeace.org adresine girerek 170 bin kişinin 200 bin olması için destek verebilirsiniz.


Rize’nin ünlü İkizdere Vadisi’nde 95 megavat kurulu gücündeki Cevizlik Hidroelektrik Santralı deneme üretimine geçti; dere, suyun tünele alındığı 8.5 kilometre boyunca kurudu. 64 kilometrelik vadide 20’yi aşkın HES’in daha yapılmasının planlandığını, bu olduğunda suyun 55 kilometre boyunca tünele alınacağını belirten yöre halkı, İkizdere’nin tamamen kurumasından endişe ediyor. Bölgede daha önce de deneme üretimine geçen HES nedeniyle Güneysu Gürgen deresi kurumuştu.
İkizdere Vadisi, endemik bitki ve canlı çeşidi açısından dünyanın en önemli 200 vadisi arasında gösteriliyordu.

Dünyada, 1970’li yıllardan beri büyük bir kalabalığın katılımıyla gerçekleştirilen ve ülkemizde de özellikle İstanbul’da her ayın son Cumartesi günü saat 17.00’de yapıldığını duyurduğumuz ve amacı, otomobillerin kent ve doğa için bir felaket olduğunu göstermek olan Critical Mass etkinliği artık İzmir’de de hayata geçiyor. Konak Meydanı’nda Saat Kulesi önünde buluşan İzmirli bisikletçiler, etkinliğin ruhuna uygun olarak trafik yoğunluğuna, araçların kentte kurduğu egemenliğe, küresel ısınmaya karşı pedal çevirdi. İzmir’deki ilk etkinlik, geçtiğimiz günlerde Ankara’da antrenman yaparken bir aracın çarpmasıyla yaşamını yitiren lisanslı bisiklet sporcusu Çağatay Avşar anısına yapıldı. Bisiklete özgürlük, geleceğe yatırım... BP ve diğer petrol devlerinin zararlarına karşı benzin değil pekmez ve pedala kuvvet.

Günde 140 geminin geçtiği Çanakkale Boğazı'nda, tanker trafiğinin her geçen gün artması vatandaşları tedirgin ediyor. Hergün geçen 140 gemiden bir kısmının tanker olmasının kendilerini huzursuz ettiğini belirten vatandaşlar, “Çanakkale’de adeta yüzen bombalarla iç içe yaşıyoruz. Bu gemilerin boğaz içinde bir kaza yapması halinde şehrimiz büyük tehlike yaşayacak. Bunun ardından ortaya çıkacak çevre felaketi de ayrı bir durum. Bizler artık boğazlardan tanker trafiğinin tamamen kaldırılmasını, doğalgaz ve petrol sevkiyatının başka yollarla yapılması için yetkililerin en kısa sürede gerekli çalışmayı yapmalarını istiyoruz. Aksi halde Meksika Körfezi’nde yaşanan çevre felaketi Çanakkale Boğazı’nda da yaşanabilir” diyerek tedirginliklerini dile getiriyorlar. Yani başka yerden taşınsa sorun ortadan kalkacak, öyle mi? Gerçek protesto ise petrol ve diğer fosil yakıtlara hayır, yenilenebilir enerjiye evet demekten geçiyor.

İçişleri, Çevre ve Tarım Bakanlıkları’nın ortak bir genelgeyle pitbull ve benzeri köpeklerin toplanmasına karar vermesi yeni bir tartışma başlattı. Genelge, pitbull ve benzeri köpekleri bulunduranlara 3 bin 434 TL para cezası kesilmesini öngörüyor. Belediye ekipleri, cezadan korkan köpek sahiplerinin sokağa terk ettiği pitbull’ların peşinden koşmaya başladı bile. Peki bu uygulama ne kadar doğru? Yoksa sorunun tespitinde bir yanlış mı var? Toplumda insanın insana şiddetinin had safhada olduğu günümüzde, bu genelge ile pitbulları dövüştüren, farklı amaçlarla kullanan insanlarla doğru şekilde mücadele yerine, cezayı suçsuz hayvanlara kesiyoruz. Bakamayacağımız ev hayvanlarını alıp sonra sokağa kaderine terk etmek suçtur ve hiçbir vicdana sığmaz.

Abant'ta göl çevresine otobanı andıran bir yol yapılması için başlatılan çalışmaların önündeki son engel de kalktı. Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından 25 Haziran tarihinde bu projeye sessiz sedasız onay verildiği ortaya çıktı. Bundan sonraki süreçte Abant Tabiat Parkı iç yollarında kullanılacak olan doğal taşlar için alım ihalesi yapılacak ve projeler hayata geçirilecek. Abant’ı tozu dumana katan çalışmalar sırasında, göl çevresindeki doğal eğimler dümdüz edilmiş, göl suyu yükselmiş, bu sırada çam ağaçları sular altında kalmış, Abant’ın yanı sıra Yavru Abant denilen küçük bir göl daha ortaya çıkmıştı. Uzmanlar, plana göre, yol genişliğinin en fazla sekiz metre olması gerektiğini ancak göl etrafında bazı noktalarda yolun 12 metreye kadar genişletildiğini, Tabiat Parkı’na yapılacak her türlü çalışma için yeni bir ‘Uygulama Planı’ hazırlanması ve uzmanlardan oluşan bir ‘Danışma Kurulu’na onaylatılması gerektiğini ancak valiliğin bunu yapmadığını belirtiyor.

Enerji Bakanı Taner Yıldız, Yenilenebilir Enerji Kanunu’ndaki değişikliklerin bu hafta TBMM’ye gelebileceğini, rüzgarda 5.5 euro/cent, hidroelektrikte 5.5 euro/cent, jeotermalde 8 euro/cent, güneşte 10 euro/cent, biyokütlede ise 12 euro/cent teşvik uygulamayı düşündüklerini söyledi. Yatırımcılar teşviklerin çok daha yüksek olmasını bekliyordu. Yıldız’ın verdiği rakamlar, sektöre yatırım yapmayı düşünen potansiyel yatırımcılar tarafından kabul edilemez bulunuyor. Hükümetin enerji politikaları da, Yıldız’ın verdiği rakamlarla yeniden sorgulanmaya başladı. Bu konuda yatırımcıların, “Türkiye nükleere on yıl sonra ve 15 sene boyunca ortalama 10 euro cent yani 12.5 dolar sent alım garantisi verip, Rus nükleer teknolojisine para bulabiliyor. Ancak sıra kendi yenilenebilir kaynaklarımıza gelince para çıkmıyor. Türkiye, rüzgarda 1000 megawat’lık yatırımı ile övünürken rüzgar kalitesi Türkiye’den daha düşük olan İspanya 20 bin megawat’lık rüzgar enerjisini hayata geçirdi bile. Yunanistan ise rüzgar yatırımcısına 9 euro/cent ve 20 yıl alım garantisi verebiliyor. Her konuda AB’yi örnek gösterenler neden bu fiyatları dikkate almıyorlar?” eleştirileri ağırlık kazanıyor.

Yenilenebilir enerjilere İspanya kadar bile yatırım yapmayan Enerji Bakanı Taner Yıldız, Sinop’ta yapılacak nükleer santralle ilgili olarak Güney Kore ile yapılan anlaşmada bir sorun olmadığını hatta yeni yatırımcılara da açık olduklarının mesajını verdi. Ruslar’la Akkuyu için yapılan anlaşmanın TBMM’den geçmesinin konuya ne kadar ciddi baktıklarının bir işareti olduğunu kaydeden Yıldız, “Bu anlaşma ciddiyetimizin, kararlılığımızın dışa vurumu demektir. Biz her zaman ‘ciddiyiz’ diyoruz. Ancak bunun dışa yansıması önemli. Sinop için yeni teklifler gelir diye düşünüyoruz ” dedi.
Bu arada Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'nun (TAEK) Sinop ile ilgili yer lisansı çalışmalarını tamamladığı ve bu yıl içinde gerekli lisansın alınmış olacağı öğrenildi. Mersin ve Sinop'ta kurulacağı söylenen iki nükleer santral için İstanbul ve Çanakkale boğazlarını risk altına sokulacak. Santralde kullanılacak büyük ağır sanayi ürünlerinin geçişi bu boğazlardan dev yük gemileri ile olacak. Bir nükleer santraldeki en hassas parçalardan biri olan reaktör kazanları 600-800 ton, buhar kazanları ise 400-500 ton ağırlığında. Sinop'ta kurulacak santrale bu reaktörleri yapacak fabrikadan İstanbul ve Çanakkale boğazları kullanılarak geçiş yapılacağı söyleniyor. Alınan bilgilere göre, Mersin Akkuyu bölgesinde 3 reaktör kurulması planlanırken, Sinop'ta ise bu sayı 10 tane reaktör. Sinop bölgesi ile ABD ve Fransa da yakından ilgileniyor. Böylece bu güzel diyarlarımız da tarihe karışacak ve ülkemiz nükleer tehdit altında yaşayacak. Buna izin vermemek gerek.

Geçen aralık ayında Greenpeace üyelerine çay ikram eden Enerji Bakanı Taner Yıldız, malesef bu kez maden faaliyetlerine karşı çıkanları lobicilikle suçladı. Maden çıkarma faaliyetlerini protesto eden örgütleri lobilere hizmet etmekle suçlayan Yıldız, "Yalnızca yerelde olan ve oradaki vatandaşlarımızın tepkilerini saygı ve dikkatle izliyoruz. Kapı kapı dolaşan manipülatif davranan, gidip yatırımları durdurmaya çalışan bir lobi var" şeklinde konuştu. Lobinin hedefinin madencilik sektörünün ilerlemesini durdurmak olduğunu söyleyen Yıldız, "Ne yazık ki bunlar da Türkiye'ye ihracat yapan yani Türkiye'nin ithal ettiği bazı madenlerin fonları tarafından yönetiliyor. Niye bu oyunlara geliyoruz?" dedi. Bu tip açıklamaların kanıtları ile birlikte ortaya konması gerek ancak daha önemlisi madem yerel insanlar istemiyor, saygı duyuluyorsa istedikleri gibi maden çalışmaları niye durdurulmuyor, konu lobicilere saptırılıyor. Amerika’da şirketlerin petrol lobisi yılda Washington’da 160 milyon dolar harcarken, Türkiye’de hiçbir çevre sivil toplum kuruluşunun bütçesi bu miktarın yüzde beşini bile bulmuyor. Gözlerimizi çevirmemiz gereken çevre kuruluşları değil, ülkemizde maden açmak isteyen uluslararası kuruluşların lobileri. Bakanlığın bu lobilerin etkisinde kalmadığını umuyorum, zira madenler çıkarılmasa da bir yere uçmuyor.

Bu arada Balıkesir'in Dursunbey ilçesinde, 23 Şubatta meydana gelen ve 17 işçinin ölümüyle sonuçlanan grizu patlamasının yaşandığı kömür ocağı yeniden işletmeye açıldı. Zonguldak'ta Türkiye Taşkömürü Kurumu'na(TTK) bağlı Karadon Maden Ocağı'nda 17 Mayıs'ta meydana gelen grizu faciasında göçük altında kalan iki madencinin cesedi, aradan geçen 44 güne rağmen halen çıkarılamadı. Bu kazada da 28 işçi hayatını kaybetmişti. Enerji için ölümcül kömür mü tercih edersiniz, yoksa püfür püfür rüzgar mı?

Ordu'nun Mesudiye İlçesi'nde çeşitli sivil toplum kuruluşları ilçenin içinden geçen Melet Irmağı'nı kirleten Sivas'ın Koyulhisar İlçesi'ndeki maden ocağına giderek duruma tepki gösterdi. Sivas'tan doğan ancak Ordu ilini boydan boya kat ederek Karadeniz'e dökülen Melet Irmağı'nda yapılan analizlerde su içerdiği kurşun nedeniyle kirli olarak sınıflandırıldı. Orduluların içme suyu ihtiyacının karşılandığı Melet Irmağı'nda meydana gelen kirlilikle ilgili yetkililer, kirliliğinin içme suyunu kullananları tehdit etmekle kalmadığını, zaman içerisinde salınan kimyasal maddelerin başta balıklar olmak üzere tüm canlıları öldürdüğünü söyledi. Arıtmaların gerektiği gibi yapılmadığı sadece gelişi güzel şekilde naylonlarla kaplandığı ve sızdırmazlığının bununla sağlanmaya çalışıldığı da belirtiliyor. Ancak zaten maharet depolamakta ve temizlemekte değil baştan kirletmemekte.

Türkiye Su Meclisi'ni oluşturan, 50'yi aşkın vadiden gelen dere mağdurları, sayısı 1700'ü aşan dere ve akarsuda, bölge insanlarına, kültür mirasına ve doğaya zarar veren hidroelektrik santral (HES) ve baraj inşaatını protesto etmek için Çevre ve Orman Bakanlığı önünde bir araya geldi. Bugüne kadar Türkiye'nin farklı bölgelerinde HES ve barajlara karşı yerel kampanyalar yürüten gruplar, Çevre ve Orman Bakanlığı önünde ilk kez ortak bir protesto gerçekleştirerek "Dere soykırımını durdur!" mesajı verdiler. Yapılan basın açıklamasında, yürüttüğü su politikasındaki kabul edilemez yanlışları nedeniyle Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu'nun görevden alınması da talep edildi.


AĞUSTOS
Sıra geldi her ayın son Cuma günü sizlere hatırlatacağımızı belirttiğimiz etkinliğe; Yarın, tüm bisikletliler ve diğer tüm motorsuz araçlar için Critical Mass günü. Dünyada, 1970'li yıllardan beri büyük kalabalıkların katılımlarıyla gerçekleştirilen Critical Mass, ülkemizde de İstanbul ve İzmirde uygulanıyor. Yine kısaca özetlemek gerekirse, Critical mass Türkçe’de “kritik çoğunluk” anlamına geliyor ve her ayın son cumartesi günü yapılıyor bu etkinlik. Critical Mass bir protesto değil, sadece insanların hep birlikte bisiklete bindiği bir kutlama ve bütün motorsuz araçlara açık...
Critical Mass İstanbul için buluşma yeri Göztepe Parkı saat 17:00
Critical Mass İzmir için buluşma yeri Konak Meydanı saat 17:00 ?

Türkiye, geleceğin karbon piyasaları için ilk adımını attı; 7 Haziran’da Resmi Gazete’de yayınlanan tebliğ ile Türkiye’de ‘karbon sicili’ uygulaması başladı. Uygulama, gönüllü karbon piyasalarının kayıt altına alınmasını sağlayacak. Gönüllü ve zorunlu olarak ikiye ayrılan karbon piyasası, iklimi değiştiren sera gazlarının denetim altına alınmasına yönelik karbon sertifikalarının alınıp satıldığı piyasa olarak ifade ediliyor.
2009’da Kyoto Protokolü’ne taraf olan Türkiye, 2012’ye kadar olan ilk yükümlülük döneminde zorunlu karbon piyasasına giremiyor ancak bu mekanizmalardan bağımsız işleyen gönüllü karbon piyasasına giriş için ilk adım, yayınlanan tebliğ ile atıldı. Tebliğ ile Gönüllü Karbon Piyasalarına yönelik geliştirilen ve yürütülen projeler kayıt altına alınacak ve Çevre Bakanlığı’nın elektronik kayıt sistemine işlenecek.
Şimdi Ulusal karbon sicili, kayıt için ilk karbon projelerini bekliyor. Şu ana kadar Türkiye’den halka açık kayıt sistemlerinde kayıtlı 109 gönüllü karbon projesi bulunuyor. Geliştirilen projelerin 50’sinin HES, 49’unun rüzgar santrali, 6’sının termik, 3’ünün jeotermal, birinin biyogaz projesi olduğu ifade ediliyor. Karbon üretmemek tabii ki çevre açısından iyi olacak anlamına gelmiyor. Bunun dışında çevresel ve sosyal kriterler de önemli.

Türkiye'nin saklı cenneti olarak gösterilen Artvin'in Arhavi ilçesindeki Kamilet Vadisi'nin el değmemiş doğal yaşlı ormanları, bitki çeşitliliği, su kalitesi, yaban hayatı, tarihi köprüleri ve doğa harikası şelaleleri tehlike altında. HES'ler yapılmaya devam ederse bu güzellik ve zenginliğin yok olacağı bildirildi. Türkiye'nin ekolojik özellikleri en iyi korunan alanlarından birinin Kamilet Vadisi olduğunu açıklayan Artvin Çoruh Üniversitesi (AÇÜ) Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu; “Kamilet Vadisi'nin sarp topoğrafyası nedeniyle önemli bir bölümünde yol ağı bulunmuyor. Tamamen el değmemiş bu coğrafyada Doğu Karadeniz kuzey kesimi florasının önemli bir bölümü bulunmakta. Alan aynı zamanda Kafkasya ekolojik bölgesinin en bozulmamış doğal yaşlı ormanlarına sahip ve 300 yaşına ulaşan ağaçlar mevcut. Ekolojik özellikleri en iyi korunan ve temsil edilen bu alan, koruma değeri yüksek ormanlar sınıfında değerlendiriliyor. Vadideki bu saklı doğa Doğu Karadeniz'de bulunan karaca, çengel boynuzlu yaban keçisi, ayı, domuz, kurt ve tilki gibi büyük memeli hayvanlara da bir anlamda korunak oluşturuyor.” dedi. Vadi içerisinde 4 adet hidroelektrik santrali (HES) yapılması planlanıyor.

Ülkenin dört bir yanında enerji adına yapılan doğa tahribatlarına halk şiddetle karşı çıkmaya devam ediyor. Munzur Vadisi Milli Parkı üzerine yapımı planlanan 'Kaletepe 1' ve 'Kaletepe 2' barajları için yüklenici firmanın sondaj çalışması yaptığının duyulması, kentte çevrecileri hareket geçirdi. Sondaj makinesi taşıyan 2 kamyonun yolunu kesen yaklaşık 40 çevre gönüllüsü, 'Munzur Vadisi Milli Parkı doğal sit alanı ilan edilsin' yazılı pankart açtı. Yolu 1 saat trafiğe kapatan duyarlı vatandaşlar, sondaj çalışmasının yasal olmadığını savundu. 1 saatin sonunda, sondaj makineleri taşıyan iki kamyon Emniyet Müdürlüğü’nce alıkonuldu ve konuyla ilgili yasal işlem başlatıldı.

İzmir'in Aliağa İlçesi Çakmaklı Köyü’nde ithal kömüre dayalı olarak kurulması planlanan termik santrale ilişkin Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından verilen Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) olumlu raporunun iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle dava açıldı. Aliağa’da daha önce ENKA tarafından kurulması planlanan termik santralin yapımına karşı çıkarak dava açan başta Bakırçay Çevre Platformu (BAÇEP) ve Foça Çevre Platformu (FOÇEP) üyeleri, bugün de İzmir Demirçelik A.Ş. firmasına verilen ÇED olumlu raporunun iptali ve yürütmenin durdurulması için Aliağa Adliyesi'ne gelerek dava dilekçelerini verdi. İzmir İdare Mahkemesi'ne iletilmek üzere Aliağa Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'ne dilekçe verildikten sonra hükümet binası önünde BAÇEP ve FOÇEP adına ortak bir basın açıklaması yaptılar. Basın açıklamasına katılanlar, “Termik santral istemiyoruz” dediler.

Bursa'nın Karacabey ilçesine bağlı Kurşunlu Köyü'ne de yapılması planlanan termik santrale köylülerden tepki gecikmedi. Kurşunlu Köyü'ne yapılması düşünülen termik santralin büyük çevre kirliliğine yol açacağını savunan köy sakinleri ve tatil için gelen yazlıkçılar, santralin ıhlamur ormanlarını katledeceğini söyledi. Vatandaşlar, topladıkları 500 imzalı dilekçeyi Kaymakam Dursun Balaban'a teslim ettiler.

Zonguldak’ın Çatalağzı Beldesi’nde, Çatalağzı Termik Santrali’nin bulunduğu Aydınlar Mahallesi’nde son 2 yılda 21 kişinin kanserden öldüğü iddia edildi. Mahalle sakinleri, kanser tanısı konulmasından korktukları için hastaneye gidemediklerini söylerken, İl Sağlık Müdürlüğü konuyla ilgili inceleme başlattı. Belediye Başkanı Mehmet Alim, 12 bin nüfuslu beldenin bin 500 nüfuslu Aydınlar Mahallesi’de oturanlardan 21 kişinin, son 2 yıl içinde kolon, lösemi, mesane ve göğüs kanserinden yaşamını yitirdiğini söyledi. Başkan Alim, “Öyle acayip ki aynı aileden bir kaç kişi ölüyor. Burada termik santral var. Santralin külü, havaya, denize bırakılıyor. Artık yaşlılar değil gençler de ölmeye başladı. Vali Bey’e konuyu ilettim. İl Sağlık Müdürlüğü de araştırma başlattı. Bunun nedeni araştırılsın, bize açıklansın” dedi.

17 Ağustos Depremi’nin 11’inci yıldönümü, depremin merkez üssü olan Gölcük başta olmak üzere birçok ilde anıldı. Bu sene TMMOB - Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği üyeleri 81 ilden gelen 1500e yakın üyesiyle Yalova’daydılar. Binlerce Yalovalı ve onların acılarını paylaşmak için TMMOB üyeleri ellerinde meşalelerle tören alanına geldi. Yalova’da fay hattı üzerine kurulması planlanan termik santrale karşı büyük bir mücadele veren Yalova Çevre Platformu üyeleri de, santralin fay hattı üzerine yapıldığını hatırlatan pankart ve dövizleriyle tüm gece deprem anıtındaydılar. Yalova Çevre Platformu olması muhtemel ikinci bir depremde, bölgede çok daha üzücü sonuçlar yaşanmaması için bu santralin yapımını durdurmaya çalışıyor. Deprem ardından yıkımların sorumluları hakkında dava açıldı ancak zaman aşımına uğrayan davalar neticesinde sadece dokuz kişi hapis cezasına çarptırıldı. Peki Yalova termik santralinin sorumluluğunu kim alacak olası bir depremde sonuçlarını kim çekecek?

İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad, ülkesinin nükleer programı konusunda Türkiye ve Brezilya ile yapılan Tahran Deklarasyonu’nun, dünyanın nükleer sorunları çözebileceğini söyledi. Ahmedinejad, İran Press TV ile yaptığı söyleşide nükleer programı konusunda ülkesinin Mayıs ayında Türkiye ve Brezilya ile yayımladığı Tahran Deklarasyonu’nun, çatışmacı tutumları değiştirerek dünyanın nükleer sorularına çözümler getirdiğini ifade etti. Sorunlar dünyaya barışçıl veya değil bir nükleer güç ve bir sürü santral ekleyerek nasıl giderilecek ben anlamadım. Buna rağmen Ahmedinejad, Batı’ya “savaş söylemleri”ni terk etmelerini tavsiye etti ve ülkesinin yolunda devam edeceğini de söyledi. İran, Batı’ya “savaş söylemlerinizden vazgeçin”derken bir yandan da nükleer tesis inşaatlarına devam ediyor. İran'da Atom Enerjisi Kurumu başkanı Ali Ekber Salihi, ülkesinin 2011 yılında yeni bir uranyum geliştirme tesisinin inşaatına başlayacağını söyledi. İnşaatın yerinin şimdilik belli olmasa da hava saldırılarına karşı korunaklı bir bölge olacağını belirtti. İran'ın halihazırda Natanz şehrinde bir nükleer tesisi var ve Fordo şehrinde de bir tesisin inşası devam ediyor. İran, nükleer enerji faaliyetleriyle ilgili olarak, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (NPT) çerçevesi dışındaki sorulara cevap vermeyecek.

Dün de sizlere Tarım ve Köyişleri Bakanlığının, GDO ve Ürünlerine Dair Yönetmeliğin, 26 Eylül itibariyle yürürlüğe gireceğini aktarmıştım. Konuyla ilgili GDO’ya Hayır Platformu tarafından bir basın açıklaması yapıldı. Açıklamada, GDO’lu ürünlerin ülkeye girişi için sadece “Avrupa Birliği’nde tüketime uygun olduğuna dair onaylanmış gen olması” şartının aranmasının bilimselliğe aykırı olduğunu belirtilerek halk sağlığının bu şekilde lobilere teslim edildiği duyruldu. Biyogüvenlik Yasası’na göre, GDO’lu ürünlerin ülkeye giriş standartlarını belirleyen yönetmeliklerin 3 ay içinde çıkarılması gerekirken 5 ayda çıkarıldığı ve bu yasal boşluğun 32 GDO’lu ürünün ülkeye girişine izin verilmesiyle sonuçlandığına yer verildi. 32 GDO’lu ürün için Tarım Bakanlığı’na bağlı Bilimsel Komite tarafından yeterli inceleme yapılmadığını belirten platform, bilimsel komite kararlarının iptal edilmesi için gerekli yasal girişimleri başlatacak.

Güzel bir haberle bitirelim bugünün programını. Yaklaşık 8 bin 500 kilometrelik kıyı şeridinde barındırdığı 3 binden fazla bitki ve hayvan türüne ev sahipliği yapan Türkiye sahillerindeki hayati öneme sahip denizel alanlar, ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşların işbirliğiyle başlatılan “Türkiye’nin Deniz ve Kıyı Koruma Alanları (DKKA) Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi” ile koruma altına alınıyor. Proje, Türkiye’deki beş Özel Çevre Koruma Bölgesi’ni ve bir Tabiat Parkı’nı kapsıyor. Foça, Köyceğiz-Dalyan, Gökova, Fethiye-Göcek, Datça-Bozburun ve Ayvalık Adaları Tabiat Parkı’nı içeren bu bölgelerde, deniz ve kıyı koruma alanları sisteminin güçlendirilmesi ve bu bölgelerin etkin yönetimini kolaylaştırmak amaçlanıyor.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığının, Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerine Dair Yönetmelik, 26 Eylül itibariyle yürürlüğe girmek üzere Resmi Gazete'de yayımlandı. Buna göre, GDO ve ürünlerinin onay alınmaksızın piyasaya sürülmesi, Kurul kararlarına aykırı olarak kullanılması veya kullandırılması, Kurul tarafından piyasaya sürme kapsamında belirlenen amaç ve alan dışında kullanımı, genetiği değiştirilmiş bitki ve hayvanların üretimi, GDO ve ürünlerinin bebek mamaları ve bebek formülleri, devam mamaları ve devam formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılması yasaklandı. Ayrıca gıdaların ilgili bakanlık tarafından belirlenen eşik değerin üzerinde; onaylanmış GDO içermesi halinde; etiketinde bileşen listesi bulunması zorunlu olmayan gıdalar için "genetik yapısı değiştirilmiştir" veya "genetik yapısı değiştirilmiş GDO'dan üretilmiştir" ibaresi etiketin açıkça görülecek şekilde bulunması gerekecek.

Kayseri’de bir konferansa katılan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, HES projelerine ve yerli enerji üretimine karşı çıkan sivil toplum örgütleriyle çevrecilerin gösterdiği tepkiyi masum bulmadığını söyledi. Hem temiz bir dünya, hem de refahı sağlayacak şartlar istenildiğini kaydeden Bakan Yıldız, “Zaman zaman iyi niyetli, spekülatif bazı sivil toplum örgütleri, eylem yaparak, HES’lere karşıyız diyor. Bir kısmı haklı, bir kısmı haksız. Şu anda üç tarafı denizlerle kaplı Türkiye'nin bu kıyılarda 436 projesi var. Hepsine itiraz var. Bu itirazları çok masum bulmam. Ben burada sivil toplum örgütlerimize bir mesaj veriyorum. Onların mesajlarını alıyorum. Oturup birlikte çay kahve içeriz. Oturup, birbirleriyle herşeye karşı olanlar kendi aralarında konuşsunlar. Bir karar versinler. Enerji ihtiyacımızı hangi kalemden yapacağız, buna karar versinler.” dedi. Bunun kararı Greenpeace Enerji(D)evrimi Raporu ile ortada, yapılması gereken rüzgar ve güneşe azami yatırım, enerji verimliliğine gereken önem. Bakan çay – kahve, nükleer, kömür ve HES yerine artık Enerji Devrimini harekete geçirmeli.

BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon tarafından, dünyadaki çevre kirliliği ve yeşil kalkınma ile ilgili büyük düşünecek ve pratik çözümler üretmek amacıyla oluşturulan ''Küresel Sürdürülebilirlik Paneli üyeliğinde Türkiye'den Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan da yer alıyor. Kendisinin yenilenebilir enerjilerden yana Türkiye’de ve dünyada tavır koymasını bekliyoruz. Çalışma Grubu, çevreye zarar vermeden, sürdürülebilir küresel kalkınma ve yoksullukla mücadele konusunda ağırlıklı olarak çalışacak. Panel, 21. yüzyılda dünyanın düşük karbon seviyesine ulaşılmasını da amaçlıyor. Küresel Sürdürülebilirlik Paneli, ilk raporunu 2011 yılının sonunda açıklayacak.?

Günlerdir başta Greenpeace olmak üzere tüm ilgili sivil toplum örgütlerinin, "radyoaktif risk var" uyarılarını reddeden Rusya, kuşkuları bu kez doğrulamak zorunda kaldı. Moskova, ülkeyi saran yangınların Çernobil faciasının kirlettiği bölgelere sıçradığını sonunda itiraf etti. Associated Press haber ajansına konuşan Rusya Greenpeace temsilcisi Vladimir Chuprov, radyoaktif toz bulutlarının Rusya ve bölge ülkelerde yeni bir felakete neden olabileceği uyarısında bulunarak, "Tehlike hala devam ediyor" dedi. Rusya Çernobil'den sızan sezyum ve stronsiyum gibi tehlikeli radyoaktif maddelerle kirlenen ormanlarda başlayan yangınları hala söndürebilmiş değil. Rusya Acil Durumlar Bakanı Sergey Şoygu, "Buradaki topraklar Çernobil santrali 4. reaktörünün 1986 yılında havaya attığı ve ayrışma sürecini tamamlamamış kirletici partiküllerle dolu" diyor. Moskova'da aşırı sıcak ve orman yangınları nedeniyle günde 700 ölüm vakası yaşandığını belirten yetkililer, morglarda ve hastanelerde ölüleri koyacak yer kalmadığını belirtiyor. Rusya’da bulunan Greenpeace gibi çevre örgütleri, komşu bölgelerden özellikle de Türkiye'den acil yardım istenmesi gerektiğini açıkladı.

"Çevre Delisi" “Doğa Aşığı” olduğunu iddia eden Erdoğan, sivil toplum örgütlerinin uyarılarına karşın, deneme üretimine başlamasıyla İkizdere Deresi'ni kurumanın eşiğine getiren Sanko Holding'e ait Cevizlik HES projesinin açılışını yaptı. Yöre halkıysa bunu protesto bile edemedi. “Turizme Evet, HES'lere Hayır” ve "Dereler Özgür Akacak" afişleri korumalarca yırtıldı. Rize'de bir yerel gazete, Başbakanı, dava süreci devam eden HES'lerin açılışını yaptığı için "hukuku göz ardı etmekle eleştirdi.” Açılışı yapılan HES, İkizdere Vadisinde kurulması planlanan 24 HES projesinden sadece biri. Tören alanının içerisine girmeden gazetecilere açıklama yapan çevreciler, açılışın yasal olmadığını ve açılış törenini protesto ettikten sonra Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunacaklarını belirttiler.

Pakistan'daki sel felaketinin ardından sağlık hizmetinden yoksun milyonlarca kişiye gönüllü doktorlar el uzatmaya çalışıyor. Yeryüzü Doktorları da afetten etkilenen bölgeye gönderdiği ihtiyaç tespit ekiplerinin verdiği güncel bilgilere dayanarak Nowshera bölgesinde bir sağlık merkezini sel mağdurlarının hizmetine açtı. Merkezde şu an İngiltere'den bölgeye ulaşan Yeryüzü Doktorları gönüllüsü doktorlar birinci basamak sağlık hizmeti sunuyor, gerekli ilaçları tedarik etmeye çalışıyorlar. Türkiye'den yola çıkacak bir gönüllü ekibi de bu sağlık merkezinde hizmete başlayacak. Türkiye'den gidecek ekipte 2 doktor ve 2 arama-kurtarma personeli yer alıyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün verdiği bilgilere göre özellikle Nowshera'da sağlık altyapısı çökmüş durumda. Su kaynaklı hastalıkların kalabalık kamp yerleşimlerinde artmasından endişe ediliyor. Kolera, tifo, ishal, dang ateşi ve kızamık salgınları şu an muhtemel tehditler arasında yer alıyor.

İran’la imzalanan uranyum takası anlaşmasının diğer mimarı olan Brezilya, İran’a uygulanacak BM yaptırımlarını kabul etti. Brezilya ve Türkiye Haziran ayında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde yaptırımlarla ilgili oylamada hayır oyu vermişti. İki ülke Mayıs ayında Tahran’la düşük oranda zenginleştirilmiş uranyumun yüksek zenginlikteki nükleer yakıtla takas edilmesi konusunda bir anlaşma yapmıştı. ABD ve müttefikleri anlaşmayı yetersiz bularak yaptırım kararı oylamasını iptal etmemişti. Brezilyalı yetkililer, muhalefetlerine rağmen İran’a uygulanacak yaptırımları kabul edeceklerini bildirdiler.

Türkiye, AB’nin de desteği ile son 2 yılda şap ile mücadelede büyük başarı kazanmış olmasına karşın, şapa neden olan virüsün genetik değişime uğraması ve aşılamaya rağmen biyogüvenlik önlemlerine yeterince dikkat edilmemesi nedeniyle, bu yıl görüldüğü alan sayısında, "patlama" olarak nitelendirilebilecek bir artış yaşandı. Bakanlık verilerine göre, geçen yılın tamamında sadece 214 alanda şap görülürken, bu yılın ilk yarısında sayı 700’ün üzerine çıktı. Türkiye, şap ile mücadelede etkin rol oynamasına karşın, İran, Irak gibi hayvan hareketlerinin tam kontrol edilemediği ülkelerden kaynaklanan hastalıklar nedeniyle bu mücadelede tam başarı sağlayamıyor. Belki tam başarı sağlamanın yolu beslenme alışkanlıklarımızı vejeteryan ağırlıklı olarak değiştirmek olabilir.

Ankara Üniversitesi (AÜ) Rasathanesi, saatte ortalama 50 akanyıldızın atmosfere gireceği gökyüzü şöleni için bugün özel bir etkinlik düzenleyecek. AÜ Rasathanesi yetkililerinden alınan bilgiye göre, halk arasında "kayan yıldızlar" ya da "akan yıldızlar" olarak bilinen gök taşları, gök bilimin en çok ilgi çeken konularından birini oluşturuyor. "Gök taşı yağmuru" da denilen bu gökyüzü şöleni, meraklıları için keyifli anlar yaşatırken, gezegenimiz için de bir tehdit oluşturmuyor. Ankara Üniversitesi Rasathanesi’nde Saat 20.00’de başlayacak etkinlikte katılımcılara ayrıca takımyıldızların mitolojik hikayeleri anlatılacak ve teleskoplarla Galile Uyduları, Jüpiter ve Andromeda Galaksisi de izlettirilecek.

Doğa Derneği, Avrupa ölçeğinde "en nadir yırtıcı" olarak nitelendirilen ve nesli tükendiği düşünülen Balık Baykuşunu Toroslar'da buldu. Doğa Derneği kuş uzmanlarının 3 farklı bireyi belirleyerek fotoğraflamayı başardığı belirtilirken, bölgede daha çok bireyin olduğunu tahmin ettikleri de kaydedildi. Avrupa’da sadece Türkiye’de yaşayan Balık Baykuşunun sayısının 10 çiftten daha az olduğu tahmin ediliyor. Uzmanlar, yapılan çalışma sırasında, özellikle yapım aşamasında olan hidroelektrik santrallerin, kuşların yuvalama alanlarını olumsuz etkilediği için türü tehdit ettiğini belirterek, Balık Baykuşunun bulunduğu alanlarda avcılığın da önemli bir sorun olduğuna dikkati çekti. Anadolu ve Avrupa’da etrafı ormanlarla kaplı vadi sistemlerinde nehir ve çaylarda Balık Baykuşunun Avrupa’daki tek yaşam alanının Türkiye’nin güneyi boyunca uzanan Toros Dağları silsilesi olduğu bilinmesine rağmen, türe dair gözlem olmadığı için neslinin tükendiği sanılıyordu.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon küresel sürdürebilirlik panelinin kuruluşunu açıkladı. Panelin amacı fakirliğin hem iklim değişikliğiyle başa çıkılarak hem de ekonomik kalkınmanın doğayla uyumlu hale getirilerek ortadan kaldırılması. Ban Ki-moon, düşük karbon kullanımının teşvik edilmesinin ve iklim değişikliğinin etkilerini azaltmanın ve bunlarla birlikte açlık, fakirlik, su ve enerji güvenliğiyle başa çıkmanın önemli olduğunu belirtti. Greenpeace yaptığı açıklamada, Ban Ki-moon'un küresel sürdürebilirlik panelinin başarıya ulaşmasını umuduklarını iletti. Panel, dünyanın temiz enerji kaynaklarına yönelmesi için biran önce ihtiyaç duyduğumuz yeşil endüstri devriminin önüne engel oluşturan petrol, kömür ve nükleer sektörü suçlu göstermeli. Katılımcıların arasında bulunan politikacıların kendi ülkelerindeki gösterdiği ve ya göstermekte oldukları çabalardan çok daha iyisini yapmalıdır. Hemen belirtelim Türkiye’den Ali Babacan panelin bir üyesi. Babacan’ın yenilenebilir enerji yasasının çıkması önündeki engel kişiler arasında adı geçmişti. Panel’de bu konuda adını temize çıkartacağını umalım.

WWF-Türkiye'nin (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), iklim değişikliği ve yenilenebilir enerji ilişkisi kapsamında yenilenebilir enerji teknolojilerinin ele alındığı ''Yine Yeni Yeniden Yenilenebilir Enerji'' adıyla kitapçık hazırladı. Kitapçıkta verilen bilgiye göre, yenilenebilir enerji teknolojileri arasında güneş paneli, rüzgar enerjisi, biyoenerji, küçük ölçekli hidroelektrik santrali, güneş pişiricisi, fotovoltaik ve rüzgar hibrit sistemi, güneş ısıtma sistemi ve jeotermal ısı pompası yer alıyor. Türkiye'de başlıca yenilenebilir enerji kaynakları hidrolik enerji, biyokütle, rüzgar, biyogaz, jeotermik ve güneş enerjisi. Kitapçıkta, küresel sıcaklık ortalamasının ''Sanayi Devrimi'' öncesi düzeyinin 2 derece üzerinde yükselmesinin engellenememesi halinde, yeryüzü doğal sistemlerinin geri döndürülemez bir yıkım yaşayabileceği tekrar vurgulanıyor. Kopenhag sürecinde binlerce kez söylediğimiz gibi küresel ölçekte sera gazı emisyonlarının 2050 yılına kadar yüzde 80 düşürülmesi gerekiyor.

Karabük'ün, Yortanpazarı beldesinde hiç maden ocağı yok, ama herkes madenci oluyor. Beldenin erkeklerinin yüzde 90'ı diğer kentlerde kara elmas arıyor. Türkiye' nin "kara kömürü", Karabük Yenice’ye bağlı Yortanpazarı beldesinin de sanki "kara kaderi" olmuş. Yortanpazarı halkı, kömür madenleriyle 1940 yılında tanışmış. İlk madenciler yolu açmış, arkası kesilmemiş. Bu 'madenci ihracı', büyük acıları da beraberinde getirmiş. Ailelerini geçindirmek için şehir dışına giden 800 madencinin cesedi dönmüş beldeye... Mezarlıklar, yan yana yatan 'maden şehitleri' ile dolmuş. Durumu sayılarla biraz daha netleştirmek gerekirse; 2000'de Zonguldak'taki göçükte ölen 8 işçiden 3'ü Yortanpazarlı'ydı; yine 2000'de Bolu'daki madende ölen 8 işçiden biri; 2002'de Zonguldak'ta ölen 7 madenciden 2'si; 2005'te Zonguldak'ta ölen 10 madenciden 4'ü, 2008'de Kastamonu Azdavay'da ölen 2 madenci; ve bu yıl, Zonguldak'ta ölen 30 madenciden 3'ü, Edirne Keşan'da can veren 3 madenciden 1'i yine Yortanpazarlı'ydı. Çıkarılan kömürün yakılması ile ise gezegenin ve çocuklarımızın geleceği kararıyor, gezegen git gide kızıyor.

Ermenistan, Türkiye sınırına 20, Erivan’a 50 kilometre uzaklıkta bulunan ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafından en güvensiz nükleer santral ilan edilen Metsamor Nükleer Santrali’nin yerine yenisini yapıyor. 5 milyar dolara mal olacak santrali Rusya ve Ermenistan birlikte yapacak. Mevcut santrali de eski Sovyet teknolojisi ile yine Ruslar yapmış, Çernobil kadar tehlikeli olduğu için Avrupa Birliği (AB) santralin kapatılmasını istemişti. Ermenistan ise yenisini yapma koşuluyla bunu kabul etmişti. Yeni nükleer santralin inşasına 2011’de başlanacak. Metsamor’daki santralin şu an aktif olan bir tek raktörü var ve bu reaktör 400 megawatt kapasiteli. 1976’da açılan bu reaktör, 1988’deki Ermenistan Depremi’nden sonra kapanmış ve 20 yıl sonra 1995’te yeniden açılmıştı. Güvenlik endişelerine rağmen bu reaktörün açılmasında, Türkiye ve Azerbaycan’ın Ermenistan’a uyguladığı enerji ambargosu etkili olmuştu. Santral, Iğdır’a 20, Erivan’a ise 50 kilometre mesafede ve sadece bu tarafıyla bile, ‘Nükleer santraller yerleşim yerlerine en az 90 kilometre mesafede bulunmalıdır’ prensibine aykırı. Santralin soğutma suyunu Aras ve Arpaçay ırmaklarından alıp tekrar aynı yere vermesi bölgedeki radyasyon riskini artırıyor. Santralde insan sağlığını ciddi şekilde tehdit eden radyoaktif madde sızıntısı var. Bu durum, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu tarafından da dikkatle izleniyor. Ancak olası bir patlamada ne yapılacağı bilinmezken yerine bir yeni nükleer santral yapma planları sadece Rus hükümetinin işine yarayacak.

Son 130 yılın en sıcak yazını yaşayan Rusya’da 194 bin hektarlık alana yayılan ve 48 gündür süren orman yangınları kontrol altına alınamıyor. Dumanlar yeryüzünden 15 bin metre yükseldi. Bryanks bölgesinde 1986’daki Çernobil nükleer santrali faciasından kalan radyoaktif madde birikimi bulunuyor. Bilim insanları yeni bir nükleer facia yaşanmasından çekindiklerini belirterek, “Yangın radyoaktif madde birikiminin bulunduğu bölgelere ulaşırsa, Çernobil küllerinden doğabilir” diyerek tehlikeye dikkat çektiler. Ukrayna’nın Kiev kentindeki Çernobil Santrali’nin 4 numaralı reaktörü 26 Nisan 1986 günü patlamıştı. Faciada, Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan bombaların 100 katı kadar radyasyon havaya karışmış, kazada resmi açıklamalara göre 31 kişi, Dünya Sağlık Örgütü (WHO)ün verdiği bilgiye göreyse 4 bin kişi hayatını kaybetmişti. Radyoaktif bulutlar, rüzgarın da etkisiyle Güney Afrika’ya kadar ulaşmıştı. Türkiye’de de Trakya ve Karadeniz’de etkileri görüldü ve görülmeye devam ettiği söyleniyor, en azından daha yeni, unutulmuş bir radyoaktif çay mezarı, ortaya çıkarılmıştı.

Açılışlar için Trabzon’da bulunan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız; Sinop’ta kurulması planlanan nükleer santral için Güney Koreli KEPCO şirketinin temsilcileriyle geçen hafta Ankara’da bir araya gelerek görüştüklerini bildirdi ve “Önümüzdeki hafta tekrar bir araya geleceğiz. Bu ayın sonuna kadar mutlaka bir mutabakat noktası yakalamamız lazım. 4-5 tane temel konu var. Bir kısmında henüz anlaşmış değiliz. Sonunda da anlaşamayabiliriz” ifadelerini kullandı. Akdeniz ve Karadeniz’de birer nükleer santral kurulmasının enerjide güç dağılımı açısından dengeli uygulama olacağı kanaatinde olduğunu söyleyen Yıldız, Güney Korelilerin de uzlaşma gayreti bulunduğuna inandığını kaydetti. Anlaşılan Çernbobil Nükleer Faciasından hala muzdarip, toksik atıkların bir zamanlar kıyılarına vurduğu Karadeniz’i ve özellikle Sinop’u bir çevre mücadelesi daha bekliyor. HES’lere karşı bu kadar büyük direniş gösteren Karadeniz’li buna izin vermez sanıyorum.

Doğu Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitüsü bünyesinde faaliyet gösteren Serin İklim Tahılları Bölümü’nde, bölge iklim şartlarına dayanıklı, kurağa ve hastalıklara karşı dirençli buğday çeşitlerinin üretilmesine devam ediliyor. Bölge çiftçisinin üretim ve gelir seviyesini artırmaya yönelik olarak üzerinde çalışılan buğday çeşitlerinde, hem birim alandan daha fazla verim elde edilebilmesi, hem de üreticinin tescilli tohumluk kullanması amaçlanıyor. Konu ile ilgili olarak açıklamalarda bulunan Doğu Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürü Şerafettin Çakal, 1969 yılından bu yana yürütülen çalışmalar sonucunda, bölgenin iklim şartlarına dayanıklı birçok buğday çeşidi elde ettiklerini bildirdi. Çakal, “Amacımız, toprak faktörlerine en hızlı uyum sağlayabilen tohumlukları elde edebilmek ve bölge çiftçisinin hizmetine sunabilmektir.” dedi. Öte yandan küresel ısınmanın olumsuz etkilerinin özellikle tarımsal üretimde kendini şiddetli bir şekilde gösterdiğini anlatan Çakal, bu yüzden üretim alanlarında ciddi verim kayıplarının söz konusu olduğunu belirterek; “Bu durumun aksine Erzurum ili ülke ve uzun yıllar ortalamalarının üzerinde bir yağış almış ve bu durum neticesinde de özellikle buğday verimlerinde önemli artışlar elde edilmiştir.” dedi.

Bugün 6 Ağustos 1945’de ABD’nin Hiroşima’ya attığı atom bombasıyla yol açtığı insanlık suçunun yıldönümü. Sadako Sasaki, 12 yaşına geldiğinde Hiroşima'ya atılan atom bombasından dolayı hastalanarak yatağa düşer. Bir Japon inancına göre kâğıttan 1000 turna kuşu yapanın dileği gerçekleşirmiş. Sadako Sasaki hasta yatağında kâğıtlardan turna kuşu yapmaya başlar. Bir tek dileği vardır: İyileşip, eskisi gibi oyuncaklarıyla oynayabilmek!.. Sasaki hayata gözlerini yumduğunda yatağının başucunda kağıtlardan yaptığı 646 turna kuşu durmaktaydı!.. Dünyanın pek çok ülkesinde, Sadako Sasaki'nin tamamlayamadığı turna kuşları yapılıp onun anısına ülkesine gönderilir. Her yıl 6 Ağustos'ta, Türk ve Japon çocukları ile İstanbul Oyuncak Müzesi'nde gerçekleştirilen bu etkinlik bu sene "2010 Türkiye'de Japonya yılı" etkinlikleri çerçevesinde düzenlenecek. Tüm etkinlikler ile ilgili detaylı bilgiye www.japonya2010.org adresinden ulaşabilirsiniz.

Mersin'in Gülnar ilçesine bağlı Akkuyu beldesinde, 8 Ağustos tarihinde 'Nükleer Santrallere Hayır Mitingi' düzenleniyor. Mersin Nükleer Karşıtı Platform Sözcüsü Sabahat Aslan, "Ülkemizin geleceğini, sağlığını ve bağımsızlığını tehdit edecek nükleer santrallere ve ülkemizin nükleer çöplük olmasına, Akkuyu'da kurulması planlanan nükleer santral konusunda Rusya'ya tanınan imtiyazlara, Rusya'nın kurmayı planladığı Akkuyu üssüne ve Akkuyu'nun Ruslara hibe edilmesine 'Hayır' demek, enerjinin etkin ve verimli kullanılmasına, yerli, temiz, yenilenebilir enerji kaynaklarına, komşularımızla iyi ilişkilere, bölgemizde ve tüm dünyada barışa 'Evet' demek için herkesi mitingimize davet ediyoruz." dedi.
Miting Mersin Akkuyu Beldesinde 8 Ağustos Pazar günü Saat 16.00'da başlayacak.

Van’a 30 kilometre uzaklıkta bulunan Erçek Gölü’nde bir süre önce, yüzlerce kuşun ve ördeğin öldüğünü duyurmuştuk. Ölümlerin kuş gribinden olduğu yönünde büyük bir panik yaşanırken, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi heyeti inceleme başlattı. Yetkililer, ördeklerin ölüm sebebinin göçmen kuşlar tarafından taşınan bakteriler olduğunu belirttiler. Yetkililer “Göçmen kuşların bünyesi çok daha dayanıklı. Ölen ördekler göçmen değil Van Gölü havzasında yerleşik bir yaşam sürüyor. Bu yüzden göçmen kuşların taşıdığı bakterilere karşı bağışık değiller. Ancak ölümlerde etkili diğer sebeplerle ilgili araştırmalar sürüyor” dediler.

Hayvan Hakları Federasyonu'nu (HAYTAP) "Havuzlardan okyanuslara... Yunuslara özgürlük" adı altında bir eylem gerçekleştirildi. Suadiye Sahilinde düzenlenen eyleme Greenpeace, Doğa Derneği, Buğday Derneği ve İstanbul Dalış Merkezleri Derneği gibi birçok dernek de katılırken Leman Sam gibi ünlü sanatçılar destek verdi. Amaçlarının tüm yunus parkları ve akvaryumlarının kapatılması olduğunu söyleyen hayvan hakları savunucusu Öykü Yağcı, bu akvaryum ve parkların hukuka, hayvan hakları kanunlarına ve aynı zamanda tüm uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu ifade etti. Yunus terapisi kisvesi ardına saklanarak bu canlılar üzerinden ticari kazanç sağlayan kuruluşların sayısı ve dolayısıyla tutsak yunusların sayısı da her geçen gün artmaktadır" denilen eylemde, doğal yaşam ortamlarına tamamıyla aykırı koşullar altında tutsak edilen yunusların sağlığını yitirdiğini ve ortalama yaşam sürelerinden çok daha kısa sürelere indiği ifade edildi. Karada, pankartlarıyla eylem yapan hayvan severlere Greenpeace de denizden botlarla destek oldu.

Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşarı, Karadeniz petrollerini taşıyan tankerlerin geçen yıl Marmara Denizi’ne 1.5 milyon ton balast suyu (gemilerin boşken yada bazen yük aldıktan sonra, yükün ve geminin dengesini sağlamak için baş ve yan bölmelerine aldıkları deniz suyu) deşarj ettiğini, balast sularıyla taşınan kırmızı alg türlerinin ekosistemi tehdit ettiğini açıkladı. İstanbul Boğazı’ndan 2009’da 51 bin 422, Çanakkale’den 49 bin 453 gemi geçti. Bu trafiğin beşte birlik bölümünü tehlikeli kargo ve petrol taşıyan gemiler oluşturdu. Tankerlerin okyanuslardan getirdiği ve Boğazlar'a boşalttığı deşarj suları ve zehirli atıklar nedeniyle Boğazlar'da yabancı balık, zehirli deniz anası ve kırmızı alg türleri oluşuyor ve bu kırmızı alg türleri, Marmara denizinde toplu balık ve deniz canlısı ölümüne neden oluyor.

Türkiye’den bir de güzel haber verelim. Sincapların, Doğu Toroslar'daki popülasyonunun her geçen gün arttığı, gömdükleri kabuklu yiyeceklerle yörenin bitki çeşitliliği ve coğrafi dağılımlarına olumlu katkı sağladıkları bildirildi. Çukurova Üniversitesi Botanik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Atabay Düzenli, Doğu Toroslar'da, Mersin'in Çamlıyayla ilçesinde yaptıkları incelemeler sırasında, sincapların kış hazırlığı için topladıktan sonra toprağa gömdüğü ceviz, meşe palamudu, fıstık ve benzeri yiyeceklerin fidana dönüşmesiyle bitki çeşitliliği yarattığını ve bunların dağılım alanlarını genişlettiklerini belirlediklerini kaydetti. Atabay Düzenli; “Doğu Toroslar, iklim ve yetişen ürün çeşitliliği nedeniyle sincaplar için en ideal yer. Akdeniz iklimine sahip bulunması, soğuk dönemler ile karlı günlerin çok kısa olması yanında meyve çeşitliliğinin ve çam ağaçlarının çok olması, sincapların Çamlıyayla ve çevresinde yaşamayı tercih etmesine yol açıyor.'' dedi.

Karadeniz İsyandadır Platformu, 10-25 Temmuz günleri arasında yaptığı Karadeniz Yaşam Yolculuğu tanıklıklarını yaptığı basın toplantısıyla açıkladı. 15 günde 3 bin 360 km yol aşan platform üyeleri, 17 noktaya yaptıkları ziyaretler ile ilgili bilgi verdi. Açıklamada yaratılan ekolojik ve sosyolojik yıkımlara karşı Karadeniz halkının bir araya gelmesi gerektiğinin altını çizen platform üyeleri, güç birliğinin yıkımlara karşı acil bir ihtiyaç olduğunu da söyledi.

Kuşadası Ekosistemi Koruma ve Doğa Severler Derneği (EKODOSD) Başkanı Bahattin Sürücü, yaptığı yazılı açıklamada, zengin bir biyoçeşitliliğe sahip olan Azap Gölü’nde, çevresindeki tarım arazilerinden ve Menderes Nehri’nden gelen kirlilikle meydana gelen balık ölümleri ve bunun sonucunda ortaya çıkan taban kirliliği ve metan gazı oluşumuyla ekosistemin bozulduğunu belirtti. Sürücü "Ölen balıkları kuşlar yiyor. Bunun sonucunda göldeki doğal dengenin en üst basamağını oluşturan kuşlar da ölmeye başladı. Kuşların ölmeye başlaması çok vahim bir durumu göstermektedir. Gölde şu anda ekosistem çökmüştür. Çevresinde yaşam devam ediyor. Ancak gölden su içen hayvanları, göl suyundan sebzelerini, tarlalarını sulayanları neler beklediği konusunda kimsenin bir fikri yok. Azap Gölü’ne acil dikkat çekiyoruz, göle bu kadar ’azap’ çektirmeyin diyoruz." dedi. Bu haberi umuyorum Çevre Bakanlığı Sulakalanları Koruma Dairesi bir ihbar olarak alır ve gerekli çalışmalara başlar.

Antalya'da yapılan kuş halkalama çalışmalarıyla, göçmen kuş türlerinin popülasyonları ve göç hareketleriyle ilgili değişimleri belirleniyor. Özel Çevre Koruma Kurumu'nun desteklediği Boğazkent Kuş Halkalama Projesi kapsamında Boğazkent ve Titreyengöl bölgesinde bugüne kadar 236 kuş türünün tespit edildiği, 48 türden binin üzerinde kuşa halka takıldığı bildirildi. Proje yürütücüsü Akdeniz Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Erdoğan, yaptığı açıklamada, halkalama çalışmalarıyla göçmen kuş türlerinin popülasyonları ve göç hareketleriyle ilgili değişimlerin belirlendiğini söyledi. Bu çalışma sayesinde dünyada çok sayıda bilim adamı ve kuş gözlemcisinin dikkatinin bölgeye yöneldiği bildiriliyor. Umuyoruz kuş gözlemcileri aynı zamanda doğanın korunması için aktif birer vatandaş olarak da çalışır. Şu and en önemli sorun Doğa’yı koruyacak denen Doğa’yı koruma yasasının Doğa’yı bozacak olması. Bütün doğa alanında çalışan öğretim üyelerini bu konuda aktif olmaya çağırıyoruz. http://tabiatkanunu.wordpress.com/ adresinden bu harekete katılabilirler.

Doğu Karadeniz'de yapılan hidroelektrik santrallerinden (HES) dere yatağına yeteri kadar su bırakılmaması halinde bölgedeki sucul yaşam ve endemik türlerin yok olacağı bildirildi. Ulusal ve yerel sivil toplum, Rize’nin Güneysu ve İkizdere ilçelerinde deneme üretimine başlayan HES’lerden yatağa vaat edildiği miktarda "can suyu" bırakılmadığını, hatta suyun gece tamamen kesildiğini öne sürerek, tepki gösteriyor. DSİ, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve EPDK verilerine göre, ülke genelindeki dere ve vadiler üzerinde kamu ve özel sektöre ait 187 adet HES işletme halinde bulunuyor. Bunların dışında inşa çalışması devam eden 145, proje aşamasında olan 1576 civarında HES bulunuyor. Planlama aşamasında olan 325 HES ile birlikte bu sayının 2 bini geçmesi bekleniyor. Bakir Karadeniz şantiyeye dönmüş durumda.

Güneş ve rüzgar bölgemizde bu kadar bolken ve nükleer enerjiden çok daha ucuzken, bu tip nükleer yatırımların ve nükleer endüstriyi geliştirme çabalarının altında nükleer silahlanma kabusu dışında birşey görmek zor. Bölgenin silahlanması ise tam anlamıyla bizi bir güvensizlik ortamına sürükler. Bütün bunlar olurken hükümetin hala nükleer hayaller peşinde koşması yakın gelecekte bizi bir güvensizlik kabusuna sürükleyebilir. Silahın hiçbir türü güven sağlamaz.


EYLÜL
Petrole bulanmış 9 Greenpeace gönüllüsü, Karadeniz’deki tehlikeli petrol arama çalışmalarına dikkat çekmek ve 10/10/2010’da gerçekleşecek "İklim Değişikliğine Karşı Küresel Eyleme" çağrı yapmak için Karadeniz sahilindeydi. Geenpeace Gençlik Ekibi gönüllüleri, iklim krizinin en büyük sorumlularından petrolün üretim ve tüketimine dikkat çekmek için Kilyos sahilinde üzerlerine petrol benzeri organik bir sıvı sürerek 10/10/10’da saat 15.00’te Taksim’de düzenlenecek olan iklim yürüyüşüne çağrı yaptılar. Ellerinde “Karadeniz, Meksika Körfezi Olmasın” yazılı dövizler bulunan gençler, petrol aramalarının durdurulması için mesajlar verdi. Greenpeace sözcüsü Emel Türker “Biz, güvenli, petrole olan bağımlılığından kurtulmuş bir Türkiye’ye inanıyoruz. Oysa dev petrol şirketlerinin çevresel güvenlik için fazladan para harcamaktan kaçındıkları ortada. BP felaketi bunun bir örneğiydi. Karadeniz’de de arama yapan şirketlerden ciddi bir güvenlik önlemi beklenmiyor. Petrol bulsunlar da, sonuçları ne olursa olsun anlayışı hakim. Karadeniz’in Meksika Körfezi’nin kaderini paylaşmasını önlemek istiyoruz” dedi. Karadeniz’de devam eden petrol arama çalışmalarının bölgede sorunlara yol açacağından kaygı duyan Greenpeace Gençlik Ekibi, Enerji [D]evrimi’ne katılmak için herkesi greenpeace.org.tr sitesi üzerinden internet eylemine çağırıyor. Greenpeace, bütün dünyada eş zamanlı olarak yapılan eylemler doğrultusunda 10 Ekim 2010 Pazar günü saat 15:00’te Galatasaray Lisesi önünden başlayacak olan etkinliğe destek veriyor.

Muğla’nın Milas ilçesine bağlı Kırcağız köyü'nde bulunan Sarıçay'da toplu balık ölümleri görülmeye başlandı. Milas İlçe Tarım Müdürlüğü yetkilileri bölgeye giderek inceleme yaptı. Milas Kaymakamı Bahattin Atçı, balık ölümlerinin nedeninin belirlenmesi için Tarım İlçe Müdürlüğü yetkililerinin Sarıçay'dan ve ölü balıklardan numuneler aldıklarını belirterek ''Sonuçlarda balık ölümlerinin nedenini tespit edebilirsek bu doğrultuda da idari ve adli soruşturmalarımıza yön vereceğiz. Konunun yakından takipçisi olacağız'' diye konuştu. Toplu balık ölümleri sadece Milas’da görülmüyor. Şu sıralar Balıkesir’in Kepsut ilçesi Simav Çayı’nda da aynı durum söz konusu ve orada da bu sorunun sebebi araştırılıyor. Kepsutlular, kaçak balık avlayanlara binlerce lira para cezası kesilirken, çayı kirletenler hakkında hiçbir işlem yapılmamasına anlam veremediklerini de belirtiyorlar. Yine çok yakın zamanda Hatay-Dörtyol’da, Sakarya-Akgöl’de, Sivas-Kızılırmak’da, ABD Mississippi nehrinde çok sayıda balık ölümü görülmüştü. Son kalan sularımızı da kirletmeye devam ediyoruz.

GDO yani "genetiği değiştirilmiş organizma" içeren ürünlerle ilgili son yönetmelik, dün yürürlüğe girdi. Yönetmelik, "bebek maması" ve "küçük çocuk" besinlerinde GDO kullanımını yasaklıyor ve GDO'lu ürünlere "etiketleme" zorunluluğu getiriyor. Daha önce büyük tartışma yaratan ve üç kez değiştirilen yönetmelik, GDO'lu ürünlerin sınırını çiziyor. Buna göre, genetiği değiştirilmiş "bitki" ve "hayvan" üretimi yasak. GDO ve ürünlerinin bebek mamaları ve çocuk gıdalarında kullanımı da yasaklanıyor. Türkiye'ye girişine izin verilecek GDO'ları bir kurul belirleyecek. GDO, "insan, hayvan ve bitki sağlığı" ile "çevre ve biyolojik çeşitliliği" tehdit eder nitelikteyse izin verilmeyecek. Düzenlemeye göre, GDO'lu ürünler, artık yasal zorunluluk olarak etiketlenecek. "Binde dokuz" olarak belirlenen GDO oranını aşan ürünlerin etiketinde, "genetik yapısı değiştirilmiştir" ya da "genetik yapısı değiştirilmiş üründen üretilmiştir" ifadeleri açıkça yazılacak.

Anel Enerji ile Toyota Tsusho arasında, Türkiye'de güneş enerjisi santrali kurmak üzere ''bağlayıcı olmayan'' işbirliği protokolü imzalandı. Anel'den, Kamuyu Aydınlatma Platformu'na (KAP) gönderilen yazıda, protokol uyarınca, Türkiye'de yenilenebilir enerji yasasının çıkmasından ve her iki tarafın projenin ekonomik olarak yapılabilir olduğuna karar vermesinden sonra Anel Enerji ile Toyota Tsusho'nun ortaklığı ile kurulacak şirketin lisans alarak güneş enerjisine dayalı elektrik üretiminin planlandığı duyuruldu.

Benzer bir haber de Yalova’dan. Yalova bir yandan termik santraller mücadele ederken diğer yandan da enerjisini rüzgardan karşılayabileceğini göstermenin heyecanı içinde. Rüzgar enerjisi ile ilgili, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) ve Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ)'nin uzunca bir süredir devam ettirdiği çalışmalar artık sona yaklaşırken Yalova'nın rüzgarının hangi şirket için eseceği henüz netleşmedi. Yalova'nın rüzgarından elektrik üretmek için 3 şirket yarışacak. Gerçekleşecek santral yatırımlarıyla Yalova'da yaklaşık 250 milyon Euro'luk yatırımın gerçekleşeceğini dile getiren yetkililer, yatırımların büyük bir kısmını oluşturan rüzgar türbinlerinin Yalova sırtlarında güzel görüntülerin oluşmasını sağlayacağını, yenilenebilir enerjiler arasında bulunan bu yatırımların Yalova'ya da yenilik getireceğini belirtti.

Sinop Belediyesi ile Serhan Şeşen Müzik Felsefe ve Yaşama Saygı Derneği tarafından termik santrallerin insan sağlığı ve iklim için ciddi bir risk oluşturduğuna dikkat çekmek amacıyla konser düzenlendi. Konsere Greenpeace’de destek verdi. Yaklaşık 10 bin kişinin izlediği konserde aralarında Bülent Ortaçgil, Ezginin Günlüğü, Fuat Saka ve Şevval Sam'ın da bulunduğu ünlü sanatçı ve gruplar sahneye çıktı. Düzenlenen konserde 'Hep bir ağızdan termik santrale hayır' konserinde izleyiciler, 'Sinopta termik istemiyoruz', 'Santrallere hayır', 'Nükleer santral istemiyoruz' sloganları attı. Konsere yaklaşık 10 bin kişi katıldı. Sunuculuğunu Burhan Şen'in yaptığı ve Greenpeace'in de destek verdiği konserde Gürol Ağırbaş ve Orkestrası'nın eşliğinde Aylin Aslım, Birol Topaloğlu, Bülent Ortaçgil, Ezginin Günlüğü, Fuat Saka, Gökhan Birben, Grup Gündoğarken, Moğollar, Taner Öngür- Serap Yağız, Yeni Türkü ve Şevval Sam sahneye çıktı.

350 sayısı size ne söylüyor? Gezegenin içinde bulunduğu tehlikenin farkında olanlar için “350” sayısının hayati bir önemi var. Aralık 2007’de NASA’dan Jim Hansen ve ekibi küresel ısınmayla ilgili yaptıkları çalışmada, atmosferdeki karbondioksit oranı için kritik sınırın 350 ppm olduğunu tespit etti. Şu anda gezegen tarihinde ilk kez 392 ppm’deyiz ve tehlike sınırının üzerindeyiz. Artık dünyadaki tüm ülkelerin ve insanların, karbondioksit salımlarını çok acil azaltması gerekiyor. Bu gerçeğin farkında olan kişilerden oluşan 350 hareketi, geçtiğimiz yıl 121 ülkede ve 4 bin 800 kentte yapılan etkinliklerle, dünya üzerindeki eş zamanlı en geniş katılımlı organizasyonu gerçekleştirmiş ve iklim değişikliğinin durdurulması gerektiğine dikkat çekmişti. Bu yıl ise beklenen tarih, 10.10.2010. 12 gün sonra tüm dünyada 171 ülke aynı gün yine 4000 in üzerinde etkinlik düzenleyecek. Bu ülkelerden biri olan Türkiye’de de pek çok grubun katılacağı etkinlikler düzenlenecek. Bu gruplardan biri olan Perşembe Akşamı Bisikletçileri (PAB), ‘10 Kent 350 Bisiklet’ organizasyonu ile 350 hareketine bisikletleriyle destek verecek. Şu ana kadar Ankara, Yalova, Eskişehir, Antalya, Bursa, İzmir, Adana ve Trabzon’da PAB Grupları, kendi kentlerinde yapacakları etkinliklerle harekete katılacaklarını açıkladı. Hareketin ülkemizdeki ayağı ile ilgili internet üzerinden detaylı bilgi alınabilecek web adresi ise, www.350hemensimdi.org

İstanbul’un geleceğini ilgilendiren çok önemli bir başka eylem günü ise çok daha yakın zamanda sadece 5 gün sonra www.2milyonistanbullu.com, adresinde bütün detaylar bulunabiliyor ama biz kısaca özetleyelim. 2 milyon İstanbullu hareketi, 2 milyon ağaç için 2 Ekim'de saat 20.00'de ellerinde mumlarla, herkesi kendilerine en yakın sahile bekliyor. Sahilde mumlarla 1 saat bekleyecek İstanbullular böylece, 3’üncü köprüye hayır diyecek. Bulutsuzluk Özlemi’nin solisti Nejat Yavaşoğulları ve tiyatrocu Tuncel Kurtiz’de internette dönen videolarıyla 2 Ekim’de İstanbul sahillerinde mum yakacak 2 milyon İstanbullu arasında olacaklarını belirtiyor. 3’üncü köprü projesi kapsamında İstanbul'da kesilen ve kesilecek toplam ağaç sayısının 2,5 milyonun üzerinde olduğu ve kesilmeyi bekleyen ağaç sayısının da 1,6 milyon olacağı belirtiliyor. Mimarların, mühendislerin, şehir planlamacılarının, ulaşım uzmanlarının ve diğer bilim insanlarının "hiçbir şey için çözüm değil" dediği, şehir trafiğini arttıracağına dair istatistikler sunulan 3’üncü köprü projesi için ısrar sürüyor. Greenpeace’in de desteklediği 2 Ekim eylemi için buluşma noktaları ise Beşiktaş Sahili – Bahçeşehir Üniversitesi önü, Ortaköy Meydanı, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi önü, Moda İskelesi, Caddebostan Sahili, Bostancı İskelesi, Galata Köprüsü, Beykoz İskelesi, Garipce Sahili, Poyrazköy Sahili, Bakırköy İDO İskelesi Yanı, Fındıklı Parkı, Arnavutköy Parkı, Bebek Parkı, Rumelihisarı İskelesi, Emirgan İskelesi, İstinye İDO İskelesi, Sarıyer Sahili, Hacı Osman Bayırı Başlangıcı, Salacak Basamakları ve Kartal İDO İskelesi olarak duyuruluyor. Ayrıntılı bilgi için www.2milyonistanbullu.com, iki rakamla.

TBMM Çevre Komisyonu Başkanvekili Mustafa Öztürk, bu yaz dünyada aşırı sıcaklık rekorları kırıldığını anımsattı. Dünyada son 130 yıldır hava sıcaklığının ölçüldüğünü belirten Öztürk, ''Bu yıl, 130 yılın en sıcak yazıyla birlikte çölden gelen aşırı ve kavurucu sıcak hava dalgası, deniz, göl ve akarsu gibi yüzeysel suların daha fazla buharlaşmasına neden oldu. Aşırı sıcaklardan dolayı bazı göller, akarsular ve dereler kurudu'' dedi. Öztürk, ''Küresel ısınmadan en fazla etkilenecek olan ülkelerden biri de Türkiye'dir. Bu yüzden suyu doğru yönetmek zorundayız. Aksi durumda ülkemizin Akdeniz ve Güneydoğudan başlayarak çöl iklimi etkisi altına daha fazla girmesi kuvvetle muhtemeldir. Buna 'dur' diyecek önlemleri derhal almalıyız. Bu yaz Türkiye'de çöl ikliminin ilk ciddi izlerini ve işaretlerini gördük.” dedi.

Berlin’den bildiriyorum bugün ve konuğum Berlin Türk Alman Çevre Koruma Mekrezi Kurucusu ve Yöneticisi Dr. Turgut Altuğ. Kendisi bugün burada gerçekleşecek çalıştay ve Merkezin Çalışmaları konusunda bilgiler veriyor.
BM Genel Kurul toplantıları için New York'ta bulunan 10 ülkenin dışişleri bakanları nükleer silahsızlanma yolunda yeni bir inisiyatife imza attı. Bu inisiyatif kapsamında yapılan çağrıda “Nükleer tehdidi bertaraf etmenin tek yolu bu silahların yok edilmesidir” denildi. Japonya ve Avustralya öncülüğünde başlatılan inisiyatifte Almanya, Türkiye, Kanada, Şili, Meksika, Polonya, Birleşik Arap Emirlikleri ve Hollanda gibi kendilerine ait nükleer silahları olmayan devletler yer alıyor. BM Güvenlik Konseyi’nde yer almak isteyen Almanya’nın Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle, ABD Başkanı Obama’nın nükleer silahsızlanma çabalarının yeni bir fırsat penceresi açtığını söyledi. Westerwelle, Almanya’nın güvenlik konseyinde yer alması halinde de nükleer silahsızlanmaya dair politikalar izleyeceğini kaydetti ve ülkelerin artan oranda nükleer silahlara yönelmesiyle bu silahların bir gün teröristlerin eline geçme ihtimalinin de güçlendiği uyarısında bulundu ve “Bu güvenliğe ve insanlığa karşı büyük bir tehdit oluşturur” dedi.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, yine bu toplantıda, Türkiye'nin bölgesinde nükleer silaha karşı olduğunu belirterek, ''Ülkeler belki yapmıyorlar, ama zihinlerinden geçiriyorlar. Çünkü, bölgede nükleer silahı olan ülke var'' dedi. Hindistan'ın nükleer silah yapmasının ardından, Pakistan'ın da güvenlik algılamasıyla nükleer silah yaptığına dikkati çeken Gül, Türkiye'nin bölgesinin tamamen nükleer silahlardan arındırıcı bir çabanın başlaması gerektiğini vurguladı.

Ve bir hatırlatma ile bitirelim; Yarın, tüm bisikletliler ve diğer tüm motorsuz araçlar için Critical Mass günü. Critical Mass bir protesto değil, sadece insanların hep birlikte bisiklete bindiği bir kutlama ve bilindiği gibi bütün motorsuz araçlara açık. Critical Mass, ülkemizde şu an sadece İstanbul ve İzmirde uygulanıyor. Siz de şehrinizde Critical Mass etkinliği başlatmak istiyorsanız http://www.critical-mass.info/ adresini ziyaret edebilirsiniz. İzmirliler, “Dünyanın 300 şehriyle birlikte her ayın son cumartesi saat 17:00'da Konak Meydanından başlayarak tüm motorsuz araç kullananlarla birlikte pedal çeviriyoruz.” diyorlar. İstanbul ise yine aynı şekilde, tüm motorsuz araçları 25 Eylül Cumartesi saat 17:00 da Göztepe Parkında bekliyor olacak.


Manisa’nın Sarıgöl İlçesi’nde eczaneler, naylon torba kullanımına son verdi. İlçede naylon poşetlerden vazgeçilmesine önderlik eden Manisa Eczacılar Odası Yönetim Kurulu eski üyelerinden Eczacı Adnan Aygan, artık naylon ve plastik torbalardan uzak duracaklarını söyledi. İlaçları doğada tamamen çözünebilen biotorba, bez torba veya file içinde müşterilerine vereceklerini dile getiren Aygan, "Eczanelerden ilaç alan hastalarımızın bez torbalarının içerisine, plastik maddelerin doğaya verdiği zararları anlatan broşürlerimizden de koyuyoruz. Buradaki amacımız, hem doğaya saygı göstermek, hem de gelecek kuşaklarda çevre bilincini oluşturmaktır" dedi. Doğada çözünen petrol tabanlı torbalar yerine yine de en iyisi bez ve file diyelim ve tebrik edelim.

Sığacık, Orkinos Çiftliğine hayır diyecek. Sığacık Körfezi’nde kurulması planlanan orkinos yetiştirme tesisini protesto etmek için vatandaşlar, 25-26 Eylül tarihleri arasında Seferihisar Sığacık’ta olacak. Eylemin ardından Türkiye’nin Cittaslow (Sakin şehir) Birliği üyesi ilk kenti olan Seferihisar’da, yine ülkenin ilk ‘Cittaslow Festivali’ gerçekleştirilecek. Sığacık Körfezi’ne kurulacak orkinos çiftliğinin körfezdeki ekolojik yaşamın ve çeşitliliğin uzun vadede yok olmasına neden olacağını belirten Seferihisar Belediyesi Strateji Geliştirme Müdürlüğü’nden Biyolog Aslı Menekşe Odabaş, Cittaslow Festivali öncesinde yapılacak eylemle balık çiftliklerine hayır mesajını verileceğini söyledi. Eylemin 25 Eylül 2010 Cumartesi saat 11.00’de Sığacık Balıkçı Barınağından kalkacak teknelerle gerçekleştirileceğini aktaran Odabaş, bunun yanı sıra Sürdürülebilir Yaşam Kollektifi'nin de desteğiyle sürdürülebilir yaşam temalı film gösterimleri yapılacağını belirtti. Eylem sonrasındaki festival ise Sakin Şehir felsefesinin yaygınlaştırılmasına yönelik gelenekselleştirilmesi hedeflenen bir kültür sanat faaliyeti olarak niteleniyor. Seferihisar’da balık çiftliklerinin kurulması kararına karşı 21 Ağustos’ta Leman Dergisi Bisiklet Topluluğu Seferihisar’da sessiz eylem yapmış, Cihan Ünal, Çağan Irmak ve Ali Özgentürk de eyleme katılmıştı. Aynı tarihlerde gazeteci Can Dündar konuyu köşesinde işlemiş, Leman çizerlerinden Tuncay Akgün de, köşesi Bezgin Bekir’de ‘Seferihisarıma dokunma’ temalı karikatürü ile ‘sakin şehir’e destek vermişti.

Rize İdare Mahkemesi, Rize ve Artvin'de yapımı planlanan üç hidroelektrik santralinden (HES) ikisi hakkında “ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) olumlu”, biri hakkında da “ÇED gerekli değildir” kararlarını iptal etti. Derelerin Kardeşliği Platformu Dönem Sözcüsü Ömer Şan, yaptığı yazılı açıklamada, Rize İdare Mahkemesinin Rize'nin Çayeli ilçesi Senoz Vadisi üzerinde yapımı planlanan 34,8 megavat gücündeki Kayalar HES projesi için “ÇED gerekli değildir” kararı ile Fındıklı ilçesi Çağlayan Vadisi üzerinde yapımı planlanan 40 megavat kurulu gücündeki Paşalar HES ve Artvin'in Şavşat ilçesi Papart Vadisinde yapımı planlanan Cüneyt 1-2-3-4 HES projelerindeki “ÇED olumlu” kararları için iptal kararı verdiğini belirtti. Rize İdare Mahkemesinin gerekçeli kararlarında HES projelerinin yapıldıkları alanlara kontrolsüz ve geri dönüşümü olmayan zararlar verdiği, bu durumun aynı zamanda insan yaşamı ile diğer projeleri olumsuz etkilediğine işaret ediliyor.

Chevron’a Karadeniz’de petrol felaketi lisansı. Greenpeace Akdeniz Kampanyalar Yöneticisi Hilal Atıcı, Greenpeace Akdeniz'in, Amerikan petrol şirketi Chevron'a Karadeniz'de petrol arama ve çıkarma lisansı verilmesine kaygıyla yaklaştığını belirtti. Atıcı, yaptığı yazılı açıklamada, Karadeniz'in, petrol arama çalışmaları nedeniyle giderek Meksika Körfezi'ne benzer bir kadere sürüklendiğini ileri sürerek, Karadeniz'deki aramaların Meksika Körfezi'ne oranla üç kat daha derinde gerçekleştirildiğini kaydetti. Greenpeace, hükümetin, petrol üretimi yerine, tüketimini azaltmaya yönelik vizyon ve stratejileri, politikalarının odağı yapması gerektiğini söylüyor.

İzmit Mehmet Ali Paşa Mahallesi’nde 20 yıldır muhtarlık yapan 70 yaşındaki Mehmet Kanpara, ilçe belediyesi tarafından kendisine hediye edilen bisikleti makam aracı olarak kullanıyor. Kanpara, önünde ‘T.C. İzmit Mehmet Alipaşa Mahallesi Muhtarlığı Hizmet Aracı’ yazan bisikletle mahallesindeki 70’in üzerinde sokakta hizmet sağlıyor. Her yere bisikletle ulaştığını söyleyen Kanpara, “Kaymakamlık, Sosyal Hizmetler, cenaze ve düğünlere bisikletimle gidiyorum. Hem hızlı hem de park sorunum ortadan kalktı” diyor.

Konya'nın Karapınar ilçesinde bulunan ve büyüleyici görüntüsüyle ''Dünyanın Nazar Boncuğu'' olarak adlandırılan Meke Gölü'nün kurumuş son hali, Tuz Gölü'nü aratmıyor. 3 hafta önce ziyareti sırasındaki durumu Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'a, ''Keşke bu gölü bu haliyle hiç görmeseydim'' dedirten Meke Gölü, her geçen gün biraz daha kötüye gidiyor. Gölün durumuna herkes gibi kendilerin de üzüldüğünü belirten Karapınar Belediye Başkanı Mehmet Mugayıtoğlu, ''Çevre sorunu sadece Karapınar'ın değil, ülkemizin ve dünyanın sorunu. Bir zamanlar adından güzelliğiyle söz ettiren Meke Krater Gölü'nün geldiği noktada insanoğlunun etkisi var. Yeraltı suyunun hoyratça kullanılması, kuraklığın etkili olması ve iklimlerin değişmesi gölde kaçınılmaz sonu hazırladı. Kuşların cıvıl cıvıl öttüğü, ailelerin piknik yaptığı ve çocuklarımızın yüzme öğrendiği gölün durumu hepimizi üzüyor'' dedi. Peki bakan ve belediye başkanı üzülmek dışında bu konuda ne yapmayı düşünüyor?

Diplomatik kaynaklar, Reuters'a bir istihbarat raporu sızdırdı. Raporda, "Türkiye'nin İran ile artan ilişkileri, İran'ın Avrupa finans sistemine girişine izin veriyor" deniliyor. Raporda, İran'ın Türkiye'yi yaptırımları aşmak için kullanıldığı iddia edildi; "Türkiye, Türk bankaları ve Türk Lirası hesaplar vasıtasıyla, İran'ın faaliyetleri için kendini aracı olarak kullandırtıyor. İran'dan gelen paranın, Türkiye görüntüsünde, Avrupa sistemine girmesine fırsat tanıyor. ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinde, İran'a yönelik ayrı yaptırım paketleri yürürlükte. Amerika, kendi finans sistemiyle iş yapan kurumların, 17 İran bankasıyla çalışmasını yasaklıyor. Yaptırımlar sonucu İran'ın nükleer silah yapım sürecinin 18 ay ile 2 yıl arasında geciktirildiğini savunuyorlar.

Tarım Bakanlığı, Burger King’in TT Gıda'dan satın aldığı 'Salmonella ve listeria' virüslü 164 bin adet hamburger eti için Gebze Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Burger King ve depo vazifesi üstlenen Fasdat Gıda, et alımı yaptığı T.T. Gıda´nın sözleşmesini nisanda ´ürünlerde virüs olduğu´ gerekçesiyle iptal etti. ´Ürünler temiz´ diyen firma, 160 bin hamburger etinin iadesini istedi. Burger King ´etleri imha ettik´ dedi. Ancak Tarım Bakanlığı´nın araştırmasında imha yeri olarak gösterilen Zeybek Katı Atık Merkezi’nde, etler tüm araştırmalara rağmen bulunamadı. Evrakta sahtecilik de tesbit edilince bakanlık katı atık merkezi hakkında suç duyurusunda bulundu.

Allianoi antik kentinin üzerinin kumla kapatılması çalışmalarını protesto etmek amacıyla kendilerini antik kentte vince zincirleyen Doğa Derneği üyesi 6 kişi, jandarma tarafından gözaltına alındı. Antik kentte geniş güvenlik önlemi alan jandarma, aralarında Doğa Derneği Başkanı Güven Eken'in de bulunduğu 6 kişinin zincirlerini keserek, gözaltına aldı. Güven Eken, Allianoi Antik Kenti'nde Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararına uyulmadığını belirterek, ''Antik kentin üzeri, kurul kararının dışında çimentoyla kapatılıyor. Fiili olarak bir ören yerine bunu yapamazsınız. Bu kurul kararına da aykırı. Karara göre çalışmalar sırasında 4 bilim adamının gözetmen olarak bulunması lazım ama böyle bir uygulama da yok. Burası inşaat şantiyesi gibi. Kurul kararına riayet edilmesi lazım, riayet edilmiyorsa bu şantiyenin mühürlenmesi gerek. Burada kültür katliamı ve yasa ihlali yapılıyor. İşlenen fiili suçu belgelemek için eylem yaptık. Gönül isterdi ki devam edebilelim ama jandarma zincirlerimizi keserek bizi çıkardı.'' dedi.

Türkiye'de kurulmak istenen termik santrallere tepki için 26 Eylül'de Bülent Ortaçgil, Şevval Sam, Fuat Saka ile Ezginin Günlüğü, Moğollar ve Grup Gündoğarken gibi müzik gruplarının sahne alacağı bir konser verilecek. Sinop Belediyesi ile Serhan Şeşen Müzik Felsefe ve Yaşama Saygı Derneği tarafından termik santrallerin insan sağlığı ve iklim için ciddi bir risk oluşturduğuna dikkat çekmek ve Türkiye’de faaliyet gösteren 15 adet termik santrale ek olarak 3’ü Sinop ve çevresinde olmak üzere 47 adet kurulması gündemde olan yeni termik santrallere tepki göstermek için konser gerçekleştirilecek. Konserde sanatçılar 26 Eylül Pazar günü Uğur Mumcu Meydanı’nda "Hep bir ağızdan" Sinop’tan "Termik santrale hayır" diyecek. Greenpeace’in de destek verdiği konser ücretsiz ve halka açık. Herkes davetli... Sanatçılar Türkiye’nin geleceğine burnunu sokmaya kararlı görünüyor... peki Politikacılar ne yapıyor?

2010 PARK(ing) günü otomobil park yerlerini insanların kullanımına açtı. Dünyada birçok kentte, yığınlarca kamu alanı kişisel kullanıma yönelik motorlu araçlarla kaplı. Bu durum bu yıl 17 Eylül'de birkaç saatliğine değişti. 17 Eylül PARK(ing) gününde dünyanın 140 farklı kentinde insanlar park alanlarını geri aldılar ve bu alanları oyun oynayabilecekleri, sanat projeleri gerçekleştirebilecekleri veya sadece oturup sohbet edebilecekleri mini parklara dönüştürdüler. Istanbul’da bütün park yerleri kamusal yeşil alanlara dönüştürülse, toplumsal ve çevresel işlevsel kazandırılsa, çok daha yaşanır bir kent olur. Park bulamayacakları için insanlar toplu taşıma kullanmak zorunda kalır. Yollar boşalır, toplu taşıma hızlanır... öyleyse ne bekliyoruz araba parklarını geri alalım, park yapalım.

Günümüzde kurumların gündeminde, düşük karbon kullanımı, enerji verimliliği, yenilenebilir kaynaklar, ısı tasarrufu, eko-inovasyon ve geri dönüşüm gibi kavramlar var. Şirketler artık iş planlama ve karar verme süreçlerine, hatta günlük faaliyetlerine bu uygulamaları dahil ediyor bunların "Sürdürülebilirlik" için gerek şartı olduğunu artık biliyorlar. Sürdürülebilir gelecek için yeşile odaklanan iş dünyası "Yeşil Tesisler Konferansı"nda buluşuyor. 5 – 6 Ekim"de ikinci kez düzenlenecek olan Yeşil Tesisler Konferansı"nda karbon ekonomisinden enerji verimliliğine kadar geniş bir perspektifte "Yeşil İş Dünyasının Kuralları" masaya yatırılacak. Yeşil Tesisler Konferansı bütün toplantılarda olması gereken şekilde sıfır karbon gerçekleştirilecek. Konferans uluslararası standartlara göre karbon ayak izini ölçecek ve sıfırlanan karbonun doğrulması yapılacak. Konferans, sürdürülebilir bir çevre oluşturmanın yalnızca iyi bir kurumsal birey olmakla elde edilemeyeceğinin, başarının ancak doğal kaynaklarımızın sürdürülebilirliği ile mümkün olacağına içtenlikle inanan tüm tarafları bir araya getirmeyi hedefliyor. Hayırlara vesile olsun diyelim.

Yılda 200 günü güneşli geçen Türkiye, güneş enerjisi kapasitesinin binde 1'inden bile faydalanamıyor. Enerjide dışa bağımlılığı yüzde 72 olan Türkiye’nin yıllık enerji ihtiyacı 200 TWh (Teravat saat). Nükleer enerji için yasaları ardı ardına çıkartırken ve tarihi güzellikler barajlar altında kalırken, Yenilenebilir Enerji Kanunu’ndaki değişiklikler ise bir türlü meclis gündemine giremedi. Türkiye’de güneş enerjisinin kurulu gücü 4 megavatı geçmiyor ve halen bir tane bile güneş enerjisi santrali yok. Oysa ülkemizin yıllık güneş enerjisi potansiyeli 500 TWh, rüzgâr enerjisi potansiyeli ise 450 TWh. Bu alanlara yatırım yapılmasıyla Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığı sona erer, ancak böyle bir hedef bile konmuş değil. Güneş Enerjisi Sanayicileri ve Derneği (GENSED) Yönetim Kurulu Başkanı Levent Gülbahar, Türkiye’nin yenilenebilir enerji potansiyelini iyi kullanmadığını söyleyerek Almanya’yı örnek gösteriyor. Güneş enerjisi kullanımında dünyada ilk sırada yer alan Almanya, güneşlenme süresi olarak Türkiye’nin yarısı kadar potansiyele sahip. Oysa 9 bin 380 Mw’lık kurulu güneş enerjisi gücüne, 2010’un ilk üç ayında 3 bin 400 Mw daha eklediler. Yılda 2 bin 738 saatlik potansiyele sahip Türkiye ise ‘güneşin ülkesi, ama gölgede çalışıyor’. Yenilenebilir enerji kaynakları potansiyeli Türkiye kadar yüksek olan bir ülkenin hâlâ fosil yakıtlarda ve nükleerde ısrar etmesine bir anlam veremediğini vurgulayan Gülbahar, “Bu bir kültür eksikliğinin ve en önemlisi dünyamızın, çevremizin ve çocuklarımızın geleceğinin düşünülmediğinin en güzel göstergesi” dedi.

İzmir Büyükşehir Belediyesi körfezin dibini Haliç'teki gibi vakumlu gemilerle temizlemek üzere harekete geçti. Körfezde dere ağızlarında biriken ve kıyı şeridinde sığlaşmaya neden olan alüvyon çamurları kepçe yerine İstanbul’da Haliç’in temizliğinde de kullanılan vakumlu gemilerle toplanacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi, dünyada bu uygulamanın en iyi yapıldığı Hollanda’da ekim ayında incelemelerde bulunduktan sonra vakumlu gemi alacak. Dış körfez ile iç körfez armasında su sirkülasyonunun sağlanması için kanal açılması gündeme geldi. Bu aşamada, özellikle tüm dere ağızları ve buradan yayılarak deniz kıyısı boyunca biriken ve sığlaşmaya neden olan alüvyon çamurları toplanacak. Böylece Karşıyaka sahilinden Ragıp Paşa Dalyanı’na kadar olan sığlaşma ortadan kaldırılacak. Derelerden gelen yeni çamurlarsa birikme yapmadan toplanacak. Yetkililere göre denizde su sirkülasyonu sağlanacağı için doğal temizlik de hızlanacak.

İzmir’den Edirne’ye, Edirne Çevre ve Orman Müdürlüğü, Afrika'dan Trakya'ya göç eden ve üreme için Edirne'de yuva yapan leyleklere yönelik, ''Leylek Yuva Gözlem Takip'' projesini hayata geçirdi. Bölgede bulunan bine yakın yuvada toplamda 754 yetişkin, 1083 yavru leylek sayıldı. Direk, baca, çatı ve ağaçlara yuva yapan leyleklere yöre halkı dokunmuyor, leylekler huzur içinde yavrularını büyütüyor.

"Doğada Çözünen Poşet"lerin bir yanılsama yaratarak insanlara sanki iyi birşey yapıyorlar hissi verdiğinden bahsetmiştik. Buğday Derneği, bu poşetleri üreten ve kullanan firmalara bir mektup göndererek, doğada çözünen poşetlerin aslında gerçek çözüm olmadığını belirtti. Marketlerde bez çanta kullananların ödüllendirilmesini ve naylon torbaların, kullanımının azaltılmasını sağlamak amacıyla parayla satılmasını istedi. Sizi naylon değil tekrar tekrar kullandığımız bez torbalar -www.beztorbakullananlar.com- sitesine davet ediyoruz.

Aslan yelesi denizanası olarak da bilinen Cyanea cappillata, okyanusları ekosisteme büyük zarar veren istilacı bir türden koruyor. "New Scientist" dergisinde yer alan habere göre, okyanusları koruyan zehirli dev denizanası Cyanea cappillata, boyu 30 metreye kadar ulaşan dokunaçlarıyla dünyanın en uzun hayvanları arasında yer alıyor. Bergen Deniz Araştırmaları Enstitüsünden Aino Hosia ve Gothenburg Üniversitesinden Josefin Titelman, Cappillata’nın insana zararı olmayan ancak ekosistemi tahrip eden denizanası görünümündeki Mnemiopsis leidyi adlı taraklının istilasına karşı doğal bir set oluşturarak okyanusları koruyucu şekilde görev yaptığını belirtiyor. Atlantik kökenli Mnemiopsis leidyi, 1980’li yıllarda atık ve molozlarla önce Karadeniz’e yayılmış ve daha sonra da Akdeniz’de görülmeye başlanmıştı.

Balina avcılığı yolsuzluğunu ortaya çıkarmak için eylem yapan iki Greenpeace eylemcisi, 3 yıl ertelenen, 1 yıl hapis cezası aldı. Mahkeme kararının haksızlığına vurgu yapmak için Greenpeace eylemcileri Türkiye’de Japonya Büyükelçiliği önünde “aktivizm suç değildir” pankartları ile eylem yaptı. Greenpeace, Japonya'nın Güney Okyanusu'nda sürdürdüğü balina avcılığı programındaki büyük yolsuzluğu ortaya çıkaran iki Greenpeace eylemcisine verilen, ağır ve adil olmayan kararı kınadı. Hapis cezası alan Toru Suzuki ve Junichi Sato’nun fotoğraflarını taşıyan eylemciler, büyükelçiliğin kapısına üzerinde adaletin terazisinin olduğu siyah kumaşlar astılar. Greenpeace Akdeniz Denizler Kampanyası sorumlusu Banu Dökmecibaşı, “Bu karar kamu yararına yapılan bireysel barışçıl eylem yapma hakkının ihlalidir” dedi. Sato ve Suzuki, “Biz hükümetin balina avcılığı programı gerçeğini ortaya çıkardığımız için ceza alırken, kamu parasını amacı dışında harcayanlar özgürce dolaşıyor” dedi.

Ağrı Dağı'nın deniz seviyesinden 4 bin 500 metre yükseklikte bulunan şapka buzullarının, küresel ısınma nedeniyle eridiği söyleniyor. Bu erime nedeniyle zirveye yakın yerlerde buzul dereler oluşmuş. 30 Ağustos’ta Zafer Tırmanışı için Ağrı Dağı’na 90’ıncı kez zirve tırmanışı gerçekleştiren Türkiye Dağcılık Federasyonu (TDF) Başkanı Alaattin Karaca, şapka buzullar üzerinde derelerin çağladığını söyledi. Buzulların yerini artık kara parçalarının almaya başladığına dikkati çeken Karaca “Ağrı Dağı'nın... şapka buzulları sıcakların etkisiyle hızlı ve ciddi biçimde eriyor. Rotamız üzerinde çok sayıda çağlayan ve dere gördük” dedi. Başkan Karaca “Buzullardaki erime böyle devam ederse, yılın 12 ayı yaklaşık 700 metrelik bölümü buzlarla kaplı olan Ağrı Dağı bu özelliğini kaybedecek” dedi.

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, Türkiye ve Rusya arasında gerçekleşen Akkuyu‘ya Nükleer Enerji Santralı yapımı anlaşması ile ilgili olarak "Türkiye – Rusya Nükleer Teknoloji Transfer Anlaşması ve Akkuyu Santralı Projesi" panelini düzenliyor. Panelde, iki karşı görüş yer alacak ve sunumlarla işlenecek, sorular yanıtlanacakt. Yarın, 4 Eylül 2010 Cumartesi Günü saat 14:00 da başlayacak olan panel, Balmumcu Bayındırlık ve İskan İl Müdürlüğü’nde yapılacak.

Endüstriyel balık avcılığı için avlanma sezonu bu hafta başladı. Sağlıklı bir deniz yaşamı ve zengin balık stokları, ancak sürdürülebillir balıkçılık anlayışıyla mümkün. Greenpeace, yarın da denizlerimizde balık istiyorsak, bugün hemen deniz rezervleri oluşturulmasının ve güçlü bir balıkçılık yönetiminin aciliyetine dikkat çekiyor. 2010 av sezonu için 15 Nisan'da av yasağı başlatıldı ama bir yandan da gırgır ve trol teknelerine uluslararası sularda 15 Haziran'a dek avlanmasına izin verildi. Yani av yasağı süresi fazla kısaltıldı, hem yumurtlama dönemindeki ve hem de henüz yavru balıkların avlanılmasına neden oldu. Stokların iyileşebilmesi ve Türkiye'deki balıkçılığın geleceği için yerine getirilmesi gereken şartlar: Av yasağı döneminin doğru belirlenmesi, gerçek anlamda denetlenmesi, aşırı ve yanlış avlanmanın önlenmesi, pazarda yavru balık satışının önüne geçilmesi ve mutlaka geleneksel kıyı balıkçılığının öncelikle teşvik edilmesi. Greenpeace, dünya denizlerindeki tahribatın durması ve orkinos gibi nesli tehlike altındaki balık türlerinin korunması için, tüm tahrip edici faaliyetlere kapatılmış ve tam koruma altında bir deniz rezervleri ağının oluşturulması için çağrıda bulunuyor.

İzmir-Kültürpark'ta Yüksek Mimar Çelik Erengezgin tarafından İzmir Güneş Evi inşa edilecek. İzmir Büyükşehir Belediyesi, Ege Bölgesi Sanayi Odası ve 9 Eylül Üniversitesi Güneş Enstitüsü işbirliği ile gerçekleştirilecek proje, kendi enerjisini kendisi üreten ve atık vermeyen yapılara örnek oluşturuyor. Tüm enerjisini kendi üreten ve atık vermeyen “Güneş Evi”ni önce Diyarbakır için tasarlayan ve yapılmasını sağlayan Erengezgin, tasarladığı yapılarda enerji ve ekolojiye ilişkin genel bilgiler de sunuyor. İzmir Fuarı süresince de ziyaretçilere enerjinin doğru ve verimli kullanılması konusunda bilinci artırmak için “Enerji ve Ekoloji Adına Bir Sorgulama” başlığını taşıyan 64 maddelik kitapçık ve CD dağıtılacak.

Zonguldak'ın Ereğli ilçesi Belediye Başkanı Halil Posbıyık, düzenlediği basın toplantısında, Maliye Bakanlığı'nın Kireçlik bölgesine yapılması planlanan termik santral projesini onaylamadığını açıkladı. Bölgedeki insanların ve eylemlerin sayesinde termik santral projesinden vazgeçildiğini savunan Posbıyık, “Maliye Bakanımız konuyla ilgili imzaları atmıştır. Maliye Bakanımıza doğru bir karara imza attığı için şükranlarımızı sunuyoruz. Tabii bu alınan kararla termik santral yapma hayali kuranlar büyük hüsrana uğramışlardır. Tekrar toparlamam gerekiyorsa, bir bölgede yürekli insanlar var ise, demokratik kurallar çerçevesinde haklarını arayabiliyorlarsa, mücadele edebiliyorlarsa, bu yörede her zaman mutluluk olur, başarı olur.” diyerek düşüncelerini ifade etti.

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü mezunu Ramazan Sevinç, İstanbul’da bisiklet kullanımını teşvik etmek, özendirmek ve bisiklet kullanımının sağlığa katkısını göstermek amacıyla projelendirdiği, İstanbul Üniversitesi’nden Paris’e uzanan bisiklet yolculuğuna başladı. Sevinç’in yolculuğu 30 gün sürecek. Yol güzergahında Filibe, Sofya, Niş, Belgrad, Budapeşte, Viyana, Prag, Nürnberg, Frankfurt, Strasbourg, Reims yer alıyor. Yolculuk Paris’te son bulacak. Günde ortalama 120 km yol kat etmeyi planlayan Sevinç, “Eğer ben bisikletle Türkiye’den Fransa’ya gidebiliyorsam İstanbullular da Mecidiyeköy’den Beşiktaş’a gidebilir” diyerek bu proje için yola çıktığını belirtiyor. Ramazan Sevinç, “Bisiklet günümüz dünyasında spor salonlarına ve diyet uygulamalarına harcadığımız paranın cebimizde kalmasını sağlıyor, ayrıca alternatif ulaşım aracı olarak doğanın motorlu taşıtlar tarafından daha fazla kirletilmesine engel oluyor” dedi.

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Halil İbrahim Sur, 2009 yılında Marmara ve boğazlardaki ölçümlere göre Marmara Denizi’nin dibinde yaşayan vatoz ve berlan türlerinde kurşun kirlenmesi görüldüğüne dikkat çekerek Gemlik, İzmit, Bandırma körfezleri ve Haliç'te de kirlilik uyarısı yaptı. İÜ Fiziksel Oşinografi ve Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Sur, 2009 yılında Çevre ve Orman Bakanlığı ile yaptıkları “Marmara Denizi Kirlilik İzleme Projesi”nin sonuçları hakkında bilgi verdi. Sur, Ege’den başlayıp Karadeniz çıkışına kadar tüm körfezleri kapsayan 47 deniz istasyonunda yüzeyden tabana birçok parametreyi incelediklerini, Marmara Denizi’nin kapalı bir havza olduğunu, derin deşarj ile denize verilen sanayi ve evsel atıkların alt tabakayı kirlettiğini ifade etti. Marmara için derin deşarjın çözüm olmadığını vurgulayan Sur, “Tüm deşarjların ileri arıtmadan geçirilmesi gerek. Marmara’nın alt suyunun yenilenme süresi 7 yıl.
Yedi yılda yenilenen Marmara’ya kirli deşarj vermeye devam ederseniz oksijensiz ve ölü bir tabaka yaratırsınız” dedi.

Taşınabilir Pil Üreticileri ve İthalatçıları Derneği (TAP), bu eğitim öğretim yılında öğrencilerle birlikte 150 ton atık pil toplamayı hedefliyor. Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından atık pillerin toplanması ve yeniden kazandırılmasına yönelik geri dönüşümün sağlanması için yetkilendirilen TAP, “Doğanın pili bitmesin” diye bir slogan bulmuş. Dernek, okullar arası pil toplama kampanyalarını genişleterek, insanların tek kullanımlık piller yerine şarj edilebilir pilleri kullanmaya ve ömrü biten pillerin ayrı toplanmasını teşvik etmeyi amaçlıyor. Doğanın pilinin bitmemesi için yapılacak en iyi şey, tek kullanımlık hatta şarj edilebilir pilleri kullanmak yerine güneşle çalışan veya mekanik aletleri tercih etmek. Birleşmiş Milletler Çevre Programı'na göre, dünyamız her yıl 50 milyon ton elektronik atık üretiyor ve bu atıkların çoğu da elektronik aletlerin yoğun bir şekilde kullanılması sonucu oluşuyor. Günlük hayatta çok sıkça kullandığımız ve pil ya da elektrik enerjisiyle şarj etmek zorunda kaldığımız birçok aleti aslında güneş enerjisiyle şarj etmek ve dünyadaki enerji israfının ve küresel ısınmanın önüne geçmek mümkün. Güneş enerjisiyle çalışan bir şarj aletiyle neredeyse bütün aletlerinizi aynı hızda doldurabilirsniz.

Torbalı Tohum ve Tarım Şenliği herkesi Yerel Tohumları değişmeye çağırıyor. 29 Eylül 2010 Çarşamba günü Torbalı pazar yerinde kaybolmakta olan yerel tohumlarımıza sahip çıkmak için saat 9.30-11.00 arasında takas var. İsteyen çiftçiler tohumlarını verecekler, ayrıca kendi ihtiyacı için bahçelerinde ürün yetiştiren vatandaşlar tohumlardan karşılıksız olarak edinebilecekler. Böylelikle lezzetli, besin değeri yüksek, kimyasal ilaçlar ve kimyasal gübreler olmadan yetiştirilebilen bu ürünler yaşamaya devam edecek. Takas sonrası yerel tohumlar ve yerel çiftlik hayvanları hakkında uzmanların ve Karaot Köyü kadınlarının konuşmacı olacağı bir panel olacak. Panel sonrasındaysa yerel gıdalarla pişirilmiş yerel lezzetler herkese açık olarak sunulacak.

Türk ve Yunan iklim savunucularının ortak etkinliği olan "İklim Treni ile Sınırları Aşıyoruz" yolcuları, Türkiye’de vatandaşlara iklim temalı mesajlarını iletecek. Selanik’ten 17 Eylülde yola çıkacak olan Yunan iklim savunucuları, 18 Eylül’de İstanbul Sirkeci Garı’na gelerek Türk iklim savunucularıyla buluşacak. İklim değişikliği konusunda insanları bilinçlendirmeyi ve farkındalık yaratmayı amaçlayan savunucular, Sirkeci ve Haydarpaşa garlarında vatandaşlarla bir araya gelerek iklim değişiminin etkilerini anlatacak. Projeyi destekleyen British Council Bilim Projeleri Koordinatörü Esra Saruhan, iklim savunucularının 18 Eylülde Sirkeci Garında 13.00-15.00, Haydarpaşa Garı’nda ise 12.30-14.30 saatleri arasında, iklim değişikliği bilgilendirme noktalarında vatandaşlarla buluşacağını belirtti.

Kullanılmış bitkisel atık yağlar evsel atık su kirliliğinin %25’ini oluşturuyor. Arıtılmayan atık suların içindeki bitkisel ve hayvansal atık yağlar; denizlere, göllere ve akarsulara döküldüğü zaman o suyun kirlenmesi ve sudaki oksijenin azalması sonucu; ortamdaki, başta balıklar olmak üzere diğer canlılar üzerinde büyük tahribata yol açıyor. Atık yağların doğaya verdiği zararı önlemek hatta bunu bir avantaja dönüştürmek mümkün. Gönüllü olarak atık yağları toplayan Petrol Sanayicileri Derneği (PETDER), 86 gönüllü kuruluşla birlikte bugüne kadar yaklaşık 80 bin ton atık yağ topladı. Toplanan yağlarla 380 bin kişilik nüfusun bir yıllık elektrik enerjisi ihtiyacına karşılık gelen 875 milyon kilovat saat elektrik üretildi. Bu rakam Edirne'nin bir yıllık elektrik tüketimine denk geliyor. Bu proje sayesinde toplanan atık yağlar elektriğe dönüştürülürken, yaklaşık 64 milyar metreküp suyun da atık yağlarla kirletilmesinin önüne geçildi. PETDER Genel Sekreteri Erol Metin, Türkiye'deki atık yağların sadece yüzde 12'sini toplayabildiklerini, hâlâ 200 bin ton akaryakıtın yasadışı ticarete konu olduğunu bilgisini de ekledi.

British Council Bilim Projeleri Bölümü’nün Türk ve Yunan iklim savunucularıyla ortak etkinliği olan "İklim Treni ile Sınırları Aşıyoruz"un yolcuları, Türkiye’de vatandaşlara iklim temalı mesajlarını iletecek. Selanik’ten 17 Eylülde yola çıkacak olan Yunan iklim savunucuları, 18 Eylülde İstanbul Sirkeci Garı’na gelerek Türk iklim savunucularıyla buluşacak. İklim değişikliği konusunda insanları bilinçlendirmeyi ve farkındalık yaratmayı amaçlayan gruptakiler, Sirkeci ve Haydarpaşa garlarında vatandaşlarla bir araya gelerek iklim değişiminin etkilerini anlatacak. Bilim Projeleri Koordinatörü Esra Saruhan, yaptığı açıklamada, British Council’in, küresel iklim değişikliği programının Avrupa ayağı olan "İklim Savunucuları" adlı projeyi 2008 yılında 15 Avrupa ülkesinin katılımıyla başlattığını söyledi. Grup, Türkiye’ye seyahatleri sırasında yol boyunca tren içinde ve Selanik, Alexandroupoli-Dedeaağaç garlarında da vatandaşları bilgilendirecek.

Greenpeace Uluslararası Genel Direktörü Kumi Naidoo, Türkiye’nin yakın bir gelecekte yükselen gıda fiyatlarından büyük ölçüde etkileneceği uyarısında bulundu. Naidoo, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan acilen harekete geçmesini ve iklim krizine karşı nasıl bir önlem alacağını açıklamasını istedi. Başbakan Erdoğan’a mektup yazarak uyarılarda bulunan Greenpeace Genel Direktörü Naidoo; su ve besin kaynaklarının azalması, yükselen gıda fiyatları, dengesiz hava koşulları, giderek artacak küresel istikrarsızlık, seller, kuraklık ve benzeri nedenlerle yaşanacak uluslararası göçlerin tüm dünyayı olduğu gibi Türkiye’yi de etkileyeceğini vurguladı. Naidoo, dünyanın tahıl ihracatının dörtte birinin şu anda aşırı kuraklıkla boğuşan ve buğday üretimini ciddi oranda azaltan ülkelerden sağlandığını anımsatarak toptan fiyatının hazirandan beri neredeyse ikiye katlandığının altını çizdi. Rusya’nın buğday ihracatını yasaklama kararının fiyatların daha da artacağını gösterdiğini belirten Naidoo: “Ukrayna ve Rusya’daki kuraklık, gelecekteki tahıl stoklarını da tehlikeye atacağa benziyor. Dünya’nın başka bir bölgesinde, Pakistan’da yaklaşık 1 milyon hektarlık ürün su altında. Önce bölge insanları, ileride tüm dünya bu olaydan etkilenecek.” Naidoo, Türkiye yurttaşlarının, şu an dünyanın diğer köşelerinde yaşanan felaketlerden ve yaşadıkları yan etkilerden korumak için bir an önce harekete geçmenin gerekliliği konusunda bilgilendirilmeleri gerektiğini belirtti. Başbakan’a hitaben “Eğer siz -onların seçilmiş lideri- sorumluluktan kaçınıp acilen harekete geçmezseniz, çok yakın bir gelecekte kendilerini bekleyen yıkım konusunda da uyarılmaları gerekir” dedi.

Malatya'nın Darende ilçesindeki Tohma Çayı üzerine kurulması planlanan Hidro Elektrik Santrali'ne (HES) karşı 11 bin imza toplandı. Santralin doğal denge ve ekolojik yapıyı etkileyerek, Darende bölgesine yarardan çok zarar vereceğini savunan yetkililer, turizm kenti olma yolunda ilerleyen ilçenin doğal yaşam alanlarını enerji üretme uğruna bozulmasına izin vermeyeceklerini dile getirdi. Darende Zaviye Mahallesi Muhtarı Celalettin Ateş ''İkinci derece doğal sit alanı olan Tohma Kanyonu'na HES kurmak istiyorlar. Burası ülkemizde ender yetişen kırmızı benekli alabalıkların doğal yaşam alanıdır. Bu balıklar, temiz serin sularda yavrular ve çoğalarak bazı hastalıklara iyi geldiği tıbben ispatlanan şifalı canlılardır. Buraya bir HES kurulması, öncelikle bu canlı türünün yok olması demektir. Suyun kanala alınarak bir süre taşınmasıyla, su yatağında akan miktarın azalması doğal yaşamı etkilemektedir'' dedi. Darendeliler, kurulması planlanan HES'e karşı topladıkları 11 bin imzayı, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlıkları, Malatya Valiliği ve ilgili bağlı kuruluşlar ile Sivas Anıtlar Kurulu'na gönderecekler.

Deutsche Welle Türkçe'nin haberine göre, Avrupa’da iklimin ve çevrenin korunması gündeme geldiğinde, sık sık “e-mobilite”den, yani elektrikli ulaşım teknolojisinden söz ediliyor. Bugün büyük miktarda benzin yiyen karbon salan araçların yerini alacak olan elektrikli ulaşım araçlarının geleceğin teknolojisi olduğu belirtiliyor. Çin’de elektrikli bisikletlerin yoğun bir biçimde yaygınlaşmasının nedeni ise devletin havayı büyük ölçüde kirlettikleri gerekçesiyle 90 büyük Çin kentinde hafif ve ağır motorsikletleri yasaklama ya da sınırlandırma kararı alması. Bunun sonucunda üretici firmalar ve tüketiciler de yoğun olarak elektrikli bisiklete yönelmiş. Bunlara bir sınırlama olmadığı gibi, bisiklet şeridini kullanmalarına da izin var ve ehliyet de gerekmiyor. Çin trafiğinde şu an 140 milyon elektrikli bisiklet bulunuyor. Elektrikli bisikletler Türkiye’de de satılıyor, ancak şu anda ne kadar kullanıldığı ile ilgili istatistik ve kullanımı ve üretimi konusunda herhangi bir teşvik bulunmuyor.

Flamingoların üreme alanlarından biri olan Tuz Gölü'nde, 8 ayda toplam 86 flamingo şüpheli şekilde öldü. Binlerce flamingonun dünyaya gözlerini açtığı Tuz Gölü’nde bu yıl gerçekleşen şüpheli flamingo ölümlerinin nedeni, alınan su ve çamur örneklerinin incelenmesiyle açıklığa kavuşacak. Doğa Derneği Bilim Koordinatörü Dr. Özge Balkız Anadolu’da ‘allı turna’ adıyla bilinen flamingoların üreme alanlarında çok seçici olduklarını belirterek, Akdeniz Havzası’nda özellikle Tuz Gölü’ne düzenli olarak geldiklerini ve 1970’ten bu yana göldeki flamingo varlığının bilindiğini söyledi. Balkız, 2007’de aynı bölgede kuraklıktan kaynaklanan flamingo ölümlerinin yaşandığını hatırlattı. Göl çevresinde inceleme yapan Doğa Derneği Tür Sorumlusu Ferdi Akarsu da, ölümlerin nedeninin hastalık, susuzluk veya açlık olabileceğini belirterek, ölen 86 flamingodan sadece bir tanesinin yetişkin olduğunu diğerlerinin yavru iken öldüklerini açıkladı. Tuz Gölü’ndeki flamingo ölümleriyle ilgili olarak Çevre ve Orman Bakanlığı yerel yetkilileri de bilgilendirildi.

Hatay Kırıkhan’a bağlı İncirli Köyü’nde, Hatay Akpınar Madencilik tarafından kurulmak istenen çimento fabrikasına yerel halk tepki gösteriyor. Amik Gölü’nü yok eden zihniyetin bu kez sulak alanları değil, bölgedeki doğal alanları ve tarım alanlarını hedef aldığı dile getirildi. Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) Hatay Şubesi’nden yapılan açıklamada, endemik Hatay Dağ Ceylanı’nın ve kurutulmuş Amik Gölü’ne kaynaklık eden Gölbaşı’nın bulunduğu topraklara sahip İncirli’nin verimli tarım arazilerinin gelecek nesillere bırakılması adına bu fabrikaya karşı çıkıldığı bildirildi. Yapılan toplantıda sulu tarıma elverişli 1.sınıf tarım arazileri için, tarıma elverişsiz raporu verildiğinin gözlendiği belirtilerek, Suriye sınırındaki İncirli’nin başlıca geçimini tarım ve hayvancılıktan sağladığı, ayrıca Türkiye memeli listesine en son eklenen tür olan Hatay Dağ Ceylanı’nın tek yaşam alanının da bu bölge olduğu ifade edildi.

Sarıyer Belediyesi, naylon poşet yerine geri dönüşümlü, çevre dostu bez torba kullanımını teşvik etmek ve vatandaşları bilgilendirmek amacıyla pazar girişlerinde ücretsiz beş bin adet bez torba dağıtım kampanyası başlattı. Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü’nün yürüttüğü kampanyada ilk olarak, 8 Eylül Çarşamba günü Sarıyer merkezdeki pazar girişinde kurulan stantlarda vatandaşlara geri dönüşümlü bez torba dağıtımı yapıldı. Kampanyaya pazar esnafı da destek verdi. Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç, “Çevre bizim geleceğimizdir” sloganıyla başlatılan kampanyayı yerinde takip ederek, vatandaşlardan duyarlılık göstermelerini istedi. Kampanya kapsamında ayrıca Sarıyer sınırları içindeki yerel ve ulusal zincir market temsilcileriyle görüşmeler yapılarak, naylon poşetlerin kullanımının azaltılması; yerine yenilenebilir malzemelerin kullanılması önerildi. Görüşmeler sonucunda marketlerin birçoğu bez torba kullanmaya başladı.

Çevre ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü'nde yaralı, hasta ve öksüz yaban hayvanlarına anında müdahale edilebilmesi ve ihbarların en kısa sürede değerlendirebilmesi için kullanılacak ilk yardım ve nakil aracı hizmete girdi. Uzman veteriner hekim tarafından kullanılacağı belirtilen nakil aracında, ilk yardım müdahaleleri için gerekli ekipman bulunacak. Ekipman içinde anestezi amaçlı narkotik tüfek, anestezi ilaçları, ameliyat malzemeleri ve hayvan nakillerinin yapılabilmesi için taşıma kutuları yer alıyor. Böylece yardıma muhtaç yaban hayvanlarına uluslararası standartlara uygun müdahalede bulunulabilecek. Türkiye’de ilk defa başlatılan uygulamayla da vatandaşlar ve kamu kurumlarından gelen ihbarların www.milliparklar.gov.tr web sitesi aracılığı ile alınmasıyla, yaban hayvanları için bakım ve rehabilitasyon hizmeti sunulacak.

EKİM
Meclis önünde nükleer karşıtı protesto yapan 58 Greenpeace eylemcisi için ilk duruşma dün gerçekleşti. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefetten açılan davada, Greenpeace eylemcileri Ankara Adliyesi'nde ifade verdi. Dava, ifadelerin tamamlanması için 12 Ocak 2011'e ertelendi. Duruşma bitiminde, yargılanan 58 eylemciye destek olmak isteyen diğer sivil toplum örgütü üyeleri "Biz de Nükleere Karşıyız, Bizi de Yargılayın" pankartı açtılar. Duruşma sonrası bir basın açıklaması yapan Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Kampanyası sorumlusu Korol Diker "Biz bugün uluslararası sözleşmelerle de garanti altına alınmış düşünce ve ifade özgürlüğümüzü kullandığımız için yargılanıyoruz. Bireye ve doğaya karşı işlenen suçlara karşı ses çıkarmanın engellendiği, hatta bu suçlara barışçıl yöntemlerle engel olmanın cezalandırıldığı bir ülkede demokrasiden ve bireysel özgürlüklerden bahsedilemez. Daha da korkuncu bu tür eylemlerin susturulmaya çalışılması hükümetlerin, vatandaşların ve sivil toplumun gözetiminden uzak, elde ettiği gücü suistimal etmesine de kapı açar"dedi.

?Hükümet, Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun sürpriz bir kararla Rize'nin İkizdere Vadisi'ni doğal sit alanı ilan etmesine yasa tasarısıyla rest çekti. Tasarıya göre, mevcut doğal sit ilan edilmiş alanların statüsü sona erdirilecek. Sona erdirme kararını Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşarı’nın başkanlık edeceği “Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Kurulu” verecek. Kurul, mevcut doğal sit alanlarından koruma özelliği taşımadığına karar verdiklerinin statülerini sona erdirecek. Böylece Kurul bir süre önce doğal sit ilan edilen ve Başbakan’ın büyük tepkisi çeken İkizdere Vadisi için de yeniden karar verme yetkisine sahip olacak. Kurul, İkizdere’nin doğal sit alanı ilan kararının yanlış olduğuna karar vermesi halinde bölgede 22 HES barajının yapılmasının yolu açılmış olacak. Çevre Mühendisleri Odaları Genel Başkanı Murat Taşdemir, ”Elektrik santrallarını kurmak için ne gerekiyorsa yapacaklar. Girişimlerini legalleştirmek istiyorlar. Doğal sit prosedürünü kaldırmak için ellerinden geleni yapacaklar. Tasarı geçerse yargıya taşıyacağız. Uluslararası bilimsel platformları harekete geçireceğiz, destek arayışında olacağız.” dedi.

?Çoruh Aksu Vadisi Koruma Platformu'nun bir mesajı var; zengin bir biyocesitlilige sahip bir sit alanı ve dünya ölçeğinde korunması gereken 305 Önemli Doğa Alanı'ndan biri olan Çoruh Aksu Vadisi bütün canlıları ile yok ediliyor. Çevre ve Orman Bakanlığı, yerel halkın doğa hakkını ve yasaları ihlal ederek sular 49 yıllığına “Sanatın ve Çevrenin Dostu” oldugunu iddia eden Borusan’a satıldı. Patlatılan dinamitlerle HES (Hidro elektrik santral) tünellerinden çıkan tonlarca moloz dere yatağına döküldü. Borusan sanata verdiği önemi yaşama da vermeli. Borusan Quartet 1 Kasım saat 20:00’de Kadıköy Süreyya Operasında konser verirken, dışarıda ise Son Irmak Quartet konser veriyor olacak.

Yarın İstanbul'da yaşayanlar ya da İstanbul'a yakın olan herkesi saat 17:00'da Göztepe Parkı Kuzey (Bağdat Caddesi), İzmir'de yaşayan ya da yakın olanları yine saat 17:00'da İzmir - Konak Meydanına bekliyoruz. Çünkü yarın, motorlu araçların protesto edildiği, trafikte bisikletlilerin de bulunduğu, trafikte saygının ön planda olduğu bir gün olacak. Çünkü yarın, Critical Mass günü...

Düzce'nin Gölyaka ilçesi sınırları içinde bulunan Efteni Gölü Yaban Hayatı Geliştirme Sahası ve Kuş Cenneti, mevsim itibarıyla göçmen kuşları ağırlamaya başladı. Alınan bilgiye göre, 764 hektar alana sahip Efteni Gölü Yaban Hayatı Geliştirme Sahası ve Kuş Cenneti, her yıl 80'i aşkın kuş türüne ev sahipliği yapıyor. Her yıl 30 binin üzerinde ördek ve kaz türü gelen Kuş Cenneti'nin denetim ve kontrolü, Düzce Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğünce yapılıyor. Özellikle kışın göç alan göle ziyaretçilerin bilgi alabileceği tanıtım merkezi de kuruldu.

Greenpeace eylemcilerine, TBMM'nin önünde oturdukları için üç yıl hapis istemiyle açılan davanın ilk duruşması yarın yapılıyor. Yargılanacak olan 58 kişi arasında yer alan Greenpeace Akdeniz Enerji Kampanyası Sorumlusu Korol Diker, nükleer enerji santrallerine karşı sivil itaatsizliğin anayasal hak olduğunu savunuyor. 58 Greenpeace eylemcisi, 6 Temmuzda Nükleere karşı topladıkları 170 bin imzayı TBMM’ye iletmek isterken göz altına alınmış, ardından da haklarında dava açılmıştı. Yarın yargılanacak olan 58 Greenpeace eylemcisine siz de http://eylemdeyim.org adresinden sanal eylemci olarak destek verebilirsiniz. Evet tarayıcınıza eylemdeyim.org yazmanız yeterli.

Kocaeli'nin Başiskele İlçesi sahilindeki yeni Balık Hali'nde, Tarım İl Müdürlüğü ekiplerinin yaptığı denetimlerde, standartlardan çok küçük ve avlanması yasak boyutlarda olduğu belirlenen 50 kasa istavrit ve tekir balığına el konuldu. Ekipler, bu balıkların avlanmasının ve satılmasının yasak olduğunu, insan sağlığına da zararlı olabileceği belirtilerek, Su Ürünleri Yasası'ndaki ölçülere uymayan balıklara el koydu. Toptancılara ve bunları yakalayan tekne sahiplerine de para cezası uygulandı. Tarım İl Müdürlüğü ekipleri, istavritte en az 12 santim, tekirde ise en az 10 santim olması gereken ve bu ölçülerin çok altında yakalandığı anlaşılan 50 kasa balığı, Hal Müdürlüğü yetkililerine teslim etti. Greenpeace, en değerli besin kaynaklarından biri olan balığın yakın bir gelecekte sofralardan eksileceğine dikkat çekiyor ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın yasadışı avcılıkla ilgili yönetim ve kontrol mekanizmalarını ciddi biçimde artırmasını ve bir an önce önemli türlerin yumurtlama ve gelişme alanlarının koruma altına alınmasını talep ediyor. Unutmayalım ki “küçük balık yoksa, büyük balık da yok”

Meclis Genel Kurulu'nda CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'le Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu arasında "çevreci" tartışması yaşandı. Gündemdışı söz alan Ahmet Ersin, İzmir'in Seferihisar ilçesi kıyılarında kurulması planlanan orkinos çiftliğini gündeme getirerek bunun çevre kirliliğine neden olacağını ifade etti. Bakan Eroğlu'nu çevre konusunda duyarsız olmakla suçlayan Ersin "Sayın Bakan çevreden sorumlusunuz ama sizin döneminizde çevre talan edildi. İzmir kıyılarında balık çiftliği sahipleri için kurtarılmış alanlar yaratıyorsunuz. Siz İzmir'i cezalandırmak istiyorsunuz" dedi. Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu ise "Çevre bizim dönemimizde önemli hale geldi. Bütün atık sular, lağım suları sokaklardan derelere akıyordu. İlk defa havza bazında planlama yapan biziz. Göğsümü gere gere söylüyorum; gelmiş geçmiş hükümetler içerisinde en çevreci hükümet bizim hükümettir" dedi.

Yok olmaya yüz tutan kelaynakların sayısı, yapılan çalışmalar neticesinde 42'den 112'ye ulaştı. Çevre ve Orman Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada; günümüz itibariyle sadece Fas ve Türkiye'de koloniler halinde yaşayan kelaynak kuşlarının, nadir bulunan kuş türü olduğu belirtildi. Açıklamaya göre; dünya üzerinde nesli tehlike altında olan, Birecik'te 1950 yılından itibaren zirai mücadele ilaçlarının aşırı kullanılması ve yaşama alanlarının azalması yüzünden sayıları giderek azalan kelaynak kuşlarının, 1990 yılına kadar göçe gitmesine izin veriliyordu. Ancak kuşların göçten geri dönmemeleri dikkate alınarak, kuşlar Birecik'teki kelaynak üretme merkezinde kafeslere alınmaya başlandı. Tekrar göç etmelerine izin verildiğinde ise Suriye’de yeni koloniler keşfedildi.

4-5 Aralık 2010 tarihlerinde Meksika Cancun'da gerçekleştirilecek Dünya İklim Zirvesi öncesinde Türkiye'nin durumunu değerlendirmek ve yapılacakları bir kez daha gözden geçirmek üzere İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu Toplantısı, Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşarı Lütfi Akça başkanlığında yapıldı. Akça, geçen hafta Yunanistan'da yapılan Akdeniz İklim Değişikliği Girişimi toplantısını da değerlendirdi. İmzalanan deklarasyonla, Akdeniz Bölgesi'nde düşük karbonlu, verimli kaynak kullanımını sağlayan, iklim değişikliğine dayanıklı ekonomiler oluşturulmasının hedeflendiğini belirtti. Dünya İklim Zirvesi'nde beklentilerin, bu yıl yapılan toplantıların ışığında çok yüksek olmadığını belirten Akça, ''Bütün ümitler Cancun zirvesine taşınmıştı ancak burada kapsamlı bir anlaşmaya varılma ihtimali çok düşük olarak değerlendiriliyor. Bununla birlikte dengeli bir karar paketinin oluşturulması ve 2011 yılı içinde yapılacak toplantılarla netleştirilecek bir kararın ana ilkelerinin, temel kavramlarının ortaya konması beklentiler arasında. Bu doğrultuda da diğer ülkeler burada alınacak kararlara ilişkin çalışmalarını hızlandırdı. 4-9 Ekim 2010'da Çin Tianjin'de bir iklim değişikliği toplantısı yapıldı. Burada pek çok ülke, iklim değişikliği müzakereleriyle ilgili hazırlıklarını, taslak kararlarını sekretaryaya gönderdi. Bu arada bu toplantıda ülkemiz açısından çok önemli bir gelişme yaşandı ve ülkemizin özel şartlarına bağlı olarak hazırlanmış taslak karar metninin Cancun'da sunulmasına karar verildi.'' Dedi.

Çevre ve Orman Bakanlığı, Rize’nin İkizdere Vadisi’nde hidroelektrik santralı (HES) yapılmasını engelleyen Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun kararını yargıya taşıyacak. Çevreden sorumlu Bakan Eroğlu, Koruma kurulunun karar alırken Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile Özel Çevre Koruma Kurulu’ndan görüş alması gerektiğini savunurken, HES’e karşı çıkanları da enerji pastasından pay almak isteyenlerden maddi yardım sağlamakla suçlamayı ihmal etmedi. Hidroelektrik enerjinin bütün dünyada doğayı koruyan en önemli enerji kaynaklarından birisi olduğunu iddia eden Eroğlu “Önümüzü kesmek isteyenler var. Ben buna şaşıyorum. Bu, bizim kendi kaynağımız, temiz kaynağımız. Ucuz ve yenilenebilir bir kaynak. Hidroelektrik santrallerine karşı çıkmak kesinlikle cinnettir” dedi. Böylece bakan olarak görevi olan koruma yerine DSİ Müdürü olarak kullanmayı seçti. Ancak burada apaçık HES’ler derelere zarar verirken, halk ve bilim adamları buna karşı iken insan ister istemez cinnet geçiren kim diye düşünüyor.

MNG Kargo, "Kargo poşetleri kutuya, çocuklar okula" isimli projeyle, 600 tondan fazla plastik kargo poşetini geri dönüştürdü. Bir ayda toplanan 25 milyon kargo poşetinin geri dönüşmesi, 250 öğrenci kapasiteli, 8 derslikli MNG Kargo Bitlis Merkez İlköğretim Okulu'nun inşa edilmesine yaradı. Kargo taşımacılığında kullanılan naylon poşetlerin yılda da 300 milyon naylon poşet atığı ortaya çıkardığına dikkat çeken MGN Genel Müdürü Aslan Kut, "Biz bir aylık poşeti toplayarak bir okul yaptık. Eğer tüm poşetler geri kazanım sürecine sokulabilirse her ay bir okul yapılabilir. Biz bu kampanyayı genişleterek ve yaygınlaştırarak daha fazla okul yapmak istiyoruz. Biz bu sosyal sorumluluk projesini moda olsun diye yapmadık. İnanarak bu işe girdik ve ısrarla da sürdürmeye kararlıyız” dedi. Bu sosyal sorumluluk değil sadece esasında bir görev, her naylon poşet kullanan şirketin bunu zaten yapıyor olması gerekiyor, mümkün olan yerlerde de hiç kullanmamak gerekiyor.

Şanlıurfa'da, tarihi Balıklıgöl yakınlarındaki Gümrük Hanı'ndan geçen ve gölle bağlantılı kanallarda toplu balık ölümleri yaşandı. Esnafın durumu bildirmesi üzerine olay yerine giden belediye ekipleri, sudan numune alarak, konuyla ilgili araştırma başlattı. Harran Üniversitesi Bozova Meslek Yüksekokulu Çevre Kirlenmesi ve Kontrolü Programı Başkanı Ömer Sait Kılıç, Gümrük Hanı'nda yapılan incelemelere göre zehirlenmeden şüphelenildiğini ancak kesin sonucun yapılacak analiz sonucunda ortaya çıkacağını söyledi.

Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde Greenpeace eylemcileri BNP Paribas Banka Şubeleri önünde eylem yaptı. Radyoaktif yatırımların durdurulmasını talep eden eyleme, Greenpeace Akdeniz de, BNP'nin yüzde 50'sine sahip olduğu Türkiye Ekonomi Bankası (TEB) önünde bir protesto gerçekleştirdi. TEB'in Fındıklı'daki Genel Merkez binası önünde "TEB, radyoaktif yatırımları durdur" yazılı pankart açan Greenpeace eylemcileri, yaptıkları basın açıklamasında bankanın, Brezilya'daki tehlikeli bir nükleer reaktör olan Angra 3'ün de aralarında bulunduğu radyoaktif yatırımlarını durdurmasını istedi. Dünyada nükleer projelere yatırım yapan ticari bankalar arasında ilk sırada yer alan BNP Paribas, Rio de Janeiro'nun sadece 150 km. uzağına kurulacak olan Angra 3 adlı nükleer reaktör için önemli derecede finansal kaynak sağlamayı planlıyor. Görüşmeleri süren desteğin miktarının 1,1 milyar Avro olduğu bildirildi. TEB müşterileri, paralarının nükleer santral finansmanı gibi tehlikeli ve kirli bir alanda kullanıldığını bilme hakkını savunan Greenpeace müşterileri, bankanın politikalarını değiştirme ve onlardan radyoaktif yatırımları durdurmaya çağırdı. Greenpeace’e göre Brezilya'nın daha fazla nükleerden elde edilen elektriğe ihtiyacı yok çünkü ülkenin zengin rüzgâr, su ve biyokütle varlığı mevcut.

 Katı Atık Kirlenmesi Araştırma ve Denetimi Türk Milli Komitesi (KAKAD) ve Mersin Üniversitesi (MEÜ) işbirliğiyle düzenlenen “2. Ulusal Katı Atık Yönetimi Kongresi” geçtiğimiz günlerde yapıldı. KAKAD Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Topkaya, 4 kişilik bir ailenin yıllık 60 lira civarında atık parası ödediğini, bu durumda bu sorunun çözülmesini beklemenin güç olduğunu bildirdi. Mersin Valisi Hasan Basri Güzeloğlu da, insan sağlığına doğrudan etkisi olan katı atık sorununun öncelikler arasında yer alması gerektiğini belirterek, ''Bu sorunun çözümü öyle kolay bir şey değil. Çünkü çok büyük bir maliyet gerektiren bir iş. Yasal alt yapı oluşturulmuş olsa bile, bireysel olarak herkes konuya daha duyarlı davranmalı ve okul öncesindeki çocuklardan başlamak üzere katı atıkla mücadele konusunda bilinçlendirme çalışmalarına ağırlık verilmeli” dedi. Esasında en önemli konu atık üretmemek. Bilmiyorum siz ne kadar katı atık üretiyorsunuz, ancak biz evde geri dönüşüm ve kompost yaparak katı atık üretimimizi haftada bir küçük torbaya indirdik.

Rize’nin İkizdere ilçesinde bulunan ve dünyada korunmada öncelikli 200 ekolojik bölgeden biri ilan edilen İkizdere Vadisi’nde yapılması planlanan hidroelektrik santralleri için 2008 yılında İkizdere Derneği öncülüğünde hukuk mücadelesi başlatılmıştı. Mahkemeler ve bilirkişi incelemeleri sürerken bölgede 4 hidroelektrik santrali yapılmış ve hizmete açılmıştı. Santrallerden birini de geçtiğimiz aylarda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hizmete açmıştı.
Bölgede ayrıca 22 hidroelektrik santrali de yer tespitleri yapıldıktan sonra proje onay aşamasına geldi. Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun Bilimsel ve Teknik Kurulları İkizdere Vadisi’nde son incelemelerini yapan kurul, oy birliğiyle İkizdere Vadisi’ni Doğal SİT Alanı ilan etti. Hukuk mücadelesini başlatan eski İkizdere Derneği Başkanı Kadem Ekşi, İkizdere Vadisi’nin alt kesiminde bugüne kadar 4 HES projesi gerçekleştirildiğini hatırlatarak, “Ama SİT alanı ilan edilen bölgede hiç başlanmış proje yok. 22 tane planlanıyordu, onlar da rafa kalktı. Kurulun kararı sonrasında artık 2863 sayılı yasa uyarınca bölgede taşocağı açılamayacak, madencilik çalışması yapılamayacak, HES inşaatlarına izin verilmeyecek. Yani ekosistemi ve canlı yaşamını tehdit eden hiçbir yapılaşma olmayacak” dedi. Ancak basında yer alan haberlere göre Çevre Bakanı anlaşılan çevreyi korumak yerine SİT kararını mahkemeye verecekmiş... bu durumda doğanın korunmasına karşı dava açan ilk çevre bakanı olarak tarihe geçecek.

Bugün size Yunanistan’in başkenti Atina’dan sesleniyorum. Akdeniz İklim Değişikliği Girişimi Konferansında Greenpeace adına bir konuşma yapmak üzere geldim. Konferans olumlu bir gelişme, iklim değişikliğine karşı yürütülen küresel mücadeleye katkısı olacağını umud ediiyoruz. Akdeniz bölgesinde yeşil kalkınma işbirliğinin geliştirilmesi bölgede barışın inşa edilmesinde de önemli bir role sahip. İklimle mücadele barış ve bölge güvenliği için kaçınılmaz bir gereklilik. Barış ve güvenlik ise ancak ortak çabalarla tesis edilebilir. Bugüne dek farklı medeniyetlerin beşiği olan Akdeniz, aynı zamanda zengin bir biyoçeşitliliğe de ev sahipliği yapıyor. İnsanlığın geleceği ve çocuklarımız için Akdeniz’in korunması büyük önem taşıyor. Bu nedenle Greenpeace, Akdeniz havzasında yer alan hükümetlerden “iyi niyetli görünmenin” ötesine geçerek bir an önce somut adımlar atmalarını talep ediyor. Ancak ne yazık ki, özellikle Türkiye ve Yunanistan’da, liderlerin politik söylemi ve hükümetlerin planları arasında büyük çelişkiler bulunuyor. Şu anda Türkiye’de, çoğu ithal kömürle çalışan 50’nin üzerinde kömürlü termik santral projesi var. Dahası, Türkiye’nin bugünkü enerji stratejisinde öncelik linyit ve Karadeniz’deki petrol aramalarına veriliyor. Bu sorumsuz politikalar nedeniyle Türkiye, tüm dünyada karbon salımları en hızlı artan ülkelerden biri arasında yer alıyor. Bu yıl Rusya ile yapılan, dört nükleer reaktör inşa edilmesine yönelik anlaşma da yenilenebilir enerji sektörünün gelişmesi konusundaki tüm umutları boşa çıkardı. Türkiye’nin oldukça zayıf durumda olan yenilenebilir enerji düzenlemesi, teknoloji ve kaynak farkı gözetilmeden yalnızca 5,5 Avro sent’lik bir alım garantisi sunuyor. Henüz yenilenebilir enerjilerin toplam enerji talebi içindeki payına dair herhangi bir hedef yok. Aksine rüzgâr enerjisi kapasitesi 8 GW olarak sınırlandırılmış durumda ve hâlihazırda kurulu olan rüzgâr türbinlerinin kapasitesi 1 GW’ın çok az üzerinde. Fotovoltaik (PV) ve ısıl güneş enerjisi teknolojilerinin durumu ise teşvik eksikliği nedeniyle çok daha kötü bir noktada. Yunanistan’da ise yeni çıkan yenilenebilir enerji yasası Yunanistan’ın sonunda ülkenin zengin yenilenebilir enerji potansiyelinden yararlanabileceğine ve böylece çevresel ve ekonomik krizle mücadelede önemli bir adım atılacağına ilişkin umutların yeşermesine neden oldu. Greenpeace Yunanistan Genel Direktörü Nikos Charalambides, “Bizler yeşil politikaların uygulamaya geçmesini beklerken, hükümet şiddetle, bazı tehlikeli yatırımları savunmakta. Yeni linyit madeni sahalarının açılarak daha fazla termik santrale kapı aralanması bu tür tehlikeli yatırımlar arasında. Dahası enerji verimliliğini geliştirmek ve enerji tüketimini azaltmak adına da çok az adım atıldı. Eğer bu kirli planlar gerçekleştirilirse Yunanistan, yeşil kalkınma yolundaki tüm fırsatları kaçırmış olacak” dedi. Hem Türkiye hem Yunanistan yeşil iş olanakları yaratmak ve iklim değişikliği ile mücadele etmek için en etkili yol olan yenilenebilir enerji kapasitesini yükseltmeli. Her iki ülke 2020’de toplam enerjinin en az %20’sinin yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılmalı. %20 enerji verimliliği hedefi koymalı. AB’nin de hedefi olan bu rakam. Dolayısıyla Türkiye tarafından bu hedefler yasal olarak benimsenmeli. Bu çerçevede tüm kömür ve nükleer enerji santrali planlarının durdurulması ve son kullanma tarihi dolmuş bu türden endüstrilere verilen teşviklerin kesilmesi gerekli.

Türkiye ile ABD arasındaki model ortaklığın “Stratejik Ekonomik ve Ticari İşbirliği Çerçevesi” kapsamında ilk eşbaşkanlar toplantısı Washington’da yapıldı. Görüşmelerde ABD heyetinin, Türkiye’nin yenilenen GDO yönetmeliği ve Türkiye’ye ilaç satan şirketlerin Sağlık Bakanlığı yetkililerince yerinde denetlenmesi konularında bazı kolaylıklar istediği ifade edildi. Türkiye ise özellikle Bursa siyah inciri ve nar gibi bazı tarım ürünlerinin ABD pazarına girişi önündeki engellerin kaldırılması konusunu masaya getirdi. Türk tarafı, iş konseyinin ilk toplantısının kasım-aralık ayında Türkiye’de yapılmasını önerdi.

Dünya basınının hala en önemli gündem maddesi Türkiye'ye yerleştirilmesi yönünde planlar yapıldığı belirtilen füze kalkanı. ABD Savunma Bakanı Robert Gates, Türkiye'den bu konuda destek beklediklerini söylerken, İngiliz Daily Telegraph gazetesinde Türkiye'nin bu projeye itiraz ettiği öne sürüldü. ABD Savunma Bakanı Robert Gates, NATO’nun füze savunma sisteminde yer alması için Türkiye’ye baskı yapmadıklarını ancak Ankara’nın füze kalkanı planına uyacağını umduklarını belirtti. Washington, oluşturulmak istenen kalkan sisteminin İran’ın balistik füze saldırı tehdidine karşı gerekli görüyor ancak Ankara, plana şiddetle karşı çıkan Rusya’yı da öfkelendirmek istemiyor. NATO’nun görüş birliği içinde hareket etme politikası altında, Türkiye’nin füze sisteminde yapacağı resmi itiraz, ABD’nin Polonya ve Çek Cumhuriyeti’ne füze savunma sistemleri koyma planını bozabilir. Diğer yandan, uzun menzilli füze geliştiren İran’ın sergilediği saldırgan dış politika İsrail ve Güney Avrupa ülkelerine karşı bir tehdit oluşturuyor. NATO üyeleri, füze kalkanı planını konusunda bir karara varmak için Kasım ayında Lizbon’da bir araya gelecek.

İnegöl Belediyesi Çevre Ve Sağlık Komisyonu, 2010 yılını Çevre-Sağlık Yılı ilan ederek; geçtiğimiz aylarda, "naylon poşete hayır" sloganı ile başlattığı uygulamayı pratiğe dökmeye hazırlanıyor. Belediye Çevre ve Sağlık Komisyonu bu kapsamda, bez çanta ve kese kâğıdı kullanımını teşvik etmek için çalışmalarına hız kazandırdı. Belediye yetkililerinin amacı, bütün naylon poşetleri yasaklamak ve naylon poşetlerin çok uzun süre doğada kaybolmadığını, ciddi yan etkilerinin olduğundan yola çıkarak, hem kanserojen maddeler içerdiklerini hem de çevremizde yüzlerce yıl yok olmadan zarar verdiklerini söylüyorlar. Bir kişi ortalama bir poşeti 12 dakika kullanıyor ve bir naylon poşetin kullanılması için harcanan enerji ile bir arabanın 110 metre gittiğini düşünürsek, naylon poşeti kullanmamakla ekonomiye ne kadar katkı sağladığımız da ortaya çıkar diyen İnegöl Belediyesi, yılbaşına kadar naylon poşetleri tamamen kullanımdan kaldırmayı hedefliyor.

Macaristan'daki bir alüminyum tesisinde meydana gelen kaza sonucu çevreye yayılan kimyasal kızıl çamura, humuslu toprakta yoğun olarak bulunan humik asitle müdahale edilebileceği belirtildi. Humik asitin krom, arsenik, kadmiyum ve cıva gibi zehirli ağır metalleri absorbe ederek çevre felaketini azaltmada yardımcı olabileceği kaydedildi. Humik Madde Derneği Başkanı ve Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Organik Kimya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Tutar, humik asitin bitkilerin ölmesi ve çürümeye başlamasıyla oluşan humus toprağında yoğun olarak bulunan ve zehirli ağır metalleri absorbe edici özelliği bulunan organik bir bileşik olduğunu söyledi. Tuna Nehri'ne karışan Kızıl çamurun asıl ciddi etkileri uzun süre sonra anlaşılacağını söyleyen Profesör Tutar ağır metaller içeren atığa Karadeniz'e karışmadan önce, akış güzergahında müdahalede yapılabilir dedi.

İngiliz Maplecroft Enstitüsü'nün 170 ülkeyi kapsayan araştırmasının sonuçları açıklandı. Güney Asya ve Afrika’nın doğusunun iklim değişikliğine bağlı risklerden en fazla etkilenecek bölgeler olduğu bildirildi. İngiliz Maplecroft Enstitüsü’nün 170 ülkeyi kapsayan araştırmasında, 30 yıl içinde, iklim değişikliğinin etkilerine en fazla Bangladeş ve Hindistan’ın maruz kalacağı ortaya çıktı. Araştırmaya göre, bu ülkeleri Madagaskar, Nepal ve Mozambik izleyecek. Araştırmada, en fazla nüfus yoğunluğuna sahip, yoksullukla boğuşan ve ekonomisi tarıma dayanan, iklim değişikliğinin etkileriyle mücadele edebilecek bir hükümete sahip olmayan Bangladeş’te, kuraklık ve açlık riskinin çok fazla olduğu vurgulandı. Bangladeş’in dışında Pakistan ve Nijerya’nın da bu etkilerle mücadele etme gücünün az olduğu belirtilirken, iklim değişikliğinin 30 yıl içinde doğal kaynakları az, ciddi sağlık sorunlarının bulunduğu ve ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayanan yoksul Hindistan’ı fazlaca etkileyeceği kaydedildi. Akdeniz iklim kuşağında olan Türkiye gibi ülkelerde ise kuzeyde seller artarken güneyde kuraklık baş gösterecek. Ancak bütün bunlar bilinirken Dünya halen harekete geçmiş değil. Akdeniz ülkeleri ise Akdeniz İklim İnsiyatifi adı altında bu Cuma Atina’da bir araya gelerek ortak bir açıklama yapacaklar. Ben de şu anda bu toplantıyı izlemek üzere Atina’da bulunuyorum. Bakalım başbakanların açıklaması ile hali hazırdaki politikalar ne kadar örtüşecek.

 Ekokaravan’la Türkiye turu. Bütün enerji ihtiyaçları hidrojenle sağlanan ’’ekokaravan’’, çıktığı Türkiye turunda Eskişehir’e uğradı. Eskişehir Sanayi Odası’nın (ESO) önünde gerçekleşen tanıtım etkinliğinde konuşan Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Hidrojen Enerjileri Teknolojileri Merkezi (ICHET) Başkanı Mustafa Hatipoğlu, misyonlarının ’’geleceğin yakıtı olarak’’ tanımlanan hidrojenin kullanımını gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yaymak olduğunu söyledi. Hidrojen teknolojisiyle üretilen araçların seri üretimine 2015’de geçilecek. Aracın proje mühendisi Gönenç Usta ekokaravanı şöyle açıkladı: “kendi elektriğini rüzgar ve güneş enerjisinden karşılamaktadır. Bunların yokluğunda ise enerji, suyun elektroliziyle depolanan hidrojen enerjisinden ve akülerden sağlanmaktadır.’’ Güneşin olmadığı yerde rüzgar kullanan, ikisinin de olmadığı durumlarda 4 gün yetecek elektrik depolayabilen karavan, 25 kw/s elektrik üretebiliyor.

Yalova’da VOPAK adlı şirketin kurmak istediği kimyevi atık deposunda depolanacak kimyasalların hacmi 710.000 metreküp, Macaristan’daki patlayan barajın hacminden daha büyük. Bu tesisin ÇED toplantısı dün Yalova’da yapıldı. Oldukça hareketli geçen ÇED toplantısına Yalova Çevre Platformunun yanı sıra, diğer STK’lar , bazı belediye başkanları ve kamu kurumlarının temsilcileri katıldı. Sık sık alkışlar ve sloganlarla kesilen toplantının son bölümünde, YAÇEP üyelerinin ellerindeki dövizlerle kürsünün etrafında başlattığı protesto eylemi sonucunda toplantının yönetimini üstlenen Vedat Osman Altınel, ‘Kürsü işgal edildi’ diyerek ÇED toplantısını bitirdiğini açıkladı.

Nevşehir Küresel Isınma ve Çevre Gönüllüleri Derneği Başkanı Ömer Durmuş Saltık, küresel ısınma nedeniyle Kapadokya'da peribacalarında büyük kırılmalar, kopmalar ve şekil değişiklikleri görülmekte olduğunu söyledi. Küresel ısınmanın artık peribacalarına da zarar verir hale geldiğini belirten Saltık, şunları söyledi: ''Peribacalarında büyük kırılmalar, kopmalar, şekil değişiklikleri görülmeye başladı. Küresel ısınma meselesi Amerika'da seçim kaybeden başkan adaylarının avuntu hobisi olmaktan çıktı, bizim meselemiz oldu. Meselemize sahip çıkmalı, üzerimize düşen görevleri yerine getirmeliyiz. Bu yaz Türkiye de yandık kavrulduk. Rusya'da görülmedik sıcaklıklar yüzünden binlerce kişi öldü. Pakistan seller altında kaldı. Ülkemizde ve dünyada rekor yağışlar görüldü. İklim değişikliği yüzünden tarım ürünleri verimsiz bir yıl geçirdi, fiyatlar arttı. Şimdi de Kapadokya'nın simgesi peribacalarında büyük kırılmalar, kopmalar, şekil değişiklikleri görülmeye başladı. Küresel ısınmaya karşı herkes artık görevini yapmalı.'' dedi.

Trabzon’da bölge halkının karşı çıktığı ancak yıllardır yapımı süren HES’lerin doğayı katlettiğini DSİ de sonunda itiraf etti. Kurumun Trabzon 22. Bölge Müdürü Çıtır, halkın şikâyetçi olmakta haklı olduğunu belirterek “Firmalar dereleri hoyratça kullandı” dedi. Başta Doğu Karadeniz olmak üzere ülkenin her yanında hidroelektrik santrallara (HES) karşı tepkiler artarken Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü’nün proje denetimlerini arttıracağı açıklandı. DSİ Trabzon 22. Bölge Müdürü Recep Çıtır, “Firmalar dereleri hoyratça kullandı. Ama artık HES’leri denetim altına alıyoruz” dedi. 9 Ağustos’ta HES’lerle ilgili yeni bir genelgenin yayımlandığını anımsatan Çıtır, “Eskiden DSİ’den su kullanım hakkı anlaşması yapan Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu’ndan lisans alan firmalar babalarının malıymış gibi dereleri hoyratça kullandılar. Şimdi bir heyet kurdum. HES’leri kontrol altına alıyoruz” dedi. Bunu yorumlayacak olursak, DSI bundan sonra derelerin kibarca yok edilmesini gözetecek.

TEMA, dünya gıda gününde açlığa dikkat çekti. TEMA Vakfı, ''toprağın korunması, topraktan yeterli besin üretilmesi, üretilen yeterli ve sağlıklı besinle gıda güvenliğinin kazanılması'' amacıyla ''Gelecek İçin Arazi Kullanım Planlaması'' yapılmasını önerdi. TEMA 16 Ekim Dünya Gıda Günü’nde ''Açlığa Karşı Birleşelim'' çağrısı yaptı. Silah üretimi için her gün 2 milyar dolar harcanırken, kişi başına bir dolar harcama yapılmadığı için günde yaklaşık 60 bin çocuğun, her yıl da 0-10 yaş grubundaki 20 milyon çocuğun yaşamını yitirdiğine işaret edildi.

"Nükleer silahlardan arındırılmış bir dünyada barış içinde yaşamak istiyoruz. Anlaşmazlıkların şiddetsiz çözülmesini sağlamak için yola çıktık." ; Bunlar Almanyalı çift Wolfgang Schlupp - Hauck ve Brigitte Schlupp - Wick'in sözleri. Schlupp çifti, nükleer silahların yasaklanması ve mevcut silahların imha edilmesi için hükümeti Türkiye'nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler (BM) Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Sözleşmesi'ne uymaya çağırıyor. Almanya'nın Stuttgart kentinden iki ay önce bisikletle yola çıkıp Macaristan, Sırbistan ve Bulgaristan üzerinden Türkiye'ye gelen çift, iki bin kilometreden fazla yol yaptı. Geçtikleri ülkelerde Mayors for Peace yani Barış için Belediye Başkanları üyesi belediyelerle görüştüklerini, üye olmayan belediyelere ise birliğe katılım çağrısı yaptıklar. Barış için Belediye Başkanları, merkezi Hiroşima'da olan nükleer silahların kullanımına karşı, 1984'ten beri faaliyet düzenleyen belediye başkanlarından oluşan bir birlik. Birliğe 144 ülkede dört bir 207 kent belediyesi üye. Schlupp çifti, ABD'nin Adana İncirlik Üssü'ndeki 90 kadar nükleer silah başlıklarını geri çekmesini ve Türkiye'nin 2020'ye kadar tüm nükleer silahların imhasını öngören BM sözleşmesine uymasını istiyor. Çiftin bisiklet üstünde Türkiye'den sonraki durakları İtalya olacak.

Çevre Bakanlığı, Macaristan’ın Ajka kentindeki alüminyum fabrikasından Tuna’ya yayılan zehirli kızıl çamurun ‘20-30 gün içinde’ Karadeniz’e ulaşacağını açıkladı. Bakanlık yetkilileri Karadeniz’i zaten sürekli izlediklerini, zehirli çamur denize ulaştıktan sonra da laboratuvar incelemelerini yapacaklarını açıkladı. Tarım Bakanlığı’nın da konuyla ilgili üniversitelerden bir çalışma talep ettiği öğrenildi. Greenpeace Akdeniz Denizler Kampanyası Sorumlusu Banu Dökmecibaşı: “Atığın Karadeniz’e etkisi, Tuna Nehri’ndeki kadar olmayacaktır. Nehirdeki akışla birlikte atığın yoğunluğu biraz dağılacaktır. Karadeniz’deki etkisi daha uzun bir zamana yayılacak. Ağır metaller sonuçta suda çözülmüyor ya da doğada yok olmuyor” dedi. Bakanlık yetkilileri ise atığın Karadeniz’e ulaştıktan sonra yapılan test sonuçlarını açıklayacaklarını ve bu sonuçlara göre yol haritası belirleyeceklerini söyledi.

15-16-17 Ekim tarihlerinde Boğaziçi Üniversitesinde Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu'nca düzenlenen ''Suyuna, Toprağına, Ormanına, Emeğine Sahip Çıkanlar Buluşuyor'' forumu dün sonuç bildirgesinin okunmasıyla tamamlandı. Bildirgede, suyun ticarileştirilmesine, suyun ticarileştirilmesiyle insanların insanca ve sağlıklı yaşamlarının ellerinden alınmasına, Hidroelektrik Santrallerine (HES), tarım ve meraların kamulaştırılarak sermayeye satılmasına, su havzalarının yok edilmesine karşı olunduğu kaydedildi. Herkesin eşit koşullarda parasız olarak suya erişim hakkının savunulduğu belirtilen bildirgede, yapımı başlamış ve tamamlanmış HES'lerin kalkması için mücadele edileceği de ifade edildi.

World Wildlife Fund (WWF) tarafından yayınlanan ‘2010 Yaşayan Gezegen Raporu’nda, son 40 yılda dünyadaki biyolojik çeşitliliğin yüzde 30 azaldığı belirtiliyor. Raporda, ekolojik limitlerin de aşıldığı belirtilerek, son 50 yılda karbon emisyonlarının 11 kat artmasının, küresel iklim değişikliğinin başlıca sebebi olduğuna vurgu yapılıyor. Yaşayan Gezegen Raporu, dünyanın biyolojik kapasitesi yani arzı ile Ekolojik Ayak İzi’ni yani insanların talebini ölçerek, gezegenin durumu hakkında önemli sonuçlara ulaşıyor. Rapora göre dünyamız kırmızı alarm veriyor, çünkü Yaşayan Gezegen Raporu, biyolojik çeşitlilikte en hızlı düşüşün gelir seviyesi düşük olan ülkelerde olduğunu gösteriyor. Bu düşüş, gelişmiş ülkelerin tüketim biçimlerinin bir sonucu. Kişi başına düşen ekolojik ayak izi sıralamasında Türkiye, 154 ülke arasında 63. sırada yer alıyor. Kişi başına düşen Ekolojik Ayak İzi sıralamasında ilk on ülke: Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Danimarka, Belçika, Amerika Birleşik Devletleri, Estonya, Kanada, Avustralya, Kuveyt ve İrlanda. Bir Amerikalı’nın Ayak İzi 43 Afrikalı’nınkine eşit. Zenginlik ve başarı tanımımızın ve kriterlerimizin değişmesi gerektiğini vurgulayan rapor, kriterlere İnsani Gelişme Endeksi, Gini katsayısı, Yaşayan Gezegen Endeksi, ekosistem hizmetleri endeksleri ve Ekolojik Ayak İzi gibi göstergelerin eklenmesini öneriyor.

Greenpeace eylemcilerine, TBMM'nin önünde oturdukları için üç yıl hapis istemiyle dava açıldı. Topladıkları 170 bin imzayı TBMM’ye iletmek isteyen ancak polis tarafından yaka paça götürülen aktivistlerin üç yıl hapisleri isteniyor. Greenpeace’i mahkemelik eden eylem, 6 Temmuz’da, yani TBMM‘deTürkiye’de yapılacak nükleer santralle ilgili yasa tasarısı görüşülürken yapıldı. Yasa ile uluslararası hukuk, ulusal yasaları by-pass etmek için kullanılmış, ve bütün hukuki ve yasama gelenekleri alt-üst edilmişti. Böylece Rus hükümetine ait şirkete ihale olmadan ayrıcalıklar tanınmış, bazıları bunu yeni kapitülasyonlar olarak tanımlamıştı. Mersin Nükleer Karşıtı Platform, Sinop Çevre Dostları Platformu, Yeşiller Partisi ve Greenpeace üyelerinden oluşan 58 kişilik grup, ellerindeki 170 bin nükleer karşıtı imzayı teslim etmek amacıyla TBMM binasının tören kapısı önündeki merdivenlerde oturdu. İçeride görüşmeler sürerken dışarıda da santraller için adres gösterilen iki ilden (Mersin ve Sinop) sivil toplum örgütleri seslerini duyurmak istemişti. Ancak üzerlerine ‘Türkiye nükleer istemiyor’ yazılı tişörtler giyen aktivistler yerlerde sürüklenerek gözaltına alınmıştı. Daha sonra haklarında dava da açıldı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan İddianamede, ‘Türkiye’nin değişik bölgelerinden gelen grubun nükleer santral karşıtı giysiler giyerek ellerinde dövizlerle oturma eylemi gerçekleştirdiği; güvenlik görevlilerinin uyarılarına rağmen eylemlerini sürdürdükleri; birbirlerine kenetlenmek suretiyle eylemlerini sürdürmekte ısrar ettikleri ve eyleme güvenlik güçlerince güç kullanılarak son verildiği’ vurgulandı. 58 nükleer karşıtı aktivistin yargılanacağı davanın ilk duruşması, 28 Ekim günü Ankara 15. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılacak.

Elektrikli otomobiller için İstanbul'da ilk şarj istasyonu kuruldu. Saraçhane'deki İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sarayı'nın havuzlu otoparkında kurulan şarj istasyonunun açılışında konuşan belediye iştiraklerinden Enerji AŞ Genel Müdürü Adnan Çelik, elektrikli araçların İstanbul'da 2011 yılından itibaren satışa sunulacağını bildirdi.
Çelik, “Elektrikli araçlar tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de çok yeni. Araçlar İstanbul'da 2011 yılından itibaren satılmaya başlanacak.
Çelik, İstanbul'da bir sürücünün günde ortalama 60 kilometre yol katettiğini, buna göre tam şarj edilen bir elektrikli aracın ortalama 160 kilometre yol katedebileceğini söyledi. Elektrikli otomobillerin şarj maliyetinin dizel yakıtlı otomobillerin yakıt maliyetine kıyaslandığında, aracın modeline göre altıda ya da sekizde bir oranında daha ucuz olacağını da vurgulayan Çelik, basın mensuplarına araçların nasıl şarj edileceğini otoparka getirilen bir araç üzerinde uygulamalı olarak gösterdi.

ABD Savunma Bakanlığı'nın Avrupa ve NATO politikasından sorumlu üst düzey yetkilisi Jim Townsend, "balistik füze tehditlerinin nereden gelebileceğine baktığımızda, bize göre Türkiye çok fazla ön cephelerde yer alıyor. Dolayısıyla coğrafi açıdan, Türkiye, füze savunma sisteminin bazı bölümlerine ev sahipliği yapmada iyi bir yer olabilir" dedi.
ABD'deki düşünce kuruluşlarından Atlantik Konseyi'nde düzenlenen toplantıda da bir soru üzerine Townsend, Türkiye'nin, sistemin bazı unsurlarına ev sahipliği yapma konusunda isteksiz ya da kararsız olduğunu düşünmediğini söyledi. Türk yetkililerin konu üzerine derinden kafa yorduğunu düşündüğünü ifade eden Townsend, Türkiye'nin birçok açıdan çok özel bir konumda yer aldığına dikkati çekerek, Ankara'nın siyasi bağlamda bir karar alırken, coğrafi konumu, komşuları, komşularıyla olan derin tarihi ve ticari ilişkileri gibi hususları da hesaba katmak durumunda olduğuna işaret etti. Evet, bu sayede ölüm ve şiddet araçlarını başka ülkeler için barındırmamız ve bu konuda tereddüt etmememiz için bir mesaj verilmeye çalışılmış gibi görünyor.

Sportif etkinliklerini toplum yararına bir etkinliğe dönüştürme fikriyle yola çıkan, bir sivil inisiyatif olan “Adım Adım” adlı grup, 17 Ekim'de yapılacak olan Avrasya maratonuna katılıyor ve desteklerimizi bekliyor. Adım Adım Buğday Derneği’nin başlattığı TaTuTa çiftlik ağı için koşarak, yeni çiftliklerin TaTuTa ağına eklenmesi için çevrelerinden destek alacaklar. TaTuTa ağı, kurulduğu günden beri ekolojik çiftliklerde çalışmak veya ekolojik üretimi yerinde görmek isteyen kişilerle, ekolojik üreticileri buluşturuyor (www.tatuta.org). Türkiye'nin dört bir yanındaki 55 çiftlikten oluşan ağa katılmak isteyen pek çok yeni çiftlik var. Bu çiftliklerin ağa katılabilmesi için ziyaret edilmeleri, çiftlik sahibi ya da çalışanlarına eğitimler verilmesi gerekiyor. Adım Adım ile toplanacak gelir, bu çalışmaların yapılabilmesi, dolayısıyla yeni çiftliklerin TaTuTa Ağı'na katılmasına imkan sağlayacak. Adım Adım hakkında daha fazla bilgi için http://adimadim.org/ sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Beyaz Saray’ın bu kararı Türkiye’ye de örnek olmuşa benziyor. Bir grup milletvekili Meclis’e güneş paneli kurulmasını istedi. Milletvekilleri, TBMM binası çatısına güneş panelleri konularak, Türkiye’de sera gazı salımının azaltılmasında, çevreci yeşil enerji kaynaklarının kullanılmasında, yaygınlaştırılmasında ve temiz enerji teknolojilerinin geliştirilmesinde de öncülük yapılabileceğini belirtiyorlar. Tüm vekillerden aynı duyarlılığı ve örnek davranışı, nükleer santrallerin yapılmaması için göstermelerini bekliyoruz.

350 eylemi dün 12 ilde yapıldı. Istanbul’da Galatasaray Lisesi önünde toplanan ve ''Küresel ısınmaya hayır'', ''Nükleere hayır'', ''İklimi değil sistemi değiştir'' dövizleri açan eylemciler, Taksim Meydanı'na kadar ''Uzunköprü Küresel Orkestrası'' eşliğinde şarkılar söyleyerek yürüdü. Meydanda bir konuşma yapan Ömer Madra, iklim değişikliği sorununun tüm gezegeni tehdit ettiğini söyledi. ABD'li dilbilimci, düşünür Noam Chomsky de eyleme katılmaktan mutluluk duyduğunu belirterek, ''Bu konu hakkında bir önlem alınmazsa insanlık için yakın zamanda çok ciddi bir sorun haline gelebilecek durumla karşılaşılacak. Aslında mesaj çok açık ve net. Sizin gibi insanları bu meydanlarda çoğaltmamız gerekiyor. Belki böylece insanları büyük bir katliamdan kurtarırız'' dedi. Greenpeace eylemcileri ise yüzlerine petrol benzeri organik bir sıvı sürerek katıldı ve başta petrol olmak üzere fosil yakıtlara olan bağımlılığımızı vurguladı ve bir Enerji Devrimi istedi.
Aynı gün Perşembe Akşamı Bisikletçileri adlı grup, faaliyet gösterdiği illerden 10 unda, bine yakın bisikletliyle eylemler yaptı. Bisikletliler, daha temiz bir gezegen için pedal çevirdiler. Şehir trafiğine bisikletlerin hakim olmasını isteyen grup üyeleri yerel yönetimlere bu konuda da çağrıda bulundular. Dünya genelinde politikacıları iklim değişikliğine karşı radikal önlemler almaya ve çevreci politikalar oluşturmaya davet eden grubun Yalova’da düzenlenen etkinliğine Greenpeace gönüllüleri, Küresel Eylem Grubu, Barışa Pedal, Yeşil Pedallar, Yeşiller Partisi de katılarak destek verdi.

İzmir'in Dikili ilçesinde, naylon ve plastik poşet kullanımı belediye meclisinin aldığı kararla 15 Kasımdan itibaren yasak. Dikili’de iş yerlerinde alışveriş sonrası ürünlerin naylon poşet, plastik torba içerisinde müşteriye sunulmasına yasak getirilerek, kağıt torba ve kese kağıdı kullanımı zorunluluğu getirilmesine karar verildi. Katı atıkların ayrıştırılarak toplanması da karara bağlandı. Buna göre, aynı tarihten itibaren ev ve iş yerleri, çöplerini organik katı atıklar, plastik ve metal ambalaj kutuları olarak ayrı ayrı çöp torbalarıyla teslim edecek. Kararda, getirilen kurallara uymayanlara Kabahatler Kanunu çerçevesinde ceza uygulanacağı da hükme bağlandı. Umuyoruz ki bu güzel örnekler çoğalır ve dünya artık bizim plastik atıklarımızla boğuşmaktan, bizim hatalarımızı kapatmaya çalışmaktan kurtulur. Bu bilinçle hareket edenlerin sitesi www.beztorbakullananlar.com u ziyaret edebilir daha çok bilgi edinebilirsiniz.

Hareketli bir hafta sonunun ardından yıkım ve mücadele haberleri. Kaz Dağları eteklerinde 11 maden şirketinin 5 sondaj makinesiyle altın arama çalışmalarına, 1 yıl aradan sonra yeniden başlamaları bölgedeki vatandaşları harekete geçirdi. Çanakkale Bayramiç’te Karıncalı, Kuşçayır, Kara İbrahimler, Muratlar, Şapçı ve Balaban köylerini içine alan bölgeye inceleme gezisi düzenleyen bir grup vatandaş arasında Bayramiç Belediye Başkanı İsmail Sakin Tuncer de yer aldı. Tuncer, siyanürle yapılacak altın işleme çalışmalarının bölgeye büyük darbe vuracağını belirtti. Bayramiç Ziraat Odası Başkanı İsmail Pehlivan da, Bayramiç yöresinde elmadan yılda 6 milyon, şeftaliden 4 milyon, kirazdan 3 milyon lira elde edildiğini hatırlattı. Kanadalı Teck Madencilik Şirketi’nin yeniden başladığı Kaz Dağları eteklerindeki arama çalışmalarının yanı sıra Kuzey Biga ve Doğu Biga adlı iki şirket geçen yıl çıkarılan altın miktarını belirlemek için sondaj çalışmalarını sürdürüyor.

Akkuyu’da Rusya’nın tasarladığı VVER-1200 reaktör tasarımının kullanılacağı santralin 50 yıl sonra ömrünü tamamlayacağını ama çevreye vereceği zararın geri dönülmeyecek kadar yıkıcı olacağını savunan Greenpeace, bölgeye nükleerden önce girdi. Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynaklarına dikkat çekmek ve nükleerin tehlikelerini anlatmak isteyen Greenpeace gönüllüleri, Akkuyu Santrali’nin yapılacağı alanın 4 kilometre yakınındaki Büyükeceli Köy Camii’ne güneş enerji sistemi kurmaya başladı. Güneş Enerjisi Sanayicileri Derneği (GENSED) ile işbirliği yapan çevre kuruluşu, güneş enerji sisteminin ne kadar kolay ve ekonomik olduğunu ortaya koydu. Nükleer santralda çalışma umudu olan işsiz gençlere, güneş enerji sistemi kurma konusunda kurs veren Greenpeace ve GENSED, Büyükeceli beldesindeki genç nüfusuna bu sektörde nasıl iş bulabilecekleri konusunda da yardım edecek. Greenpeace Proje Koordinatörü Alidost Numan, “Nükleer santral nedeniyle 20 yıldır ekonomik geleceği belirsizleşen bölge halkı, tek kurtuluşun santralda vasıfsız işlerde çalışmak olduğunu düşünüyor. Oysa Nükleer santral bölgede daha iyi iş olanaklarının önündeki en büyük engel. Son on yılda Almanya’da yenilenebilir enerji sahasında 340 bin kişiye yeni iş yaratıldı. Nükleerde ise sadece 30 bin kişi çalışıyor. Güneş enerjisi açısından Avrupa’nın ikinci en büyük potansiyeline sahibiz. Hükümet bu santral yerine güneş sistemlerine teşvik verse 120 bin kişiye temiz, vasıflı iş yaratılacağını hesaplıyoruz” dedi.

Yeşiller Partisi,Kresel Eylem Grubu, 3. Köprüye Karşı Yaşam Platformu ve Greenpeace üyeleri yapılmasına karşı çıktıkları 3’üncü köprünün 2 milyon ağacı yok edeceği gerekçesiyle bu hafta sonu Galata Köprüsü’nde mumlu eylem yaptı. “2 milyon ağaç için 2 milyon İstanbullu” kampanyası çerçevesinde dün akşam Galata Köprüsü’nde bir araya gelen vatandaşlar, “3. Köprü çözüm değil” yazılı pankart açtı. Eylemciler açıklamaların ardından yanlarında getirdikleri mumları köprünün korkuluklarına dikti. Grup, köprünün Eminönü ayağına kadar yürüdükten sonra sessizce dağıldı. Hükümet politikalarının bu dönemde çevreye büyü zararlar vermesi nedeniyle sivil toplum örgütlerinin güçlerini birleştirdiklerini görüyoruz. Umuyoruz bu hareket büyüyerek devam eder.

Tüm bu doğa kıyımı haberlerinin ardından Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun, “Sözde değil özde çevreciyiz, farkımız bu. Şu anda çevrecilik deyince çevreciliği bilen biziz” mesajı şaşırttı. Sakarya nehri üzerine yapılacak HES'in temel atma töreninde konuşan Bakan Eroğlu, Sakarya Büyükşehir Belediyesi Adapazarı Su ve Kanalizasyon İdaresi ADASU’nun, santralin tamamlanmasının ardından ihtiyacı olan enerjinin yüzde 95'ini buradan elde edeceğini söyledi. Bakan Eroğlu, yapımın ardından bölgenin muhteşem bir mesire alanı olacağını ifade ederek, Türkiye'de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dan önce bütün suların boşa aktığını anlattı. Eroğlu, “Türkiyedeki en büyük çevre yatırımlarının temelini Başbakanımızla birlikte ben attım. İstanbul'da ağaç yoktu, baştan aşağıya ağaçla donatan biziz. Çöp dağları vardı, çöp dağlarını kaldırıp ilk defa düzenli depolama, yakma tesislerini, tıbbi atıkları ayrı toplayıp bertaraf eden tesisleri kuran biziz. Haliç'i kurtaran biziz. ” dedi. HES'lerin enerji için gerekli olduğunu iddia eden Eroğlu; “Bunları yapmazsak ne olur? Buraya termik santral kuracaksanız, kömürlerden çıkan baca gazları veya dışarıdan doğalgaz alıp doğalgaz çevrim santrali ile elektrik vereceksiniz. Bunlar mı daha çevreci? Yoksa doğaya ve suya hiç bir kirlilik vermeyen hidroelektrik santraller mi çevreci? Bunu vatandaşların takdirine bırakıyorum” dedi. Vatandaşlar bu konuda takdirini ortaya koymuş, çöp üretmeyen politikalar istiyorlar, yok edilen doğanın yerine mesire yeri değil, artık kullanılmasına gerek kalmamış çöp depolama sahalarının üstüne mesire yeri yapılsın diyorlar, yeni santral olacaksa rüzgar güneş olsun, olsun ama daha iyisi enerji tasarrufu olsun diyorlar. Vatandaş diyor ki Eroğlu gerçek çevreci olsa bu şekilde gösterir, ancak politikaları vatandaşları değil inşaat şirketlerini gözetiyor diyor.

Doğa Derneğ’inden doğa okur-yazarlığı. Canlıların ortak dili var mı? doğanın alfabesi kaç harften oluşur, nasıl okunur? soldan sağa mı, dışarıdan içeri mi? Doğa dilini yaşamımızda nasıl kullanabiliriz? Su boşa akar mı? Doğa neden daireseldir? Kök nedir? Gövde ne işe yarar? Bir ağaç nehir midir? Bir nehir ağaç mıdır? Doğa neden yok oluyor? İnsan doğayı yok ediyor mu? Doğayı korumak mümkün mü? Anadolu kaç kıtadan oluşur? Anadolu'daki Afrika nedir? Bunlar ve başka pek çok sorununun yanıtı ve fazlası doğa okur yazarlığı kursunda. Kurs, 24 Ekim Pazar saat 10:00-18:00 saatleri arasında Çengelköy Doğa Evi’nde verilecek detaylı bilgiyi www.dogadernegi.org adresinden edinebilirsiniz.

Hauck ve Brigitte Schlupp-Wick çifti, merkezi Japonya'da bulunan 'Barış İçin Belediye Başkanları' adlı uluslararası birliğin nükleer silahlara karşı yürüttüğü çalışmalar kapsamında 80 gün önce Almanya'dan yola çıktı. Avusturya, Macaristan, Sırbistan, Bulgaristan üzerinden Türkiye'ye gelen Hauck ve Brigitte Schlupp-Wick çifti, önce Kadıköy belediyesini ziyaret etti, sonra yolunda devam etti. İncirlik 10'uncu Tanker Üs Komutanlığı'nın bulunduğu Adana'nın merkez Sarıçam ilçesi bağlı İncirlik'e uğradıktan sonra Sarıçam Belediyesini ziyaret ederek Başkan Vekili Ali Acembekiroğlu ile bir süre görüştü. Alman çift, tüm nükleer silahlarının ortadan kaldırılmasına yönelik imzalanan anlaşmanın hayata geçirilmesi ve nükleer başlıklı silahların dünyadan kaldırılması amacıyla bisikletle eylem yaptıklarını anlattı. "İncirlik'in bulunduğu Sarıçam Belediyesini ziyaret etmek bizim için çok önemli. Tüm insanların nükleer silahlara karşı duyarlı olmasını istiyoruz. Bunun için yola çıktık." dedi. Sarıçam Belediye Başkan Vekili Ali Acembekiroğlu da tüm dünyanın nükleer silahlara karşı bilinçlenmesi gerektiğini belirterek, İncirlik üssünün de bir savaş üssü olarak algılanmasını ve kullanılmasının Sarıçamlıları üzdüğünü, Sarıçam'ın bir savaş üssü ile değil barış üssü ile anılması gerektiğini belirtti.

Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) Türkiye Başkanı Akın Öngör, Odak Kurumsal tarafından düzenlenen 2. Yeşil Tesisler Konferansı'nın açılışında yaptığı konuşmada, insanın doğanın bir parçası olduğunu, doğadaki zincirin bozulmasının eninde sonunda insanları veya sonraki nesilleri etkileyeceğini ifade etti. İnsanoğlunun yaptığı kullanımların sonucunda doğaya yaptığı etkiye ''ayak izi'', doğanın kendisini yenileyebilme kapasitesine de ''biyokapasite'' denildiğini söyleyen Öngör, ''İnsanoğlu öyle bir ayak izi bırakmaya başladı ki yeryüzünün biyokapasitesini aşıyor. Biz doğanın sermayesinden yiyoruz. Sürdürülemez bir noktaya gidiyoruz'' diye konuştu. WWF Raporuna göre günümüzde bir yıl yani 12 ayda tüketilen kaynakların doğa tarafından yenilenmesi 18 ay alıyor, bunu daha fazla sürdürmek mümkün değil. Dünya’da en büyük ayak izini bırakanlar başta ABD, sonra Çin ve Hindistan. Bıurada Avrupa’nın tek bir ülke olarak değerlendirilmediğini eklemek gerek. Ancak Dünyadaki herkes bir ABD'li gibi yaşasa 5 tane yerküreye ihtiyaç var. Dünyadaki herkes bir Türk vatandaşı gibi yaşasa 2 tane yerküreye ihtiyaç var. Yeryüzünde herkes Türkiye'deki insanlar gibi dahi yaşasaydı, dünya bize yetmeyecek, bir gezegene daha ihtiyacımız olacak.
Siz de ayak izimizi azaltmak için bir şeyler yapın ve 10.10.10’da harekete geçin, 350 Hemen Şimdi Eylemcesine sadece 4 gün kaldı! Eylemce için detaylı bilgi www.350.org ve www.350hemensimdi.org adresinde. Sende katıl.

Türkiye'deki yaban hayvanları için DNA bankası kuruluyor. Karaca, ceylan, kızıl geyik, alageyik, yabankoyunu, yabankeçisi, çengel boynuzlu dağ keçisi, çizgili sırtlan, karakulak, vaşak, kurt ve bozayı türlerini kapsayan proje bu ay başlayacak, 48 ayda tamamlanacak. Ulusal Biyolojik Çeşitliliğin ve Gen Kaynaklarının Korunması Hedefleri Doğrultusunda Büyük Memeli Türlerinin Araştırılması, Korunması ve Yönetimi projesi, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi ve Selçuk Üniversitesi işbirliğinde hazırlandı. Çevre ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürü Yaşar Dostbil “Bu, Türkiye’de yaban hayatı konusunda bugüne kadar yapılan en geniş bütçeli ve en kapsamlı proje” dedi.

WWF-Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadele çalışmalarına destek olmak amacıyla 15 Ekim gecesi Suada Club’da sahne alacak olan Nil Karaibrahimgil çağımızın en büyük sorunlarından biri olan iklim değişikliği konusunda tüm Türkiye’ye mesaj yollayacak. Bu özel etkinliğin önemini vurgulamak için kamera karşısına geçerek mesaj veren bir fotoğraf çekimi gerçekleştiren Nil Karaibrahimgil, iklim değişikliği mücadelesini destekleyen farklı bir kostümle sahneye çıkacak. WWF-Türkiye küresel iklim değişikliğiyle mücadele ve iklim değişikliğine uyum konusunda kamuoyunu bilinçlendirmeye, katılımı sağlamaya ve karar vericileri etkilemeye yönelik çalışmalarda bulunuyor. WWF-Türkiye ve Nil Karaibrahimgil herkesi 15 Ekim 2010 Cuma akşamı saat 22:00’da, Galatasaray Adası - Suada konser alanı, Kuruçeşme – İstanbul’da iklim değişikliğiyle mücadeleye destek olmaya çağırıyor.

Enerji tasarrufu sağlaması, sera etkisi oluşturan yansımaları ve karbondioksit salımını azaltmasıyla çevreye önemli katkılarda bulunan yeşil binaların sayısı artıyor. Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği yeşil binanın, enerji ve suyun az kullanılmasını sağlayan, doğaya saygılı bir inşaat türü olduğunu savunuyor. Bir binaya yeşil bina unvanını, yer seçimi, tasarım, yenilik, yapı malzemelerinin özellikleri, su kullanımı, atık malzemelerin yeniden kullanımı gibi özellikler veriyor. Bu çağda artık zaten bu özellikleri taşımayan binalara hala nasıl ruhsat verilebiliyor anlamıyorum. Bu kriterler artık zorunlu olmalı.

Bugün 4 Ekim Dünya Hayvan Haklarını Koruma Günü. Hayvan hakları savunucuları, dün "hayvanlara yönelik şiddeti" protesto etmek amacıyla Beyoğlu İstiklal Caddesi üzerinde oturma eylemi yaptı. "İnsan düşünen hayvandır" yazılı pankart açan grup, Galatasaray Lisesi önünde toplandı. Yüzlerce hayvan hakları savunucusu hayvana yönelik şiddetin kabahat değil suç sayılmasını istediklerini belirterek “5199 sayılı yasanın değişerek, hayvana yapılan şiddetin, işkencenin cüzi bir para karşılığı geçiştirilmemesini, hayvanlara karşı işlenen suçların ceza hukuku kapsamına alınmasını, şiddet uygulayan suçluların mahkemelerde yargılanarak gerekli cezaları almalarını istiyoruz" dedi.

Adıyaman Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Dekanlığı tarafından tasarlanarak üretilen Türkiye'nin ilk resmi güneş enerjili prototip makam ve hasta servis aracının tanıtımı yapıldı. Resmi plakalı olan makam aracının direksiyonuna geçerek trafiğe çıkan Rektör Prof. Dr. Mustafa Gündüz, "Araçlarımız hem çevreci, hem sessiz" dedi. Teknoloji Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turan Koyuncu ise güneş enerjisinden faydalanarak çalışan araçların çevreci, sessiz ve yakıt maliyeti bulunmadığını söyledi. Her iki aracın da Adıyamanda kendileri tarafından tasarlandığını belirten Prof. Dr. Koyuncu, "Bu araçlar dünyanın ilk resmi güneş enerjili araçlarıdır. İki araç tasarladık ve ürettik, aynı zamanda denemelerini de yaptık. Bunlardan birincisi beş kişilik otomobil, ikinci araç ise 14 kişilik minibüs. Araçlarımızın ikisi de güneş enerjisi ile çalışmaktadır. Üst kısmında güneş panelleri bulunuyor. Güneş panelleri almış olduğu güneş enerjisini elektrik enerjisine dönüştürmekte bataryaları şarj etmekte. Daha sonra bataryalarda elektrik motoruna ileterek, elektrik motorunun hareketini tekerleklere vermekteyiz"dedi. Tanıtımı yapılan araçlar daha sonra kent içerisinde trafikte kullanıldı.

Yeşiller'in, İstanbul Boğazı'na üçüncü köprü projesini protesto amacıyla başlattığı "2 Milyon İstanbullu" kampanyası kapsamında binlerce kişi, İstanbul Boğazı'nın 22 ayrı noktasında toplandı. Ellerindeki mumlarla eylem yapan grup üyeleri 3. köprünün inşa edilmemesini istediler. İstanbul Boğazı'na yapılacak olan 3. köprü nedeniyle çevrenin olumsuz etkileneceğini ve 2 milyonun üzerinde ağacın kesileceğini belirten Greenpeace, Şehir Plancıları Odası, Doğa Derneği, UNESCO, Sulukule Platformu, İstanbul Tabip Odası, Türkiye Makine Mühendisleri Odası Birliği (TMMOB) gibi 22 sivil toplum örgütü, Boğaz'ın 22 noktasında bir araya geldi. Karaköy, Bakırköy, Kadıköy, Beşiktaş, Ortaköy gibi mekanlarda ellerinde mumlar ve pankartlar açan gruplara, Greenpeace üyeleri Zodiak botlarla gelerek destek verdi. Botlardan '3. köprüye hayır' pankartı açan eylemciler, 3. köprü yerine toplu taşıma araçlarının kullanılmasını istediler. Eyleme, karşı kıyıdan yani Yalova’dan da destek verildi. Yalova Çevre Platformu gönüllüleri saat 20:00 da Yalova sahilinde toplanarak, ellerindeki mumlarla 1 saatlik etkinliğe destek verdiler. Yalovalılar, Adalar’a deniz yoluyla doğrudan gidilmesinin bile önü kesilmişken, sadece İstanbul için değil, çevresiyle bağlantıları için de, ‘kaliteli toplu deniz taşımacılığı’ isteğine katılıyor.

Balıkesir'in Erdek ilçesine bağlı Narlı köyü yakınlarındaki 2,5 km lik alana Kapıdağ Rüzgar Enerji Santrali yapılıyor. Santralin inşasına 2011 yılının ilk çeyreğinde başlanacağı bildirildi. Her biri 0,85 MW üretim gücünde olmak üzere toplam 41 adet rüzgar türbininden oluşan proje, toplam 34,85 MW kurulu güce sahip olacak. Toplam elektrik üretimi ise yılda yaklaşık 120.700 MWh civarını bulacak.

WWF-Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadele çalışmalarına dikkat çekmek amacıyla, 15 Ekim’de yani bu Cuma, Suada Club’da Nil Karaibrahimgil konserine ev sahipliği yapacak. Konserin tüm geliri WWF-Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadele çalışmalarına bağışlanacak. WWF-Türkiye küresel iklim değişikliğiyle mücadele ve iklim değişikliğine uyum konusunda kamuoyunu bilinçlendirmeye, katılımı sağlamaya ve karar vericileri etkilemeye yönelik çalışmalarda bulunuyor. WWF-Türkiye ve Nil Karaibrahimgil herkesi yaşayan bir Türkiye için iklim değişikliğiyle mücadeleye destek olmaya çağırıyor.

Yalovalılar kurulması planlanan kömürlü termik santrali engellemeye çalışırken daha şimdiden, santral alanının 250-300 metre yakınına bir kimyasal atık deposu kurulma hazırlıkları başladı bile. Hollanda merkezli VOPAK şirketinin kurmak istediği kimyasal atık depolama tesisinde 710 bin metreküp akrilonitril, asetik asit, asetik anhidrit, aseton, akrilik asit, yüksek viskozite baz yağlar, butik setat, butik akrilat, kostik soda, dietilen glikol, etonol, sülfirik asit, metanol ve bunlar gibi pek çok kimyasallar ve petrol türevi ürünlerinin depolanacağı ifade ediliyor. Olası bir kaza anında sadece Yalovayı değil, Marmara bölgesinin önemli bir bölümünü olumsuz etkileyebilecek olan bu tesisin yapımı için 19 Ekimde bir ÇED toplantısı düzenleniyor. 19 Ekim’de Yalova-Çiftlikköy ilçesi, Taşköprü Beldesi Düğün Salonu’nda saat 14:00 da yapılacak ÇED toplantısında halkın tepkisi önemli görülüyor.

Kars'ta 58 türden 24.800, Iğdır'da 84 türden 5.800 ve Ardahan'da 24 türden 1000 kuş sayıldı. Kuzeydoğa Derneğinden alınan bilgiye göre 26 kişilik ekip, 2 Ekimde, söz konusu illerde bulunan 7 doğal alanı 4 kişilik gruplar halinde ziyaret ederek kuşları saydı. Dünya Kuş Gözlem Günü kutlamaları kapsamında düzenlenen etkinlikte, yağmurlu havaya rağmen Türkiye'deki 465 kuş türünün yaklaşık dörtte birine rastlandı.
En çok görülen 3 kuş türü sakarmeke, angıt ve sığırcık oldu. Etkinlikte 12.800 sakarmeke, 4.100 angıt ve 4000 sığırcık kuşu görüldü. En çok kuş görülen yer 63 türden 52.028 kuşla Iğdır'da Ağrı Dağı'nın eteklerindeki koruma statüsü olmayan Aralık-Karasu sulak alanı oldu.

Boğaziçi’ne 3. köprü için belirlenen güzergâhın Avrupa yakasındaki ayağı Sarıyer ilçesine bağlı Garipçe köyünde yapılması panlanıyor. Anadolu yakasındaki ayak ise Beykoz’a bağlı Poyrazköy’de. Güzergâhın açıklanmasından bu yana Sarıyer’de 3. köprüye karşı eylemler sürerken Beykoz’daki suskunluk dikkat çekiyor. Konunun Sarıyer ilçe belediye meclisinde tartışılmasına ve “köprüye karşı direniş kararı” çıkmasına karşın Beykoz Meclisi gündemine aylardır alınmamasına ve belediye yöneticilerinin karşı tutum sergilememelerine, ilçe halkının kayıtsız kaldığı belirtiliyor. Uzmanların saptamalarına göre, 3. köprü ve bağlantı yolları en fazla Beykoz ilçesinde tahribat yaratacak. Köprüden ötürü tehlike altındaki ormanların yüzde 70’i Beykoz’da; yollar için kesileceği belirlenen 2 milyon ağaçtan 1.4 milyonu da yine Beykoz ormanlarından yok edilecek.

GDO'suz Pikniğe Çağrı var. 2010 dünyada sıcaklığın rekor seviyelere ulaştığı, sel, kuraklık gibi doğal afetlerin hayatımızı tehdit ettiği bir yıl. Hepimizin artık harekete geçme zamanı geldi. İklim krizine yeter demek ve sesimizi duyurmak için baslatılan, 350.org öncülüğünde 10/10/10'da 184 ülkede 6000'i aşkın etkinlik düzenleniyor. Kimi çatısına güneş paneli koyuyor, kimi yürüyüş düzenliyor, kimi ağaç dikiyor, kimisi de rüzgar enerjisi projesi başlatıyor. Bu tür etkinliklerden biri de “Fikir Sahibi Damaklar” grubu tarafından organize ediliyor. Fikir Sahibi Damaklar, 10/10/10'da iklim değişikliğinden en çok etkilenen alanlardan biri olan tarıma işaret ederek, endüstriyel tarım yerine organik ve sürdürülebilir tarımı savunmak, dev şirketler yerine küçük çiftçiyi desteklemek, tek bitki tarımı yerine tarımsal biyoçeşitliliği desteklemek ve ne yiyeceğimize kendimiz karar vermek için GDO'suz bir buluşma, bir piknik düzenliyor.
10.10.2010 Pazar günü İstanbul- Maçka Parkı’nda 10:00-12:00 saatleri arası düzenlenecek pikniğe herkes davetli. Sonrasında ise, Naom Chomsky, Ömer Madra ve 350’ye destek verenlerle birlikte, saat 15:00’da Galatasaray’dan Taksim’e Küresel Eylem Grubu tarafından organize edilen yürüyüşe katılabilirsiniz.

Alanya Altın Kepçe Turizm ve Aşçılar Derneği, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) ile ilgili üyelerini panelle bilgilendirecek. Alanya Kültür Merkrezi'nde 13 Ekim Çarşamba günü saat 15.00'te Akdeniz Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd.Doç. Dr. Barçın Karakaş, aşçılara GDO ile ilgili bilgiler verecek. Panelde aşçılara, GDO'lu ürünleri nasıl anlayabilecekleri, insan sağlığı ve Türk mutfağına verdiği zararların neler olduğu, nelere dikkat edilmesi gerektiği hakkında bilgiler verilecek. Bu eğitimi GDO faciasının önüne geçemezsek artık sadece aşçılar değil, hepimizin alması gerekecek.

Rusya Başbakanı Vladimir Putin ve hükümet üyeleri Mersin Akkuyu'ya inşa edileceği söylenen nükleer santralle ilgili uluslararası anlaşmayı imzalayarak parlamentonun alt kanadı Duma'ya gönderdi. Temmuz ayında TBMM'de kabul edilen anlaşmanın,Rusya parlamentosundan da geçerek Ekim ayı içinde yasalaşması bekleniyor. Nükleer felaketin Rusya eliyle Türkiye’ye girmemesi için mücadele sürecek...

GDO’lu ürünler, nükleer santraller, ormanların katline yol açan köprü ve yol projeleri derken gezegenimizin ömrünü kısaltıyoruz. Neyse ki dünyada tüm bunlara karşı duyarsız kalmayan, kalamayan milyonlarca insan var. Bu insanlardan bir kısmı 2 Ekim Cumartesi günü yani yarın akşam saat 20:00’da “3’üncü köprüye hayır” diyecek. Ellerindeki mumlarla İstanbul’daki sahiller başta olmak üzere tüm sahillerde bir saat boyunca eylem yapacak olan Istanbul Halkı, 3. köprünün yapımıyla yok olacak 680 ha doğal sit alanı, 931 ha tarım alanı ve 2,5 milyondan fazla ağaç barındıran 1453 ha’lık orman alanına dikkat çekmeyi amaçlıyor.
2 Ekimde 3. Köprü’ye Karşı 2 milyon İstanbullu Eyleminde Greenpeace de Galata Köprüsünde olacak.

KASIM
Nükleer programıyla ilgili krizin aşılması için Batılı güçlerle yeniden masaya oturmaya hazır olduğunu açıklayan İran, müzakereler için Türkiye'yi teklif etti. Yarı resmi Mehr ajansı, İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Mutteki'nin, nükleer görüşmelerin yeni turunun başlangıcı için muhtemel tarih olarak 15 Kasımı belirlediğini duyurdu. Gerçekleşirse İran ile Batılı güçler arasında yapılacak nükleer görüşmelere, İran ile 5 + 1 ülkeleri (ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa ve Almanya) katılacak. Türkiye de bu görüşmelere ev sahipliği yapmaya olumlu yanıt vermişti.

Tarım Bakanlığı, pet shop'lardaki uygunsuz hayvan satışlarına gelen tepkiler üzerine mevzuatı değiştirmek için harekete geçti. Tarım Bakanı Mehdi Eker, “Şikâyet çok. Mevzuatı bu doğrultuda değiştiriyoruz” açıklamasını yaptı. Denetim ayağından sorumlu taraf olan Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu da “Satan kurallara uyacak” dedi. 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri ile ilgili kanunda haziran ayında değişiklik yapıldığını hatırlatan Mehdi Eker, şimdi de buna uygun olarak yönetmeliğin değişeceğini açıkladı. Haziran ayında ilgili kanunda yapılan değişiklik, hayvan sahibine de sorumluluk getirecek. Bulaşıcı hayvan hastalığını ya da sebebi belli olmayan hayvan ölümlerini bakanlığa bildirmeyen hayvan sahipleri ve muayene eden veteriner hekimlere para cezası uygulanacak.

Amasya ve Tokat'a 84 milyon Euro'luk rüzgâr enerjisi santrali kurulacak. Eksim Yatırım Holding'in Amasya ve Tokat'ta kuracağı, 80 MW'lık rüzgâr santrali için 68 milyon Euro tutarında kaynak sağladı. Projenin toplam büyüklüğü 84 milyon Euro'yu buluyor. Finansman sağlayan Yapı Kredi Leasing Genel Müdürü Nurgün Eyüboğlu, "Önümüzdeki dönemde enerji kaynaklarında dışa bağımlılığı azaltan ve yeni istihdam imkanları sunan projelerin hayata geçirilebilmesi için destek vermeye devam edeceğiz." diye konuştu. Eksim Yatırım Holding Genel Müdürü Ünsal Sözbir de, "Grubumuz enerjisi sektöründe 2000'den beri devam eden çalışmaları ile 1.200 MW üzerindeki yenilenebilir enerji yatırımlarını hayata geçirdi. Projelerimiz tamamlandığında yılda 4 milyar kWh üretime ulaşacağız." dedi. Rüzgar yatırımcıları varken, dünya akıllı şebekelere doğru hızla ilerlerken biz neden hala nükleer diye israr ediyoruz?

İstanbul İl Genel Meclisi, merdiven altı gıda üretimini yakın takibe aldı. Sağlığa uygun olmayan 12 ton bozuk etin piyasaya sürüldüğü iddialarını araştıran komisyonca hazırlanan rapor açıklandı. Verilere göre İstanbul Tarım Müdürlüğü, 2010’da denetlediği 603 et ve et ürünü üreten işletmeden 121’ine para cezası verdi ve 7 işletme hakkında suç duyurusunda bulundu. Piyasaya et süren 70 işletme ise üretimden men edildi. Böylece İstanbul’da denetlenen işletmelerin yüzde 15’ine para cezası verildiği gözlenirken, yüzde 10’u da işletmeden men edildi. Bu durumda en sağlıklısının vejeteryan olmak ve et yememek olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Hem sağlık hem gezegenimiz için en iyisi vejeteryan olmak.

Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cemal Zehir, ''Kişi başına su miktarı bin metreküpten az olan ülkeler, su kıtlığı olan ülkelerdir'' dedi. Doç. Dr. Zehir, Atatürk Üniversitesi Kültür Merkezi'nde düzenlenen, ''Küresel ısınma, su sorunları Türkiye ve Ortadoğu'ya yansımaları'' konulu konferansta, küresel ısınma ve suyun dünya için önemi hakkında bilgiler verdi. Küresel ısınmanın, son 10 yılda dünyada en fazla konuşulan konuların başında geldiğini ifade eden Zehir, Birleşmiş Milletler tahminlerine göre 2050 yılında dünya nüfusunun 9.1 milyara ulaşacağını ve nüfusla birlikte suyun öneminin de artacağını söyledi ve ekledi “Özellikle sanayileşmiş ülkelerde su, endüstri ve tarım çalışmalarında daha çok kullanılmaktadır. Kişi başına su miktarı, bin metreküpten az olan ülkeler su kıtlığı olan ülkelerdir. 3 bin metreküpten az olan ülkeler ise su yoksulu ülke statüsünde yer alır. Özellikle Ortadoğu ülkeleri, su kıtlığı yaşayan ülkeler arasındadır. Irak'ta kişi başına su miktarı 2 bin 110, Türkiye'de bin 683, Suriye'de bin 420, İsrail'de 350, Ürdün'de 250 ve Filistin'de ise 100 metreküptür. Su bakımından zenginliğin ölçütü ise kişi başına yıllık 10 bin metreküptür.''
Bu şekilde rakamlarla ortaya çıkarmak güzel, ancak benim merak ettiğim Türkiye ne zaman gri su sistemleri kuracak, ne zaman suyun %90’ını geri dönüştürüp yeniden yeniden kullanacak. Bunu yapmadığı takdirde insanimiz değil doğamız susuz kalacak, kaldı bile...

Müthiş bir ekosistemin ve milyonlarca insanın geçim kaynağının devamlılığı, bu konuda göstereceğimiz duyarlılığa bağlı. Bir balığın boyunun kaç santim olduğunun ne kadar önemli bir ayrıntı olabileceğini pek düşünenimiz olmamıştır. Ama bazen boyut önemli olabilir; hele konu müthiş bir ekosistemin ve milyonlarca insanın geçim kaynağının devamlılığını korumak ise... Yarın hala denizlerimizde ve sofralarımızda lüfer, hamsi, palamut, sardalya, tekir ve diğer balık türlerini görmek istiyorsak kaç santim bilmek zorundayız. Aşırı avlanma, yasadışı avlanma, tahrip edici avlanma yöntemleri (dip trolü, akıntı ağları, devasa gırgır tekneleri gibi), kirlilik, iklim değişikliği, kıyısal tahribat gibi diğer tehditler ile birleşince bu tablo neredeyse önüne geçilemez boyutlara geldi. Gitgide azalan stoklar ve özellikle de üreme çağındaki balıkların azalması, pazardaki yavru balık miktarının hızla artmasına neden oluyor. Greenpeace de 2007 yılında Atlas dergisinin de katkısı ile 'Küçük Balık Yoksa Büyük Balık da Yok' kampanyası başlatmıştı. Bir kez bile yumurtlama şansı olmadan avlanan yavru balıkların satışının denetlemeler ile durdurulması için tüketici bilgilendirilmeye çalışılan bu kampanyaya devam ediyor. Greenpeace, Türkiye'de acilen bazı kurumların yapısal olarak yenilenmesi, geliştirilmesi ve belki de yeni bir bakanlığa ihtiyaç duyulduğuna işaret ediyor. Vatandaşlar olarak hepimizin yapması gereken en önemli şey, bu konuyla ilgili yapıcı adımların atılmasını sağlamak için baskı yapmak ve bilinçli satın alma yoluyla doğru bilinç yaratmak. Buna 'yavru balık' almayarak ve tüketmeyerek başlayabiliriz.

Yalova'daki termik santral mücadelesinde Yalova Çevre Platformu'na açılan tazminat davasının ilk duruşması, dün İstanbul Beyoğlu Adliyesi'nde gerçekleşti. AKSA Akrilik AŞ'nin, YAÇEP üyelerinden 20 Bin TL manevi tazminat talep ettiği davayı YAÇEP üyelerinin yanı sıra, Greenpeace, Barışa Pedal Grubu aktivistleri ve Karamürsel'den gelen doğa korumacılar izledi. Haziran ayında YAÇEP'in yaptığı açıklamada, fabrikanın fay hattı üzerinde yer aldığı ve 1999 depreminde de AKSA'dan kaynaklanan 6.500 tonluk kimyasal sızıntı yaşandığı hatırlatılmış, Yalovalıların aynı yerde bir termik santral istemediği dile getirilmişti. Yetkililerin halen süren santral inşaatının durdurulması için işlem yapması gerektiği dile getiren YAÇEP üyelerine karşı, söylenenlerin doğru olmadığını ve şirketin maneviyatının zedelendiğini iddia eden AKSA, tazminat talebiyle dava açmıştı. İlk duruşmada YAÇEP'in delil dosyalarının yanı sıra, toplanan 20 bin imzayı ve yayınlanan tv programlarının görüntü kayıtlarını alan hakim, mahkemeyi AKSA tarafının süre talebi üzerine 3 Mart 2011'e erteledi. YAÇEP'ten yapılan açıklamada bu tazminat davası, termik santrale karşı verilen mücadeleyi engellemeye yönelik bir strateji olarak nitelendirildi.

Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu’nun AB-Türkiye ilişkilerini tartışmak amacıyla 2 gün boyunca İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlediği konferans son buldu. Konferansın ilk gününde yeni HES’lerin yapılabilmesi adına SİT alanlarının Çevre Bakanlığı’na devri konusu gündeme geldi. Yeşiller grubu Eşbaşkanı Rebecca Harms Ilısu Barajı’na ilişkin tartışmaların devam ettiğini hatırlatarak, Yeşiller olarak çevre konusunda çalışma yapıp hükümete sunmak kararı aldıklarını belirtti. Daniel Cohn-Bendit de çevre konuları ile ilgili bir rapor hazırladıklarını ve birkaç ay içinde hükümete bazı çevre yönetmelikleri sunacaklarını, hükümetin planına karşı olduklarını ve bu konuda hükümetle tartışabilmeyi umduklarını söyledi. Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun sit alanları ile ilgili yeni yasanın AB ile uyum adına atılmış bir adım olduğunu söylediği kendisine iletilince “Bu bir tartışma konusu. Onun söylediği kadar kolay değil bu iş” dedi.

Programımı yine bir etkinlik haberi ile kapatalım; Bisikletliler Derneği'nden bir grup, 7 Kasım 2010 Saat 10.00'da “81 İlden 81 Bisikletli ile 'Atamızın Yolundayız' ” adlı bisiklet etkinliği gerçekleştirecek. Etkinlikte, İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu'dan geçilerek, 4 günde ortalama 500 km yol katedilmek suretiyle Ankara'ya Anıtkabir'e varılması planlanıyor. Bisikletliler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Murat Suyabatmaz, etkinliğin bu yıl 4'üncü kez yapılacağını ifade ederek, "Uzun yolculuğumuz, Şişli'deki Atatürk müzesi önünden, Trakya ve İstanbul İlleri bisikletlileri ile başlayacak. Ankara'ya gidecek grubumuzu uğurlamak için 7 Kasım'da tüm bisiklet severleri oraya davet ediyoruz. Arkadaşlarımıza Boğaz Köprüsü'nü birlikte geçerek Anadolu yakasına kadar pedallarımızla destek vereceğiz" dedi. Suyabatmaz, etkinlik detaylarının www.bisikletliler.org web sayfasından izlenebileceğini ifade ederek, pazar sabahı CNNTürk ekranlarından İstanbul çıkışının canlı yayınlanacağını da sözlerine ekledi.

Gümüşhane'nin Torul ilçesindeki Çit Deresi’ne kurulması planlanan HES projesine, Trabzon İdare Mahkemesi tarafından yürütmeyi durdurma kararı verildi. Torul’un Gümüştuğ köyü Çit Deresi üzerinde özel bir şirket tarafından kurulması planlanan 5.8 MW kurulu gücündeki regülatör ve HES Projesi ile ilgili olarak Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Yönetmeliği gereğince verilen 'ÇED Gerekli Değildir' kararına karşı, Gümüştuğ Köyü tüzel kişiliği adına açılan dava sonuçlandı. Trabzon İdare Mahkemesi tarafından verilen kararda, Gümüştuğ köyü Çit Deresi üzerinde kurulması planlanan 5.8 MW kurulu gücündeki regülatör ve HES Projesi için ÇED Yönetmeliği'nin 17. Maddesi gereğince verilen 'Çevresel Etki Değerlendirme Gerekli Değildir' kararında hukuka ve mevzuata uygunluk görülmediği belirtildi. Hukuka aykırılığı açık olan dava konusu işlemin, uygulanması halinde telafisi güç zararlar doğurabileceğine değinilen kararda, teminat alınmaksızın dava sonuçlanıncaya kadar yürütmesinin durdurulması kararlaştırılırdı.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Azerbaycan'dan alınan gazın fiyatının Rusya'dan alınan gazın fiyatına endekslenip endekslenmediğine ilişkin soruya, "Doğalgaz alım satım anlaşmaları 20-25 yıllık uzun dönemli, uluslar arası ilişkiler açısından ekonomik ve siyasi etkileri olan ticari akitlerdir. Bu anlaşmaların hükümleri ticari gizlilik içermekte ve içeriğinin açıklanması da sözleşmeye aykırılık teşkil etmektedir. Bu durum gerektiğinde sözleşmenin feshi veya bu nedenle doğan zararın giderimi gibi yaptırımlara yol açabilecektir." dedi. Enerjide dışa bağımlılığımız sürerken hala Yenilenebilir Enerji Kanunun’daki değişiklikler meclise gelmedi...

Dünyada sadece Tuz Gölü çevresinde yetiştiği belirtilen ''tuzcul ve kuraklığa dayanıklı endemik bitkiler'' bilim adamlarınca izlemeye alındı.
Ankara Üniversitesi Ekoloji ve Çevre Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Latif Kurt, Çevre ve Orman Bakanlığı Özel Çevre Koruma Kurumu tarafından başlatılan ''Tuz Gölü Özel Çevre Koruma Bölgesi Habitat ve Tür İzleme Projesi” kapsamında Tuz Gölü Özel Çevre Koruma Bölgesindeki tür ve habitatların sınıflandırılmasının, tür ve habitatlara karşı tehditlerin ve koruma önlemlerinin ortaya konulmasının amaçlandığını belirtti. Kurt, “ Yaptığımız çalışmalarda 38 adet endemik bitki türü tespit ettik. Tuza ve kuraklığa dayanıklı ırklar içeren bu türleri, hızla kuraklaşan ve çoraklaşan dünyamızda paha biçilmez bir genetik kaynak olarak düşünüyoruz'' dedi.

Uluslararası araştırma şirketi Synovate ve Deutsche Welle’in işbirliğiyle gerçekleştirilen bir araştırma, iklim değişikliği ve küresel ısınma konularında insanların bakış açısını net bir şekilde ortaya koyuyor. Türkiye’nin de yer aldığı 18 ülkeden 13 bin kişinin katılımıyla yapılan araştırmanın en ilgi çekici sonucu, yaşanan felaketler ve gelecekteki kötü senaryolar için şirketlere yüklenen sorumluluk… Araştırmaya katılanların yüzde 88’i iklim değişikliğini en aza indirmenin sorumluluğunun şirketlerde olduğunu söylüyor. Türkiye ise bu oranın en yüksek olduğu ülkeler arasında üst sıralarda. Çinli tüketiciler yüzde 98’le bu sorumluluğu şirketlere yüklerken aynı oran Fransa’da yüzde 94, Türkiye’de ise yüzde 81 olarak belirlendi. Tüketicilerdeki genel beklenti ise şirketlerin iklim değişikliğinin önüne geçecek enerji tasarrufu ve atıkların azaltılması yönünde bir an önce harekete geçmesinden yana. Türkiye’den araştırmaya katılanlar ise iklim değişikliğini önlemek adına şirketlerden beklentilerini şöyle sıralıyor: Doğaya saygılı, doğru yeşil yaklaşımların uygulanması için ekipler oluşturulmalı, yeşil teknolojilere yatırım yapılmalı, yeşil ürün ve servisler için ekstra ücret talep edilmemeli ve gereksiz iş seyahatleri yasaklanmalı… Her iki kişiden biri ise iklim değişikliği ve küresel ısınmayla mücadele konusunda mutlaka devletin yaptırım ve teşviklerinin olması ya da artırılmasından yana görüş bildiriyor. Türkiye’de yüzde 92 iklim değişikliğinin farkındayken, yüzde 8’lik bir kesim ise iklim değişikliği konusunda hiçbir endişe taşımadığını, bunun doğal olaylar döngüsünün bir parçası olduğu görüşüne sahip.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye ile Çin arasında yeni bir işbirliği paradigması doğduğunu söyledi. EXPO’nun kapanış törenlerinde BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, Afrika Birliği Başkanı ve Avustralya ve Danimarka Dışişleri Bakanları ile görüştüğünü ifade eden Davutoğlu, İran’ın nükleer programı konusunu da detaylı şekilde ele aldıklarını belirterek, Tahran bildirisi öncesi ve sonrasında da Yang ile konuştuğunu, Çin tarafının bu konudaki görüşlerinin Türkiye’nin görüşlerine çok yakın olduğunu ve bu konuyu daha yakından takip etmeye karar verdiklerini kaydetti. Davutoğlu, "Çin ile nükleer enerji konusunda da daha yakın bir işbirliği olması konusunda karar aldık" dedi.
Türk dış politikasında bugünlerdeki en önemli konulardan biri İran’ın nükleer programı. Konu o kadar kritik ki, Türk-ABD ilişkilerini de, Türkiye-NATO ilişkilerini de etkileyecek düzeyde. Türkiye’nin 19 Kasım’da Lizbon’da yapılacak NATO zirvesinde, NATO’nun füze savunma sistemi konusunda alacağı tavır, bir yanda İran, bir yanda Batı ile ilişkilerine yeniden yön verecek. Nükleer konuların dış politika tavan yaptığı bu dönemde, Türkiye’ye nükleer tehlike geldi ABD’den. ABD’nin ilk nükleer denizaltılarından USS Providence, 30 Ekim’de Marmaris’teki Aksaz üssüne yanaştı. Denizaltı, 30 Ekim’den itibaren bir hafta boyunca Aksaz’da olacak. 1984 yılında denize indirilen USS Providence, o zamandan bu yana ABD’nin Irak operasyonu dahil Dünya’ya güvensizlik ve atıklarıyla radyasyon saçmaya devam ediyor.

Programın sonunda yine bir duyurumuz var; İstanbul'un 2 milyon ağacını kurtarmak için başlatılan 2 Milyon İstanbullu kampanyası kapsamında 6 Kasım’da bu kez Galata Köprüsü üzerinde bir buluşma var. 6 Kasım Cumartesi günü saat 20:00'de Galata Köprüsü’nde mumlarla yapılacak etkinliğin ardından bir basın açıklamasıyla 3.köprünün İstanbul için bir çözüm değil sorun olduğu bir kez daha vurgulanacak. 2 Milyon İstanbullu Hareketi, her köprü gibi 3. Köprünün de kendi sorunlarını oluşturacağını ifade ediyor. İstanbul'un üzerine yeni yerleşim ve ulaşım baskısı oluşturarak kentin kontrolsüzlüğünü arttıracak olan 3.köprü projesi, günü kurtarmaya yönelik bir proje olarak, uzun vadede çözümü mümkün olmayan sorunları da beraberinde getiriyor. “Trafiği azaltmak için köprü”, “Enerji ihtiyacı için HES, Nükleer ve Termik santral” gibi söylemler ve bu söylemlerin şekillendirdiği politikalar geçmiş yüzyılın politikalarıdır diyen 2milyonistanbullu.org, “Alternatifin toplu taşımada olduğunu olduğunu biliyoruz. Ama bu alternatiflerin neden değerlendirilmediğini anlamıyoruz. Sesimizi duyurmak için de herkesi 6 Kasım'da Saat 20:00'de Galata Köprüsü üzerinde yapacağımız basın açıklamasına davet ediyoruz.” diyor.


Balıkesir'in Ayvalık İlçesi'ne bağlı Altınova’da yaşanan kıyı erozyonu beldeyi tehdit ediyor. Altınova Belediye Başkanı Asım Sürer, beldenin 'acil eylem planı ya da afet bölgesi' kapsamına alınması çağrısında bulunarak, "Altınova'ya yatırımcı davet ediyoruz. Fakat erozyonu görünce geri dönüyor. Böyle giderse gelecek yaz sezonu Altınova'da denize girilecek kumsal kalmayacak" dedi. Balıkesir milletvekili Hüseyin Pazarcı da, konuyla ilgili TBMM'ye 3'üncü kez soru önergesi verdi. Doğal olmayan kıyı erozyonunun nedeninin genelde başka yerlerde yapılaşma olduğu göz önüne alınırsa, kıyılarımızın korunmasının ne denli önemli olduğu ortaya çıkar.

Karadeniz Teknik Üniversitesi Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Coşkun Erüz, Karadeniz'in kirlilik bakımından son sınıra dayandığı için yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. Erüz, “Karadeniz adeta astımlı bir hasta gibi sürekli bakım gerektiren bir denizdir” dedi. Karadeniz'in insanların ve yöneticilerin elinde ‘öldüğünü’ söyleyen Erüz, “Karadeniz, ekolojik bir sorumluluk gereği korunmalıdır. Denizimizi kirletmeden korursak her geçen gün azaldığından şikayet ettiğimiz balıkçılığı canlandırırız. Ayrıca turizm gelirleri de elde ederiz'' diye konuştu. Karadeniz’in, dünyanın en yoğun petrol trafiğinin yükünü çektiğini kaydeden Erüz, “Petrolün kirlilik derecesi Karadeniz'de kabul edilebilir değerlerin üzerindedir ve toplam kirliliğin yüzde 48'ini teşkil etmektedir. Karadeniz'de petrol aramaları için kurulan petrol platformları da denizimizin temiz kalmasını olumsuz etkilemektedir. Karadeniz'in kirlenmesine neden olan başka bir etmen ise Karadeniz'den transit olarak geçen tanker ve diğer gemilerin kirli balast sularını ya da sintine sularını pervasızca denize dökmeleridir. Bu da Karadeniz'deki deniz ürünlerinin, canlıların yok olmasına sebep oluyor. Tüm bunların yanında nükleer santrallerin Karadeniz'in canlı türlerinde oluşturacağı tehlikeyi de unutmamak gerekir. Nükleer santrallerden denize yayılacak radyoaktif maddeler, atıklar canlıları bütünüyle yok edecek böylelikle büyük bir çevre felaketine yol açacaktır” dedi.

Hatay'ın Erzin ilçesinde kurulması planlanan termik santral için Burnaz sahilini incelemeye gelen Ak Enerji yetkilileriyle, santrali istemeyen bölge sakinleri arasında tartışma çıktı. Aşağı Burnaz Köyü mevkiinde santral kurulacak alanda inceleme yapmak isteyen Ak Enerji Elektrik Üretim AŞ yetkilileri Erzin'e geldi. Bu sırada Erzin Termik Santral Karşıtı Platformu üyeleri ile köylüler de inceleme yapılan alana geldi. Ellerindeki 'Termik Santral İstemiyoruz' yazılı afiş ve pankartları gösteren vatandaşlar, bölgede yaşamın tükenmemesi için santrallere karşı olduklarını ifade etti. Termik santrallerin yapılması durumunda Erzin ve çevresinde hayatın tamamen biteceğini iddia eden köylüler heyete tepki gösterdi. Gergin anların yaşandığı tartışmanın daha fazla şiddetlenmemesi için bölgede jandarma ekipleri geldi. Güvenlik güçlerinin araya girmesiyle taraflar sakinleşti.

Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu'nun, 1-2 Kasım günlerinde İstanbul'da 'Avrupa'daki Türkiye' adıyla düzenlediği toplantıya katılan gruplar, TBMM gündeminde bulunan Tabiatı ve Biyolojik Varlıkları Koruma Yasası tasarısının yasalaşması halinde olası sonuçlarına dikkati çeken bir mektup sundu. Aralarında Antalya, Isparta, Burdur Dereleri Gönlünce Aksın Çevre Platformu ile Allianoi Girişim Grubu'nun da bulunduğu 10'un üzerindeki çevreci kişi ve kuruluş, kendilerini Yaşam Savunucuları olarak tanıtarak, ortak imzayla bir yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, tasarının yasalaşmasının, korunacak tabiat ve kültür varlıklarının belirlenmesi ile doğal sit alanı ilan etme yetkisinin bağımsız kurullardan alınarak siyasal iktidarın yetkisine bırakacağı dile getirildi. Toplantılar sırasında Yeşiller Grubu Eş Başkanı Daniel Cohn-Bendit ve öteki yetkililer ile de bir araya gelindi. Yasanın geri çekilmesi için çabaları sürecek.

Bağdat Caddesi'ndeki hayatlarını bırakıp dağda doğal yaşamı seçen Tuğba ve Birhan, tüketim toplumunun sıradan bireyleriyken, 6 yıl önce hayatlarını değiştirmeye karar verip Antalya’da Alakır Vadisi’ne yerleşti.
Su, elektrik ve para kullanmayan çift, köylülerle de kısa sürede kaynaştı. Ancak vadinin içinden geçen ve Antalya’nın narenciye ve sebze bahçesi olarak bilinen Kumluca ve Finike Ovaları’nı sulayan Alakır Çayı’na yapılmak istenen HES projesi, bu çiftin hayatını bir kez daha farklılaştırdı. “Barışçıl, huzur dolu bir dünya özlemimiz vardı. İnsanların sağlıklı besin hakkı olsun istiyorduk. Bunu şehir ortamında yaratabilecek miyiz’ düşüncesiyle gitmeye karar verdik” diyen Birhan ve Tuğba, 6 yıldır kullanmadıkları cep telefonu ve dizüstü bilgisayarını, HES’lere karşı mücadele için 12 metrekarelik evlerine tekrar almışlar. Enerjilerini de 50 Wat’lık bir güneş panelinden sağlıyorlar. Bunun dışında medeniyetle hiçbir ilişkileri yok. Ne elektrik var, ne şehir suyu... Su ihtiyaçlarını ise kaynak suyundan taşımalı olarak sağlıyorlar. Şimdilerde inşaatı süren Hidro Elektrik Santrali (HES) sebebiyle devrilen asırlık kızılçamlar, kesilen ağaçlar yüzünden “çevre katliamının” yaşandığı vadinin, iki “İstanbullu” doğa bekçisi çift, Birhan’ın Alakır Vadisi’nin yok olmaması için yaptığı bestelerden oluşan ‘Alakır’ın Sesi’ CD’sini satarak davaları için kaynak yaratıyor, mücadelelerine devam ediyor.

Mimarlar Odası Samsun Şube Başkanı Selami Özçelik, TBMM'ye sunulan "Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliği Koruma Kanunu Yasa Tasarısı"nın sit alanlarını ve koruma alanlarını imara açabilen bir yasa tasarısı olduğuna dikkat çekti. Özçelik, “Büyük bir hızla getirilen yasa ve kararlar ile; bugüne dek anayasanın ilgili maddeleri ve mevcut yasalarımıza dayanılarak koruyabildiğimiz doğal, kültürel tarihi ve kentsel değerlerimiz küresel destekli rant sermayesi için hiçbir yasal engel olmadan talan alanlarına dönüştürülmektedir. Bunun en son örneği on binlerce hektar doğal sit alanımızı kapsayan 'Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliği Koruma Kanunu' adı altında tezgaha sürülen yasa tasarısıdır. Söz konusu tasarı yasalaştığı takdirde, Munzur Vadisi, İkizdere Vadileri, milli parklarımız, kıyılarımız ve ormanlarımız gibi koruma ve sit kararı getirilmiş bütün doğal sit alanlarımızla birlikte kentlerimizin sınırları içindeki kıyı ve karma sit alanının koruma statüleri değiştirilecek ve küresel sermayenin yağma alanlarına dönüştürülecektir. Bu nedenle yasa tasarısının TBMM gündeminden geri çekilmesi için kamuoyunu duyarlı olmaya çağırıyoruz.”

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev'in, Akkuyu Nükleer Santral inşaatıyla ilgili Rusya ile yapılan devletlerarası anlaşmaya onay verdiğini açıkladı. Santralin ömrü tamamlanıncaya kadar 60 yıl boyunca Rusya tarafından işletilmesi öngörülüyor. Türkiye 15 yıl boyunca elektrik alım garantisi verecek. Umuyorum Türkiye bu kapitülasyona izin vermeyecek! Nükleer santral ile geleceğimizi karartmayacak.

Buğday Derneği’nin Kaz Dağları'nda kurduğu Çamtepe Ekolojik Yaşam Merkezi'nde önümüzdeki hafta gerçekleşecek olan Yaşam Okulu, doğa korumacılığının felsefesine, doğa ve insan ilişkisini felsefi ve bütünsel yaklaşımıyla insanların ufkunu açacak. Daha fazla bilgi ve program için www.yasamokulu.org adresini ziyaret edebilirsiniz. Kaçırmayın!

Kükürtdioksit değeri yüksek ilk on kent arasında bulunan Muğla'da hava kirliliğini önlemek amacıyla bir dizi önlem alınırken, çevreyi kirliliğinden dolayı Yatağan Termik Santrali'ne de yaklaşık 400 bin lira ceza kesildi. Çevre Bakanlığı’nca 2009-2010 kış döneminde kükürtdioksit kirliliği açısından ilk on il Tekirdağ, Bitlis, Bolu, Muğla, Edirne, Kırıkkale, Aksaray, Amasya, Sivas ve Van olarak açıklanırken, aynı dönemde Yatağan Termik Santrali'ne neden olduğu hava kirliliği yüzünden yaklaşık 400 bin lira cezası kesildiği bildirildi. Yeniköy Elektrik Üretim AŞ Genel Müdürü Nuri Şerifoğlu, santrale kesilen çevre cezalarına itiraz amacıyla mahkemeye başvurduklarını açıklarken, Yatağan Belediye Başkanı Haşmet Işık ise kesilen cezaların caydırıcı olması gerektiğine işaret ederek, ''Önemli olan ceza kesilmesi değil, kesilen cezaların tahsil edilmesi. Ben Yatağan Termik Santrali'ne kesilen cezaların tahsil edildiğini zannetmiyorum'' diye konuştu. Esasında gezegeni yok eden bir kitle imha silahı olan termik santrallerin devre dışı bıraklıması ve yenilerinin eklenmemesi gerekiyor.

İkizdere’de Çakçor Deresi üzerinde yapılması planlanan 3.33 Megavat kurulu gücündeki HES için ÇED toplantısının yapılacağını duyuran Rize Çevre Müdürlüğü’ne karşı İkizdere Derneği yöneticileri ve yöre halkı, bölgenin SİT kapsamına alındığını belirterek Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Dernek yöneticileri ayrıca aynı gerekçelerle toplantının ‘iptali ve yürütmesinin’ durdurulması istemiyle Rize İdare Mahkemesi’ne de başvurdu. Bu gelişmenin ardından Çevre ve Orman İl Müdürü Sabit Kandemir dün bir açıklama yaparak toplantının ertelendiğini duyurdu. İkizdere Derneği Başkanı Musa Yılmaz, İl Çevre ve Orman Müdürlüğü’nün söz konusu açıklamasını son güne bırakmasının da anlamlı olduğunu belirterek; “Bu durum HES projelerini bizlere dayatmak isteyen zihniyetin yasa ve hukuk tanımazlığın bir başka açık göstergesidir” diye konuştu.

Hükümet bizi nükleer tehlike ile yaşatmaya kararlı... Japonya ile pazarlıklar sürüyor. Toshiba Corporation Nükleer Enerji Sistemleri Proje Yöneticisi Shigeru Yukinori, Türkiye ve Japonya'nın nükleer enerji yatırım konusunu hükümetler düzeyinde yürüttüğünü ve bu konuda henüz bir gelişme olmadığını söyledi. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ev sahipliğinde İstanbul'da düzenlenen, "Türk-Japon İş Konseyi 18.Ortak Toplantısı"nda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Yukinori, “Nükleer enerji yatırım konusu Japonya ve Türkiye hükümetleri düzeyinde yürütülüyor. Bu konuda şu ana kadar bir gelişme yok. Eğer hükümetler anlaşırsa, biz de bu aşamadan sonra devreye gireriz” dedi. Hükümetler ne üzerine anlaşacak... gezegenin geleceğini tehlike altına atmak üzere. Benim bildiğim kadarı ile Japonya güneş enerjisi panelleri teknolojisinde dünya lideri, niye teknoloji transferi yapıp bütün boş çatılarımızı hemen panellerle donatmıyoruz. Gezegenin geleceği sadece çatıya bakıyor, üstelik ne Sinopluları, ne Mersinlileri üzmeden ama sevindirerek.

27-28 Kasım tarihlerinde Sinop Gerze’de 4 çevre platformunun çağrıcısı olduğu, “İklim Adaleti İçin Buluşma” gerçekleştirilecek. Yeşil Gerze Çevre Platformu, Bartın Platformu, Yalova Çevre Platformu ve Erzin Çevre Platformu’nun bir araya geldiği buluşmada enerjinin HES, Termik, Nükleer santral projelerine indirgenmiş haline hayır denecek. Enerji politikalarının plansız ve şirketlerin sadece faydalandığı halkın mağdur olduğu şekilde gelişmesi masaya yatırılacak. Gerçek yenilenebilir enerji ve enerji verimliliğine odaklanılacak. Sonuç bildirgesi ise, 2012 yılı sonrasında iklim değişikliği konusunda devletlerin ve şirketlerin alacağı tavırla ilgili Türkiye’nin de katılacağı, BM İklim Değişikliği 16. Konferansı zirvesine gönderilecek. Yeşil Gerze Çevre Platformu’ndan Şengül Şahin, “Gerze başta olmak üzere Türkiye’nin pek çok bölgesinde Amasra’da, Yalova’da, Zonguldak’ta, Çanakkale’de, Bursa’da, Balıkesir’de, Afşin’de, Silopi’de, Erzin’de, Sugözün’de milyonlarca insanın benzer bir kaderi paylaştığını biliyoruz. Bu süreç içinde bulunan tüm kurum, kuruluş ve kişilerle birlikte yaratacağımız ortak talepleri Cancun’a göndereceğiz. Toprağı, denizi, suyu, ekmeğimizi soluksuz bırakan bir üretim sistemini kabul etmiyoruz” dedi. Buluşmayı neredeyse bildiğimiz bütün sivil toplum kuruluşları ve platformlar hatta odalar ve sendikalarda destekliyor. Yavaş yavaş Türkiye doğa katliamına karşı birleşiyor. Çağımız artık sivil toplum için güç birliği çağı, egolar ve logolar rafa kalkıyor.

Antalya Büyükşehir Belediyesi Temiz Enerji Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen 'Güneş Mimarlığı Enerji ve Ekoloji' konulu sergi Cumhuriyet Meydanı'nda açıldı. Yüksek Mimar Çelik Erengezgin'in çalışmalarını içeren sergiyle güneş enerjisi uygulamaları konusunda halkı bilgilendirmek amaçlanıyor. Güneş enerjisi uygulamalarının üç boyutlu çizimlerinin yer aldığı sergide 57 proje Antalyalılara tanıtılacak. 2 Aralık'a kadar açık olan sergiyi Antalyalılar ücretsiz gezebilecek. Mimar Çelik Erengezgin, açılışta yaptığı konuşmada, temiz enerji ile ilgili projelerin bir an önce hayata geçmesi gerektiğini vurgulayarak, 'Projelerde yasal çözümü beklersek sonsuza kadar bekleriz. Burada asıl görev mahallidir. Belediye başkanları ve valiler projelere önayak olmalıdır' diye konuştu. Erengezgin, Antalya’nın güneş kent yolunda önemli bir şehir olduğunu sözlerine ekledi.

Avrupalı şehirler, iklim değişikliğiyle mücadele programı kapsamında karbon emisyonlarını düşürecekleri sözünü verdiler. Bu girişim 21 Kasım’da Meksika’da gerçekleşen konferansta başlatıldı. Meksika'da gerçekleşen ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın yeni başkan seçildiği Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Teşkilatı toplantısında Avrupalı kentler iklim değişikliğiyle mücadelenin yollarını masaya yatırdı. Kent yöneticileri iklim değişikliğiyle mücadele programı kapsamında karbon emisyonlarını düşürecekleri sözünü verdiler. Yeni girişimde Barselona, Bordeaux, Brüksel, Köln, Kopenhag, Cenevre, Lyon, Malmö ve Paris gibi önemli şehirler yer alıyor. Paris Valisi Bertrand Delanoe yaptığı konuşmada ülkelerin somut adımlar atmasının ve sera gazlarının azalımı konusunda bir anlaşmaya varmaları gerektiğinin önemine değindi. Peki Kadir Topbaş Istanbul’da iklim değişikliği ile mücadele için ne yapacak? Umuyoruz ağaç dikip arkasına yaslanmayacak!

Ve her ay yaptığımız bir hatırlatma ile kapatalım; Yarın Critical Mass günü… Bisikletini kapan gelsin! İstanbul ve İzmir’de en keyifli bisiklet etkinliği. Saat 17:00’de yani Cumartesi akşam 5’de İstanbullularla Göztepe Parkı’nda, İzmirlilerle Konak Meydanı’nda buluşmak üzere…

Bartın'ın turistik ilçesi Amasra'da yapılması planlanan iki termik santrale, Bartınlıların tepkisi büyük oldu. 2 bin kişi, santraller için düzenlenen bilgilendirme toplantısını basarak protesto gösterilerinde bulundu. Termik santrale, üzerine basa basa "hayır" dediler ve tepkilerini santral için düzenlenen bilgilendirme toplantısına taşıdılar. Hema Endüstri A.Ş.'nin, turistik ilçe Amasra'da kurmayı planladığı iki termik santralden biri için halkı bilgilendirme toplantısı devam ederken termik santrallere karşı kurulan ve belediyelerle siyasi partilerin ve 120 sivil toplum örgütünün desteklediği Bartın Platformu'nun 2 bin üyesi, ellerinde döviz ve sloganlarla toplantının yapıldığı belediye sosyal tesislerine geldi. Kalabalığın bir bölümü daha sonra toplantının yapıldığı salona girdi ve protestolarını burada sürdürdü. İstedikleri de oldu. Tepki üzerine toplantı yarım kaldı. Şirket yöneticileri salondan polis kordonu altında çıkarıldı ve toplantının halkın tepkisi nedeniyle iptal edildiğine dair tutanak tutuldu.

Türk ve İskoç araştırmacıların önderliğinde yapılan DNA analizi, Akdeniz'de bulunan büyük beyaz köpekbalıklarının kökenlerinin Avustralya olduğunu ortaya çıkardı. Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü, İstanbul Üniversitesi Biyoloji Bölümü, İhtiyoloji Araştırmaları Topluluğu ve İskoçya Aberdeen Üniversitesi’nden araştırmacıların oluşturduğu ekip, Akdeniz’de balıkçı ağlarına takılan 4 büyük beyaz köpekbalığının DNA analizlerini yaptı. Buna göre 450 bin yıl kadar önce beyaz köpekbalıklarının Avustralya’ya geri dönmek yerine, o dönemde küresel iklim değişikliği dolayısıyla bugünkünden daha da güçlü olan Agulhas halkalarını izleyerek batıya doğru yollarına devam ettiği ve Cebelitarık’tan Akdeniz’e girdiği düşünülüyor. İhtiyoloji Araştırmaları Topluluğu’ndan Hakan Kabasakal, genetik kanıtların yüz binlerce yıl önce kurulan ve iklim değişimleri nedeniyle sürdürülememiş okyanus ötesi bir akrabalığa işaret ettiğini söyledi.

Rus parlamentosunun üst kanadı olan Federasyon Konseyi, Türkiye'nin ilk nükleer santrali Akkuyu'nun inşasını öngören anlaşmayı onayladı. Rus haber ajansları, 19 Kasım’da Rus parlamentosunun alt kanadı Duma'da 6'ya karşı 315 milletvekilinin oyuyla onaylanan anlaşmanın bugün de Federasyon Konseyi'nde görüşülerek onaylandığını kaydetti ancak konsey oylamasıyla ilgili detay vermedi. Medvedev’in mayıs ayındaki Türkiye ziyaretinde 4,8 GW’lik nükleer santralin inşası anlaşması imzalanmıştı. Duma Enerji Komitesi Başkanı Yuriy Lipatov oylama öncesi yaptığı konuşmada, Türkiye'deki nükleer enerji santralinin Rusya Federasyonu'nun yatırımıyla gerçekleşeceğini kaydederek, ''Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde elektrik enerjisi üreteceğiz ve 60 yıllık kullanım süresince bu enerjiyi satacağız. Bence bu dünyada ilk ve ilginç bir uygulama'' dedi. Evet 60 yıl boyunca böyle bir kapitülasyonu Rusların sevinçle onaylamasına şaşmamak gerek. Federasyon Konseyi tarafından onaylanan hükümetlerarası anlaşmanın onay süreci, Devlet Başkanı Medvedev'in imzalamasıyla tamamlanmış olacak

Sizlere daha önce duyurduğumuz ÇETKODER’in sigara izmariti toplama kampanyasının hedeften sapılması nedeniyle sonlandırıldığı açıklandı. Çevre ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER) bazı insanların sokakta çocukları işe koşarak izmarit toplatmaya başladığı ve altından kalkılamaz bir hale geldiği için projeyi sonlandırdı. Belki en doğrusu bu izmaritleri hiç atmamak ve sigara da içmemek zaten.

Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, dünyadaki gelişmelerin enerji ve iklim değişikliği konusunun kaynağı, kullanımı ve çözümü açısından daha çok doğuya doğru kaydığını, bu durumun da özellikle Türkiye ve İstanbul'u önemli bir yer haline getirdiğini bildirdi. İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi’nin tanıtımında konuşan Sabancı, son günlerde dünyadaki en önemli konunun enerji ve iklim değişikliği olduğunu belirterek, ''Bir yanda dünyadaki enerji kaynaklarındaki gelişmeler ve enerji konusundaki yeni, sürdürülebilir, verimli kaynak ihtiyacı, bir yanda da değişen iklim koşulları... Bunlar bir arada ve paralel götürülüyor. İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi’nin dünyamızdaki bu olaya, olguya önemli bir çözüm ortağı olacağına inanıyorum” dedi. Umarız merkez Türkiye’deki kömür ve nükleer yatırımları durduracak tavsiyeleri vererek, iklimi koruma yolunda ilk adımları atar.

Çevre ve Orman Bakanlığı, illerde 2009-2010 kış döneminde yönetmelikte belirlenen kükürtdioksit sınır değerinin aşılmadığını, partikül madde hava kalitesi açısından ise sadece Iğdır'da sınır değerin üzerine çıkıldığını bildirdi. Yapılan ‘Ulusal Hava Kalitesi İzleme Ağı Ölçüm Sonuçları’na göre, il bazında kükürtdioksit ölçüm sonuçlarının diğerlerine göre yüksek çıktığı ilk 5 kent, Tekirdağ, Bitlis, Bolu, Muğla, Edirne. Iğdır’ın ardından partikül seviyesi yüksek diğer kentlerin termik santrallerin yer aldığı, Karabük, Denizli, Çorum, Bolu, Batman, Kahramanmaraş, Siirt, Van ve Mardin. Buna rağmen akşamları İstanbul havası soluyan birisi olarak sanki bana bütün değerler eşik değerin çok üstünde gibi geliyor.

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu'nun (UNFPA) 2010 Ülkeler Dünya Nüfusu Raporu’ndan yaptığı derlemeye göre, petrol ve doğalgaz da yüksek oranda dışa bağımlı Türkiye'nin enerji tüketiminde alacağı çok yol var. Petrol, kömür, linyit, doğalgaz, hidrolik, jeotermal, elektriği kapsayan birincil enerji tüketiminde,19 bin 504 kg petrol eşdeğeri kişi başı tüketimi ile petrol zengini Katar, har vurup harman savurarak 186 dünya ülkesi içinde ilk sırada yer alıyor. Neyseki Türkiye 69. sırada ve daha onurlu bir konumu var. Ancak bu sırayı verimliliğe yatırım yaparak korumaalı ve enerji bakanlığı planlarında öngörüldüğü gibi radyoaktivite, kömür ve petrol canavarı olmamalı.

TOBB’un 6.Türkiye Ticaret ve Sanayi Şûrası’nda Türkiye genelindeki sanayici ile tüccarları temsilen 365 oda ve borsanın başkanı, hükümetten beklentilerini 111 sayfalık bir kitap halinde sundu. Her biri bir talep veya şikâyet anlamına gelen yüzlerce madde arasında bölgeler bazındaki taleplerde çevreye duyarlılık dikkat çekici boyuttaydı. Bölge bazında çevreci talepler arasında Marmara’da Ergene havzasına karışan zehirli atıklara arıtma tesisi şartı getirilmesi, sanayi tesisi atıkları ve tarımsal ilaçlar nedeniyle kirlenen İznik Gölü’nün acilen temizlenmesi ve arıtma tesisleri kurulması, Sapanca Gölü’nün ekolojik riske girmemesi için düzenlemelerin yapılması gibi talepler yer alıyor. Ege’de Çaldağı Nikel çıkarma tesisi, Eber Gölü’nün çevre kirliliği, Büyük Menderes Nehri’ne atık bırakan belediyeler ve sanayi tesislerinin tespit edilerek arıtma tesisi kurmalarının sağlanması talep edilirken, Karadenizlilerden ise kanalizasyonların dere ve denize boşaltılmasının durdurulması yönünde isteklerin geldiği belirtiliyor. Akdeniz bölgesinden termik enerji yerine alternatif enerji yatırımlarının tercih edilmesi talebi gelirken, İskenderun ile Yumurtalık arasında öngörülen 7 termik santralin yapılmasının bölge tarımı için büyük tehdit oluşturduğuna yer verildi. Afşin Elbistan A Termik Santralı yüzünden bölge asit ve radyoaktif deposu olduğuna atıfta bulunularak, acilen baca gazı kükürt arıtma tesisi ve kül tutucu elektro filtreler kurulması istendi. Konya Ovası’nda su tasarrufu eylem planının bu bölgede hayata geçirilmesi gerektiği belirtiliyor. Güneydoğu Anadolu’dan ise Dicle havzasının korunması için gerekli tedbirlerin alınması önerisi geldi. Sanayicilerin talepleri bile durumun vahametini ortaya koyarken, hükümet ne yapıyor?

Her yıl kıyılarımızda bilindiği kadarıyla 90 deniz kaplumbağası balıkçı ağlarına takılarak hayatlarını kaybediyorlar. Halbuki ölen çok daha fazlası kayıtlara dahi geçmiyor. Türkiye’de ilk İztuzu kumsalında kurulan hastaneye 2 yıl içinde 15 deniz kaplumbağası yaralı olarak geldi onikisinin tedavisi tamamlanınca denize salıverildi. 3 deniz kaplumbağasının ise tedavileri sürüyor... IUCN tarafından hazırlanan Kırmızı Liste'ye göre, yaşam mücadelesi veren yedi kaplumbağa türünden deri sırtlı deniz kaplumbağası ve yeşil deniz kaplumbağasının nesilleri tükeniyor. Deniz ve karadaki kirlenme, üreme, beslenme ve kışlama alanlarının tahrip edilmesi, balık ağlarına takılarak ölmeleri, yumurtalarının bazı ülkelerde toplanıp satılması, bazı türlerin kabuğunun süs eşyası, yağından parfüm yapımında kullanılması, derisinden ayakkabı ve çanta yapılması deniz kaplumbağalarını dünyada ve Türkiye'de tehdit eden başlıca etkenler. Pasifik Okyanusu'nda deri sırtlı deniz kaplumbağası (Dermochelis coriacea), Akdeniz'de ise yeşil deniz kaplumbağasının (Chelonia mydas) nesli hızla tükeniyor. Akdeniz Sahilleri'nde yaşamlarını sürdüren yeşil deniz kaplumbağası nüfusunun yüzde elliden fazlası da Türkiye'de yaşıyor ve Akdeniz kıyılarında belirlenmiş ve resmi olarak kabul edilmiş 20 yuvalama kumsalımız var. Tabiatı Koru(tma)ma Kanunu meclise gitmişken onların yaşamları da tehlike altına giriyor.

Türkiye'de birçok alanda tercih edilen güneş enerjisini keşfeden Anadolu insanı, kendisine hem kolaylık hem de ekonomik tasarruf sağlayan güneş enerjisi ile çalışan sistemleri tercih ediyor, köylerde özellikle güneş enerjisiyle çalışan su ısıtma sistemleri daha da yaygınlaşıyor. Orta Anadolu'nun tarım ve hayvancılığın yanında ormancılık faaliyetlerinin de yapıldığı Yozgat'ta, orman köylerinin ormanlık alanlardaki baskısını azaltmak amacıyla 2006 yılında pilot köy ilan edilen 4 köydeki 16 haneye güneş enerjisi kuruldu. Güneş enerjisiyle çalışan su ısıtma sisteminden köylülerin memnun kalması ise bu konudaki talebi artırdı. Yozgat İl Çevre ve Orman Müdürlüğü, Or-Köy kapsamında 2006-2009 yılları arasında il genelinde 31 köydeki 805 haneye güneş enerjili ısıtma sistemi kurdururken bu yıl 16 köyde 462 konuta daha güneş enerjili su ısıtma tesisinin kurulmasını planladı. Orman köylerindeki bu gelişme diğer köyleri de harekete geçirdi. İl genelindeki köylerin tamamına yakınında güneş enerjili ısıtma sistemi kullanılmaya başlandı. Yozgat kırsalında güneş enerjisi sadece su ısıtma sisteminde kullanılmıyor. Bozok Üniversitesi öğrencileri tarafından yapılan ve İzmir'de yarışmaya katılan güneş enerjisiyle çalışan otomobili geliştirme çalışmalarının yanı sıra, güneş enerjisinden yararlanılarak sulama, okulun elektrik enerjisini karşılama gibi sistemlere yönelik çalışmalarda yürütülüyor. Yozgat Güneş atılımında... İstanbul ve Ankara nerede?

Sizlerle paylaşmak istediğim bir takım yeni rakamlar var. Yıllık olarak atmosferdeki karbon salımı 1.6 ppm yani milyonda parçacık. Şu anda sadece Karbondiyoksit olarak 387, diğer gazlarla ise 440 ppm’e ulaştık. Halbuki bunun gezegenin kurtulması için 350 ppm olması gerekiyor en fazla. Geçen yıl ilk kez fosil yakıtlardan salımlar yüzde 1.3 azaldı ama bunun nedeni çevreci davranış ve önlemlere değil ekonomik krize bağlanıyor. Kömür hala en büyük salım kaynağı ve tarihteki en büyük değer, 1990 salımlarına göre ise yüzde 37 daha fazla. 2007 ve 2009 yılları arasındaki kömür salımlarındaki artışın yüzde 92’si Çin ve Hindistan’da olmuş... Türkiye’de ise 45 kömürlü termik santrali planı var. Gezegenin geleceği için kömürden artık vaz geçmemiz gerekiyor.

Yavru balıkların korunması için benzer bir kampanyada şu anda Türkiye’de yürütülüyor. http://www.kacsantim.org adresinden sizde yavru balıkların korunması için imza atabilir, balık için alış veriş yaparken yasal balıkların olması gereken asgari boyutunu öğrenebilirsiniz.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, elektrikli otomobiller ve hibrid motorlu araçların üretimi ve seri tadilatı gibi yeni teknoloji uygulamalarına ilişkin yönetmeliği tamamlayarak, Başbakanlığa gönderdi. Bu yılın sonundan itibaren Türkiye'de üretimine başlanacak elektrikli otomobillere ilişkin altyapı düzenlemeleri hızla yapılmaya başlandı. Dünya otomotiv sanayisinin, bugün itibariyle özellikle küresel ısınmanın önlenmesi, çevrenin korunması ve tükenen fosil yakıtlar nedeniyle birçok ülkede mevzuat baskısı altında bulunduğuna işaret eden Sanayi ve Ticaret Bakanı Ergün, “Ülkelerin taraf olduğu Kyoto gibi uluslararası anlaşmalar gereği ulaşımda emisyonların azaltılmasına yönelik hükümler ve fosil kaynakların gelecekte tükeneceği yönündeki endişeler, üretici firmaları çevre dostu araçlar olarak adlandırılan araçların üretimi konusunda yoğun çalışmaya zorlamaktadır. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi çevre dostu araçların üretimi, tüketiciler tarafından tercih edilmelerini sağlayacak düzenlemeler ve altyapının geliştirilmesi ilgili çalışmaları yapacağız” dedi. Bunlar iyi haberler ancak aynı zamanda ulaşıma dair şehir planlarının, demiryolu ve toplu ulaşım planlarının buna paralel hatta önde gitmesi gerekiyor.

Kahramanmaraşlı Warriors Of The World (Dünya Savaşçıları) adlı çevre örgütü üyeleri, 24 yıldır faaliyet gösteren Afşin- Elbistan A Termik Santrali'ni kefen bezi giyerek ve maskelerle protesto etti. Grup, ‘Gelecek için termik santralleri durdurun’, ‘Yatırımları yeşil enerjiye yönlendirin’ ve ‘Kahramanmaraş, termik santrali istemiyor’ yazılı pankartlar açtı. Gruptakilerden biri eylem sırasında üzerine sardığı kefen beziyle yere yattı, arkadaşları da maske takarak termik santrallere tepkilerini dile getirdi. Örgüt adına açıklama yapan Basın Sözcüsü Fatma Yörür, Afşin- Elbistan A Termik Santrali nedeniyle bir çevre felaketi yaşandığını, santralin bulunduğu bölgedeki yerleşim yerlerindeki tarım alanlarının, hayvanların, içme- kullanma sularının ve doğal güzelliklerin zarar gördüğünü söyledi. Yörür, “Baca gazı arıtma sistemi olmadığı halde 24 yıldır çalıştırılan Afşin-Elbistan A Termik Santralinde 8 yıl ömrü kaldığı gerekçesiyle baca gazı arıtma tesisi kurulmamaktadır. Bu santral, yıllardır doğaya ve insanların üzerine katı, sıvı, gaz ve radyoaktif madde içeren zehirli atık saçmaktadır” dedi. Kahramanmaraş Valiliği’nin ‘Aydın İnsan, Temiz Çevre ve Yaşanılabilir Köy Projesi’ni eleştiren Yörür, Afşin ve Elbistan’da çevre felaketi yaşanırken Kahramanmaraş kent merkezinde kağıt parçalarının toplanmasını anlamsız bulduklarını kaydetti. Eylemci grup basın açıklamasının ardından olaysız dağıldı.

Mersin’de Ulusal ve Uluslararası koruma statülerine sahip Silifke’deki Göksu Deltası Kuş Cenneti bir ayda ikinci defa yandı. Yakanların tarım arazileri açmaya çalıştığı belirlendi. Göçmen kuşların geldiği bu aylarda gece boyu süren yangında çıkan dumanların etkisiyle kuşlar deltayı terk etmeye başladı. Sürüngenler ise alevlerin içinde kaldı. Polis ve Jandarma, özel ekipler oluşturarak yakanların peşine düştü. Nadir ve nesli tükenme tehlikesi altında olan çeşitli kuş türlerinin yaşam, üreme, beslenme, ve konaklama yeri olan deltada bulunan Kuş Cenneti büyük tehlike altında, gerekli koruma önlemlerinin alınması acilen gerekiyor. Çevre Bakanlığı çevreyi tahrip eden HES’lerle uğraşacağına öncelikle doğal alanları korumayı becermesi gerekiyor.

Muğla'nın Köyceğiz ilçesi Beyobası belde sınırları içindeki Yuvarlakçay üzerine bir firma tarafından kurulmak istenen Hidro Elektrik Santrali (HES) ile ilgili açılan davalarda arka arkaya gelen yürütmeyi durdurma karalarından sonra, 11 aydır yörede eylem çadırı kuran köylüler çadırlarını kaldırma kararı aldı. Yuvarlakçay'ı Koruma Platformunun arka arkaya açtığı yürütmeyi durdurma kararlarının ardından Yuvarlakçay üzerine Hidro-Elektrik Santrali yapmak için başvuran AKFEN köylülerin tepkisi nedeniyle Yuvarlakçay üzerinde HES inşaatı yapmaktan vazgeçtiklerini açıklamıştı. Yüklenici firmanın HES inşaatından vazgeçmesinin ardından platform üyeleri Köyceğiz Orman İşletme, Muğla Orman Bölge Müdürlüğü, Özel Çevre Koruma Kurumu ve Orman Genel müdürlüğü aleyhine ağaç kesiminin durdurulması, doğa tahribatının önlenmesi için dava açmışlardı. Muğla 1. İdare Mahkemesi'nin1 Kasım 2010 tarihli kararıyla da köylüler istedikleri sonucu aldıklarını belirterek çadırları kaldırma kararı aldılar.

Meksika’da yapılmakta olan El Zapatillo Barajına karşı, zarar gören Temaca halkına destek olmak için pekçok ülkede Meksika temsilcilikleri önünde eylem yapıldı. Türkiye’de de benzer mücadeleleri yürüten Doğa Derneği dünyanın bir başka ucunda diğer baraj mağdurlarına destek olmak için İstanbul’daki Meksika Fahri Konsolosluğu önünde hazırladıkları pankartı açtı ve barajın durdurulması için dilekçeleri konsolosluğa teslim etti. Farklı ülkelerden tüm destekçilerin pankartlarında aynı cümle yer aldı: “Los Ojos De Mundo Estan Puestos En TEMACA” -Dünyanın Gözleri TEMACA’nın Üzerinde- ve “Temaca Vive, La Lucha Sigue” -Temaca Yaşıyor, Mücadele Sürüyor-!

Bu arada Doğa Derneği’nin “Hasankeyf Yok Olmasın” kampanyası ünlü sanatçılarla devam ediyor. Tarkan, Sezen Aksu, Yıldız Kenter, Kibariye ve Şivan Perwer Hasankeyf'in sular altında kalmaması için halka billboardlardan seslenerek, imza atmaya çağırıyor. Ilısu Barajı’nın durdurulmasını ve Hasankeyf'in de içinde bulunduğu Dicle Vadisi'nin UNESCO Dünya Miras Alanı ilan edilmesini talep eden imza kampanyasına bugüne kadar sanatçıların yanı sıra 80 bin kişi daha imzasıyla destek verdi. Ankara ve İstanbul’daki billboardlarda halka “Hasankeyf’e sahip çık” çağrısı yapan sanatçılar verdikleri mesajla Hasankeyf’in bir dünya mirası olduğunun altını çiziyor. Beş ünlünün imzaladığı metinde, Hasankeyf'in en az 10 bin yıllık geçmişi ile UNESCO'nun 10 dünya mirası kriterinden 9'unu karşılayan dünyadaki tek yer olduğuna dikkat çekiliyor. Siz de http://hasankeyf.dogadernegi.org/ adresinden imza atabilirsiniz.

Çevre ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği ÇETKODER başlattığı kampanya ile sigara izmaritlerinin doğadan toplanması için para ödülü koydu. Amaçlanan sonucu sağlayıp sağlamayacağı önümüzdeki günlerde netleşecek olan bu kampanyada, 500 sigara izmariti getiren herkes 5 lira kazanacak. ÇETKODER Genel Başkanı Mustafa Göktaş, uygulamanın ilk olarak Mersin, Adana, Hatay ve Osmaniye illerinde bugün itibari ile başladığını söyledi. Toplanan izmaritlerin imha edilmeleri için ilgili belediyelere verileceğini belirten Göktaş, "Buralarda başarılı olursa ardından yurdumuzun tüm il ve ilçelerinde derneğimiz gönüllüleri aracılığı ile uygulama, yaygın hale getirilecektir. Unutulmasın ki bir izmarit doğada 2 yılda zor kaybolmaktadır. Gençlere ve içenlere sesleniyoruz. Yere atmasın biriktirsinler 500 adet izmariti bize getirsinler 5 lirayı bizden alıp gitsinler” dedi. Ben de diyorum ki daha kolayı var hiç içmeyin... çöpü kaynağında yok edin. Burada tütün üretiminde kullanılan tarımsal kimyasalları ve doğaya dolaylı olarak verdiği zararı da unutmayın.

Çorlu Bisiklet Topluluğu'na üye üç bisikletçi Doğu Karadeniz Bölgesi'nde yapılması planlanan HES projelerine karşı dikkat çekmek için Samsun-Hopa arasında yapmakta olduğu bisiklet turunun ikinci etabı olan Samsun-Giresun arasını tamamladı. Bisikletçi gençler adına konuşan Aykut Müsget, HES'lere karşı tepkilerini göstermek için böyle bir şey yaptıklarını belirterek, ''Geleceğin mirası yeşil alanların tahribatına neden olan, kırsal kesimin doğal dengesini bozan, tarım ve hayvancılık adına riskler taşıyan, bazı kesimlerin rant sahibi olmasını kolaylaştıran ve meşrulaştıran HES Projelerine karşı, pedallarımızı döndürmeye devam edeceğiz. Turumuzda ''HES Katliamdır'' ve ''Anti-HES'çiler'' sloganlarını kullanıyoruz'' dedi. Grubu karşılayanlar arasında bulunan Giresun Derelerin Kardeşliği Platformu Dönem Sözcüsü Ali Dursun da derelerin susuz bırakılmasını ve dere sularının kullanım hakkının 49 yıllığına HES firmalarına verilmesini asla kabul etmeyeceklerini söyledi. Dursun, platform olarak bütün bu projelere karşı açılan 80 davanın 35'inde yürütmeyi durdurma ve iptal kararı alındığını ve Giresun bölgesinde doğal yaşamın korunması için yeni davalar açmanın hazırlığında olduklarını söyledi.

“Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu” tasarısının, kültürü, tarihi ve tabiatı koruma ‘yetkisini’ hükümete vermeyi amaçladığını söyleyen farklı illerden platform ve sivil toplum kuruluşları, ortak bir bildirgeye imza atarak, tüm duyarlı vatandaşları ve stk’ları www.dayanısma.net
linkindeki ortak bildirgeye katılmaya davet etti. Bildirgede, korunan alanların belirlenmesiyle ilgili yetkinin uzmanlar ve koruma kurulları yerine Çevre Bakanlığı veya Bakanlar Kurulu’na devredilmek istenmesine karşı ciddi bir tepki var. Bilimsel tespitlerin yerini siyasi tercihlerin alma tehlikesine işaret edilen bildiride, “Mevcut durumda bile sit alanlarının yok edilmesine yönelik “projeler” devam ederken bu çıkartılmak istenen “yasa” ile Türkiye’nin dereleri vadileri ovaları, kültürel varlıkları ve tarihi “rant” uğruna “yasal” olarak yok edilecek ve çevreciler yaşam savunucuları yasadışı ilan edilecek. Tabiatımıza uymayan bu yasaya Hayır! Diyoruz. Bu Yasa Tasarısı ile Hükümet, HESLERİ KORUMA, Tarihi Gömme, Kültürleri Yok Etme Kanunu çıkartmak istiyor. Kültürü, Tarihi ve Tabiatı Koru(ma)ma Tasarısına “HAYIR! diyen tüm çevrecileri yaşam savunucularını bu çağrıyı imzalamaya ve birlikte direnişe çağırıyoruz” deniliyor. İmza kampanyasına, http://www.dayanisma.net/ adresinden katılabilirsiniz.

Greenpeace Akdeniz’in, Akkuyu’nun yanı başındaki Büyükeceli Beldesi camisine kurduğu güneş enerjisi sisteminin açılışı dün yapıldı. Açılışın ardından, güneş enerjisi kullanılarak sıkılan portakal suları dağıtıldı. Güneş Enerjisi Sanayicileri Derneği [GENSED]’in teknik desteğiyle geliştirilen proje kapsamında yöre halkını güneş enerjisi sistemleri konusunda bilgilendirme çalışmaları yapıldı, yenilenebilir enerjiler hakkında söyleşiler gerçekleşti. Meclis önünde nükleere karşı geldikleri için yargılanan eylemciler ve geleceği güneşte gören gönüllüler de on gün süren proje boyunca Akkuyu’da, yöre halkıyla diyalog halinde çalıştı.
Maliyeti Greenpeace tarafından karşılanan sistem 2,25 kW kurulu güç kapasitesinde ve caminin elektrik ihtiyacını karşılayabilecek durumda. Yenilenebilir enerji kaynakları ve enerji verimliliği çözümleri, nükleer enerjinin tam sekiz katı daha fazla istihdam sağlıyor. Güneş ise en çok istihdam yaratan saha; hükümet bu santrali inşa edeceğine aynı güçte fotovoltaik güneş sistemlerine teşvik verse 120 bin yeni, temiz, vasıflı iş yaratılacak. Doğamızı, geleceğimizi ve refahımızın yaygınlaşmasını düşünerek acilen enerji politikası yenilenebilir enerjilerin önünü açacak şekilde değişmeli. Hükümet nükleere dur demeli ve yenilenebilir enerji kanunundaki değişiklikleri hızla meclisten geçirmeli.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), rüzgâr, güneş ve ırmak gibi yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretimine izin veren yönetmeliği sonunda tamamladı. Artık isteyen herkes şirket kurmadan veya lisans almadan kendi ihtiyacı olan elektriği üretebilecek. Ayrıca, üretilen ihtiyaç fazlası elektrik de piyasaya satılabilecek. TBMM'de 2007'de çıkan kanunla, kurulu gücü 500 kilovatın altında olan elektrik üretim tesisleri için lisans alma ve şirket kurma mecburiyeti kaldırılmıştı.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Güney Kore ile nükleer enerji santrali yapımı konusunda anlaşma sağlanamadığını bildirdi. Bakan Yıldız “Güney Kore ile bazı şartlarda henüz mutabık kalmış değiliz. Bu son yaptığımız görüşmede de bu noktaları aşamadık. Diğer ülkelerle görüşmelere başlayacağız.” dedi. Enerji Bakanı, bayram sonunda Japon Toshiba firmasıyla da görüşüleceğini belirtti. Diğer yandan, Rusya Başbakanı, hem fiyat hem de kalite konusunda nükleer santral inşaatı için Türkiye'ye çok iddialı bir teklifte bulunduklarını söyledi. Bakanlığın bütün bu boşa giden emekleri niye konsantre güneş santralleri veya çatılarımızı güneş paneleri ve rüzgar gülleri ile donatmak için kullanılmıyor? Niye sade vatandaş elektrik üreterek para kazanacağına, bu paralar vatandaşın cebinden Rusya, Kore veya Japonya’ya verilmeye çalışılıyor?

Beyağaç ilçesinde bulunan ve doğal sit alanı ilan edilen Kartal Gölü, define avcılarının hedefi oldu. İddiaya göre, altından yapılma çift başlı kartal heykelciğini arayan talancılar, gölün su seviyesinin düşmesine neden oldu. Her yıl “Eren Günü Şenlikleri” kapsamında binlerce insanın toplandığı Kartal Gölü’ne, kimliği belirlenemeyen define avcıları tarafından zarar verildi. Gece geldikleri tahmin edilen define avcıları, kepçeyle gölün etrafını kazarak, altından yapılma kartal başı aradı. Talan, bölgeye giden yurttaşların jandarmaya haber vermesiyle ortaya çıktı. Doğal sit niteliğindeki göl, dağdan gelen sularla besleniyor.
Beyağaç Belediye Başkanı Mustafa Akçay da yasal olmayan kazılarla defineciler tarafından istila edilen Kartal Gölü’nü ellerinden geldiği kadar korumaya çalıştıklarını ancak definecilerin ellerine geçen her fırsatta gölü köstebek yuvasına çevirdiklerini söyledi. Yeni Tabiatı Koruma(ma) Kanunu şu anda Meclis’te, oda çıkarsa artık milli çıkarlarımız adı altında, altın ve para için yokedilebilecek alanlar arasında derelerimizden sonra Kartal Gölü’de hızla katılabilir.

Greenpeace, vatandaşları doğru balık alımına yönlendiriyor. Greenpeace Akdeniz, 2007’de de hazırladığı balık boyları cetveli ile vatandaşı yasal boylar konusunda uyararak, avlanırken bunlara bile uyulmadığını anlatmıştı. Greenpeace şimdi, denizlerde balık stokları hızla tükenirken, bir kez bile yumurtlayamamış balıkların, yani yavru balıkların avlanması ve satılmasının acilen durdurulması için yaptığı çağrıyı yineliyor. Greenpeace gönüllüleri, Beşiktaş Balık Pazarı’nda, balıkçılara ve vatandaşlara dağıttıkları balık boyları cetvelleri ile, herkesi bu kampanyaya katılmaya davet etti. Greenpeace Akdeniz Denizler Kampanyası Sorumlusu Banu Dökmecibaşı, “Yetişkin bir balık, her yumurtlamada binlerce yavru verir, oysa ona en az bir kez bu şansı vermeden avlarsak soyu tehlikeye girer. Bu da tüm stokların yakın zamanda tükenmesine neden olacaktır, yani yavru balık avlanmaya ve satılmaya devam edilirse yakın zamanda denizlerimizde balık kalmayacak.” dedi. Greenpeace, vatandaşları, www.kacsantim.org sitesinde önerilen balık boyları ile doğru balık satın alma konusunda yönlendiriyor. Unutmayalım ki “küçük balık yoksa, büyük balık da yok”

Bu yıl yangınlar, seller ve fırtınalar ile dolu en sıcak yıl rekorunu yaşadı dünya. Buna rağmen G20 liderleri geçen yıl verdikleri sözleri tutmadılar. Bir yıl önce iklim değişikliğini durdurmak, fosil yakıt sübvansiyonlarını kesmek ve yeşil ekonomilere geçişi başlatmak için verdikleri sözlere rağmen liderler gerekli adımları atmadı. Üstelik Seul’de gerçekleştirilen G20 zirvesi iklim için daha önce verilen sözlerin de gerisinde kalacakmış gibi görünüyor. Greenpeace’den Patricia Lerner, "Bu yılki G20 görüşmeleri Cancun'da gerçekleştirilecek iklim görüşmelerini destekleyecek nitelikte olmalıydı ama bir yıl önce verilen taahütler bile verilmeyecek gibi görünüyor" dedi. G20 liderlerinin dünya adına karar vermek için Seul'de yapması gereken dört şey var: Liderler verdikleri sözleri tutup sıcaklık artışını 2C derecede sabitlemek için gerekli salım azaltımlarını yapmalılar, fosil yakıt endüstrisine verilen sübvansiyonlardan vazgeçilmeli, yeşil ekonomilere geçiş için finans sağlanmalı ve gelişmiş ülkeler önceliklerini fosil yakıt yatırımlarına değil iklim fonlarına çevirmeli. Greenpeace Akdeniz Kampanyalar Yöneticisi Hilal Atıcı: "Türkiye şu anda enerji yatırımlarını kömür ve petrol gibi fosil yakıtlara yönelik gerçekleştiriyor. Ancak fosil yakıtlar dünyanın kaderini bir felakete doğru sürüklüyor. Seul'da hükümetler dünyanın kaderine ilişkin kararlar alıyorlar. Türkiye hükümeti de yapılacak görüşmelerde iklimin tarafını seçmeli ve yenilenebilir enerjiler ve enerji verimliğine öncelik vermelidir" dedi. Evet yenilenebilir enerji kanunundaki değişiklikleri birisi yiyor ama kim... bu gidişle dünya bizi çiğ çiğ yiyecek. G20 hadi ama! Zaman kalmadı...

Adana Valisi İlhan Atış’dan modernist inciler. Son birkaç yılda Adana'da gerçekleşen büyük çaplı yatırım projelerini anlatan Vali Atış, Tufanbeyli ilçesinde 600 milyon ton kömür rezerv kapasiteli termik santrali için imar planı değişikliği yapıldığını belirtti. Böylece çocuklarımızın geleceğinin karartıldığını söylemedi ve kendisinin Greenpeace’in Kömür’ün gerçek maliyeti isimli raporunu okumadığı anlaşıldı. Kentte inşaatı devam eden 17 hidroelektrik santralinden Karaisalı Çakıt HES'in hizmete girdiğini, akarsuların üzerinde inci tanesi gibi dizilen diğer HES'lerin de birkaç yıl içinde devreye gireceğini ifade etti. Ancak vatandaşların her yerde HES’lere karşı ayaklandığını ve enerji üretmenin rüzgar ve güneş gibi daha iyi yöntemleri olduğunu söylemedi. Vali, Çalık Grubu'nun kuracağı Petrokimya ve Rafineri Sanayi Entegre Tesisi'nin ÇED'leri hazırlandı. 1/25 binlik planlar ve yer tespiti yapıldı, istimlâklar başladı.” dedi ama Dünya’daki petrol rezervleri yakıldığında küresel ortalama sıcaklıkların 6 santigrat derece artacağını ve böylece Adana’nın çöle değil çölden de sıcak Merkür tarzı bir cehenneme döneceğini söylemedi. Vali Atış, “Ben çok heyecanlanıyorum. Ama Adanalılarda bu heyecanı göremiyorum. Ben üç nalı, atı da buldum. Polyannacı değilim, gerçekleri görerek konuşuyorum." dedi... bence aklı selim Adanalılar’ın söylediklerine heyecanlanmadığına şaşmaması gerekir, çünkü onlar artık söylemediklerini biliyorlar.

“Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu” yasa taslağının aksaklıklarını ortaya koymak için Greenpeace’in de aralarında bulunduğu, 68 sivil kuruluş ortak bir bildiri yayınladı. İlk Tabiat Kanunu 2003 yılında sivil toplum kuruluşlarının katkılarıyla hazırlanmışken, STK'ları devre dışı bırakan, ve daha önce görülmemiş bir yıkıcı "Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Taslağı" meclise gönderildi. Buna karşı görüş oluşturmak ve mücadele etmek üzere Tabiat Kanunu İzleme Girişimi kuruldu. Tabiat Kanunu İzleme Girişimi; söz konusu yasanın ilk biçimlenmesinde aktif rol oynamış kurumların yanı sıra, ülkemizin doğasını, temel bilimsel koruma yaklaşımını, uygulama süreçlerini ve yaptırımları olumsuz yönde etkileyeceğini öngören 68 öncü sivil toplum kurumundan oluşuyor. Tabiat Kanunu İzleme Girişimi ;
1.Doğal yaşama sahip çıkılması için bu yasa taslağının geri çekilmesi ve ilk hazırlanan taslağa uygun bir yasa hazırlığının başlatılmasını,
2.Hazırlık sürecinde doğanın haklarının ve uluslar arası taahhütlerin dikkate alınmasını,
3.Gerek hazırlık ve gerekse uygulama sürecinde sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte hazırlanmasını, talep ediyor.
Basın bildirisinin tamamına www.greenpeace.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz.

Hareketli bir hafta sonunun ardından yıkım ve mücadele haberleri. Kaz Dağları eteklerinde 11 maden şirketinin 5 sondaj makinesiyle altın arama çalışmalarına, 1 yıl aradan sonra yeniden başlamaları bölgedeki vatandaşları harekete geçirdi. Çanakkale Bayramiç’te Karıncalı, Kuşçayır, Kara İbrahimler, Muratlar, Şapçı ve Balaban köylerini içine alan bölgeye inceleme gezisi düzenleyen bir grup vatandaş arasında Bayramiç Belediye Başkanı İsmail Sakin Tuncer de yer aldı. Tuncer, siyanürle yapılacak altın işleme çalışmalarının bölgeye büyük darbe vuracağını belirtti. Bayramiç Ziraat Odası Başkanı İsmail Pehlivan da, Bayramiç yöresinde elmadan yılda 6 milyon, şeftaliden 4 milyon, kirazdan 3 milyon lira elde edildiğini hatırlattı. Kanadalı Teck Madencilik Şirketi’nin yeniden başladığı Kaz Dağları eteklerindeki arama çalışmalarının yanı sıra Kuzey Biga ve Doğu Biga adlı iki şirket geçen yıl çıkarılan altın miktarını belirlemek için sondaj çalışmalarını sürdürüyor.
Akkuyu’da Rusya’nın tasarladığı VVER-1200 reaktör tasarımının kullanılacağı santralin 50 yıl sonra ömrünü tamamlayacağını ama çevreye vereceği zararın geri dönülmeyecek kadar yıkıcı olacağını savunan Greenpeace, bölgeye nükleerden önce girdi. Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynaklarına dikkat çekmek ve nükleerin tehlikelerini anlatmak isteyen Greenpeace gönüllüleri, Akkuyu Santrali’nin yapılacağı alanın 4 kilometre yakınındaki Büyükeceli Köy Camii’ne güneş enerji sistemi kurmaya başladı. Güneş Enerjisi Sanayicileri Derneği (GENSED) ile işbirliği yapan çevre kuruluşu, güneş enerji sisteminin ne kadar kolay ve ekonomik olduğunu ortaya koydu. Nükleer santralda çalışma umudu olan işsiz gençlere, güneş enerji sistemi kurma konusunda kurs veren Greenpeace ve GENSED, Büyükeceli beldesindeki genç nüfusuna bu sektörde nasıl iş bulabilecekleri konusunda da yardım edecek. Greenpeace Proje Koordinatörü Alidost Numan, “Nükleer santral nedeniyle 20 yıldır ekonomik geleceği belirsizleşen bölge halkı, tek kurtuluşun santralda vasıfsız işlerde çalışmak olduğunu düşünüyor. Oysa Nükleer santral bölgede daha iyi iş olanaklarının önündeki en büyük engel. Son on yılda Almanya’da yenilenebilir enerji sahasında 340 bin kişiye yeni iş yaratıldı. Nükleerde ise sadece 30 bin kişi çalışıyor. Güneş enerjisi açısından Avrupa’nın ikinci en büyük potansiyeline sahibiz. Hükümet bu santral yerine güneş sistemlerine teşvik verse 120 bin kişiye temiz, vasıflı iş yaratılacağını hesaplıyoruz” dedi.
Yeşiller Partisi,Kresel Eylem Grubu, 3. Köprüye Karşı Yaşam Platformu ve Greenpeace üyeleri yapılmasına karşı çıktıkları 3’üncü köprünün 2 milyon ağacı yok edeceği gerekçesiyle bu hafta sonu Galata Köprüsü’nde mumlu eylem yaptı. “2 milyon ağaç için 2 milyon İstanbullu” kampanyası çerçevesinde dün akşam Galata Köprüsü’nde bir araya gelen vatandaşlar, “3. Köprü çözüm değil” yazılı pankart açtı. Eylemciler açıklamaların ardından yanlarında getirdikleri mumları köprünün korkuluklarına dikti. Grup, köprünün Eminönü ayağına kadar yürüdükten sonra sessizce dağıldı. Hükümet politikalarının bu dönemde çevreye büyü zararlar vermesi nedeniyle sivil toplum örgütlerinin güçlerini birleştirdiklerini görüyoruz. Umuyoruz bu hareket büyüyerek devam eder.
Tüm bu doğa kıyımı haberlerinin ardından Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun, “Sözde değil özde çevreciyiz, farkımız bu. Şu anda çevrecilik deyince çevreciliği bilen biziz” mesajı şaşırttı. Sakarya nehri üzerine yapılacak HES'in temel atma töreninde konuşan Bakan Eroğlu, Sakarya Büyükşehir Belediyesi Adapazarı Su ve Kanalizasyon İdaresi ADASU’nun, santralin tamamlanmasının ardından ihtiyacı olan enerjinin yüzde 95'ini buradan elde edeceğini söyledi. Bakan Eroğlu, yapımın ardından bölgenin muhteşem bir mesire alanı olacağını ifade ederek, Türkiye'de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dan önce bütün suların boşa aktığını anlattı. Eroğlu, “Türkiyedeki en büyük çevre yatırımlarının temelini Başbakanımızla birlikte ben attım. İstanbul'da ağaç yoktu, baştan aşağıya ağaçla donatan biziz. Çöp dağları vardı, çöp dağlarını kaldırıp ilk defa düzenli depolama, yakma tesislerini, tıbbi atıkları ayrı toplayıp bertaraf eden tesisleri kuran biziz. Haliç'i kurtaran biziz. ” dedi. HES'lerin enerji için gerekli olduğunu iddia eden Eroğlu; “Bunları yapmazsak ne olur? Buraya termik santral kuracaksanız, kömürlerden çıkan baca gazları veya dışarıdan doğalgaz alıp doğalgaz çevrim santrali ile elektrik vereceksiniz. Bunlar mı daha çevreci? Yoksa doğaya ve suya hiç bir kirlilik vermeyen hidroelektrik santraller mi çevreci? Bunu vatandaşların takdirine bırakıyorum” dedi. Vatandaşlar bu konuda takdirini ortaya koymuş, çöp üretmeyen politikalar istiyorlar, yok edilen doğanın yerine mesire yeri değil, artık kullanılmasına gerek kalmamış çöp depolama sahalarının üstüne mesire yeri yapılsın diyorlar, yeni santral olacaksa rüzgar güneş olsun, olsun ama daha iyisi enerji tasarrufu olsun diyorlar. Vatandaş diyor ki Eroğlu gerçek çevreci olsa bu şekilde gösterir, ancak politikaları vatandaşları değil inşaat şirketlerini gözetiyor diyor.

ODTÜ Biyoloji ve Genetik Topluluğu, 2010 yılının Birleşmiş Milletler tarafından ''Biyoçeşitlilik Yılı'' olarak belirlenmesi etkinlikleri kapsamında ''Biyoçeşitlilik 2010:Tüm Çeşitliliğiyle Yaşam'' konulu konferans düzenlendi. Konferansta ''Türkiye'de Yaşayan Memeli Hayvanlar ve Biyoçeşitliliği'' başlıklı konuşma yapan Yrd. Doç. Dr. Tolga Kankılıç, 19. yüzyılda Türkiye'de en az dört memeli türü olan Kunduz, Asya Aslanı, Çita, ve Sığın'ın yok olduğunu, bu tarihten sonra da pek çok türün yok olma tehdidi ile karşı karşıya kaldığını belirtip, ''Büyük memeli türlerinin çoğunluğu son yüzyıl içerisinde, dikkati çekmeyen bir çok küçük memeli türü de son 50 yıl içerisinde yok olma tehdidi altına girmiştir'' dedi. ODTÜ Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aykut Kence de konuşmasında, Türkiye'nin Avrupa'nın 14'te biri oranında yüzölçüme sahip olmasına karşın kıtada bulunan memeli türlerinin 3'te 2'sini barındırdığını ifade etti.
Türkiye'de yaşayan türlerin sayısının 150 binle 208 bin arasında olduğunun tahmin edildiğini anlatan Kence, ancak son dönemde pek çok türün sanayileşme, tarımsal kirlenme, kontrolsüz avlanma gibi sebeplerle tehdit altında olduğunu bildirdi. Kence, ''Doğanın en büyük düşmanı insan varlığı. Yaşam tarihinde hiçbir dönemde insan dışında hiçbir canlı türü, diğer canlı türlerinin yaşam alanlarını daraltarak biyoçeşitlilik üzerinde bu denli etkili olmamıştır.'' dedi

Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren bir değişiklikle, tehlikeli atıkların yakılmasıyla ilgili düzenlemeler Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği kapsamından çıkarılarak, Atıkların Yakılmasına İlişkin Yönetmelik kapsamına alındı. Buna göre, atıkların yakılmasıyla çevrede oluşabilecek olumsuz etkiler, özellikle hava, toprak, yüzey ve yeraltı sularında kirlilik ve insan sağlığı için ortaya çıkabilecek riskler, uygulanabilir yöntemlerle önlenecek ve sınırlandırılacak.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, son günlerde sıkça tartışılan nükleer santral ve HES konularıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Yıldız, "Akdeniz ve Karadeniz’de 2 nükleer santral yapmayı planlıyoruz. Nükleer santralle birlikte Türk sanayisi de lig atlayacak’’ dedi. Enerji Bakanı Taner Yıldız memleketi Kayseri’de, ikinci nükleer santral için anlaşma imzayacaklarını da sözlerine ekledi. Böylece nükleer tehlike yaşamımıza girmiş olacak... biz izin verirsek.

Bir çağrı ve hatırlatma ile programı kapatalım; Yalova’da termik santrale karşı mücadele veren Yalova Çevre Platformu’nun 2 üyesine, santrali kurmak isteyen şirket olan AKSA tarafından açılan tazminat davası, yarın Beyoğlu Adliyesi’nde görülecek. Dava 8 Haziran 2010’da Greenpeace Akdeniz, Küresel Eylem Grubu, Yeşiller Partisi, TEMA, Buğday Derneği, Doğader, Son Irmak Doğa Orkestrası, Karadeniz İsyanda Platformu gibi STK’ların da katılımıyla yaptıkları basın açıklamasının ardından açılmıştı. Programımız metin yazarı Yalova Çevre Platformu Dönem Sözcüsü Özlem Akyüz Bayrı’ya destek olmak üzere program dinleyicilerimizi davaya çağırıyorum. Dava yarın saat 09:30’da Beyoğlu 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülecek, hepinizi bekleriz, varlığınızı gösterin. Saat 09:30’da Beyoğlu 3. Asliye Hukuk Mahkemesi.

ARALIK
Beyoğlu'nda bir grup, Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı'nı protesto etti. Beyoğlu İstiklal Caddesi üzerindeki Galatasaray Lisesi önünde toplanan 'Karadeniz İsyandadır Platformu' üyesi bir grup, 'Tabiatı Bozuk Yasaya Hayır' pankartı açtı. Burada grup adına açıklama yapan Çiğdem Bayrak, TBMM gündeminde olan Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı'nı toplumu tamamen dışlayan bir şekilde hazırlandığını savunarak, ''Enerji yatırımlarına yönelik yöre halklarının itirazlarının bu kadar gündemleştiği, açılan davalarda yürütmeyi durdurma ve iptal kararlarını alındığı bir dönemde, böyle bir yasanın görüşülmesi bölgeyle ilgili kaygılarımızı artırmaktadır'' dedi.
Bayrak, tasarıyla korunması gereken alanların yetkisinin Çevre ve Orman Bakanlığına devredilmesinin öngörüldüğünü belirterek, ''Bakanlığa ve kurullara neredeyse sınırsız takdir hakkı verilmiş, takdir hakkının ne şekilde kullanılacağı dair bir düzenleme yapılmamıştır'' dedi.

Kuş Araştırmaları Derneği Başkanı Osman Erdem, 2010 yılının Birleşmiş Milletler (BM) tarafından ''Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Yılı'' olarak ilan edildiğini söyledi. Erdem, Türkiye'nin Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları arasında bulunması, üç tarafının denizlerle çevrili olmasına rağmen ortalama yüksekliği bin yüz metreyi geçen yeryüzündeki tek ülke olduğunu ifade etti. Batı palearktik bölgedeki 4 ana kuş göç yolundan 2'sinin Türkiye üzerinden geçtiğini vurgulayan Erdem, ''Bu nedenle Türkiye'deki sulak alanlar pek çok kuş türünün varlığını devam ettirebilmesi bakımından herhangi bir ülkedekinden daha fazla önem taşımaktadır. Türkiye biyolojik çeşitlilik açısından zengin bir ülke. '' diyen Erdem, ''Son yıllarda 'doğa korumanın yatırımların önünde bir engel olarak görülmesi anlayışı' doğal değerlerimizin ve biyolojik çeşitliliğin tahrip edilmesindeki en büyük etkendir. Hidroelektrik santrallerin kurulması ve aşırı su kullanımı nedeniyle sulak alanların kuruması da biyolojik çeşitliliği tehdit etmekte” Şeklinde sözlerini tamamladı.

Türkiye'de 15 yeni orkide türü buldu. Fakat bu orkidelerin geleceği karanlık. Türkiye’de tam 170 orkide türü var. Ancak önlem alınmazsa 40’ı endemik, 60 tür bir-iki yıl içinde yok olacak. Nedeni, orkidelerin ya salep, Maraş dondurması ve afrodizyaklar için ya da bilgisizlikten kökünden sökülmesi. Türkiye’de yılda 120 milyon orkide sökülüyor. Dünyada orkide sadece Türkiye’de sökülüyor ve 50 milyon orkide iç piyasada kullanılıyor gerisi ihraç ediliyor.

Greenpeace Akdeniz aktivistleri Küresel Eylem Grubu’nun da katılımıyla İstanbul ve İzmir’de eş zamanlı olarak gerçekleştirdiği eylemde pijama ve yastıklarıyla sokak ortasında uyuyarak hükümetin iklim değişikliği karşısındaki derin uykusuna dikkat çekti. İstanbul Taksim Meydanı ve İzmir Konak Meydanı’nda gerçekleştirilen eylemlerde “Erdoğan uyuma, iklim için harekete geç” pankartı açan gruplar, hükümetleri, Meksika’nın Cancun kentinde gerçekleşmekte olan iklim zirvesinde gerekli adımları atmaya çağırdı. İstanbul’daki eylem, yapılan basın açıklaması ardından sloganlar eşliğinde Galatasaray Meydanı’na yapılan yürüyüşle sona erdi. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 16. Taraflar Toplantısına katılan ülkeler arasında olan Türkiye, herhangi bir salım azaltma taahhüdünde bulunmayan ülkelerden biri. Sera gazı salımlarında 19. sırada yer alan Türkiye, iklim değişimine katkısının az olduğunu ve gelişmekte olan bir ülke olduğu iddiası ile uzun uykusunu sürdürüyor. Çözüm üretmek yerine 50 kadar termik santral, Karadeniz’de bir arama platformu ve yeni petrol arama planlarıyla iklim değişikliğine yeni nedenler üretiyor. Hükümet artık ağır uykusundan uyanmalı, iklim ve enerji konularını ayrı konular gibi ele almaktan vazgeçmeli ve Enerji [D]evrimi için harekete geçerek iklim konusunda ciddi adımlar atmalı.
Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (BETAM), Araştırma Görevlisi Barış Gençer Baykan tarafından hazırlanan “İklim Müzakereleri Ve Türkiye” başlıklı araştırma notunu yayınladı. Notlara göre, 10 Aralık’ta sona erecek olan Meksika’daki Birleşmiş Milletler 16.İklim Zirvesi’ne katılan ülkelerden birisi olan Türkiye, iklim müzakerelerinde özel koşullarını öne sürüyor ve iklim değişikliği ile mücadelede hem ulusal hem uluslararası planda etkin bir rol oynamaktan kaçınıyor. Gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkelerin arasında iklim değişikliğine neden olan sera gazı emisyonlarının sınırlandırılması konusundaki tartışmalardan, Meksika’da bağlayıcı karara varılması beklenmiyor. Türkiye ise zaten bu konuda istekli bir tavır sergilemiyordu. Kyoto Protokolü’ne ancak 2009’da taraf olan Türkiye, bağlayıcı bir anlaşma çıkmayacağının belli olmasıyla Kopenhag Mutabakatı’na katılan 140 ülke içinde de yer almamıştı. İklim değişikliğine karşı mücadelede özel şartlarını öne süren Türkiye, temiz ve yenilenebilir enerji konusunda sahip olduğu büyük potansiyele rağmen gerekli adımları atmaktan geri duruyor. Rüzgar enerjisi potansiyelinin ancak yüzde 2’si kullanılıyor ve güneş enerjisinin payı yüzde 1,5 seviyesinde. Yenilenebilir Enerji Kaynakları (YEK) Teşvik Kanunu’nun taslakları hazır olmasına karşın hala meclis gündemine getirilmiş değil. Yapım ya da planlama aşamasında 47 yeni kömürlü termik santral bulunuyor. Avrupa Birliği Komisyonu’nun Türkiye İlerleme Kasım ayı raporunda, Çevre Faslı başlığı altında iklim değişikliğiyle ilgili olarak, “çok sınırlı ilerleme kaydedildiği” ve son zamanlarda Türkiye’nin uluslararası iklim müzakerelerinde AB pozisyonlarıyla uyumlu hareket etmeme eğiliminde” olduğu belirtiliyor. Uluslararası müzakerelerde bağlayıcı kararlar çıkmadığı sürece Türkiye özel koşullarını bahane ederek iklim değişikliğine karşı ulusal ve uluslararası planda etkin bir mücadele vermekten kaçınacaktır.

Güneydoğu son 40 yılın en kurak sonbaharını yaşıyor. Bölgede sonbahar mevsiminde yaşanan kuraklık çiftçileri kara kara düşündürüyor. Bölgenin tamamında kasım ayında hiç yağış yaşanmadı. Bazı ilçelerde ise bu sürenin 45 güne kadar çıktığı ifade ediliyor. Diyarbakır'ın kasım ayı yağış ortalaması 54 kg olmasına karşın, bu yılın kasım ayında yağış 0 oldu. Diyarbakır’da kayıtlara göre en son 1970 kasım ayı böyle yağışsız geçti. Mardin Meteoroloji Müdürü Mehmet Zeki Tekin de, Mardin’de son 71 yılın en kurak Kasım ayının yaşandığını kaydetti.
Bismil Ziraat Odası Başkanı Hibetullah Ay, bölge genelinde kuraklık tehlikesinin yaşandığını bildirerek, “Önümüzdeki haftalarda yağış olsa bile çiftçilerimiz ürünün yüzde 50'sini ancak kurtarabilir. Temennimiz kuraklık nedeniyle genel bir afetin oluşmaması” dedi. Ay, “Kuraklık korkusundan kurtulmanın tek yolu sulu tarıma geçmektir. Bunun için acilen tarımsal sulama projelerinin yapılmasını bekliyoruz” dedi.

Felaket haberleri bugün gündemimizde anlaşılan. Tropik iklimlerle bağdaştırılan ve ülkemizin sıcak kesimlerinde üreyen flamingoların ikisi, KuzeyDoğa Derneği bilim koordinatörü Emrah Çoban tarafından Kars Kuyucuk Gölü Yaban Hayatı Geliştirme Sahası Ramsar Alanı’nda fotoğraflandı. Burası her yıl Kasım ayında donmaya başlayan ve normalde Nisan ayına kadar buzla kaplı kalan 219 hektarlık bir göl. Hava sıcaklığının 16 derece olduğu Aralık ayının ilk gününde ise, Kuyucuk Gölü donmaktan çok uzaktı ve sazlıkların arasına saklanmaya çalışan pembe renkli flamingoların varlığı ise şaşkınlık yarattı. Flamingolarin kış mevsiminde Kars'ta değil Adana Çukurova’da olması gerekiyordu.

En azından insalar örgütleniyorlar. 4 Aralık Cumartesi günü, Ankara - Petrol İş konferans salonunda saat birde, İklim Adaleti Karşısında, Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu adlı panel düzenlenecek. Ses çıkarmak isteyenler bekleniyor.

Boğaziçi Üniversitesi ve Ekolojik Ekonomi için Avrupa Topluluğu işbirliğinde iki yılda bir düzenlenen Uluslararası Ekolojik Ekonomi Konferansı’nın dokuzuncusu, 14–17 Haziran 2011 tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleştirilecek. Ekolojik ekonomi kimliğini yansıtacak 9. Ekolojik Ekonomi konferansında, ekonomi yöntem ve araçlarının, ekoloji politikaları ve gerçek dünya sorunları açısından politikaları ele alınacak. İleri düzeyde ekolojik ekonomi (Advancing Ecological Economics) başlığı altında yapılacak olan konferans hakkında ayrıntılı bilgiye http://www.esee2011.org adresinden ulaşabilirsiniz. Ekonominin ekolojik krizin temelini oluşturduğu düşünülürse bu konferans ve benzerleri gezegenimizin geleceği açısından çok önemli.

Sakarya Nehri'nde yine sudaki oksijen oranının azalmasına bağlı olarak toplu balık ölümleri meydana geldi. Nehirlerimizi tükettik tüketmeye devam ediyoruz. Karasu’da Sakarya Nehri'nin Karadeniz'e döküldüğü bölgede çok sayıda balığın su yüzeyine çıkması üzerine, itfaiye ekipleri balıkların yaşaması için nehre tazyikli su sıktı. Nehir kenarındaki balıkçı barınağında bulunan bazı balıkçılar kıyıya vuran balıkları sudan çıkararak, musluk suyu doldurdukları kovalarda yaşatmaya çalıştı. Nehre karışan kirlilik balıkçıların ekmeğini ellerinden alıyor. Nehirden analiz için örnekler alan Sakarya Çevre ve Orman Müdürlüğü ekiplerinin ilk belirlemeleri, sudaki oksijenin çok azaldığı yönünde.

İklim Meydanı Trabzon’da. Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası AB Bilgi Merkezi, British Council, Birleşmiş Milletler Kalkınma Fonu ve Çevre Kültür Girişimcileri Derneği tarafından ortaklaşa düzenlenen ''Küresel Kirliliğe Karşı İklim Meydanı'' etkinliği pek çok ilden sonra Trabzon'da da gerçekleşti. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Deniz Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ertuğ Düzgüneş, toplantıda Karadeniz'in ısınma sürecinde olduğunu belirterek, “Isınma devam ederse Karadeniz’de bazı balık türleri tükenebilir” dedi. Yaşadığım en sıcak kışı geçirirken Istanbul’da bu sözler beni hiç şaşırtmıyor

Geçtiğimiz hafta sonu Sinop Gerze'de İklim Adaleti Koordinasyonu için Yeşil Gerze Çevre Platformu ev sahipliğinde bir buluşma gerçekleştirildi. İki gün süren etkinliklerde çeşitli konferans ve atölye çalışmaları yapıldı. Atölye çalışmalarında iklim krizinin yeryüzündeki canlı yaşamı ve özellikle küresel güney halkları ve yeryüzündeki milyarlarca yoksul ve canlının varlığına ciddi bir tehdit oluşturduğu söylendi.

Pamukkale Üniversitesi’nde Türkiye'de ilk Bitki Genetiği ve Tarımsal Biyoteknoloji araştırma merkezi sera, gölge evi ve laboratuar alanı olmak üzere toplam 4 bin metrekarelik bir alan üzerine inşa edildi. Merkezde ekonomik ve kültürel öneme sahip bitki türleri gelecek nesiller için koruma altına alınacak, merkez, tohum ihtiyacında yurt dışına bağımlılığın azaltılmasına katkı sağlayacak, tohumlardaki hastalıkların ayıklanarak saf halde saklanmasını sağlayacak, yerli tohumların modern teknolojilerle toplanmasına, karakterize edilmesine, korunmasına, çoğaltılmasına ve ıslah edilmesine olanak sağlayacak. Merkezin laboratuarlarında yasak olan GDO'lu ürünler testle belirlenebilecek. Umuyoruz merkez şirketlerin baskısı ile GDO’ya yönelmez ve yerli tohumlarımızı korumaya devam eder.

Japonya Bankası'nda kurumsal planlama daire başkanı Tadashi Maeda, Tokyo’da yayınlanan Sankei Shimbun’da yer alan yazısında, Başbakan Erdoğan’la nükleer enerjide Japon-Türk işbirliğine ilişkin 15 dakikalık görüşmesini anlattı. Maeda, ocak ayında Abu Dabi’de düzenlenen Dünya Enerji Zirvesi’nde yaptığı görüşmede, nükleer santral projelerine sahip olan Türkiye’nin Başbakanına, Japon nükleer santral teknolojisinin reklamını yaptığını dile getirdi. Maeda, daha sonra Türkiye’yi ziyaret ederek, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşarı, Nükleer Santral Komitesi Başkanı ve Elektrik Enerjisi Kurumu Başkan Yardımcısı ile görüşmeler yaptığını kaydederek, nükleer santral müzakereleri tahmin edilenden daha zor bir süreç olarak karşımıza çıkıyor... Akdeniz kıyısındaki Akkuyu ve Karadeniz’deki Sinop’ta en fazla dört reaktörden oluşan nükleer santraller inşa edilmesi planlanıyor dedi. Anlaşılan vatandaşlarımızın vergileri ile yapılması planlanan nükleer batak için bundan gelir elde etmek isteyenler sırada. Benim merak ettiğim niye haberlere rüzgar ve güneş santrali yapacak şirketlerin Erdoğan ile görüşmeleri yansımıyor?

29-30 Ocak 2011’de Diyarbakır’da Mezopotamya Sosyal Forumu (MSF) tarafından Ekoloji Forumu düzenlenecek. Forumda tartışılacak konu başlıkları ise “Ortadoğu'da Doğal Kaynakların Yönetimi ve Tüketimi”, “Ekoloji ve Siyaset Düzleminde Toplumsal Sistem Arayışları”, Genetiği Değiştirilmiş Dünya'nın yan etkileri ve alternatifler, “Ekolojik çeşitlilik”, “Ekolojik Krizin Nedenleri ve Krizden çıkış için yaklaşımlar” , “Sürdürülebilir (eko) Kentler ve alternatif teknolojiler” olarak belirlenmiş. MSF tarafından yapılan katılım çağrısında, dünya ekosisteminin artık insan tahribatlarını hazmedemeyecek bir bozulma içine girdiği belirtilerek, “İnsanlık artık yol ayrımına gelmiştir. Bu yol ayrımında, algı kapılarımızı aralamak ve ortak bir mücadele hattı örmek için ekoloji aktivistlerini, kolektifleri, oluşumları, taban örgütlenmelerini, dil, din, ırk, renk, cinsiyet farkı olmaksızın Ekoloji Forumu'na davet ediyoruz” deniliyor.

Kaş’ta Patara Koruma Amaçlı İmar Planı'nda yapımına izin verilen kooperatif villaları bölgede tartışma yarattı. Açık Gazete ve Oda Tv’nin haberine göre, üç ayrı koruma statüsü bulunan ve Kaş’taki antik Patara kentini de içine alan Gelemiş köyüne koruma imar planı çerçevesinde 400 villa yapılmasına izin verildi ve inşaata başlandı. Özel Çevre Koruma Bölgesi (ÖÇK) özelliğinin yanında hem doğal hem de arkeolojik sit alanı olarak üç ayrı koruma statüsü bulunan Patara, geçtiğimiz ay 34 Akdeniz ülkesini kapsayan uluslararası bir çalışmayla Önemli Doğa Alanı (ÖDA) ilan edilmişti. Patara'da bulunan ve dünyanın 'ilk demokratik meclisi' olduğu öne sürülen Likya Birliği Parlamentosu'nun restorasyon çalışmaları devam ederken, bir yandan kooperatif izni verilmesi tepki topladı.

Nevşehir'in peribacalarıyla ünlü Göreme’de, bir butik otelin yanında bulunan peribacasının çökmesiyle ilgili açıklama yapan Göreme Turizm Geliştirme Kooperatifi Başkanı Mustafa Durmaz, bu olayın beklenen bir durum olduğunu belirterek, bölgede üzerinde çatlaklar oluşan ve çökmeye yüz tutmuş peribacalarının olduğunu söyledi. Peribacasının yağmur, kar gibi dış etkenler nedeniyle çöktüğünü aktaran Durmaz, “Çöken peribacasında çatlaklar vardı. Geçtiğimiz günlerde yağan yağmurla birlikte çatlaklardan içeri su sızdı ve çökmeye neden oldu. Zaten 4-5 yıl önce de incelenmiş ve riskli olduğu konusunda rapor hazırlanmış. O zaman neden tedbir alınmamış?'' diye konuştu. Bölgede üzerinde çatlaklar oluşan başka peribacaları da olduğunu ve onların da kaderine terk edildiğini aktaran Durmaz, ''Peribacalarını insanların elinden aldılar, böyle oldu. Halbuki içinde insanlar yaşasaydı, peribacalarında oluşan çatlaklar kapatılır, tamir edilir ve peribacaları yıkılmazdı. Peribacalarını gerçek sahiplerine versinler, biz koruruz'' dedi.

Rügârdan sonra gelelim güneşe, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, CHP Uşak Milletvekili Osman Coşkunoğlu’nun "Güneş enerjisi santralinin ne zaman yapılacağı" sorusunu yanıtlarken, "Avrupa ve ABD’den 3 firma bize 10 avro centler civarında yatırımın gerçekleştirilebilecek bir rakam olduğunu söyledi. Piyasadan aldığımız cesaretle 2011 yılının 3. çeyreği ve 2012 yılının 2. çeyreğinde bu fiyatlarla yatırımın başlayabileceğini düşünüyoruz. 600 megavatlık bir gücün önümüzdeki 3 yılda gerekleştirilmesi, gerçekçi olacaktır. Çok yeni bir teknoloji üretilmemiş olmasına rağmen, malzemeler konusunda ciddi bir ucuzlama oldu, derken niye güneşe ve rüzgâra ağırlık verilmediğini açıklamaktan çekiniyor. Niye İspanya'nın temiz ve tükenmez enerji politikasına benzer bir yol izlenmiyor Türkiye'de?

İztuzu Plajı'nın işletme hakkı, Dalyan Belediyesi’nden Özel Çevre Koruma Kurulu’na geçti. Muğla'nın Ortaca İlçesi'ne bağlı Dalyan Beldesi'nde deniz kaplumbağası Caretta carettalar ile ünlenen, İngiliz The İndependent Gazetesi'nin dünyanın en iyi 10 plajı arasında gösterdiği ve geçmişte uğruna parti değiştiren başkanıyla da ünlenen İztuzu Plajı, Dalyan Belediyesi'nden alınarak Özel Çevre Koruma Kurumu'na verildi. Danıştay kararı Dalyan Belediyesi'ne iletildi ve plajın devir işlemi yapıldı. Dalyan Belediye Başkanı Arif Sarı, “Burası başka belediye veya kişiye işletmeye verilirse yasal hakkımızı kullanacağız” derken, Kurul Başkanı Ahmet Özyanık ise çözümü Dalyanlı işletmeci ve halkla bulacaklarını söyledi. Plajın kurula devredilmesi süreci, 2005’te Dalyan Belediye Başkanı DP’li Suat Tufan’ın, Başbakan Erdoğan’la görüştükten sonra AKP’ye geçmesi ve bundan iki hafta sonra yıllık 300 bin TL bedelle plajın belediyeye devredilmesiyle başlamıştı. Komşu Köyceğiz Belediye Başkanı ve Köyceğiz-Dalyan Çevre Koruma Birliği Başkanı Salih Erbay’ın açtığı davada, Ekim 2010’da Danıştay, İztuzu Plajı’nın belediyece işletilmesine ilişkin protokolün iptaline karar verdi. Kararın ardından Özel Çevre Koruma Kurulu’na plajın devriyle ilgili protokol dün yapıldı. Kurul Başkanı Özyanık, burasının işletilmesi ve korunmasıyla ilgili hukuka uygun hareket edeceklerini ve bir çözüm yolu aradıklarını kaydetti.
Greenpeace Akdeniz'in "Seninki kaç santim" kampanyası yılbaşında da devam ediyor. Şu anda 179.000 den fazla imza atıldı bile. Yavru Balık yoksa, büyük balık da yok diyorsanız, çocuklar için yiyecek balık bulmak istiyorsanız; lüfer, kalkan, palamuda hasret kalmak istemiyorsanız
http://www.kacsantim.org/ adresine gidip siz de imzanızı atın arkadaşlarıniza imza attırın yeni yıla 200.000 imza ile girilsin. Herkesi http://www.kacsantim.org/ adresine bekliyoruz.

TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi ile Denizcilik Müsteşarlığı tarafından yapılan, “Balast Suyu ile Taşınan Zararlı Sucul Organizmaların Kontrolü ve Yönetimi Projesi” çalışmalarında, Türk deniz alanlarına diğer deniz alanlarından gelen 263 yabancı tür kayıt altına alındı.
Proje, 2011’de yürürlüğe girecek olan ve Türkiye’nin de taraf olması beklenen, “Gemi Balast Suları-Sedimanların Kontrolü ve Yönetimi Uluslararası Sözleşmesi” için bir hazırlık. Çalışmaya göre, Türkiye kıyılarına yerleşen istilacılardan zebra midyesi, çengel su piresi ile 1 tür deniz yıldızı ve 2 tür deniz anası ''çok tehlikeli istilacı'' tür olarak sınıflandırılıyor. Taşındıkları yerde kontrolsüzce çoğalan ‘istilacı’ türler, küresel ısınma, kara kirleticileri ve aşırı avlanma gibi ekosistemi tehdit eden tehlikeleri de fırsat biliyor.

CHP İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek'in yönelttiği sorulara, yazılı cevap veren Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, boğazlardaki tanker trafiğinin kabul edilebilir limitleri zorlamaya başladığını ve petrol taşımacılığının sürdürülebilir nitelikte olmadığına dikkat çekti. Yıldız, gelecekte Karadeniz'e gelen petrol miktarının, Kazakistan'da yeni sahaların açılması, Tengiz’de üretimin artması ve Karadeniz’de petrol bulunması gibi ihtimallerin gerçekleşmesiyle artabileceğini ve Türk boğazlarındaki trafiğin de bundan doğrudan etkileyeceğini belirterek, sorunun çözümünün boğazları by-pass edecek boru hatları olduğunu söyledi. Yani petrole bağlı küresel iklim değişikliği ile dünyanın sonu gelirken, batan gemiye bir delik daha açılmasını tavsiye ediyor bakan. Peki Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusunu yok oluştan kurtarmak üzere ne gibi uluslararası petrol bağımlılığını azaltma projeleri var?

Enerji Bakamayanı Taner Yıldız aynı zamanda yıllardır kül yağmurundan şikayet eden Afşin-Elbistanlılar için ise kabus gibi müjdesi var. Bakmayan Yıldız, Afşin-Elbistan’daki A ve B santrallerine ek olarak, 4,8 milyar ton rezervin yaklaşık 1,5 milyar tonunu kullanacak olan C ve D santrallerinin kurulması için çalışmaların devam ettiğini, üstelik yine 1,5 milyar ton rezerv kullanacak olan E ve F santrallerinin de devreye alınması için çalışmalara başlanacağını söyledi. Kömürden enerji üretimi pardon karbondiyoksit üretimi küresel iklim değişikliğinin birnnumaralı sebebi.

Küresel ısınmaya bağlı kuraklık gibi iklim değişikliklerinin öncelikle tarımsal faaliyetleri sekteye uğratacağı gerçeğinden yola çıkan TÜBİTAK, beş üniversite ile birlikte kıt yem şartlarına dayanıklı Anadolu keçisinin populasyonunu koruyacak ‘embriyon saklama’ projesi yürütüyor. Yani bilim adamları bu politikacıların birşey yapacağı yok, biz kendimizi kurtarmaya bakalım diyor. Selçuk Üniversitesi Veteriner Fakültesinden Prof. Dr. Şeref İnal, “Bu hayvanlara ihtiyacımız olabilir. Zaten bu yüzden koyun, keçi ve büyükbaş yerli ırkların embriyo dondurma işlemleri devam ediyor. Küresel ısınma, iklim değişikliği gibi şartlarda kullanılmak üzere; son derece kanaatkar hayvanlar olan yerli koyun, keçi ve büyükbaş hayvan ırklarımızın embriyoları saklanıyor. Bu embriyolar eksi 186 derecede sıvı azot içinde, yaklaşık 100 yıl boyunca korunmaya alınıyor. Bu süre sonunda ihtiyaç duyulursa yeni embriyolar yeniden saklanacak. Amaç, zorlu tabiat şartlarına dayanıklı bu yerli ırkları korumak, ihtiyaç duyulduğunda bu gen kaynaklarından yararlanmak” dedi. Doğrusu bunları embriyo olarak değilde yaşatarak niye saklamıyoruz anlamadım. Neyse olmamasından iyidir herhâlde.

Mersin ve Ankara nükleer karşıtı platform üyeleri, Rusya’nın Ankara Büyükelçiliği önünde Akkuyu'da kurulacağı söylenen nükleer santral projesini protesto etti. Atakule önünde toplanan grup, ‘Nükleer Santral İstemiyoruz’, ‘İthal Çernobil İstemiyoruz’ pankartları açarak ve ‘Nükleere İnat, Yaşasın Hayat’ sloganları atarak Rusya’nın Ankara Büyükelçiliğine yürüdü. Mersin Nükleer Karşıtı Platform adına basın açıklamasını okuyan Sebahat Arslan, Akkuyu Nükleer Santrali projesinin ihalesiz, rekabetsiz, şartnamesiz, gizli kapaklı ve kanunsuz bir şekilde yapılmaya çalışıldığını söyledi. Arslan, Rusya’nın Akkuyu’da kurmayı planladığı ‘VVER1200’ modelinin dünyada denenmemiş olduğunu ve Rusya’nın kanun ve yönetmeliklerine uymadığı gerekçesiyle mahkeme kararıyla ülkede kurulumunun engellendiğini ifade etti. Sebahat Arslan, Rusya’nın kendi ülkesine kuramadığı sabıkalı teknolojisini Türkiye’de kurmaya çalıştığını söyledi.

Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Demircan, Çanakkale Boğazı'nda akıntıdan elektrik enerjisi üretimi için yatırımcılar beklediğini söyledi. Türkiye'de 2009 sonu itibariyle kurulu 44 bin 550 MW'lık elektrik enerjisi gücü olduğunu belirten Prof.Dr. Demircan, rüzgar enerjisinin bu pasta içindeki payının yüzde 1’e bile ulaşmadığını ama Türkiye’de, enerji talebinin ise çok hızlı arttığını kaydetti. Boğazın getirdiği zenginliklerin başında su akıntısı enerjisinin geldiğini belirten Prof Dr. Osman Demircan, "Bu su akıntısından elektrik enerjisi elde edilebileceği yeni bir bilgi değil. Akarsularla çarkların çevrildiği, su değirmenlerinin çalıştırıldığı binlerce yıldır biliniyor. Çanakkale Boğazı'ndaki akıntıdan da elektrik elde edilebileceği çok kişi tarafından konuşuluyor. Ben de en azından 20 yıldır dinliyorum bu konuyu. Ama bu konu sadece konuşuluyor. Konuşmanın dışında ne teknik açıdan doğru bir formül yazabilen ne de deneysel çalışmaları göze alabilecek bir girişimciye rastlamadım” dedi.

Çevre ve Orman Bakanlığı, yapılan üretim çalışmaları sonucu 2003-2010 yılları arasında 102 bin 779 keklik ve 97 bin 976 sülün olmak üzere toplam 200 bin 755 kuşun tabiata salındığını, gelecek yıl ise 43 bin keklik ile 17 bin sülünün doğaya bırakılacağını bildirdi. Çevre ve Orman Bakanlığı bünyesindeki Samsun Gelemen, Bursa Ovakorusu ve İstanbul Polonezköy sülün, Kahramanmaraş Kapıçam, Yozgat, Gaziantep ve Afyonkarahisar Şuhut keklik üretim merkezlerinde planlı üretime geçilmesi sonucunda, gelecek yıl 43 bin keklik ve 17 bin sülün olmak üzere toplam 60 bin adet kuşun tabiata bırakılması hedefleniyor. Bakanlık, keklik ve sülün dışında Tokat Tavuğu, turaç ve çil keklik üretimi için de deneme üretimi çalışmalarına başlandığı ve alınan sonuçlara göre söz konusu kuşların da üretimine geçileceğini açıkladı.

Sakarya merkezli olarak kurulan Türkiye'nin ilk Humik Madde Derneği, toprakta bulunan humik madde hakkında kamuoyunda bilinç oluşturmak için çalışmalarını sürdürüyor. Toprağın humus kısmında bulunan ve bitkilerin gelişimini sağlayan humik madde, insan sağlığından, endüstriye ve tarımdan, hayvancılığa kadar pek çok alanda kullanılıyor. Derneğin kurucusu ve Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Organik Kimya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Tutar, dünyadaki birçok bilim adamının humik maddeler üzerinde çok çeşitli araştırmalar yapmasına rağmen Türkiye'de bu alandaki çalışmaların yeni başladığını söyledi. Ülkemizde humik maddelerle ilgili çalışmaların yalnızca organik tarım alanında yürütüldüğüne dikkati çeken Tutar, yabancıların Türkiye'den humik maddelerin yoğun olarak bulunduğu torfu satın aldığını ve Türkiye'nin çok değerli humik maddelerini yok pahasına sattığını söyledi. Tutar, dünyanın birçok ülkesinde bu konuda çalışma yapıldığını vurgulayarak, “Türkiye'nin bu konuda çalışan hiç bilim adamı yok. Humik maddeler konusunda araştırma yapan bilim adamları ve bütün paydaşları derneğe üye olmaya davet ediyorum” dedi.

İzmir 2 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, Bergama'daki Allianoi Antik Kentinin sular altında kalmasına ‘uygundur’ kararı verdi. Kumla örtülerek üzeri tamamen kapatılan Allianoi Antik Kenti'nde inceleme yapan kurul üyeleri Yortanlı Barajı'nda su tutulmasına olanak sağlayacak kararı verdi. Kararda Koruma Projesi uygulama sonuçlarının uygun olduğu ve Yortanlı Barajı’nın faaliyete geçirilmesinde kültür varlıkları açısından sakınca bulunmadığına yer verildi. Gelişme üzerine İzmir Barosu Başkanı Avukat Sema Pekdaş, Allianoi antik kentinin Türkiye’nin altına imza attığı uluslararası anlaşmalar nedeniyle evrensel hukukun koruması altında olduğunu ve karara karşı dava açacaklarını söyledi. Allianoi Girişim Grubunun eski dönem sözcüsü Avukat Arif Ali Cangı ise, Allianoi ile ilgili açtıkları davaların sürdüğünü, bu bilindiği halde yapılanın, yargı kararlarını etkisiz hale getirmek anlamına geldiğini söyledi. Cangı, “Koruma ile görevlendirilen kurul kendi görevini unuttu barajın su tutması için elinden geleni yapıyor. Kurul üyeleri görev sınırlarını aştı. Bundan sonrası görevi kötüye kullanmaya giriyor. Su tutulursa işlenen suç sabitlenmiş olacak ve bundan sonraki davalar da hep ceza davası olacak” dedi.
İstabul Boğazı'na üçüncü köprü yapılmasına karşı olanlar Kadıköy'de bir araya geldi. Yetmişin üzerinde dernek, demokratik kitle örgütü ve siyasi partinin bir araya gelerek oluşturduğu Üçüncü Köprüye karşı Yaşam Platformu'nun Kadıköy’de düzenlediği miting renkli görüntülere sahne oldu. Aynı zamanda doğayı talan yasalarına, termik santrallere, HES’lere, kentsel dönüşüme ve suyun ticarileştirilmesine karşı da mesajların da verildiği miting, büyük bir buluşmaya dönüştü. TMMOB Başkanı Mehmet Soğancı, Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu adına Prof. Dr. Beyza Üstün ve Tozkoparanlılar Derneği adına Ömer Kiriş de birer konuşma yaptı. Miting esnasında, Loç Vadisi'nden kovulan kepçelerin tekrar çalışmaya başladığı duyurulunca alandan protesto sesleri yükseldi. Konuşmaların ardından İlkay Akkaya ve Bandista’nın şarkıları ile destek verdiği mitingde, İstanbul’daki çok sayıda STK, dernek ve siyasi partinin yanı sıra Bursa, Yalova, Gerze, Hemşin, Loç Vadisi, Bergama ve Karadeniz’in çeşitli yerlerinden de katılanlar oldu.
Türkiye ve Japonya’nın nükleer santral için anlaşma imzalaması, Japon basını tarafından, “İbre döndü”, “Türkiye’nin kırmızı çizgileri” başlıklarıyla verildi. 10 milyonun üzerinde tirajı olan Japon gazetelerinden Yomiuri Shimbun, Japonya’daki nükleer santrallerin depreme dayanıklılığına vurgu yaparken, Türkiye’nin Japon firmaları üzerine odaklandığını aktardı. Nihon Keizai Shimbun gazetesi de, Türkiye’nin nükleer santral görüşmelerinde devlet garantisiyle ilgili “kırmızı çizgileri” olduğunu belirtti. Japonlar, nükleer anlaşmadan son derece memnun görünüyor, ancak Greenpeace Akdeniz yapılan antlaşmanın Türkiye’ye yakışmadığını ve büyük bir hata olduğunu belirtti. Greenpeace bakana ülke ülke bir nükleer alıcı olarak gezip vakit kaybetmek yerine Türkiye’de yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği atağı yapma çağrısını tekrarladı.
Gereksiz tüketimin doruk noktasına çıktığı yılbaşında, sevdiklerinize Buğday Derneği üyeliği, Greenpeace yılbaşı paketleri veya WWF tarafından sizin için korunacak deniz kaplumbağası, TEMA veya ÇEKÜL vakıflarından fidan hediye etmeye ne dersiniz? WWF-Türkiye, deniz kaplumbağalarının Akdeniz’in son sığınaklarında nesillerini koruyabilmeleri için onları evlat edinmenize olanak tanıyor. Greenpeace ise, yılbaşı için online alışveriş imkanı sağlayan 4 ayrı paketi, çevre gönüllüleri için sunuyor. Yılbaşı paketleri içinde farklı çevre kampanyalarının konu edildiği stickerlar, tişörtler, mug’lar yer alıyor. Bu sayede çevre koruma mesajlarını arkadaşlarınıza iletebilir onların da birer Greenpeace destekçisi olmalarını sağlayabilirsiniz. Buğday Derneği de, her yıl yapılan gereksiz tüketim yerine sürdürülebilir bir yeni yıl için, geleneksel hediyeler yerine farklı bir hediye alternatifi sunuyor. Özel çizilmiş bir yılbaşı kartı alarak veya sevdiklerinize gönderilmesini sağlayarak, Buğday Derneği'nin ekolojik projelerini desteklemenin yanı sıra, 3 ayda bir yayınlanan Buğday Ekolojik Yaşam Rehberine de sevdiklerinizi abone yapabliyorsunuz.
Hasankeyf’e yok olmasın diyen sanatçılara Erkan Oğur da katıldı. Doğa Derneği’nin, Hasankeyf’in sular altında kalarak yok olmaması için başlattığı uluslararası imza kampanyasına destek her geçen gün büyüyor. Tarkan, Kibariye Yıldız Kenter, Şivan Perver ve Sezen Aksu gibi ünlü isimlere sanatçı Erkan Oğur da katıldı. Hasankeyf’in de içinde bulunduğu Dicle Vadisi’nin UNESCO Dünya Miras Alanı olarak ilan edilmesini talep eden dilekçeyi imzalayan Erkan Oğur, kampanya için hazırlanan ilanlarda “Hasankeyf’i Batıramazsınız” diyerek Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin tüm insanlığın ortak çıkış noktası olduğuna dikkat çekiyor. Erkan Oğur’un da imzaladığı dilekçe Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, uluslar arası ilgili kişi ve kurumlara iletilecek.

Samsun'un Tekkeköy ilçesindeki Doğalgaz Çevrim Santralinin kapasite artırım projesi için düzenlenen ön ÇED toplantısında doğaseverlerin protestosu etkili oldu. Toplantıyı protesto eden bir grup, halkın katılmadığına dair tutanak tutulmasını talep etti. Çevreciler, ilgili kamu kurum ve kuruluş temsilcilerine tepki gösterirken, kapasite artırımının çevreye daha büyük zarar vereceğini ve kanser vakalarını arttıracağını dile getirdi. Jandarma ekiplerinin çağırılmasına rağmen protestolarını sürdüren grup, taleplerinin yerine getirilmesini yineleyerek salonu terk etti. Grubun dışarı çıkmasının ardından yetkililer sunumu gerçekleştirdi. Samsun Tekkeköy Selyeri mevkiinde 240 megavat kurulu güce sahip santralde Cengiz Enerji Sanayi Ticaret AŞ, kapasite arttırımına gitmek istiyor. Halkın bu tepkilerinin artık dinlenerek rüzgâr ve güneşe yatırım yapmak gerekiyor, yoksa gezegenin ve bizim geleceğimizi karartan fosil yakıtlara değil. Yer altında kalması gerekeni orada bırakıp Hades’i hortlatmak yerine Gökyüzü’ne Zeus’a bakmak gerek.
HES protestocuları arasına üniversiteliler de katıldı. İstanbul Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi ve İTÜ öğrencileri, Kastamonu'da Loç Vadisi’nde yapılmak istenen HES’leri protesto etti. Yanlarında temsili yumurta taşıyan öğrenciler, “ODTÜ'de uzun eşek, SBF'de yumurta, Loç Vadisi'nde sarı yazma, Üniversitelerde özgürlüğüz” yazılı yumurtayı HES projesini yürüten Or-Ya şirketinin önüne bıraktı.Fındıklı’daki Tramvay Durağı’nın önünde toplanan
öğrenciler, “Santral yapma boşuna, yıkacağız başına”, “ “Dereler özgürdür, özgür akacak” sloganları atarak, Karaköy’deki Or-Ya şirketinin önüne yürüdü. Şirket önünde 15 gündür oturma eylemi yapan Loç Vadisi sakinleriyle bir araya gelen gruptan Sibel Eliçora basın açıklamasını okuyarak, Türkiye’de planlanan 2 bine yakın büyük ve mikro ölçekli HES’e öğrenciler olarak direnmeye devam edeceklerini söyledi. Öğrenciler açıklamanın ardından oturma eylemi düzenledi.
EPDK tarafından açıklanan verilere göre Türkiye’de yatırım değeri 30 milyar doları aşan 651 santral inşa ediliyor. İnşaa halindeki santraller faaliyete geçtiklerinde toplamda 30 bin 913 MW elektrik üretecek. Bu santrallerin önümüzdeki birkaç yıl içinde tamamlanacağı söyleniyor. 651 santralin büyük kısmı ise HES’lerden meydana geliyor. Bu santrallerin yüzde 80’ini oluşturan kısmı yani 521’i HES projesi. 66’sı RES, 21’i termik-kömür, 10’u termik, 13’ü doğalgaz termik, 6’sı biogaz, 3’ü biokütle, 2’si çöpgazı santrali olacağı belirtilen enerji tesislerinin yatırımcıları arasında, OMV ve E.On gibi yabancı şirketler de var. Türkiye’den EnerjiSa 523.4 MWe güçte 8 santral, Kazancı Holding Aksa 928.6 MWe güçte 13 santral, Çalık Enerji 493.4 MWe güçte 5 santral, Eren 600 MWe güçte bir santral, Zorlu ise 369.8 MWe güçte 7 santral kuruyor. Bu şirketler Türkiye’nin geleceğini ya karatacak yada aydınlatacak. Rüzgar ve Güneş aydınlatırken, kömür, petrol, gaz yani fosil yakıtlar karartacak.
Aralarında Üçüncü Köprü Yerine Yaşam Platformu ve Yeşiller Partisi’nin de olduğu çok sayıda siyasi parti, meslek odası ve çevre örgütü, 26 Aralık’ta yani bu Pazar günü Kadıköy mitinginde bir araya geliyor. Kadıköy mitingi, Üçüncü Köprüye, Tabiatı ve Biyoçeşitliliği Koruma’ma’ Yasası’na ve doğayı tahrip eden diğer yatırımlara karşı çıkmak amacıyla düzenleniyor. 26 Aralık Pazar günü 12:00'de Kadıköy’de, Tepe Natilius’un önünde toplanacak STK’lar arasında yok yok. Gezegenin Geleceği’ni dinleyen herkes de davetli. Peki ya onları dinleyecek hükümet nerede? Hükümet ne zaman STK’ları dineyecek?
İstanbul’da yapılaşma tehdidi altında olan Kuzguncuk Bostanı'nında geçen hafta sizlere söz etmiştik. Kuzguncukluklular ve tüm doğa severler, bostanı korumak için bu hafta Kuzguncuk Bosta’nında buluşuyorlar. Kuzguncuklular ‘köy’ümüzün gözbebeği, tarihimizin, kültürümüzün ve çevremizin ‘ciğeri’ Kuzguncuk Bostanı’nda yani İlya’nın Bostanı’nda yapılaşma tehdidine karşı duruyoruz. Sadece kendimiz için değil, 20 yıl önce, 10 yıl önce yanımızda duran, şu anda aramızda olmayan komşularımızın, akrabalarımızın ve kardeşlerimizin hatıraları için, şimdi yanımızda duran herkesle ve en çok da gelecekte bostanın nefesini, nefesine katacak çocuklarımızın umudu için ayağa kalkıyoruz. Bu nedenle; yapılaşmaya karşı bostanımıza tekrar sahip çıkmak için 25 Aralık 2010 Cumartesi günü yani yarın saat 12.00’de Kuzguncuk Bostanı’nda bir araya geliyoruz.” diyorlar. Kuzguncuk halkı yarın sizi kahvaltıya ve hoşsohbete davet ediyor. Kahvaltıda kimler mi olacak; Melike Demirağ, Uğur Yücel, Bennu Yıldırımlar, Nevin Ebcim, Meli, Selen Selvi, İlhan Şeşen, Burhan-Gökhan Şeşen, Vedat Sakman ve diğerleri … Siz de orada olmalısınız…
Bu hafta sonu eylemlerle geçecek, Ankaralıları’da unutmadık, Mersin Nükleer Karşıtı Platform yarın yani 25 Aralık Cumartesi günü 'Akkuyuda Nükleer Silah üretilmesine, Ülkemizin Nükleer Çöplük olmasına; “HAYIR” demek için herkesi Ankara Rusya Büyükelçiliği önünde yapılacak basın açıklamasına davet ediyor. Saat: 12.30’da Ankara - Atakule Önünde buluşulacak olan bu eyleme de özellikle Ankara’da yaşayanların destek vermesini diliyoruz.

Türkiye’nin pek çok bölgesinden eylemcilerin destek verdiği Loç Vadisi’ndeki HES direnişi, artarak ve HES projelerini yapmak isteyen şirketin İstanbul’daki merkezinin önüne kadar sıçrayarak sürerken, Loç Vadisi’nde HES taraftarları da ortaya çıktı. Kastamonu Cide Loç’ta bir kahve önünde toplanan 20 ve içinde Loç Vadisi’ndeki dört köyün muhtarının yer aldığı küçük bir grup, HES isteriz eylemi yaptı. Grup, “Türkiye’nin enerjiye ihtiyacı var” gibi yazılar yazan 3-4 döviz açtı. Alternatif eylemde, Hamitli Köyü, Çamdibi Muhtarı, Şen Köyü Muhtarı, Karakadı Köyü Muhtarı, ağız birliği yaparak baraj istediklerini ve böylece bölgede istihdam sağlanacağını savundu. Muhtarlar, bir haftadır Cide’deki köylerin çoğuna elektrik verilmediğini, Cide merkeze ise Kapusuyu Santrali’nden elektrik verildiğini söyleyerek, HES istediklerini belirtti. 3 hafta önce Bayındırlık ve İskan Bakanı Mustafa Demir, Yalova’da özel sektörce yapılan termik santral yüzünden kendisini protesto edenlere, o gün Yalova’da elektriklerin kesik olmasını örnek vermiş ve, “Enerjiye ihtiyacımız var” diyerek yanıtlamıştı. Bu gibi örnekler, geçmişten bugüne enerji ile ilgili protestoculara karşı haklılık gerekçesi ortaya atabilmek için ‘elektrik kesintilerinin’ bir koz olarak sıkça kullanıldığı şeklinde yorumlanıyor. Soru elektrik ihtiyacı değil zaten, Loç halkının sorduğu soru elektriğin nerede ve hangi yöntemle üretildiği ve ne kadar, kimin tarafından çar çur edildiği.

Yeni yıl yaklaşırken, yılbaşı kutlamalarında kullanmak amacıyla ormandan çam kesenleri ağır cezalar beklediği bildirildi. Kırklareli İl Orman İşletme Müdürü Şahin Aybal, yılbaşı öncesi kaçak çam ağacı kesimlerini önlemek için ormanlarda denetimlerin arttırıldığını belirterek, Kırklareli'nde ormanları 5 gözetleme kulesi ile 24 saat gözetim altında tutmak amacıyla 8 ekibin görev yaptığını bildirdi. Ormanların korunması ve kaçak kesimleri önlemek amacıyla 33 orman muhafaza ekibinin görev başında olduğunu belirten Aybal, ekiplerin çam ağaçlarının bulunduğu bölgelerde yoğunlaştırıldığını ve kaçak kesimlere yönelik uyarılar yapıldığını ifade etti. Kanunsuz kesim yapanları gören ya da duyanlar Alo 177 ‘yi arayarak ihbar yapabilirler. Kanunsuz yılbaşı çamı kesenler yakalanırsa 3 ile 5 yıl arasında değişen hapis cezaları ile karşı karşıya gelecekler. Yılbaşını süslemek için çam kesenler yeni yıla hapiste girebilir. Şüphesiz yılbaşını kesilmiş bir çamla kutlamaktan başka yollar da var.

Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'nca AB'ye uyum sürecinde konutlar için getirilen "Enerji Kimlik Belgesi'' alma zorunluluğu Ocak 2011'den itibaren uygulamaya konulacak. 1 Ocak'tan itibaren yeni yapılan binalar, ısı yalıtımı ve enerji tüketim değerlerini gösteren kimlik belgeleri olmadan satılamayacak ya da kiralanamayacak. Eski binalar için ise uygulama 2017 yılında başlayacak. Elektrik İşleri Etüt İdaresi (EİE) tarafından hazırlanan Enerji Verimliliği Strateji Belgesi Taslağı'na göre 2012'den itibaren yalıtımsız binalardan alınan vergiler artacak. Enerji Kimlik Belgesi'nde binanın ısıtma, soğutma ve aydınlatma için gerekli toplam enerji giderinin yıllık maliyeti ve yalıtım durumuyla ilgili hesaplamalar yer alacak. Çok olumlu bir adım, bunun nüfus ve kentsel planlama ile desteklenmesi gerekiyor.
Yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ilgili yeni bir yönetmelik çıktı. Bu sayede rüzgâr ya da güneş gibi kaynaklarla 500 kilovatın altında elektrik üreteceklerin lisans almasına gerek yok, böylece toplu konut, okul, hastane gibi yerler kendi elektriklerini üretebilecek. Ege Üniversitesi Güneş Enerjisi Enstitüsü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Numan Sabit Çetin, konuyla ilgili şunları söyledi: "Tüzel kişilerin şöyle bir özelliği var; üretim fazlalarını satabiliyorlar. Eğer bu santraller elektrik donanımları ve mekanik donanımlarının yüzde 75’inin yerli olduğunu belgelerlerse, üretmiş oldukları elektrik enerjisinin fazlasını perakende satış fiyatı üzerinden satıyorlar." Rüzgar enerjisi için 500 kilovatlık bir sistem kurulduğunda, ortalama yüzde 25 kapasite faktörüyle 250 evin elektrik enerjisi ihtiyacı rahatlıkla karşılanabiliyor.

Rusya, Mısır'ın inşa etmeyi planladığı dört üniteden oluşacak ilk nükleer santral inşaatı ile ilgili ihaleye girmeye hazırlanıyor. Santralin tüm hisselerinin Rusya'ya ait olup olmaması ile ilgili belirsizlik sürerken, Kahire Moskova'nın nükleer santralle ilgili teklifini olumlu karşıladı. 2025'e kadar inşa sürecini tamamlamayı planlayan Mısır, ilk üniteyi ancak 2019'da aktif hale getirebilecek. Çernobil'de meydana gelen kaza sonrası 1986'da nükleer programını durduran Mısır, her nedense bu tehlikeli planlara yeniden başladı. Bu arada tehlikeli planlar Türkiye’de de devam ediyor. Moskova Mersin-Akkuyu'ya inşa edilecek 4,8 GW gücündeki nükleer santral için iç hukuki sürecini tamamladı. Rusya Türkye’deki lisans ve izinleri alabilirse 2013'te inşaat çalışmalarına başlamayı bekliyor. Türkiye kanunlarını ve yönetmeliklerini alt etmeyi becerebilse bile nükleer santral ancak 2021'de çalışmaya başlayacak.

Cambridge Üniversitesi ile büyük şirketlerden oluşan Galler Prensliği İklim Değişikliği Liderleri Grubu’nun, Meksika’nın Cancun kentinde düzenlediği Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Zirvesi öncesinde hazırladıkları Cancun bildirisi geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Cancun bildirisi, İklim Değişikliğine karşı daha etkin mücadeleye yönelik uluslararası işbirliğinin arttırılması uyarısında bulunuyor, ayrıca hükümetlere yerel, ulusal ve bölgesel düzeyde düşük karbon ekonomisinin hayata geçirilmesi konusunda çağrı yapılıyor. Cancun’da hükümet temsilcilerine sunulan bildiriyi 35 ülkeden farklı sektörlerde faaliyet gösteren 384 şirket imzalarken, Akbank Cancun Bildirisi’ne imza atan tek Türk bankası oldu. Akbank Genel Müdürü Ziya Akkurt, Türkiye’de sürdürülebilirliğin öncüsü olarak, ülkemiz ve dünyamız için gerekli tedbirleri almanın sorumluluğunu taşıyoruz. Akbank olarak daha yaşanabilir bir dünya ve sürdürülebilir bir çevre için iklim değişikliği ile küresel mücadeleye dikkatleri çeken ve duyarlılığı artıran bu bildiriye destek vermekten gurur duyuyoruz” dedi. Ancak biz Akbank’tan imza ve laf değil gerçek adımlar bekliyoruz, Hasankeyf projesinden çekilmesi gibi.

Türkiye'nin en büyük araç filolarından birine sahip olan Türk Telekom, 2010 yılı başında gerçekleştirdiği optimizasyonlar sonucunda araç filosundan kaynaklanan karbon salımını yaklaşık 2 bin 200 ton azalttı. Bunun için filodaki araç sayısının düşürülmesinin yanı sıra, filodaki araçlar da yeni nesil araçlarla değiştirilerek tasarruf sağlandı. Alınan önlemler sonucunda geçen yılın aynı dönemine kıyasla akaryakıtta yüzde 10’luk, mesafede ise yüzde 13’lük tasarruf sağlandı. Türk Telekom İnsan Kaynakları Destek ve Regülasyon Başkanı Şükrü Kutlu, şirket olarak çevreci hizmet ve uygulamalarını sürdüreceklerini açıklayarak, tüm ofislerinde kullanılan kağıtların geri dönüşümü sayesinde her ay yaklaşık 640 ağacı da kesilmekten kurtardıklarını söyledi. Bu tip uygulamaların bütün şirketler için bir standart olmasını bekliyoruz.
Avrupa'da etkili olan kış mevsimi nedeniyle, Muğla'nın Milas ilçesinde bulunan Tuzla Sulak Alanı, farklı türlerden kuşları erken ağırlamaya başladı. Avrupa ve Afrika kıtaları arasındaki 4 önemli kuş yolundan 2'sinin geçtiği Türkiye'de göçmen kuşlar için en önemli sulak alanlardan biri olan Tuzla Sulak Alanı'na, kuşlar, geçen yıla göre yaklaşık 17 gün erken geldi. Bölgeye gelen kuş gözlemcileri, Tuzla Sulak Alanı'nın göçmen kuşlar için önemli bir merkez olduğunu belirterek, her yıl 260 kuş türünün ziyaret bölgeyi ziyaret ettiğini belirtti. Sulak alanı ziyaret eden kuşlar arasında çoğunluğu, balıkçıl, flamingo ve ördekler oluşturuyor. Avrupa'da kış ayları zor geçince burada bulunan kuşlar sulakalana göç ediyor. Tuzla Sulakalanı'nda 200'ün üzerinde kuş türü bulunuyor ve bu türlerden 20'si bölgede kuluçkaya yatıyor. Ancak sulakalan, etrafındaki yapılaşmadan dolayı tehdit altında.

Mersin’in Akkuyu’da yapılmak istenen nükleer santrale karşı artan tepkilere Türk hükümeti kulaklarını tıkayınca, Mersinliler seslerini Rus Büyükelçiliği’nde duyurmaya karar verdi. 25 Aralık’ta Ankaradaki Rusya Büyükelçiliği önünde basın açıklaması yapmaya hazırlanan yöre halkı, ülke turizminin can damarı Akdeniz’e yapılması düşünülen nükleer santrali protesto edecek. Nükleer santral projesi, hem denenmemiş bir Rus teknolojisinin kullanılacak olması hem de Türkiye’de rüzgar, güneş, jeotermal, biyokütle gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının önünü tıkayacak olması nedeniyle ciddi eleştirilere maruz kalıyor. Güneş enerjisine Güney Afrika, Bulgaristan, Çin’in Tayvan’ı ve hatta karlar ülkesi Ukrayna bile alım garantileriyle destek verirken, hükümet hala gereksiz tartışmalarla yasa değişikliğinin çıkmasını engelliyor ve iklim değişikliğine yol açmayan, çevreyi kirletmeyen, yenilenebilir ve yerli bir kaynak olan güneş enerjisine gereken desteği vermeye yanaşmıyor.

Türkiye’ye dönecek olursak, bir mutlu haberimiz daha var. Pazar günü Pazar şenliği var, üstelik bu Pazar. Kartal 100% Ekolojik Pazarı’nın 1.yıldönümü, bu Pazar günü düzenlenecek etkinliklerle kutlanacak. Bir yıldan bu yana her hafta Kartal Meydanı’nda açılan ‘Ekolojik Pazar’, Buğday Derneği ve Kartal Belediyesi’nin işbirliği ile kuruldu. 19 Aralık Pazar günü ise Kartal’da bir ekolojik şenlik yaşanacak. Pazar’da sağlıklı ürünlerin yanı sıra Şehnaz Sam konseri ve Sambistanbul ritm gösterisi ve oyun atölyeleri var. Yıldönümünde pasta saat 11.30’da kesilecek. Şehnaz Sam konseri ise 12.00’de başlayacak. Kartal %100 Ekolojik Pazarı, 180 tezgâhla ve Şişli’deki ürün çeşitliliği ile hizmet veriyor. Beklenenden daha büyük ilgiyle karşılanan pazar ilk haftalarda 5 tonu aşan bir hacme ulaştı. Pazar’da bu hafta sonu buluşmak üzere diyelim.
Bugün güzel haberlerle devam ediyoruz gidiyoruz. İzmir Ticaret Borsası ve Ulusal Pamuk Konseyi tarafından hazırlanan "GMO FREE" yani GDO’suz, etiketi pamuk balyalarına yapıştırılmaya başlandı. Etiketin genetiği değiştirilmiş organizma içermeyen Türk pamuğunun markalaşmasına önemli katkı sağlaması bekleniyor. Borsa,100 bin adet bastırılan etiketin dağıtıldığını, gelen yoğun talep üzerine ikinci kez etiket basımını gerçekleştireceklerini belirtti. “Proje sonucunda nihai amacımız Türk pamuğu ile işlenmiş bir Türk gömleğinin dünya pazarlarında GMO FREE etiketiyle raflarda yer almasıdır. Tekstil ve hazır giyim sektörümüzün de bu projeye destek olmasını bekliyoruz” dedi. Herkesi GDO’suz ve organik pamuklu giysiler giymeye davet ediyoruz.
GDO demişken, GDO'ya Hayır Platformu bileşen örgütleri ve aktivistleri 25 Aralık 2010 Cumartesi günü, yani bir hafta sonra saat 10.00 ile 17.00 arasında buluşuyor. Istanbul Tepebaşında BABİL Toplum Kültür Sanat Çalışmaları ve Belgesel Sinema Derneği’nde gerçekleşecek olan buluşmaya, Eskişehir’den Sinop’a, Kars’tan İzmir’e kadar Türkiye’nin pek çok yerinden örgütler katılacak. Paltforma üye 82 sivil toplum örgütünün içinde Greenpeace de var.
Eylem ve mücadele haberleri ile programımıza son verelim ve hafta sonuna dinamik girelim. İstanbul’da yapılaşma tehdidi altında olan Kuzguncuk Bostanı'nı kurtarmak için imza kampanyası başlatıldı. Bostan, 20 milyonluk mega şehirde bugüne gelebilmiş az sayıdaki bostandan biri. Araziyi kiralama 'hakkını' elinde bulunduran Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul 2.Bölge Müdürlüğü, bostanda kiracı olarak faaliyet gösteren peyzaj firmasına bostanın yap-işlet-devret modeli ile yatırım programına alındığını ve 2011'e kadar terk edilmesi gerektiğini belirten bir yazı gönderdi. Bunun üzerine Kuzguncuklular Derneği tarafından internet üzerinde www.kahramanbostan.org adresinden imza kampanyası başlatıldı. Ben imzayi attım, lütfen siz de bu yerel mücadeleye katkı verin! www.kahramanbostan.org
Loç Vadisi HES’lerine karşı bölge halkının İstanbul’da yürüttüğü protesto eylemlerine Son Irmak Doğa Orkestrası’nın Çigan müziği ekibi destek verdi. HES’leri yapacak Fındıklı-Tophane arasındaki ORYA Enerji AŞ şirket genel merkezinin önünde süren oturma eylemine katılan doğa müzisyenleri, burada müzikleriyle HES’lere karşı eyleme katıldı. Oturma eylemi ORYA Enerji’nin LOÇ Vadisi’ndeki yatırımlarından vazgeçtiğini açıklayana kadar süreceği ifade eden eylemcilere Son Irmak Çigan Orkestrası, Kemanda Beyhan Öztürk, Gitarda Orhan Altunsöğüt, Kontrbasta Akif Çarık’la eylemcilere Çigan müziği ile moral verdi.


2000 yılından bu yana İstanbul'da düzenlenen Ekoloji Günleri, bu yıl 2.kez Türkiye'deki organik ürün üreticisi, ithalatçısı ve alıcısını bir araya getiriyor. 2.Ekoloji Günleri, Fulya Fuar ve Kongre Merkezi'nde (FFM) başlıyor. Organizasyonda, çay, bal ve şaraptan; kozmetik ürünler, temizlik malzemeleri, tekstil ve turizm ürünlerine dek çok sayıda organik sertifikalı ürün satışa sunulacak. 19 Aralık’ta sona erecek olan fuara girişler de ücretsiz olacak. Organik ürünü sadece üretip ihraç eden değil aynı zamanda iç piyasada da insanlarla buluşturan bir toplum olma hedefiyle yola çıkan ‘Ekoloji Günleri’ne toplam 50 firma katılıyor. Etkinlik kapsamında düzenlenecek panel ve sunumlarla zenginleşecek olan Ekoloji Günleri İstanbul, şimdilerde Türkiye’de sayıları giderek artan organik ürün alıcılarını da sektördeki yeniliklerden de haberdar edecek.

Loç Vadisinde yapılması planlanan HES’lere karşı bölge halkının yürüttüğü protesto eylemleri İstanbul’da sürüyor. HES’leri yapacak şirket genel merkezinin bulunduğu binanın önünde oturma eylemi gerçekleştiren LOÇ halkı şirket projeden vazgeçinceye kadar eylemlerini sürdürecek. Bilirkişi raporuna göre proje, Kastamonu Loç vadisi milli park alanına dahil olmayan bir alanda planlanmasına rağmen, milli park ile aynı havza içerisinde yer aldığından projenin gerçekleştirilmesi halinde havza ekosistemi bütünlüğüne uzun dönemde zarar verecek nitelikte. Projeye göre, bölge içerisinde yapımı planlanan HES projesi, 4 bin 800 metre boyunca Devrekani Çayı’ndaki suyun en az yüzde 85’ini tüneller içine alacak. Oysa 305 önemli doğa alanı ve 122 önemli bitki alanı olarak mutlak korunması gereken Loç Vadisi, 16’sı nesli tükenme tehlikesinde olan 29 endemik bitkiye ev sahipliği yapıyor. Salıpazarındaki şirket binası önünde yağmur demeden, kar demeden nöbet tutan eylemciler her gün mesai saatiyle eyleme başlayıp akşam mesai bitiminde şirketin önünü terk ediyorlar. Protestolarının barışçı niteliğine dikkat çeken eylemciler amaçlarının sadece yaşam alanlarını korumak olduğunu söylüyorlar. Gün boyunca ziyaretçilerin eksik olmadığı eyleme her kesimden, özellikle benzer HES projeleri kapsamında tehdit altında yaşayan bölgelerden büyük destek var.

Hopa Derelerini Koruma Platformu kuruldu. Doğu Karadeniz’in en güzel yerlerine yapılan ve yapılmak istenen toplam 2 bin 300’e yakın hidroelektrik santrallerinin ekolojik dengeyi bozacağını belirten Hopalılar, yaşadıkları bölgenin doğal dengesinin insan eliyle bu şekilde bozulmasına karşı çıkıyor. Platform sözcüleri, Türkiye’de üretilen elektriğin yüzde 2,3’ünü HES’ler oluşturacağını, ama devletin sadece yüzde16-22 olan kayıp ve kaçak elektriği engelleyerek, zaten sorunun en büyük bölümünü çözebileceğini söylüyor. Platform sözcüleri, “HES’lere gösterilen hassasiyetin Rüzgar santrallerine gösterilmemesi, hatta engellenmesine varan uygulamalar gösteriyor ki, bunun altında “karbon vergisi” ve gelecekte “sulara sahip olma” dürtüsü olduğunu düşünüyoruz.
Türkiye’nin akciğeri olan Karadeniz dağlarına HES kanserini zorla bulaştırıyorlar. Hopa’da ise bu işin kolay olmayacağını bizden daha iyi biliyorlar. Tarihinde birçok badireler geçirmiş Hopa halkı HES kanserinde de birlik ve beraberliğini koruyacağını gerekli önlemleri hep beraber alacakları bir gerçektir” dediler. Direniş Hopa’ya da sıçradı! Hükümetin HES’lerden vazgeçme vakti geldi de geçiyor.

Karadeniz'deki büyük balıklar yok oluyor. Ukrayna Güney Denizler Biyoloji Enstitüsü Genel Müdür Yardımcısı Yuri Tokarev, Karadeniz'de sadece 3 çeşit ticari balık türü kaldığını ve önlem alınmaması halinde, Karadeniz'deki büyük balıkların tamamıyla yok olma tehlikesi yaşadığını söyledi. Karadeniz'de eskiden Mersin balığı, lüfer ve kefal bulunduğunu da kaydeden Tokarev, "Şimdi ise Karadeniz uskumrusu bile yok. Karadeniz'deki balık stokunun yüzde 90'ını hamsi ve çaça türü küçük balıklar oluşturmakta" dedi. Siz de balık stoklarının kurtarılmasını desteklemek için kacsantim.org adresinden imza kampanyasına katılabilirsiniz.
Türkiye ile Libya arasında “Çevre ve Ormancılık Alanında İşbirliği Anlaşması” imzalandı. Anlaşmayı iki ülkenin çevre bakanları imzaladı. Çevre Bakanı Veysel Eroğlu, Libya heyeti ile yapılan görüşmelerde taşkın, kuraklık, deniz kirliliği, iklim değişikliği, meteoroloji faaliyetleri, çevresel etki değerlendirilmesi, tabiat ve biyolojik çeşitliliğin korunması, ağaçlandırma ve erozyon kontrolü konularında işbirliği yapılmasının kararlaştırıldığını ifade etti. Çöllerden gelen tozlar, rüzgar erozyonu konularında Türkiye, Suriye, Katar, Irak ve İran ile kurulan çalışma grubuna Libya'nın da dahil edileceğini söyleyen Eroğlu, Libya’nın aynı zamanda Akdeniz Bölgelerindeki İklim Değişikliği ile Mücadele Grubu'na katılacağına dikkat çekti. Libya Sağlık ve Çevre Bakanı Mohammed Mahmud El-Hegazzi ise imzalanan işbirliği anlaşmasının ilişkileri güçlendireceğini kaydederek, heyetler arasında yapılan görüşmelerde iklim değişikliği, ormanların geliştirilmesi, su-hava kirliliği ve sanayi-tarımsal atıklar ile mücadele konularının ele alındığını kaydetti. Artık Türkiye’nin iklim değişikliği konusunda güçlü adımlar atması gerek yoksa çölleşme probleminin önüne geçmesi mümkün olmayacak.

Meksika Cancun sonrası yansımalar devam ediyor. Neredeyse bütün tarafar iklim değişikliği tehlikeli sınıra gelmeden devletlerin anlaşmasının hâlâ zor olduğu ancak artık imkansız olmadığı görüşünde. Cancun’da hükümetler, bilimsel verilere uygun olarak 2020’ye dek yüzde 25-40 salım azaltımına gitmeleri gerektiği konusunda hemfikir. Gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliği ve ormansızlaşma ile mücadele etmeleri için bir iklim fonu oluşturulması ve tropikal ormanları, yerli halkların haklarını ve biyoçeşitliliği koruyan bir mekanizmanın kabulü, olumlu gelişmelerdi. Cancun’da bir ivme yakalandığını ama, hedefe henüz ulaşılmadığı değerlendirmesini yapan Greenpeace Akdeniz sözcüsü Emel Türker, gelecek yıl Güney Afrika’da Durban’da yapılacak görüşmelerde, ülkelerin yeşil bir ekonomi oluşturmalarını ve dünyayı kirletenlerin sorumlu tutulmalarını sağlayacak küresel bir anlaşma imzalanması gerektiğini söyledi. Türk Delegasyonu Baş Müzakerecisi Rende ise istediklerini elde ettiklerini iddia ederken, Türker görüşmeler süresince Türkiye hükümetinin binde 4’lük sera gazı salımı ile tarihsel sorumluluk sahibi olmadığını belirtmesiyle, görüşmelerdeki olumlu havanın dışında kaldığının altını çizdi ve, “Şu anda sera gazı salımlarında 194 üyeli BM ülkeleri içinde 19. kirletici ülke olduğumuzdan, bundan sonraki ‘tarihsel sorumluluk’ sürecinde en sorumlu ülkelerden olacağımızdan söz edilmedi. Türkiye bir an önce sorumluluklarının farkına vararak iklim politikasını değiştirmelidir” dedi.

Türkiye’ye, Samsun Bafra’ya dönelim. Mandacılığın yaşatılmasının, sulak alanların yaşam kültürünün sürdürülmesine katkı sağlayacağı düşüncesiyle, Doğa Derneği'nin iki yıl önce Samsun Valiliği, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun Damızlık Manda Yetiştiricileri Birliği’nin işbirliği ve Birleşmiş Milletler GEF Küçük Destek Programı’nın desteğiyle başlattığı ‘Kızılırmak Deltası’nda Mandacılığın Geliştirilmesi Projesi’, deltadaki manda sayısının son 20 yıldan bu yana ilk kez artış göstermesini sağladı. Proje kapsamında, yöre halkı manda yetiştiriciliği konusunda yeniden teşvik edilirken, son teknolojiler ve ürünlerin pazarlaması konusunda eğitimler veriliyor ve manda ürünlerine yönelik tanıtım yapılıyor. Bütün bu çalışmalar sonucunda deltadaki manda sayısı 3 bini geçmiş durumda ve daha da artacağı tahmin ediliyor. Bu durumun, 57 bin hektarlık bir alana yayılan, irili ufaklı 22 göl ve toplam 12 bin hektar sulak alana sahip olan, Türkiye’de yaşayan 465 kuş türünün 328’ini görüldüğü Kızılırmak Deltası'nın geleceği için önemli. Çünkü deltanın ev sahipliğini yaptığı mandalar, 20 yıl önce 10 binken, birkaç yıl öncesinde 2 binlere kadar gerileyince, sulak alanların üzerindeki insan baskısı artmış, manda sahipleri için değerini yitiren sulak alanlar, zamanla kurutularak tarlaya dönüştürülmeye başlanmıştı. Birçok canlının yaşam alanının yok olması anlamına gelen bu süreç, aynı zamanda tarım ilaçları nedeniyle, deltanın her geçen gün biraz daha kirlenmesi anlamına da geliyordu. Sağlıklı bir sulak alan ekosisteminin ayrılmaz parçalarından biri olan manda, birçok sulak alan bitkisinin dağılışında da rol oynuyor. Manda’ların populasyonunun bu proje ile arttırılması, deltanın geleceği için umut veriyor.
Manisa’nın Çaldağ beldesindeki nikel madeninin işletme haklarını alan ve beldedeki ormanlık alana vereceği zarar konusunda tepkiyle karşılaşıp, tahsis için izin almada sorun yaşaşan European Nickel Madencilik (ENK), yatırımlarını Filipinlere kaydıracağını duyurdu. Türkiye’de 300 milyon doların üzerinde yatırım planlayan ENK, Çaldağ’daki madenle bağlantılı olarak orman tahsisi için izinler konusunda gereken bekleme süresi içinde Filipinlerde Acoje nikel projesine ilişkin nihai fizibilite çalışmalarını hızlandırdığını açıkladı. Şirketin bu kararı almasında Turgutlu, Akhisar, Salihli halkı ve kurumların baskısı etkili olurken, Çaldağ da üretim süresince kullanılması söz konusu olan 800 bin tanker dolusu sülfürik asitin etkisinden kurtuldu. Bu sefer şirket sülfürik asiti Filipinler’de kullanacak. Sevinsek mi üzülsek mi bilemedim. Gediz Havzası’nda kurulacak nikel madeni çevre katliamına neden olacaktı şimdi katliam Flipinlerde gerçekleşecek. Bu arada tehlike de sürüyor çünkü yetkililer Çaldağ’dan vazgeçmediklerini ancak orman tahsis izni çıkana kadar zaman kaybetmemek adına bu karara vardıklarını bildirdi.

Şaphane, Pazarlar, Simav, Gediz belediyelerinin ihtiyacı olan katı atık bertaraf tesislerinin kurulması ve işletilmesi amacıyla Gediz'de bu dört belediye arasında bir toplantı yapıldı ve toplantı sonunda Gediz Havzası'nın korunması için gerekli somut adımların atılmasına yönelik fikir birliği sağlanmış oldu. Bir de aynı toplantıları atık üretmemek üzerine yapsak tam olacak.
Türkiye'nin en kurak havzası olan Tuz Gölü'nü yeşillendirmek için fidan dikimi ve tohum ekimine başlandı. Bugüne kadar halkın da desteğiyle 50 bin tohum ve 750 fidan dikimi yaptıklarını belirten yetkililer, hedeflerinin Aksaray nüfusu kadar tohum ve fidanı Tuz Gölü Havzası'nda toprakla buluşturmak olduğunu, bu çalışmada hayırseverlerden de destek beklediklerini belirttiler. Umuyoryuz bu dikimleri yerel ağaç türleri ile ve mevcut bozkıra ve çayırlıklara değil, yeni bozulmuş orman arazisine yapıyorlardır.
Edirne'de, okul ve öğrencilerden 246 ton 457 kilo kullanılmış kitap, defter ve atık kağıt toplanarak 4 bin 189 ağacın kurtarıldı. Bu arada, bir ton atık kağıt 17 ağacın hayatını kurtarıyor. İlgili bir haber de Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'dan; Arınç, Manisa'nın Yuntdağı bölgesinde katıldığı bir fidan dikme töreninde " Ağaç dikmek büyük bir ibadettir. Ülkemiz için yapılacak en hayırlı hizmetlerden biridir'' demiş. Atık kağıtları tekrar değerlendirmek çok güzel ancak ağaç dikerek vicdan temizleme işi artık abartılmaya başlandı. Çevrecilik sadece ağaç dikmekle özdeşleştiriliyor. Diğer yandan 3. köprü için 2 milyon ağaç gözden çıkarılıyor... yerine yenisini dikeriz ne olacak zihniyeti hakim. 4 bin ağacı kurtarmak için çaba sarf eden yetkilileri, ağaç dikmek büyük ibadettir diyen yetkilileri, 2 milyon ağacı kurtarmak için de yetkilerini kullanmaya davet ediyoruz. Konuyla ilgili http://www.2milyonistanbullu.com/ adresini ziyaret edebilir ve bu konuda yürütülen kampanyanın geniş kitlelere yayılmasını sağlayabilirsiniz.

Beşiktaş Jimnastik Kulübü (BJK) Koleji öğrencileri, denizlerin geleceğini tehlikeye atan yavru balık avı ve satışının durdurulmasını istedi. Greenpeace gönüllüleri ile birlikte Beşiktaş'taki balık pazarına gelen öğrenciler, tezgahtaki balıkların boyunu ''balık cetvelleri'' ile ölçtü. Ölçüm sırasında bazı balıkların boylarının standartların altında olduğu belirlendi. Etkinlik sırasında konuşan öğrencilerden Doğa Soysal, küçük balıkların avlandığı takdirde büyümeden ve yumurta bırakmadan yok olacağını ifade etti. Soysal, balıkçıların bu konuda daha özenli olması gerektiğini söyledi. Öğrencilerden Teoman Taner de amaçlarının balıkçıların dikkatini çekerek, yavru balıkların avlanmasının önlenmesi olduğunu ifade etti. Öğrenciler yavru balık avı ve satışının durdurulmasını talep etti.
Greenpeace’in başlattığı ve her geçen gün daha da güçlenen bu kampanya hakkında www.kacsantim.org sitesinden bilgi edinebilir, sitede yer alan sanal eyleme katılıp, Tarım Bakanlığı’ndan yavru balık satışını engellemesini ve yasal balık boylarını düzenlemesini isteyebilirsiniz.

2010'un son Gezegenin Geleceği programını daha önce verdiğimiz güzel bir haberle noktalayalım. Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği 5 Aralık 2009'da yürürlüğe girdiğinde enerji kimlik belgesi ile ilgili düzenleme önce 1 Temmuz 2010'a, daha sonra da gerekli altyapının hazır olmadığı gerekçesiyle 1 Ocak 2011'e ertelenmişti. Güzel haber tabii sürekli ertelenemesi değil. Yarın başlayacak uygulamayla, yeni yapılacak binalarda enerji kimlik belgesi düzenlenmesi zorunlu olacak. Yeni yapılacak binalarda belge düzenlemesi proje üzerinden gerçekleştirileceği için vatandaşların bir sorumluluğu bulunmayacak, süreç projeciler tarafından yürütülecek. Mevcut binalar için ise vatandaşların, 2017 yılına kadar Enerji Kimlik Belgelerini almaları gerekecek. Bunun için yetkilendirilmiş Enerji Verimlilik Danışmanlık Şirketlerine başvurulabilecek. Bu binaların projesi bulunuyorsa, uzmanlarca tespit kısa sürede tamamlanabilecek. Eğer proje bulunmuyorsa binada, ısıtma sistemi, yalıtımı, geometrik yapısı, elektrik aydınlatma sistemi gibi unsurlara ilişkin etüt yapılacak.
A'dan G'ye kadar sınıflandırılan kimlik belgelerinde, A sınıfı enerji tüketimi açısından iyi, G sınıfı da oldukça kötü durumdaki binayı ifade edecek. Enerji Kimlik Belgesi düzenlenmesi sürecinde, metrekare başına maliyetin 1 lira civarında olması bekleniyor. Böylece girdiğiniz bina da yakıt sarfiyatınız konusunda bilginiz olacak ve binalarda tassarruf teşvik edilmiş olacak.



Sınıflandıran: Banu Koç













Hiç yorum yok: