Genel Çevre ve Doğa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Genel Çevre ve Doğa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Nisan 2013 Salı

Küresel Çevre Yönetişiminde Vatandaş Gücü - Uygar Özesmi


Küresel Çevre Yönetişiminde Vatandaş Gücü

Dr. Uygar Özesmi


Krizin derinliği

Günümüzde çok derin ve küresel bir yönetişim krizi yaşıyoruz. Artık gezegenin insan hakları bağlamında adaletli ve merhametli yönetilip yönetilmediği sorusu önemini yitirdi, çünkü yönetilemediği bariz bir şekilde ortada. İnsanlar, gezegenimiz tarihinde, hatta jeolojik zamanda dahi görülmemiş bir hızda atmosfer kimyasını değiştiriyor; gezegeni insanlar için yaşanmaz hale getirirken bir yandan da diğer canlılar için biyolojik bir soykırımın sorumlusu.

Dünyanın en saygın bilim adamları, bugün içinde yaşadığımız vahşeti bize bütün çıplaklığıyla anlatıyor. 2007’de Bali’de Birleşmiş Milletler İklim Konferansı’nda gençler kürsüye çıktı ve “kral çıplak” dedi. Bilim adamları, çocuklar, gençler, toplumu sorgulayanlar, aydınlar çağın farkındaydı. Dünya genelinde ekonomik, sosyal ve ekolojik felaketleri tetikleyecek tehlikeli iklim değişikliğine hızla yaklaştığımızı görüyor ve bunu haykırıyorlardı. Çocuklarımız, hatta biz bile, tehlikeli iklim değişikliği yani küresel ortalama sıcaklığın 2 santigrat derecenin üstüne çıkması durumunda büyük acılar çekebiliriz. Buna rağmen, Bali’de başlayan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi için bağlayıcı, yüksek hedefli ve adil bir uluslararası antlaşma süreci, 2009 Kopenhag fiyaskosundan sonra Cancún, Durban, Doha derken 2013’te hala bir sonuca bağlanmış değil. Felaketler vurmadan bağlanacak gibi de görünmüyor. Dolayısıyla ciddi bir küresel yönetişim krizinin içindeyiz. Bir yönetişim krizi olmasa hala varil varil petrol ekonomiyi ateşlemezdi; arabalarda yakılan milyonlarca varil petrol atmosferi kirletip iklimleri değiştirmezdi; üretim zincirinde fabrikalardan çıkan milyonlarca varil zehirli atık dünyamızı ve bizi zehirlemezdi.

Bir yönetişim krizi var çünkü Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne (FAO) göre hayvancılık sektöründen kaynaklanan sera gazı salımları yüzde 18. Yani küresel iklim değişikliğinin yüzde 18’inin sebebi et, süt ve yumurta ürünleri. Hâlâ sığırların beslenmesi için ormanlar yakılıp yerine mısır ve soya fasulyesi tarlaları açılıyor. Yakılan ormanlar ayrıca sera gazı salımına neden oluyor ve bu bölgelerdeki biyoçeşitlilik azalıyor. Mevcut tarım arazilerinin yüzde 30’u ise hayvan yemi yetiştirilmek üzere ekiliyor. Peki FAO bunu neden önleyemiyor?

Ne demokratik ve totaliter hükümetler, ne uluslararası örgütlerler ne de uluslararası antlaşmalar gezegendeki tehlikeli gidişatı önlemiyor, aksine her geçen gün hızlandırıyor. Sera gazı salımları hala hızla artıyor, yılda 140 bin canlı türünün yeryüzünden silindiği tahmin ediliyor, dünya nüfusu geçen yüzyıla oranla 3 kat artmasına rağmen, suyun kullanımı 6 kat arttı. Bu gidişle 2050’de temiz ve yeterli suya erişim tamamen ortadan kalkacak; hatta sadece tatlı su problemleri ile karşılaşmayacağız, denizlerdeki bütün balık stoklarının da çökeceği tahmin ediliyor.

Yeni yönetişim yapıları

Hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların bu problemleri ortadan kaldıramayacağı ortaya çıkmış durumda. Bu yapılar, her ne kadar, iklim değişikliği, ekonomik adalet ve finansal kurumların topluma hesap vermesi konusunda etkili olamasalar da çalışmalarını sürdürmelerinin bir zararı yok. Hatta, bazı sivil toplum kuruluşları, bir sonuç çıkar umuduyla, bu süreçlere katılıp, baskı yapmayı sürdürüyor. Ancak, pek çok sivil toplum kuruluşu, genel eğilime göre “yeter ki gölge etmesinler başka ihsan istemez” diye düşünüyor. İnsan ve doğa hakları alanında çalışan ulusal ve uluslararası sivil toplum örgütleri ve halk hareketleri tarafından çözümün artık ancak mevcut sivil toplum örgütlerinin çabaları, yeni doğacak yapılar ve tabandan bir hareketle çözülebileceği yoğun kabul görüyor.

Girişimci bireyler ve sivil toplum kuruluşları artık çevrim içi teknolojileri kullanarak yeni örgütlenmeleri ve çözümleri yeni yapılarla üretiyorlar. Toplumsal hareketler ve özellikle çevrim içi (online) seferberlikler yeni vatandaş hareketlerinin yükselişte olduğunu gösteriyor. Tarihte son 3 yıldır güçlenen çevrim içi teknolojiler ve araçlar sayesinde insanları toplumsal değişim için seferber etmek hiç bu kadar kolay olmamıştı. Küresel ve yerel çevre sorunlarının bütün toplumun yaşam kalitesini düşürdüğü ve artık küresel iklim değişikliğinin bütün insanlığı ve medeniyeti tehlikeye soktuğu günümüzde, teknolojiyi sorgulamak kadar doğal bir şey olamaz. Nitekim internet teknolojisinin çıkışı sorunun derinlerinden, hatta çekirdeklerinden birinden geliyor. İnternet, ilk olarak, balistik nükleer füze tesisleri arasında iletişimi sağlayacak bilgisayarlar için ileri askeri araştırma enstitülerinde geliştirildi. Teknolojiyi kullanma biçimimiz ve teknolojinin olanaklı kıldığı kontrolsüzce tüketmeye dayalı endüstriyel devrim, bugün yaşadığımız büyük sorunların en önemli nedenleri arasında. Ancak, bu araç bugün hala kötülükler için kullanılmaya devam ederken aynı anda önemli bir özgürleşme ve kurtuluş aracı olarak da ortaya çıkıyor.

Ortaya çıkan bu yeni modellerden, hatta belki yapılardan birisi Change.org. Change.org çok basit görünen ancak temelden dönüştürücü bir misyonla ortaya çıkıyor, amacı insanlara çevrelerinde görmek istedikleri değişimi yaratabilmelerine olanak sağlamak için güç verecek bir araç sunmak. Bunun sonucunda oluşması tahayyül edilen dünya, değişimin insanların günlük yaşamının bir parçası olduğu ve hiç kimsenin kendisini çaresiz hissetmediği bir dünya. Vatandaşların her konuda harekete geçerek, yetkilileri zorlayarak, yetkililerin vatandaşlara karşı doğrudan sorumluluklarını yerine getirdikleri bir gelecek. Dünyanın içinde bulunduğu yönetişim krizinden çıkmanın yollarından biri, belki mevcut demokrasi anlayışını seçimlerden seçimlere yaşanılan veya büyük şirketlerin güdümünden ve lobi çalışmalarından etkilenen bir sözde demokrasiden kurtararak gerçek demokrasiye doğru yol almak.

Change.org’da şu anda 30 milyondan fazla insan bulunduğu ve bu insanların toplumsal değişim için her gün 1000’in üzerinde açılan kampanyada imzalarıyla etkin olduğu düşünülürse, buradaki taleplerin toplumu tamamen tabandan, halkın istediği şekilde şekillendirebileceği düşünülebilir. İnsanlar bir araya geldiğinde dünyanın hem en basit hem de en güç problemlerini beraberce çözebilirler. Unutmamak gerekir ki, yerelde başlayan küçük değişimler de bir araya geldiklerinde büyük değişimleri oluşturabilirler. Bir zamanlar “arka bahçemde istemem” kampanyalarının sosyologlar ve hatta çevre hareketi tarafından küçümsendiğini hatırlamak gerek. Ancak biraz daha derin düşünecek olursak, herkes bir araya gelerek arka bahçesinde kömürlü termik santral değil, bunun yerine yenilenebilir enerji isterse; bunun sayesinde dünyada kömürlü termik santraller yapılmaz ve yerine yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği politikaları gelir. Bu sayede, büyük ölçüde iklim değişikliği sorunu çözülmüş olur. Buna ek olarak bütün kentlerde vatandaşlar ulaşım politikalarına dair bisiklet dostu ve toplu taşıma odaklı politikalar isterse, zincirleme kampanyalarla kentleşme politikalarında ciddi bir değişim yaratabilirler. Bunun için öncelikle yerel yönetimlerin vatandaşlarını dinlemeleri gerekiyor. İşte bunu yapabilecekleri en güzel mecralardan birisi, Change.org. Türkiye’de Change.org’un 400.000 (Nisan 2013'de) üyesi var ve bu üye sayısı her ay 40.000 kişi artıyor. Bu insanlar gelecekleri için, hayatlarına dair doğrudan ses çıkartan ve çekinmeden imza atan yüzbinlerce, belki yakında milyonlarca insan.

Türkiye’de bu insanların yarattığı değişime dair güzel örnekler ortaya çıkmaya başladı bile... Bisikletli ulaşım politikalarına örnek olarak, bisikletli ulaşım için toplumsal hareketler, Change.org’da açtıkları kampanyayla Kadıköy’deki bisiklet yolunun motorlu araç sahiplerinin baskısına rağmen sökülmesini engelledi. İzmir’de bisikletliler daha önce yasak olan, bisikletlerin metroya binebilmesi için gereken izni çıkarmayı başardı. Bisiklet kazalarının önlenmesi için, yine İzmir’de, kanalizasyon mazgallarının yönü değiştirilerek paralel konumdan dik konuma getirildi ve bundan sonra İzmir’de yol yapımları, çapraz mazgallarla bisiklet dostu olarak tasarlanacak. Hali hazırda ülkenin 8 değişik kentinde bisiklet yolları yapılması için belediyelere yönelik kampanyalar yürüyor. Yine, vatandaş katılımına duyarlı olan Kadıköy Belediyesi’ni ele alacak olursak, açılan kampanyalar sonucunda bütün çocuk parkları engelli çocukların kullanımına uygun olarak yeniden şekillendirilecek. Moda parkı ise betonla kaplanması planlanırken, parkın toprak zemin olarak kalmasına yönelik kampanya sayesinde, inşaat aşamasına gelmiş olmasına rağmen proje değiştirildi. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Geleceğin politikacıları ve yerel yöneticileri, artık sorumlu oldukları halkın öfkelenmemesi ve isyan etmemesi için, geleceği onların istedikleri doğrultuda yaratmak için onların sesini dinlemeleri gerekiyor. Bu bağlamda, yeni internet teknolojilerinin de yardımıyla temsili demokrasiden hızlı bir biçimde katılımcı demokrasiye geçişi görmeye başlayacağız. Bu yönetişim krizini aşmanın en önemli bir aracı aktif vatandaşlık. Yönetime ve kararlara aktif katılım daha önce köy bazında varken, kentleşme ve ulusallaşma süreci içinde bu gücü halk kaybetti. Bu yeni çağda, aktif katılımın yeniden doğacağını öngörebiliriz. Buna güzel bir örnek, yakın zaman önce İzlanda’da halkın tamamının katılımıyla gerçekleştirilen anayasa sürecidir. Hem yerel hem de ulusal düzeyde, politikalara kitlelerin eğiliminden uzak karar verilemeyeceği gerçeği her gün güçlenecek. Birleşmiş Milletler’e bağlı örgütler de eninde sonunda ulusal düzeyde gerçekleşecek bu değişime uyum sağlamak zorunda kalacak.

Yeni bir Sosyal Antlaşma

Bütün bu gelişmeler ışığında yeni bir sosyal kontratın, bir sosyal antlaşmanın gerekliliği bütün çıplaklığıyla ortada, çünkü eninde sonunda bu toplumsal hareketlerin ve eylemlerin taleplerini mevcut yerel, ulusal ve küresel kurumların yerine getirmesi gerekiyor.

Bu gereklilikten yola çıkarak Eylül 2012’de CIVICUS Dünya Kurulunda “Yeni Bir Sosyal Antlaşma için Montreal Sivil Toplum Taahhütleri” oluşturularak ilan edildi. Bu yeni antlaşmaya göre katılımcı, yani herkesi dahil eden, demokratik ve adil bir yeni antlaşma için sivil toplumun neler yapması gerektiği ortaya kondu. Buna göre, sivil toplumun internet teknolojilerinden gelen yeni imkanları da kullanarak, alışılagelmişin dışında ve akıllı, yatay ve uzlaşıya dayalı birlikler oluşturarak bağlantı kurması, ağlar ve işbirlikleri yaratması gerekiyor. Bu bağlar sadece kurumsal sivil toplum kuruluşları arasında değil, özellikle yeni sosyal hareketler ve grupları kapsamalı, zira değişimin yeni sesi buralardan geliyor. Sosyal hareketlerin başarıya ulaşması için, internet teknolojilerinden faydalanırken bir yandan da bunu eski yöntemlerle bağdaştırmak son derece önemli. Çevrim içi eylemler özellikle çevrim dışı eylemlerle birleştirilmeli ve bağdaştırılmalı. Burada kullanılan bütün teknolojilere erişimi bulunmayanlar ve özellikle ekonomik adaletsizlikler yüzünden erişimi kısıtlı olanlar ve dışlanmış toplumu dahil edecek başarılı yöntemler geliştirilmeli. Dikkat edilmesi gereken bir örnek olarak, Dijital Ayrım (Digital Divide) kavramı verilebilir. Bahsettiğimiz küresel süreçlerde yerelin önem kazanmasına paralel olarak, insanların sivil topluma gerçek katılımını sağlamanın ilk adımı yerel ve gönüllü katılıma önem vermekten geçiyor.

Sivil toplumun taahhütleri kapsamında, toplumla ve özellikle yerel ilgi sahipleriyle olan etkileşimden doğan veriler ve görüşler sivil toplum kuruluşlarına ayna olmalı. Etkileşimden doğan görüşler, sivil toplumun yönelimlerini yeniden oluşturmalı ve canlandırmalı. Bu bağlamda, sosyal ve politik açıdan dışlanan grupların, özellikle kadınların, gençlerin, çocukların ve azınlıkların sesini ve sorunlarını göz önünde bulundurmak ve onları bu sürece dahil etmek öncelikli olmalı. Dahil ederken herkesin korunaklı alanlara, süreçlere, gelişime ve yükselmeye erişimlerinin olmasını sağlamak gerekiyor.

Toplumsal katılımı sağlarken sivil toplumun kendisine ilişkin alanları da korumayı ihmal etmemlidir. Bu alanları korurken uluslararası destekler ve işbirlikleri önem kazanır, eylemlerin de kendini ulusalda ve yerelde güçlü bir biçimde göstermeye devam etmesi gerekir.

Yerelde, dinamik bir alanda ve çeşitli ilgi sahipleri ile çalışırken elleri kolları bağlayan bir rölativizme de kapılmamak gerekiyor. Bu açıdan Montreal Taahhütleri kapsamında önerilen insan hakları çerçevesinde çalışırken, insanların onuru, özgürlüğü, adaleti ve eşitliği için haklar üstüne odaklanmak gerektiği aşikar. Sivil toplum çalışmaları bilgiye dayanırken bir yandan da bu bilgi, düşünce ve uygulamalar yereldeki toplulukların kendisinden gelmeli. Bilgi, kendi bağlamında ve ilgili olduğu kişilerce üretilmeli.

Yine taleplerin toplumsal ve doğal fayda üzerine kurulmasından yola çıkarsak sivil toplumun sürüdürülebilirlik konusunu merkeze alması gerekiyor. Merkeze almak için de kalkınma ve zenginlik kavramları yeniden tanımlamak şart. Sonuçta, gezegenin yönetişim krizine çare olarak her alanda biyolojik çeşitliliğin ve doğanın korunmasını önceliklendirmek gerekiyor.

Yeni Sosyal Antlaşmanın Yönetişim Ekseni

Sivil toplumun mevcut yönetim kurumlarından beklentileri, kararların ve politikaların arz yerine talep tarafından şekillendirilmesi olmalı. Tükenmekte olan her türlü kaynakta talebi yönettiğimiz takdirde doğaya zarar vermenin önüne geçebiliriz. Bu açıdan hem sivil toplumun hem de devlet kurumlarının kendilerine kaynak sağlayan kurumlara, örneğin vakıflara, bankalara ve uluslararası finans kuruluşlarına değil, vatandaşlarına karşı sorumlu olması gerekiyor.

Sivil toplum kuruluşlarının da devlet ve vakıf fonlarına olan bağımlılığını azaltması, hatta mümkünse kaldırması ve her halükarda fon kullanımında tamamen şeffaf ve bağımsız hareket etmesi şart. Fon kaynakları açısından da sivil toplumun artık topluma dönerek yaygın desteklere ve kitle fonlarına (crowdfunding) yönelmenin yollarını araması gerekiyor.

Sivil toplum mevcut kurumlarla veya sistemin kendisiyle olan mücadelesinde sonuç alabilmek için yaratıcı, yenilikçi ve stratejik olmalı ve de gücünü kullanırken soruna doğru noktalardan girmeli, kırılma noktalarına ve kaldıraçlara odaklanmalı.

Özel sektörle, yani kâr amacı güden şirketlerle olan ilişkisinde dikkatli olmalı ve bunun getirisi olduğu kadar götürüsü de olabileceğini görmeli. Bununla beraber, sivil toplumun yeni gelişmekte olan ve gitgide güçlenen sosyal fayda şirketleri ve sosyal girişimlerle daha sıkı işbirliklerine giderek, mevcut sorunun önemli nedenlerinden olan kâr ve ekonomik büyüme odaklı özel şirket yapılarına alternatif olarak doğan bu yeni ekonomik yapılarla güçlü ilişkiler kurması gerekiyor. Bu ilişkilerin de aynı dikkatle, ancak ortak fayda yaratacak şekilde örgütlenmesi, giderek büyüyerek ekonomik etkinlikler alanında çoğunluğa geçmesi için de çaba sarf etmeli. Hatta sivil toplumun kendisi sosyal girişimler alanına girerek yeni oluşumları destekleyecek kurumları kurması dahi söz konusu olabilir. Buna örnek olarak, Türkiye’de dernek iktisadi işletmeleri vasıtasıyla, normalde özel sektörün etkin olduğu alanların dernekler tarafından doldurulması da söz konusu olabilir. Son bölümde bu fırsatlara daha geniş olarak değinmeye çalışacağım.

Son olarak ise, gerek devlet kurumlarıyla, gerek özel sektörle olan ilişkisinde sivil toplumun çok alışık olmadığı diplomasi ve pazarlık güçlerini geliştirmeli ve her türlü ilişkiye doğru güç analizleri yaparak girmeli.

Yeni Yapılar Yeni bir Yönetişimi Gerektiriyor

Ortaya çıkan büyük küresel yönetişim krizinde ataletin bedeli çok büyük. Bu yazıda krizin küresel algısına Bali’den başlamıştık - her ne kadar daha önceye dayansa da. Bali’de açılış konuşmalarında herkesin ağız birliği ettiği “Ataletin bedeli, hareketin bedelinden daha yüksek” söyleminden yola çıkarsak, artık Büyük Değişim’in (Great Transition) başlaması gerektiği ortada.

Sadece 2 yıl kaldı. 2 santigrat derecenin üstüne çıkıp küresel felaketler zincirini durdurmak için 2015 yılında küresel salımların artışının da durması gerekiyor. Zira iklim bilimciler, iklim değişikliğinin yaratacağı felaketlerin önlenmesi için küresel sıcaklık artışını 2 santigrat derecenin altında tutmak zorunda olduğumuzu, başka bir deyişle, atmosferde şu anda 390 ppm olan sera gazı miktarını 350 ppm’in altına indirmemiz gerektiğini söylüyor. 2015 sonrası, gelişmiş ülkelerde salımlarda derin bir kesintiye gidilmeli. Bu ülkeler 2020 yılına kadar en az yüzde 40 indirim sağlamalı. Ancak, şu anda bu en iyi ihtimalle yüzde 20 civarında olacak gibi görünüyor – eğer bir şeyler değişmezse. İnsanlık kurtulacaksa 2050 yılına kadar da ekonominin neredeyse tamamen karbonsuzlaşması gerekiyor.

İklim krizi acil eylem gerektiriyor. Kömür, en çok kirleten fosil yakıt ve tek başına iklimin en büyük düşmanı. Dünyada şu anda planlanan santraller hayata geçirilmeye kalkılırsa 2030 yılında kömürden kaynaklanan karbondioksit salımları yüzde 60 artacak. Nobel Barış Ödülü sahibi Al Gore’un dediklerine katılmamak mümkün mü? “Neden kömür santralleri yapılırken, gençlerin, buldozerleri engellemek için çevresine halkalar oluşturup engellemediklerini anlayamıyorum.”

Bugün gerçekleşmekte olan bundan daha da fazlası. Sadece gençler değil, bütün yerel topluluklar, genci yaşlısı Gerze’de, Bartın’da, İskenderun’da ve ülkenin her yerinde buldozerlere karşı direniyor. Bu açıdan Greenpeace’in Gerze’deki direnişe verdiği destek son derece önemli. Aynı şekilde, Change.org üzerinden Kürce’deki HES’in baraj kapaklarını açmasını sağlayan hem yerel hem ulusal direnişin başarıya ulaşması da bu sürece örnek verilebilir. Yaygınlaşan toplumsal direnişe Change.org’da açılan, ancak henüz sonuçlanmamış kampanyalar arasında Bartın Platformu’nun başlattığı Amasra’da HEMA Termik Santraline karşı mücadele, yine duyarlı vatandaşlar tarafından açılan Afşin Elbistan C ve D termik santrallerine, Çanakkale Lapseki termik santraline, Çaycuma Saltukova termik santraline karşı yürütülen kampanyalar örnek verilebilir.

Öte yandan direniş hareketlerinin yanı sıra tehlikeli iklim değişikliğini önlemenin yolu yenilenebilir enerjide ve enerji verimliliğinde yatıyor. Bunun için Türkiye’de ve nispeten bütün dünyada, içler acısı durumda olan yenilenebilir enerji yatırımlarını en yüksek seviyeye çıkartmak gerekiyor. Bugünün teknolojisi ile uygun ve verimli alanlarda kurulabilecek rüzgâr, dalga ve güneş santralleri şu anda dünyada kullandığımız enerjinin 6 katını sağlayabiliyor – hem de sonsuza kadar! Bunun için de Change.org’da Barış Eceçelik’in yenilenebilir enerji talebiyle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na yönelik açtığı kampanya ve Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar’ın Türkiye için 100% yenilenebilir enerji isteyen kampanyası örnek verilebilir. Daha önce bahsettiğimiz yeni yönetişim anlayışı çerçevesinde, bu zincirleme kampanyaların ışığında devletin ve ilgili bakanlıkların vatandaşları dinleyerek kömürlü termik santrallerden vazgeçerken, yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmaları beklenir. Bunun gerçekleşmiyor olması git gide derinleşen bir yönetişim krizi yaratmakta ve ileride hali hazırda pek çok yerel örneklerini gördüğümüz çok daha geniş toplumsal patlamalara neden olabilir. İnternet üzerinden örgütlenen yeni katılımcı demokrasi platformlarının yönetime ve kararlara katılımını artık devletin kendi işleyişi içine alınması gerekiyor, aynen ileri demokrasilerde sistemin içine alınan sivil toplum kuruluşları gibi.

Krizin Yarattığı Fırsat: Büyük Değişimin Yeni Yapıları

Tarih her yönetişim krizinin beraberinde büyük fırsatlar, kırılma noktaları ve hızlı bir değişim getirdiğini söylüyor. Örneğin Yirminci Yüzyılın başındaki Büyük Buhran (Great Depression), Batıda ve özellikle ABD’de modern sosyal devletin oluşumunu sağladı, ve vahşi kapitalizm nispeten kontrol altına alındı. Tabii günümüzdeki krizin yaratacağı çözüme inanmanın ötesinde, bu krizi avantaja çevirecek mekanizmaların devreye girmesi de gerekiyor. Bu krizin sonucunda Büyük Değişim’in (Great Transition) gerçekleşeceğini, ekonomik büyüme modeline, hatta ideolojisine sırtını dayamış, doğal kaynakları sömüren bir kapitalizm yerine, sosyal ve doğal fayda temelli, döngüsel ekonomiye ve katılımcı demokrasiye dayanan bir yeni dünya düzeninin kuruluşu için adımlar bugünden atılıyor. Bu atılımı sağlayacak olan da vatandaş gücü rüzgarı – belki fırtınası demek gerek. Vatandaş gücünün küresel yönetişim mekanizmalarını tabandan değiştireceğini öngörebiliriz. Bu vatandaş gücünün önemli kaldıraç noktalarına dair önerme niteliğinde birkaç örnek soru soralım:

  • ·      Kitle fonlaması (crowdfunding) ve yatırımlarıyla, bireyden bireye güven ve ortaklık kavramı çerçevesinde yeni teknolojileri kullanarak oluşturulacak sistemler, pahalı ve bürokratik bankacılık sektörünü işlevsiz kılabilir mi?
  • ·      Vatandaşların ağ üzerinde kurgulayacakları yeni habercilik ve gazetecilik mekanizmaları, belirli güdümler ve sermaye kontrolündeki medya sektörünü işlevsiz kılabilir mi?
  • ·      Yaygın veri toplamaya ve yaygın analizlere dayanan katılımcı sivil toplum ve vatandaş bilimcilerinin çalışmaları, ileri teknoloji gerektiren büyük laboratuvarlar haricindeki bilimsel çalışmaları, geleneksel araştırma kurumlarının işlevlerinin bir kısmını üzerine alacak mı?
  • ·      Bilim politikaları ve fonlaması devletin savaş endüstrisi başta olmak üzere, ulusal stratejik rekabete dayalı, insan ve doğaya zarar veren teknolojilerin önüne geçecek vatandaş etik kurulları tarafından kontrole alınabilecek mi?
  • ·      Üretim sektöründe topluma faydalı ve doğaya zarar vermeyen ürünler, bir yandan vatandaş kooperatifleri tarafından üretilip, küresel adil ve doğa dostu ticari satınalmalar, yenilikçi iletişim ağları ile katılımcı şekilde gerçekleşirken, diğer yandan doğru ve sorumlu ürünler doğrudan müşterisi ile buluşturulabilecek mi?


Büyük Değişim’in gerçekleşmesi için yeni oluşan yapıların güçlendirilmesi, çeşitlendirilmesi ve desteklenmesi gerekiyor. Bütün bu yeni gelişen yapıların gerçekleşmesi için, sosyal ve doğal fayda girişimleri ve özgür internet altyapısının korunması ve geliştirilmesi şart. Sivil toplumun Büyük Değişim’i gerçekleştirebilmesi için savunması gereken en önemli alan, bu nedenle, sosyal ve doğal fayda girişimlerinin hukuksal altyapısı ve internet özgürlüğü. Tarihte toplumsal dönüşüm ve kurgulanan gelecek şimdiye kadar her zaman toplumsal hareketlerle gerçekleşti. Bu sefer de aynı dönüşüm, tabandan yükselen kararlı hareketler sayesinde gerçekleşecek. Ortaya çıkan yeni yönetişim ise, tabiatı itibariyle katılımcı demokrasiye dayanacak ve yaygın ağ sistemleri üzerinden işleyecek. Burada politikacılara, karar vericilere ve geçiş döneminde halen erki elinde tutanlara, bu erki devretmek üzere basiretli bir şekilde yeni dünya düzeninin ve yönetişim sistemlerinin oluşumunu kolaylaştırmak düşüyor.

20 Nisan 2013 Cumartesi

TANIŞMADAN TANIDIĞIM GÜZEL İNSAN: NOYAN ÖZKAN - A. Şahika Ertan



Bazı insanlar bu dünyadan ayrılsalarda ektikleri tohumlar yeşermeye devam eder ve hiç bilmedikleri insanlar onlar geçip giderken arkalarından yeşerttiklerini sulamaya devam eder. Burada doğa için her daim mücadele eden sevgili dostum Şahika Ertan'ın Noyan Özkan için yazmış olduğu değerli makaleyi paylaşıyorum. İyi ki vardın Noyan Özkan, iyi ki varsınız Şahika ve Asaf Ertan. - Uygar




TANIŞMADAN TANIDIĞIM GÜZEL İNSAN: NOYAN ÖZKAN


A.Şahika Ertan, 14 Nisan 2013, Limanköy


Bazı insanlar vardır; hem vardırlar, hem yokturlar. Vardırlar çünkü varlıkları hayatlara anlam katar, dünyaya şekil verir. Yokturlar çünkü onlarla karşılıklı oturup konuşmamışsınızdır bile, Bir el sıkışmışlığınız yoktur yani. Ama sizi etkilemişlerdir ve hep olmalarını beklersiniz hayatınızda. Sonra birgün, yaşayanlar aleminden göçtüklerini öğreniverirsiniz. İçiniz acır, eksiklenirsiniz birdenbire. İnanmak zor gelir çünkü bu çok yakın hissettiğiniz insanlar gözünüzle görmediğiniz için birbaşka türlü yer edinmiştir hayatınızda; dolayısıyla elini sıktığınız insanlardan farklı bir acı hissedersiniz yarı inanası-yarı inanılmaz böylesi ölümlere. İşte ben tam da bu duygular içine düştüm o haberi görünce. Ölmüştü Noyan Özkan!

O’nu tanıdığımda belki de o yılların yegâne doğa hukuku ile ilgili makaleleri yazıyordu Cumhuriyet Gazetesi’nde. Bir bayrak açmıştı İzmir’de. Sonra da kısa zamanda yaklaşık 40 kişilik meslektaş grubuyla İzmir Barosu başkanlığı sıraları, koskoca bir çevre hukukçuları gücü oluşturmuşlardı. ÇED işlemlerinin bugünkü rezalete dönüşeceğini çok yıllar önce basbas bağırmıştı yazdığı birsürü makalede. Keşke daha çok kulak verilip düzeltme yolunda çaba harcansaydı..Keşke O’nun her uyarısı çok daha dikkate alınsaydı..”Özkan” soyadı gibi özlü bir ruhu olan bu insan sadece bir doğa hukukçusu değildi ki..Posta kutumda beliren ismi, her seferinde ne mektuplar içerirdi devlet yöneticilerine gönderilmiş. Öyle ki insan hakları, kamu hakları, yönetimdeki hatalar hep O’nun içini yasalarla doldurduğu metinlerle birer sorgu haline dönüşürdü ve altında mutlaka yasal süre içinde cevap verilmesini beklediğinin notu..Kaç tanesini temel alarak Asaf’la aynı soruyu, aynı tepkiyi yönelttik ilgili makamlara, kim bilir..Son uyarıcı mektubu da Diyanet İşleri Başkanı’nın İzmir’in dini yapısını irdelediği o meşhur konuşması ile ilgiliydi. Gene o mektubu temel alarak yazmıştık biz de tepkimizi aynı makama.

Artık o “Paylaşmak istedim” ön metinli, doğanın-insan haklarının-kamu haklarının irdelendiği, yöneticilerin sorgulandığı mektuplar olmayacak Noyan Özkan imzalı.  İzmir, büyük bir hemşehrisini kaybetti, ne yazık. Türkiye büyük bir aydınlık zihni kaybetti, ne yazık.  Ben kaç sefer, gönlümün en değerli hukuk ödüllerini verdiğim ama hiç elini sıkmak, “Merhaba Noyan Bey, tanıştığımıza memnun oldum.” demek mutluluğuna ulaşamadığım bir önderi kaybettim; ne acı. Ama tesellim şu ki, güzel ruhlara yakışır bir şekilde mekân değiştirdi  bedeni de, beyni de sapasağlam iken. Ve eminim ki bu yürekli insan, ebediyet âleminde, Allah’ın en güzel ödülleriyle hakkettiği takdiri bulacak çünkü o hakkı arayan insanlar sınıfındandı. Ve eminim ki Allah’ın en önem verdiği konuların arasında olan kul hakkına, Noyan Özkan gibi kol-kanat gerenler bu âlemin de, ebediyet âleminin de en kutsanmış ruhlarıdır. Ve eminim ki cennet o ruhların var olduğu ortamdır. Rahmetler ola..

Ayrıca:
http://www.egepostasi.com/3sayfa/izmir-barosu-eski-baskani-noyan-ozkan-hayatini-kaybetti-h10634.html

http://www.egepostasi.com/izmir/izmir-eski-baro-baskanlarindan-noyan-ozkan-son-yolculuguna-ugurlandi-h10702.html

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/22997126.asp

6 Nisan 2013 Cumartesi

ÇED’DEN MUAFİYET, YARGIDAN MUAFİYETTİR!


Çevre örgütlerinden önce YSGP'den böyle hızlı bir açıklama gelmesine şaşırdım... ne güzel! Ancak sorun devam ediyor şu anda rant/ekonomik büyüme adına her türlü hukuki "engel" kaldırılmak için kollar sıvanmış durumda...  Uygar

Basın Açıklaması – 06.04.2013

ÇED’DEN MUAFİYET, YARGIDAN MUAFİYETTİR!

Yargı Kararları Uygulanmalı, Tüm Projeler İçin ÇED Süreci İşletilmelidir.

İstanbul Boğazı’na 3. köprü, Gebze-İzmir otobanı, Hasankeyf’i sular altında bırakacak Ilısu Barajı, nükleer santraller vb. gibi 1993 yılından önce planlanan projelere Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) muafiyeti getirilmesi hususu uzun süredir yargının, yürütmenin ve çevre mücadelesi yürüten binlerce insanın gündeminde yer alıyor.

26939 sayılı Resmi Gazete’de 17 Temmuz 2008 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’nin “Kapsam Dışı Projeler” başlıklı Geçici 3. maddesi ile 1993 yılından önce planlanan yatırımlara ÇED muafiyeti getirilmişti.

Ocak 2011’de, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, yapılan itirazları haklı bularak yönetmeliğin yürütmesini durdurmuştu. Danıştay buna paralel olarak ÇED kapsamında tutulan İzmir-İstanbul Otoyolu, Ilısu Barajı gibi çevresel olumsuz etkileri tartışmasız olan projelerin yan ünitelerinin de ÇED’den muaf olduğuna dair Başbakanlık Genelgelerinin de yürütmesini durdurmuştu. 14 Nisan 2011’de yeniden düzenlenen ÇED muafiyeti ile ilgili söz konusu Geçici 3. madde bu kez Danıştay 14. Dairesi tarafından 26 Mart 2013’te iptal edildi.

Defalarca yargı tarafından durdurulmuş olmasına karşın kimi projelere yeniden ÇED muafiyeti sağlanması hakkındaki Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik 5 Nisan 2013 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuştur. Danıştay’ın şimdiye kadar verdiği kararlara göre, 7 Şubat 1993 tarihinden, yani ilk ÇED yönetmeliğinden önce üretime ve faaliyete başlayanlar dışındaki tüm projelere ÇED süreci uygulanması gerekmektedir. Dün yayımlanan yönetmelik değişikliği ile bir kez daha çevreyi tahrip edecek birtakım yatırımlar için ÇED muafiyeti sağlanmaktadır. Yönetmelik değişikliğine göre, “23/6/1997 tarihinden önce yatırım programına alınmış olup 5/4/2013 tarihi itibarıyla planlama aşaması geçmiş olan veya ihalesi yapılmış olan veya üretim veya işletmeye başlamış olan projeler ile bunların gerçekleştirilmesi için zorunlu olan yapı ve tesislere ÇED Yönetmeliği uygulanmayacaktır”. Yargı kararlarına rağmen yapılan bu düzenlemeyle hem ÇED zorunluluk tarihi 1993’ten 1997’ye uzatılmış, hem de planlama aşaması tamamlanmış olan projeler ile bunların yan üniteleri ÇED’den muaf tutulmuştur.

Kamuoyunda Cargill Davası olarak bilinen Toprak Koruma Kanunu’ndaki Geçici 3. madde değişikliği de benzer bir süreç yaşamıştı. Yargı kararları bertaraf edilerek yapılacak uygulamaların meşruiyeti her zaman tartışmalı olacaktır. Zira muafiyet yoluyla çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) sürecinin işletilmesi neden engellenmektedir, sürecin işletilmesinden neden bu kadar korkulmaktadır vb. sorulara bir cevap verilmemektedir.

Yola çıkış amaçlarının en önemlilerinden biri çevre ve iklim adaleti sağlanması olan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi diyor ki; hiçbir proje yaşamın korunmasından daha önemli olamaz; ne zaman projelendirilmiş olursa olsun, ne zaman faaliyete başlanmış olursa olsun, çevresel etkisi olan tüm yatırımlarda ÇED süreci işletilmelidir. ÇED süreçlerinde halkın katılımı mutlaka sağlanmalıdır. Halkın katılımı ÇED sürecinin olmazsa olmazı, aynı zamanda demokratik toplumun bir gereğidir. Çevresel riskler taşıyan yatırımlar konusunda halkın yeterince bilgilenmesi, onayının alınması zorunlu hale getirilmelidir. Çevresel riskler taşıyan ve yöre halkının onaylamadığı projelere izin verilmemelidir.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüleri
Sevil Turan – Arif Ali Cangı

8 Ekim 2012 Pazartesi

Savaş değil Barış - haydi imzala!

http://www.change.org/tr/kampanyalar/suriye-ile-savaş-istemiyorum-suriye-sorunu-barışla-çözülsün-savasahayir#

Change.org|Online Kampanya Şablonu

1 Mart 2012 Perşembe

Şubat 2012 Çevre Haberleri


 Şubat 2012 Çevre Haberleri - Gülçin Şahin

Greenpeace Akdeniz Genel Direktörü Dr. Uygar Özesmi ve Greenpeace Gönüllüleri ile Açık Radyo işbirliği içinde hafta içi her gün yayınlanan Gezegenin Geleceği programından derlenmiştir.

Doğa korumada son sıralardayız                          
Dünyanın en saygın üniversitelerinden Yale Üniversitesi, 2012 Dünya Çevre Performansı Endeksi’ni yayınladı. Gelişmiş ülkeler ve dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girmeye çalışan ülkemiz, çevre sağlığı ve doğa korumada dünya ülkeleri arasında en son sıralarda ve birçok en az gelişmiş ülkenin arasında yer alarak, değerlendirilen 132 ülke arasında 109. oldu. Daha da üzücü olan, ülkemizin sadece iki yılda 32 sıra birden gerilemesiydi.

Mini buzul çağı yalanlandı
Türkiye gündemini meşgul eden Mini Buzul Çağı yalanlandı. İngiltere Meteoroloji Dairesi ve East Anglia Üniversitesi’ne atfedilen araştırma kaynağından yalanlandı. İngiltere’nin resmi meteoroloji örgütü, bulvar gazetesi Daily Mail’de yer alan ve Türkiye basınında da  yer bulan araştırmanın sonuçlarının çarpıtılarak yansıtıldığını ve aksine 2000-2009 arasının 1850’den bu yana en sıcak on yıl olduğunu açıkladı. http://www.yesilgazete.org/blog/2012/01/31/met-office-yalanladi-buzul-cagi-yalanini-yayan-gazeteciler-utanacak-mi/

1 Milyon İzmirli termik santrale karşı
Aliağa'da yapılması planlanan 7 adet termik santrale geçit vermemek üzere "1 milyon İzmirli termik santrale karşı" kampanyasını başlattı. http://www.milliyet.com.tr/bir-milyon-izmirli-termik-santrale-karsi/ege/haberdetay/13.02.2012/1501474/default.htm

Kömürden Vazgeç Güneşi seç
Anadolu Efes’in hissedarlar toplantısı öncesi şirketin merkezi binası önünde güneş paneli kuran Greenpeace gönüllüleri, şirkete 14 Şubat mesajı verdi: Kömürden vazgeç, güneşi seç, sevenlerini üzme! Greenpeace üyelerinin amacı Anadolu Grubu'nun Sinop-Gerze'de kurmak istediği kömürlü termik santrali protesto etmekti. Greenpeace gönüllüleri, bina önüne kurdukları güneş panelleri ile sıktıkları portakal suyunu Efes çalışanları ve hissedarlarına dağıttı. Greenpeace, Anadolu Efes'i kömür yerine güneşe yatırım yapmaya ve temiz enerjiler konusunda liderlik etmeye çağırdı. Şu ana kadar 75 binin üzerinde kömürlü termik santral karşıtı http://bukapaginaltinda.org/ web sitesinden Greenpeace’in kampanyasına imzalarıyla destek verdi.
 
Daha iyi bir Taksim
12 Şubat Pazar günü, Taksim'de yapılması planlanan betonlaşma projesi protesto edildi. ''Daha İyi Bir Proje, Daha İyi Bir Taksim, Daha iyi Bir Gelecek'' yazılı pankart açan grup adına konuşan mimar Korhan Gümüş, Taksim Meydanı için planlanan projenin 30 yıl öncesinde de tasarlandığını ancak uzmanlar, sanatçılar ve tasarımcıların girişimiyle kent yönetiminin projenin uygulanmaması için ikna edildiğini söyledi. Ağaç evlat edinenler arasında, İstanbul Milletvekilleri Şafak Pavey ve Melda Onur, gazeteci Banu Güven, yazar Murat Belge sanatçılar Hale Soygazi, Lale Mansur, Nejat Yavaşoğulları, Zeynep Tanbay, Şebnem Dönmez, Harun Tekin ve Greenpeace Akdeniz Genel Direktörü Uygar Özesmi vardı. http://www.dipnot.tv/23611/Taksim-icin-planlanan-cevre-duzenlemesi-protesto-edildi-DAHA-iYi-BiR-PROJE-DAHA-iYi-BiR-TAKSiM.aspx

Polonya nükleere hayır dedi
Polonya’nın Baltık Denizi kıyısındaki tatil beldesi Mielno yakınlarına yapılmak istenen nükleer santral için yapılan yerel referandumda halkın %94′ü nükleer santral projesine karşı oy kullandı. Polonya’da hükümet, nükleere yönelim nedenini Polonya’nın enerji arzını kömür santrallerine bağımlılıktan kurtarmak olarak tanımlıyor. Oysa Polonya hükümeti bunu yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği ile kolaylıkla sağlayabilir.
http://www.greenpeace.org/turkey/tr/news/blog/nukleer/polonya-nkleere-krmz-kart-gsterdi/blog/39066/
Greenpeace’ten Tarım Bakanlığı önünde inekli GDO protestosu
Greenpeace eylemcileri, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın giriş kapısındaki tabelanın yazılı olduğu platforma çıkmak istedi. Bakanlığın özel güvenlik görevlilerinin sert müdahaleleri ile karşılaşan, inek kostümü giymiş eylemciler, ellerinde “GDO mu? Yemezler!” yazan pankartlarla GDO yönetmeliğinde yapılan sözde değişikliği protesto ettiler. 

Buğday Derneği’nin 10. yılı kutlandı
Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin 10. yılı, 21 Şubat Salı günü Babylon’da, “Yaşasın Tohumlar” temalı gecede kutlandı. Gecede Bulutsuzluk Özlemi'nden Nejat Yavaşoğulları , Yeni Türkü'den Derya Köroğlu, Moğollar'dan Taner Öngür , Richard Hamer'in sürprizi Aura , Volkan Arslan  ve Jehan Barbur dinletileriyle yer aldı. Geçtiğimiz yıl 3 Mart’ta hayatını kaybeden Buğday Derneği kurucusu Victor Ananias, ölümünün birinci yıldönümünde Bodrumda kabri başında, %100 Ekolojik Pazarlarda ve Kaz Dağları’ndaki Çamtepe Ekolojik Yaşam Merkezi’nde düzenlenecek etkinliklerle anılacak. http://www.bugday.org/portal/haber_detay.php?hid=5059

Greenpeace ve ‘Zeyna’ Shell’in gemisini durdurdu
Greenpeace eylemcileri, Kuzey Kutup Bölgesi’nde petrol sondajı yapacak olan ve Shell için çalışan petrol arama gemisini Yeni Zelanda’daki limandan ayrılmadan durdurdu. Eylemcilerinin arasında ‘Zeyna’ dizisiyle tanınan Yeni Zelandalı oyuncu Lucy Lawless da bulunuyordu. Dört gün boyunca gemide kamp kuran ve geminin hareket etmesini engelleyen eylemciler dördüncü günün ardından göz altında alındı. Daha sonra serbest bırakılan eylemciler, Shell Kuzey Buz Denizi’nde petrol arama planlarından vazgeçene kadar mücadeleye devam edeceklerini açıkladılar. 

11 Ocak 2012 Çarşamba

YALOVA: Yerel çevre mücadelesinde örnek yerlerden biri


YALOVA: Yerel çevre mücadelesinde örnek yerlerden biri

Dr. Uygar Özesmi

Beni son derece mutlu eden gelişmelerden bir tanesi yerel hareketlerin güçlenerek kendi illerine, ilçelerine, köylerine sahip çıkması. Yalova Çevre Platformu da 2011’de yoğun ve etkili bir şekilde kendi çevresine ve doğasına sahip çıktı. Başlattıkları sosyal hareketle çevre mücadelesinin nasıl olması gerektiği konusunda çok güzel örnek oluyorlar.
2011 yılı içinde , Yalova'da doğayı koruma amacı güden Yalova Çevre Platformu gönüllüleri ÇED toplantılarında, düzenledikleri mitinglerde, protestolarda, davalı veya davacı oldukları mahkemelerde nerdeyse nefes almadan mücadele ettiler. 
Yalova Çevre Platformu (YAÇEP) gönüllüleri, 2011 boyunca iki ÇED toplantısına, 5 mitinge, kendilerine açılan davalarda toplam 7 celseye katıldı, çok sayıda raporu kamuoyuna duyurdu, ünlü sanatçıların yer aldığı  termik santral ve kimyasal depolama karşıtı üçüncü videosunu yayınladı, 20 bin Yalovalının imzalarını bakanlıklara gönderdi, 3 çevre konulu tiyatro oyununa destek verdi ve Yalova’nın çevre sorunlarını elde ettiği raporlarla mümkün olduğunca çok insana duyurmaya çalıştı.

Yalova halkının, STK’ların, siyasilerin de zaman zaman katıldığı bu mücadelede sonuç olarak, termik santral şu anda doğalgazlı olarak çalıştırılmakla birlikte, kömür tehlikesi engellenebilmiş değil, Vopak kimyasal depolama terminali için ÇED süreci geçici olarak durduruldu. Yeni kimyasal üretim tesisleri için izinler isteniyor, karbon elyaf üretimi için ise ABD’nin kimya devi Dow Chemical ile anlaşma sağlandığı duyuruldu. Yalova, hala kimya sanayinin iştahını kabartıyor, termik santral tehlikesi ise hala sona erdirilmiş değil.

2012’nin Yalovalılara, doğayla içiçe, yeşil, ekolojik bir kent için olumlu adımlar atıldığı, çevre için mücadele edenlere uygulanan haksız baskıların sona erdirildiği, Yalovalıların her şeyiyle birlik olarak, bağımsız bir ekonominin bağımsız ve doğa dostu üretimlerle gerçekleşebileceği bir yıl olmasını diliyorum.


2011’de Çevre Mücadelesi Yalova’da Böyle Geçti…

3 Ocak 2011 Meclislere sanayi alanlarıyla ilgili baskı sürüyor
Bir yıl önce, yerel meclislerin Yalova Çevre Düzeni Planında alacağı kararların önemini vurgulayan Yaçep, meclislerden sanayi alanlarını ve termik santrali işlememesini istiyor, bunu sık sık yerel basına açıklamalar yoluyla ve meclis toplantılarını kent konseyi üyelerinin katılımıyla izleyerek baskı oluşturmayı amaçlıyordu.
 14 Ocak 2011 Termik santral ÇED iptal davasında Danıştay’ın kararı kamuoyuna duyuruldu
Yalova’da 645 MWlik Kömürlü Termik Santral inşaatı sürerken, CHPli Bahar Doğan, Özcan Özel ve Vefa Salman tarafından açılan ÇED iptal davasında Danıştay 6.Dairesince bilirkişi raporunun yeniden düzenlenmesi gerektiğine karar verildi.
6 Ocak 2011 Kısıtlayıcı plan notları kararlarının alınması
Yalova Belediye Meclisi ve İl Genel Meclisi’nde, imar planlarına kömür yakıtlı termik santrallerin ve ticari depolama amaçlı kimyasal terminallerin kurulamayacağına dair bir “plan notu” eklenmesi kararı alındı. Kararlar sevinçle karşılandı.
25 Ocak 2011 20 bin termik karşıtı imza Ankara’ya gönderildi
Yaçep üyeleri Özlem Akyüz Bayrı, Ayşe Aydemir, Cafer Akbaba, Kemal Bayrı, Şenay Metan, Özgür Yükcan, Merthan Özcan, Semra Habiboğlu, termik santrale karşı toplanan 20 bin imza ve termik santral dosyalarını, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Genelkurmay Başkanlığına kargo ile gönderdi.
31 Ocak 2011 Körfez Köprüsü çed toplantısında itirazlarımızı dile getirdik
6 kentte yapılan Gebze-Orhangazi-İzmir Otoyolu’nun Yalova’daki ayağına katılan Yaçep üyeleri Kemal Bayrı, Merthan Özcan ve Şenay Metan, itirazlarını gerekçeli olarak dile getirerek, yer seçiminin 1999 depremine rağmen, deprem öncesinde belirlenen köprü güzergahının değişmediğine, depremselliğe, köprünün Hersek Lagün Gölü ekosistemini tehdit edeceğine, otoyolların neden olduğu çevre tahribatına dikkat çekti.
1 Şubat 2011 Aksa Müdürü görevden alındı
Hakkında ruhsatsız termik santral inşaatından dava açılmış olan (ve davacılar mahkemeyi takip etmediği için davası düşmüş olan) Mustafa Yılmaz, Aksa Müdürlüğü görevinden alınarak, Akkök Holding İcra Kurulu üyesi yapıldı.
22 Şubat 2011 Orhangazide YAÇEP’e çevre ödülü
Orhangazi 3. Göz Gazetesinin düzenlediği Av. Cihan Eren Çevre Ödüllerinde Marmara Bölgesi’nde 2010 yılında en fazla ses getiren çevre örgütü olarak ödül alan YAÇEP’in ödülünü, Yalova Çevre Platformu üyesi Avukat Ayşe Aydemir aldı. YAÇEP üyesi Özgür Yükcan’a da gıyabında ödül verildi.
25 Şubat 2011 Karbon elyaf kapasite artış Çed’ine katılarak SKB’ye dikkat çektik
Aksa’nın karbon elyaf kapasite artışı ÇED’ine katıldık. Aksa’nın poliakrilonitril hammaddeli yeni ürünü karbon elyaf için kapasite arttırımı istediğini, ancak fabrikanın sağlık koruma bandı sorunu nedeniyle red verilmesi gerektiğini Çed toplantısında söyledik.
4 Mart 2011 termik video davasında ödüllü programlar delil oldu
Azra Akın ve 3 sanatçının daha yer aldığı ve yayından kaldırılmış olan termik santrale hayır videosundan dolayı Aksa’nın açtığı davada İstanbul’da yargılanan 5 yalovalının davasında, Ntv ve Cnntürk’te yayınlanan Yalovalıların termik santrale tepkilerini gösteren yayınlar delil olarak gösterildi. Davada, Yaçep Sözcüsü Özlem Akyüz Bayrı’nın yanı sıra 2 gazeteci de yargılananlar arasında.
9 Mart 2011 Anadoluyu Vermeyeceğiz buluşmasına Ankara’da katıldık
YAÇEP üyeleri Merthan Özcan ve Kemal Bayrı, Ankara STGM’de gerçekleşen buluşmada, İzmir, Foça, Adana, İskenderun, Sinop, Bartın, İstanbul’dan gelen diğer çevre platformlarının temsilcileriyle bir araya gelerek süreçlerle ve mücadele yöntemleriyle ilgili görüş alışverişinde bulundu. http://www.yacep.org/haber/haber_detay.asp?haberID=241
17 Mart 2011 Yalovanın termokimyasal riskle karşı karşıya olduğu uyarısını yaptık
Fukuşima Felaketinin ardından duyarlı hale gelen kamuoyuna, nükleeri de yalovaya kurun çağrısıyla, aslında fay hattı üzerine bir termik santral kurulmasının engellenmemesinin, hemen yanındaki kimyasal tesislerle birlikte büyük risk oluşturacağını dile getirdik.
25 Mart 2011 20 bin TL tazminat davasında japon nükleer felaketi YAÇEP savunması oldu
Termik tazminat davasının yeni celsesinde, Fukuşima felaketinden örnekler veren Avukat Ayşe Aydemir, oluşan riskin nelere mal olabileceğini dile getirdi. Dava delillerin toplanmasının sürmesi nedeniyle ertelendi.
15 Nisan 2011 Termik santrale geçit verenler yargı önünde
Yalovada bu kez termik santrale hayır diyen YAÇEP üyeleri değil, kaçak başlanan termik santral inşaatıyla ilgili yıkım işlemini yapmayarak görevi kötüye kullandıkları iddiasıyla ilgili belde belediye başkanı ve belediye meclis üyeleri yargılanıyor
18 Nisan 2011 Greenpeace Akdeniz Direktörü Uygar Özesmi Yalova’ya geldi
Uygar Özesmi, Yaçep ve Genç Tema üyeleriyle bir araya geldiği Yalova ziyaretinde, son durum hakkında bilgi aldı. http://www.yacep.org/haber/haber_detay.asp?haberID=286
3 Mayıs 2011 Termik santraller için GençTiya’nın tiyatrolu protestosuna destek verdik
Yalovalı GençTiya Tiyatro Grubu, termik santral mücadelesini ve tepkilere rağmen termik santral yapan bir belediye başkanını hicveden oyununa kamera ve fotoğraf desteği vererek, basın bülteni ile yayılmasına katkı sağladık. http://www.yacep.org/haber/haber_detay.asp?haberID=293
18 Mayıs 2011 Yaçep gönüllüleri Ankara Tmmob mitingine katıldı
Yaçep gönüllüleri Cafer Akbaba, Oya Erkan ve Lütfü Lüleci, TMMOB bileşenlerinin yer aldığı Ankara mitingine katılarak termik santrale ve kimyasal depolamalara hayır dediklerini belirtti.
23 Mayıs 2011 Taşköprü Belediyesi Başkanı ve üyelerin kaçak santral davasını duyurduk
Ruhsatsız termik santrale izin vermekten açılan soruşturma sonrasında yargılanan Taşköprü Belediye Başkanı ve belde meclis üyelerinin davasını izledik ve kamuoyuna duyurduk.
28 Mayıs 2011 Banu Avar da, YAÇEP’in mücadelesine videolu destek verdi
Yalova’ya gelen ünlü gazeteci ve tv yapımcısı Banu Avar’a Aksa’nın termik santralini sorduk, o da yıllar önce Aksa’da yaptığı bir röportajla ilgili izlenimlerini anlatarak video kaydımıza destek verdi. http://www.yacep.org/haber/haber_detay.asp?haberID=302
6 Haziran 2011 Santralsiz yalova videosu davası 1.yılında Aksa 5.kez süre istedi
Azra Akın ve 3 sanatçının daha katkı verdiği termik santrale karşı yayınlanan videonun kaldırılmasıyla ilgili davada 5 kişinin yargılanmasına devam edildi, davayı açan Aksa tarafı, bir kez daha kendisi süre isteyerek amacın haklılığı ispattan çok karşı tarafı rencide etmek olduğunu gösterdi. http://www.yacep.org/haber/haber_detay.asp?haberID=310
11 Haziran 2011 Taşköprü fayında koruma bandını gereksiz bulan raporu yayınladık
Taşköprü Belediyesinin hazırlattığı 2009 jeolojik-jeoteknik etüd raporunu, 17 Ağustos depremi sonrasında AJE kapsamındaki önlemli alanların sınıfını değiştiren raporları kamuoyuna sunduk. http://www.yacep.org/haber/haber_detay.asp?haberID=315
16 Haziran 2011 Yaçep üyelerine Aksa’nın 20 bin tl davasında 3.celse görüldü
İstanbul’da görülen mahkeme delillerin toplanması için Kasım ayına ertelendi.
28 Haziran 2011 Aksa’da solvent tanklarındaki patlamayı kamuoyuna duyurduk
Kimyasal tankların olduğu yerde yaşanan yangın ve patlama sonrasında 5 kişi yaralanırken, yaralılardan durumu ağır olan bir kişi Bursa'ya sevkedildi. http://www.yacep.org/haber/haber_detay.asp?haberID=321
28 Haziran 2011 Laledere Deltasının sanayileşmeye kapatılması gerektiğini raporlarla açıkladık
Taşköprü Laledere Deltası üzerinde Royal VOPAKın 150 adet kimyasal tank depolama terminali kurmak için imar planlarının yapılmasının KAF zonunun kıyısında yer alan Yalova için büyük bir afete davetiye çıkarmak olduğu ifade ettik.
5 Temmuz 2011 1999 depreminde yaşanan kimyasal sızıntıyı Yalova kamuoyuna hatırlattık
YAÇEP Sözcüsü Özlem Akyüz Bayrı, Taşköprüde Laledere Deltasında 1999 depreminde yaşanan sızıntının bu bölgede ağır sanayi, kimyasal sanayinin geliştirilmesinin Yalova halkı, bölgedeki canlı yaşamı, hava, su, çevre için ölümcül olabilecek riskler içerdiğini gösterdiğini belirtti ve “Termik santrale ‘evet’, VOPAK’a ‘hayır’ olmaz” dedi.
14 Temmuz Vopak imar değişikliklerine itiraz süresi devam ediyor
Hollandalı Royal VOPAKın Taşköprüde kurmak istediği 150 adet kimyasal, petrol türevi ve yağ depolama tanklarıyla ilgili ‘plan açıklama raporunu’ kamuoyu ile paylaşıyoruz. http://www.yacep.org/haber/haber_detay.asp?haberID=336
20 Temmuz 2011 Kent Konseyi’nin Vopak ve termik santral protesto yürüyüşüne katıldık
Yalova Kent Konseyi’nin düzenlediği “Yalova Yeşil Kalsın” Yürüyüşü, yürüyüşe getirilen kısıtlamalar ve duyuruların yeterli bir şekilde halka yapılmaması nedeniyle istenilen etkiden uzak kaldı. Yaçep üyeleri, termik santral pankartlarına izin verilmemesi nedeniyle, ‘yaşamı koru, doğayı sev’ yazılı bir pankart taşıdı. http://www.yacep.org/haber/haber_detay.asp?haberID=339
1 Ağustos 2011 Traktörlü Yürüyüş Ziraat Odası
Yalova Ziraat Odasının Taşköprü’de yaptığı yürüyüş ve traktörlü eyleme bir önceki yürüyüşte yaşananlar nedeniyle katılmadık.
1 Ağustos 2011 Yalova’nın çevre mücadelesine sanatçılardan videolu destek
Meclislerin alacağı kararda termik santrale  ve Vopak'a kısıtlama getirmeleri amacıyla Ece Uslu, Saadet Işıl Aksoy, Oya İnci, Somer Karvan, Suzan Aksoy’un destek verdiği 3’üncü videoyu 1 yıllık bir aradan sonra yayınladık.
6 Ağustos 2011 Vopak Türkiye gündeminde
YAÇEP üyeleri olarak çeşitli kanalların canlı yayınlarında görüşlerimizi belirttik.  Iki gün sonra gelen Çevre bakanlığının açıklamasına karşın, Yaçep, çelişkileri ortaya koyması açısından verdiği yanıtı sitesinden yayınladı.
9 Ağustos 2011 Termik videoya 19 ay sonra soruşturma açılma kararı ulaştı
Aksa’nın açtığı ve İstanbul’da süren ‘termik video’ davasıyla ilgili Yalova C.Savcılığının verdiği izinle aynı 5 kişiye kamu davası açıldı. SPK’yı ihlal ederek Aksa’nın borsada değer kaybetmesine neden olunduğu iddiasıyla açılan bu dava, Aralık ayında dava görülecek.
17 Ağustos 2011 MAG yürüyüşünde termik santral ve vopak protestosu gerçekleştirdik
17 Ağustos depreminin 12’inci yılında, Mahalle Afet Gönüllüleri’nin düzenlediği meşaleli yürüyüşe katılan Yaçep üyeleri, fay hattı üzerinde kirli sanayiye, termik santral ve kimyasal depolamalara hayır dedi. http://www.yacep.org/haber/haber_detay.asp?haberID=438
25 Ağustos 2011 Vopak’ın 1081 sayfalık ayrıntılı çed raporunu duyurduk
Vopak’ın Çevre Bakanlığı’na sunduğu ayrıntılı ÇED raporunun varlığını Yalova kamuoyuna duyurduk. Böylece durumun ciddiyetini ortaya koymaya çalıştık.http://www.yacep.org/haber/haber_detay.asp?haberID=448
10 Eylül 2011 Taşköprü bölgesinde 2 endemik bulunduğunu duyurduk
Uludağ Ünv. Prof. Gönül Kaynak’ın çalışmasıyla bölgede 2 endemik bulunduğunu duyurduk.
10 Eylül 2011 yerel mecliste termik skandalı duyurduk
İl Genel Meclisinde termik skandal başlığı ile meclis üyelerinin sanayi alanlarıyla ilgili kararı kabul edip, plan notlarından da kömür yakıtlı santralleri kısıtlayıcı cümleyi kısaltmalarını duyurduk, yerel basında konuya dikkat çekilmesini sağladık.http://www.yacep.org/haber/haber_detay.asp?haberID=468
17 Eylül 2011 Yalova’da Elele platformunun organize ettiği kimyasal protestoya katıldık
Eyleme katılan Yaçep üyeleri termik santrale de tepkilerini ortaya koydu.
27 Eylül 2011 Tiyatrocuların bu kez Vopak’a hayır dediğini duyurduk
GençTiya tiyatro grubunun bu kez kimyasal depolamalara hayır dediği oyunda Yaçep üyesi Ayşe Aydemir de yer aldı. http://www.yacep.org/haber/haber_detay.asp?haberID=497
5 Ekim 2011 Ziraat Odası’nın ‘Vopak’a hayır açlık grevi’ eylemine destek verdik
Yaçep üyeleri, açlık grevi çadırını ziyaret etti, eylemin hem Vopak ve hem termik santrale karşı olması gerektiğini belirtti. Yaçep, aynı zamanda 1081 sayfalık Çed raporuna dair eleştirilerini de madde madde yacep.org’da yayınladı.
7 Ekim 2011 İl Genel Meclisinin kısıtlayıcı plan notunu yeniden alması
İl Genel Meclisi, kısıtlayıcı plan notunda yapılan ‘sehven’ hatanın düzeltilmesi için kararı ‘oyçokluğu’ ile aldı. Böylece Ocak 2011’de alınan plan notu kararının alındığı şekliyle Çevre Düzeni Planına işlenmesi onaylandı.
11 Ekim 2011 Vopak ÇED İnceleme Değerlendirme Toplantısı Yapıldı
Ankara’da yapılan ÇED İnceleme Değerlendirme Toplantısına katılan Yalova heyeti, Elele Platformu'nun kampanyasında toplanılan ve Yalovalıların itirazlarını içeren 15 bin imza ile, itiraz gerekçelerini belirten dosyaları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı heyetine teslim etti.
18 Ekim 2011 Taşköprü Belediye Başkanı ve meclis üyelerinin santral davası görüldü
Taşköprü Belediye Başkanı ve AKP li meclis üyeleri hakkında Kömür Yakıtlı Termik Santral ile ilgili “görevi kötüye kullanmaktan” açılan davanın 3’üncü celsesi Yalova 2. Asliye Ceza Mahkemesinde görüldü. Şaban Ertan ve Meclis Üyelerinin katılmadığı ve avukatlarınca temsil edildiği davada Bilirkişi raporu gelmediğinden dolayı erteleme kararı çıktı.
01 Kasım 2011 Yeşiller Partisi üyeleri Yalova’yı ziyaret etti
Avrupa Yeşiller Partisinin kardeş partisi olan Türkiye Yeşiller Partisi temsilcileri Yalovaya gelerek aralarında YAÇEP gönüllülerinin de bulunduğu bazı STKlarla çevre sorunlarıyla ilgili temaslarda bulundu. 50 sayfadan oluşan bir raporu Yeşiller Heyetine veren YAÇEP gönüllüleri, Yalova’daki genel durumu da özetledi.
04 Kasım 2011 AKSA Medya Kralındaki görüntüleri delil diye sundu
Geçen yıl Greenpeace ofisinde yapılan basın açıklamasının ardından AKSA Akrilik AŞ tarafından 10'ar bin TL'lik manevi tazminat davası açılan Bayrı çiftinin yargılandıkları davada 4'üncü celse görüldü. Yalovalı çevrecilerin gönüllü avukatı Ayşe Aydemir, davanın AKSA’nın Yalovalılara uyguladığı baskının bir göstergesi olduğunu ve anayasal haklarının kullanılmasını kısıtladığını söyledi. Dava, 3 Kasım 2010’dan bu yana sürüyor.
10 Kasım 2011 Yalova tiyatrocularının HES tiyatrosunu duyurduk
Yalovalı genç tiyatrocular, HES mücadelesi için ineğini satan Rizeli İmam Kazım Delal'in gerçek öyküsünü tiyatro sahnesine taşıdı. Yalova Çevre Platformu'nun desteklediği GençTiya Fikir ve Sanat Atölyesi oyuncuları, 'Halk Düşmanlarının Anatomisi' adlı oyunda HES'le ineğini satarak mücadele eden Delal'e ve ülkedeki çevre mücadelecilerine tiyatro ile destek verdi.
14 Kasım 2011 VOPAK Sağlık Koruma Bandı için başvurdu
Ankara’da geçtiğimiz ay yapılan ÇED İnceleme Değerlendirme Toplantısı’ndan istediği sonucu alamayan VOPAK, tesisin kurulmasındaki en büyük engellerden birisi olan “Sağlık Koruma Bandı”nın mesafesinin belirlenmesi için Yalova İl Özel İdaresi Ruhsat ve Denetim Müdürlüğü’ne müracaatta bulundu. Yacep.org’da GSM komisyonunun 6 sayfalık görüşünü içeren raporunu yayınladık.
03 Aralık 2011 TMMOB VOPAK imar planlarına iptal davası açtı
TMMOB’a bağlı Yalova İnşaat Mühendisleri Odası, Yalova Mimarlar Odası ve Bursa Şehir Plancıları Odası, VOPAK Kimyasal Depolama Terminali’nin işlendiği imar planlarının iptali için yargıya gitti. Dava dosyalarını yacep.org’dan yayınladık.
03 Aralık 2011 Aksa’nın davasıyla 50 Binlik Körfez Planı iptal edildi
Danıştay 6.Dairesi, 50 Bin Ölçekli İzmit Körfezi Bütünsel Planı'nın iptali yönünde karar verdi. Planın Yalova'yı ilgilendiren 9.Bölge ile ilgili olarak AKSA Akrilik Kimya AŞ’nin açtığı, yürütmeyi durdurma ve iptal davasının sonuçlandığını ve iptal davasında bilirkişinin, Yalova'daki sanayi alanlarının yerinin yanlış belirlendiği, mevcut planlarla bunun sürdürüldüğü yönündeki raporunu yayınladık.
14 Aralık 2011 YAÇEP, Çinekop denetimleri için uyarıda bulundu
Çinekop, yani lüfer yavrusunun satışı, lüferin denizlerimizdeki neslinin tükenme tehlikesi nedeniyle yasaklandı. Yeni sezonda Bursa, İstanbul, Çanakkale’den yasa dışı çinekop satan balıkçılara yapılan denetim haberleri ardı ardına gelirken, Yalova’da ise balık pazarı başta olmak üzere bazı balık satıcıları 10 cm’lik çinekopları kilosu 7-15 TL den satışa sunuyor. İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü Su Ürünleri Kontrol Şubesi ekipleri Yalova’da hiçbir denetime imza atmadı.
20 Aralık 2011 Termik video davası 2012'ye uzadı
Çağlayana taşınan İstanbul Adliye Sarayında 8.Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen 2010/198 Esas nolu davanın 7inci celsesi, birkaç dakika sürdü. Termik santralle ilgili AKSA tarafından dava edilen 3,5 dakikalık video ile ilgili bilirkişi raporunun,6 aydır mahkemeye ulaşmadığı anlaşılarak, dosyanın ve raporun hazırlanarak sunulması için bilirkişiye muhtıra çıkarılmasına ve davanın 6 Mart 2012, saat 11.30’a bırakılmasına karar verildi.
20 Aralık 2011  AKSA Limanı Dolgusuna 'ÇED Gerekli Değil' kararı
Çevre ve Şehircilik İl Müdürü Selahattin Bilyay’ın görevden alınması ile yeni müdür Osman Ulukaya’nın göreve başlaması arasında vekaleten müdürlük yapan Tayfur Kutlay’ın, Aksa limanı dolgusu için Çed gerekli değildir kararını onayladığını duyurduk.
21 Aralık 2011 Dow Chemical, Yalova’ya bir ayağını AKSA ile attı
Karbon elyafı ülkenin kalkınması için üretmekle övünen Akkök Grubu, Amerikan Dow Chemicalin Avrupa iştiraki olan Dow Europeye karbon elyaf hisselerinin yüzde 50sini satma kararı aldığını açıkladı. Dow’la ilgili bilinenler ve bilinmeyenler için,http://www.yacep.org/haber/haber_detay.asp?haberID=616
22 Aralık 2011 Ceza Davasında ilk celse : ‘AKSA hisseleri düşmüş mü öğrenin’
Yalova Çevre Platformu gönüllüleri tarafından, termik santrale karşı 2010 yılında başlatılan 'Sanatçılar Santralsiz Yalova diyor' adlı video bülten kampanyası için AKSA'nın suç duyurusu sonrası savcılığın açtırdığı dava Yalova’da başladı. AKSA’nın hisse senetlerinin videonun yayınlanmasıyla değer kaybedip kaybetmediğinin belirlenmesi için SPK’dan bilgi istenmesine karar verilerek duruşma 30 Nisan 2012’ye ertelendi. http://www.yacep.org/haber/haber_detay.asp?haberID=617

Daha fazla bilgi için: