Ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ağustos 2018 Pazar

Biyoplastikler: Orman için toprak olmak...

BU YAZI DÜNYA GAZETESİ'NDE YAYINLANMIŞTIR - KAYNAKLAR İÇİN EN ALTA GİDİNİZ

Pasifik Okyanusu’nun batısında ve doğusunda dev mikroplastik adaları oluştu (1), Karayip Denizi’nde yüzen 19 km uzunluğunda 5 km genişliğinde dev bir plastik adası tespit edildi (2). Her plastik poşet tercih ettiğimizde, plastik ambalajları etrafa ve hatta çöpe attığımızda bu adaları büyütüyoruz. Midesinden 29 kilo plastik poşet çıkarıldıktan sonra ölen dev balina (3), yedikleri plastiklerle ölen albatroslar (4) ve plastiğin ölümcül etkilerine maruz kalmış kara hayvanları… (5) Hepsi, bizlerin plastik poşetlere ve ambalajlara olan bağımlılığımızın ölümcül sonuçlarını simgeliyor. Hayvanlara verdiği zararın yanında, plastik poşetlerde kullanılan kimyasallar bizi ve yediğimiz gıdaları zehirliyor. İnsan idrarında bile mikroplastikler tespit edildi (6). 

Neyse ki artık, bozunması yani çürümesi için 1000 sene gereken plastiklerden kurtulmak için verilen güçlü mücadeleler var. Geçtiğimiz sene Kenya, plastik poşet kullananlara ‘‘4 senelik hapis veya $40.000’’ cezası getirdi (7). Şüphesiz gelmiş geçmiş en sert yasaklardan biri. Yaklaşık 9 milyon ton plastik üretimi ile dünyada 6. sırada gelen Türkiye’de (8) bile ‘‘Yetti gari plastik poşet’’ yürüyüşleri yapıldı (9). İstanbul Adalar’da alışverişte naylon poşet kullanımı yasaklandı (10). Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da 1 Ocak 2019’dan itibaren yürürlüğe girecek ücretli plastik torba sistemiyle Türkiye’de güçlü bir adım attı (11). İngiltere 2015 yılında tek kullanımlık plastik poşetlere getirdiği 5 penilik ücretle, %86 daha az plastik poşet kullanımını sağladı (12). Bakalım aynı sonucu Türkiye’de de alabilecek miyiz? 

Eğitimde örnek alalım dediğimiz Singapur’u belki plastikler konusunda da örnek alabiliriz. Eğitim düzeyi yüksek olduğu için olsa gerek, öğrencilerin kendi çatal bıçaklarını, kahve bardaklarını getirdiği Singapur’daki üniversitede, kahve bardağını getirmeyi unutmuş olan öğrenci mahcup olup özür diliyor (13). İnsanlar sürekli birbirini teşvik ediyor, yeri geldiğinde ise kınıyor. Yine Singapur’da bir fast-food zinciri plastik pipet ve kapakların kullanımına son vererek öncülük etti (14).

Toplum baskısıyla ve kişisel olarak yapabileceklerimiz çok basit; markete bez torbamızla ve filemizle gidebiliriz, çelik kahve bardağımızı taşıyabilir, yanımızda matara bulundurup, cam şişelerden su içebilir, bu konuda etrafımızdaki insanlarla konuşabiliriz.  Plastiklerin zararları konusunda çalışan WWF-Türkiye’yi (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) takip edebilir, destek verebilir, gönüllü olabiliriz. WWF-Türkiye’nin başlattığı ‘‘1 Güzel Hareket’’ (1guzelhareket.org) kampanyasına destek olarak, plastikleri hayatımızdan çıkarmanın yollarını çevremize yayabiliriz. 

Ancak sistemik değişiklikten bahsediyorsak ‘‘yeniden kullanmanın’’ da ötesine geçerek, döngüsel bir ekonomi düşünmeliyiz. Atığın olmadığı, eninde sonunda bütün kullandıklarımızın yararlı bir şekilde doğaya geri döndüğü bir ekonomi. Bunun için ekolojik düşünmek gerekiyor. Gıda ambalajlarını tıpkı bir insan derisine benzetiyorum. Derimiz, bizi darbelerden koruyor, etrafa saçılmamızı engelliyor bir bütün halinde tutuyor, vücut sıcaklığımızı koruyarak bozulmamızı engelliyor. Aynı şekilde, bize ulaşmasını arzu ettiğimiz ürünü de ambalajından ayrı düşünemeyiz. Biz ölünce toprak oluyorsak, o zaman ambalajlar niye toprak olamıyor?

Esasında olabilir… biyoplastikler ve biyobozunur ambalajlarda bu mümkün, ama  yine de dikkatli olmak gerekiyor. Biyoplastik dediğimiz ‘‘Bitkisel katı ve sıvı yağlardan, bitki nişastalarından veya mikroorganizmalar gibi yenilenebilir biyolojik kaynaklardan elde edilen plastikler. (15)’’  Biyoplastikler (PLA) görünüm olarak petrol kaynaklı plastiklerden ayırt edilemiyor. Üstelik üretiminde 1/3 daha az enerji gerektiriyor (16). Geleneksel plastik çeşitlerinden ve biyobozunur olarak geçen plastiklerin aksine, çoğu biyoplastikler bozunduklarında doğada karbondioksit artışına neden olmuyorlar. Örneğin PLA çöp sahalarında bozunduğunda, %70 daha az sera gazı ortaya çıkıyor (16). Sadece biyobozunur olarak geçen ürünler doğada daha hızlı çözünseler de bir miktar normal (petrokimyasal) plastik içeriyorlar; genellikle kompost işlemi için de uygun değiller (16). Son olarak ise biyobozunur sertifikasına sahip olmak, firmanın %100 biyobozunur ürünler ürettiği anlamına gelmiyor; zira sertifikanın türüne göre bozunması gereken miktar yüzde olarak değişiyor (17). Bazı biyoplastiklerin komposta dönüştürülmesi haftalar alabiliyor, hatta ardında zehirli kalıntılar bile bırakabiliyorlar (16). Biyoplastiklere en büyük itiraz ise sadece yüksek sıcaklıklarda ve dev makinelerde çözünebilen biyoplastiklerden dolayı geliyor. Biyoplastik etiketiyle birlikte serin okyanuslara atılan ambalajlar kompost olmak için aradığı sıcaklığı sudan da, battığı için güneşten de bulamıyor (18). Ancak evde ve endüstride kullanılan biyoplastikler arasındaki farkı belirten, bir biyoplastiğin ne kadarının, ne sürede çözünmesi gerektiğini belirten sertifikalar var. Ambalaj olarak kullanılacaksa ne tip plastik olması gerektiği ise aşikar. Evde veya toprak üstünde kompost işlemine uygun biyobozunur plastik sertifikalı ürünler sadece ‘‘OK Compost’’, Avustralya çıkışlı AS 5810 ve Fransız NF T51-800 (17). Bunların dışında ve Türkiye’de evde kompost yapımını garantileyen bir sertifika varsa da biz bulamadık, bilen okuyucularımız söylesin. 

Dünya’da artık bu yönde bir gidişat var. Önemli bir adım yine Singapur’dan.  Ülke günde 2.2 milyon plastik pipet kullanımını yasakladı (19). Öte yandan yenilebilir yağları dönüştürerek yaptığı su ve karbondioksite dönüşen biyobozunur pipetleriyle de ‘‘The Liveability Challenge’’ı kazandı (20). Çin’in çöp ithalatını sonlandırmasından nasibini alan Avustralya ise 2025 yılından önce bütün paketleme ürünlerini ‘‘tekrar kullanılabilir, geri dönüştürebilir veya kompost edilebilir’’ yapmanın peşinde (21). Gelelim meselenin ekonomik boyutuna; bitkisel kaynaklı plastikler, hem petrole bağımlılığın önüne geçiyor, hem de plastik üretimi için Türkiye gibi yüksek oranda polimere ihtiyaç duyan ülkeler için faydalı (22). Ancak ne yazık ki alacak çok yolumuz var! Günümüzde ambalajların yanı sıra,  tarım, otomotiv, ev aletleri, elektronik alanlarında da kullanılan biyoplastikler, yıllık toplam plastik üretiminin sadece yüzde 1,5’uğu. Dünya genelinde 325 milyon ton fosil kaynaklı plastik üretilirken, sadece 5 milyon ton biyoplastik üretimi var. Gelişen teknoloji ile birlikte, özellikle son beş yılda ciddi bir artış gösteren dünya biyoplastik üretiminin 2020 yılına kadar yıllık yüzde 14,8 artışla 15 milyon tona ulaşacağı tahmin ediliyor (22).

Okyanusları doldurup, toprak ve suyumuzu kirleten, deniz ve kara canlıların ölümüne neden olan plastiklerin, derimiz gibi toprak olup yaşam verebilmesi için, bu dönüşüm acilen gerçekleşmeli. Türetim Ekonomisi burada çok önemli bir fırsat sunuyor. Ekonominin bir orman gibi olabileceğini gösteren Türetim Ekonomisi bu nedenle evde ve toprakta kompost olabilen biyoplastiğin yanında doğaya zararsız biçimde karışabilen tahta, karton, kağıt, kumaş, cam gibi ambalajları şart koşuyor. Ekosistem anlayışı içinde ekolojik prensiplerle bir araya gelmiş işletmelerin oluşturduğu, sıfır atık bir döngüsel ekonomi kurma yolunda, biyoplastikler toprak olmalı!

Kaynakçayı numaralara göre şu adreste bulabilirsiniz:
https://uygarozesmi.blogspot.com/2018/08/biyoplastikler-orman-icin-toprak-olmak.html

KAYNAKÇA
  1. https://response.restoration.noaa.gov/about/media/how-big-great-pacific-garbage-patch-science-vs-myth.html
  2. https://www.forbes.com/sites/trevornace/2017/10/27/idyllic-caribbean-island-covered-in-a-tide-of-plastic-trash-along-coastline/
  3. https://news.nationalgeographic.com/2018/06/whale-dead-plastic-bags-thailand-animals/
  4. http://www.dailymail.co.uk/sciencetech/article-5714369/Filmmaker-captures-heartbreaking-images-albatrosses-killed-plastic-remote-pacific-island.html
  5. http://www.onegreenplanet.org/environment/ways-plastic-pollution-impacts-animals-on-land/
  6. https://www.theguardian.com/environment/2017/sep/08/sea-salt-around-world-contaminated-by-plastic-studies
  7. https://www.theguardian.com/environment/2017/aug/28/kenya-brings-in-worlds-toughest-plastic-bag-ban-four-years-jail-or-40000-fine
  8. https://www.pagev.org/upload/files/Hammadde%20Yeni%20Tebliğ%20Bilg.%203/Türkiye%20Plastik%20%20Sektörü%20İzleme%20Raporu%202017.pdf
  9. http://www.hurriyet.com.tr/datcada-yetti-gari-plastik-poset-yuruyusu-4032962
  10. https://www.cnnturk.com/ekonomi/adalarda-naylon-alisveris-poset-kullanimi-yasaklandi
  11. https://www.cnnturk.com/video/ekonomi/turkiye/plastik-posetler-1-ocaktan-itibaren-ucretli-olacak
  12. https://www.independent.co.uk/news/uk/home-news/plastic-bag-charge-pay-single-use-environment-recycling-a8467061.html
  13. http://www.eco-business.com/news/singapores-battle-with-disposable-plastic-addiction/
  14. https://www.channelnewsasia.com/news/lifestyle/kfc-singapore-plastic-caps-straws-drinks-10442886
  15. http://bsyayinevi.com/wp-content/uploads/2017/10/AJE_3_1_bahar-akin-Biyoplastikler-ve-Çevresel-Etkileri.pdf
  16. https://www.explainthatstuff.com/bioplastics.html
  17. https://treadingmyownpath.com/2018/03/22/biodegradable-plastic-is-it-really-eco-friendly/
  18. https://www.theguardian.com/environment/2016/may/23/biodegradable-plastic-false-solution-for-ocean-waste-problem
  19. http://www.eco-business.com/news/80-of-singapore-consumers-ready-to-ditch-plastic-straws/
  20. http://www.eco-business.com/news/biodegradable-straws-win-at-the-liveability-challenge-2018/
  21. https://www.theguardian.com/environment/2018/apr/27/all-australian-packaging-to-be-sustainable-by-2025-coag-agrees
  22. http://inovatifkimyadergisi.com/dunya-biyoplastik-uretimi-2020-yilinda-15-milyon-tona-cikacak

6 Nisan 2013 Cumartesi

ÇED’DEN MUAFİYET, YARGIDAN MUAFİYETTİR!


Çevre örgütlerinden önce YSGP'den böyle hızlı bir açıklama gelmesine şaşırdım... ne güzel! Ancak sorun devam ediyor şu anda rant/ekonomik büyüme adına her türlü hukuki "engel" kaldırılmak için kollar sıvanmış durumda...  Uygar

Basın Açıklaması – 06.04.2013

ÇED’DEN MUAFİYET, YARGIDAN MUAFİYETTİR!

Yargı Kararları Uygulanmalı, Tüm Projeler İçin ÇED Süreci İşletilmelidir.

İstanbul Boğazı’na 3. köprü, Gebze-İzmir otobanı, Hasankeyf’i sular altında bırakacak Ilısu Barajı, nükleer santraller vb. gibi 1993 yılından önce planlanan projelere Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) muafiyeti getirilmesi hususu uzun süredir yargının, yürütmenin ve çevre mücadelesi yürüten binlerce insanın gündeminde yer alıyor.

26939 sayılı Resmi Gazete’de 17 Temmuz 2008 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’nin “Kapsam Dışı Projeler” başlıklı Geçici 3. maddesi ile 1993 yılından önce planlanan yatırımlara ÇED muafiyeti getirilmişti.

Ocak 2011’de, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, yapılan itirazları haklı bularak yönetmeliğin yürütmesini durdurmuştu. Danıştay buna paralel olarak ÇED kapsamında tutulan İzmir-İstanbul Otoyolu, Ilısu Barajı gibi çevresel olumsuz etkileri tartışmasız olan projelerin yan ünitelerinin de ÇED’den muaf olduğuna dair Başbakanlık Genelgelerinin de yürütmesini durdurmuştu. 14 Nisan 2011’de yeniden düzenlenen ÇED muafiyeti ile ilgili söz konusu Geçici 3. madde bu kez Danıştay 14. Dairesi tarafından 26 Mart 2013’te iptal edildi.

Defalarca yargı tarafından durdurulmuş olmasına karşın kimi projelere yeniden ÇED muafiyeti sağlanması hakkındaki Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik 5 Nisan 2013 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuştur. Danıştay’ın şimdiye kadar verdiği kararlara göre, 7 Şubat 1993 tarihinden, yani ilk ÇED yönetmeliğinden önce üretime ve faaliyete başlayanlar dışındaki tüm projelere ÇED süreci uygulanması gerekmektedir. Dün yayımlanan yönetmelik değişikliği ile bir kez daha çevreyi tahrip edecek birtakım yatırımlar için ÇED muafiyeti sağlanmaktadır. Yönetmelik değişikliğine göre, “23/6/1997 tarihinden önce yatırım programına alınmış olup 5/4/2013 tarihi itibarıyla planlama aşaması geçmiş olan veya ihalesi yapılmış olan veya üretim veya işletmeye başlamış olan projeler ile bunların gerçekleştirilmesi için zorunlu olan yapı ve tesislere ÇED Yönetmeliği uygulanmayacaktır”. Yargı kararlarına rağmen yapılan bu düzenlemeyle hem ÇED zorunluluk tarihi 1993’ten 1997’ye uzatılmış, hem de planlama aşaması tamamlanmış olan projeler ile bunların yan üniteleri ÇED’den muaf tutulmuştur.

Kamuoyunda Cargill Davası olarak bilinen Toprak Koruma Kanunu’ndaki Geçici 3. madde değişikliği de benzer bir süreç yaşamıştı. Yargı kararları bertaraf edilerek yapılacak uygulamaların meşruiyeti her zaman tartışmalı olacaktır. Zira muafiyet yoluyla çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) sürecinin işletilmesi neden engellenmektedir, sürecin işletilmesinden neden bu kadar korkulmaktadır vb. sorulara bir cevap verilmemektedir.

Yola çıkış amaçlarının en önemlilerinden biri çevre ve iklim adaleti sağlanması olan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi diyor ki; hiçbir proje yaşamın korunmasından daha önemli olamaz; ne zaman projelendirilmiş olursa olsun, ne zaman faaliyete başlanmış olursa olsun, çevresel etkisi olan tüm yatırımlarda ÇED süreci işletilmelidir. ÇED süreçlerinde halkın katılımı mutlaka sağlanmalıdır. Halkın katılımı ÇED sürecinin olmazsa olmazı, aynı zamanda demokratik toplumun bir gereğidir. Çevresel riskler taşıyan yatırımlar konusunda halkın yeterince bilgilenmesi, onayının alınması zorunlu hale getirilmelidir. Çevresel riskler taşıyan ve yöre halkının onaylamadığı projelere izin verilmemelidir.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüleri
Sevil Turan – Arif Ali Cangı

30 Nisan 2012 Pazartesi

Esaslı İnsanlara Açılan Dava Esastan Bozuldu! Şimdi Bozulan Çevreyi Esahtan Koruma Vakti!


YALOVALI ÇEVRECİLERE AÇILAN KAMU DAVASI DÜŞTÜ

Yalovalı çevrecilere açılan 3 davadan birisi olan ve Yalova’da görülen kamu davasında hazırlanan termik santral karşıtı bir video yüzünden 5 kişinin kamu haklarından mahrum bırakılmaları talebiyle yargılanmaları sona erdi. Davanın usul yönünden yasaya aykırı açıldığı anlaşıldığından 'durdurulmasına' karar verildi.

Yalova Çevre Platformu YAÇEP gönüllüleri tarafından 2010 yılında hazırlanan 'Termik Santralsiz Yalova' videosunun santrali yapan şirketin hisselerine değer kaybettirdiği iddiasıyla Yalova Cumhuriyet Savcılığı tarafından açılan dava, bugün görülen 2.celsede düştü. Ben de soruyorum çevreye zarar veren şirketin hisselerinin düşmesi kadar doğal birşey olabilir mi? Hisse değerleri artıyorsa o zaman dava açmak gerekiyor, kamu mekanizmaları çevreyi koruyamıyor diye...

SPK’DAN GELEN CEVAP BELİRLEYİCİ OLDU

Yalova 1.Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Kemal Aydın, Sermaye Piyasası Kurumu SPK’dan gelen bilgiler doğrultusunda usul eksikliğinden davanın durdurulmasına karar verdi. SPK’dan gelen yazıda, ancak kurul tarafından böyle bir başvuru yapılması durumunda savcılığın dava açabileceği, aksi durumda açılan kamu davasının dayanaksız olduğuna yer verildi. Mahkeme durduruldu ve dosyanın savcılığa iadesine, itiraz yolu açık olmak üzere karar verildi.

25 Nisan 2012 Çarşamba

Yeşil Ekonomi Kitabı Ed. Ahmet Atıl Aşıcı, Ümit Şahin


Yeşil Ekonomi
Editörler. Ahmet Atıl Aşıcı – Ümit Şahin



Yetmişlerin başında “Büyümenin Sınırları” raporu yayınlandı. Rapor basit bir soruya cevap arıyordu: Büyüme ya da kalkınma daha ne kadar sürdürülebilir?

Raporun bu basit ama önemli soruya verdiği cevaplar, geride kalan 40 yılda birer kehanet gibi gerçekleşmeye başladı. Ancak görmeyen gözlere, duymayan kulaklara bu kehanetler hala ulaşamıyor. Neyse ki kendini yarınlardan sorumlu tutan insanlar hâlâ var!

Yeşil ekonomi, bir ekolojik sıçrama öngörüyor. Dünyanın biyolojik kapasitesi, insanların büyüme arzularını karşılamıyor. Bugün her insan gelişmiş Batı ülkeleri kadar tüketseydi 3 dünyaya daha ihtiyacımız olurdu. Bu tüketim toplumu hala sürdürülebilir mi?

Sorular bitmiyor: Yeşil ekonomi bir çıkış yolu mu? Yoksa yeni bir ütopya mı? Kapitalizmi yeşile boyamak mı? Yoksa kapitalizmden çıkış için gereken ekonomik dönüşümün başlangıcı mı? İhtiyaçlarımızın ne kadarı gerçek? Mutluluk ekonomisi mümkün mü?

İTÜ’de öğretim üyesi olan iktisatçı Ahmet Atıl Aşıcı’nın ve yeşil düşünce alanında önde gelen düşünürlerden biri sayılan Fransız iktisatçı Alain Lipietz’in yazıları yeşil ekonomi ve yeşil yeni düzenin teorik ve tarihsel arka planını ele alırken, Avrupa Yeşilleri’nin yeşil ekonomi üzerine hazırladığı yazılar somut, uygulanabilir ve reformcu politik önerilerin içerdiği olanakları gösteriyor.
Önsöz:YükselSelek
Sunuş: Ümit Şahin
www.yeniinsanyayinevi.com

13 Şubat 2012 Pazartesi

Akla ve kalbe seslenen bir yazı


Kara Öküz Gitti Gelmez Sarı Öküz Yattı Kalkmaz

Gölgelerimiz uzuyor soğuk evin duvarlarında, ocakta yükselen alevlere uyarak kıvrım kıvrım kıvrılıyorlar. Annem bir bilmece soruyor; "Kara öküz gitti gelmez sarı öküz yattı kalkmaz" Ağabeyimle heyecanla cevabı sesli aramaya başlıyoruz. Ocağın aydınlığında gözlerimiz parlıyor. Gecenin karanlığını yaşamak mutluluğa engel değil. Mutluluğun sırrı ocağın tütmesinde, kara öküz duman, uçtu gitti sarı öküz ateş yattı kül oldu.
Babam bir doğal insandı, doğadan kopartılamamış insanların sonuncusuydu. Sarı ve boz öküzü sattı. Gözlerinde iki damla yaş oldu billurlaştılar. Parasını anneme verdi. Düştük İstanbul yoluna. "Traktörler girecek tarlalara mazot benzin bulaşacak toprağa .. bir daha bu tertemiz buğdaylar patatesler pancarlar meyveler kalmayacak ben buna razı değilim ama yokluğun gözü kör olsun"  derdi.
Kalkınma dedikleri şeye körü körüne bağlı değildi babam.  Yolumuz çamur içindeydi. Evimizin sıvası harcı çamurdu ama yolda çamur olmamalıydı. Kazaya 2-3  saate yürüyerek gidilebiliyordu, şehire 5 saat... Hastalanmışım bebeyken bir pikaba atmışlar ilde hastaneye zor yetiştirmişler... Yetiştiremedikleri kardeşlerim çoktan toprak oldu..
Kalkınma dediğin çamurdan kurtulmak hastaneye ilaca çareye kolay ulaşmaktı. Bilgiye ulaşma aracı olarak bilinen önemsenen okula ulaşmak cehaletten kurtulmak dünyayı tanımak izsiz sessiz yok olmamaktı, babam için, doğadan bağları kopmamış insanlar için.
Yıl 1965. Geldik İstanbul'a Taksim'de talimhanedeyim artık. Yarı köylü bir işçinin çocuğuyum. Bitişiğimizdeki apartmanın kapıcısı Kürt. Aydede Caddesi köşesinde bir Ermeni lehimci var. Karşı apartmandaki kapıcı Ermeni. Bakkal Karadenizli... Bir apartmanda Toni oturuyor O şimdi Newyork'ta Rum doktor.  Sevgilisi Yoli o zaman hepsi arkadaşlarım.  Liz mahallemizin en güzel genç kızı ablam gibi seviyorum a da çok seviyor beni.
Baharda yine köye gidiyoruz. Bostan ekiyoruz yetmese de buğday tarlalarımız zaten ekili biçmeye gidiyoruz. Ben Taksim'de İstanbul Türkçesi konuşmaya başladım, köyde bana köylü gibi konuşmadığım için tuhaf bakıyorlar. "Çikolata Çocuğu" diyorlar artık.. Türk müyüm Ermeni miyim Kürt müyüm öyle bir ayrım bilmiyorum ama şimdi baktığımda asimilasyon herkese işliyor; doğayla iç içe köyü köylüyü  hor gören doğaya mal mülk eşya ham madde gözüyle bakan ağaçtan, sokak hayvanından kuşundan böceğinden sakınan tiksinen tuhaf bir şehir var! Kamu Yönetimi için seçilen ama kamuyu şirketlere peşkeş çeken bir kent anlayışı var.
devamı:

12 Şubat 2012 Pazar

Vahşi Kapitalizmi Besleyen Vahşi Kalkınma Dönemi

Kapitalizm Emperyalizm Komünizm Enternasyonel Kalkınma Anti gibi kelimeler çok eskidi hatta sürdürülebiliri bile eskittik... ancak Taksim'den Çıralı'ya Assos'tan Erzincan'a Tortum'dan Kazdağları'na her yer vahşet! Doğa'nın güzel vahşiliği değil bu... bazı onurunu ve değerlerini yitirmiş, çıkarcı ve güç için  gözü dönmüş insanların eseri. Karşımızda bir filmdeki o tiksinilen kötü adam rolünde duruyor... Film'in sonu nasıl bitecek?

İşte filmden bir sahne, yer cennet bir köşe Çıralı Olimpos... kamera, başla:


KEMER-ULUPINAR KÖYÜ ÇIRALI MAHALLESİ KIYI ŞERİDİNDE YER ALAN KIRALAMA OLAYI İLE İLGİLİ BİLGİLENDİRME VE BASIN DUYURUSU

Değerli basın mensupları ve Konuklar;

Ulupınar Köyü Muhtar’lığı ve Çıralı’da bulunan sivil toplum kuruluşları (S.S. Ulupınar Çevre Koruma ve İşletme Koop, Çıralıyı Sevenler Derneği, S.S. Çıralı Olympos Motorlu Deniz Taşıyıcılar Koop. Çıralı Spor Kulubü, Cami Yaptırma ve Yaşatma Derneği, S.S. Çıralı Dolmuşçular Koop, Ulupınar Çevre ve Doğayı Koruma Derneği) ile Ulupınar Köyü halkı olarak, bugün burada toplanmamızın nedeni; Çıralı’nın olduğu kadar, ülkemizin sahillerinde yürütülen yanlış temel uygulamalardan birine daha değinerek sorunumuzu dile getirmektir. Bizlerin görüşleri ve fikirleri alınmadan, hızlıca ve gizlice yapılan ve Çıralı için yıkıcı etkisi olacağını düşündüğümüz böyle bir uygulamanın karşısındayız.  Neden mi?

Çıralı mahallesinin girişten itibaren, bulunduğumuz noktaya kadar yer alan ve kıyı şeridine paralel uzanan alanda, 397 nolu orman parseli bulunmaktadır. Bu parsel 340 dönümdür. Çıralı sahili 3.2 km olup bunun 2.4 km si bu parsel içinde yer almaktadır. Bu sahil I. Derecede Doğal Sit alanıdır aynı zamanda nesli tehlike altında olan ve Türkiye’de var olan 20 Deniz Kaplumbağası Yuvalama Alanından biridir. Ayrıca Olimpos-Beydağları Milli Parkı ve Tahtalı Dağı Önemli Bitki Alanı içinde de yer almaktadır.


Çıralı’da, birçok nadir ve endemik bitki türü doğal olarak yetişir. Çıralı bitkilerinin önemli bir kısmı kumullarda yaşar. Çıralı sahili fıstık çamlarına da ev sahipliği yapar. Kumullar, dünya üzerindeki, en nadir yaşam alanlarındandır. Kumullara uyum sağlamış bitkiler bu ortamlar dışında yaşamaya uyum sağlayamazlar.  Bu bitkilerin geleceği kumulların korunmasına bağlıdır.  Ayrıca, birçok hayvan türü Bern Sözleşmesine göre sıkı korunma altına alınması gereken türler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Çıralı kumsalı özellikle nesli dünya çapında tehlike altında olan iribaş deniz kaplumbağasına (Caretta caretta) ev sahipliği yapmaktadır. Ülkemizin Akdeniz kıyılarındaki önemli yuvalama kumsallarından biridir.  Milyonlarca yıldan beri Çıralı Sahiline gelmekte ve nesillerini devam ettirmeye çalışmaktadırlar. T.C. Kıyı Kanunu,  Su ürünleri tebliğ ve uluslar arası (bern ve berselan) anlaşmalarca koruma altında olan; Caretta caretta’ya yönelik, 1994 yılından bu yana düzenli olarak Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF-Türkiye) ve S.S.  Ulupınar Çevre Koruma, Geliştirme ve İşletme Kooperatifi tarafından deniz kaplumbağalarını koruma çalışmaları sürdürülmektedir. Yapılan çalışmalarda sayılarının arttığı gözlenmiştir.

Çıralı’da 2000 yılından bu yana Ekolojik tarım- eko-turizm çalışmaları  yapılmaktadır. Köyümüz,  yürütülen doğa koruma, sorumlu turizm çalışmaları sayesinde, Uluslar arası platformda ülkemizin gururu, ülke genelinde ise birçok köye/bölgeye ilham kaynağı olmuştur.  Birçok ödüller almış, model olmuştur.
Çıralı Tarih boyunca pek çok uygarlığa da  ev sahipliği yapmış, efsanelere konu olmuştur.

Bu kadar özelliği ve güzelliği bir arada bulunduran bu eşsiz yer üzerinde bazı olumsuzluklarla gündemdedir.

Çıralı kumsalının kuzey ucu olan Karaburun’da 397 nolu orman parsel üzerinde  kumsal alanda Antalya Orman Bölge Müdürlüğü, T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Antalya Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu’nun 19,12,2011 tarihli  oluru ile  C tipi mesire yeri olarak 18 dönümden fazla bir alanı,  Orman Spor’a tahsis edilmiştir. Orman Spor ise, sponsorluk karşılığı, alanı Çıralı’da turizmci olan Hüseyin GEDİK’e 55.000 TL karşılığında 10 yıllığına kiralamıştır. 

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yapılan Çıralı Koruma Amaçlı İmar Planı, çalışmaları halen devam etmektedir. Bakanlık tarafından Çıralı Koruma Amaçlı İmar  Planı çalışmaları 30.03.2011 tarihinde WWF-Türkiye’ye  verilmiştir ve  bu kapsamda 397 nolu parsel  koruma amaçlı imar üzerinde yapılaşmaya kapalı olarak  görülmektedir.

WWF- Türkiye’nin çıralı kumsalındaki olumsuz  yapılaşmaya karşı Bakanlık tarafından önlem alınması gerekliliğini belirten yazıya  cevaben Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü Genel  Müdür’ü Yaşar DOSTBİL’in 19.10.2011 tarihli yazısında Çıralı’nın imar planı çalışmalarının devam ettiği, alanın önemli doğal özelliklere sahip olduğunu ve Caretta carettala’rın yuvalama alnın olmasından dolayı alan üzerinde yapılaşmanın uygun olmadığı vurgulanmaktadır.


Köyümüzde, başta Köy Muhtarlığı tüzel kişiliği olmak üzere, birçok kar amacı gütmeyen Sivil Toplum Örgütü olmasına rağmen bu kuruluşların fikri sorulmadan bu alanın bir şahsa,/şahsın sahip olduğu şirkete sponsorluk anlaşması kapsamında kiralanması manidardır.

Yapılması hedeflenen, mesire alanı adı altında yapılan kiralama ve üzerinde yapılacak inşaat işleri;
-       emsal oluşturarak, kumsal üzerinde ve kıyı ardında yapılaşmanın artmasına ve Çıralı’nın giderek daha fazla betonlaşmasına yol açacaktır.
-       Kumsal üzerindeki yapılaşma,  insan kullanımı ve taşıt baskısını artıracaktır, Bu da kumsalda yaşamaya çalışan 150 yıllık Fıstık Çamları’nın ve nadir kumul bitkilerinin yok olmasına neden olacaktır.
-       İnsan kullanımı, kumsala araç ile girme, yapılaşma, özellikle bu alandaki yapılaşma bu alanın geceleri de kullanımını artırarak, yaşanacak, gürültü, ışık, vb etkenler, sahile yuvalamaya gelen anne deniz kaplumbağalarının ve denize ulaşmaya çalışacak yavru kaplumbağaların yaşamını tehlikeye sokacaktır.

Bu süreçte bu şekilde münferit kiralama ve kiralanan alanda, yapılması planlanan inşaat işleri, planlama sonrasında düzeltilemez, bir hal alabilir, bu acıdan büyük bir risk oluşturmaktadır.

İlgililerin ve yetkililerin konuyla ilgili yaptıkları açıklamalarda, alanda uygulanacak olan projenin Tabiat Varlıklarını Koruma Komisyonu’nun denetiminde gerçekleştirileceğini belirtmektedirler. Ancak denetleyenin de onayı verenin de aynı kuruma bağlı olması endişelerimizi arttırmaktadır.


Tüm bu gerçekler, kanıtlar, endişelerimizin haklılığını açıkça ortaya koymaktadır.

Köyümüzün plansız yapılaşma ve turizm baskısına yenik düşmesini engellemek, doğal, kültürel, tarımsal değerlerini korumak amacıyla, biz Çıralı’lar, büyük çaba sarfetmekteyiz.

Bizler, köyümüzde kiralık sahil bulunmadığını, Çıralı’nın sahip olduğu değerlerin korunarak geleceğe aktarılması için bu ve bu gibi girişimleree karşı koyacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz.

Ek Bilgi:

Çıralı’da, birçok nadir ve endemik bitki türü doğal olarak yetişir. (Bu bitkilerden bazıları, kum zambağı, kimera ayı kulağı, gri tüylü sığır kuyruğu, topuz dikeni, sert tüylü emzik otu, testere dişli kayışkıran’dır. İris, çiğdem, yabani orkide, anemon, düğün çiçeği ve siklamen). Ayrıca, bölgede bulunan bukalemun (Chamaeleo chamaeleon) başta olmak üzere yöredeki birçok hayvan türü Bern Sözleşmesine göre sıkı korunma altına alınması gereken türler olarak karşımıza çıkmaktadır


                                                            Ulupınar Köyü
                                                                 Muhtarı
                                                              Sami ILGAZ




S.S. Ulupınar Çevre Koruma ve İşletme                            Çıralıyı Sevenler Derneği
Kooperatif  Başkanı                                                             Başkanı
Bayram KÜTLE                                                                        Mustafa KÖYLÜOĞLU



S.S. Çıralı Olympos Motorlu Deniz Taşıyıcılar                  Çıralı Spor Kulubü
Kooperatif  Başkanı                                                             Başkan
Ramazan ÇABUK                                                            İbrahim KIRIMLI



Cami Yaptırma ve Yaşatma Derneği                                             S.S. Çıralı Dolmuşçular
Yön. Kurulu Üyesi                                                      Kooperatif  Başkanı           
Hüseyin BAŞBOLAT                                                   Tahsin KURTARICI



One of the most important nesting beaches of C.caretta in Turkey is under urbanization threat!

Coast of Cirali, at the Western Antalya Gulf, amongst the 20 turtle nesting beaches in Turkey, is a 1st Degree Natural Site and a part of the National Park Olimpos-Beydaglari. Regional Forestry Directorite allocated an 18 ha. area at the Northern part of Cirali Beach, called “Karaburun” locally, to Orman Spor (“forest sport” football club). Orman Spor immediately hired the area to its sponsor company for 55.000TRL (23.600EUR) for 10 years!

The Cirali Beach has been subject to turtle conservation and monitoring since 1994 and findings indicate the Karaburun area is the most favorite nesting spot. This land allocation is done as “C class daily use area” which allows construction of cafes, kiosks, beach facilities etc. on this undeveloped forest land where protected against constructions until now. Any development in such an area will surely increase human usage and decrease the turtle’s affinity and negatively affect the also protected shore vegetation forms.

Once realized, this application will create a precedent and will give a way to allocation and urbanization of other similar parts in the area.

We, undersigned organizations representing the people lives in Cirali Village, declare that we have never been questioned for this land allocation and we do not give consent. Physical Plan for Conservation for our village is under progress and such an initiation is a bold action to spoil that process and our long lasting effort to save turtles, nature, nature friendly agriculture and our cultural values. We declare that we will continue our effort to save and to pass these values to next generations, and to keep resisting against actions that may threat them.


Mr. Sami Ilgaz / Ulupinar Village Headman (Muhtar)
Mr. Bayram Kutle / Head of Ulupinar Environment Protection and Management Cooperative
Mr. Mustafa Koyluoglu / Head of Cirali Lovers Society
Mr. Ramazan Cabuk / Head of Cirali Olympos Marine Transporters Cooperative
Mr. Ibrahim Kirimli / Head of Cirali Sport Club
Mr. Huseyin Basbolat / Head of Mosque Construction and Maintenance Society
Mr. Tahsin Kurtarici / Head of Cirali Shuttle Cooperative




18 Ocak 2011 Salı

Simulacra II adlı hypertext makalem Bahtiyar Kurt'un blogunda yayinlandi

Dünya’nın evrimleri konusunda ilk düşüncelerimi “Simulacra” isimli makalede ele almıştım (1). Burada insanlığa bir üst ölçekten bakarak, insan olmanın ne demek olduğu konusundaki bitmez tükenmez kaygılarımızın bizi nasıl yaratılan ile yaradan arasında sıkıştırdığı ve ne yaparsak yapalım varoluş kibrimizden kurtulmayı başaramayacağımızı düşünmüştüm. Her ne kadar Simulacra I’in pekçok değişik okuması varsa da, bir okumaya göre bir yüzyıl sonra insanlık, tarif edilen mekanik veya organik yeniden yapılanmanın herhangi bir evresinde olabilir… devamı