Çevre Etiği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çevre Etiği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2019 Pazar



Mars yüzeyinde bulunan Korolev Krateri kızıl gezegen doğasının ne denli olağanüstü ve güzel olduğunu gösteriyor… Şimdi yok edilme sırası Mars’ta mı?

Good4Trust.org Fransa Temsilcisi Selin Gücüm’ün “Marsı hak etmek” yazısını mutlaka okumalısınız!

18 Nisan 2013 Perşembe

Gökyüzünün Kalbi, Dünyanın Kalbi - İnsan Beyni, İnsan Kalbi - Uygar Özesmi - Konuşma

20 Nisan 2013, Cumartesi 19:00

S Ö Y L E Ş İ

Small Hr
Uygar Özesmi:
“İnsan Beyni, İnsan Kalbi”

(Gezegenin karşı karşıya olduğu büyük çöküşü, insanla büyük dönüşüme çevirmenin yolları)

Small Hr
(Dr., change.org Türkiye direktörü / Dr., change.org Turkey director)
Sivil toplum alanında ve özellikle de çevre ve doğa koruma konusunda 1985’ten bu yana aktif olarak çalışan Özesmi, ODTÜ’den mezun olduktan sonra Fulbright Burslusu olarak ABD’de Ohio State Üniversitesi’nde master, daha sonra MacArthur Burslusu olarak Minnesota Universitesi'nde doktora yaptı. 2000-04 yılları arasında ise Erciyes Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak Çevre Bilimleri Anabilim Dalı Başkanlığını yaptı. Daha sonra New York’ta BM Kalkınma Programı, Küresel Çevre Fonunda (GEF) Çevre Uzmanı (2004–06), TEMA Vakfı Genel Müdürü (2006-08), Greenpeace Akdeniz Genel Direktörü (2008-12) görevlerini aldı. 2002 yılında, şu anda doğa koruma alanında önde gelen sivil toplum kuruluşlarından ve BirdLife’ın Türkiye temsilcisi olan Doğa Derneği’nin kurucu başkanlığını yaptı. Sivil Toplum Geliştirme Merkezi’nin (STGM) kurucu üyelerinden olan ve iki dönem Yönetim Kurulu üyeliği görevi yapan Dr. Özesmi, şu anda da Sivil Katılım için Dünya Birliği (CIVICUS) yönetim kurulunda bulunmakta. 90’dan fazla bilimsel yayın ve sayısız popüler makale ve bir kitap yazdı. Açık Radyo’da her gün yayınlanan iki programı var. Halen change.org’da Doğu Avrupa ve Batı Asya Direktörü olarak liderlik takımında görev yapıyor.

F İ L M

Small Hr

Gökyüzünün Kalbi, Dünyanın Kalbi

(Heart of Sky, Heart of Earth)Yön. / Dir.: Eric Black, Frauke Sandig
Almanya / Germany, 2011, 98’
Mayaların Meksika ve Guatemala’daki gözlerden ırak evleri, dizginlenemez küreselleşmenin dünyayı nasıl yok ettiğini ve yerel kültürlerin doğal kaynakların ele geçirilme tutkusu yüzünden nasıl dört bir taraftan saldırıya uğradığını göstermek için küçük bir evren sunuyor bize. Film altı genç Maya’nın günlük yaşamlarını ve ritüellerini izleyerek, bu küçük topluluğun kültürlerinin ve çevrelerinin talan edilmesine karşı sürdürdükleri kararlı mücadeleyi gösteriyor.
Filmin web sitesi: http://www.heart-of-sky.com/
The remote homelands of the present-day Maya in Mexico and Guatemala present a perfect microcosm that shows how unhindered globalization is already destroying the earth and indigenous cultures are now under attack for their natural resources from all sides. “Heart of Sky, Heart of Earth” presents another worldview, following six young Maya into their daily and ceremonial life, revealing their determination to resist the destruction of their culture and environment.
Official web site: http://www.heart-of-sky.com/
April 20th, 2013, Saturday 7:00 p.m.
Filmler İngilizce ve Türkçe altyazılı gösterilecektir.
Gösterimler ücretsizdir.
The films have English and Turkish subtitles. 
Discussion will be held in Turkish only.
Admission free.

12 Şubat 2012 Pazar

Vahşi Kapitalizmi Besleyen Vahşi Kalkınma Dönemi

Kapitalizm Emperyalizm Komünizm Enternasyonel Kalkınma Anti gibi kelimeler çok eskidi hatta sürdürülebiliri bile eskittik... ancak Taksim'den Çıralı'ya Assos'tan Erzincan'a Tortum'dan Kazdağları'na her yer vahşet! Doğa'nın güzel vahşiliği değil bu... bazı onurunu ve değerlerini yitirmiş, çıkarcı ve güç için  gözü dönmüş insanların eseri. Karşımızda bir filmdeki o tiksinilen kötü adam rolünde duruyor... Film'in sonu nasıl bitecek?

İşte filmden bir sahne, yer cennet bir köşe Çıralı Olimpos... kamera, başla:


KEMER-ULUPINAR KÖYÜ ÇIRALI MAHALLESİ KIYI ŞERİDİNDE YER ALAN KIRALAMA OLAYI İLE İLGİLİ BİLGİLENDİRME VE BASIN DUYURUSU

Değerli basın mensupları ve Konuklar;

Ulupınar Köyü Muhtar’lığı ve Çıralı’da bulunan sivil toplum kuruluşları (S.S. Ulupınar Çevre Koruma ve İşletme Koop, Çıralıyı Sevenler Derneği, S.S. Çıralı Olympos Motorlu Deniz Taşıyıcılar Koop. Çıralı Spor Kulubü, Cami Yaptırma ve Yaşatma Derneği, S.S. Çıralı Dolmuşçular Koop, Ulupınar Çevre ve Doğayı Koruma Derneği) ile Ulupınar Köyü halkı olarak, bugün burada toplanmamızın nedeni; Çıralı’nın olduğu kadar, ülkemizin sahillerinde yürütülen yanlış temel uygulamalardan birine daha değinerek sorunumuzu dile getirmektir. Bizlerin görüşleri ve fikirleri alınmadan, hızlıca ve gizlice yapılan ve Çıralı için yıkıcı etkisi olacağını düşündüğümüz böyle bir uygulamanın karşısındayız.  Neden mi?

Çıralı mahallesinin girişten itibaren, bulunduğumuz noktaya kadar yer alan ve kıyı şeridine paralel uzanan alanda, 397 nolu orman parseli bulunmaktadır. Bu parsel 340 dönümdür. Çıralı sahili 3.2 km olup bunun 2.4 km si bu parsel içinde yer almaktadır. Bu sahil I. Derecede Doğal Sit alanıdır aynı zamanda nesli tehlike altında olan ve Türkiye’de var olan 20 Deniz Kaplumbağası Yuvalama Alanından biridir. Ayrıca Olimpos-Beydağları Milli Parkı ve Tahtalı Dağı Önemli Bitki Alanı içinde de yer almaktadır.


Çıralı’da, birçok nadir ve endemik bitki türü doğal olarak yetişir. Çıralı bitkilerinin önemli bir kısmı kumullarda yaşar. Çıralı sahili fıstık çamlarına da ev sahipliği yapar. Kumullar, dünya üzerindeki, en nadir yaşam alanlarındandır. Kumullara uyum sağlamış bitkiler bu ortamlar dışında yaşamaya uyum sağlayamazlar.  Bu bitkilerin geleceği kumulların korunmasına bağlıdır.  Ayrıca, birçok hayvan türü Bern Sözleşmesine göre sıkı korunma altına alınması gereken türler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Çıralı kumsalı özellikle nesli dünya çapında tehlike altında olan iribaş deniz kaplumbağasına (Caretta caretta) ev sahipliği yapmaktadır. Ülkemizin Akdeniz kıyılarındaki önemli yuvalama kumsallarından biridir.  Milyonlarca yıldan beri Çıralı Sahiline gelmekte ve nesillerini devam ettirmeye çalışmaktadırlar. T.C. Kıyı Kanunu,  Su ürünleri tebliğ ve uluslar arası (bern ve berselan) anlaşmalarca koruma altında olan; Caretta caretta’ya yönelik, 1994 yılından bu yana düzenli olarak Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF-Türkiye) ve S.S.  Ulupınar Çevre Koruma, Geliştirme ve İşletme Kooperatifi tarafından deniz kaplumbağalarını koruma çalışmaları sürdürülmektedir. Yapılan çalışmalarda sayılarının arttığı gözlenmiştir.

Çıralı’da 2000 yılından bu yana Ekolojik tarım- eko-turizm çalışmaları  yapılmaktadır. Köyümüz,  yürütülen doğa koruma, sorumlu turizm çalışmaları sayesinde, Uluslar arası platformda ülkemizin gururu, ülke genelinde ise birçok köye/bölgeye ilham kaynağı olmuştur.  Birçok ödüller almış, model olmuştur.
Çıralı Tarih boyunca pek çok uygarlığa da  ev sahipliği yapmış, efsanelere konu olmuştur.

Bu kadar özelliği ve güzelliği bir arada bulunduran bu eşsiz yer üzerinde bazı olumsuzluklarla gündemdedir.

Çıralı kumsalının kuzey ucu olan Karaburun’da 397 nolu orman parsel üzerinde  kumsal alanda Antalya Orman Bölge Müdürlüğü, T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Antalya Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu’nun 19,12,2011 tarihli  oluru ile  C tipi mesire yeri olarak 18 dönümden fazla bir alanı,  Orman Spor’a tahsis edilmiştir. Orman Spor ise, sponsorluk karşılığı, alanı Çıralı’da turizmci olan Hüseyin GEDİK’e 55.000 TL karşılığında 10 yıllığına kiralamıştır. 

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yapılan Çıralı Koruma Amaçlı İmar Planı, çalışmaları halen devam etmektedir. Bakanlık tarafından Çıralı Koruma Amaçlı İmar  Planı çalışmaları 30.03.2011 tarihinde WWF-Türkiye’ye  verilmiştir ve  bu kapsamda 397 nolu parsel  koruma amaçlı imar üzerinde yapılaşmaya kapalı olarak  görülmektedir.

WWF- Türkiye’nin çıralı kumsalındaki olumsuz  yapılaşmaya karşı Bakanlık tarafından önlem alınması gerekliliğini belirten yazıya  cevaben Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü Genel  Müdür’ü Yaşar DOSTBİL’in 19.10.2011 tarihli yazısında Çıralı’nın imar planı çalışmalarının devam ettiği, alanın önemli doğal özelliklere sahip olduğunu ve Caretta carettala’rın yuvalama alnın olmasından dolayı alan üzerinde yapılaşmanın uygun olmadığı vurgulanmaktadır.


Köyümüzde, başta Köy Muhtarlığı tüzel kişiliği olmak üzere, birçok kar amacı gütmeyen Sivil Toplum Örgütü olmasına rağmen bu kuruluşların fikri sorulmadan bu alanın bir şahsa,/şahsın sahip olduğu şirkete sponsorluk anlaşması kapsamında kiralanması manidardır.

Yapılması hedeflenen, mesire alanı adı altında yapılan kiralama ve üzerinde yapılacak inşaat işleri;
-       emsal oluşturarak, kumsal üzerinde ve kıyı ardında yapılaşmanın artmasına ve Çıralı’nın giderek daha fazla betonlaşmasına yol açacaktır.
-       Kumsal üzerindeki yapılaşma,  insan kullanımı ve taşıt baskısını artıracaktır, Bu da kumsalda yaşamaya çalışan 150 yıllık Fıstık Çamları’nın ve nadir kumul bitkilerinin yok olmasına neden olacaktır.
-       İnsan kullanımı, kumsala araç ile girme, yapılaşma, özellikle bu alandaki yapılaşma bu alanın geceleri de kullanımını artırarak, yaşanacak, gürültü, ışık, vb etkenler, sahile yuvalamaya gelen anne deniz kaplumbağalarının ve denize ulaşmaya çalışacak yavru kaplumbağaların yaşamını tehlikeye sokacaktır.

Bu süreçte bu şekilde münferit kiralama ve kiralanan alanda, yapılması planlanan inşaat işleri, planlama sonrasında düzeltilemez, bir hal alabilir, bu acıdan büyük bir risk oluşturmaktadır.

İlgililerin ve yetkililerin konuyla ilgili yaptıkları açıklamalarda, alanda uygulanacak olan projenin Tabiat Varlıklarını Koruma Komisyonu’nun denetiminde gerçekleştirileceğini belirtmektedirler. Ancak denetleyenin de onayı verenin de aynı kuruma bağlı olması endişelerimizi arttırmaktadır.


Tüm bu gerçekler, kanıtlar, endişelerimizin haklılığını açıkça ortaya koymaktadır.

Köyümüzün plansız yapılaşma ve turizm baskısına yenik düşmesini engellemek, doğal, kültürel, tarımsal değerlerini korumak amacıyla, biz Çıralı’lar, büyük çaba sarfetmekteyiz.

Bizler, köyümüzde kiralık sahil bulunmadığını, Çıralı’nın sahip olduğu değerlerin korunarak geleceğe aktarılması için bu ve bu gibi girişimleree karşı koyacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz.

Ek Bilgi:

Çıralı’da, birçok nadir ve endemik bitki türü doğal olarak yetişir. (Bu bitkilerden bazıları, kum zambağı, kimera ayı kulağı, gri tüylü sığır kuyruğu, topuz dikeni, sert tüylü emzik otu, testere dişli kayışkıran’dır. İris, çiğdem, yabani orkide, anemon, düğün çiçeği ve siklamen). Ayrıca, bölgede bulunan bukalemun (Chamaeleo chamaeleon) başta olmak üzere yöredeki birçok hayvan türü Bern Sözleşmesine göre sıkı korunma altına alınması gereken türler olarak karşımıza çıkmaktadır


                                                            Ulupınar Köyü
                                                                 Muhtarı
                                                              Sami ILGAZ




S.S. Ulupınar Çevre Koruma ve İşletme                            Çıralıyı Sevenler Derneği
Kooperatif  Başkanı                                                             Başkanı
Bayram KÜTLE                                                                        Mustafa KÖYLÜOĞLU



S.S. Çıralı Olympos Motorlu Deniz Taşıyıcılar                  Çıralı Spor Kulubü
Kooperatif  Başkanı                                                             Başkan
Ramazan ÇABUK                                                            İbrahim KIRIMLI



Cami Yaptırma ve Yaşatma Derneği                                             S.S. Çıralı Dolmuşçular
Yön. Kurulu Üyesi                                                      Kooperatif  Başkanı           
Hüseyin BAŞBOLAT                                                   Tahsin KURTARICI



One of the most important nesting beaches of C.caretta in Turkey is under urbanization threat!

Coast of Cirali, at the Western Antalya Gulf, amongst the 20 turtle nesting beaches in Turkey, is a 1st Degree Natural Site and a part of the National Park Olimpos-Beydaglari. Regional Forestry Directorite allocated an 18 ha. area at the Northern part of Cirali Beach, called “Karaburun” locally, to Orman Spor (“forest sport” football club). Orman Spor immediately hired the area to its sponsor company for 55.000TRL (23.600EUR) for 10 years!

The Cirali Beach has been subject to turtle conservation and monitoring since 1994 and findings indicate the Karaburun area is the most favorite nesting spot. This land allocation is done as “C class daily use area” which allows construction of cafes, kiosks, beach facilities etc. on this undeveloped forest land where protected against constructions until now. Any development in such an area will surely increase human usage and decrease the turtle’s affinity and negatively affect the also protected shore vegetation forms.

Once realized, this application will create a precedent and will give a way to allocation and urbanization of other similar parts in the area.

We, undersigned organizations representing the people lives in Cirali Village, declare that we have never been questioned for this land allocation and we do not give consent. Physical Plan for Conservation for our village is under progress and such an initiation is a bold action to spoil that process and our long lasting effort to save turtles, nature, nature friendly agriculture and our cultural values. We declare that we will continue our effort to save and to pass these values to next generations, and to keep resisting against actions that may threat them.


Mr. Sami Ilgaz / Ulupinar Village Headman (Muhtar)
Mr. Bayram Kutle / Head of Ulupinar Environment Protection and Management Cooperative
Mr. Mustafa Koyluoglu / Head of Cirali Lovers Society
Mr. Ramazan Cabuk / Head of Cirali Olympos Marine Transporters Cooperative
Mr. Ibrahim Kirimli / Head of Cirali Sport Club
Mr. Huseyin Basbolat / Head of Mosque Construction and Maintenance Society
Mr. Tahsin Kurtarici / Head of Cirali Shuttle Cooperative




16 Ocak 2012 Pazartesi

Okumadıysanız tavsiye ederim - Ekolojik Anayasa Kitabı

İnsan her şeyin ölçüsü mü? Hayır değil!
İnsanın yegâne hak öznesi mi? Hayır değil!
Geleneksel hukuk anlayışı artık bu çağa uygun değil!

İnsanın doğada varoluşunun giderek doğaya hükmetme ve kendini doğanın efendisi gibi görme noktasına gelmesini kabul etmiyoruz. İnsanın doğanın bir parçası olduğunu ve kendi varlığını sürdürebilmesinin ancak bu kabulle mümkün olabileceğini düşünüyoruz. Yeni bir paradigmaya ihtiyaç var.

Bu anlayıştan yola çıkarak Ekolojik Anayasa konusunu tartışmaya başladık. Doğanın da bir hak öznesi olduğu inancından hareket ederek doğanın da vazgeçilmez, devredilmez haklarının anayasal güvence altına alınmasını talep ediyoruz. 


Girişimcilerinden biri olarak Ekolojik Anayasa'nın bir hayal değil bir gerçek olduğunu görmek umuduyla sizlere bu kitabı tanıtmak istiyorum - Uygar Özesmi

Ekolojik Anayasa


Editör: Mahmut Boynudelik


Yüksel Selek-Ömer Madra-Burcu Akyüz-Ayşe Bilge Dicleli-Ayşen Candaş-Yücel Sayman-Mehmet Horuş-Ayhan Bilgen-Yakup Okumuşoğlu-Levent Korkut- Serkan Köybaşı


ISBN: 978-605-5895-25-9
Fiyat: 6 TL
Barcod: 9786055895259
Ebat: 13,5X21
Sayfa Sayısı: 120
www.yeniinsanyayinevi.com


18 Ocak 2011 Salı

Simulacra II adlı hypertext makalem Bahtiyar Kurt'un blogunda yayinlandi

Dünya’nın evrimleri konusunda ilk düşüncelerimi “Simulacra” isimli makalede ele almıştım (1). Burada insanlığa bir üst ölçekten bakarak, insan olmanın ne demek olduğu konusundaki bitmez tükenmez kaygılarımızın bizi nasıl yaratılan ile yaradan arasında sıkıştırdığı ve ne yaparsak yapalım varoluş kibrimizden kurtulmayı başaramayacağımızı düşünmüştüm. Her ne kadar Simulacra I’in pekçok değişik okuması varsa da, bir okumaya göre bir yüzyıl sonra insanlık, tarif edilen mekanik veya organik yeniden yapılanmanın herhangi bir evresinde olabilir… devamı

17 Ekim 2010 Pazar

Deniz Postaci'dan Yasak Meyve:Cehennemden Cikis Kitabina Dair

Uygar'a "Yasak Meyve"yi yazdigi ve bizlerle paylastigi icin cok tesekkurler!

Istanbul Universitesi'nde Amerikan Kültürü/Edebiyati ve İngiliz Dili/Edebiyati okudugum 1989-1994 yillari arasinda mitolojiye ek olarak Eski Ahit ve Yeni Ahiti defalarca okumus ve derslerde edebiyat ve toplumsal ve kulturel gelismeler acisindan ele alip, yine defalarca tartismistik. Tabii, hocalarimiz konulari cogunlukla "feminist elestiri" acisindan ele almislar; okudugumuz yazarlarin etkisi ile bu beni ve bircok arkadasimi "ecofeminist elestiri" noktasina tasimisti. Kitabindaki uslup ve icerigin, halen hasretle andigim bu yillari bana hatirlatti.

Bir de o yillarda yani 1996'da yazdigim ve Londra'da Minerva Press tarafindan basilmak istenen fakat ekonomik sebeblerle basilamayan, "Yasak Meyve" baglaminda bu siirimi paylasmak istiyorum.

Ode to Gaia

“April is the cruelest month”*
in which aridness prevails
“Thunder without rain”*
flashes in the cave*
Invisible womb begets a star
A star begets some light
And
some light gave birth to the eyes
Then, the “tree of knowledge”* would be
full of eyes, the most venerable fruit so utile
where the cobweb of chakras* die
stealing an “eye” from the branch of lie.
A voice whispers, then:
“Eye am the son of light!”
I the sun burns the light into night.
However, the night bore the child, a mother* killer “consumingly”* murders the night
Over be night, Over be dreaming
A voice continues and says:
“Paradise Lost”* at the dawn of vicious sun!

1996

Footnotes:
*- “April is…” refers to Waste Land by T. S. Eliot.
*- “Thunder…” refers to Waste Land by T. S. Eliot.
*- “cave” refers to Platon’s cave allegory.
*- “tree of knowledge” refers to Genesis of The Old Testament.
*- “chakras” refers to the energy spots on body believed by Hindu people.
*-”mother” refers to Gaia the Mother Earth.
*- “consumingly” refers to The Old Testament and the Cabbalistic connotation of Zoharian truth. It also refers to Prometheus's fire...
*- “Paradise Lost” refers to “Paradise Lost” by John Milton.

Deniz Postaci

28 Mayıs 2010 Cuma

Yeni Kitap: Yasak Meyve: Cehennemden Çıkış

“Yasak meyve yendiğinde, cennetten kovuluş vardır. Cennet gecmişte kalmıştır. İnsan, cenneti tarım ve teknolojiyle, gücün esareti altında kaybetmiştir. İnsanın vahşi doğanın parçası olduğu toplumlar artık müzeliktir. Bugün insan, cenneti cehennemleştirmektedir” diye başlıyor Yasak Meyve: Cehennemden Çıkış.

Greenpeace Akdeniz’in Genel Direktörü Dr. Uygar Özesmi, kitabında başlangıçtan günümüze, insanın yeryüzü ve gökyüzüyle bitmek bilmeyen ihtiras dolu kavgasına yer veriyor. Özesmi, doğayla bağlarını koparmış, gezegeni cehenneme dönüştürmüş insanlara nasıl bir gelecek çizmesi gerektiği konusunda yol gösteriyor. Bu anlamda Yasak Meyve: Cehennemden Çıkış, doğayla insanın kurduğu ilişki hakkında yeni bir ideoloji sunuyor. Kitap, doğa ve yeryüzüyle barışçıl bir ilişki kurmayan hiçbir ideolojinin işe yaramadığı gerçeğinden yola çıkarak, geleceğin ideolojilerinin doğayla kurulan uyumlu ilişkiden doğacağını söylüyor.

Dr. Uygar Özesmi Yasak Meyve’yi yazma amacını, “Sınırı aştığımız, insanlık onurunun tehlikede olduğu bu günlerde tek kurtuluş umudumuz, insanların içten gelen bir saygıyla onurlu bir gelecek için kaygı duyması, sorumluluk alması, harekete geçmesi ve liderlik etmesi. Bu kitap toplumun doğayla barışması için harekete geçmesini sağlarsa ne mutlu bana” şeklinde özetliyor.

Kitabı interaktif bir iletişim aracı olarak gören Özesmi, yeni bir çevre tartışması başlatıyor. Kitapla ilgili yorum yapmak ve tartışmak için, http://www.facebook.com/uygar.ozesmi.fans ve
 http://uygarozesmi.blogspot.com adreslerini ziyaret edebilirsiniz.

Kitap bedelinin yüzde 10’u, Greenpeace’e doğayı koruma çalışmaları için aktarılacak.

TB Yayıncılık tarafından yayınlanan Yasak Meyve:Cehennemden Çıkış,  NTV Doğuş Yayıncılık Grubu tarafından kitapevlerine dağıtılıyor.

İletişim için:  tbyayincilik@kilowatturkey.com
Yazarın Biyografisi
Dr. Uygar Özesmi
Doğa koruma çalışmalarına çocuk yaşta Sultansazlığı’nda bilimsel araştırmalarla başlayan Dr. Özesmi, çeşitli TÜBİTAK ödülleri aldıktan sonra 19 yaşında Çevreden Sorumlu Devlet Bakanı Adnan Kahveci'nin danışmanlığını yaptı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden mezun oldu ve Fulbright Burslusu olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde Ohio State Üniversitesi’nde Çevre Bilimleri alanında master, daha sonra ünlü MacArthur Burslusu olarak Minnesota Universitesi'nde Koruma Biyolojisi, Kalkınma ve Sosyal Değişim konularında doktora yaptı ve aynı üniversitede dersler verdi.  Erciyes Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nü kurmak üzere 2000 yılında yurda döndü. Öğretim üyesi olarak çalışırken Küresel Çevre Fonları Küçük Destek Programı’nın Yönlendirme Komitesi’nde görev aldı, Biyolojik Çeşitlilik Sivil Toplum Kapasite Geliştirme Planı’nı, Doğa Derneği’nin kurucu başkanlığını yaptı. Türkiye’de ilk olarak Karadeniz STK'ları ve yönetim kurulu üyeliği yaptığı TÜRÇEK ile KarDoğa-Karadeniz Doğa Koruma Federasyonu'nun kuruluşunu sağladı. Sivil Toplum Geliştirme Merkezi'nin de kurucu üyeleri arasında olup, daha sonra yönetim kurulu üyeliği yaptı. 2004 yılında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nda görev almak üzere New York'a gitti. 2006’da TEMA Vakfı Genel Müdürü olarak Istanbul’a geldi. Mart 2008’den beri GREENPEACE Akdeniz Genel Direktörü görevini yürüten Dr. Özesmi’nin 90’dan fazla bilimsel yayını vardır.

Yasak Meyve, 194 sf., Dr. Uygar Özesmi, TB Yayıncılık
cehennemdencikis@gmail.com

17 Ocak 2010 Pazar

Atil hicbirsey kalmasin!

Koc Bilgi Grubunun yuruttugu bir proje kapsaminda www.yesilbilgi.org adli bir site ve sitenin bir haber bulteni var! Son derece yesil gorunumlu ancak mainstream bir cevrecilik anlayisinda giden bir site ustelik STK ortaklari arasinda TURCEK - ki ben yonetim kurulundayim, Bugday Dernegi, TURMEPA, TEMA ve WWF (DHKV) var. Guzel gibi ancak esasinda uzmanliktan uzak veya bu uzmanligi elde etmek icin yeterince ugras verilmemis. Derinlikten uzak... mesela su haberi utanmadan gecebiliyorlar... Sular atil kalmadi! Bu sitenin okurlari icin neden sacma ve tuyleri diken diken eden bir haber oldugunu yazmayacagim. Belki yorumlarda siz yazarsiniz yanliz olmadigimi anlarim... platforma yazdim ironik bir yorum ancak yayinlanir mi bilmyorum - sasirmayin tabii ki moderatorlu bizim siteler gibi degil... bizde trollere karsi bile musamaha var.

Gercekten samimi olsalar... kucucuk bir marka ile Bugday'la anlasir onlarin bultenini dagitirlar, cok daha iyi derlenmis, cok daha zengin ve icerigi saglam bir bulten mesela.

TSKB'nin bu acidan biraz daha samimi oldugu soylenebilir. Bir sitelerine bakabilirsiniz isterseniz. Cevreciyiz.... biraz daha kaliteli ve daha cok BİLGİ iceriyor.

Su siralar elestirel bir bakis acisiyla saniyorum gunluk hayatimizdaki yanlislari paylasma hissi icindeyim, bakalim nereye gidecek.

Esenlikler, uygar ozesmi

6 Ocak 2010 Çarşamba

Adalet mi, Atalet mi?

iklim orucu sonrasinda yazdigim Atlas yazisi

KOPENHAG İKLİM ZİRVESİ
Adalet mi, Atalet mi?

Dr. Uygar Ozesmi

Kopenhag ayazında dondum kaldım, soğuktan değil, soğukkanlılıkla işlenen suçtan. Suç mahalli Bella Center, suçu işleyen 193 ülkeden 130 devlet başkanı ve 63 temsilci. İki hafta süren toplantıyı küçük pazarlıklarla geçiren küçük adamlar sonunda dünyada her yıl hayatını iklim değişikliği nedeniyle kaybeden 350 bin insanın çığlığını duymadı, bu sayının giderek artmasını umursamadı...

http://www.kesfetmekicinbak.com/doga/09282/

28 Eylül 2009 Pazartesi

Gezegenin Geleceği - hazırlayan ve sunan: Uygar Özesmi

Açık Radyo 94.9 da Açık Dergi içinde Haftaiçi hergün 18:20 de yayınlanan programımda dünyadan çevre ve ekoloji haberleri dinleyicilerle paylaşıyorum.

Açık Radyo Sitesinde de yazılar yayınlanıyor.

Gezegenin kaderinin belirleneceği Birleşmiş Milletler Kopenhag İklim Zirvesi’ne doğru geri sayım devam ederken ülkelerde iklim değişikliği ile mücadelede alınan yol konusunda bilgiler veriliyor, siyasi ve sosyal gelişmeler ele alınıyor.

Çevreyle ilgili olup bitenler, sorunlar ve yapılması gerekenler konuşulacak, gelişmelere dair son haberler veriliyor.

Gezegenin Geleceği'nde yorumlarla sunduğum haberler, bilgi vermenin yanı sıra toplumun çevre konusunda duyarlılığını artırmayı ve toplumu harekete geçirmeyi hedefliyor.

“Gezegenin Geleceği” hepimizi ilgilendiriyor!

11 Mayıs 2009 Pazartesi

GREEN VISIONS

Towards the Rainbow

Dr. Uygar Özesmi in Green Visions

May 07, 2009

While looking at a future horizon it is not possible to see what lies behind. The future is somewhere ahead… what is waiting for us there? We don’t know… on our journey towards the horizon we create that future. But for a future in which all of us wish to live we need imagination, determination and action. In this monthly column – Green Visions, we will try to provide you with dreams of that future, the decisions that need to be made and what we all need to do.

On this journey we need to come together and embrace everyone. Like it or not we are sharing this little blue planet with many different people. The future we create will need to be based on respect for difference and diversity. Our peace with the planet is dependent on this. In this column we want to bring people of all interests, beliefs, knowledge, occupations, and obsessions together. We want to imagine, decide and take steps together.

With the dreams, opinions, and visions that we share here we can extend our network and join forces. On this page we will bring together opinion leaders, artists, scientists, philosophers, spiritual leaders and even politicians. The opinions of readers are just as important as those of the writers and we hope these opinions will come together to lead a path to green horizons which are also respectful to universal human values.

Humans started imagining a future from the moment that they discovered the power of thought. But at that first instant of development what they could not conceive fully was that their world is finite. And maybe it’s still a reality that they deny. Once upon a time, across all cultures, people were part of nature’s cycle of life and death. Nature was grandiose enough to put back what people took from it, and recycle what they disposed. Then fossil fuels were discovered, becoming an addiction during the industrial and agricultural “revolution”, destroying cultures in the process. The new world order was not organized based on cycles and diversity, but on production lines and standards. The means of production today was not formed based on reuse and the transformation of one product to another. People invented two new concepts “consumption” and “waste” which were not part of the natural system and meant depletion and destruction. As a result our planet started warming, and the cycles of the world together with biodiversity started to disintegrate causing the extinction of thousands of species which continues today. The cogwheels and springs of the clockwork of life started to come apart.

So what are the steps we need to take then? How should life be beyond the horizon? We need to take lessons from life’s 3.45 billion years of experience. There are three ecological principals we need to implement. First (1) for our energy needs we must rely only on sun and geothermal energy, which are practically infinite and all other energy sources are derived from. Second (2) we need to create cyclical production processes. All products that come from a production process must be used in the production of another. “Waste” that harms other beings and is not used again in production must become history. The term waste needs to disappear from our vocabulary – all products must be inputs into other industries, and be transformed. Third (3) we need to limit our ecological footprint – what we take from nature – within nature’s resilience. We cannot cover the whole planet with agricultural fields and plantations, factories and human habitation.

Even if we built this system certain social values cannot be ignored, otherwise we will have a hegemonic nightmare in a supposedly green economy. We can never let go of four social principles (1) respect for diversity, (2) social justice, (3) individual rights and choices, (4) cooperation and mutual benefit. These four principals are valid within the cultural or geographic scales of local, regional, national, and global, as well as across time from minutes to centuries. So that ecology does not turn into a nightmare, respect for universal human rights is as important as respecting the planet. If today’s nation states and their organizations remain behind the horizon, then their job should be to ensure the conditions for the ecological and social principals mentioned and protect their rights.

We still have a long way to go for that green horizon, however what is behind will be shaped by our dreams, will get stronger by our decisions, and will be born by our actions. One day we will look up and see the rainbow…

http://www.greenpeace.org/mediterranean/news/uygar-ozesmi


Gökkuşağına Doğru

Dr. Uygar Özesmi Yeşil Görünüm'de
May 07, 2009

Ufuk çizgisine, geleceğe doğru bakarken çizginin altında yatanı görmek mümkün değil. Gelecek orada bir yerde… ancak bizi neler bekliyor? Bilmiyoruz. Ufka doğru yol alırken o geleceği biz yaratıyoruz. Hepimizin yaşamak isteyeceği bir geleceği yaratmak ise hayal gücü, kararlılık ve eylem gerektiriyor. Bu köşeden sizlere o geleceğin hayallerini, gerektirdiği kararları ve hepimizin yapması gerekenleri sunmaya çalışacağız.

Bunu yaparken herkesle buluşmamız ve herkesi kucaklamamız gerekiyor. İstesek de, istemesek de bu küçük mavi küreyi binbir farklı insanla paylaşıyoruz. Yaratacağımız gelecek çeşitliliğe ve farklılıklara saygı duyan bir gelecek olmak zorunda. Gezegenle barışmanın yolu da buradan geçiyor. Onun için bu köşede binbir farklı insanı her dalda, ilgi alanında, inançta, bilgide, meslekte, uğraşıda vs buluşturmak; birlikte hayal etmek, birlikte karar vermek ve adımlar atmak istiyoruz.

Burada paylaşılan hayal, görüş ve ufukla hep beraber ağımızı geliştirip güç birliği yapabiliriz. Bu sayfalarda kanaat önderlerini, sanatçıları, bilim insanlarını, felsefecileri, ruhani liderleri, hatta politikacıları buluşturmak istiyoruz. Okuyucuların yorumları ise en az yazılar kadar önemli... Evrensel değerlere saygılı ve yeşil ufuk açan her türlü yazıyı bekliyoruz.

İnsan düşünmeye başladığı andan beri gelecek hayalleri kurdu. Ancak o ilk gelişim evresinde farkında olmadığı şey, gerçek dünyanın sonlu oluşuydu. Belki hâlâ da reddettigi gerçek bu… İnsanlar bir zamanlar kültürel çeşitlilik ile doğanın üretim döngülerinin bir parçasıydı. Doğa, insanın doğadan aldığını doğa yerine koyabilecek, atığını geri dönüştürecek enginlikteydi, yararlanılırdı. Sonra insanların bir kısmı fosil yakıtları keşfetti, buna bağlı endüstriyel ve tarımsal “devrimi” gerçekleştirdi ve geri kalan insanları, kültürlerini de yok ederek buna mahkum kıldı. Yeni dünya düzeninde üretim, döngülere ve çeşitliliğe göre değil, standartlara ve üretim hatlarına göre düzenlendi. Günümüzde üretim süreci her aşamasında yeniden kullanıma ve ürünün ürüne dönüşmesine göre ayarlanmadı. İnsanlık doğada varolmayan, zarar verme, yok etme ve kullanılamaz hale getirmeyi ifade eden iki yeni kavram üretti “atık” ve “tüketim”. Bunun sonucunda küre ısınmaya, doğanın döngüleri ve biyoçeşitlilik hızla yok olmaya başladı. Yaşam saatinin yayı, zembereği dağıldı.

Peki o zaman atmamız gereken adımlar ne? Ufuk çizgisinin altında yaşam nasıl olmalı? Yaşamın 3,45 milyarlık tecrübesinden ders almalı. Üç ekolojik ilke var uygulayacağımız. Birincisi (1) Enerji kaynaklarımızı pratik anlamda tükenmeyen güneş ve jeotermal enerjiye dayandırmamız gerek. İkincisi (2) üretim sürecimizi döngülere dayandırmalıyız. Üretim sürecinde çıkan her ürün yeni bir üretimde kullanılabilmeli. Üretim sürecinde kullanılamayan ve özellikle başka canlılara zarar veren “atıklar” tarihe karışmalı. Artık atık sözlükten çıkmalı – her üretim başka sanayilere girdi olmalı, yani dönüştürülmeli. Üçüncüsü (3) doğadaki ayak izimizi – doğadan aldığımızı - dünyanın kaldırabileceği ölçekte sınırlamalıyız. Bütün gezegeni tarla, fabrika ve yerleşimle kaplayamayız.

Ancak bu sistemi kursak da, göz ardı etmememiz gereken sosyal değerlerimiz var, yoksa baskıcı bir kabus içinde sözümona bir yeşil ekonomi oluşabilir. Asla dört sosyal ilkeden (1) çeşitliliğe saygıdan, (2) sosyal adaletten, (3) bireysel hak ve seçimlerden, (4) işbirliği ve karşılıklı yarardan vaz geçmememiz gerek. Bu dört ilke yerel, bölgesel, ulusal ve küresel diye adlandırdığımız, bütün mekânsal ölçeklerde olduğu gibi, bütün zamansal ölçeklerde de geçerlidir. Ekolojinin kabusa dönüşmemesi için evrensel insan haklarına saygı, en az gezegene saygı kadar önemli. Günümüz ulus devlet örgütleniş biçimi o baktığımız ufukta sürecek ise şayet, devletin başlıca görevi yukarıda açıklanan ekolojik, sosyal ve ekonomik ilkelerin işlemesi için gerekli koşulları sağlamak ve hakları korumak olmalıdır.

Yeşil ufka doğru yolumuz uzun şüphesiz. Ancak ufkun altındaki hayallerimizle şekillenecek, kararlarımızla güçlenecek, eylemlerimizle gerçekleşecek. Bir bakmışsınız ufukta bir gökkuşağı belirivermiş…

http://www.greenpeace.org/turkey/news/uygar-ozesmi

17 Ekim 2008 Cuma

Sanal Gerçek

Yazan: Dr. Uygar Özesmi

Siber alemde gezinirken şu an, elektronlar dizilirken her an silinmeye hazır – altında yatan acı bir gerçek var. Enerji ve her birim enerji ile atmosfere salınan sera gazları o gerçek. Dizerken sadece türümün anladığı elektronları ekrana, ekrandan bana yansıyan gerçek üstü görüntüyle beraber içindeki toksinler de geliyor bu yana.

Yana yana sana zarar vermesin diye önündeki alete konan, bromine alev önleyiciler. Nedeni onlar, kanserli vücudunun… acıyla kıvrıla devine yanarken o, gözleri yaşlı ananın yanakları alev alev.

Ne bu baktığın ekran sanal, ne klavyesine dokunduğun bilgisayar, ne de okudukların şu an! Sanal ortamda itibarlar yönetilirken ekranlarda, birileri kurumsal itibarlarını internette izlerken, korurken ve güçlendirirken… unutmasınlar, ucu dokunduğu anda gerçek hayatlara, yoktur sanal ile gerçek arasında fark. Elektrikler kesildi mi gider bilgisayar, kesildi mi elektrikler, hayatlar kayar gider. Tuşları dökülen, ekranı çatlamış bilgisayar, soğuktan çatlamış parmaklar arasında sökülürken, tarar o çocukların geleceğini.

Geleceğini düşünen her yöneticinin okuması gerek, Gamze Er’in ‘Sanal Ortamda İtibar Yönetimi’ adlı kitabını - özellikle 35 yaşını aştıysa. Okuduğunda görecek ki sanal sandığı dünya, göründüğünden daha gerçek. Kitabın başta benim bu kadar ilgimi çekmesinin nedeni Greenpeace’in Apple bilgisayar şirketine yönelik ‘elmamı yeşil yap – green my apple’ kampanyası hakkında bilgi vermesi. Sanal ortamda büyük bir başarıyla yürütülen bu kampanya ile daha 14 Ekim 2008’de, Apple eskisine göre çok daha çevreye duyarlı bilgisayar modelleri çıkarttı. Şayet Greenpeace kampanyası ile 46.000’in üzerinde Mac kullanıcısı ‘Elmamızı seviyoruz, ama yeşil olmasını istiyoruz’ demeseydi acaba bu değişiklikler olacak mıydı? Daha önce internet sayfasına yüklenen ürün tanıtım videolarında çevrenin ç’si geçmezken, şimdi niye bu videoların yarısı çevre için alınan önlemleri anlatıyor? Bu soruların ve “sanal” ortamda itibara dair önemli diğer soruların yanıtını arıyorsanız ‘Sanal Ortamda İtibar Yönetimi’ kitabını öneririm.

Okuyun, görün, anlayın! Doğrusunu yapmaz ve çevreye dost ürünlerle itibarınızı korumazsanız sanal ortamdan çıkan dev itibar kemirgenlerinin korkusuyla kabustan uyanırsınız bir gün. Ve açtığınızda gözlerinizi…

“SANAL ORTAMDA İTİBAR YÖNETİMİ”
Kurumsal İtibar Yönetimi ve İnternet’te İtibarı İzlemenin, Korumanın ve Güçlendirmenin Yolları
Yazar: Gamze Er
Cinius Yayınları, Eylül 2008, Istanbul
ISBN: 978-605-4034-42-0
16 YTL, 176 sayfa
www.netkitap.com (%20 indirimli)

7 Şubat 2008 Perşembe

Madencilik: Annemin Kemikleri…

Doğu Karadeniz sahil şeridinde duble yolda ilerlerken acıyla kara sulara karışamayan dik yamaçlara bakakalıyorum. Kıyı kalmamış, kıyıyı yol almış. Bir vadiden içeri giriyorum. Sol yamaçta dev bir çukur. Kayalar patlamış, saçılmış. Alınan kayalarla kıyı doldurulmuş. Yeşil örtünün ortasındaki bu çirkin yaranın içinde, kurumuş kökler, koparılmış sinirler ve damarlar gibi uzanıp kalmış. Wanapum Yerlilerinin ruhani lideri Smohalla’nın sözlerini hatırlıyorum:

“Bana toprağı sür, diyorsun. Bıçağı alıp annemin göğüslerini mi yarayım? O zaman ölünce karnında nasıl huzura ererim…
Bana taş için kaz, diyorsun. Annemin kemikleri için tenini mi kazayım? Öldüğüm zaman nasıl toprağa girerim yeniden doğmak için…
Bana otu kes, saman yap, sat ve beyaz adam gibi zengin ol, diyorsun. Annemin saçlarını nasıl keser, satarım…”

Bakalım, Yeşil Artvin daha ne kadar yeşil kalacak. Dertli herkes… Cerattepe Madeni yıllarca süren hukuk mücadelesine ve kazanılan davalara rağmen yeni Maden Kanunu’na dayamış sırtını, hızla ilerliyor. Bundan iki yıl öncesine kadar Maden Kanunu ve Taş Ocakları Nizamnamesi ile yürütülmekte olan madencilik, taş ve kum ocakları ülkemizin öncelikli çevre problemleri arasında değildi. Ne olduysa Nisan 2004’te kabul edilen yeni Maden Kanunu ile oldu. 57. hükümet döneminde TEMA Vakfı’nın da görüşü ile geri çekilen kanun daha sonra 59. hükümette aynen TBMM’de kabul edildi.

Kanun; orman, muhafaza ormanı, ağaçlandırma alanları, kara avcılığı alanları, özel koruma bölgeleri, milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtı, tabiatı koruma alanı, tarım, mera, sit alanları, su havzaları, kıyı alanları ve sahil şeritleri dahil olmak üzere bütün doğal ve hatta kültürel varlıklarımızda kolaylıkla maden aranmasına ve açılmasına izin verir hale geldi. Temmuz 2004’te Anayasa Mahkemesi’ne götürülen kanunla ilgili dava, aradan -alışılmış sürenin çok üzerinde- üç yıl geçmesine rağmen karara bağlanmadı. TEMA Vakfı ülkenin her yanından gelen bildirimler doğrultusunda yüce mahkemeye bilgi sunmak üzere görev bekliyor.

Kanun çerçevesinde Haziran 2005’te çıkan Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliği ise TEMA Vakfı tarafından Danıştay’a dava edildi. Sanıyoruz aradan iki yıl geçmesine rağmen ülkemizde idari eylem ve işlemlerde hukuka aykırılıkla ilgili haddinden fazla dava olduğu için, bu dava da karara bağlanamadı. Üstelik son değişiklikle devletin çeşitli izinler için yanıt sürelerinin de yarıya indirilmesinden sonra bütün denetimler artık sadece usulen yapılır hale geldi. Bunun üzerine TEMA Vakfı bu yıl tekrar bir dava açtı…

Davalar süredursun vatanın her köşesi patlayıcılar ve dozerler altında kan ağlıyor. TEMA Vakfı’na ülkenin her yerinden şikayetler geliyor. Ormanlık köylerine dönmüş emekliler patlama gümbürtüleri ve yer sarsıntıları yüzünden kalp krizi geçirmekten korkuyorlar. Kimse taş ocağı için ormanlarının traşlanmasını hazmedemiyor. Ovadaki çiftçiler patlamalardan sonra kuruyan su kaynaklarına dem vuruyor. Tarlalara su sağlayan ormanların taş ve maden için nasıl olur da yok edildiğini, ağaçlandırma yapılması gerekirken, niye ormanlara taş ocağı açıldığını anlamadıklarını söylüyorlar. Bu arada şehirlerin etrafında kalan yeşil alanlarda taş ve kum ocağı ruhsatları alınıyor. Bu sayede çıkarılan taş ve kumun yerine inşaat artıkları ve molozlar dökülerek çifte kazanç sağlanıyor. Kalan son doğal alanlar da yok ediliyor.

Maden Kanunu’nun mutlaka ve acilen yeniden ele alınması gerek, yoksa halkımız ve Türkiye doğası bu kanunu kaldıramaz. Anadolu’nun kemikleri sızlıyor…

Dr. Uygar Özesmi