25 Aralık 2011 Pazar

2010 Gezegenin Geleceği Almanağı - Devlet, Hükümet ve Şirket Haberleri - Banu Koç

Gezegenin Geleceği Almanağı - Devlet, Hükümet ve Şirket Haberleri - Banu Koç

OCAK

Davos’ta Kamuoyu Ödülleri (Public Eye Awards), İsviçreli ilaç şirketi Roche ile Kanada Kraliyet Bankası’na verildi. Kamuoyu Ödülleri, her yıl ekolojik ve sosyal açıdan yılın en kötü şirketlerine veriliyor. Roche, İsviçre Özel Ödülü’ne layık görüldü. Greenpeace ve Berne STK Topluluğu’na göre, Roche, Çin’de gerçekleştirdiği ilaç deneylerinde kullandığı 300 iç organın %90’ını idam mahkumlarından elde etti. Kanada Kraliyet Bankası ise, Küresel Ödül’e hak kazandı. Çünkü Kanada Kraliyet Bankası, Kanada’daki katranlı kumdan petrol üretme faaliyetlerinin ana sponsoru. Böyle bir ödül kimsenin başına...

İki farklı çalışma, gezegenimizin insanın mevcut ekonomik örgütlenme biçimini ve yerküreyi sömürme seviyesini kaldırmadığını bir kez daha ortaya koydu. İnsanların uyanması ve harekete geçmesi için daha ne kadar ve kaç kez ortaya konması gerektiğini, doğrusu merak ediyorum. ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Kurulu NOAA’nın geliştirdiği bir bilgisayar modeline göre, ciddi kasırgaların sayısında ve gücünde artış yaşanacak. Model, 2050’ye dek sera gazı salımlarında azaltım gerçekleşmezse ne olacağını hesaplamak için geliştirildi. Buna göre, 2050’de küresel ortalama sıcaklık, yaklaşık 4.5 derece daha fazla olacak. Özellikle ABD’nin Güneydoğusu’yla Bahamalar, kasırgalardan çok etkilenecek. Çalışmaya göre, bu artışın asıl nedeni ısınan deniz yüzeyi sıcaklıkları ve değişen rüzgar döngüleri. Bu değişimler, tüm dünyada en güçlü, yani 5 seviyesindeki kasırgaların sayısını tam iki katına çıkarabilir. Araştırmayı gerçekleştiren NOAA’da çalışan meteorolojist Morris Bender, bu kadar artışı kendilerinin de tahmin etmediklerini açıkladı. Peki bu konuda bugün siz ne yapacaksınız? Evinize sera gazı salarak arabalarda gidip, konvansyonel tarımdan ve et endüstrisinden gelen gıdalarla beslenmeyi sürdürüp, küresel ısınma konusunda hiçbirşey yapmayan bu hükümeti savunmaya devam mi edeceksiniz?
Yeni Ekonomiler Vakfı NEF’in araştırması ise, şu anki ekonomik büyüme hızıyla devam edersek, ortalama sıcaklık artışını 2 derecenin altında tutmamızın imkansız olduğunu ortaya koydu. NEF, bu nedenle ekonominin artık çevresel koşullara uygun olması gerektiğini söyledi. Rapora göre, büyüme hızının %3’e düşebilmesi için, küresel ekonominin karbon yoğunluğunun 2050’ye kadar 2002 seviyesinin %95 altına düşmesi gerekiyor. Bu da yıllık %6.5’luk bir azaltım anlamına geliyor. Ekonomik kriz yüzünden hepimiz karalar bağlamamış mıydık. Mevcut ekonomik örgütlenme biçimini sorgulamak ve değiştirmek üzere hanginiz yarın işe gittiğinde birşey yapacak?
Zamanımızın hızla azaldığı son derece açık. Buna rağmen, Avustralya, dünya liderleri iklim değişikliğine karşı harekete geçene dek sera gazı salım azaltımı hedeflerini %5’in üstüne çıkarmayacağını açıkladı. Avustralya İklim Değişikliği Bakanı Penny Wong, daha ciddi azaltım hedeflerini ancak Çin ve Hindistan’ın da bu konuda istekli davranması halinde düşüneceklerini açıkladı. Avustralya’da kişi başına sera gazı salımı 20 ton. Yani iklim değişikliğini hızlandıran ülkelerin başında geliyor. Bencil hükümetlerin önünde kim duracak, bu gidişatın önöne geçecek hangi küresel çevre örgütüne destek oluyorsunuz?
Bu arada Japonya da, 2020’ye dek sera gazı salımlarını %25’ten daha fazla azaltmayacağını açıkladı. Yine de %25’i, 1990 yılı seviyesine göre kararlaştırmış olması iyi bir karar. Japonya Çevre Bakanı Sakihito Ozawa, kendileri ne yaparlarsa yapsınlar Amerika Birleşik Devletleri ve Çin’in kararlarının gezegenin geleceğini belirleyeceğini söyledi. Bilim insanları, gelişmiş ülkelerin sera gazı salımlarını en az %25-40 oranında azaltmaları gerektiğini söylüyorlar. Gelişmiş ülkeleri buna zorlayacak hangi gelişmekte olan ülke vatandaşısınız? Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı mı?

İngiltere’nin, iklim değişikliğiyle mücadele edebilmeleri için gelişmekte olan ülkelere sağlayacağı 1.5 milyar pound’luk fon, ne yazık ki gezegenin geleceği için atılan büyük bir adım değilmiş! İngiliz hükümeti, fonun, denizaşırı ülkelerde sağlık, eğitim ve suya erişimi iyileştirmek için oluşturulan yardım programında bulunan para olduğunu açıkladı. Yani, sağlık, eğitim ve sudan kesip iklime... İngiltere, yardım için yeni bir para koymayacak. İklim için ek kaynak oluşturulmadığı takdirde iklim değişikliğinin yaratacağı adaletsizlik mevcut adaletsizlikleri derinleştirecek. Dünya Gelişim Hareketi WDM, İngiltere’nin bu adaletsizliğe neden olmaması gerektiğini söyledi. Ancak hükümet, konuyla ilgili yeni bir adım atacağıyla ilgili hiçbir işaret vermiyor…

Financial Times, Avrupalı markalar H&M, C&A ve Tchibo’nun, organik pamuktan yapıldığını söylediği ürünlerinde gerçekte genetiği değiştirilmiş pamuk kullanıldığını yazdı. Bağımsız bir labarotuvar, ürünlerin %30’unda genetiği değiştirilmiş pamuk bulduklarını açıkladı. Bu ürünlerin üretildiği yer Hindistan. Dünyanın organik pamuk ihtiyacının neredeyse yarısı Hindistan'dan karşılanıyor. Bağımsız denetimin önemi burada birkez daha açığa çıkıyor. Organik sertifikalarda mutlaka güvenilir şirketler aranmalı..

2009’la biten 10 yılın kaydedilmiş en sıcak 10 yıl olduğunu NASA da doğruladı. Sıcaklıklar 1880’den beri kaydediliyor. O zamandan beri en sıcak yılın 2005, ikinci en sıcak yılın ise 2009 olduğu açıklandı. Dünyanın en önemli iklim uzmanlarından James Hansen, yaptıkları incelemeler sonucunda küresel ısınmanın tartışılmaz biçimde hızla ilerlerdiğini söyledi.
Geçtiğimiz günlerde, küresel ısınmanın kesinliğini ve hızını gösteren bir başka olay daha yaşandı. Kodiak-Kenai Cable adlı şirket, Kuzey Kutbu’nda su altından fiberoptik kablolar geçirerek Tokyo’yu Londra’ya bağlayacak. Daha birkaç yıl önce, kutuplardaki buz kalınlığı nedeniyle böyle bir proje hayal bile edilemezdi. Böyle olaylar, iklim değişikliğine karşı zamanla yarıştığımızı hepimize bir kez daha gösteriyor.

Bu arada başka ülkeler, yenilenebilir enerjileri benimsemeye devam ediyorlar. Yeni Zelandalı enerji şirketi Meridian Energy, Güney kutbuna üç adet rüzgar türbini yerleştirdi ve türbinler elektrik üretmeye başladı. Yeşil Ekonomi websitesine göre, çalışmayı Yeni Zelanda finanse etti. Bu türbinler, Yeni Zelandalı ve Amerika Birleşik Devletler’inden gelen iki araştırma kuruluşunun Güney Kutbu’nda yaptığı araştırmalar için ihtiyaç duydukları enerjiyi karşılayacak.
Güney Kutbu’nda rüzgâr saatte 205 km’ye kadar ulaşıyor. Bir yıllık denemenin ardından iyi sonuçlar alınırsa, santral genişletilecek. Türbinleri kuran şirket, bu santralle yılda 463 bin litre mazot tüketiminden tasarruf edilebileceğini söyledi. 463 ton mazotu buraya gemiyle getirmenin maliyeti de cabası. Bu santral, Güney Kutbu’nun ilk rüzgar santrali değil. Daha önce de Avustralya hükümetinin yaptırdığı iki türbin, hala çalışmaya devam ediyor.

Başbakan Erdoğan’ın, kulakları sivil toplumdan yükselen çağrılara tıkalı. Türkiye, ne yazık ki nükleer santral konusunda hala Rusya ile görüşüyor. Erdoğan, Rusya Başbakanı Vladimir Putin ile toplantı gerçekleştirdi. Ardından iki ülke, ne olduğu henüz anlaşılamamış ve açıklanmayan bir belge imzaladılar. Erdoğan, altyapı çalışmaları tamamlanınca projeye hızla başlayacaklarını açıkladı. Oysa ki santral projesiyle ilgili olarak, daha önce Danıştay iptal kararı vermişti. Hükümet son üç yıldır, sivil toplumun, Mersin ve Sinop'ta yaşayan vatandaşların, bilim insanlarının tepki ve kaygılarını dikkate almıyor. Planların tartışıldığı demokratik bir ortam yerine, kapalı kapılar ardında gizli görüşmeler yapılıyor. Bu görüşmeler, Türkiye'nin geleceğini belirliyor. Üzerinde anlaşılan ve imzalanan belge, henüz kamuoyuyla paylaşılmadı. Bu gizlilik 'bu işin arkasında başka işler mi var?' sorusunu getiriyor.
Yenilenebilir Enerji Kanunu, geçtiğimiz yıl TBMM’de görüşüleceği gün geri çekilmişti. Gerekçe olarak ise hükümetin temiz enerjilere teşvik sağlayamayacağı belirtilmişti. Ancak aynı hükümet, devlet ortaklığından hazine garantilerine kadar her türlü imkânı kirli nükleer enerjiye sağlamaktan bahsediyor. Tüm bu teşvikler bizim vergilerimizden, yani bizim cebimizden sağlanıyor. Kendi cebimizdeki parayı kirli enerjilere yatırmalarını istiyor muyuz? Yoksa bu parayla yenilenebilir enerjilere destek sağlanarak sürdürülebilir bir gelecek mi yaratmak istiyoruz? Eğer siz de 'nükleere hayır' ‘temiz enerjiye evet’ demek istiyorsanız www.ilovvenuclear.org'a girin, sesinizi duyurun!

Hindistan’ın Mumbai eyaleti, elektronik atıklarla ilgili yasa çıkarmaya karar verdi. Maharashtra Kirlilik Kontrol Kurulu, bir ay önce elektronik şirketlerden, ne kadar elektronik atığa sebep olduklarını açıklamalarını istemişti. Fakat sadece birkaç şirket gereken açıklamayı yaptı. Şu ana kadar, Hindistan’daki en büyük 4 şirket dışında elektronik atık normlarına uyan bir şirket bulunamadı. Merkezi hükümet, 2008’de elektronik atıkları tehlikeli atık listesine sokmuştu. Tüm bu gelişmelerin üstüne, Mumbai eyaleti, elektronik atıklarla ilgili normları ve bunlara uymayanlara uygulayacağı yaptırımları belirleyeceği bir yasayı yürürlüğe koymaya karar verdi.

Kanada’da yapılan bir anket de, insanların bu durumun farkında olduğunu gösteriyor. Ankete katılanların yarısı iklim değişikliğinin ciddi bir tehdit olduğunu söylerken, yalnızca %25’lik bir kısım terörizm için aynı ifadeyi kullandı. 6 yıl once, Kanadalıların %52’si iklim değişikliğini ciddi bir tehdit olarak görüyordu. Bu yıl oran %49. Ancak terörizmle ilgili endişe duyanların oranı, 6 yıl içinde %49’dan %28’e kadar düştü. Halkı bu kadar endişe duyan bir devlet için, hükümetin harekete geçmemesiyse endişe verici. Gerçi Kanada başbakanı geçenlerde Kanada Meclisi’ni de askıya almıştı. Kanada dünya önünde zor durumda. 1990’dan bu yana Kanada’nın sera gazı salımı %26 oranında arttı. Bu oran, Amerika Birleşik Devletleri’nden %10 daha fazla. Birçok bilim adamı, Kanada’nın bu isteksizliğini katranlı kum endüstrisine bağlıyor. Katranlı kumlar, her yıl tam 40 milyon ton sera gazı salımına neden oluyor.

Kanada’nın gezegene gösterdiği önemle ilgili sicili gitgide kirleniyor. Pazartesi günü, Kanada Darlington nükleer santralinde çalışan işçiler, yanlış tankı su ve radyoaktif izotoplardan oluşan bir karışım ile doldurdu. 200 bin litreden fazla radyoaktif sıvı, Ontario gölüne döküldü. Santrali işleten şirket göldeki hidrojenin aktif izotopu anlamına gelen tritium oranının çevredekilere zarar vermeyeceğini söyledi. Göle, santralin aylık tritium atığının 0.1’inin döküldüğünü söylüyorlar. Ancak bu sızıntı, aslında endişe etmek için yeterli. Çünkü bu dikkatsizlik, her zaman daha da büyük dikkatsizliklerin olabileceğini bize yeniden hatırlatıyor. Ve nükleer, dikkatsizliği, hatayı kabul etmeyen bir enerji. Çünkü bir kez zarar verdi mi, o zararın geri dönüşü yok. Yapılan araştırmalarda, personelin zaten dolu olan bir tankı tekrar ve yanlış maddeyle doldurdukları ortaya çıktı. Böylece iki olimpik havuzun alabileceğinden daha fazla radyasyonlu sıvı, göle karıştı. Üstelik suda, şu anda bilinmeyen miktarda paslanmaya karşı koruyucu toksik kimyasallar da bulunuyordu.

Dün, ülkemize iklim çok önemli bir ekonomi profesörü, Nicholas Stern, Karbon Saydamlık Projesi’nin açılış konuşmasını yapmak için geldi. Stern, Grantham İklim Değişikliği ve Çevre Enstitüsü Başkanı, ayrıca London School of Economics’te profesörlük yapıyor. 2006’da Brown’ın isteği üzerine iklim değişikliğinin maliyetini araştırmıştı. Konuyla ilgili hazırladığı 700 sayfalık Stern Raporu, tüm dünyada büyük ses getirmişti. Karbon Saydamlık Projesi ise, 2000’den beri, şirketlerin karbon ayak izini görülebilir hale getirmek için dünyanın birçok ülkesinde yürütülüyor. Yani şirketlerin sera gazı salımlarını ve iklim değişikliği ile ilgili politikalarını yatırımcılara açıklamaları sağlanıyor. Türkiye’de projeyi, Akbank ve Sabancı Üniversitesi yürütecek. İlk yıl, İMKB’de işlem göre ve ISE-50 endeksindeki 50 şirket, karbon ayak izlerini açıklamaya davet edilecek. Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı, 2020’de küresel gayri safi milli hasılanın %20’sinin iklim değişikliğinden kaynaklanan zararların telafi edilmesine ayrılacağını söyledi. Amaç ise, bu kaybı en aza indirmek. Bunun için biran önce enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji şart.

Greenpeace, elektronik sektörünün en önemli dört isminin ürünlerinden tehlikeli toksik kimyasalları hala çıkarmadığını açıkladı. Samsung, Dell, Lenovo ve LG, 2009'un sonuna kadar ürünlerinden PVC ve bromine alev önleyicileri BFR'yi çıkaracaklarını açıklamışlardı. Ancak planlar, 2011'den de sonraya kaldı. Greenpeace'in 3 ayda bir yayımladığı Daha Yeşil Elektronik Ürünler Kılavuzu, insan sağlığına ve çevreye zararlı toksik kimyasalların elektronik ürünlerden çıkarılmasını öncelik olarak görüyor. Kılavuzun son sayısı, Nokia'yı ilk sıraya koydu. Apple, Nokia ve Sony Ericsson, gerekli adımları attı. Yalnızca bu kimyasalları ürünlerinden çıkarmakla kalmadılar. Üstelik bu kimyasalları içeren ürünlerini de geri çağırdılar. HP ise, toksik kimyasalları ürünlerinden çıkarmak için büyük adımlar attı. Hatta toksik kimyasal içermeyen ilk bilgisayarını geçen hafta satışa sundu. Şimdi, Kılavuz'un gelecek sayısına kadar dört büyük şirketin de gerekli adımları atmasını umuyoruz.

Geçen hafta, Greenpeace’in Nijer’in Akokan şehri sokaklarında normalin 500 katı radyoaktiviteye rastladığından bahsetmiştim. Akokan, fransız nükleer şirket AREVA’nın işlettiği uranyum madeninin yakınında bulunuyor ve Fransız nükleer santrallerine uranyum sağlıyor. AREVA, Greenpeace’in araştırmasından önce sokaklarda radyasyon olduğunu reddediyordu. Ancak bilimsel bulguların açıklanmasının ardından, AREVA Greenpeace’in haklı olduğunu itiraf etti. Şirket, sokakları güya arındırdıklarını ve bunu yetkililerin onayladığını söyledi. AREVA yetkilileri, şimdi tekrar uranyum madeni yakınlarında bulunan iki şehirde araştırmalar yürüteceklerini açıkladılar. Ayrıca 2010 sonuna kadar her iki bölgenin de tamamen güvenli hale getirileceği sözünü tekrar verdiler. Tabii sözlerinin güvenilirliğinden emin olmak zor. Acaba Greenpeace böyle bir araştırma yapıp skandalı ortaya çıkarmasaydı, tekrar bu sözü verirler miydi? Greenpeace, bölgede geniş çaplı, şeffaf ve uluslararası bir çevresel etki araştırması yapılmasını talep ediyor. Siz de nükleer tehlikeye hayır diyorsanız www.ilovenuclear.org adresinden Greenpeace çalışmalarına katılabilirsiniz.

Çin’de sık sık yaşanan gıda güvensizliği skandallarının ardından şimdi de su güvensizliği yaşanıyor. Çin’in devlet medyası, kırık bir boru hattından sızan dizelin, ülkenin en önemli içme suyu kaynaklarından biri olan Sarı Nehir’e karıştığını doğruladı. Nehrin kirliliğini kontrol altında tutmak için yüzlerce işçi çalışıyor. Ancak artık başarılı olamıyorlar gibi görünüyor. Henan eyaletinin başkentine 200 km kala halen yağ kalıntılarının varlığı suyun üstünde açıkça görülüyor. Bölgede 2 milyondan fazla kişi, içme suyu ihtiyacını Sarı Nehir’den karşılıyor. Boru hattı geçen hafta hasar gördü ancak olanlar ancak geçen haftasonu gündeme geldi. Bazı kuruluşlar, arada geçen bu sürede, 850 bin kişinin dizel yakıt karışmış su kullandığını söylüyorlar. Tahminler, 150 bin litre dizel yakıtının suya karıştığı yönünde. Ancak insan sağlığı için bu kadar büyük bir tehlikeye rağmen boru hattının sahibi olan şirket, açıklama yapmayı reddediyor.

Hasankeyf’i sular altında bırakmak için hükümet, çalışmalarına devam ediyor. Önce Dünya Bankası, ardından da Avrupa’daki yatırım bankaları doğaya ciddi zararlar verecek olan bu projeden çekildiklerini açıklamıştı. Ancak hükümet, nükleer sevdası gibi anlamsız bir sevda olan Ilısu Baraj projesini, tüm çağrılara rağmen hayata geçirmeye çalışıyor. Doğa Derneği, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun, Ilısu baraj projesinin hayata geçirilmesi için gerekli krediyi yerli bankalardan sağlamaya çalıştığını duyurdu. Bu bankalar arasında Garanti Bankası ve Akbank da bulunuyor. Bakan, bu ay içinde bankalardan biriyle anlaşma yapmayı umuyor. Doğa Derneği, Hasankeyf’in dünyanın en önemli kültür ve doğa miraslarından biri olduğunu bu bankalara hatırlattı. Ancak her iki bankadan da cevap alınamadı. Hasankeyf, UNESCO dünya mirası kriterlerinin onda dokuzuna uyan dünyadaki tek yer. Garanti Bankası, çevre koruma projeleriyle tanınıyor. Akbank ise BM Küresel İlkeler Sözleşmesi’ni imzalayan bir banka. Bu nedenle ikisinin de bu yanlışa düşmeyeceğini ve hatta hükümeti bu yanlıştan geri döndürebileceğini umuyoruz. Ayrıca dileriz, Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin Dünya Kültür Mirası listesine dahil edilmesi için bir an önce UNESCO’ya başvuru yapılır.

Shell'in, Hollanda'nın Barendrecht kentinin altında yılda 300 bin ton karbondioksit depolama planı hem şehirde yaşayanların, hem de yetkililerin büyük tepkisiyle karşılaştı. Açıklamalar, sivil toplumun bu korkunç planı engellemek için her şeyi yapacağını gösteriyor. Belediye Başkanı Simon Zuurbier, Shell'e karşı dava açacaklarını açıkladı. Shell, Kasım ayında Hollanda hükümetinden yılda 5 megaton karbon depolamak için izin almıştı. Karbon depolamanın sonuçları henüz net olarak bilinmiyor. Ancak bilim adamları, bu kadar fazla karbon diyoksitin toprakları ekilemez hale getireceğini ve toprağın verimini öldüreceğini dile getiriyorlar. Böyle tehlikeli bir deneyin, bu kadar çok insanın yaşadığı ve geçimini sağladığı bir alanda yapılması akıl almaz bir karar. Karbon depolama fosil yakıtlarda ısrar eden ve bu alışkanlığa devam etmek için oluşturulan bir bahane. Yenilenebilir enerjilerin güvenilirliği ve temizliği kanıtlanmışken, toprağa ve gezegene zarar verecek teknolojilerde ısrarcı olmanın anlamı nedir?

Greenpeace, Nijer'in Akokan şehrindeki sokaklarda yüksek düzeyde radyoaktif kirlilik tespit etti! Üstelik Fransız nükleer enerji şirketi AREVA, 2009'da bu sokakların güvenli olduğunu iddia etmişti. 2003 yılında bağımsız bir laboratuar olan CRIIRAD ve yerel bir STK Aghir In’Man, Nijer’in uranyum madenlerine yakın yerleşim yerlerinde radyoaktif kirlilik tespit etmişti. Sonra, 2007 yılında CRIIRAD, maden şehri olan Akokan’daki hastanenin yakınlarında tehlikeli düzeyde radyasyon seviyeleri ölçmüştü. Madenin işletmecisi AREVA da radyoaktif kirliliğin varlığını kabul etmişti. Eylül 2009’da AREVA, CRIIRAD’a bir temizliğin yapıldığı ve artık sokakların güvenli olduğunun garantisini vermişti. Hepimiz bunun doğru olmasını isterdik, ancak ne yazık ki bu bir yalan. Akokan sokaklarında hala radyoaktivite bulunuyor. Greenpeace’in bulguları AREVA’nın garantisini geçersiz kıldı. Greenpeace, bölgede, radyasyon seviyesini normal düzeyinin 500 katı fazla olarak ölçtü. Bu da nükleer enerjinin gizli maliyetlerinden biri: insanlar, radyasyona maruz kalıyorlar. Akoka'daki insanların kanser olma riskinin ne kadar büyük olduğunu bilmek için, doktor olmaya gerek yok...
İşte nükleer enerji, bu sömürüyü beraberinde getiriyor. Fransa'daki nükleer santrallerin çalışması için Fransa, Nijer'deki uranyuma ihtiyaç duyuyor. Ve bu bağımlılık nedeniyle uranyumu her ne pahasına olursa olsun çıkarıyor. Bu durum yalnızca Nijer'e özgü de değil. Siz bir uranyum madeninin yakınında oturmak ister miydiniz? Ülkemizde radyoaktivite, başka ülkelerde bizi lanetleyen bir sömürü istemiyorsanız siz de www.ilovenuclear.org adresşne gidin ve bir radyoaktivist olun.

Çin, yeni bir gıda skandalına sahne oldu. 2008'de sekiz çocuğun süte katılan kimyasal madde melaminden ölmesinin üstünden yalnızca bir yıl geçti. Bundan tam bir yıl sonra, Şangay'daki başka bir şirketin ürettiği sütlerde 'aşırı yüksek seviyede melamin bulunması nedeniyle', fabrikanın kapatıldığı açıklandı. Melamin koyma sebepleri, protein oranını daha fazla gibi göstermek. Çin'de bu çok yaygın. Geçtiğimiz yıl yüzbinlerce insan, melaminli süt ürünlerinden zehirlendi. Sebep ise, gıda endüstrisine yönelik güçlü yaptırımların olmaması ve kontrollerin zamanında yapılmaması. Gıda güvenliği, ne yazık ki yalnızca GDO'lu ürünlerle ilgili değil, doğal olduğunu düşündüğümüz ürünlerle de ilgili bir sorun. Çözüm ise, gıda güvenliğine dair yasaların ve denetimlerin sıkılaştırılmasından geçiyor. Belki en güvenlisi organik sertifikalı ekolojik ürünler satın almak.
ŞUBAT
Amerika Vermont'ta bulunan Yankee Nükleer Santrali, ülkenin en eski nükleer santrallerinden biri, tam 38 yaşında. 650 MW kapasitesi ve sadece 650 çalışanı ile eyaletin elektrik ihtiyacının üçte birini sağlıyor. Yankee, güvenli – temiz – güvenilir gibi üç kavramı kendine slogan edinmiş ancak santrale atfedilen bu sıfatların doğru olmadığı her fırsatta ortaya çıktı. Federal Nükleer Enerji Düzenleme Komisyonu, 2005'ten bu yana santralde ciddi radyoaktif tritium sızıntısı olduğunu açıkladı. Komisyon, Yankee santrali dışında 104 nükleer santralin de ömrünü tamamlamak üzere olduğunu belirtti. Üstelik Komisyon, bunların 27 tanesinde de tritium sızıntısı tespit etti. Yankee'de 2007'de ve 2008'de iki kez soğutucu kuleler çöktü. 2009'da santralden üç kez uzun süreli sızıntılar olduğu belirlendi. Sızıntıda, kansere yol açtığı kanıtlanmış tritium maddesinin, su boruları aracılığıyla çevredeki su kaynaklarına yayıldığı belirlendi. Daha da ilginci, bu durum kanıtlanana dek santralin sahibi Entergy Corp yetkililerinin, santrale su borusu olmadığını iddia etmesiydi.
Tüm bu tehlikelerin ve yalanların ardından, iki gün önce Vermont eyaleti yetkilileri santrali kapatmaya karar verdiklerini açıkladılar. Amerika'da 40 yıllık ömrünü tamamlayan santrallerle ilgili, genellikle ömürlerini 20 yıl daha uzatma kararı veriliyor. Ve inanılmaz maliyetlerle santrallerin ömrü uzatılmaya çalışılıyor. Ancak Vermont Senatosu'nun en önemli ismi Peter Shumlin, Yankee'de böyle bir kararı reddedeceklerini açıkladı. Obama'nın nükleer rönesans hayalleri de, böylece geri çevrilmiş oluyor.
Siz de nükleer rönesansın bir masal olduğunu düşünüyor ve Türkiye bu masala alet olmasın diyorsanız, http://nukleer.greenpeace.org adresine girin, sesinizi duyurun.

Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Türkiye'nin en büyük dördüncü gölü olan Eğirdir Gölü için önemli projeleri olduğunu söyledi. Bakan Eroğlu, göl çevresindeki yerleşim alanlarını ekolojik köy haline getirmeyi düşündüklerini belirtti. Konuyla ilgili olarak TÜBİTAK’la da bir protokol imzaladıklarını söyledi. Eğer proje hayata geçirilebilirse, bu yıl içinde tamamlanması bekleniyor. “Yavaş şehir” ünvanını alan Seferihisar’ın ardından bir de ekolojik köyler ağına sahip olabiliriz, ancak bunun devlet eliyle ve TÜBİTAK’la yapılması ilginç, umuyorum Buğday Ekolojik Yaşam Derneği gibi sivil toplum kuruluşları bu çalışmaların ortağıdır.

Büyük şirketlerin çevreye verdikleri zararı ödemeleri gerektiği yönünde tüm dünyada politik baskılar artıyor. Büyük şirketlerin çevre üstündeki etkilerini ve bu etkilerin nasıl bertaraf edilebileceğini gösteren yeni bir BM araştırması, bu konuda harekete geçilmesi için ilk adım olacak. Önemli bir başka araştırmanın sonuçları ise, BM Özel Danışmanı Pavan Sukhdev'in yürüttüğü Ekosistemler ve Biyoçeşitliliğin Ekonomisi adıyla 2010 sonunda yayımlanacak. Sukhdev, şirketlerin çevreye verdikleri zarar önlenmezse, 2050'ye dek küresel ekonominin ciddi bir krizle %7 oranında küçüleceğini söyledi. Birleşik Krallık Çevre Genel Sekreteri Hilary Benn, politik liderlerin yalnızca iklim değişikliğine neden olmaya değil biyoçeşitliliğe zarar vermeye de bir yaptırım uygulanması gerektiğini söylemişti.

2009'da çevreye en çok zarar veren sektörün altyapı hizmetleri olduğu belirlendi. Bu alandan kaynaklanan zararın 400 milyar dolar olduğu belirtildi. Bunun büyük kısmından karbondioksit ve diğer sera gazları sorumlu. Nükleer atıklar, asit yağmurları, fabrika bacalarından çıkan dumanlar ve sudaki metal kirliliği de, bu alanda çevreye zarar veren diğer ciddi başlıklar. Altyapı hizmetlerini 300 milyar dolarlık maliyetle madencilik, ormancılık ve kimyasal şirketler gibi hammadde üreten şirketler takip ediyor. Araba, yiyecek, içecek ve oyuncak şirketleri gibi tüketim maddeleri üreten şirketler de 290 milyar dolarla üçüncü sırada. Çevreye en az zarar veren sektörler ise iletişim, sağlık, teknoloji ve finans. Her birinin çevreye verdiği yıllık zarar 25 milyar doların altında. Bütün bu zararların toplamının neden olduğu kayıplar düşünüldüğünde ekonomik sistemimizin bize yarardan çok zarar getirdiği aşikâr, o zaman ekonomiyi yeniden yapılandırmak üzere neden büyük bir gayretin olmadığını anlamak mümkün değil.

Kanada Nükleer Güvenlik Komisyonu CNSC, Kanada Ontario'daki Bruce nükleer santralinde çalışan 217 kişinin Kasım sonundaki bir kazada radyoaktiviteye maruz kaldığını açıkladı. Kanada'da bugüne kadar bu kadar çok insanı etkileyen başka bir olay yaşanmamıştı. Demek ki, nükleer santraller ne kadar yeni olurlarsa olsunlar, tüm güvenlik açıklarını kapatmak mümkün olmuyor. Ve insanlar bu nedenle sağlıklarını kaybediyorlar. CNSC, işçilerin alfa adı verilen radyoaktivite türüne maruz kaldıklarını belirtti. Alfa, radyasyonun ciddi anlamda tehlikeli bir çeşidi. Belirli bir ölçünün üstünde alındığı zaman kansere yol açıyor. CNSC, ölçümlerde güvenli sınırın aşıldığını gözlemlediklerini açıkladı.
Bu kadar ciddi bir kazaya rağmen, Ontario, nükleer inadından vazgeçmiyor. Kanadalı Ontario Enerji Şirketi, Pickering nükleer santralini 10 yıl daha işler durumda tutabilmek için 300 milyon dolar harcayacaklarını açıkladı. Şirket, maliyetin çok yüksek olduğunun farkında olduklarını da söyledi. Ülkedeki çevre kuruluşları, Ontario'nun nihayet doğruyu söylediğinin altını çizdiler. Yani onlar da nükleer enerjinin pahalı olduğunu biliyorlar.

Sera gazı salımını azaltacağını açıklayan ancak hedefleri gülünç derecede düşük tutan ülker arasında ABD de vardı. ABD, yenilenebilir enerjilere yöneleceğini de söylemişti. Ancak Obama, bu hafta hatalı bir enerji politikası izlediğini ortaya koydu. ABD, nükleer santraller için 8.3 milyar dolar devlet desteği sağlayacaklarını açıkladı. Yani, başka bir deyişle nükleer lobi ABD vatandaşlarının vergisini kendi cebine indirecek. Devletin sağlayacağı bu teşvikle, Georgia'da iki nükleer reaktör inşa edilmesi söz konusu, üstelik inşaatı da yıllar alacak ve söküm maliyetleri halka yüklenecek. Halbuki bu teşvikler yenilenebilir enerjiye verilse çarpan etkisi yapar ve bize doğa ile dost bir gelecek hazırlamakta umut verebilirdi.
Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu geçtiğimiz hafta Gaziantep’te nükleer enerjiye dair görüşlerini ‘açıkca’ dile getirdi. Eroğlu önce nükleer enerjinin çevreci olduğunu iddia etti. Hatta daha da ötesinde bu enerji kaynağının temiz olarak bilindiğini söyledi. Ancak Eroğlu sözlerine devam ettikçe oldukça tutarsız bir tablo çizdi. Birkaç dakika önce nükleer enerjinin çevreciliğinden ve temizliğinden dem vuran sayın Bakan ‘Biz sanki nükleer enerji tesisi kurmasak nükleer serpinti ve kazalardan korunacak mıyız’ diye sordu.. Eroğlu, böylece nükleer enerjinin tehlikelerini farkında olmadan itiraf etti. Enerji Bakanlığı’nın kendi verilerine göre planlanan enerji yatırımlarımızın hemen hemen yarısını yapacağımız iki nükleer santralden toplam enerji ihtiyacımızın %4'ünü karşılayacağız. Bu arada Bakanlık enerji açığımızı daha fazla doğalgaz, ithal kömür ve petrol alımı yaparak karşılamayı hedefliyor. Peki Yenilenebilir Enerji Kanunu’nu TBMM’de görüşüleceği gün geri çektirerek bu tablonun değişmesini engelleyen ve kirli enerji kaynaklarına mahkum olmamıza sebep olanlar kimler? Bunun araştırmasını sevgili dinleyicilere bırakıyorum… araştırırken yolunuz düşerse sizleri http://nukleer.greenpeace.org adresine bekliyoruz, nükleere karşı harekete geçmek için imza atmaya çağırıyoruz.

British Airways ve ABD biyoenerji şirketi Solena, Avrupa’nın ilk yeşil yakıt santralini Londra’ya inşa etmek üzere anlaştı. Proje, 2014 yılında tamamlanacak. Fabrika tamamlandığı zaman, yılda 500 bin ton atığı 16 milyon gallon karbon-nötr havacılık yakıtına dönüştürecek. Yani günlerdir bahsettiğimiz ve milyonlarca insanın aç kalmasına neden olan tarımsal alanlardan biyoyakıt elde etme süreci, burada uygulanmayacak. Dönüştürülecek atıklar, hem evlerden hem de sanayiden çıkan atıklar olacak. Bu yöntem, geleneksel yöntemden, yani uçak yakıtı olarak kullanılan kerosenden %95 daha az karbon salımına neden olacak. Bu karbon salım oranı da, 48 bin arabanın trafikten çekilmesiyle eşdeğer.
İngiltere, evsel atıklardan araç yakıtı konusunda öncü olacak gibi görünüyor. Yalnızca British Airways değil, Stagecoach adlı bir otobüs firması da bir çeşit kızartma yağına geri gönüşüm uygulayarak üretilen yakıtı kullanıyor. Şirket, tüm yakıtın çöpten üretilmesine özellikle dikkat ediyor. Yani yakıt için özellikle yetiştirilen tohumları kullanmıyor. Şirket, bünyesindeki 7000 otobüsü de yeşil yakıtla işletmek istiyor. Ancak bunun için yeşil yakıt üretilen tesislerin yaygınlaşması gerekiyor. Bu çabaları alkışlarken, yine de hatırlatmakta fayda var, hızla tüketim artarken tüketime yetişemezse bu çabalar sadece sonu biraz geciktiriyor, ve çözüm olmaktan uzak.

Obama, ABD’de iklim değişikliğiyle ilgili çalışacak ve rapor hazırlayacak yeni bir federal kurum kurulmasına karar Verdi. Kurum, Milli Hava ve Okyanus Ajansı NOAA ile koordinasyon içinde çalışacak. NOAA yetkilileri, beğensek de beğenmesek de, inansak da inanmasak da iklim değişikliğinin var olduğunu ve çok ciddi bir tehdit olduğunu dile getirdi. NOAA, 2000-2009’un en yüksek sıcaklıkların kaydedildiği yıllar olduğunu açıklamıştı. Türkiye’de de, sivil toplum kuruluşlarından üyelerin, bilim insanları ve akademisyenlerden oluşan bir iklim değişikliği kurulu oluşturulmalı. Enerji planları, bu kurulun önerilerine dayanarak yapılmalı. Şu andaki iklm değişikliği koordinasyon kurulu dişe dokunur hiçbir iş yapmadı ve sonuç üretmek konusunda işe yaramıyor. Bakanlık hâlâ iklim değişikliği ile kaybedeceğimiz ağaçlandırma projeleriyle övünüyor.

Hasankeyf'i sular altında bırakacak projeden desteğini çeken Almanya, Avusturya ve İsviçre'nin ardından şimdi de Avrupa Parlamentosu da Hasankeyf’in yok olmaması için çağrıda bulundu. Yeni yayımlanan Türkiye İlerleme Raporu, Ilısu Barajı projesiyle ilgili tüm faaliyetlerin derhal durdurulması gerektiğini söylüyor. Ilısu Barajı'nı finanse etmeyi planlayan Avrupalı kredi kuruluşları ile yapılan anlaşmaya göre; kredinin sağlanabilmesi için Çevre ve Orman Bakanlığı'nın, biyolojik çeşitlilik ve kültürel miras ile ilgili konularda önceden anlaşılan 153 şartı yerine getirmesi gerekiyordu. Şartların yerine getirilmemesi nedeniyle Almanya, Avusturya ve İsviçre projeye olan kredi garanti desteğini geri dönüşsüz olarak 2009 yılının Temmuz ayında geri çekti. Sivil toplum kuruluşları da, hükümetten baraj projesinden vazgeçmesi, Hasankeyf ve Dicle Vadisi'ni UNESCO Doğal ve Kültürel Miras listesine dahil etmesini talep ediyor. Bir alanın Dünya Mirası Listesi'ne alınması için UNESCO tarafından belirlenmiş 10 kriter mevcut. Bir yer, 10 kriterden bir tanesini bile karşılasa listeye dahil edilme imkanı buluyor. Hasankeyf ve içinde bulunduğu Dicle Vadisi ise 10 kriterin 9'unu karşılıyor.

Fransız nükleer şirketi Areva’nın Amerika, Kaliforniya merkezli bir güneş enerjisi şirketini satın aldığı açıklandı. Yoğunlaştırılmış güneş enerjisi üreten Ausra şirketi 2006 yılında kurulmuş yeni bir şirket.
Ausra CEO’su Robert Fishmann kendi teknolojilerinin Areva ile birleşmesi ile artık güneş enerjisi pazarına girmek için tüm gereklilikleri tamamladıklarını bildirdi. 75.000’den fazla çalışanı ve yıllık $11.6 milyar dolar geliri olan Areva, 2012’de satışlarının 1.4 milyar dolarını yenilenebilir enerjiden sağlamayı hedefliyor. Nükleer Areva dahi artık nükleerin eski ve modası geçmiş bir teknoloji olduğunu biliyor. Bu nedenle herkesin yöneldiği gibi yenilenebilir enerjilere yönelmeye çalışıyor.
Siz de yenilenebilir enerji ve enerji verimliliğinin nükleer enerjiyi gereksiz kıldığını düşünüyor musunuz? O zaman http://nukleer.greenpeace.org adresine girin, nükleerin gereksiz, kirli, eski ve tehlikeli bir teknoloji olduğunu düşünen 1 milyon kişiden biri de siz olun.

Hindistan Çevre Bakanı Jairam Ramesh, Genetiği Değiştirilmis Brinjalin yani Hindistan’a özgü bir patlıcan’ın güvenli olduğunu kesinleştirmek açısından daha ileri çalışma yapmak gerektiğini açıkladı. Hindistan'da GDO’lu patlıcan deneme ekimleri, 2008 yılından bu yana sürüyordu. 2009 yılında da hükümete bağlı bilim insanları, Genetiği Değiştirilmiş yani GDO’lu patlıcana onay vermişti. Ancak tüm ülke halkı, bu tehlikeye karşı harekete geçti. Eylemler yapıldı. Medyada en çok tartışılan konu GDO’lu ürünler oldu. Halkın bu kadar karşı olduğu bir şeye hükümetin “Evet” demesi tabii ki mümkün değildi. Bu nedenle, Çevre Bakanı Ramesh, Hindistan’da GDO’lu sebze yetiştirilmesini süresiz olarak askıya aldı. Ramesh, toplumun isteğine karşı gelinmemesi gerektiğini söyledi.
Hindistan, dünyanın en büyük patlıcan üreticisi. Ülkede 4000 çeşit patlıcan üretiliyor. GDO’lu brinjali ise Amerikan çok uluslu Monsanto şirketinin ortağı Hint tohum şirketi Mahyco geliştirmiş. Mahyco genetik yapısı değiştirilmiş bu ürünün, bitki zararlılarına karşı daha dayanıklı olduğunu savunuyor. Ancak doğal beslenmek isteyen halk, sadece şirketler için karlı diye saglik riskleri taşıyan GDO’lu besin yemeyi reddediyor. Monsanto hisselerinin değeri düştü! Türkiye’de de Tarım ve Köyişleri Bakanı’nın GDO’lu ürünlerin Türkiye’ye girişine acilen “Dur” demesi gerekiyor. Biz yeteri kadar sesimizi duyurabilirsek, bizim çağrımıza, hiçbir hükümetin karşı durması mümkün değil.

Demiryolları, havayolları ve turizm acentaları sahibi Virgin grup’un başındaki isim olan Richard Branson, önümüzdeki 5 yıl içinde çok ciddi bir petrol krizi yaşanabileceğini açıkladı. Bu gerçekliği hükümetlerin de reddettiğini belirtti. Bunun nedenini ise ExxonMobil ve BP gibi büyük petrol şirketlerine yakınlık olarak gösterdi. Uluslararası Enerji Kurumu IEA, daha once, günlük çıkarılan petrolün 2005-2030 yılları arasında sürekli olarak artarak 2030 yılında günde 120 milyon varile ulaşacağını açıklamıştı. Ancak bu rakam IEA’nın kararıyla once 116 milyona, geçen yıl ise 105 milyona kadar düştü. Yalnızca bu farklılık bile IEA’nın artık fosil yakıtlardan hayır gelmeyeceğini bildiğini gösteriyor sanki...
The Independent gazetesinde yayınlanan bir makalenin de değindiği nokta aslında tam olarak bu. Makalede, ABD’deki Atlas Ekonomik Araştırma Vakfı ve İngiltere’deki Uluslararası Politika Ağı gibi iklim değişimi karşıtı düşünce kuruluşlarının, dünyanın en büyük petrol şirketi ExxonMobil’den yüz binlerce sterlinlik yardım aldığı belirtiliyor. Yazıya göre, iki kuruluş da iklim değişikliği fikrine karşı çıkan bilim insanlarını bir araya getirdiği uluslararası toplantılar düzenliyor. Yani, ExxonMobil iklim değişiminin insandan kaynaklanmadığını kanıtlama çabalarında, perde arkasındaki en önemli unsurlardan biri.

Greenpeace’in TBMM’deki nükleer karşıtı eylemleri devam ediyor. AKP’nin Meclis’teki Grup Toplantısı’na giren Greenpeace eylemcileri, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşması sırasında ardarda açtığı pankartla, hükümetin nükleer santral planlarını protesto etti. “Mersin Sinop Nükleer İstemiyor” yazılı pankartlar açan eylemciler, Başbakan Erdoğan’ın konuşmasını kesmesine neden oldu. Sinirlendiği gözlenen Başbakan Erdoğan, eylemi görüntülemek isteyen basın mensuplarına da çıkıştı. Eylemciler güvenlik güçlerince gözaltına alınırken, oturum bir süre durdu. Greenpeace, Başbakan Erdoğan’ın Rusya ziyareti sırasında imzalanan anlaşmanın ne Türkiye Cumhuriyeti ne de AB yasalarına uygun olmadığını söylüyor. Buna rağmen nükleer santral anlaşmasının detayları ile ilgili açıklama yapmaktan kaçınan hükümet ise Mersin ve Sinop'ta yaşayan halkın, nükleer enerjiye yönelik tepkilerine de kulak tıkamaya devam ediyor. Üstelik, anlaşmanın dolaylı yoldan bir şirkete çıkar sağlayacağı iddiaları durumu daha da vahim kılıyor. Hükümetin bugüne kadar uyguladığı enerji politikaları ve nükleer enerjideki ısrarı nedeniyle, enerji kaynaklarında diğer ülkelere ve fosil yakıtlara olan bağımlılığımızdan kurtulamadık. Yapımı yedi yıl ila on yıl gibi uzun sürecek olan nükleer reaktörlerin maliyetleri ve enerji kaynaklarındaki payı da düşünüldüğünde, Türkiye daha büyük bir çıkmaza sürükleniyor.
Greenpeace’in Kasım ayında yayımladığı Enerji Devrimi Senaryosu, sürdürülebilir kalkınmamızı aynı seviyede devam ettirmek için nükleer enerjiye ve kirli fosil yakıtlara ihtiyaç duymadığımızı gösteriyor. Enerji [D]evrimi senaryosunda, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği politikaları ön planda. Senaryoda, kişi başına salımlar 1,1 tona düşürülüyor ve maliyetlerde kısa vadede küçük bir artışın ardından 2 sent daha ucuz bir ortalama maliyetle elektrik üretiliyor.
Kirli, tehlikeli ve pahalı olduğu kanıtlanmış nükleer enerjinin Türkiye’de kullanılmasını istemeyen, hükümetin nükleer enerji planlarından bir an önce vazgeçmesini talep eden, aralarında sanatçıların da bulunduğu 1 milyon radyoaktivist http://nukleer.greenpeace.org adresinde biraraya geliyor.

Her yıl binlerce ton çöp denizlere dökülüyor. Spiegel dergisinin ulaştığı gizli bir hükümet raporu, BM ve AB'nin okyanusları korumakta başarısız olduklarını gösteriyor. Her yıl, 20 bin ton atık Kuzey Buz Denizi'ne atılıyor. Bu atıkların sorumlusu çoğunlukla gemiler ve balıkçılık endüstrisi. Bu kirlilik hem ekolojik ve ekonomik problemlere yok açıyor, hem de deniz yaşamı için geri çevrilemez zararlara yol açıyor. Denize atılan atıkların en tehlikelileri ise plastikler. Deniz canlıları, plastik parçacıklarını yuttuklarında zehirlenerek ölüyorlar. Geçen yıl Berlin Charite Üniversite Hastanesi'nin yaptığı araştırmaya göre, plastik partiküller, vücudun hormonal dengesini altüst ediyor. Başka bir araştırmaya göreyse, Kuzey Buz Denizi'nin çevresinde yaşayan ve balıkla beslenen kuşların %80'inin ağzında plastik parçaları bulundu. Aldığımız her iki nefesten biri okyanuslardan geliyor.

Japon teknoloji şirketi Fujitsu, sebep olduğu 15 milyon ton sera gazı salımını 2012 yılı sonuna kadar önleyeceğini açıkladı. Şirket, Çevreci Bilişim teknolojileri yatırımlarına hız vereceğini duyurdu. Fujitsu, yenilikçi teknolojilere yaptığı yatırımlar ile 2007-2010 arasındaki dört yıllık dönemde de karbondiyoksit salımını 7 milyon ton azaltmıştı.

Son araştırmalardan elde edilen rakamlar, rüzgar enerjisinin 2009'da hızla yükseldiğini kanıtlıyor. 2009'da tüm dünyada 37 bin 500 MW'lık rüzgar türbini kuruldu. Bu enerji miktarı, 23 adet nükleer reaktörün üretebileceği enerji miktarına eşdeğer. Bir yılda kurulu rüzgar enerjisi, %31 arttı. Dünyanın en büyük iki rüzgar enerjisi şirketinden biri olan Gwec'e göre, rüzgar santralleri 500 bin kişiye istihdam sağlıyor. Ayrıca kurulu rüzgar enerjisi, kirli enerjilerin bir yılda atmosfere salacağı 204 milyon ton karbon diyoksitin salınmasına engel oluyor. Çin, sera gazı salımında başı çeken ülkelerden olmasına rağmen, tüm dünyada kurulu rüzgar enerjisinin 1/3'üne sahip. 2020'den önce ise 150 bin MW kurulu rüzgar enerjisine sahip olmak istiyor. Avrupa'da rüzgar enerjisi sektörü 2009'da %23 oranında büyüdü.

Brezilya Çevre Bakanlığı, dünyanın en büyük üçüncü hidroelektrik santrali için lisans verdi. Ne yazık ki, santral, Amazon Yağmurormanları'nın ortasına kurulacak. 17 milyar dolarlık proje, hem Yağmurormanları'na, hem de yerlilerin hayatlarına çok büyük zararlar verecek. Çevre Bakanı Carlos Minc, bu santrale verilen iznin, Bakanlık dönemindeki en çelişkili karar olduğunu söyledi. Belo Monte adı verilen proje, 250 kilometre karelik alanı sular altında bırakacak. Şarkıcı ve çevre aktivisti Sting, Kasım ayında Brezilya'ya giderek, projeden vazgeçilmesi çağrısında bulunmuştu. Çünkü, bölge yerlisi Kayapo halkı, yüzyıllardır sular altında kalması beklenen bölgede yaşıyor. Hükümet, barajın vereceği zararın son derece farkında. Ihaleyi kazanan grup, tüm ülkede parklar oluşturmak, ormanların durumunun takip edilmesine yardımcı olmak ve barajın zarar vereceği gruplara finansal destek sağlamak için 800 milyon dolar harcayacağına söz verdi. Giden parayla geri gelmez. Hasankeyf'i sular altında bırakarak, Brezilya'nın yaptığı hatanın aynısını yapma yolunda ilerliyoruz! Başkaları “dam”dan atlıyor, bizde atlarız diyenleri bıraktım, atlarken bizi de sürüklüyorlar “dam”dan aşağı.

Hidroelektrik santraller, kısa ismiyle HES'ler, Türkiye'nin doğasını tehdit ediyor. Hükümet, Türkiye'de tam 1601 adet HES projesini hayata geçirmeyi planlıyor. Neyse ki mahkemeler, bu planların ne kadar tehlikeli olduğunun farkında. Gezegenin geleceğini düşünenlerin son mutluluğu, Rize İdare Mahkemesi'nin Fındıklı'da yapılması planlanan iki HES projesini durdurması oldu. Üstelik mahkeme, iki önemli gerekçe sundu. Santrallere onay verilmesini sağlayan Çevresel Etki Değerlendirme, yani ÇED raporları, yalnızca bir prosedür gibi görülüyor, gerçekleri yansıtmıyor. Diğer gerekçe ise, havza planlaması yapılmadan HES planlaması yapılmasının kabul edilemez olması. Bu karar, yapılması planlanan 1600 proje için de emsal karar olabilir. Yürütmesi durdurulan projenin, birinci derecede doğal sit alanı olan Abu Çağlayan Deresi üzerine kurulması planlanıyordu. Umarız, hukuki kararlar, devletin, Türkiye'nin en güzel yerlerinde doğayı kısa zamanda yok edecek HES planlarından vazgeçmesine yardımcı olur.

Belki Kepco’yu, yani Türkiye’de de nükleer santral inşa etmek isteyen Koreli enerji şirketini hatırlarsınız. Kepco’dan yapılan açıklamaya göre, Filipinler’deki Bataan Nükleer Santrali’nin yenilenmesi için tam 1 milyar dolar gerekiyor. Greenpeace Kampanya Direktörü Mark Q. Dia, bir tek nükleer santrale yatırılacak bu paranın yenilenebilir enerjilere yatırılması gerektiğini hatırlattı. Nükleer santralin inşaatı yalnızca para değil, zaman da kaybettiriyor. Bataan Nükleer Santrali’nin tamiratı tamamlanana kadar geçecek sure 15 yıl. Oysa ki rüzgar ve güneş enerjisinden yararlanmaya başlamak yalnızca birkaç ay sürüyor.
Üstelik nükleer inat, çevreyi hızla kirletmeye devam ediyor. Fransa’dan Sibirya’ya nükleer atık taşınmasına daha once Greenpeace defalarca eylem yapmıştı. Son eylemini gerçekleştirdiği nükleer atık grubu da ne yazık ki Rusya’ya ulaştı. 650 ton uranyum, Sibirya’da açık havada depolanmak üzere Saint Petersburg’a getirildi.

İngiltere’de, “yerel enerji devrimi” başlıyor. Ülkenin iklim değişikliği genel sekreteri Ed Miliband, bir sonraki parlamento toplantısında konuyla ilgili yasama faaliyetine başlanmasını talep etti. Buna göre, ülkede yerel meclisler, kendi başlarına ya da başka şirketlerle ortaklık halinde yenilenebilir enerji şirketleri kuracaklar. Böylece merkezi değil, yerel enerji üretimi de sağlanmış olacak. Yani enerji nerede üretilirse, orada tüketilecek. Böylece enerji verimliliği de arttırılmış olacak. Üstelik çok daha ucuza elde edilebilecek. Konseyler, Birleşik Krallığın karbon salımının yaklaşık %10’undan sorumlu. Çünkü okullar başta olmak üzere birçok kamusal alan, Konseylere ait. Yerel Yönetimler Birliği Başkanı Sir Jeremy Beecham, sebep oldukları sera gazı salımını azaltmak için bu yasanın çok önemli bir adım olduğunu söyledi. Türkiye’de de enerjinin merkezi üretiminden yerel üretime yönelsek ve yenilenebilir enerjilere devlet teşviki sağlansa, Türkiye’nin sera gazı salımı ve enerji maliyetleri ciddi ölçüde azalacaktır.

Denizlerle ilgili bir haber de Çanakkale’den. Çanakkale Atık Kabul ve Ayrıştırma Tesisi faaliyetini durdurdu. Liman yetkilileri, gerekçe olarak, ayrıştırma sonrası ellerinde kalan atıkların bertarafıyla ilgili beklenti içinde oldukları yönetmeliğin çıkmamasını ve zarar ettiklerini gösterdi. Türkiye'nin en büyük denizel kaynaklı atık toplama tesisi olan 11 bin 80 metreküp kapasiteli Atık Kabul ve Ayrıştırma Tesisi, Çanakkale Boğazı'ndan geçen gemilerden yılda 150 bin ton slop, sintine suyu, slaç, yağ ve çöp gibi atıkları alıyordu. Yönetmelik çıkınca, atıkların ayrıştırması sonucu ortaya çıkan atıklardan faydalanılması düşünülüyordu. Ama yönetmelik çıkmadı. Alınan atıkların ayrıştırdıktan sonra geriye kalanın bertaraf etmek için İZAYDAŞ'a gönderilmesi gerekiyordu. Ancak 2007’de bölgede yapılan kazılarda bunun yapılmadığı, geri kalan atıkların bölgeye gömüldüğü belirlenmişti. Bunun üstüne, liman işletmecileri, tüm liman faaliyetlerini durdurduklarını bildirmiş, ama 1.5 ay sonra yeniden faaliyete başlanmıştı. Atıklarla ilgili hukuki düzenlemeler ve sıkı denetimler yürürlüğe girmeden, böyle tesisler çevreye zarar vermeye devam edecek. Gerçek çözüm ise baştan atık oluşturmamak.


MART
Hint okyanusundan Yeni Zelanda’ya geçelim. İki büyük uluslararası parekende şirketi daha stokları tehlikede olan orange roughy balığı satışını durdurdu. Greenpeace, Yeni Zelanda hükümetini de orange roughy balığının avlanmasını yasaklaması konusunda uyardı. Yeni Zelanda Okyanus Kampanyası sorumlusu Karli Thomas, “Dünyanın geri kalanı sürdürülebilir olmayan deniz ürünlerine “hayır” derken neden hükümetin stokları sömürme konusunda ısrarcı davrandığını anlayamıyoruz” dedi. Dünyada bir çok satıcı orange roughy balığını satmayı reddediyor. Ama Yeni Zelanda’nın halen konuyla ilgili bir politikası yok.

Yeni Zelanda’da dan bir başka haberde hükümet, koruma altında olan bir bölgeyi madenciliğe açma planları yapıyor. Maden açma planlarını 500 kişi Meclis önünde güçlü ve renkli bir şekilde protesto etti. Maden planları yedibinellisekiz hektarlık paha biçilmez doğal alanın koruma altındaki statüsünü kaldırıyor. Doğa yok edilirken altından altın, gümüş, kömür ve diğer mineraller çıkarılacak. Forest and Bird, Greenpeace, Coromandel Watchdog ve Green MP’nin de katıldığı bu protesto Nelson man Joni Bridges tarafından, Facebook sitesini kullanarak düzenlendi. Göstericilerden bazıları doğal alanın sakinleri olan kiwi, kakariki ve puheko hayvanlarının kılığına büründüler.

Greenpeace dün Bangalore ve Amsterdam’daki Dell ofislerinin önünde, şirketin ürünlerinde zararlı kimyasal kullanımını bitirmesine yönelik protestolar düzenledi. Bu kimyasalların kullanımının 2009 yılına kadar aşamalı olarak sonlandırılacağı açıklanmıştı ama bu söz yerine getirilmedi. Bunun üzerine şirketin yeni hedefi olan 2011 yılında da bu sözünü yerine getireceğinden kuşku duyan Greenpeace, şirket CEO’su Michael Dell’in toplantı yaptığı esnada protestoları başlattı.

TBMM Madencilik Araştırma Komisyonu milletvekilleri Amasra'yı ziyaret etti. Amasralı çevreciler mesajlarını iletmek için örgütlendi. Bartın Halk Gazetesi'nin haberine göre heyetin kalacağı otelin önüne ve Amasra’nın caddelerine "SANTRALE HAYIR" flamaları asan Çevreciler Akarsu’nun heykeline de Santrale Hayır flaması astılar. Bu kentin muhtelif yerlerine asılan flamalarla, vekillere uzun zamandır Türkiye’nin her tarafından yükselen mesaj tekrar edildi. Türkiye’de santral istemiyoruz.

2007'de üretim lisansı alan Mersin'in Mut İlçesi yakınlarında yer alan 33 MW'lık Mersin Rüzgar Enerjisi Santrali'nin Mart 2010 itibarıyla enerji satışına resmen başladığı bildirildi. Santralin yılda asgari 120 milyon kWh enerji üretmesi ve 12 bin konutun elektrik ihtiyacını karşılaması bekleniyor. Açıklamada, gelecek üç yıllık dönemde enerji yatırımlarını büyütmeyi planlayan şirketin, toplam 1000 MW'lık portföy oluşturarak enerjiye yaklaşık 2 milyar dolarlık yatırım yapma hedefinde olduğu belirtildi. Devreye giren Mersin Rüzgar Enerjisi Santrali'ni, inşaatına başlanan 93 MW'lık Bandırma Şah RES ve 14 MW'lık Seferihisar Rüzgar Enerjisi Santrallerinin izleyeceği bildirildi. Hem enerjide bağımsızlık sağlayan hem de küresel iklim değişikliğini önleyen bu yatırımların daha da güçlenerek devam etmesi gezegenin geleceği için zorunlu.

Hükümetin Rusya ile Akkuyu için nükleer santral anlaşması yapmak amacıyla yürüttüğü süreçteki “Devlet Ortaklığı” yasalara aykırı görünüyor, sunduğu astronomik elektrik fiyatları ile de vatandaşı zarara uğratacak gibi. Türkiye’de elektrik üretim maliyeti 3,5 sent iken, Rusya ile pazarlıklar 12 sentlerde devam ediyor. Kapalı kapılar ardında nükleer santral anlaşması için gerçekleştirilen görüşmeler, bu kirli enerji kaynağının faturasını bize hissettirmeden ödetecekler görüntüsünü pekiştiriyor.
Bu nedenle Greenpeace, hükümetin kendi vatandaşlarına rağmen devam ettirdiği kirli nükleer enerji planlarını durdurmak ve çok değerli vergilerimizi gerçek çözüm olan yenilenebilir enerji kaynaklarına ve enerji verimliliği çözümlerine yatırılmasını sağlamak amacıyla, duyarlı herkesi nukleer.greenpeace.org adresine girip mücadeleye katılmaya davet ediyor.

Greenpeace, Kanada hükümetinin katranlı kumlardan petrol üretimi konusunda hiçbir adım atmadığı için, üretimin engellenmesine yönelik daha fazla kısa-dönemli eylemler düzenleyeceklerini açıkladı. Geçen yıl bu amaca yönelik bir çok eylemlerde bulunulmuştu. Kampanya sorumlusu Mike Hudema bu eylemlerin sadece bir şirkete yönelik olmaktan çok vilayetlere ve federal devletlere karşı olduğunu belirtti. Sanırım ileride bu tarz eylemleri daha sık göreceksiniz

Orangutanlara küçük bir mola... Greenpeace’in Çarşamba günkü raporunun ve eylemlerinin ardından Unilever’den sonra dünyanın en büyük gıda üreticilerinden biri olan Nestle de, Endonezya’daki yağmur ormanlarının yok edilmesiyle ilgili Sinar Mas şirketinden palmiye yağı almayı bıraktı. Daha önce İsviçre Nestle şirketi Sinar Mas’ı başka bir şirketle değiştirmişti. Nestle, yağmur ormanlarının yok edilmesini engellemek amacıyla bağlantılı oldukları tüm tedarik şirketlerini sorgulayacaklarını belirtti. Ancak bu Greenpeace taleplerini henüz karşılamıyor.

Bu arada Biyogüvenlik Kanunu Tasarısı, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaştı. Kanuna göre, GDO ve ürünlerinin bebek mamaları ve bebek formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılması, onay alınmaksızın piyasaya sürülmesi, GDO'lu bitki ve hayvanların üretimi yasaklanacak. GDO ve ürünlerinin; insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve biyolojik çeşitliliği tehdit etmesi, üreticinin, tüketicinin tercih hakkının ortadan kaldırılması, çevrenin ekolojik dengesinin ve ekosistemin bozulmasına neden olması, GDO ve ürünlerinin çevreye yayılma riski olması durumlarında başvurular reddedilecek. Maalesef yasa sivil toplumun yeterince katkısı alınmadan yasalaştı ve GDO’lu ürünlerin önünü başvurulara açıyor.

Bir haber de Los Angeles’dan. Dünyaca ünlü "Hollywood" yazısının üzerine, bölgede lüks konutlar inşa etmeyi planlayan şirketi engellemek için "Save the Peak" (Dağı Kurtarın) yazısı geçirildi. Los Angeles Belediyesi ve Trust For Public Land adlı kuruluş etrafında birleşen çevreci grup, bitişikteki tepeyi yapılaşmadan kurtarmak için para toplamaya çalışıyor. Grup, merkezi Chicago’da bulunan şirketten Cahuenga Tepesindeki yaklaşık 60 dönümlük araziyi satın almak için gerekli 12,5 milyon doların 7 milyon dolarını topladı. Kalan parayı toplamak için 14 Nisana kadar süresi bulunan çevreci grup daha önce California bölgesinde 1 milyon hektarı aşkın bölgeyi yapılaşmadan kurtarmıştı.

Greenpeace aktivistleri bir kere daha Prunerov II kömürlü termik santralinin 300 metre yüksekliğindeki bacasına tırmandı. Çevrecilere göre Prunerov santrali, Çek Cumhuriyeti’ndeki hava kirliliğinin en büyük sorumlusu. Protestonun sebebi, bugünkü basın bülteninde açıklandığı üzere santralin kapasitesinin arttırılmasıydı. Çek Cumhuriyeti Çevre Bakanı Jan Dusik bu nedenle geçen hafta istifa etmişti. Dusik hükümetten ayrılmasının sebebinin Prunov santralinin kapasitesinin arttırılmasının çevre üzerindeki etkisi konusunda kararsız kalması olarak açıkladı. Greenpeace enerji ve iklim kampanyası sorumlusu Jan Rovensky, kapasitenin arttırılmasından sorumlu CEZ şirketinin Prunerov’da herşeyi yapmaya muktedir olduğunu ve buna hükümet krizini tetiklemenin de dahil olduğunu söyledi. Çevre Bakanı Jan Dusik’i ilkeli kararından dolayı kutlar, darısı Türkiye’nin başına deriz.

Nestle, Greenpeace’in dünyadaki lider gıda üreticilerini Endonezya’lı şirketle ilişiğin kesilmesiyle ilgili protestolarının ardından Sinar Mas Grup ile anlaşmasını bitirdi. Nestle, Sinar Mas’ı kimliği bilinmeyen İsviçre menşeeli bir şirket olan Vevey ile değiştirdi. Greenpeace dün erken saatlerde yayınladığı raporda Sinar Mas’ın yağmur ormanlarını palmiye yağı üretimi için yasadışı bir şekilde yağmaladığını belirtti. Nestle’nin adımının yeterli olmadığı ve henüz Greenpeace taleplerini karşılamadığı açıklandı.
Unilever, dünyada ikinci büyük gıda üreticisi, Jakarta merkezli olan bu firmadan yağ teslimatlarını üç ay önce kesti. Greenpeace websitesinde Nestle’ye, bu hareketin Sinar Mas’ın Endonezya kanunlarına karşı geldiğini ve aynı zamanda şirketin uluslararası çevre komitesini görmezden geldiğinin bir kanıtı olduğunu yazdı. Son olarak Nestle dün tekrar 2015 yılına kadar sadece “sürdürülebilir palmiye yağı” kullanmaya söz verdi. Nestle kampanyası hakkında daha fazla bilgiiçin: http://www.greenpeace.org/international/campaigns/climate-change/kitkat

Bu sabah tüm Avrupa’da yaklaşık 100 aktivist, bazıları orangutan kıyafetleri içinde, Nestle’nin Birleşik Krallık, Almanya ve Hollanda’daki merkez ve fabrikalarında protestolarda bulundular. Bu şekilde Nestle yönetimine ve çalışanlarına, şirketin palmiye yağı kullanmasını durdurmaları için çağrıda bulundular.
Nestle bir çok ürününde palmiye yağı kullanıyor. Buna Kit Kat çikolatası da dahil. Palmiye yağı talebi o kadar arttı ki yağı satan şirketler Endonezya’daki yağmur ormanlarını yıkmaya başladılar. Bizim bu yağmur ormanlarına ihtiyacımız var. İklim üzerinde ve karbondioksit emiliminde ölümcül bir rol oynuyorlar. Yağı satan şirketler dünyamızın ciğerlerini kesmekle kalmayıp, Endonezya’yı Amerika Birleşik Devletler ve Çin’den sonra üçüncü en çok karbon yayan ülke durumuna getirmeye de hizmet ediyorlar. Şaşırtıcı gelebilir ancak ormanlari yok etmek karbon yayılımında bütün arabalardan, kamyonlardan, uçak ve diğer araçların hepsinden daha fazla rol oynuyor. Toplam salımın beşte biri. Ama hepsi bu değil. Ormanları yok etmek aynı zamanda orangutanların doğal ortamlarını yok ediyor. Bu şekilde hali hazırda türü tükenme tehlikesinde olan bu hayvanların sonunu hazırlıyoruz. Bu nedenle bir daha Kit Kat veya başka palm yağı içeren ürünler yemeden önce bir kez daha düşünmeliyiz.

Hazır İsrail’deyken buradan da haber verelim. Çevre Koruma Bakanı Erdan, İsrail’in sera gazı salımını 2020 yılına kadar %20 azaltacaklarını taahüt etti. Bakan Gilad Erdan İsrail’in İklim Değişikliği Kongresine ve Kyoto Protokolü’ne olan bağlılıklarını tekrar belirtti. Ayrıca “İsrail Hükümeti’nin Kopenhag Mütabakatı’na uyumlu olmak arzusunda olduklarını ve bu nedenle İsrail’in müzakereye katılacak ülkeler listesinde yer alması gerektiği açıklamasında bulundu. Bunlara ek olarak Bakan, karbondioksit salımının 2020 yılına kadar %20 azaltılması hedefinin, hükümetin vereceği iki karar ile başarılabileceğini belirtti: Birincisi, hükümetin elektrik üretiminde %10’unun yenilenebilir enerji kaynağından olması, ikincisinin de elektrik tüketiminin %20 azaltılması. İsrail hükümetinin bu sözlerini tutmasını ve Askhelon’daki kirli kömürlü termik santralden vazgeçmesini bekliyoruz.

Co-operative ve WWF'in birlikte hazırladıkları rapor, katranlı kumlar hakkındaki gerçeği, Greenpeace raporları ile birlikte, bir kez daha gözler önüne seriyor. Kanada, katranlı kumdan petrol üretmek için 2025'e dek tam 250 milyar pound harcayacak. Rapora göre, bu para, Sahara Çölü'nde güneş santrali kurmak ya da tüm Avrupa'nın elektrikli araçlara geçmesi gibi büyük projelere harcansa, Avrupa'nın karbon salımı sıfırlanabilirdi. Ayrıca aynı miktar, en az gelişmiş 50 ülkenin Birleşmiş Milletlerin yoksullukla mücadele ve sürdürülebilir kalkınma için koyduğu Milenyum Gelişim Hedefleri'ne ulaşmasını da sağlayabilirdi. Ancak Kanada, katranlı kumdan petrol üretmekle ilgili insanlık suçu sayılacak hedefler belirlemiş durumda. İlk hedef 2025'te günde 4 milyon varil petrol üretmek. Şu anda bu miktar 1,3 milyon varil. Kanada hükümeti, BP ve Shell'in sözü yerine, halkın sözünü dinlese, gezegenin geleceğini değiştirebilir, ancak şu anda gelecek kuşakların yaşam hakkını elinden almakla meşgul.

Daha önce bahsettiğimiz gibi, geçen hafta Greenpeace Mersin'deydi. Pazar günü, Mersin Nükleer Karşıtı Platform ve Greenpeace’in katkılarıyla düzenlenen Göksel konserinde Mersin’liler hükümetin nükleer santral planlarını protesto etti. Mersin, Barış Meydanı’nda halka açık düzenlenen Göksel konseri sırasında, izleyiciler, hükümetin Akkuyu için planladığı nükleer santral planlarını protesto etti. Mersinliler ‘Ampulünü Rüzgar ile Yak’, ‘AKP Nükleer AŞ’ ve ‘Erdoğan Suçlu Akkuyu Güçlü’ gibi pankartlarla hükümetin Rusya ile yaptığı işbirliği anlaşmasına karşı çıktı. Mersin Nükleer Karşıtı Platform Sözcüsü Sabahat Aslan, Akkuyu’nun bağlı olduğu Büyükeceli Belediye Başkanı Mehmet Kale, Akkuyu köylüsü Mehmet Amca ve Greenpeace eylemcisi Bahadır Çam, 34 yıldır devam eden bu mücadelenin hiçbir zaman sona ermeyeceğini belirttiler.
Geçtiğimiz aylarda Başbakan Erdoğan’ın Rusya ziyareti sırasında, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ve Rusya Başbakan Yardımcısı Igor Seçin arasında nükleer santral tesisi konusunda işbirliği ortak beyannamesi imzalanmıştı. Üstelik hükümet, kamuoyu ile hiçbir detayı paylaşmamıştı. Acaba bu imzalanan belgeler Nükleer Santral İhalesi Yasasına yönelik Danıştay kararını ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarını devre dışı bırakmayı mı hedefliyor? Bir açıklama gerekli.
Siz de http://nukleer.greenpeace.org adresine girerek bu gelişmeleri sorgulayanların arasına katılabilir, Göksel’in Mersin Nükleer Karşıtı Konseri’nin çekimlerini izleyebilirsiniz.

Tabii asıl gelişmeler Türkiye'de yaşandı... Sinop'ta yapılması öngörülen nükleer santral ile ilgili Türkiye ile Güney Kore arasında ikili işbirliğini geliştirmeye yönelik mutabakat zaptı imzalandı. Enerji Bakanı Taner Yıldız, Güney Koreli KEPCO ile nükleer santral yapımına ilişkin anlaşmayı 3-4 ay içinde belirli olgunluğa getirmeyi planladıklarını söyledi. Ayrıca Sinop'a başka ülkelerden teklif gelmesi halinde bunu da değerlendireceklerini belirtti. Hükümet ve Enerji Bakanı, nükleer inadından vazgeçmiyor gibi görünüyor. Oysa özellikle yerli halk, nükleer santrale karşı.

İşte Greenpeace, nükleere karşı yerel halkla hareket ederek Mersin’de, şehir merkezinde imza kampanyasına başlattı ve halk yoğun ilgi gösterdi. Greenpeace, Mersin Nükleer Karşıtı Platform ile birlikte kent merkezindeki Metropol İş Merkezi önünde bir basın açıklaması yaptı. Greenpeace’in kurduğu standda vatandaş imza atmak için sıraya girdi. Greenpeace Akdeniz ve Mersin Nükleer Karşıtı Platform bir hafta boyunca nükleer santralin beraberinde getireceği tehlikelere dikkat çekmek üzere Tarsus, Akkuyu ve Aydıncık gibi yörelerde yerel halk ve kurumlar tarafından düzenlenecek basın toplantısı ve miting gibi nükleer karşıtı faaliyetlere katılacak. İki kuruluşun gönüllüleri tüm hafta boyunca Mersin Metropol binası önünde imza toplamaya devam edecekler. Etkinlikler, 14 Mart Pazar günü, pop şarkıcısı Göksel’in de katılımıyla, Barış Meydanı’nda düzenlenecek olan nükleer karşıtı konser ile son bulacak.
Mersin Akkuyu, tam 35 yıldır nükleer korkusuyla yaşıyor. Beldeden bir yıl içinde 700 kişi göç etti. Böyle giderse, belediyenin feshedilmesi bile gündeme gelebilir. Bölgede yaşayanlar, göçün tek nedeninin bir nükleer santralin etrafında yaşama korkusu olduğunu her fırsatta dile getiriyorlar.
Greenpeace Enerji ve İklim Kampanyası sorumlusu Hilal Atıcı’nın da dediği gibi, Mersin’de yaşayan herkes nükleersiz, daha iyi bir geleceği hak ediyor. Başbakan Mersin halkının haklı talebine istediği kadar paçavra desin, biz Mersin’in Rusya’dan getirilecek Çernobil teknolojisi reaktörlerine veya herhangi bir başka santrale asla razı olmayacağını biliyoruz. Zaten nükleer santral karşıtı mücadele burada 20 yıldır devam ediyor. Artık, Erdoğan’ın yerel halkı dinlemesi gerekiyor. Siz de mücadelede yer almak istiyorsanız http://nukleer.greenpeace.org adresine girin, nükleere hayır diyen 1 milyon kişiden biri de siz olun!

Avrupa Komisyonu’nun geçen hafta GDO’lu patates ekimine izin vermesinin ardından, iki AB üye devletinden tepki geldi. Komisyon, ekime izin vermişti. Ancak her ülkenin kendi toprakları içinde ekime izin verme veya vermeme serbestisi var. Avusturya, bu patateslerin ekimini derhal yasaklayacaklarını açıkladı. Avusturya Sağlık Bakanı, bu tohumun ekimini yasaklayacak belgenin hazırlığına başladı bile. İtalya Tarım Bakanı ise, Komisyon’un kararından hiç hoşlanmadıklarını ve geleneksel tarım ile vatandaşlarının sağlığını gözetmeye devam edeceklerini bildirdi. Ünlü Alman kimyasal şirketi BASF’a ait GDO’lu patatesten önce, Avrupa’da ekimine izin verilen tek tohum, GDO devi Monsanto’ya ait MON 810’du. Bu arada Komisyon, GDO’lu başka üç tohumun Avrupa’da ekimine izin vermedi, fakat Avrupa pazarında satılmasına izin verdi.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli IPCC’nin 2007 tarihli raporunu güncelleyen yeni çalışması yayınlandı. Çalışma, iklim değişikliğinin insan aktiviteleri sonucu ortaya çıkan sera gazından kaynaklandığını bir kez daha ortaya koydu. Çalışmada, her kıtada, okyanus içi ve üstü sıcaklık ölçümleri yapıldı. Ayrıca daha önce yapılan 100 bilimsel çalışmadan da yararlanıldı. Sonuçlar, okyanusların ısındığını gösteriyor. Ayrıca buna bağlı olarak da, buharlaşma ve suyun tuzluluk oranının yıllar içinde arttığına işaret ediyor. Ayrıca, ortalama sıcaklıkların 1980’den bu yana en az 0.5 derece arttığı, her on yıllık sıcaklık artışının en az 0.2 olduğu da, çalışmanın sonuçları arasında.

Hükümet nükleer konusunda da nükleer lobinin değil halkın sesini dinlemeli. Eski, kirli, tehlikeli ve pahalı nükleer enerjinin doğamızı ve ekonomimizi yok etmesine izin vermeyin. Siz de http://nukleer.greenpeace.org adresine girerek, nükleer enerjiyi istemediğinizi hükümete duyurun.

Siz de küresel ısınmaya karşı hükümetlerin harekete geçmesi gerektiğini mi düşünüyorsunuz? Bu ancak yenilenebilir enerjilere gerekli yatırımın yapılması ve enerji verimliliği çözümlerine gerekli teşviklerin verilmesiyle mümkün olabilir. Nükleer enerji küresel ısınmanın önlenmesi önünde çok önemli bir engel, beraberinde pek çok tehlike getirecek bir tehdit. Siz de http://nukleer.greenpeace.org adresine girerek, nükleere karşı imzanızı atın, başkalarının da bu harekete katılmasını sağlayın.

Bu arada sizlere tekrar Dünya Saati’ni hatırlatmak istiyorum. Binlerce kişinin ve yüzlerce şirketin Dünya Saatine katılım bildirdiğini, 27 Mart, yani yarın 20:30’da başta İstanbul olmak üzere pek çok ilde ışıkların 1 saatliğine kapatılacağı etkinliğe sizle de katılabilir bu sembolik etkinlikle bu konudaki rahatsızlığınızı dışa vurabilirsiniz.


NİSAN
Petrol, yangın, kirlilik. Meksika körfezinde geçen salı meydana gelen patlama ve yangının ardından perşembe batan petrol platformundan çevreye yayılan kirliliğin, eğer ham petrol sızıntısı durdurulamazsa Amerikan tarihinin en kötü çevre felaketlerinden birisi olacağı bildirildi. Amerikan sahil güvenlik yetkilisi Tuğamiral Mary Landry, düzenlediği basın toplantısında, platformu işleten İngiliz petrol şirketi BP’nin sızıntıyı durdurmak için şimdiye kadar yürüttüğü çabaların başarılı olmadığını belirtti. New Orleans sahil güvenlik komutanı Landry, kazayı Alaska kıyılarında karaya oturan ve 1300 km mesafeye 40 milyon litreden fazla hampetrol yayılmasına neden olan Exxon Valdez tankerinin neden olduğu kaza ile kıyaslamayı reddederken, "Ama, eğer kuyuyu güvenliğe alamazsak, evet, bu Amerikan tarihinin en kötü deniz kirliliklerinden biri olacaktır" dedi. Platformu işleten BP’den yapılan açıklamada, yaklaşık 1,5 km derinlikten günde bin varil (159 bin litre) civarında ham petrolün sızdığı belirtilerek, bu sızıntıyı ve bir çevre felaketini önlemek için bölgeye filtre gemilerinin yanı sıra robot denizaltılar gönderildiği kaydedilmişti. Uydu görüntülerine göre, hızla yayılan petrol örtüsü 1550 km2 alana ulaşıyor ve Amerikan kıyılarını tehdit ediyor, ya okyanus ekosistemi? Yetkililer, buna karşın asıl kirliliğin deniz yüzeyinde ince bir tabaka halinde olduğunu belirtiyorlar.

Greenpeace aktivistleri dün Stockholm kentinde hükümetin sahip olduğu enerji şirketi Vattenfall’ın Yıllık Genel Toplantısı’na çalışanların binaya girmesini engellemeye çalışarak eylemde bulundu. Ayrıca çatıda kömüre ve nükleere yapılan yatırımları kınayan yüzde yüz yenilenebilir enerji yazan bir pankart da açmayı başardı. Vattenfall Avrupa’nın en büyük beşinci elektrik şirketi olması nedeniyle İsveç’in iklim değişikliğine karşı verdiği mücadelede en güçlü oyuncu olarak biliniyor. Ticaret Bakanı Olofsson enerji devrimini başlatmak için son 3 yılda hiç birşey yapmadı. Bununla beraber enerji teknolojisine yatırım yapmak yerine İsveç’te yeni nükleer santral riskleri alınmakta ve yurtdışında da kömür ocaklarına yatırım yapılmakta. Şirketin medya sözcüsü, iklim değişikliği konusunda Greenpeace‘le aynı fikirde olduklarını bununla beraber Avrupa’da yenilenebilir enerjiye en çok yatırım yapan şirketlerden biri olduklarını ama bazı şeyler için vakit gerektiğini belirtti. İklim değişikliğinin kimseyi beklemediğini hala anlamamakta direniyorlar. Siz de artık enerji devrimi olsun diyorsanız http://nukleer.greenpeace.org adresine girin ve nükleer santrallere karşı imzanızı atın!

Ulukışla’da siyanürlü altın madenciliği faaliyetleri yürüterek toprağın altını üstüne getirmeye çalışan maden şirketi, kendisini köylülerden korumak için 60’a yakın güvenlikçi işe aldı. Güvenlikçilerin ilk işi 22 Nisan 2010 sabahı itibariyla maden sahasına gelen toprağın koruyucuları olan köylülere saldırmak oldu. Bu şiddeti şiddetle değil, güçlü bir şekilde kınıyoruz.

ABD'nin Louisiana eyaleti açıklarında geçen hafta bir petrol platformunun patlaması dev bir çevre felaketi ile sonuçlandı. Meksika Körfezi'ne sızan petrolün temizlenmesine yönelik çalışmalar, kötü hava koşulları yüzünden askıya alındı. BP şirketinin petrol arama çalışmaları için kiraladığı "Deepwater Horizon" adlı platform, patlamanın ardından 36 saat yandıktan sonra sulara gömülmüştü. Şirket çok sayıda deniz ve hava aracının yanı sıra robot bir denizaltıyı da kullanarak sızıntıyı durdurmaya çalışıyor. Ancak BP'nin yaptığı hesaba göre halen günde 1000 varil petrol, Meksika Körfezi'ne akıyor. Körfezdeki dalgaların sızan petrolü bölgeden uzaklaştırması ve böylece petrolün kıyıya ulaşmaması umuluyor. Yetkililerin endişesi ise aksi takdirde bölgedeki plajların ve doğal yaşamın zarar görecek olması. Karadeniz kıyılarımızda arama çalışmalarına başlamak üzere böyle bir dev platform Istanbul Boğazından geçirilmişti. Petrol arama çalışmaları sürerken umuyoruz, bizim kıyılarımızda da benzer bir felaket gerçekleşmez. Güneş ve rüzgar enerjisine yatırım yapmak yerine hala Tabiat Ana’nın bağrındaki petrolü çekmeye devam ediyoruz. Nereye kadar?

Greenpeace, Norveç enerji devi Statoil’ü sosyal ağ kampanyası ile katran kumlarına olan yatırımın durdurulması konusunda etkilemeyi hedefliyor. Statoil şirketi, Boreal Ormanı’nın altında yatan katranı kumlardan petrol çıkarma projesinin en büyük yatırımcılarından biri. Norveç hükümeti projeyi desteklemeye devam ediyor fakat Danske Bankası’nın da dahil olduğu hissedarlar bu tartışmalı projeye karşı çıkıyorlar. Norveç'in devlet denetimindeki petrol şirketi Statoil, daha önce Kanada'nın Alberta eyaletinde 1.110 kilometrekarelik bir alanda katranlı kumlardan ağır petrol üreten North American Oil Sands'ı satın almıştı. Geleneksel olmayan yöntemlerle petrol üretme yeteneğini güçlendirerek kirli enerjide inat eden şirketi bir an önce hissedarlarını dinlemeye çağırıyoruz.

Şehir sokaklarının aydınlatılması konusunda devrim yaratabilecek bir deneye Fransa'nın Toulouse kentinde imza atılıyor. Yaya özel olarak hazırlanmış kaldırımda yürürken 50 vat kadar enerji üreterek, yerdeki minik lambaları ve sokak lambalarını yakabiliyor. Üstelik bunu yaparken en ufak çevre kirliliğine dahi yol açmıyor. Yayalar, kaldırıma döşenen 65x65 boyutlarındaki pleksiglas tabakalarına bastıklarında plakalar 1 cm kayıyor. Bu kayma hareketi ve adım atılırken ortaya çıkan minik sarsıntılar, jeneratör tarafından elektrik enerjisine çevriliyor, bu enerji de aydınlatmada kullanılıyor. Kaldırımdaki özel düzenek daha önce pistte dans eden insanların enerjisiyle üretilen elektrikle kısmen aydınlatılan gece kulübü projesinde de kullanılmıştı. Şirket; bu sistemi havalimanları, garlar ve ticaret merkezleri gibi kalabalık yerlerde öncelikle kurmayı tasarlıyor.

Dün sizlere yasalar ve kamuoyunun tepkisinin hiçe sayılarak Türkiye'nin dört bir yanında yapılmak istenen hidroelektrik santrallerin mahkemeler tarafından birer birer durdurulmaya başlandığı haberini vermiştik. HES haberleri üzerine Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Türkiye'nin yapımı planlanan hidroelektrik santrallerinin (HES) tamamlanması durumunda yılda 8 milyar dolar kazanacağını belirterek HES’leri savundu. Türkiye’de HES’lerin kurulmasını bir zaruret olarak nitelendiren Eroğlu, Türkiye’nin su fakiri olmamasına karşın sınırlı kaynakları olduğuna dikkati çekti. ve “HES’ler dünyada en masum, en ucuz, en çevreci, en iyi elektrik üretim sistemidir! " dedi. Veysel Bey, enerji bakanı mı? maliye bakanı mı? sulama bakanı mı yoksa çevre bakanı mı biran önce karar vermesi gerekiyor, çünkü Karadenizli’nin ve Doğa’nın bekleyecek vakti kalmadı.

Yasalar ve kamuoyunun tepkisi hiçe sayılarak Türkiye'nin dört bir yanında yapılmak istenen hidroelektrik santraller mahkemeler tarafından birer birer durduruluyor. Rize'nin Fındıklı ilçesinde bulunan Abu Çağlayan deresi ve Çayeli Senoz deresi üzerinde yapımı planlanan HES projelerine verilen emsal niteliğindeki yürütmeyi durdurma kararlarına peş peşe yenileri ekleniyor. Bu kararlarla, Türkiye'de yapımı planlanan 2 bine yakın HES projesinin büyük kısmının hukuk dışı olduğu anlaşılıyor. Şu ana kadar yirminin üzerinde regülatör ve HES projesi çeşitli aşamalarında durduruldu. Her bir HES projesi, kamu kaynaklarının kaybına, doğal mirasın tahribatına ve HES yapılan bölgelerde pek çok toplumsal soruna neden oluyor. Türkiye'nin su politikasının ivediklikle değiştirilmesi gerekmektedir. Alınan mahkeme kararları, doğa tahribatı ile ünlü Devlet Su İşlerini bünyesinde barındıran Çevre ve Orman Bakanlığı'nın dayattığı bu yanlış politikanın ne kadar yıkıcı olduğunun bir belgesi niteliğindedir. Bakanlık Devlet Su İşlerinin misyonunu yeni baştan tanımlamalı ve DSİ’yi yeniden yapılandırmalı.

Çin, geçen yıl rüzgar enerjisi üretiminde Almanya'yı geçerek, ABD'nin ardından dünyada ikinci sıraya yükseldi. Dünyada rüzgar enerjisi istasyonları yapan ve işleten şirketlerin kurduğu Küresel Rüzgar Enerjisi Konseyi, rüzgar enerjisindeki hızlı atılımıyla Çin’in geçen yıl 25.8 gigavat toplam enerji üretimine eriştiğini, 25.77 gigavat rüzgar enerjisi üreten Almanya’yı geçerek ikinci sıraya çıktığını belirtti. Konsey, Çin’in rüzgar enerjisi üretiminde zamanla ABD’yi de geçerek, 2020’ye kadar rüzgar tribünlerinden 150 gigavat enerji üretme hedefini aşmasının beklendiğini kaydetti.

İngiltere’de bulunan Lydd Havalimanı’nın genişletme çabaları ve buna karşı çevrecilerin mücadelesi devam ediyor. Havalimanının yılda 500,000 yolcu kapasitesine genişletilmesi muhalefete takıldı. İklim değişikliği kampanyacıları genişletme planının iklim katili olması yanında yerel biyolojiyi de değiştireceğini belirtiyor. Shepway meclisinde genişletme kararı reddedildi. Yerel halkın küçük bir bölümü iş olanaklarının çoğalacağını düşündükleri için genişletme kararına olumlu bakıyor. Geriye kalan çoğunluk ise ortaya çıkacak gürültü kirliliği ve çevre tahribatının boyutunun çok büyük olacağı görüşünde. Atıklar ve gürültü özellikle kuş çeşitliliği açısından zengin olan bölgede bir çevre yıkımına yol açacaktı.

BM Kopenhag İklim Zirvesin’in başarısızlığından sonra ilk iklim toplantısı Bonn’da yapılacak. Hükümetlerden karbon salımı azaltılmasındaki eksiklikleri ve iklim değişikliği önlenmesi konusunda acilen bir şeyler yapmaları bekleniyor. Hükümetlerin uzlaştığı Kopenhag Mutabakatı’nda bazı kararlar alınmıştı. Örneğin küresel ısınmayı iki derecenin altında tutmak amacıyla karbon salımını azaltmak. Şu anki gidişata bakılırsa küresel ısınma üç dereceden fazla olacak. Bu ısınma gezegen için bir felaket olup, insanlar için ekinleri telef edeceğinden, açlık, ısınmaya ve iklim olaylarına bağlı ölümler demek. Bonn şehrinde yapılacak toplantıda hükümetler Kopenhag’da ki başarısızlıklarını telafi etmeye çalışacak. Alınması gereken tedbirlerde herhangi bir gecikme finansal açıdan ve insan hayatı için ölümcül bir hata olacak. Artık hükümetlerin zaman kaybettiren birbirlerini suçlama oyunlarına bir son verip iklim krizi hakkında bir şeyler yapması gerekiyor. Çünkü küresel ısınma bizi beklemiyor.

Hükümetin, Yuvarlakçay’a bir hidro-elektrik santralı yapımına karar vermesi ve uygulamaya başlamasından sonra; yöre halkı, hükümet yetkilileri ve ihaleyi alan özel şirket ile karşı, karşıya geldi. Yuvarlakçay’ı sahiplenen yöre halkı, santral projesini ancak kamulaştırma kararlarının uygulanması sırasında öğrendi. Bunun üzerine, kamulaştırma kararlarını iptal davaları açıldı, ancak bölgede yüzlerce ağacın kesimine başlanması üzerine halk direnişe geçti. Yuvarlakçay, santralin kurulacağı Topgözü mevkiinde kurduğu çadırlarda suyu, ağacı, doğası ve geleceği için gece/gündüz nöbet tutuyor. Kadimden gelen su kaynaklarını ve kullanım haklarını kaybetmemek; çınar, çam ve sığla gibi doğal ağaçların kesilmemesi ve bölgede yaratılacak doğa tahribatını durdurmak için seslerini yetkililere ve kamuoyuna duyurmaya çalışıyor. Aldığım bir habere göre de Muğla 1. İdare Mahkemesi ÇED yani Çevre Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğine uygun olduğuna dair mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılıncaya kadar Yuvarlakçay HESi hakkında yürütmeyi durdurma kararı verdi. Mücadele bu başarılarla eminim daha da güçlü sürecek. Bir başka olumlu haberde Yusufeli Demirdöven’de yapılmak istenen HES projesi ÇED olumlu kararına da Rize İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verdi. Ancak önemli olan bundan sonra ÇED’lerin HES yapılamaz kararı vermesi, zira pekçok ÇED durdurulduktan sonra inşaatlar devam etti ve sonunda olumlu ÇED raporları tekrar onandı. Burada kazanılan süre ile mücadele başarıya götürülmeli.

Bir başka deniz haberi de Maldiv’lerden. İçinde bulunduğu küresel ısınma nedeniyle sular altında kalacağı tahmin edilen Maldivler, bir şirket tarafından yüzen bir tesise çevrilecek. Küresel ısınmanın ülke olarak ilk kurbanlarından olması beklenen, denizlerdeki su seviyesinin yükselmesiyle okyanusa gömülmesi kesin olan Maldivler, bir Hollanda şirketiyle yüzen bir yapı inşası konusunda çalışma yapması için anlaştı. Eğer öngörüler gerçekleşir ve su seviyesi 18-59 santim yükselirse, Maldivler 2100 yılında Hint Okyanusu tarafından yutulmuş olacak. Maldivler’in 100 bin nüfuslu başkenti Male, hali hazırda 30 milyon dolara mal olan bir duvarla yükselen su seviyesinden korunuyor. Umarız ki geç olmadan küresel ısınma konusunda bir şeyler yapılır ve korkulan gerçekleşmez.

Starbucks şirketi çevreci eleştirilere pek de yabancı değil. Geçtiğimiz gün bir Starbucks hissedarı, şirketin kullandığı materyallerin geridönüşümü konusunda daha kararlı olması ve hedef koyması konusunda bir teklifle geldi. Maalesef teklif oylandı ve reddedildi. Kurul “Bizim bir planımız var ve planın uygulanması ile ilgili yardıma ihtiyacımız yok” açıklamasında bulundu. Teklif “As You Sow” organizasyonu tarafından desteklendi. “As You Sow” organizasyonu daha önce başka şirketlerin genel kurullarında çalışarak hissedarların oyları ile geridönüşümde büyük atılımlarda bulunmuştu. Türkiye’deki şirketlerin genel kurullarında da bu şekilde çevreci teklifler geliyor mu acaba?

Ovacık Madeni'nin çevreye verdiği zararları kamuoyunun gündemine taşıyan çevrecilerin ve Günlük Evrensel gazetesinin TÜPRAG Şirketi'ni hedef almadığı, mahkeme kararıyla açıklığa kavuştu ve 70 bin TL'lik tazminat istemi reddedildi. 8 Şubat 2009 tarihinde Bergama'daki şiddetli yağışın Koza Altın Şirketi'nin işlettiği Ovacık Altın Madeni üzerinden ovaya verdiği zararları gazete gündeme getirmiş, çevre savunucuları da girişimlerde bulunmuştu. Altın madenciliğinin insan ve doğa yaşamına verdiği zararı halka açıklayan çevreci medya böylece yıldırılamadı.

Nestle dün, Greenpeace’in orangutanların neslinin tükenmesi ile ilgili protestolarından sonra anlaşma çağrısında bulundu. Greenpeace daha önce palmiye yağı kullanımının Endonezya’daki yağmur ormanlarını nasıl yok ettiğini duyurmuştu. Nestle’nin Facebook sitesinde yüzyirmibinden fazla kişi haklı tepkilerini belirtti. Gıda devi yağmur ormanlarını yok eden Sinar Mas şirketinden yağ almayı durdurduğunu açıklamıştı. Ama bir yandan da başka şirketlerden yağ alarak ürünlerinde kullanmaya devam ettiğini de kabul etti. Dün akşam Greenpeace yetkilileri İsviçre’ye gitti ve Nestle’ Operasyon Şefi Jose Lopez ile toplantı yaptı. Bu toplantıların sonunda Enedonezya’daki yasa dışı ticaretin tamamiyle duracağını umuyoruz.

Bildiğiniz üzere Anadolu Grubu Gerze’ye bir termik santral yapmak istiyor ve santral için sık sık “çevreye zararsız” söylemini kullanıyordu. Gerze’li bir araştırma grubu, Anadolu Grubu'nun "En iyi termik santral" olarak örnek gösterdiği Afşin-Elbistan ve Adana İsken Sugözü Termik Santralini incelemeye karar verdi ve santralin doğadaki yıkıcı gerçek yüzü ile karşılaştılar. Afşin-Elbistan santrali yapıldıktan bir kaç yıl sonra zehirli etkisini göstermeye başladı. Bölgede kanser nedenli ölümlerde büyük bir artış oldu. Bununla beraber çevredeki ağaçların büyük bölümünün tamamen kurudu, kalanlarını da toz kapladı. Bölge köyleri neredeyse termik santralin kül deposu haline geldi. Termik santral açıkça insana ve doğaya yaşam hakkı tanımamış. Bu acı gerçeklerle yüz yüze geldikten sonra Gerze’liler hiç bir şekilde santralin yapımına izin vermeyeceklerini açıkladılar.

Dünyanın en çok palmiye yağı satın alan şirketi Unilever, eğer bağımsız denetçiler tarafından yağmur ormanlarını tahrip ettiği suçlamalarından aklanırsa Endonezya PT Smart’dan tekrar yağ satın almaya başlayabileceğini açıkladı. PT Smart Sinar Mas’a bağlı olan şirketlerden sadece biri. Unilever, Dove sabunu ve Ben&Jerry dondurmaları gibi ürünlerinde palmiye yağı kullanıyor. Unilever ve Nestle şirketleri yağmur ormanlarını tahrip ettiği iddialarından hemen sonra Sinar Mas ile olan anlaşmalarını iptal etmişlerdi. Bağımsız denetçilerin çalışmalara 20 Nisan’da başlayıp Haziran sonunda da sonuçları açıklaması bekleniyor. Öte yandan bağımsız denetçiler Greenpeace’in suçlamalarını haklı bulsalar bile bu iki gıda devi Sinar Mas’dan yağ satın almaya başlayabilirler. Sonuçta yasaların uygulanır hale gelmesi ve müşterilerin Nestle ve Unilever’e gereken tepkiyi koymasına bağlı.

Öte yandan çevre için güzel bir gelişme oldu. 128 gündür Yuvarlakçay'da çadır kurarak hidroelektrik santrala karşı mücadele eden köylüler ilk hukuk zaferini kazandı ve ihale durduruldu. İdare Mahkemesi, Muğla Valiliği tarafından verilen ‘ÇED gerekli değildir’ kararının yürütmesi durduruldu. Keşif ve bilirkişi incelemesi yapılıncaya kadar, HES ihalesini alan AKFEN, bölgede hiçbir çalışma yapamayacak. Yuvarlakçay’da nöbet tutanlar önceki akşam öğrendikleri mahkeme kararını büyük bir coşkuyla kutladı ama karara rağmen nöbetlere devam edeceklerini söyledi. 11 davanın ilkini kazanan köylülerin geride 10 idari davası daha var

MAYIS
ABD Başkanı Obama BP’nin yarattığı petrol kirliliğini yerinde inceledi ancak, hemen sonra en son çamur pompalama yöntemi de suya düştü ve petrol sızıntısı hala devam ediyor. BP ise utanmadan şeffaflık adına sızıntının görüntülerini yayınlamaya devam ediyor. Obama, BP petrol felaketinin tekrarlanmaması için, önümüzdeki 6 ay geçerli olacak, Kuzey Kutbu’nda petrol aramayı yasaklayan, duyarlı ve enerji politikalarını cesaretlendirici bir adım attı. Greenpeace Amerika Okyanuslar Kampanyacısı John Hocevar, “BP ve Shell gibi şirketlerin politikacıların gözünü korkutması, enerji yasalarını neredeyse kendileri yazmaları, düzenleyici kurumlara rüşvet vermeleri devam ettiği sürece, bizim de bu kirli ve tehlikeli fosil yakıtlara bağımlılığımız devam edecek. Başkan Obama, kirletici lobi hareketlerini tartışmalardan uzaklaştırmalı ki, ülke temiz enerji devrimine doğru ilerleyebilsin” dedi. Amerika, küresel petrol rezervlerinin yüzde 3’üne sahip olmasına rağmen, dünya petrolünün yüzde 25’ini tüketiyor. Greenpeace’in geliştirilmiş ve Haziran 2010’da yayınlanacak Enerji Devrimi Senaryosu’nda, 2050 yılına kadar, ABD’nin petrol talebini yüzde 85’e kadar ve küresel talebini de yüzde 70’e kadar azaltabileceği gösteriliyor. Geçtiğimiz günlerde 7 Greenpeace eylemcisi, Port Fourchon’dan Louisiana’ya doğru hareket edecek olan geminin güvertesinde, Körfez’deki petrol felaketindeki petrolü kullanarak “Sıradaki Kuzey Kutbu mu?” mesajı boyamışlardı. BP yöneticileri en ufak bir suçlamaya maruz kalmazlarken, barışçıl bir eylem gerçekleştiren eylemciler, şu anda mahkemede ağır cezayla karşı karşıyalar. Ahlaki bir düzende ve çağı yakalamış bir hukuk düzeninde hapse girmesi gereken BP’nin yaptıklarını yapanlardır.

Meksika Körfezi’ndeki petrol platformunda meydana gelen kazadan sonra Louisiane açıklarında petrol temizleme çalışmalarına katılan 125 balıkçı teknesinin, 4 denizcinin sağlık sorunlarıyla karşılaşması üzerine geri çağrıldığı bildirildi. Sahil koruma yetkililerinin açıklamasında, üç teknedeki toplam dört kişinin bulantı, baş dönmesi, göğüs ağrısı gibi şikayetlerde bulundukları aktarıldı. BP’nin yarattığı çevre felaketinin temizlenmesi bile insan sağlığına zarar veriyor. Gezegenimizin artık petrol bağımlılığından arınmasının zamanı geldi de geçiyor.

Çevre ve Orman Bakanlığı bünyesinde gerçekleştirilen Merkez Av Komisyon toplantısında ülkemizin yaban hayatını olumsuz yönde etkileyecek kararlar alındı. Kara Avcılığı kanunu uyarınca ava açık yaban hayatı türleriyle ilgili av esasların düzenlendiği toplantıya doğa koruma örgütleri alınmadığı gibi ava açık gün sayısı, avlanabilecek hayvanların sayısı gibi esaslar değiştirildi. Bu yıl yapılan toplantıda herhangi bir bilimsel dayanağı olmadan alınan kararlardan en kritik olanı, ördek türlerinin av kotasının arttırılması oldu. Halihazırda yaşam alanlarının bozulması nedeniyle ciddi anlamla tehdit altında olan yaban hayvanlarını küresel iklim değişikliği nedeniyle daha da belirsiz bir gelecek bekliyor. Avcılığın ülkemizde yaban hayatı üzerinde önemli bir tehdit olmasındaki en büyük nedenler, mevzuat dışında yapılan avlanma, türler hakkında bilimsel verilerin yetersiz olması, avcılık ve denetim mekanizmalarının tam olarak oturmamış olması. Türkiye Cumhuriyeti’nin imzalamış olduğu uluslararası Biyolojik Çeşitlilik, Bern ve CITES Sözleşmeleri kapsamında türlerini korumak ve bu türleri gelecek nesillere aktarmak konusunda taahhütü var. Merkez Av Komisyon kararların iptali ve eski haline getirilmesi yaban hayatın korunması için büyük önem taşıyor.

Hükümet, Kaz Dağlarında arama izni alan, ancak Zeytin Yasası ve ÇED’e takılan aralarında Kanada, ABD, Hollanda sermayesi ile kurulmuş uluslararası şirketlerin yanı sıra, Koza gibi yerli firmaların da yer aldığı 80 şirketin önündeki engelleri kaldırmaya girişiyor. Anayasa Mahkemesi’nin geçen yıl iptal ettiği Maden Kanunu’nun 7. maddesi ile Danıştay’ın iptal ettiği maddenin yeniden düzenlenmesini öngören Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı gece yarılarına kadar süren toplantıda benimsendi. Tasarıya, zeytinlik sahalarında maden arama faaliyetlerini yeniden düzenleyen bir madde eklendi. Düzenlemeye göre; zeytinlik sahalar içinde ve bu sahalara en az 3 kilometre mesafede, zeytinliklerin bitkisel gelişimini ve çoğalmalarını engelleyecek tesis yapılamayacak ve işletilemeyecek. Ancak alternatif alan bulunamaması ve Zeytincilik Sahaları Koruma Kurulunun uygun görmesi şartıyla zeytinlik sahalarında yatırım yapılmasına Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından izin verilebilecek. Tasarıyla ayrıca zeytinlik ve yaban hayatı koruma alanlarında maden arama ve işletme faaliyetleri ile bu faaliyetler için gerekli geçici tesislere çevresel etki değerlendirme raporunda belirlenen esaslar dahilinde izin verilmesi sağlanıyor. Ne zaman doğa hakları maden çıkarma karşısında savunulacak. Ekonomik iştahımıza ne sınır getirebilecek?

Greenpeace Akdeniz’in Lübnan ofisi geçtiğimiz hafta düzenlediği İnsan Zinciri eyleminin sonucunu aldı. Fazla beklemeye gerek kalmadı. Dün Lübnan Çevre Bakanı, Greenpeace Akdeniz ile yaptığı toplantıda haziran ayında düzenleyecekleri bir basın toplantısında Byblos’un deniz rezervi ilan edilmesi için bakanlık kararnamesi imzalayacağı üzerinde anlaştı. Hatta bu kararnamenin kanun maddesi olması için konuyu takip etmeye söz verdi. İnsan zinciri eyleminde yeni seçilen Byblos belediye başkanı, balıkçıları ve çevreci kuruluşlardan oluşan 400’den fazla kişi Byblos kıyısında toplanmış ve Byblos’un deniz rezerv sınırları içine alınması için bir insan zinciri oluşturmuştu.


BP, Meksika Körfezi'ni kirlettikten ve bir çevre faciasına neden olduktan sonra yayılan ham petrolün çevreye etkilerinin araştırılması için on yıl sürecek bir çalışmaya 500 milyon dolarlık bir fon ayırma teklifinde bulundu. BP yönetimi, petrolün yayılmasını önlemek amacıyla Çarşamba günü yeni bir yöntem deneyeceklerini de açıkladı. Bu yöntem, denizin dibindeki patlak kuyu kapağına çamur ve çimento pompalanmasını içeriyor. Bu facia’dan sonra hiçbir açık deniz petrol platformuna izin vermemek gerek. Çok yakınımızda, Karadeniz’de de kıyıya çok yakın petrol arama sondajlarını sürdüren platformlar olduğunu unutmamak gerek.

Hükümetin ülkede 3 nükleer santral kurulması için aldığı karara karşı çıkan İsviçreliler, Aarau kentinden Olten kentine kadar yaklaşık 15 kilometre yürüyerek hükümeti protesto etti. İsviçre hükümetinin ülkede bulunan 7 nükleer santralin yanı sıra 3 santralin daha kurulacağını açıklaması tepkilere neden oldu. Yürüyüşü aralarında Sosyal Demokrat Parti (SP), Yeşiller Partisi, Greenpeace, İsviçre Kürt Halk Dernekleri Federasyonu (FEKAR), başka çevre örgütleri, siyasi parti ve çok sayıda sivil toplum kuruluşunun da içinde bulunduğu “Nükleer Santrallere Karşı İnisiyatif” düzenledi. Aarau kentinden Olten kentine kadar yaklaşık 15 kilometre boyunca yürüyen binlerce kişi, santral kararını protesto etti. “Atom santralleri değil insan enerjisi” sloganıyla yapılan yürüyüşte, “Çevreyi kirletmeyen yeşil enerji istiyoruz”, “Atom santrallerine hayır” , “Demokratik özgürlükçü ekolojik toplum” yazılı pankartlar taşındı. Yolda verilen molalarda müzik dinletilerinin yanı sıra yürüyüşün çağrıcısı kurum temsilcileri de birer konuşma yaptı. Almanya, Avusturya, Fransa ve İtalya’dan da çok sayıda kişinin katıldığı yürüyüş Olten’de verilen konserle son buldu. Siz de nükleer santrallerin ülkemize girmesini istemiyorsanız http://nükleer.greenpeace.org adresine girin ve milletvekillerine mektup gönderin.

Amerikan Çevreyi Koruma Dairesi; BP şirketinin, deniz suyuna karışan petrolü çözüştürmede kullandığı kimyevi maddeyi yasakladı. Petrol tabakasıyla mücadelede milyonlarca litre çözüştürücü kullanılmıştı. Resmi makamlar bundan böyle sadece zehirsiz maddelerin kullanılmasına izin veriyor. Petrol temizleme çalışmalarına katılan balıkçıların hastalandığı bildiriliyor. Öte yandan küçük bir sandalla denize açılan Billy Nungesser, parmağını Louisiana sahillerine vuran pas kahverengi katı petrol tabakasına batırdıktan sonra ‘denizdeki petrolle temas eden deniz kaplumbağası, kurbağa ve her türlü canlının sonu gelmiş demektir', dedi. Bölge halkı, BP’nin petrol sızıntısını önlemesi için çareler tükenince artık dua etmeye başladı. Ama denizin dibindeki patlak borunun robot kameralarla alınan görüntüleri sızıntının durdurulmasının kolay olmayacağını kanıtı. Yakın zamanda uygulanacak olan en yeni yöntem yüksek miktarda balçık pompalanıp ağzı da betonla örtülerek çatlağın kapatılmasına çalışılması olacak. Bu yöntemin başarı şansı hakkında kimse tahminde bile bulunmak istemiyor.

Geçen Perşembe bahsettiğimiz Loç Vadisin’deki yıkım ve talan ile ilgili Sarı Yazma halkı herkesi protestoya çağırıyor. Dünyanın ikinci büyük kanyonu olduğu öne sürülen Valla Kanyonu’nun içinde yer alan Küre Dağları milli parkını dolaşan Devrekani çayı, varlığını sürdürebilmek için herkesi yardıma çağırıyor. Sarı yazmalılar, derenin çığlığına kulak verenler ile birlikte “Loç’ta sizin borunuz ötmez” diyerek, Ümran Borunun önünde olacaklar. Loç Vadisi Koruma Platformu, çevreye duyarlı herkesi 29 Mayıs Cumartesi günü saat 12:00’de Kabataş Vapur İskelesi önünde mitinge çağırıyor.

Tarım Bakanlığı’nın bu yıl verdiği çok riskli bir karar sonrası, sınırsız balık avlama gücüne sahip tekneler, Ege’deki uluslararası sulara doldu. Projektörlerle avlanan tekneler, 5 bin-10 bin kasa balıkla limana dönüyor, en hazin tarafı bu balıkların tümü havyarlı yani yumurtalı! Türkiye’nin karasularında büyük teknelerle av yasağı 15 Nisan’da başlamıştı. Ancak balıkçılık konusunda Türkiye’de tek karar mercii konumundaki Tarım Bakanlığı bu yıl sürpriz bir karar aldı ve uluslararası sularda av iznini 15 Haziran’a uzattı. Ayrıca büyük gırgır teknelerine de Ege’nin uluslararası sularına çıkış izni verdi. Tarım Bakanlığı’nın uygulamasına, Çanakkaleli balıkçılardan sert tepki var.
Babakale Limanı’nda toplanan balıkçılar, bu dönemin balıkların yumurtalı dönemi olduğunu vurguladı. Balıkçılar denize kuvvetli ışık tutarak avlanan gırgırların sardalya, istavrit, lüfer, palamut, hamsi, kolyoz ve uskumru neslini yani tüm besin zincirini tehdit ettiğini söyleyerek uyardı. Ege’de avlanan gırgır tekneleri deniz dibini 150 metre derine kadar tarayan ağlarla donatılmış durumda. Gece yapılan av sırasında dibe sarkıtılan dev projektörlerle karınları havyar yüklü balıklar ışığa çekilerek adeta katledilircesine avlanıyor. Sınırsız av gücüne sahip teknelerle avlanma devam edilirse, gelecek nesiller balığı ancak belgesellerde ve kitaplarda görecek.

Başbakan İran'la takas anlaşmasından sonra 'Biz de bir gün uranyum zenginleştireceğiz' dedi. Başbakan, yarın öbür gün Türkiye’nin de nükleer santralı olacağı ve uranyum zenginleştirmesi gerekebileceğine dikkat çekti ve şunları söyledi: “Rusya ile nükleer enerji anlaşması yapıyoruz. Dolayısıyla nükleer enerji santralını kurduğumuz zaman, bizim de zenginleştirilmiş uranyuma ihtiyacımız olacak. Eğer bunu kendimiz yapabiliyorsak, şüphesiz ki yapacağız. Ama eser nedir? Bunu barışçıl amaçlı olarak enerjide kullanmaktır. Mesele bu olduğu zaman, bu, zaten en doğal haktır.” Erdoğan bu mantıksız ve ihtiraslı nükleer inadından bir an önce vazgeçmeli. Piyasa fiyatının üç katı elektrik fiyatını Rus şirketine garanti olarak verirken, gözünün önüne daha önce yüce divana gidenleri getirmeli ve nasıl hatırlanmak istediğni düşünmeli. Tertemiz rüzgar ve güneş enerjisi dururken nükleer de inat etmek niye...
Milletvekillerine bu oyuna alet olmamaları için mektup yollamak için hemen http://nukleer.greenpeace.org adresine gidin ve nükleer antlaşmaya red oyu vermelerini isteyin.

ABD'nin Meksika Körfezindeki petrol sızıntısının küçük bir bölümünün güçlü bir döngü akımına kapıldığı bildirildi. Amerikan Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA), güçlü okyanus akıntısının petrolü, Florida Keys olarak bilinen takımadalara, hatta ABD'nin doğu kıyısına kadar taşıyabileceği uyarısında bulundu. Sızıntının Küba'ya ulaşma ihtimali de mevcut. Bu sebeple Amerikalı yetkililerin Kübalı yetkililerle bağlantıya geçtiği bildirildi. Açıklamada sızıntının, Körfezin ortasında saat yönünde bir döngüye de kapılabileceği ve bu durumda Florida açıklarına ulaşmayacağı belirtildi. BP, hafta sonunda yerleştirilen deniz altı boru sistemi sayesinde Meksika Körfezi'nin tabanından sızmaya devam eden petrolün yüzde 60'ını pompalayarak toplamayı başardığını açıkladı. BP, şimdiye kadar yüzeyden 187 bin varil ham petrolün toplandığını kaydetti. Ancak sele karşı faraşla giderek sorumluluktan kurtulamayacağı kesin. BP’ye yakıştırılan yeni logoları görmek istiyorsanız http://www.greenpeace.org.uk/behindthelogo adresine girebilir ve BP yani “British Polluters”a sizde bir logo tasarlayabilirsiniz!

Rize'nin Senoz Vadisi'ndeki Uzundere-1 Hidroelektrik Santralı'nın (HES) inşaatı hakkındaki tüm yargı kararlarına rağmen bitirildi. Santral bugün üretime geçiyor. Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi, Uzundere-1 HES 'in iletim sitemine bağlantısını sağlayacak olan Trafo Merkezi ve Yüksek Gerilim Şalt Sahası'na bugünden itibaren 154 bin voltluk gerilim uygulanacağını açıkladı. Rize Valiliği yayınladığı yazısında Uzundere-1’in Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın talimatıyla yapıldığı belirtildi. Uzundere-1’in inşaatı neredeyse her aşamasında mahkemelik oldu, hakkında olumsuz kararlar verildi. En son Nisan 2010’da açılan dava henüz sonuçlanmadı ama HES’te üretim başlıyor.

Son olarak Greenpeace’in bugün blogundaki (nukleer.greenpeace.org) açıklamayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Hükümet tarafından Rusya ile nükleer enerji üretimi konusunda enerji alım garantili bir anlaşma imzalanarak, nükleer santral yapım süreci ne yazık ki başlatılmıştır. Ekonomik ve teknolojik olarak savunulabilir bir tarafı bulunmayan bu anlaşma kamuoyu tarafından da anlaşılamadı. 4.800 MW’lık dışa bağımlı, pahalı ve kirli nükleer enerji için her türlü kolaylığı sağlayan hükümet, nedense 80.000 MW’a yakın dışa bağımlı olmayan, temiz ve tükenmez rüzgar enerjisi başvurusunun önünü açmamaktadır. Böylesine kritik bir kararda, bilimsel gerçekleri dikkate almadan çok aceleci davranan, bu konuda yıllardır görüşleri olan örgüt ve meslek odaları ile iletişime geçmeden halkımızın geleceğini belirsizliğe sürükleyen AKP diğer adıyla AK Parti hükümeti, yaşanacak tüm olumsuzluklardan sorumlu sayılacak.

Bir HES’e direniş haberi de Türkiye’den. Karadeniz de süregelen yıkım ve talan şimdi de Cide Loç Vadisini tehdit ediyor. Dünyanın ikinci büyük kanyonu olan Valla Kanyonu’nun içinde yer alan Küre Dağları milli parkını dolaşan Devrekani çayı, varlığını sürdürebilmek için yardım istemekte. Yöre halkı, onların itirazlarını dinlemeyen Ümran Çelik Boru Sanayi A.Ş.’nin iştiraki olan Orya Enerji Elektirik A.Ş.’yi ve yaşamları hiçe sayan kar hırsını teşhir etmek için bir araya geliyor. Loç Vadisi’ndeki yağma ve katliama dur demek için halk sesini yükseltiyor... katliama biran önce dur demesi gerekenler ise oylarımızla seçtiğimiz politikacılar.

Meksika Körfezi’nde yaklaşık dört haftadır denize akan petrolü durdurma çalışmalarında, nihayet bir gelişme var gibi görünüyor. BP'nin, denizin derinliklerindeki çatlağa yerleştirilen borular aracılığıyla, bir kısım petrolü denize karışmadan tankerlere çekmeyi başardıkları belirtildi. Toplamda ne kadar petrolün denize karışmasının önüne geçildiği henüz bilinmiyor. 1600 metre derinlikte bir çıkış borusu yardımıyla, sızan petrol tankerlere çekilerek petrolün yüzde 85’inin arıtılmasına çalışılıyor. Petrol platformunun patlayarak batmasının ardından, petrolün Amerika kıyılarına doğru yayıldı. Ancak kullanılan kimyasal maddelerle, petrolün kıyılarda bir tabaka halinde yayılmasının önüne geçildi. Ancak kuşkulu bulunan durum sonucunda yapılan araştırmalarda, biyologların deniz yüzeyinin altında petrol öbeklerine rastladığı kaydedildi. Biriken petrol öbeklerinden her birinin, 16 km uzunluğunda, 6 km genişliğinde ve 100 metre yüksekliğinde olduğu açıklandı. Petrolün yayılmasını engellemek amacıyla kullanılan kimyasal maddeler de bu nedenle ABD’de tartışma yarattı. Kimyasal maddeler, deniz yüzeyinde petrolün birikmesine engel oluyor. Ancak görünürde petrol birikimi engellense de, esasında hiçbir yere gittiği yok, zarar vermeye devam ediyor.

Zonguldak'ta Türkiye Taş Kömürü Kurumu'na ait maden ocağında meydana gelen grizu patlamasında 540 metre derinlikte mahsur kalan 30 işçiye hala ulaşılamadı. Kurtarma çalışmaları aralıksız sürerken, Enerji Bakanı Taner Yıldız, işçilerin bulunduğu yere giden kısa yolun çöktüğünü, uzun yoldan ulaşmaya çalışacaklarını söyledi, sabır istedi. Fosil yakıtlara olan bağımlılığımız ile zaten uzun ve yanlış bir yoldayız. Bakalım bağımlılığımız daha kaç can alacak... Önemli olan yeşil istihdamı sağlamak ve ölüm yerine, yaşam vermek. Bakan öncelikle Enerji Devrimi senaryosunu artık hayata geçirmeli.

Greenpeace, Akdeniz’i de içeren, dünya denizlerinin yüzde 40’ında küresel bir deniz rezervleri ağının (balıkçılık, madencilik, petrol arama ve diğer tahrip edici faaliyetlere kapatılmış alanlar) kurulması için kampanya yürütüyor. Mavi yüzgeçli orkinos avcılığı, denizlerin ve balıkçılık yönetiminin nasıl bir felakete sürüklendiğinin ve türleri yokolma eşiğine getirdiğinin en belirgin örneği. Greenpeace Akdeniz Denizler Kampanyası Sorumlusu Banu Dökmecibaşı: “Türk hükümeti dahil olmak üzere tüm Akdeniz ülkeleri, özellikle de orkinos avcılığı yapanlar, acilen bu balıkçılığı durdurmalı ve Akdeniz'i korumak için artık eyleme geçmeli. Aksi takdirde yalnızca en değerli türlerden birini yoketmekle kalmayacaklar, aynı zamanda milyonlarca insanın geçim kaynağını da bitirecekler'' dedi. Bu canlıların yüzde 80’inin avlandığı üzerine bilimsel bir görüş birliği olması, denizlerimizin karşı karşıya olduğu kriz ve orkinosların kurtarılması için acil eylem gerekliliğinin en açık göstergesi. Eğer avlanma rakamları bu şekilde devam ederse, birkaç yıl içinde mavi yüzgeçli orkinos türü ticari olarak tamamen yokolacak. Küresel olarak orkinos gibi büyük deniz canlılarının yüzde 90’ı denizlerimizden yokoldu ve bazı bilimadamları tüm ticari balıkçılığın yüzde 80’inin birkaç on yıl içinde çökeceğini söylüyor. Greenpeace, acil bir gereklilik olarak, orkinos rezervinin iyileşmesi ve sağlıklı denizler için, stoklar iyileşme belirtisi gösterene kadar Akdeniz’de orkinos avcılığının “0” avlanma kotası ile durdurulması için çağrıda bulunuyor. Ayrıca Akdeniz de dahil deniz yönetimleri reformunu da içeren tam korumalı bir deniz rezervi ağı için talepte bulunuyor. Dökmecibaşı “Zaman ve orkinoslar tükeniyor. Hükümetlerin ve kamuoyunun denizlerimizi korumak için acilen harekete geçmesi tek çözüm. Tüketiciler orkinos almamalı ve yememeli. Hükümetler ise balıkçılık politikalarını değiştirerek kısa dönemli karlar yerine daha sağlıklı bir deniz yaşamını öncelik almalı ve deniz rezervleri oluşturmalı” dedi.

Nestlé orangutanları sonunda rahat bırakıyor. Dünyanın en büyük gıda şirketlerinden Nestlé bugün yaptığı açıklamada yağmur ormanlarının yok edilmesiyle elde edilen ürünleri artık kullanmayacağını belirtti. Nestlé’nin KitKat gibi ürünlerinde yağmur ormanlarını yok eden palmiye yağı kullandığını ortaya çıkaran Greenpeace kampanyası 2 aydır devam ediyordu. Greenpeace palmiye yağı ve kağıt hamuru ekim alanlarının genişlemesi Endonezya’daki yağmur ormanlarını ve turbalıkları ve nesli tehlikede olan orangutanları yok olmanın eşiğine geldiğini açıklamıştı. Kampanyanın başladığı andan itibaren binlerce insan yağmur ormanlarının yok edilmesi sonucunda ortaya çıkan ürünleri almayacağını ifade etmek için Nestlé’yle iletişime geçti. Greenpeace Uluslararası Ormanlar Kampanyası Sorumlusu Pat Venditti, “Nestlé'nin bu adımı, Sinar Mas ve diğer tüm palmiye yağı ve kağıt endüstrisinde yer alan şirketlere, yağmur ormanlarının yok edilmesinin küresel pazarda kabul edilebilir bir şey olmadığı konusunda açık bir mesaj veriyor. Bu şirketler üzerlerindeki lekeyi temizlemeli ve yağmur ormanlarının yok edilmesi ve turbalıkların tam koruma altına alınması konusunda kesin bir kararlılık göstermelidir. Greenpeace Nestlé’nin bu planını yakından takip ederek hızlı bir şekilde uygulamaya geçilmesini sağlayacaktır” diyerek sözlerini tamamladı.

Biyolojik Çeşitlilik Merkezi adlı grup, ABD hükümetine karşı, çevreye etkilerini araştırmadan, Meksika Körfezi’nde yüzlerce petrol sondajına izin verdiği gerekçesiyle mahkemeye başvurmaya hazırlanıyor. Grup tarafından hükümete gönderilen ihtar yazısında, ABD İçişleri Bakanı Ken Salazar’ın 2009’da göreve geldiği tarihten itibaren, Meksika Körfezi’nde 100 sismik araştırma ve 300 sondaj çalışmasına, çevre ile ilgili gerekli izinler alınmadığı halde izin verdiği ileri sürüldü. Açıklamaya göre izinler verilirken, "Deniz Memelilerinin Korunması" ile "Tehlike Altındaki Türler" yasası ihlal edildi. Grup sözcüsü Miyoko Sakashita da yaptığı açıklamada, "İçişleri Bakanlığı’nın böylece Meksika Körfezi’nde hukuksuz bir alan oluşturduğunu" ileri sürdü. Yasa gereği gönderilen bu ihtar yazısına yanıt vermesi için İçişleri Bakanlığı’nın 60 günlük süresi bulunuyor. Öte yandan petrol sızıntısının önlenmesi ile ilgili olarak, BP’nin yaptığı açıklamada hala en az bir hafta ila on güne ihtiyaçları olduğunu söyledi. Felaket gün geçtikçe büyümeye devam ediyor.

Meksika Körfezi'ndeki büyük çevre felaketinin sorumlusu British Petroleum (BP) denize günde 5 bin varil petrol sızdıran kaçağın kapatılmasına yönelik bir çabaya daha girişti. Platformu işleten ve çevre felaketinin tüm sorumlusu petrol devi BP, sızıntıyı durdurmaya yönelik yeni kapağı deniz tabanına indirdi. BP yetkilisi Bryan Ferguson, ilki başarısız olan kapaktan daha küçük olan yeni sızıntıyı önleyici sistemin, deniz dibine indirildiğini ve bu sistemin en geç yarına kadar çalışır hale getirilmesinin planlandığını belirtti. Ham petrol kaçağını durdurmak için geçen hafta da benzer bir operasyon düzenlemiş, ancak kaçağın üzerine yerleştirilen çelik huni-baca sistemi, içinde gaz ve suyun etkisiyle buza benzer kristaller oluşması yüzünden çalışmamış ve yukarı çekilmişti. BP, yeni sisteme sıcak su ve metanol basarak kristal oluşumunu engellemeyi hedefliyor. İngiliz petrol felaketi suçlusu, yeni tıpayı okyanus tabanına indirirken, çevre felaketin görüntülerini de yayınladı. BP'nin videoyu kazadan 23 gün sonra yayınlaması ise tepki çekti.

BP öte yandan tüm dünyaya çağrıda bulunarak çözüm için öneriler beklediğini duyurdu ve bunun için bir de internet sayfası düzenledi. BP’ye yapılan önerilerden en ilginci ise Rus uzmanlardan geldi. Bilin bakalım Rus’ların çözüm önerisi ne oldu; Rus uzmanlar petrol kuyusuna bir atom bombası atılarak akıntının durdurulabileceğini iddia ettiler. Sovyetler idaresinde beş kez bu yöntemin uygulandığını söyleyen uzmanlar, sadece bir seferinde başarılı olunamadığını bildirdiler. Kaş yaparken göz çıkarmak dedikleri bu olsa gerek. Neyseki şimdiye kadar Amerikan yetkililerden ve BP’den Rus teklifine bir cevap gelmedi.

Öte yandan bir güzel haberi sizinle sıcağı sıcağına paylaşalım. Manisa İdare Mahkemesi Turgutlu Çaldağ’da nikel madeni çıkartılması için verilen izinlerin dayandırıldığı mevzuatın önceki mahkeme kararları ile geçerliliğini yitirmiş olduğunu belirleyerek buradaki orman katliamının önünü kesti. Kararin esas hakkindaki mütealalari diğer, benzeri pek çok mücadelede emsal oluşturabilecek nitelikte. 2002 yılında maden işletme hakkını alan İngiliz maden şirketi tarafından, nikel madeninin çıkarılması için sülfürik asit liç yöntemi kullanılacaktı. Yerelde mücadeleyi yürütenlere göre Çaldağı'nda maden işleme izni alan Sardes şirketinin bağlı olduğu, projenin sahibi İngiliz European Nickel PLC şirketinin daha deneme çalışmaları sırasında çevreye verdiği zararlar nedeniyle daha önce bulunduğu ülkelerin hükümet yetkilileri tarafından ellerindeki işletme izni ve ruhsatları da iptal edilmiş. Artık ekonomiyi döngülere dayandırıp, toprağı rahat bırakmanın vakti geldi de geçiyor.

Mersin'in Gülnar ilçesinde kurulması planlanan Akkuyu Nükleer Santrali için Rus hükümeti ile bir antlaşma imzalanması karşısında kızgın olan sivil toplum kuruluşları nükleer santral yapımını yargıya taşımaya hazırlanıyorlar. Greenpeace, Türkiye’nin AB direktiflerine, EPDK yasasına, Mersinlilerin ve biliminsanlarının tepkilerine rağmen imzalanan nükleer anlaşmanın anti-demokratik olduğunu açıkladı. Dört reaktör için ihalesiz olarak hükümetlerarası anlaşma imzalandı. Anlaşmanın detayları arasında belirlenen ortalama 12.5 sentlik fiyatın Türkiye üretim ortalamasının 4 katı olması dikkat çekici. Ancak bu yüksek maliyete rağmen Türkiye 2020 yılında daha fazla doğalgaz, kömür ve petrol alımı yapıyor olacak. 1976’da ilk kez Akkuyu için yer lisansı alındığından bu yana 34 yıl geçti. Şimdi hükümet, Rusya ile masaya oturarak alelacele nükleer santralı topluma dayatmak istiyor. Ancak bunu yaparken Rus nükleer teknolojisinin sorunlarını görmezden geliyor. Bu proje de milyarlarca liranın yatırıldığı atıl projelere eklenecek. Daha da kötüsü bizi ithal kömür ve doğalgaz gibi pahalı ve kirli projelere mahkum edecek.
Şimdi hükümete dur demenin tam zamanı. Türkiye’nin nükleer kabusa sürüklenmesine izin vermeyin, siz de nukleer.greenpeace.org adresine girip nükleer santrallere karşı imzanızı atın!

Meksika Körfezi'nde çevre felaketine yol açan petrol sızıntısının sorumluları ABD Senatosu'nda sorgulandı. BP yetkilileri bir kez daha tüm sorumluluğu üstlendi, zararı karşılayacaklarını açıkladı. Yok olan doğanın zararı nasıl karşılanabilir. Para’nın yenmediğini ne zaman anlayacak uluslararası şirketler. Sorgulama süre dursun, denize yayılan petrolün önüne geçilemiyor. Körfeze hergün 795 bin litrenin üzerinde petrol sızıyor.

Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev Ankara'da, Görüşmeler öncesinde Rusya Başbakan Yardımcısı İgor Seçin ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ortak basın toplantısı yaptı. Nükleer santral için imzalar atılacak, bunlar Mersin Akkuyu'da yapılacak nükleer santral için önemli adımlar dendi.
Bu nedenle Greenpeace, hükümetin kendi vatandaşlarına rağmen devam ettirdiği kirli nükleer enerji planlarını durdurmak ve çok değerli milyarlarca liramızın gerçek çözüm olan yenilenebilir enerji kaynaklarına ve enerji verimliliği çözümlerine yatırılmasını sağlamak amacıyla duyarlı herkesi nukleer.greenpeace.org adresine girip nükleere hayır demeye davet ediyor.

Meksika Körfezi'ndeki Deepwater Horizon petrol platformunda 22 Nisan'da meydana gelen patlamanın ardından sızan ham petrol Amerika kıyılarını tehdit etmeye devam ediyor. Bugün artık durumun ağırlığı karşısında size bir magazin haber verelim. Alabama'da yaşayan kuaför Phil McCrory, radyo programında "Saç ve kılların emici özelliğiyle petrolü temizleyebiliriz" diyerek bir "saç ve kıl bağışı" kampanyası başlattı. McCrory, insan saçının ağırlığının altı katına kadar petrolü emebildiğini söylerken, altı ülkeden tam 370 bin kuaför ve 100 bin evcil hayvan bakıcısı topladıkları saçları, çoraplara sıkıştırıp göndermeye başladı. Bakalım bunları nasıl ve nerede depolayacaklar. Anlaşılan petrolü emme konusunda yapılan denemeler de olumlu sonuç vermiş. Bu arada başka yaratıcı eylemler de devam ediyor. Sarah Palin’in petrol sondajlarını destekleyen ‘Del bebek del!’ sloganı değiştirildi. Slogan protestocular tarafından ‘Temizle bebek temizle!’ olarak tersine çevrildi. British Petroleum - BP şirketinin baş harfleriyle de oynayan göstericiler, yeni isim verdi “Big Polluter” yani ‘Büyük Kirletici’. Bu büyük felaketle baş ederken espiriyi elden bırakmamak gerek, ancak temizliğin asla tamamlanamayacağı verilen zararın büyük kısmından geri dönülemeyeceği de bir gerçek, daha önemlisi bu felaketin bir daha olmaması için gerekli önlemleri almak veya dahası petrol bağımlılığından kurtulmak.

Çin Devlet Kalkınma ve Reform Komitesi İklim Değişikliği Müdürü Su Wei, gayri safi yurt içi hasılada birim başına düşen karbon emisyonunu 2020 yılında 2005 yılına göre yüzde 40-45 oranında azaltma taahhüdüne sadık kaldıklarını, ancak karbon emisyonu miktarına daha mantıklı bir sınır getirilmesine ihtiyaç duyduklarını söyledi. Beijing’de devam eden Yeşil Ekonomi ve Uluslararası İklim Değişikliğiyle Mücadelede İşbirliği Konferansı’nda 9 Mayıs’ta bir konuşma yapan Su Wei, Çin hükümetinin iklim değişikliğiyle mücadeleye verdiği büyük önemi vurguladı. Çin’in sanayileşme, kentleşme ve modernleşme sürecini henüz tamamlamadığını, bu yüzden Çin için en öncelikli görevin kalkınma olduğunu belirten Su, dolayısıyla karbon emisyonu miktarına daha mantıklı bir sınır getirilmesine ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Ülkeler için mantıklı olan sınırın doğa için hiç de mantıklı olmayabileceğini gözden kaçırmamak gerek.

Felaket, facia Meksika Körfezinde sürüyor. İngiliz petrol şirketi BP Meksika Körfezi`nde çevre felaketine yol açan platformdan kaynaklanan 3 sızıntı noktasından birini 98 tonluk dev bir tıpa yardımıyla kapatmayı başardığını açıkladı. Ancak bunun Körfez`e yayılan toplam petrol akışını azaltması beklenmiyor. Hala 2 sızıntı noktası daha var. Bildiğiniz gibi BP güvenlik hataları nedeniyle platformdaki patlamadan iki gün sonra, kuyudan günde en az 800 bin litre ham petrol denize karışmaya başlamıştı.

Muğla'nın Köyceğiz ilçesine bağlı Yuvarlakçay'da Hidroelektrik santralı (HES) yapımına karşı mücadele eden köylüler, nöbet tutmaya devam edeceklerini söyledi. Daha önce bölgeye 3.5 megavatlık bir HES kurmayı planlayan Akfen Holding’in CEO’sunun “Çevreci tepkiler yüzünden Yuvarlakçay’a HES yapmaktan vaçtik” dediği haberini vermiştik. Ormanın içine kamp yaparak 3 Aralık’tan bugüne 150 gündür mücadele eden Pınar köyünden Dulkadir Yorulmaz ve köylülerin avukatı Berna Babaoğlu Ulutaş dün İstanbul’da bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşan Ulutaş, “EPDK’ya başvuruda bulunduk, Akfen’in resmen projeden vazgeçip geçmediğini araştırdık. Ancak böyle bir başvurunun olmadığını gördük” dedi. Akfen Holding’in yaptığı açıklama ile kötü bir şaka yapmadığını umuyoruz. Acilen sözünün arkasında durup duruşunu resmileştirmesi gerekiyor.

Bunları derken bakın ne oluyor. Dünyada, kişi başına düşen enerji kullanımı sürekli bir artış eğilimi içerisinde. 2020 yılında tüm dünyanın enerji talebinin, bugünkü enerji talebine göre yüzde 65 daha fazla olacağı açıklandı. 2050 yılındaki enerji talebinin ise yüzde 250 kat daha fazla olacağı tahmin edilmekte. Bu gidişle 2030 yılına kadar petrol, doğal gaz ve kömürün diğer yakıtlara göre hakim durumda olması bekleniyor ancak bu dünyanın sonu olur. Yeni rezervler bulunmadığı takdirde, petrolün 41 yıl, doğal gazın 62 yıl ve kömürün 204 yıl sonra biteceği öngörülüyor ancak bu yakıtların artık yerin ve okyanusların dibinde kalması gerekiyor ki iklim değişikliği alıp başını daha da kötü hale gelmesin. Fosil kaynakların yoğun olarak kullanılmasıyla tüm dünyada Karbon emisyonlarının artışı ve küresel ısınma nedeniyle ekolojik dengenin alarm vermeye başlaması enerjinin verimli kullanılmasını ihtiyaçtan çok bir zorunluluk haline getirdi. En temiz enerjinin hiç üretilmemiş enerji olduğu düşünüldüğünde, enerji verimliliği çalışmaları çevrenin korunmasına da büyük katkı sağlar. Çevreyi korumanın en az maliyetli yolu, enerjinin verimli kullanılmasından geçmekte. Enerji verimliliğinde en önemli faktör, enerji tasarrufu. Tasarruf konusunda hükümetlerin bir an önce çeşitli çalışmalar yürütmesi, yeni politika ve stratejiler üretmesi ihtiyacı artık kaçınılmaz oldu.

Meksika Körfezi'nde petrol platformunun batması sonucu meydana gelen ham petrol sızıntısının durdurulması için inşa edilecek mekanizmanın 90 günden önce bitmeyeceği bildirildi. Amerikan Sahil Güvenlik yetkilileri, okyanus tabanında sızıntının olduğu yere yerleştirilecek ve petrolün kuyudan fışkırmasını durdurmayı ve kuyunun tıkanmasını amaçlayan "önleyici mekanizmanın" inşasının, en iyi ihtimalle 90 gün süreceğini söyledi. Metal ve betondan yapılacak önleyici mekanizma, 74 ton ağırlığında, 12 metre yüksekliğinde, 7,3 metre genişliğinde ve 4,3 metre eninde dev bir oda şeklinde olacak. Petrol sızıntısı, İngiliz şirketi BP'nin işlettiği deniz platformunun çökmesi ardından iki haftayı aşkın süredir devam ediyor. Bizim merak ettiğimiz ise çevrenin 90 gün direnip direnemeyeceği, ortaya çıkan çevre faciasının bedelini doğa ödemeye devam ederken, petrol platformları ve kaza risklerine karşı fosil yakıt bağımlılığından kurtulup kurtulmayacağımız.

Anadolu Grubu tarafından Gerze'de planlanan termik santralin, ÇED süreci içinde yasal olarak gerçekleştirmesi gereken halkın katılımı toplantısında, tepkilerini dile getirmek için toplanan 3 bin kadar Gerzeli'nin sloganlarına karşı toplantıyı düzenleyen Anadolu Grubu'nun yanıtı halkın sesini bastırmak üzere ses sistemlerini sonuna kadar açmak oldu. Sesleri duyulmayan Gerzeliler, bunun üzerine sırtında "HAYIR HAYIR HAYIR" yazan tişörtleriyle arkalarını döndü. Ortamın giderek gerilmesi sonucunda polis, yaşam hakkını savunmak isteyen Gerzeliler'e bulundukları Kapalı Spor Salonu içinde biber gazı sıktı. Yaşamı yok eden ve küresel ısınmaya neden olan termik santralleri halka rağmen savunmak, orada tarafsız olarak görev yapması gereken devlet görevlileri için kabul edilebilir bir durum değil. Termik santrale baştan beri karşı olan halkın sesini kapalı bir alanda yüksek ses sistemleriyle bastırmaya çalışarak, eylemcileri provoke etmeye çalışmak da Anadolu Grubu açısından ahlaklı bir çalışma anlayışı değil. Unutmayalım ki, Gerze halkının termik santrali önlemeye yönelik çabaları kendilerinin ve çocuklarının sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını gözeten Anayasa'nın 56. maddesiyle güvence altına alınmıştır.

Almanya’dan bir başka haber daha. Alman hükümetinin Pazartesi günü bazı otomobil sanayi ve enerji şirketlerinin temsilcileri ile yapacağı toplantı öncesinde Merkel, Almanya'yı elektrikli otomobillerin simgesi haline getirmek istediğini belirterek, "Caddelerimizde 2020 yılına kadar 1 milyon elektrikli otomobil görmek istiyoruz. Bunun için gitmemiz gereken daha uzun bir yol var" şeklinde konuştu. Elektrikli otomobillerin bir yandan iklimin korunmasına katkı sağlayacağını, diğer yandan otomotiv sanayi için büyük bir fırsat olduğunu ifade eden Merkel, 20. yüzyılda ilk ve en iyi otomobilleri üretmiş bir ülke olarak Almanya'nın, 21. yüzyılda da en akıllı ve çevreye en duyarlı otomobilleri üretmesinin önemli olduğunu kaydetti. Umuyoruz Türkiye’de elektriğini rüzgar ve günesten üretir, arabalarını da elektrikle yürütür. Nerede gerçek liderler?

Gezegenimizin git gide işgal edildiği bu günde çok güzel bir haberle başlamak istiyorum. Bildiğiniz gibi daha önce Hidroelektrik Santrallara (HES) karşı halk mücadelesinin peş peşe sonuçlar verdiğini söylemiştik. Bunun en güzel örneği ise Yuvarlakçay'da çevre mücadelesinden 'uzlaşma ve zafer' çıkması. Akfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Akın, ‘çevreci tepkiler nedeniyle’ Yuvarlakçay’a hidroelektrik santral (HES) yapmaktan vazgeçtiklerini açıkladı. Akın, 'Yuvarlakçay'da gece-gündüz çevre için nöbet tutan herkese de selam gönderiyorum' dedi. Muğla’nın Köyceğiz ilçesine bağlı Yuvarlakçay’da köylüler ve çevreciler HES projesine karşı dört aydır çadır kurup nöbet tutuyordu. Akfen’in 20 HES projesi vardı. Kendilerini, diğer on dokuz projeleri için de aynı duyarlılığı göstermeye davet ediyoruz.

Tam da bu sırada Greenpeace Amerika’da çevre katliamı hakkındaki raporunu açıkladı. Greenpeace.org.tr sitesinden detaylı olarak okuyabileceğiniz raporda sızıntının sonuçları her açıdan değerlendiriliyor. Bugün öncelikle sizlere körfezin etrafındaki yaban hayatın nasıl etkileneceği ile ilgili biraz bilgi vereceğim:
Petrol sızıntısından etkileneceklerin başında kuşlar geliyor. Risk altındaki türlere ABD’nin Louisina eyaletinin simgesi henüz geçen sene Amerika’nın Nesli Tükenmekte Olan Hayvanlar listesinden çıkardığı kahverengi pelikan da dahil. Pelikanlar sahile çok yakın olan adacıklara yuvalarını yapar ve kıyıya yakın yerlerden beslenir, ve üreme mevsimleriyse henüz başladı. Bildiğiniz gibi kuşlar petrole bulandığında tüyleri havayı yakalama ve suyu tutma yeteneğini kaybediyor. Sonuçta kuşlar sıcaklıklarını koruyamıyor ve hipotermi oluyor. Sıcaklığını korumak içinse kuşlar metabolizmasını hızlandırıyor bu da daha çok enerjiye ihtiyaç duydukları anlamına geliyor. Ne yazık ki kuşların petrole bulanmış tüyleri onların suyun üstünde durmalarını imkansız hale getiriyor ve kuşlar ne beslenebiliyor ne de yüzebiliyor. Özellikle petrol kıyıya gelirse bu durumun üstesinden gelemeyecek türler arasında Amerikan istridye kuşu ve yağmurkuşu da bulunuyor.
Sızıntıdan etkilenecek bir diğer tür de balıklar. Meksika Körfezi’nin kuzeyi nesli tükenmekte olan orkinoslar için bu mevsimde bir yumurtlama bölgesi. Orkinosların yumurtaları suyun yüzeyine yakın yerlerde yüzer ve larvalarıysa yumurtalarından ilk çıktıklarında da suyun yüzeyinde kalır. Bu sebeple petrol sızıntısı orkinosların hayat döngüsü için son derece kritik bir zamanda meydana geldi. Greenpeace Amerika’nın Okyanus Mücadele yöneticisi John Hocevar böyle bir sızıntının hayatta kalabilecek orkinos larvalarının sayısını önemli oranda azalttığını söyledi. Meksika Körfezi’nin daha çok eti ve yağı için yetiştirilen ringa balığı yetiştirme bölgesi Greenpeace Örgütü’ne göre Amerika’nın üçüncü bazı mevsimlerdeyse ikinci en büyük balık yetiştirme çiftliği. Ringa balıkları sudaki bazı organik materyalleri süzerek beslendikleri için süzme sistemlerinden kirli suyu geçirirken petrolden etkilenebilir. Kayıplar Louisiana’nın karides ve istiridye endüstrisini de vurabilir. İstiridyeler sudaki bazı organik materyalleri süzerek beslenirler ve kaygan petrol birikintilerinden yüzerek kaçamaz. Louisiana’nın en önemli istiridye toplama sezonuysa 1 Mayısta başlar.
Sadece kıyıda yaşayan türler yani kuşlar ve balıklar etkilenmiyor petrol sızıntısından. Petrol okyanusta yayılmaya devam ettikçe birçok hayvan daha bu petrolle karşılaşacak. Kanatlı balinalar, kaşalotlar ve yunusların da risk altında olabileceğini belirtti. Körfez’de ilerleyen pek çok tür deniz kaplumbağalarının baharda yuva yapma mevsimleri yaklaştığı ve nefes almaları için suyun yüzeyine çıkmaları gerektiği için sayılarında bir azalma olabilir. Greenpeace deniz kaplumbağalarının karaya yumurtlamaya geleceklerine ve yavru kaplumbağaların denize ulaşabilmek için bu petrol tabakasını aşmak zorunda kalacaklarına ayrıca işaret etti.
Öte yandan ABD Başkanı Meksika Körfezi'nde batan petrol platformunun neden olduğu çevre kirliliğinin temizlenmesinin masraflarını platformun sahibi BP'nin karşılayacağını söyledi. Biz de sormak istiyoruz “Ya doğal hayatı öldürmenin bedeli ne?”

Uluslararası Balina Komisyonu (IWC), 24 yıl aradan sonra tekrar ticari balina avcılığını serbest bırakma teklifini tartışıyor. Bazı devletler verecekleri cevabı düşünürken halktan alacakları tepkiyi de yakında gözlemliyorlar. Yeni Zelanda bu teklifin karşısında dururken bir çok ülke destekliyor gibi görünüyor. Uzunca bir süre balina avcılığın yasaklanması konusunda bir çok hükümet karar birliği içindeydi. Ama bildiğiniz gibi Japonya, Norveç ve İzlanda av yasağını hep görmezden geldi. Komisyon, teklifi haziran ayında oylamaya sunacak. 1986 yılındaki balina avcılığının yasaklanması kararının verilmesi doğa için büyük bir başarı olmuştu. Bugün balinaları kurtarmanın zamanı tekrar geldi. İzleyin: avi, 8.35 Mb.

Meksika Körfezi'ndeki petrol felaketi başlayalı tam 18 gün oldu. Günde 5 bin varil petrol okyanusa sızmaya, 5 bin kilometrekarelik bir alanı kaplayıp karaya doğru ilerlemeye devam ediyor. Sızıntıyı durdurmak için bugüne dek pekçok yöntem denendi. Petrolü yakma girişimleri oldu; ancak fazla çevre kirliliği yarattığı için bu yöntemden vazgeçildi. Petrol dağıtıcı kimyasallar kullanıldı, ama bilim adamları onların da okyanuslardaki canlılara zararlı olduğu uyarısında bulundu. Petrolü başka bir kanala nakletmek umuduyla hızla yeni kuyular açılıyor. Ancak bu, tamamlanması haftalar alabilecek bir proje. Geçen hafta büyük ümitlerle okyanusa indirilen dev huniye gelince: İçinde buz benzeri kristaller oluşup huninin ağzını tıkayınca, bu yöntem de işe yaramadı. Önerilen yöntemlerden biri de bölgeye petrolle beslenen bakterileri bırakmak. Ancak bu yöntem bölgedeki doğal yapıyı değiştirecek bir yöntem olduğu için soru işaretleri ile dolu. Bir diğer öneri de petrol sızıntısını doğal yoldan emebilecek yosunları kullanmak. Öneri, yosunlardan yapılan torflarla petrolü emip sonra da bölgeden uzaklaştırmayı düşünüyor. Bir başka çözüm önerisi de "mantar ve saçlar"... Saç ve mantardan yapılan özel halıların petrolü emebileceği düşünülüyor. Sızan petrolden sorumlu olan BP yetkililerinin dün verdiği bilgiye göre şirket, kuyuyu eski lastikler ve golf topları ile doldurmayı düşünüyor. Petrol sızmaya devam ederken... bir çözüm hala bulunabilmiş değil.

Greenpeace, Nestle’nin ürünlerinde yağmur ormanlarını yok etme uğruna palmiye yağı kullanmasının durdurulmasına yönelik yaratıcı eylemleri devam ediyor. http://www.greenpeace.nl/campaigns/kitkatch sitesinde yayınlanan oyunda Kit Kat çikolatası orangutanları yutup yok ediyor.


HAZİRAN
Mahkeme kararlarına rağmen “HES’lere karşı çıkmak yanlıştır” diyen Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, HES’lerin zararlı olduğunu, su kaynaklarını tükettiğini dile getirenlerin kendi rantlarını düşündüğünü ve insanları yanlış bilgilendirdiğini söyledi. Bakan Eroğlu, bu sözleri Iğdır’da Çevre ve Orman Bakanlığı’na bağlı birimlerin Koordinasyon Kurulu Toplantısı öncesinde sarf etti. Bakan, “Bazı kesimler kendi rantları için HES’in zararlı olduğunu, su kaynaklarını tükettiğini, yalan yanlış beyan ederek, insanları yanlış bilgilendiriyorlar. Türkiye’nin ucuz ve temiz enerji kaynağını elde etmemesi için her türlü yalanı söylüyorlar. Hiçbir HES su tüketmez, sadece suyun gücünden istifade eder. Bunun için de HES’lere karşı çıkmak yanlıştır. Türkiye genelinde 2 bin HES var. Bunun iki tanesi yanlış yaptı diye hepsini karalamak doğru olmaz. Yanlışlık yapan varsa ceza verip, kapattırıyoruz.” diye konuştu. Iğdır’a, “müjde” veren Bakan Eroğlu, Iğdır Ünlendi Barajı’nın yapımına da başlanacağını söyledi. Iğdır Ovasında çölleşmeyi önlemeye yönelik çalışmalar ve su tasarrufuna yönelik projeler de ise kayda değer bir ilerleme yok. Çevre ve Orman Bakanı’nın, geçmişte Devlet Su İşleri Genel Müdürü olduğu ve doğayı katleden HES’leri yapmaktan sorumlu olduğu ve bugün misyonu değişmeyen DSI’nin Çevre Bakanlığı bünyesine alındığı düşünülürse bu söyleme şaşırmamak gerekir. Ancak kendisinin çevre bakanı işlevini yerine getirmediği aşikâr, doğa ve çocuklarımızın geleceği için derhal istifa etmesi veya görevden alınması gerekiyor.

Yalova’da AKSA Akrilik Kimya San.A.Ş. tarafından yapılmak istenen kömürlü termik santrale karşı daha önce duyurusunu da yaptığımız termik santral protestosu, Yalova halkı tarafından geçtiğimiz Pazar günü gerçekleştirildi. Etkinliğe,TEMA Vakfı Onursal Başkanı Hayrettin Karaca da destek verdi. Yalova Çevre Platformu Başkanı Feride Uyar, yaptığı basın açıklamasında “bir şirketin karını arttırmak amacıyla koskoca bir kentin sosyal yapısını, ekonomik yapısını, gelecek planlarını, doğasını ve her şeyini tehlikeye atmak gibi bir lüksü olamaz. Son ırmak kurumadan, son ağaç kesilmeden önce, AKSA yetkilileri de anlamalıdır ki, ne para, ne de enerji yenilebilir şeyler değildir. Biz de Yalova’yı size teslim etmeyeceğiz” dedi. Yalova Çevre Platformu’nun düzenlediği protesto gösterisinde ‘Son Irmak Doğa Orkestrası’ katılımcılara bir saat süren bir dinleti sundu. Eyleme katılan Yalovalılar da “Termik santral istemiyoruz” sloganları attılar. Dinletinin ardından konuşan TEMA Vakfı Onursal Başkanı Hayrettin Karaca “Hangisi daha değerli; para mı, toprak mı? Doğaya, denizlerimize, yeşil alanlarımıza, bereketli topraklarımıza her yerde olduğu gibi Yalova’da da sahip çıkmalıyız” dedi.

Meksika Körfezi’nde BP şirketine ait petrol kuyusu platformunun patlaması tarihin en büyük çevre felaketlerinden birine dönüşürken, nisandan beri felaketle başa çıkamayan ABD’ye beklenmedik bir yerden yardım önerisi geldi. Obama yönetiminin baskısıyla BM Güvenlik Konseyi’nden İran’a karşı çıkan dördüncü yaptırım paketinin en büyük hedefi konumundaki Devrim Muhafızları, felaketin Amerika açısından bir ‘utanç’ olduğunu belirtip uzmanları yollayarak petrolü derhal temizleme teklifi yaptı.?Yardım teklifi, bizzat yaptırım listesinin tepesindeki Devrim Muhafızları’nın sanayi kolu Hatim el Enbıya’nın Başkanı Tuğgeneral Rüstem Kasım’dan geldi. Kasım, “Karayipler’deki sıradan vatandaşların hayatı da tehlikede. Bahama ve Jamaika’ya varması an meselesi. İnsanlık tarihinin en büyük felaketi olma yolunda ilerliyor. Kendini beğenmiş batılı uzmanlar çaresiz. Bu Amerika, Britanya ve kendilerini teknolojinin beşiği gören süpergüçler için bir leke, utanç verici bir olay. Petrol kuyusu platformu patlayalı iki ay oluyor. Sızıntıyı toplamaktan acizler. Son yaptırıma rağmen, uzmanlarımız insani bir misyon için kolları sıvayıp, kendine has özel yetenekleriyle Meksika Körfezi’ni temizleyebilir” dedi. Bu sözlerde samimiyet varsa o zaman Iran’ın nükleer enerji planlarından vazgeçmesini, petrol üretimini enerji kullanımından ayırmasını ve yenilenebilir enerji devrimi yapmasını ve muhafaza etmesini bekleyebiliriz diye düşünüyorum.

Doğa Derneği, Çevre ve Orman Bakanlığı'nın Edremit Körfezi Havran'da gerçekleştirdiğini söylediği yarasa katliamını protesto etti. Geçtiğimiz haftalarda Çevre ve Orman Bakanlığı Havran'daki mağaralara yarasaların geri döndüğünü açıklamıştı. Bu açıklamanın yerinde yapılan araştırmalarla doğru olmadığının ispatlanması üzerine, Doğa Derneği Havran'daki yarasa soykırımına dikkat çekmek için altı metre kanat açıklığındaki dev yarasa kuklasını, İstiklal Caddesi'nde uçurdu. Beyoğlu İstiklal Caddesi'nde 22 Haziran saat 19.00'da başlayan eyleme yarasa kostümleri ve "Yarasa Soykırımına Hayır" dövizleriyle katılan aktivistler, altı metrelik dev yarasa kuklasıyla yürüdü. Eylem, Galatasaray Lisesi'nin önünde basın açıklamasıyla sona erdi. Çevre ve Orman Bakanlığı, Havran Barajı'yla sular altında kalan doğal mağaradaki 20 bin yarasayı zorla yuvalarından çıkararak yapay bir mağaraya taşımaya çalışmıştı. Bunun sonucunda 18.000 yarasanın öldüğü ifade ediliyor.

Meksika Körfezi'nde büyük bir çevre felaketine yol açan petrol sızıntısı, benzer bir projenin uygulandığı Karadeniz için de endişeleri gündeme getiriyor. Uluslararası enerji uzmanı Necdet Pamir, dünyanın Meksika Körfezi'ndeki petrol sızıntısını tartıştığı bir dönemde, Karadeniz'deki petrol arama faaliyetlerinin, bölge halkını endişelendirmesinin anlaşılır olduğunu söyledi. Pamir, Karadeniz'deki platformlar Meksika Körfezi'ndeki platformdan daha derinde petrol aradığını, daha önce Karadeniz'de bir petrol platformunun tasarım hatası nedeniyle çöktüğünü ancak bunun sonucunda bir sızıntının yaşanmadığını da söyledi. Türkiyede, geçtiğimiz aylarda boğazlardan çekilerek Karadeniz açıklarına götürülen petrol platformuyla su yüzeyinin 2000 metre derinliğinde petrol bulunması hedefleniyor. Brezilyalı enerji şirketi Petrobras, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ile de Karadeniz'de arama için iki ayrı anlaşma imzalamıştı.

Petrol zengini Teksas elektrik ihtiyacının yüzde onunu rüzgârdan karşılıyor. ABD Başkanı Obama, Teksas modelini Amerika geneline yaymaya kararlı. Airtricity adlı bir İrlanda şirketi 34 büyük toprak sahibiyle anlaştıktan sonra 2006 yılında bölgeye ‘yel değirmenleri’ dikmeye başladı. Bir yıl sonra da projeyi E.ON Climate and Renewables’e devretti. Zamanla projeye katılan çiftçilerin sayısı 400’e çıktı. 600 rüzgâr türbininden oluşan enerji parkı 780 megavat elektrik üretiyor. Petrol zengini Teksas, elektrik ihtiyacını kısmen yenilenebilir enerjilerden kazanmaya başından beri kararlıydı. Üstelik ekonomik kriz rüzgârın hızını kesemedi. Yetkililer, “Teksas, rüzgârının sayesinde, enerji üretiminde dünya liderleri arasına girdi. Rüzgâr, halâ fosil enerji türlerine bağlı olduğu sanılan bu eyaletin enerji kaynaklarını daha geniş bir yelpazeye yaymasını sağladı. Eyaletlerinin rüzgâr teknolojisinin merkezi olduğunu belirten ABD Senatörü Rodney Ellis, ‘petrol çıktığı için fosil enerjiye bağımlı olduğumuzu sananlar bizi tanımamış’, diyor. Ya ne petrolü çıkan ne de rüzgar ve güneş kaynaklarını yeterince kullanamayan Türkiye neye ve nereye bağımlı?

Çevre ve Orman Bakanlığı Orman-Köy İlişkileri Genel Müdürlüğünün (ORKÖY) orman köylülerine yönelik 'Güneş Enerjili Su Isıtma Sistemi Projesi' ile bugüne kadar 10 bin 610 hektar ormanlık alanın kesilmekten kurtarıldığı belirtildi. ORKÖY Genel Müdürü Prof. Dr. Mustafa Kemal Yalınkılıç ''50 hanelik bir köyde su ısıtmak amacıyla yılda 250 ster odun tüketilmekte. Bu da bugünkü piyasa satış fiyatları ile yılda yaklaşık 20 bin lirayı bulmaktadır. Türkiye genelindeki yaklaşık 21 bin orman köyünde yaşayan tüm haneler dikkate alındığında oldukça büyük oranlarda milli servet kaybı ortaya çıkmaktadır. Güneş enerjisi sistemi aynı zamanda köylerdeki sağlıklı ortamının artmasına, sağlık koşullarının iyileşmesine dolayısıyla sosyal yaşam kalitesinin yükselmesine faydalı olmakta. Türkiye gibi güneşli bir ülkede elde edilecek güneş enerjisinden faydalanma oranı metrekarede 1 kilowat/saattir. Bu bize ulaşan ücretsiz ve sürekli enerji kaynağıdır. Öte yandan proje sayesinde bu sistemlerin üretiminde bin 531, montajında da 2 bin 41 kişinin istihdamı sağlanmıştır.''dedi. Peki o zaman niye bunu bütün ülkeye yaygınlaştırmak için enerji bakanlığı harekete geçmiyor. İki bakanlık birbiriyle konuşmuyor mu?

Türkiye doğasını koruma görevini yerine getirmek yerine, doğayı yok eden icraatların sözcüsü haline gelen Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Türiye doğası için mücadele eden Doğa Derneği Başkanı Güven Eken’e dava açtı. Eken, tüm uyarılara karşın bilerek ve israrla Türkiye doğasını yok eden projelerin savunucusu haline gelen Çevre Bakanı Eroğlu için “doğanın seri katili” ifadesini kullanmıştı. Eroğlu, dört yıllık icraatı süresince yüzlerce derenin yok edilmesine neden olmuş, 20 binden çok yarasanın yuvası olan Havran mağarasını sular altında bırakmış, Dicle gibi içinde milyonlarca hayvan ve bitki yaşayan büyük nehirler üzerinde baraj kurulması için sözcülük yapmıştı. Eroğlu imzası, 2B, ormanların madenciliğe açılması, av günü sayısını artıran Merkez Av Komisyonu Kararları, Allianoi ve Hasankeyf’in yok edilmesi ve Türkiye’nin hemen hemen tüm dereleri üzerinde HES inşa edilmesi gibi kamu vicdanını rahatsız eden sayısız kararın en önemli ortak paydası. Halbuki Greenpeace’e göre, iklim değişikliğini çığrından çıkmadan engellemek için Enerji [D]evrimi yeterli. Bakan Eroğlu hidroelektrik santrallerin hiçbir çevresel ölçüte dayandırılmadan, halka rağmen ve ülkenin doğal ve kültürel zenginliklerini hiçe sayarak devreye alınmasını durdurmalı ve Enerji [D]evrimi’ne ortak olmalı, o zaman kendisine katil değil kahraman derler.

İngiliz petrol şirketi BP, Meksika Körfezi'ndeki petrol sızıntısının sebep olduğu çevre kirliliğinden etkilenen kişi ve kurumların zararlarını tazmin etmek amacıyla oluşturulacak bağımsız fona 20 milyar dolarlık ödeme yapmayı kabul etti. Fonun, 11 Eylül’de hayatını kaybedenlere yapılan ödemeleri yöneten hukukçu Kenneth Feinberg tarafından idare edileceğini belirtildi. ABD Başkanı Obama bütün Amerikalılara petrole güvenmekten uzak durmaları ve alternatif enerji kaynakları geliştirmeleri çağrısı da yaptı. Obama, “Bugün körfeze bakınca oradaki hayatın siyah petrol bulutuyla tamamen tehdit altında olduğunu görüyoruz. BP neden olduğu zararı ödeyecek. Biz de Meksika Körfezi’ndeki insanların bu trajediyi atlatmaları için ne gerekiyorsa yapacağız” diye konuştu. Bakalım bu felaketten ders alarak biran önce Greenpeace’in sunmuş olduğu Enerji Devrimi harekete geçirilerek fosil yakitlara bağımlılıktan kurtulmak için Dünya’daki bütün politikacılar adım atacak mı yoksa kısa zamanda unutulan boş sözler olarak mı kalacak!

Meksika Körfezi'nde sondaj gemisinde yangın çıkması nedeniyle petrol toplama çalışmalarına ara verildi. BP, Meksika Körfezi'ndeki kuyudan çevreye yayılan petrolü toplama çalışmalarına, sondaj gemisindeki yangın yüzünden ara verildiğini açıkladı. Şirketten yapılan açıklamada, Discoverer Enterprise sondaj gemisindeki sondaj kulesine isabet eden yıldırımın yangına sebep olduğunun tahmin edildiği ve yangının söndürüldüğü bildirildi, ancak BP, denize akan petrolü toplama çalışmalarına ne zaman tekrar başlanabileceği konusunda bilgi vermedi. Öte yandan Başkan Obama’nın yönetimi, Meksika Körfezi’nin temizlenmesi için hazırlanan fona İngiliz petrol devi BP’nin 20 milyar dolar aktarmasını istedi. Obama, “Bu felaket, gelecek yıllarda, bizim çevre ve doğa hakkında düşündüklerimizi tamamen farklı bir şekilde değiştirecek.” dedi. Keşke düşünceleri doğayı yok eden felaketten önce değiştirebilseydik...

Greenpeace ABD Okyanus Kampanyacısı John Hocevar, Louisiana Büyük Ada’dan bildiriyor: Büyük Ada, körfezdeki çevre felaketinde malesef “ağır yağlı” olarak sınıflandırılan bölgelerden biri. BP’nin örtbas etme çabalarına rağmen burada delil topluyoruz. Dün bir gel-git düzlüğünde onbinlerce ölü pavurya gördük. Biliyorum tarihimizin en büyük çevre felaketini yaşarken sadece pavuryaların ölmesini bahsetmek garip gelebilir. Bu felaket deniz kuşları, kaplumbağlar hatta balinalar gibi bir çok türün ölmesine yol açıyor. Bir kaç ölü pavuryayı kim niye düşünsün? Problem herşeyin birbiri ile bağlantılı olmasında. Pavuryalar kumun içinde yaşar. Dipde petrol biriktikçe pavuryaların kabuğuna da dolmaya başlar. Yani pavuryalar ölüyorsa, şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: kumun üstü tamamen petrol ile kaplanmış durumda ve burada bakteriler dışında hiçbir canlı yaşayamaz. Tabi bununla bitmiyor. Nurse köpekbalıkları, dilbalığı ve diğer dip balıkları gibi kaşık gaga ve akbalıkçıl gibi deniz kuşları da pavurya ile beslenir. Bu canlılar ya petrollü pavuryaları yiyip petrol kimyasallarıyla zehirlenirler veya felaketten dolayı başka hiç yiyecekleri kalmadığı için aç kalırlar. Yani anlayacağınız pavuryaların ölümü sadece pavurya ile bitmiyor.

Cumartesi günü ‘Dünya Çıplak Bisiklete Binme’ etkinliği kapsamında Mexico City, Londra ve Amsterdam’da çırıpçıplak halde bisiklet süren aktivistler, hem bisikletli yaşama hem de hayvan haklarına dikkat çekti. Üç ayrı şehirde aynı anda yapılan etkinliğin katılımcıları üzerlerine kıyafetleri yerine renkli boyalarla yazılmış sloganlar giydi. Bir kısmı vücudunu boyayarak kedi, fil, kuş, domuz kılığına giren aktivistler vücutlarında ‘Çıplak doğduk’, ‘Beni yeme’, ‘Vücuduma ihtiyacım var’, ‘BP bizi öldürüyor’ gibi sloganları taşıdı. Cumartesi günkü protesto, hayvan haklarına dikkat çekmenin yanı sıra dünyanın en kalabalık ve en kirli kentlerinde çevreci ve sağlıklı bir ulaşım aracı olarak bisikleti yaygınlaştırmayı hedefliyordu. Petrol, otomobiller ve kirli fosil enerji gibi doğaya zarar veren her tür şey, protestocuların hedefiydi. Üç şehirde de bisikletli eylem, en işlek cadde ve meydanlardan geçilerek yapıldı.

Daha önce Abant’daki çevre yıkımı haberini duyurmuştuk. Sonunda Abant'ta geri adım atılıyor. Türkiye'nin önde gelen tatil merkezlerinden Abant Tabiat Parkı'nda Bolu Valiliği tarafından İl Özel İdaresine yaptırılan çevre çalışmalarına Çevre ve Orman Bakanlığı'ndan veto geldi. Bakanlık müfettişleri tarafından yapılan inceleme sonunda "Bakanlığımızca oluşturulan komisyonca Tabiat Parkı'nda incelemeler yapılmış ve tespit edilen hususları içeren 23 Mart 2010 tarihli inceleme raporu Bolu Valiliği'ne gönderilerek , göl kotunun eski seviyesine getirilmesi ve parkın bilimsel esaslara göre yönetilmesi istenmiştir." ifadelerine yer veriydi. Yetkililer ayrıca, su seviyesinin normalden 140 santimetre yüksek olduğunu belirterek, bunun acilen 70 santimetre düşürülmesini ve böylece kurumaya başlayan ağaçların kurtarılmasını istedi. Geç gelen adalet adalet değildir gibi bir şeyler hatırlıyorum ama...

Yeni resmi rakamlara göre, Meksika Körfezi'ne herhangi bir temizleme girişiminden önce, günde 40 bin varil petrol sızıyordu. Amerikan Jeolojik Araştırmalar Dairesi'nin açıkladığı bu rakam, daha önceki tahminlerin iki katına denk düşüyor. Bazı Amerikalı siyasetçiler, BP'nin bu ülkede verdiği zararlara karşılık tazminatları ödeyene kadar, temettü ödemelerini durdurmasını istemişti. Öte yandan iflas ilan edebileceği söylentileri nedeniyle iyice zor duruma düşen BP’nin hisse senetleri eriyor. Hisseler, dünya borsalarında temizleme operasyonunun olası bir iflası gündeme getiribileceğine ilişkin söylentiler yüzünden dip yaptı. Başkan Obama, ayrıca Deepwater Horizon'ın çöküşü ardından derin sularda sondaj çalışmasına getirilen moratoryumun çok sayıda sektör çalışanını işsiz bıraktığını ve işsizlik maaşlarının BP tarafından ödenmesi gerektiğini söyledi.

Bildiğiniz gibi geçen günlerde Güneysu İlçesi Gürgen Vadisi’nde yapımı planlanan Tepe 1 ve 2 HES projesi için Çevre ve Orman Bakanlığı’nın, Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporunda olumlu karar vermesi sonrasında yöre halkı harekete geçmişti. Gürgen Vadisi’nde daha önce yapılan ve deneme üretimine geçmesiyle birlikte Gürgen Deresi'nin bir bölümünü kurutan Kale HES projesinin bir benzerinin daha yapılmasıyla vadinin tamamen kuruyacağını söyleyen yöre halkı, 14 Mayıs 2010 tarihinde Rize İdare Mahkemesi’ne ÇED olumlu raporunun iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle dava açtı. Davacılar avukat olarak Derelerin Kardeşliği Platformu Kurucu Başkanı Remzi Kazmaz’ı görevlendirdi. Mahkeme heyeti karara bağladığı davada Tepe 1 ve 2 HES projesinin yürütmesini durdurdu. Derelerin Kardeşliği Platformu Dönem Sözcüsü Ömer Şan’ın verdiği bilgiye göre Doğu Karadeniz’de planlanan 700 HES projesinden 145’inin yapımına başlandı. Bazıları deneme üretimine başlayan HES’lerden 65 iptal, yürütmeyi durdurma ve ÇED iptal davası açıldı. Bunlardan 29’unda ise mahkemeler yürütmeyi durdurma ve ÇED raporlarının iptali yönünde karar verdi.

Amerika Birleşik Devletleri Senatosunun enerji görüşmelerinde, BP’nin yol açtığı felakete karşılık tazminat ödemesi yapması fikrine karşı çıkılması üzerine körfezde perişan olan karides avcılarından Diane Wilson kendi üstüne petrol dökerek yaptığı protesto nedeniyle tutuklandı. Diane Wilson, kendisi gibi pekçok karides avcısının hayatlarının mahvolduğu Teksas’dan gelmiş. Wilson şunları söyledi: ‘Benim adım Diane Wilson. Körfezde dördüncü nesil bir karides avcısıyım. BP felaketi ile benim toplumumun yokolduğunu görüyorum ve bu beni çileden çıkarıyor. Bir yandan da Senatör Lisa Murkowski gibi seçilmiş temsilcilerin, bu felaketin yasal olarak sorumlusu olan BP’nin ödeme yapmasını engellediğini görüyorum. Murkowski BP’nin mali sorumluluğunu 75 milyon dolar gibi zavallı bir düzeyde tutmak istiyor. Bu kadarı fazla. Ne cüretle insan eliyle yaratılmış felaketin harap ettiği Amerika halkı yerine bu kadar petrol şirketlerinden yana olabilir.’ Wilson yıllardır körfez kirliliğine karşı mücadele veriyor. “Makul Olmayan Kadın: Karides avcıları, Politikacılar, ve Çevreyi kirletenler” adlı kitabında petrol ve kimyasal şirketlerle yıllardır yaptığı mücadeleyi anlatıyor. Wilson ısrarla tek şey söylüyor: Petrol şirketleri havayı, suyu ve doğal hayatı yok ediyor ve hükümetler buna izin veriyor. Murkowski gibi politikacılar büyük petrol şirketlerinden kampanya parası alıp onlarla işbirliği yapıyor. Bu artık durmalı! Amaaan petrol, canııım petrol....

Meksika Körfezi'ndeki BP sızıntısına Obama yorumu: Kime tekme atılması gerektiğini iyi bilen işçiler ve uzmanlarla görüşüyorum. Benim yorumum ise şu:
Sınırlı ve ulaşılması zor fosil yakıtlara olan talebi karşılamak için arayışa devam etmemizin çevresel ve ekonomik maliyeti ortadayken niye vazgeçip yenilenebilir enerjiye yönelmiyoruz?
Meksika Körfez’indeki olay dünyada görülecek bir ekonomik kaosun ilk göstergesi ise daha fazla petrol aramak bizi daha riskli bir yere itecek, temiz ve yenilenebilir enerji teknolojisine yatırım arz güvenliğimizi sağlayacak.
Bu düşük karbonlu enerji ürünleri piyasası 2050 yılına kadar yılda en az 500 milyar dolar değerinde olabilir, yeter ki bu yönde gelişim istensin.
Fosil yakıtlardan uzaklaşıp yenilenebilir enerjilere yatırım ekonomilerinin durgunlukdan kurtulması için değerli bir fırsat. Çünkü en etkili düşük karbonlu enerji sistemlerini sunmakta başarılı olan ülkeler, beceri ve teknolojilerini gelecekte ihraç edecekler.
Devletler ve özel sektör artık yeşil enerjinin sadece çevreye duyarlı olmanın ötesinde bir şey olduğunun farkına vardılar; enerji güvenliği ve ekonomik fırsatları korumak için önemi giderek daha da artan bir yere sahip.
Meksika Körfezi'ndeki BP’nin neden olduğu felaketten çıkarılacak bir ders daha var: O da biz eyleme geçmekte ne kadar gecikirsek pisliği temizlemek o kadar zorlaşır.

BP, Meksika Körfezi'nde 45 gündür petrol yayan kuyusundaki sızıntıyı kontrol altına alma yönünde mesafe katettiğini açıkladı. BP'nin yönetim kurulu başkanı Tony Hayward, kuyunun ağzına yerleştirdikleri mekanizmanın günde ancak 10 bin varil petrolün denize sızmasını önlediğini kaydetti. Denize sızması önlenen petrol miktarının cumartesi günü artmış olması da operasyonun nispeten etkili olduğu savlarını güçlendiriyor. Hayward, şirketin sızıntıyı durdurduktan sonra temizleme çalışmalarına başlayacağını belirterek, ''Petrolü temizleyecek, çevrenin gördüğü zararı iyileştirecek Körfez bölgesini bu olaydan önceki haline dönüştüreceğiz'' dedi. Keşke o kadar kolay olsa... hala neden temizleme çalışmalarına başlanmadı o zaman.

Yapılması planlanan Üçüncü Köprü için 1.6 milyon ağacın kesileceği iddia edildi. Yeşiller Partisi’nin verdiği bilgilere göre, İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü’nün Çevre ve Orman Bakanlığı’na sunmak üzere hazırladığı çalışmada hangi bölgelerde ne kadar ağacın kesildiği ve kesileceği tek tek açıklanıyor. Yeşiller Partisi’nin dayandığı belgeye göre üçüncü köprünün ormanlık arazideki ana parçası 19.6 kilometre, tali yolları ise 17.86 kilometre. Yol için 110 metre genişliğinde bir alan açılacak. Bir yıldır ‘Üçüncü köprü çözüm değil kampanyası’nı yürüten Serkan Köybaşı şunları söyledi: “Trafik için yapılıyorsa, trafiğe çözüm olmayacağını uzmanlar söylüyor. Başka birileri için yapılıyorsa neden İstanbullulara sorulmuyor? 1. ve 2. köprü trafiğinin yükü azaltılacaksa neden Marmaray beklenmiyor? Marmaray’ın fizibilite raporunda ‘Marmaray’dan sonra üçüncü köprüye gerek olmayacağı’ yazılı. Üçüncü köprüyle yanındaki köyler birden bire şehre dönüşecek. İkinci bir İstanbul yaratılacak. Karayolu bağımlılığı daha da artacak. Elimize geçen ilk resmi belgeyle yargıya gideceğiz.”

Meksika Körfezi’nden gelen petrol kirliliği haberleri devam ediyor. BP'nin yöneticileri, petrol sızıntısı ile başa çıkmak için yeterince hazırlıklı olmadıklarını kabul etti. BP Genel Müdürü Tony Hayward, Financial Times gazetesine verdiği mülakatta, derin sularda meydana gelen bir sızıntı için yeterli teçhizata sahip olmadıkları yönündeki eleştirilerin de tümüyle haklı olduğunu söyledi. Öte yandan BP petrol sızıntısını önlemek için bir yeni yöntem daha deniyor. Sızıntıya neden olan boruyu dev makaslarla kesen mühendisler, bu noktaya bir kapak yerleştirmeyi deneyecek. Bu kapak ile sızan petrolün denize yayılmadan vakumlanması ve bir gemide toplanması hedefleniyor. Hayward yöntemin başarılı olup olamayacağını görmek için 12 ila 24 saate ihtiyaçları olduğunu dile getirdi.

Son zamanlarda kaçınılmaz bir biçimde hep başladığımız gibi Meksika Körfezindeki petrol faciası ilk haberimiz. ABD Başkanı Obama'nın enerji konularındaki danışmanı Carol Browner, ABD'nin kendisini "en kötü senaryo için" hazırladığını ve petrol sızıntısının Ağustos ayından önce durdurulamayabileceğini belirtti. Meksika Körfezi'ndeki patlamadan sonra ABD’nin Louisiana eyaleti kıyılarına vuran petrol, olumsuz etkilerini iyice göstermeye başladı. Üst düzey bir Amerikalı yetkili, Meksika Körfezi'ndeki petrol sızıntısının ABD'nin karşı karşıya kaldığı en kötü çevre krizi olduğunu söyledi. İngiliz petrol şirketi BP, sızıntıyı durdurmak üzere denediği son yöntemin de başarısız olması üzerine yeni bir taktik deneme kararı aldı. Ancak, kullanılacak yeni yöntemlerin de başarı sağlayıp sağlayamayacağı net değil.

Bıldırcın ve üveyikler için 16 yıldır haftada üç gün olan avlanma süresinin bu yıl sürpriz şekilde dört güne, ördek, kaz ve su kuşları için av kotasının günde dörtten altıya çıkarılmasına tepki büyük: Kararın, silah sektörünün baskısıyla alındığı düşünülüyor. Asli görevi çevreyi, doğayı, tabiatı, hayvanları, yaban hayatı korumak olan Çevre ve Orman Bakanlığı’nın bu yıl av limitlerini ve avlanma sürelerini artırması, bazı sorular ve iddiaları da beraberinde getirdi: Av hayvanlarının sayısı mı arttı da bu karar alındı? Oldu bittiye getirilen kararın ardında silah sektörünün baskısı mı var? Çevre ve Orman Bakanlığı’na bağlı, Bakanlık ile avcı kuruluşların temsilcilerinden oluşan Merkez Av Komisyonu’nun (MAK), 26 Mayıs’ta yürürlüğe giren kararıyla, bıldırcın ve üveyikler için 16 yıldır üç gün olan avlanma süresi bu yıl dört güne çıkarıldı. Ördek, kaz ve su kuşları için de av kotası genişletildi. Karara tepki yağmuru var. Komisyonun kararları, kainatın sessiz kurbanları ‘av kuşlarının’ katliamı anlamına geliyor. Mahkemenin bu kararları iptal edip, öldürülecek milyonlarca kuşu özgürlüğe uçurması gerekir. Av yasağına ekonomik açıdan bakacak olusak her yıl 8 ton çinko sülfat fare için, 350 bin ton ilaç süne için sarf ediliyor. Edirne’den Ardahan’a kadar aralıksız sıralanmış kamyonlar dolusu zehir demek. Bu zehirden insanlar ve yaban varlıklar etkileniyor. Halbuki bıldırcın, keklik gibi av hayvanları çoğaltılırsa bu ilaçlara gerek kalmayacak.

Malezya’da bir bakan, bir Hint şirketinin Malezya’da ilaçların hayvanlar üzerinde deneneceği laboratuar inşa etme planıyla ilgili olarak, "Allah’ın hayvanları deney için yarattığı" yorumunu yaptı. Malezya’nın Malacca eyaletinden sorumlu bakan Muhammed Ali Rüstem, hükümetin Vivo BioTech şirketinin eyalette kurmayı planladığı biyoteknoloji merkezine onay verdiğini belirterek, ilaç yapımı için hayvanların denek olarak kullanılması gerektiğini söyledi. "Allah, maymunları ve fareleri insanların hayrına deneyler için yarattı" diyen Rüstem, hayvan hakları savunucuları ve kuruluşlara, söz konusu laboratuarda suiistimal olmayacağı ve uygun prosedürlerin izleneceği güvencesini verdi. Rüstem, "Hayvanların etini yemek de zalimce görülebilir, ancak bu, yaygın bir biçimde kabul ediliyor" diye konuştu. Laboratuvarın kurulması planı, Malezya’nın hayvan araştırmaları konusunda düzenlemeleri olmaması ve hayvanların suiistimale açık hale getirilebileceği gerekçesiyle eylemcilerin tepkisini çekmişti.

Petrol kirliliği suçlusu BP, Meksika Körfezi'nde büyük bir çevre felaketine dönüşen petrol sızıntısını önlemek için yürüttüğü kuyuyu çamur ve çimentoyla tıkama girişimi de başarısızlıkla sonuçlandı. Şirket yetkililerinden Doug Suttles, şimdi yeni bir seçenek üzerinde çalıştıklarını ve bir kaç gün içinde de yeni stratejiyi uygulayacaklarını söyledi. Başarısızlığa uğrayan ve ''tepeden öldürme'' olarak adlandırılan yöntemde yoğunlaştırılmış çamur ve çimentoyla sızıntının olduğu kuyuyu tıkamak devredışı bırakmak hedefleniyordu. BP, operasyon kapsamında kuyuya 30 bin varil çamur ve çimento pompaladıklarını, bunun dakikada 80 varil anlamına geldiğini, ancak başarılı olamadıklarını söylüyor. Şimdi uygulayacakları seçenek ise denizaltı robotları kullanılarak sızıntıya neden olan boruların kesilerek üzerlerinin kapatılması esasına dayanıyor. BP, yeni seçeneğin yaşama geçirilmesinin en az dört gün süreceğini, başarılı olacağına inandıklarını, ama garantisinin de bulunmadığını söylüyor. Teknisyenlerin üzerinde durdukları bir başka nokta da, kuyuya ulaşacak iki alternatif delik kazılarak halihazırdaki basıncın hafifletilmesi. Böylece sızıntının kontrol altına alınmasının kolaylaştırılması. Ancak bu da zaman alacak bir çaba. Bu arada çevre felaketi devam ediyor, halk isyana doğru gidiyor.

TEMMUZ
Rusya tarafından Mersin Akkuyu'da kurulacağı söylenen nükleer santrale ilişkin uluslararası anlaşmayı TBMM'den geçiren hükümet, şimdi de Güney Kore ile Sinop'ta kurulacak ikinci nükleer santral için çalışmaları hızlandırdı. Korelilerin şirketi KEPCO ile görüşmelerde nükleer santrale yönelik yol haritasını oluşturulurken, KEPCO'nun Enerji Bakanlığı'na sunduğu teklife göre, şirketin Sinop'a kuracağı santrale Hazine'ye ait Elektrik Üretim A.Ş yüzde 60, KEPCO ise yüzde 40 oranında ortak olacak. Santralin toplam kurulu gücünün 4500 megavat olacağı bildirildi. Santral yapımı ancak 2022 yılında bitebilecek. Kasım ayında da konuya yönelik anlaşmanın imzalanma sürecinin tamamlanması bekleniyor. Yenilenebilir enerjide, rüzgarda ve güneşte atılım haberleri vermek isterken, Türkiye’nin nükleer enerji ile kaybettiği zamanların haberlerini vermekten üzüntü duyarak, nükleersiz, yeşil ve barış dolu bir dünya diliyorum

BP'nin neden olduğu derin denizdeki petrol sızıntısı durur gibi olduğu sırada ABD’de Pere Ana C. adlı römork gemisinin Mud Gölü yakınlarındaki bir kuyunun başına çarpması sonucu yine petrol sızmaya başladı. Çarpışma havada patlamalara neden oldu. Yetkililer bir mil uzunluğunda petrol tabakası oluştuğunu söyledi. Kuyu, Körfez açıklarında olmayıp New Orleans'ın 65 mil güneyindeki Plaquemines ve Jefferson bölgesi yakınlarındaki karasuları dahilinde yer alan kanallarda bulunuyor. Römork gemisinin kaptanı sahil güvenliğe yaptığı açıklamada kuyunun iyi aydınlatılmadığını söyledi, ancak kaza gündüz 11:00'de gerçekleşti. Sahil Güvenlik’ten Teğmen Brian Sattler, sadece gemiyle ulaşılabilen alana inceleme yapmak üzere bir helikopter gönderildiğini söyledi. Mud Gölü, ekolojik hassasiyete sahip bir haliç ve Barataria Koyunun bataklık ve göller ağının parçası. Yetkililer petrolün dalgalarla Körfeze yayılmasını önlemeye çalışıyor.

Geçtiğimiz günlerde Yeni Zelanda’da, eylemcilerin aynı amaç için bir araya geldiklerinde neleri başarabileceğine ilişkin çok güzel bir örnek yaşandı. Yeni Zelandalılar, koruma alanlarında madencilik yapılmasının önüne geçmek için tarihlerinin en büyük protestolarını sergiledi ve binlerce imza topladı. Hükümet, yapılan itirazlara kulak verdi ve ülkenin en önemli koruma alanlarından birinde madencilik faaliyetleri gerçekleştirilmesinden vazgeçti. Belli bir koruma alanında ve ulusal parklarda ne şimdi ne de gelecekte madencilik yapılamayacak. Bu olay hem Yeni Zelanda, hem de tüm gezegen kazanılmış büyük bir zafer. Darısı bizim başımıza diyor hükümetin madencilik yasasını şirketlerin değil doğanın yararını gözeterek değiştirmesini bekliyoruz.

Sakarya'da, Aksu Deresi üzerine yapılması planlanan hidroelektrik santrali (HES) projesini adliye önünde protesto eden bir grup, Çevre ve Orman Bakanlığı’nın ÇED Raporu gerekli değildir kararının iptali için Sakarya Bölge İdare Mahkemesine başvurdu. Düzce sınırlarındaki Sağlamsu ve Emeksiz mevkisinden başlayıp, Sakarya'nın Hendek ilçesine bağlı köyleri dolaşan ve yine Düzce'nin Gölyaka ilçesindeki Efteni Gölü'ne dökülen Aksu Deresi'nin üzerine yapılması düşünülen HES'e karşı çıkan 28 köy halkını temsilen yaklaşık 150 kişilik grup, Adliye binası önünde açıklama yaptı. Grup adına konuşan Tayfun Habicoğlu “projelendirilen ve başlanan HES'lerden elde edilecek enerjiden 10 kat fazlasını, enerji nakil hatlarındaki kayıplar başta olmak üzere, daha akılcı ve bilinçli enerji kullanımına dönük politikalarla kazanabiliriz” dedi. Basın açıklamasının ardından, grubun avukatı Çevre ve Orman Bakanlığınca 2007 yılında alınan 'ÇED Raporu gerekli değildir'' kararının iptali için Sakarya Bölge İdare Mahkemesine başvurdu.

Londra'nın merkezindeki 46 BP istasyonu, Greenpeace eylemcileri tarafından kapatıldı. Greenpeace internet sitesinde yapacağı eylemi, "Bugün Londra’da bütün BP istasyonlarını kapatıyoruz" ifadesiyle duyurdu. Tüm istasyonlardaki petrol akışını sağlayan düğme kapatıldı ve tekrar açılmaması için güvenli bir şekilde söküldü. Bir istasyonda ise Greenpeace tırmanışçıları BP'nin artık adı kötüye çıkmış yeşil logosunu, şu anda insanların zihninde canlanan imajını daha iyi yansıtan -BP'nin güneşini petrole bulanmış bir denizde batarken gösteren- bir logo ile değiştirdi. Greenpeace Birleşik Krallık Genel Direktörü John Sauven, yaptığı açıklamada, eylemin araç sürücülerini değil, BP’yi hedef aldığını söyleyerek, "Artık sözde değil, özde petrol ötesine geçmeleri için bu felaket bir firsat olabilir" dedi. İngiliz polisi, protestodan haberdar olduklarını ancak eylemle ilgili şu anda kimsenin tutuklanmadığını bildirdi.

BP’de Meksika Körfezi olayının ardından Genel Müdür Tony Hayward’ın görevinden 1 Ekim itibariyle ayrılacağı öğrenildi. İngiliz petrol grubu British Petroleum Yönetim Kurulu’nda, Tony Hayward'ın yerine şirketin Amerika ve Asya'dan sorumlu müdürü Robert Dudley'nin getirilmesi onaylandı. Şirketten yapılan açıklamada, bu karara karşılıklı anlaşmayla varıldığı belirtilerek, Hayward'ın 30 Kasım'a kadar yönetim kurulunda kalacağı ve yeni görevinin, BP'nin Rusya'daki ortak teşebbüsü TNK-BP'de, olacağı bildirildi. 28 yıldır BP'de çalışan Hayward, son üç yıldır da Genel Müdürlük görevini sürdürüyordu. Nisan ayında Meksika Körfezi'nde meydana gelen kaza nedeni ile şirketin milyarlarca dolar zarar etmesinden ve büyük bir çevre felaketine neden olmasından sorumlu tutulan Hayward tüm bunlar yaşanırken, kendi yatının da bulunduğu, İngiltere’nin güneyindeki yat yarışlarına katılmakta hiçbir sakınca görmemişti.

Almanya, küresel ısınmaya neden olan karbondioksit gazının sıvılaştırılıp yeraltında depolanması olarak tanımlanan ve kısaca CCS olarak adlandırılan yeni teknolojiye sıcak bakıyor. Alman Ekonomi Bakanı Rainer Brüderle, karbondioksit gazının yeraltında depolanmasıyla ilgili gerekli teknolojinin 2017’ye kadar tamamlanmasını öngördüklerini söyledi. Bu teknolojinin ihracatta önemli rol oynayabileceğini zanneden ABD’de George Bush yönetimi de CCS’ye yeşil ışık yakmıştı. Gerekli yasal düzenlemeleri gerçekleştiren Almanya bu alanda teknoloji önderliğini ele geçirmek istiyor. Deneme süresince yeraltında depolanacak karbondioksit miktarı yasayla sınırlı tutulacak. 2017’ye kadar yapılacak denemelerle yeni teknolojinin güvenli olup olmadığı raporla belgelendikten sonra tasarı meclise sevk edilecek. Ancak Greenpeace raporları bu teknolojinin çok tehlikeli olduğu ve çok geç devreye girebileceği için küresel ısınmaya çözüm olmayacağını söylüyor.

Meksika Körfezi’nde petrol sızıntısına neden olan kazadan önce Deepwater Horizon platformunda çalışan işçilerle bir anket yapıldığı ortaya çıktı. İşçiler, kendilerine sorulan sorular üzerine, platformun güvenliğinden endişe duyduklarını ama sorunları bildirmekten korktuklarını dile getirmiş. Görüşme, 20 Nisan’daki patlamadan haftalar önce, platformun sahibi Transocean şirketine bağlı çalışan işçilerle yapılmış. New York Times gazetesinin ele geçirdiği rapora göre İşçilerden biri “Dokuz senelik Deepwater Horizon hiç onarılmadı”, bir diğeri ise “Çalıştır, kır, düzelt. Onlar, böyle çalışıyorlar” demiş. Tüzük, araçlara üç senede bir denetim yapılması gerektiğini söylerken, bazı ana parçaların 2000’den beri denetlenmediği ortaya çıktı.

CHP, Nükleer Santral Yasası'nın iptali için Anayasa Mahkemesine başvuruyor. Partinin kapalı grup toplantısında, başvurular için milletvekillerinden imza toplandı. Daha önce Greenpeace’in de belirttiği gibi Akkuyu Nükleer Güç Santrali ile anlaşma konusunda "bir ihale anlaşmasının" Anayasa'nın 90. maddesinin uluslararası anlaşmalara verdiği üstün statüden yararlanmak için uluslararası anlaşma haline getirilerek denetim dışı bırakıldığı iddia edilecek. Bunun hukuk devletine, idarenin tüm yargı ve işlemlerinin yargı denetimine tabi olması ilkesine aykırılık teşkil ettiği savunulacak.

İran’ın nükleer programı, son 12 ay içinde yaşanan teknik aksaklıklar nedeniyle yavaşlama sürecine girdi. Bu durum, batılı istihbarat kurumlarının Tahran’ın nükleer silah sahibi olma çabalarını 'bozuk' mal ile sabote etmiş olabileceği düşüncesini doğurdu. New York Times, 2004 yılında İran’a donanım sağlayan İsviçreli bir şirketin CIA tarafından İran’a hatalı donanım tedarik etmek konusunda ikna edildiğini yazmıştı. En son, 2008’de hükümete bozuk donanım sattığı gerekçesiyle İranlı bir işadamı idam cezasına çarptırılmıştı.

Bangladeş, karşı karşıya kaldığı büyük çevre sorunlarıyla baş etmek için bir mahkeme kurmaya hazırlanıyor. En kısa sürede meclise sunulması beklenen hükümet tasarısına göre, kurulacak mahkeme, çevreyi kirletenlere 5 yıla kadar hapis ve önemli miktarda para cezaları vermeye yetkili olacak. Yetkililer, her vatandaşın dava başvurusunda bulunabileceği mahkemede, toprak ve su yollarına el koyan müteahhitlerin ve fabrika sahiplerinin de yargılanacağını söyledi. Bangladeş, 150 milyondan fazla nüfusuyla dünyanın en kalabalık ülkelerinden biri. Çevre kirliliğinin korkutucu bir sorun oluşturduğu ülkede milyonlarca kişi, kirlilikten kaynaklanan hastalıklara maruz kalıyor. Başkent Dakka ve çevresindeki milyonlarca insan açısından yaşam kaynağı olan Buriganga dahil dört büyük nehrin suları endüstriyel atıklar nedeniyle kullanılamayacak durumda bulunuyor.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), Çin'in geçen yıl ABD'yi geride bırakarak dünyanın en büyük enerji tüketicisi olduğunu bildirdi. Çin, 2009 yılında 2 milyar 252 bin ton petrole eşit, ham petrol, kömür, doğalgaz, nükleer enerji ve yenilebilir enerji kullandı. Raporda, Çin'in enerji tüketimi konusunda ABD'yi geride bırakmasında en önemli etkenin ekonomide yaşanan durgunluğun ABD sanayini ciddi oranda etkilemesi olduğuna işaret edildi. Bir başka etkenin ise Çin’de yoğun talep artışı olduğu belirtildi. Kişi başına enerji tüketiminde ABD'nin hala liderliğini koruduğu ifade edilen raporda, bir ABD vatandaşının bir Çinli'den beş kat fazla enerji tükettiği kaydedildi. Raporda ayrıca, ABD'nin hala dünyanın en çok petrol tüketen ülkesi olduğu da vurgulandı. Petrol devi BP'nin Haziran ayında yayımladığı Dünya Enerji Raporu'na göre, ABD geçen yıl 843 milyon ton petrol, Çin ise 405 milyon ton petrol tüketti. Çin, geçen yıl 1 milyar 537 milyon ton kömür, ABD ise 498 milyon ton kömür yaktı.

BP şirketinin, petrol sızıntısını geçici olarak önlediğini açıklaması, dünya basınında da geniş yer buluyor. Gazeteler aylardır denize petrol sızdığını hatırlatarak, petrol arama çalışmalarında güvenliğin artırılmasını talep ediyor. Alman basınında yer alan haberlere göre “Petrol arama çalışmaları için uluslararası anlaşmalar imzalanmasının zamanı geldi. Denizlerin temiz kalması, bütün insanların çıkarına. Denizin derinliklerindeki petrol arama çalışmaları, tıpkı nükleer santraller gibi sıkı kontrol edilmeli ve güvenlik önlemlerini ihmal etmeleri halinde de sert biçimde cezalandırılmalı. Geriye ne kaldı? Kirlenmiş bir körfez; mahvolmuş bir doğa, kriz bölgesine mümkün olduğunca sık giden, ancak eli kolu bağlı bir ABD Başkanı ve BP şirketini bu büyük ihmalkârlığın ardından boykotla tehdit etmeyip, çevre felaketine ilgisiz kalan ve depolarını petrol ile doldurmayı sürdüren halk… Sanayi toplumları, Deepwater Horizon adlı petrol platformundaki fiyaskodan gerekli dersleri çıkarmadı. Petrol aramaya devam edecekler, çünkü onlara göre, petrolsüz hiçbir iş yürümüyor. Halbuki petrol küresel ısınma yaratarak dünyanın sonunu getiriyor.
Sızıntının tamamen kesildiği haberleri verilse de ismi gizli kalmak koşuluyla açıklamada bulunan bir Amerikan federal yetkilisi, bilim insanlarının, petrol kuyusunun yakınında kaçak olmasından ve ayrıca bir başka sera gazı olan metan olması muhtemel bir sızıntıdan kaygı duyduklarını söyledi. Petrol kuyusunun yakınındaki sızan maddenin ne olduğunu bilmediğini belirten yetkili, BP’nin Amerikan hükümetinin daha fazla gözlem yapılması talebine uymadığını da ifade etti. BP sözcüsü Mark Salt ise sözkonusu iddia hakkında yorumda bulunmayacağını bildirdi.

Türkiye’de Karadeniz sularında da petrol arama çalışmaları yapan ve ABD hükümetinin fosil kaynaklara olan bağımlılığı ortadan kaldıracak bir politika izlemesi halinde en büyük zarara uğrayacak olan enerji şirketlerinden biri olan ExxonMobil’in, 2009 yılında sera gazı salımını kontrol altına alınmasına yönelik faaliyetlere karşı çıkan, ve küresel ısınmayı reddeden kampanyalar yürüten örgütlere, 1 milyon sterlin (2,365 milyon TL) verdiği, geçtiğimiz yıl da Kopenhag İklim Zirvesi’nin başarılı olmasını engellemeye çalışan gruplara maddi destek sağladığı belirlendi. Halbuki ExxonMobil, maddi destek sağladığı bu grupların, Uluslararası İklim Değişikliği Konferansı ile hiçbir bağlantısı olmadığını ileri sürmüştü. Fakat geçtiğimiz ay şirketin yayımladığı “2009 Küresel Bağış ve Yatırımlar” listesinde, New York’ta düzenlenen konferansta dört gruba 275 bin dolar verdiği, ayrıca diğer 20 gruba 1 milyon dolar dağıtıldığı bilgisi de yer alıyor.

Danimarka'nın özerk bölgesi Grönland'da, buzdağlarının erimesini gelir getiren bir kapıya dönüştürdü. Eriyen buzlardan elde edilen içme suyunu, Dubai'ye pazarlayan bir şirket, şişe başına 300 kron (80 lira) alıyor. Eriyen buzlar, özel imal edilmiş ve kapağı dahi camdan yapılmış şişelere tek tek elde dolduruluyor ve zenginlerin kullanımı için Dubai’ye gönderiliyor. Eriyen buzlardan elde edilen suda dünyanın hiç bir yerinde bulunmayan bir tad olduğunu iddia eden şirket, zengin arap ülkelerinden Grönland suyuna büyük ilgi olduğunu söylüyor. Petrol şeyhleri, şişelediğimiz suların kullanım hakkını 1 yıllığına satın aldılar. Ayrıca ABD, Japonya ve Singapur’dan da büyük ilgi var. Talepleri cevaplamakta güçlük çekiyoruz" dedi. Deprem’den kar elde edenler gibi küresel ısınmadan da rant elde etmeye çalışanlar olacak.

Petrokimya devi ve yol kenarlarında petrol satarken karşılaştığımız BP şirketi, ABD'nin Meksika Körfezi'nde 20 Nisan'dan beri günde 100 bin varile kadar hampetrol akıtan kuyunun ilk defa sızdırmayı durdurduğunu açıkladı. Böylece dünya tarihinin en büyük çevre felaketlerinden biri durma yoluna girdi. BP'nin araştırma-üretimden sorumlu Başkan Yardımcısı Kent Wells, 73 tonluk yeni kapağın 1600 metre derinde deniz tabanındaki kuyu ağzına indirildiğini ve hampetrol püskürmesinin ilk kez kesildiğini bildirdi. Yetkililer, 48 saat içinde hiçbir doğalgaz veya petrol sızıntısı yaşanmayacak olsa bile bunun ileride bir daha sızıntı yaşanmayacağı anlamına gelmediğini belirtti. Yerleştiren kapaktaki basıncın düşük olması halinde kuyunun derinliklerinde sızıntı yaşanabileceğini, ancak basınç yüksek ise kapağın kapalı tutulmaya devam edilebileceğini ifade etti. Başta Louisiana sahilleri olmak üzere körfezde milyonlarca kuş, balık ve deniz canlısı öldü ve temizleme çalışmaları ne kadar sürse de petrolün dünyayı nasıl yok ettiği çok açık.

Hükümet, geçtiğimiz yıl Danıştay kararıyla nükleer santral ihalesinin iptalinden sonra nükleer maceradan vazgeçmedi ve Ruslarla kanunların üstünden atlayarak bir uluslararası antlaşma imzaladı. Greenpeace Akdeniz’in nükleer karşıtı kampanyası da nükleer saplantıyı öngörerek çok öncesinde başladı. Daha sonra Mersin Nükleer Karşıtı Platform ve KEG gibi başka nükleer karşıtı gruplarla da işbirliği yapınca bugüne kadar 175.000 imza toplandı. Bu imzalar meclise sunuldu. Meclis Genel Kurulu'nda yapılan ve Perşembe sabahı, 3’e doğru biten oylamanın sonucunda 210 Evet oyuna karşın 26 Hayır oyu ile anlaşma kabul edildi. Oylamanın ardından Meclis önüne giden Greenpeace eylemcileri, “Nükleere Hayır Hayır Hayır” yazan bir pankart açarak tepkilerini gösterdi Anlaşma Meclis’ten geçti, ancak gezegenin geleceğini düşünenler mücadelenin daha yeni başladığını söylüyor.

The Washington Post gazetesi de, denize yayılan petrol karşısında nasıl olup da toplumun derin su sondajlarına itiraz etmediğine dair bir makale yayınladı. Yale Üniversitesi kamuoyu araştırmacısı Anthony Leiserowitz "İnsanların öfkesi BP'ye yoğunlaştı. Denize yayılan petrolün dünya doğasıyla ilgili temel bir yanlış olduğu anlayışıyla ilişkisi otomatik olarak kurulamadı." dedi. Sorunun petrol ve fosil yakıt bağımlılığı olduğunu kavramayan kaldı demek.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda, Türkiye ile Rusya Arasında Akkuyu'da Nükleer Güç Santralinin Tesisine ve İşletimine Dair İşbirliğine İlişkin Anlaşmayı Onaylayan Kanun Tasarısı, yani Türkiye'nin geleceğini önümüzdeki 100 yıl boyunca etkileyecek olan anlaşmayı onaylayan kanun tasarısı, kabul edilerek yasalaştı. Anlaşmaya göre, Rus tarafı, anlaşmayı imza tarihinden itibaren 3 ay içinde proje şirketinin kurulması için gerekli işlemleri başlatacak. Proje şirketi, nükleer güç santrali tarafından üretilen elektrik de dahil olmak üzere, santralin sahibi olacak. Proje şirketi, Rus tarafınca yetkilendirilen şirketlerin doğrudan veya dolaylı olarak başlangıçta yüzde 100 hissesine sahip olacak şekilde, Türkiye'nin kanunları ve düzenlemeleri kapsamında anonim şirket şeklinde kurulacak. Rus yetkili kuruluşlarının proje şirketindeki toplam payları, yüzde 51'den az olmayacak. Santralin riskini ve etkilerinin sağlık maliyetlerini, alım garantileri ile artan vergleri ve pahalı enerjiyi, binlerce yıl tehlikeli radyoaktif atıkları, söküm maliyetini ve geride bırakacağı koca radyoaktif çukuru is Türk halkı üstleniyor. Dün meclise sunulan nükleer karşıtı 170.000 imza düşünüldüğünde, kurulacak şirket ve destekleyenler büyük bir halk tepkisi ile karşılaşacaklar.

Aylardır siyanüre karşı mücadele veren Niğde Hasangazi köylüleri sonunda madencilik şirketini köyden uzaklaştırdı. Köyün su göletinin yanında siyanür havuzu tesisi kurmayı planlayan Gümüştaş Madencilik karşısında geri adım atmayan köylülerin kararlılığı sonucu şirket geri adım attı. Hasangazi Köyü Derneği Başkanı Hüseyin Özçelik şirketin tesisi Hasangazi'de kurmaktan vazgeçtiğini söyledi. Özçelik “Bizim kararlı direnişimiz karşısında şirket sonunda pes etti. Siyanür havuzlarını köyümüzde kurmaktan vazgeçti. Ancak bu sefer de 35 km. kadar uzaktaki Tepe Köy'e gittiler. Tepeköylüler tehlikenin farkında değiller. Şirket burada köylülerden arazi almış, birtakım vaatlerde bulunmuş. Oysa siyanür havayı ve toprağı zehirlediğinde bunun hiçbir şekilde telafisi yok. Eğer Tepeköylüler direnmek isterlerse biz kendilerine destek veririz” dedi.

Yalova / Ak-Kim’den Bursa’ya hidroklorik asit taşıyan tankerin kapağı yolda açılınca, tanker içindeki 12 ton hidroklorik asit karayoluna aktı. Yalova çıkışında yaşanan olayın ardından trafiğe kapanan yolun temizlenmesi için itfaiye ekipleri suyla yolu yıkadılar. İtfaiyeciler zehirlenmemek için gaz maskeleri kullanırken, kazanın yaşandığı yerin çevresinde yoğun bir asit dumanı meydana geldi. Suyla seyreltme çalışmalarının ardından Yalova-Bursa karayolunun ilgili şeridi ancak bir saat sonra trafiğe açılabildi. Ak-Kim’in bağlı bulunduğu şirketler gurubu aynı zamanda fosil yakıtla enerji yatırımları ile de ilgili. Halbuki fosilden artık tamamen vazgeçmemiz bunun yerine yenileneblir enerjlere yönelmemiz, üretim ve kullanımın tamamen toksiklerden arındırmamız gerek. Ekonomimizin bir ağaç veya bir orman gibi, hatta bir göl gibi doğanın bir parçası haline gelmesi gerekiyor. Asit saçmayı durdurmamız gerekiyor.

Meksika Körfezi'ndeki çevre kirliliğinin sorumlusu BP, deniz tabanındaki sızıntı noktasındaki kapağı hafta sonunda değiştirmeye çalışacak. Hava koşullarının izin verdiği ölçüde yapılacak operasyonda değiştirilecek yeni kapağın deniz yatağından toplanan ham petrol miktarını çoğaltması bekleniyor. Meksika Körfezindeki sızıntıyı durdurma ve temizlik faaliyetlerini izleyen ABD sahil muhafaza komutanı Amiral Thad Allen, BP’nin robot denizaltılarının kapağı değiştirmek üzere bugün dalışa geçebileceğini belirterek, petrol sızıntısının pazartesiye dek daha da azaltılması ve durdurulması olasılığının bulunduğunu söyledi.?Sızıntıyı durdurmak için son çare olarak iki yeni kuyu açma çalışmalarını sürdüren BP, yeni kapağın fışkıran tüm ham petrolü toplayabileceğini umuyor. ABD hükümeti denize sızan petrol miktarının günlük 35 bin ila 60 bin varil olduğunu tahmin ediyor. BP daha fazla petrol toplamak için operasyon yerine, üçüncü bir gemi göndermeye hazırlanıyor.

Meksika Körfezi'ndeki çevre kirliliğinin sorumlusu BP, deniz tabanındaki sızıntı noktasındaki kapağı hafta sonunda değiştirmeye çalışacak. Hava koşullarının izin verdiği ölçüde yapılacak operasyonda değiştirilecek yeni kapağın deniz yatağından toplanan ham petrol miktarını çoğaltması bekleniyor. Meksika Körfezindeki sızıntıyı durdurma ve temizlik faaliyetlerini izleyen ABD sahil muhafaza komutanı Amiral Thad Allen, BP’nin robot denizaltılarının kapağı değiştirmek üzere bugün dalışa geçebileceğini belirterek, petrol sızıntısının pazartesiye dek daha da azaltılması ve durdurulması olasılığının bulunduğunu söyledi.?Sızıntıyı durdurmak için son çare olarak iki yeni kuyu açma çalışmalarını sürdüren BP, yeni kapağın fışkıran tüm ham petrolü toplayabileceğini umuyor. ABD hükümeti denize sızan petrol miktarının günlük 35 bin ila 60 bin varil olduğunu tahmin ediyor. BP daha fazla petrol toplamak için operasyon yerine, üçüncü bir gemi göndermeye hazırlanıyor.

Almanya Federal Çevre Bakanlığı ve KfW Almanya Kalkınma Bankası, gelişmekte olan ülkelerde enerji tasarrufu ve küçük-orta ölçekli işletmelerde yenilenebilir enerji kullanımını teşvik etmek için 100 milyon dolarla iklim değişikliği fonunu başlattı. Fon özel fon yöneticileri tarafından yönetilecek ve Türkiye, Şili, Brezilya, Ukrayna, Vietnam, Güney Afrika vb. büyük ve endüstriyel nüfuslu gelişmekte olan ülkelere ayrılacak. Aralık ayında Kopenhag’da düzenlenen BM İklim Değişikliği Konferansı’nda endüstrileşmiş ülkeler, yoksul ülkelere iklim değişikliğiyle mücadele için 2020 yılına kadar senede 100 milyar avro ayıracaklarını belirtmişlerdi. Geçen hafta İsviçre de iklim değişikliği fonu için 105 milyon avro sağlayacağını açıkladı. Bu rakamlar tabii gerekenin çok altında ancak mümkün olduğu kadar kullanarak enerji sistemlerini dönüştürmenin yoluna bakmak gerek, bu arada hükümetin de hala mecliste bekleyen ve yenilenebilir enerjilere gerekli desteği veren yasayı meclisten geçirmesi gerekiyor.

İran, Temmuz ayında ihtiyaç duyduğu benzinin yaklaşık yarısını Türkiye'den, geri kalan kısmını ise Çin'den almış olacak. İran'a yaklaşık 18 aydır benzin satmayan Tüpraş'ın Haziran itibariyle yeniden bu ülkeye tedariğe başladığı belirtiliyor. Belirtilen tarih, Brezilya ve Türkiye'nin, İran ile nükleer yakıt takası takası anlaşması imzaladığı döneme denk geliyor. İran'ın Temmuz ayında günlük benzin ithalatının, Haziran'da olduğu gibi 90 bin varil olacağı tahmin ediliyor. İran'a karşı uygulanan yaptırımlar sonrasında, aralarında Shell, BP ve Total'in de bulunduğu birçok enerji şirketi bu ülkeye işlenmiş petrol ve gaz ürünü satmaya son verdi. Dünyanın en büyük ikinci petrol üreticisi olan İran yeterli rafineri kapasitesi olmadığı için benzin ihtiyacının yüzde 40’ını ithal ediyor. Halbuki petrol ve nükleer yerine yenilenebilir enerjiye yatırım yapsa çok daha hızlı kalkınacak ve güçlenecek.

Meksika Körfezinde BP petrol Platformunun batması sonucunda yaşanan çevre felaketinin etkisi Atlantik ötesinde görülmeye başladı. Avrupa Komisyonu Enerjiden Sorumlu Komiseri Günther Oethinger, Avrupa Birliği sınırları dahilindeki denizaltı petrol aramalarında erteleme istedi. Daha önce Avrupa denizlerinde de Amerika’dakine benzer olayların yaşanması riski resmi makamlarca dile getirilmiyordu. Komiser Oettinger 18 petrol şirketi temsilcisiyle 14 Temmuz’da Brüksel’de bir toplantı yapacak. Toplantıda teknoloji yeterliliği ve güvenlik konuları masaya yatırılacak. Lizbon’da bulunan Avrupa Birliği Deniz Güvenliği Ajansı‘nın yaptırım yetkilerinin arttırılması da toplantı çerçevesinde gündemde olacak. Esas güvenlik sorunu ise gözden kaçıyor. Petrol’ün kendisi... çıkartılıp yakılması geleceğimizi karartıyor, kıyıları kaplayan ziftten daha beter.

'Nükleer silahsız bir dünya' için çalışma taahhüdünde bulunan ABD Başkanı Barack Obama'nın, İsrail ile nükleer işbirliğine onay verdiği iddia edildi. Jerusalem Post gazetesinin iddiasına göre Amerika, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması'nı (NPT) imzalamamasına rağmen İsrail'e nükleer enerji üretimi için gerekli olan teknoloji sağlama garantisi verdi. Üye ülkeler üzerinde bağlayıcılığı olan NPT anlaşmaya taraf olmayan ülkelerle nükleer konularda işbirliği yapılmasını yasaklıyor. Nitekim NPT üyesi ülkelerden sadece ABD kendisinin dünyaya dayattığı bu maddeyi hiçe sayarak İsrail ile nükleer alanda işbirliği yapıyordu. Geçtiğimiz ay BM’nin diğer dört daimi üyesi Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa’nın desteğiyle İran’a karşı yaptırım kararı çıkartan ABD’nin İsrail’le nükleer işbirliği yapma kararı, Ortadoğu’yu nükleer silahlardan temizleme çağrısı yapan Barack Obama’nın politikasıyla çelişiyor.

Türkiye'nin en kitlesel gözaltısı Salı günü gerçekleşti. Bir günde 170 bin imza ve 58 çevreci gözaltına alındı. Çevreciler serbest; ancak 170 bin imza hala gözaltında. Sinop ve Mersin'e nükleer santral yapılmasını istemeyen vatandaşlar, Salı günü Meclis kapısı önünde eylem yaptı. Internet üzerinden toplanan 170 bin "nükleer santral istemiyoruz" imzaları Meclis'e iletilmek istendi. Ancak, bu mümkün olmadı. İmzalar ve eylemciler, çevik kuvvet polisleri tarafından gözaltına alınarak Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü. 170 bin imza hala Meclis'e ulaşmayı bekliyor. Siz de 170.000 imzayi 200.000’e çıkarmak istiyorsanız http://nukleer.greenpeace.org internet adresinde imza kampanyasına katılabilirsiniz.

Petrol şirketi BP'nin Meksika Körfezi'ndeki Deepwater Horizon adlı petrol platformundan 77 gündür denize sızan yüz milyonlarca varil ham petrol, tüm dünyayı çevre konusunda yeniden düşünmeye ve harekete geçirmeye sevk etti. 77 günlük bir zarar tablosu çıkarmaya kalkarsak; Körfeze sızan petrol miktarı 7.1 milyon varil olarak tahmin ediliyor. Körfez'in 24 bin kilometrekarelik alanı petrole bulandı. Patlamada ve 2 kişi çevre felaketiyle bağlantılı olmak üzere toplam 13 kişi hayatını kaybetti. ABD'de 8 Milli Park tehdit altında. Felaketten 95 bin kişi ve işletme mağdur oldu ve bölgede 400 canlı türü yaşam mücadelesi veriyor.

Ilısu Barajına verdiği kredilerle Hasankeyfin yok olmasına neden olanlar arasında yer alan ve buna rağmen çevreci bir kuruluş olduğunu savunan Akbank ile bir holding arasında Ankara'da düzenlenen yenilenebilir enerji proje finansmanı kredisi imza törenine katılan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, “Zannediyorum, bu hafta sonunda veya önümüzdeki haftanın başında, nükleer güç santrallerinin yapımıyla alakalı hükümetler arası anlaşma TBMM Genel Kurulu’na da gelir. Orada bütün partilerimizin de desteğiyle beraber bunu çıkartmış olacağız. Çünkü bu artık milli bir meseledir" ifadesini kullandı. Nükleer santralin tekrar Türkiye’ye kazandırılması gerektiğini vurgulayan Yıldız, hem sivil toplum örgütlerinin, hem de iktidar ve muhalefet ayrımı yapmaksızın bütün partilerin bu konuya destek vereceğine inandığını belirtti.

Sivil toplum örgütlerinden destek bekleyen bakana dün, nükleer karşıtları bir eylemle yanıt verdi. Nükleer karşıtları, dün sabah 9 sularında Meclis önünde milletvekillerinin nükleer anlaşmayı oylamasını engellemek için bir eylem gerçekleştirdi. Greenpeace Akdeniz, Sinop Çevre Platformu, Mersin Nükleer Karşıtı Platform, Yeşiller Partisi, Küresel Eylem Grubu üyelerinin ve İzmir, İstanbul, Sinop, Mersin gibi çeşitli illerden gelen nükleer karşıtlarının katıldığı eylemde, milletvekilleri nükleer yasa için "hayır" oyu kullanmaya çağırıldı. Eylemciler, Meclis'in önünde, 170.000 nükleer karşıtının imzasının bulunduğu kutular ve "Türkiye Nükleer İstemiyor", "Kirli Anlaşmaya Hayır De" yazılı pankartlarla bekleyerek nükleer yasayı protesto etti. Eylemciler “Yenilenebilir enerji kanunu 3-4 yıldır Meclis'te beklemekteyken, Türkiye'nin enerji geleceği, tamamen politik bir kararla, nükleer gibi kirli, tehlikeli ve pahalı bir yola sokuluyor ve bu da derme çatma bir anlaşmayla oldu bittiye getirilmeye çalışılıyor.” mesajı verdiler. Milletvekilleri ile görüşmek isteyerek eylemlerine devam eden eylemciler güvenlik güçlerince gözaltına alındı; ve gece geç saatlerde serbest bırakıldılar.
Eylemcilere destek olmak için siz de http://nukleer.greenpeace.org adresine girerek 170 bin kişinin 200 bin olması için destek verebilirsiniz.


Meksika Körfezi'ndeki petrol felaketinin, BP şirketine şimdiye kadarki maliyeti 3,12 milyar doları buldu. BP şirketi yürüttüğü temizlik operasyonuna 44 bin 500 kişinin katıldığını bildirirken, petrol akışının durdurulması için yeni yöntem arayışını sürdürüyor. "Balina" adlı Tayvan bandıralı dev bir tankerle Meksika Körfezi'ndeki suyu temizleme çalışmalarına başlandı. İngiliz basınında yer alan haberlere göre, dev tanker, petrollü suyu çekip temizleyecek ve tekrar körfeze bırakacak. Deneme aşamasındaki aracın günde 80 milyon litre deniz suyunu arıtabileceği bildiriliyor. Benzeri araçlar halen kullanılmakla birlikte bu kadar büyüğü ilk kez denenecek. Kıyı şeridinde de temizlik görevlileri özellikle plaj ve bataklıklara yayılan zift topaklarını ayıklamaya çalışıyor.
Körfezde, petrolü temizleme çalışmalarının yanısıra orada yaşayan canlıları da kurtarmak için büyük bir mücadele var. Çünkü Meksika Körfezi'nde yaşayan birçok hayvan nesli tükenme riski altında. Kurtarma ekipleri, binlerce kuş, kaplumbağa ve yunus balığını Körfezdeki petrol sızıntısından kurtarmayı başardı. Oceana adlı hayvanları koruma örgütüne göre 20 Nisan’dan beri 300 kaplumbağa ölü ya da yaralı olarak bulundu. Yetkililer, Meksika Körfezi’nde beş kaplumbağa türünün yaşadığını, bunlardan üçünün neslinin tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Ölen canlılar arasında şişe burunlu yunuslar da var. Çok sayıda kuş da ne yazık ki hızla ölüyor. Körfezdeki birkaç ada, 3 bin 400 kuşun doğal yaşam alanı; ilkbahar ve sonbaharda da 1 milyon 800 bin kuşun göç yolları bu adalar üzerinde.

Meksika Körfezi'nde yaklaşık 2.5 aydır devam eden petrol sızıntısını durdurmak için Rusya’dan dehşet verici bir öneri geldi. Eski Sovyet Nükleer Enerji Bakanı ve fizikçi Viktor Mikhailov, Moskova'daki Stratejik İstikrar Enstitüsü'nde yaptığı konuşmada, "BP daha ne bekliyor bilmiyorum. Boşa zaman harcıyorlar. Yalnızca 10 tonluk bir nükleer bomba sorunu çözer" dedi. ABD'nin 1960 ve 1970'li yıllarda nükleer enerji programını yöneten isimlerden Milo Nordyke da, nükleer bomba önerisini destekledi ancak bombanın daha güçlü olması gerektiğini söyledi. Nordyke, Hiroşima'ya atılan atom bombasının iki katı kuvvetteki 30 tonluk bir bombanın kullanılması gerektiğini belirtti. Nordyke, bombanın sızıntının olduğu kuyuya yakın başka bir kuyuda patlatılması gerektiğini, böylece ortaya çıkacak ısının etraftaki kayaları eriterek deliği kapatacağını söyledi. BP sözcüsü de, "Birçok insandan birçok öneri geliyor. Bazılarını ciddiye alacak kadar iyi buluyoruz ancak bu onlardan biri değil" diye konuştu. Nükleer bomba patlatmak konusunda BP ile hem fikir olmak zor da olsa yaptıklarından sonra... iki yanlış, bir doğru etmez.
Dünyamızın daha fazla zarar görmesine engel olmak için siz de http://nukleer.greenpeace.org adresinden Greenpeace’e destek verebilirsiniz.


İçişleri, Çevre ve Tarım Bakanlıkları’nın ortak bir genelgeyle pitbull ve benzeri köpeklerin toplanmasına karar vermesi yeni bir tartışma başlattı. Genelge, pitbull ve benzeri köpekleri bulunduranlara 3 bin 434 TL para cezası kesilmesini öngörüyor. Belediye ekipleri, cezadan korkan köpek sahiplerinin sokağa terk ettiği pitbull’ların peşinden koşmaya başladı bile. Peki bu uygulama ne kadar doğru? Yoksa sorunun tespitinde bir yanlış mı var? Toplumda insanın insana şiddetinin had safhada olduğu günümüzde, bu genelge ile pitbulları dövüştüren, farklı amaçlarla kullanan insanlarla doğru şekilde mücadele yerine, cezayı suçsuz hayvanlara kesiyoruz. Bakamayacağımız ev hayvanlarını alıp sonra sokağa kaderine terk etmek suçtur ve hiçbir vicdana sığmaz.

Abant'ta göl çevresine otobanı andıran bir yol yapılması için başlatılan çalışmaların önündeki son engel de kalktı. Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından 25 Haziran tarihinde bu projeye sessiz sedasız onay verildiği ortaya çıktı. Bundan sonraki süreçte Abant Tabiat Parkı iç yollarında kullanılacak olan doğal taşlar için alım ihalesi yapılacak ve projeler hayata geçirilecek. Abant’ı tozu dumana katan çalışmalar sırasında, göl çevresindeki doğal eğimler dümdüz edilmiş, göl suyu yükselmiş, bu sırada çam ağaçları sular altında kalmış, Abant’ın yanı sıra Yavru Abant denilen küçük bir göl daha ortaya çıkmıştı. Uzmanlar, plana göre, yol genişliğinin en fazla sekiz metre olması gerektiğini ancak göl etrafında bazı noktalarda yolun 12 metreye kadar genişletildiğini, Tabiat Parkı’na yapılacak her türlü çalışma için yeni bir ‘Uygulama Planı’ hazırlanması ve uzmanlardan oluşan bir ‘Danışma Kurulu’na onaylatılması gerektiğini ancak valiliğin bunu yapmadığını belirtiyor.

Enerji Bakanı Taner Yıldız, Yenilenebilir Enerji Kanunu’ndaki değişikliklerin bu hafta TBMM’ye gelebileceğini, rüzgarda 5.5 euro/cent, hidroelektrikte 5.5 euro/cent, jeotermalde 8 euro/cent, güneşte 10 euro/cent, biyokütlede ise 12 euro/cent teşvik uygulamayı düşündüklerini söyledi. Yatırımcılar teşviklerin çok daha yüksek olmasını bekliyordu. Yıldız’ın verdiği rakamlar, sektöre yatırım yapmayı düşünen potansiyel yatırımcılar tarafından kabul edilemez bulunuyor. Hükümetin enerji politikaları da, Yıldız’ın verdiği rakamlarla yeniden sorgulanmaya başladı. Bu konuda yatırımcıların, “Türkiye nükleere on yıl sonra ve 15 sene boyunca ortalama 10 euro cent yani 12.5 dolar sent alım garantisi verip, Rus nükleer teknolojisine para bulabiliyor. Ancak sıra kendi yenilenebilir kaynaklarımıza gelince para çıkmıyor. Türkiye, rüzgarda 1000 megawat’lık yatırımı ile övünürken rüzgar kalitesi Türkiye’den daha düşük olan İspanya 20 bin megawat’lık rüzgar enerjisini hayata geçirdi bile. Yunanistan ise rüzgar yatırımcısına 9 euro/cent ve 20 yıl alım garantisi verebiliyor. Her konuda AB’yi örnek gösterenler neden bu fiyatları dikkate almıyorlar?” eleştirileri ağırlık kazanıyor.

Yenilenebilir enerjilere İspanya kadar bile yatırım yapmayan Enerji Bakanı Taner Yıldız, Sinop’ta yapılacak nükleer santralle ilgili olarak Güney Kore ile yapılan anlaşmada bir sorun olmadığını hatta yeni yatırımcılara da açık olduklarının mesajını verdi. Ruslar’la Akkuyu için yapılan anlaşmanın TBMM’den geçmesinin konuya ne kadar ciddi baktıklarının bir işareti olduğunu kaydeden Yıldız, “Bu anlaşma ciddiyetimizin, kararlılığımızın dışa vurumu demektir. Biz her zaman ‘ciddiyiz’ diyoruz. Ancak bunun dışa yansıması önemli. Sinop için yeni teklifler gelir diye düşünüyoruz ” dedi.
Bu arada Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'nun (TAEK) Sinop ile ilgili yer lisansı çalışmalarını tamamladığı ve bu yıl içinde gerekli lisansın alınmış olacağı öğrenildi. Mersin ve Sinop'ta kurulacağı söylenen iki nükleer santral için İstanbul ve Çanakkale boğazlarını risk altına sokulacak. Santralde kullanılacak büyük ağır sanayi ürünlerinin geçişi bu boğazlardan dev yük gemileri ile olacak. Bir nükleer santraldeki en hassas parçalardan biri olan reaktör kazanları 600-800 ton, buhar kazanları ise 400-500 ton ağırlığında. Sinop'ta kurulacak santrale bu reaktörleri yapacak fabrikadan İstanbul ve Çanakkale boğazları kullanılarak geçiş yapılacağı söyleniyor. Alınan bilgilere göre, Mersin Akkuyu bölgesinde 3 reaktör kurulması planlanırken, Sinop'ta ise bu sayı 10 tane reaktör. Sinop bölgesi ile ABD ve Fransa da yakından ilgileniyor. Böylece bu güzel diyarlarımız da tarihe karışacak ve ülkemiz nükleer tehdit altında yaşayacak. Buna izin vermemek gerek.

Meksika Körfezi'ni etkisi altına alan Alex Kasırgası petrol sızıntısını temizleme çalışmalarını olumsuz etkiledi. Körfez'deki şiddetli rüzgar ve dalgalar nedeniyle temizleme çalışmalarının bazıları iptal edildi. Ancak sızan petrolü, denize yayılmadan tahliye etmeye yönelik temel faaliyetler devam ediyor. Yetkililer Alex kasırgasının sızıntıya neden olan petrol platformunun yaklaşık yüz kilometre yakınından geçeceğini, dolayısıyla oluşacak dalgaların buradaki çalışmaları da olumsuz etkileyeceğini belirtiyor. Bu nedenle sızıntının yayılmasını önleme faaliyetlerinin bir hafta kadar ertelenebileceği tahmin ediliyor.?
ABD, Meksika Körfezi’nde BP’nin petrol platformundaki sızıntıyı önleme ve petrolü temizleme çalışmalarında, 12 ülkenin ve uluslararası kuruluşların 22 yardımı teklifini kabul edeceğini açıkladı. Şimdiye kadar ABD’ye 27 ülkenin yardım teklifinde bulunduğu bildiriliyor. BP’nin işlettiği “Deepwater Horizon” adlı platformda, 20 Nisanda 11 kişinin ölümüyle sonuçlanan patlama meydana gelmiş, iki gün sonra da bu platforma bağlı, denizin 1500 metre altındaki kuyudan, suya günde en az 60 bin varil ham petrol karışmaya başlamıştı. Şirket, denediği çeşitli yöntemlere rağmen felaketi önlemede başarısız oldu.

Türkiye Su Meclisi'ni oluşturan, 50'yi aşkın vadiden gelen dere mağdurları, sayısı 1700'ü aşan dere ve akarsuda, bölge insanlarına, kültür mirasına ve doğaya zarar veren hidroelektrik santral (HES) ve baraj inşaatını protesto etmek için Çevre ve Orman Bakanlığı önünde bir araya geldi. Bugüne kadar Türkiye'nin farklı bölgelerinde HES ve barajlara karşı yerel kampanyalar yürüten gruplar, Çevre ve Orman Bakanlığı önünde ilk kez ortak bir protesto gerçekleştirerek "Dere soykırımını durdur!" mesajı verdiler. Yapılan basın açıklamasında, yürüttüğü su politikasındaki kabul edilemez yanlışları nedeniyle Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu'nun görevden alınması da talep edildi.


AĞUSTOS
Greenpeace Esperanza yani Umut gemisi petrolle mücadele için çıktığı yolculukta Kuzey Buz Denizi’ne ulaştı. Esperanza, dünyanın bu en hassas alanlarından birinde tehlikeli petrol çıkarma faaliyetleri içinde bulunan İngiliz Cairn Enerji adlı şirketten alandan çekilmesini talep etti. Cairn Enerji şirketi şu anda Grönland'ın Batı kıyısı açıklarında iki petrol kuyusu açıyor. Eğer amacını gerçekleştirirse, mavi balinaları, kutup ayıları ve göçmen kuşları ile bilinen Kuzey Buz Denizi, petrol şirketleriyle dolup taşabilir. Şirket, Ekim ayı bitmeden iki kuyu daha açmayı planlıyor. Esperanza'da gezegeni düşünenler, Cairn'den bu riskli petrol çıkarma projesinden tamamen vazgeçmesini istiyor. Esperanza'nın Kuzey Buz Denizi'ne ulaşmasıyla Danimarka bölgeye bir savaş gemisi gönderdi ve bahriye eğer Esperanza her bir sondaj kulesini çevreleyen 500 metrelik güvenlik sahasını geçerse kaptanının tutuklanacağı konusunda uyardı. Donanma petrol kuyularını koruyor peki gezegeni ve doğayı kim koruyor?
İklim değişikliği şu anda milyonlarca insanı dünyanın dört bir yanında etkiliyor. Ama petrol şirketleri karşı karşıya olduğumuz bu gerçeği reddediyor. Petrol, dünyanın neresinde olursun olsun, hayatımızı tehdit ediyor. Meksika Körfezi dünyanın en hassas ekosistemlerinden birine ev sahipliği yapıyordu. Kuzey Buz Denizi'nde olduğu gibi dünyanın pek çok denizinde derinlerde petrol arandığı gibi Karadeniz'de de bir petrol platformu bulunuyor. Benzer bir felaketin Sinop kıyılarında olmayacağının garantisini kim verebilir? Petrole tanınan bu ayrıcalıklara "dur" demeli. Ne Karadeniz, ne Kuzey Buz Denizi, ne de Akdeniz bunu haketmiyor, hükümetler, petrolü değil petrol tüketimini azaltacak teknolojileri teşvik etmeli, yenilenebilir enerjiye yönelmeli.

Meksika Körfezi'nde BP'ye ait Deepwater Horizon petrol kuyusunda yaşanan, ABD'nin en büyük petrol sızıntısının benzeri felaketlerin tekrar yaşanması an meselesi. Bunun önüne geçmenin tek bir yolu var: kirli petrol gibi fosil yakıtlardan uzaklaşıp, yenilenebilir teknolojilere yönelmek. Greenpeace’in iki gemisi, dünyanın petrol problemiyle mücadele etmek üzere yola çıktı. Greenpeace'in Esperanza gemisi yolculuğunun hedefine 'petrolün ötesine geçme'yi koydu. Esperanza, petrolden uzak bir dünya umuduyla Londra'dan Kuzey Denizi'ne doğru, riskli bölgelerde petrol kaynaklarına ulaşmaya çalışan petrol endüstrisi ile yüzleşmek üzere yolda. Şimdiden etraf karıştı olası bir eyleme karşı Danimarka Özel Harekat Timi kendi petrol kuyuları etrafına özel birlikler yolladı. Esperanza’yı heyecanlı günler bekliyor gibi. Bakalım neler olacak?
Bu arada Arctic Sunrise ise Meksika Körfezi’nde yaşanan felaketin uzun dönemli etkilerini incelemye başladı. Petrol devi BP sonunda sızıntı yapan kuyusunu kapatmayı başarmış olabilir. Ancak bu, Meksika Körfezi'nde yaşanan krizin de kapandığı anlamına gelmiyor. Tam tersi, sızıntının tehlike altındaki yaban hayatı, bölge ekosistemleri ve balıklar üzerindeki etkisi ancak zamanla ortaya çıkacak. Arctic Sunrise gemisinde yer alan bağımsız bilim insanları yüzeydeki planktonlardan Körfez'in tabanındaki mercanlara kadar tüm deniz yaşamını inceliyor.
Dünyanın dümenini petrolün aksi yönüne çevrilmesine yardımcı olmak için Greenpeace Enerji [D]evrimi imza kampanyasına www.greenpeace.org.tr adresinden katılabilirsiniz.

1950'li yıllarda ABD ile Rusya arasında büyük bir silahlanma yarışı başlamıştı. İki süper güç üst üste nükleer bomba denemeleri yapıyordu. İngiltere gibi ülkeler de bu yarıştan geri durmak istemiyorlardı. Bu çerçevede İngiltere, Avustralya'nın güneyindeki Maralinga çölünde nükleer bomba denemesi yaptı. Ancak bu denemenin görüntüleri tam 60 yıl boyunca sır olarak kaldı. İngiliz asker John Alfred Milsom amatör fotoğraf makinesiyle nükleer bombanın patladığı anı görüntüledi ancak fotoğrafları yayımlamadı. Milsom'un 52 yaşındaki kızı Janette Hoyles ise 60 yıl sonra babasının çektiği amatör fotoğrafları basına sundu. Nükleer bomba denemesinin yapıldığı bölgede oturanlar, Milsom'un çektiği fotoğrafları kanıt göstererek İngiliz Savunma Bakanlığı'ndan tazminat talebinde bulundular. Denemeden yıllar sonra bile bölgede kanser vakalarının ortalamanın üstünde olduğu iddia ediliyor.

İzmir'in Aliağa İlçesi Çakmaklı Köyü’nde ithal kömüre dayalı olarak kurulması planlanan termik santrale ilişkin Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından verilen Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) olumlu raporunun iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle dava açıldı. Aliağa’da daha önce ENKA tarafından kurulması planlanan termik santralin yapımına karşı çıkarak dava açan başta Bakırçay Çevre Platformu (BAÇEP) ve Foça Çevre Platformu (FOÇEP) üyeleri, bugün de İzmir Demirçelik A.Ş. firmasına verilen ÇED olumlu raporunun iptali ve yürütmenin durdurulması için Aliağa Adliyesi'ne gelerek dava dilekçelerini verdi. İzmir İdare Mahkemesi'ne iletilmek üzere Aliağa Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'ne dilekçe verildikten sonra hükümet binası önünde BAÇEP ve FOÇEP adına ortak bir basın açıklaması yaptılar. Basın açıklamasına katılanlar, “Termik santral istemiyoruz” dediler.

Dün de sizlere Tarım ve Köyişleri Bakanlığının, GDO ve Ürünlerine Dair Yönetmeliğin, 26 Eylül itibariyle yürürlüğe gireceğini aktarmıştım. Konuyla ilgili GDO’ya Hayır Platformu tarafından bir basın açıklaması yapıldı. Açıklamada, GDO’lu ürünlerin ülkeye girişi için sadece “Avrupa Birliği’nde tüketime uygun olduğuna dair onaylanmış gen olması” şartının aranmasının bilimselliğe aykırı olduğunu belirtilerek halk sağlığının bu şekilde lobilere teslim edildiği duyruldu. Biyogüvenlik Yasası’na göre, GDO’lu ürünlerin ülkeye giriş standartlarını belirleyen yönetmeliklerin 3 ay içinde çıkarılması gerekirken 5 ayda çıkarıldığı ve bu yasal boşluğun 32 GDO’lu ürünün ülkeye girişine izin verilmesiyle sonuçlandığına yer verildi. 32 GDO’lu ürün için Tarım Bakanlığı’na bağlı Bilimsel Komite tarafından yeterli inceleme yapılmadığını belirten platform, bilimsel komite kararlarının iptal edilmesi için gerekli yasal girişimleri başlatacak.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığının, Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerine Dair Yönetmelik, 26 Eylül itibariyle yürürlüğe girmek üzere Resmi Gazete'de yayımlandı. Buna göre, GDO ve ürünlerinin onay alınmaksızın piyasaya sürülmesi, Kurul kararlarına aykırı olarak kullanılması veya kullandırılması, Kurul tarafından piyasaya sürme kapsamında belirlenen amaç ve alan dışında kullanımı, genetiği değiştirilmiş bitki ve hayvanların üretimi, GDO ve ürünlerinin bebek mamaları ve bebek formülleri, devam mamaları ve devam formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılması yasaklandı. Ayrıca gıdaların ilgili bakanlık tarafından belirlenen eşik değerin üzerinde; onaylanmış GDO içermesi halinde; etiketinde bileşen listesi bulunması zorunlu olmayan gıdalar için "genetik yapısı değiştirilmiştir" veya "genetik yapısı değiştirilmiş GDO'dan üretilmiştir" ibaresi etiketin açıkça görülecek şekilde bulunması gerekecek.

Endonezya'nın en büyük hayvanat bahçesinde, birçoğu nesli tükenmekte olan türlerden olan hayvanların tümünün hayatı tehlikede. Hükümet tarafından denetim için görevlendirilen Hayvanat Bahçeleri Birliği’nin yetkilisi Tonny Sumampouw, Surabaya hayvanat bahçesinde, önlem alınmazsa ihmal ve yolsuzluk nedeniyle tüm hayvanların 5 yıl içinde öleceğini kaydetti. Yetkililer, Surabaya’da son günlerde de 17 yaşındaki bir Afrika aslanı ve 6 yaşındaki bir Avustralya kangurusunun öldüğünü ve bu şekilde her yıl yüzlerce hayvanın öldüğünü, diğerlerinin de açlık, stres ve kafeslerdeki nüfus yoğunluğu ile mücadele ettiğini, dar ve kirli kafeslerde tutulan 14 Sumatra kaplanının büyük bir risk altında olduğunu ve 20 Komodo ejderi yavrusunun yoğun bakımda olduğunu bildirdiler.

Peru’nun Amazon bölgesinde kuduzlu yarasalar 500’den fazla kişiye saldırdı, kuduz salgınında 4 çocuk öldü. Peru Sağlık Bakanlığı, kuduzlu yarasaların, ülkenin kuzeydoğusundaki Urakusa köyünde, Aguajun yerlilerine saldırdığını belirtti. Bakanlık yetkilisi Jose Bustamente, Aguajun kabilesine aşı ve gerekli diğer malzemelerin gönderildiğini söyledi. Bustamente, kuduzlu yarasaların ısırdığı 508 kişinin yüzde 97’sinin aşılanmaya başladığını ifade etti.

Kayseri’de bir konferansa katılan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, HES projelerine ve yerli enerji üretimine karşı çıkan sivil toplum örgütleriyle çevrecilerin gösterdiği tepkiyi masum bulmadığını söyledi. Hem temiz bir dünya, hem de refahı sağlayacak şartlar istenildiğini kaydeden Bakan Yıldız, “Zaman zaman iyi niyetli, spekülatif bazı sivil toplum örgütleri, eylem yaparak, HES’lere karşıyız diyor. Bir kısmı haklı, bir kısmı haksız. Şu anda üç tarafı denizlerle kaplı Türkiye'nin bu kıyılarda 436 projesi var. Hepsine itiraz var. Bu itirazları çok masum bulmam. Ben burada sivil toplum örgütlerimize bir mesaj veriyorum. Onların mesajlarını alıyorum. Oturup birlikte çay kahve içeriz. Oturup, birbirleriyle herşeye karşı olanlar kendi aralarında konuşsunlar. Bir karar versinler. Enerji ihtiyacımızı hangi kalemden yapacağız, buna karar versinler.” dedi. Bunun kararı Greenpeace Enerji(D)evrimi Raporu ile ortada, yapılması gereken rüzgar ve güneşe azami yatırım, enerji verimliliğine gereken önem. Bakan çay – kahve, nükleer, kömür ve HES yerine artık Enerji Devrimini harekete geçirmeli.

BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon tarafından, dünyadaki çevre kirliliği ve yeşil kalkınma ile ilgili büyük düşünecek ve pratik çözümler üretmek amacıyla oluşturulan ''Küresel Sürdürülebilirlik Paneli üyeliğinde Türkiye'den Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan da yer alıyor. Kendisinin yenilenebilir enerjilerden yana Türkiye’de ve dünyada tavır koymasını bekliyoruz. Çalışma Grubu, çevreye zarar vermeden, sürdürülebilir küresel kalkınma ve yoksullukla mücadele konusunda ağırlıklı olarak çalışacak. Panel, 21. yüzyılda dünyanın düşük karbon seviyesine ulaşılmasını da amaçlıyor. Küresel Sürdürülebilirlik Paneli, ilk raporunu 2011 yılının sonunda açıklayacak.?

Günlerdir başta Greenpeace olmak üzere tüm ilgili sivil toplum örgütlerinin, "radyoaktif risk var" uyarılarını reddeden Rusya, kuşkuları bu kez doğrulamak zorunda kaldı. Moskova, ülkeyi saran yangınların Çernobil faciasının kirlettiği bölgelere sıçradığını sonunda itiraf etti. Associated Press haber ajansına konuşan Rusya Greenpeace temsilcisi Vladimir Chuprov, radyoaktif toz bulutlarının Rusya ve bölge ülkelerde yeni bir felakete neden olabileceği uyarısında bulunarak, "Tehlike hala devam ediyor" dedi. Rusya Çernobil'den sızan sezyum ve stronsiyum gibi tehlikeli radyoaktif maddelerle kirlenen ormanlarda başlayan yangınları hala söndürebilmiş değil. Rusya Acil Durumlar Bakanı Sergey Şoygu, "Buradaki topraklar Çernobil santrali 4. reaktörünün 1986 yılında havaya attığı ve ayrışma sürecini tamamlamamış kirletici partiküllerle dolu" diyor. Moskova'da aşırı sıcak ve orman yangınları nedeniyle günde 700 ölüm vakası yaşandığını belirten yetkililer, morglarda ve hastanelerde ölüleri koyacak yer kalmadığını belirtiyor. Rusya’da bulunan Greenpeace gibi çevre örgütleri, komşu bölgelerden özellikle de Türkiye'den acil yardım istenmesi gerektiğini açıkladı.

"Çevre Delisi" “Doğa Aşığı” olduğunu iddia eden Erdoğan, sivil toplum örgütlerinin uyarılarına karşın, deneme üretimine başlamasıyla İkizdere Deresi'ni kurumanın eşiğine getiren Sanko Holding'e ait Cevizlik HES projesinin açılışını yaptı. Yöre halkıysa bunu protesto bile edemedi. “Turizme Evet, HES'lere Hayır” ve "Dereler Özgür Akacak" afişleri korumalarca yırtıldı. Rize'de bir yerel gazete, Başbakanı, dava süreci devam eden HES'lerin açılışını yaptığı için "hukuku göz ardı etmekle eleştirdi.” Açılışı yapılan HES, İkizdere Vadisinde kurulması planlanan 24 HES projesinden sadece biri. Tören alanının içerisine girmeden gazetecilere açıklama yapan çevreciler, açılışın yasal olmadığını ve açılış törenini protesto ettikten sonra Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunacaklarını belirttiler.

Greenpeace eylemcileri, tehlike altındaki ormanların korunması talebiyle Polonya Çevre Bakanlığı'na pankart astı. Greenpeace Sözcüsü Katarzyna Guzek, eylemin, Polonya’nın doğusunda yer alan ve Avrupa’nın son geçmiş çağlardan kalma yaşlı ormanı olan Bialowieza’daki ağaç kesimini durdurmak için, hükümet üzerinde baskı oluşturmak amacıyla yapıldığını açıkladı. Guzek, Bialowieza ormanının sadece yüzde 17’sinin ulusal park olarak korunduğunu belirterek, hükümetin mobilya ve kağıt üretimi için ormanın geri kalan bölümünde ağaç kesimine izin verdiğini kaydetti.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon küresel sürdürebilirlik panelinin kuruluşunu açıkladı. Panelin amacı fakirliğin hem iklim değişikliğiyle başa çıkılarak hem de ekonomik kalkınmanın doğayla uyumlu hale getirilerek ortadan kaldırılması. Ban Ki-moon, düşük karbon kullanımının teşvik edilmesinin ve iklim değişikliğinin etkilerini azaltmanın ve bunlarla birlikte açlık, fakirlik, su ve enerji güvenliğiyle başa çıkmanın önemli olduğunu belirtti. Greenpeace yaptığı açıklamada, Ban Ki-moon'un küresel sürdürebilirlik panelinin başarıya ulaşmasını umuduklarını iletti. Panel, dünyanın temiz enerji kaynaklarına yönelmesi için biran önce ihtiyaç duyduğumuz yeşil endüstri devriminin önüne engel oluşturan petrol, kömür ve nükleer sektörü suçlu göstermeli. Katılımcıların arasında bulunan politikacıların kendi ülkelerindeki gösterdiği ve ya göstermekte oldukları çabalardan çok daha iyisini yapmalıdır. Hemen belirtelim Türkiye’den Ali Babacan panelin bir üyesi. Babacan’ın yenilenebilir enerji yasasının çıkması önündeki engel kişiler arasında adı geçmişti. Panel’de bu konuda adını temize çıkartacağını umalım.

Kanada’da büyük petrol şirketleri ile federal ve eyalet hükümetleri arasındaki sıcak ilişkiyi protesto etmek isteyen Greenpeace eylemcileri geçtiğimiz hafta bir eyleme daha imza attılar. Kanada’da bulunan 191 metre yükseklikteki Calgary kulesinden üzerinde "petrolle devleti ayır! " yazan 15 metrelik büyük bir pankart açan eylemcileri durdurmak için onlarca polis ve itfaiyeci alarma geçti. Kuleye giren tüm yollar kapatıldı, personel dışında kalan herkes kuleden tahliye edildi. Kule giriş biletlerini önceden almış olan eylemcilerden üç çevik tırmanıcı açık kalan bir gözlem istasyonu penceresinden çıkarak hızlıca afişlerini astıktan sonra dakikalarca havada asılı kaldı ardından da yine iple sokağa inerek kendilerini kirli petrol varillerine zincirledi. Bir saatten fazla eylemlerini sürdüren Greenpeace eylemcileri sonrasında gözaltına alındılar. Eylemciler 3 Eylül’de mahkeme karşısına çıkacaklar. Peki çocuklarımızın geleceğini karartan petrol şirketleri nasıl elini kolunu sallaya sallaya denizlerimizi ovalarımızı delik deşik ederek atmosferi yaşanmaz hale getirmeye devam ediyor? Petrol çıkarmak ve yakmak gezegenimizi kanser ederken buna hala nasil izin veriliyor?

BP’nin Meksika Körfezinde 20 Nisanda yarattığı faciadan bu yana hala kuyu kapatılmaya çalışılıyor. Deniz tabanından petrol akıtan kuyunun tamamen tıkanması için basınç alıcı yardımcı kuyunun açılması sürecinde, son 30 metreye gelindi. Yardımcı kuyu ile kesişecek esas kuyu, ağır çamur ve çimento basılarak kapatılmaya çalışılıyor. Yardımcı kapatma kuyusunun genişliği 1,25 metre. Kuyu bugüne dek, bir ara günde 100 bin varil olmak üzere tahmini toplam 784 bin ton petrol akıttı. Bu miktar da, 21 yıl önce Alaska yakınında Exxon Valdez tankerinin akıttığının en az iki misli. İkisinde de sayısız deniz canlısı ve kuş öldü. Greenpeace gemisi Arctic Sunrise bölgede bilimsel çalışmalara başladı ve yakında gerçek hasarı bağımsız ağızdan duyuracak.

Açılışlar için Trabzon’da bulunan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız; Sinop’ta kurulması planlanan nükleer santral için Güney Koreli KEPCO şirketinin temsilcileriyle geçen hafta Ankara’da bir araya gelerek görüştüklerini bildirdi ve “Önümüzdeki hafta tekrar bir araya geleceğiz. Bu ayın sonuna kadar mutlaka bir mutabakat noktası yakalamamız lazım. 4-5 tane temel konu var. Bir kısmında henüz anlaşmış değiliz. Sonunda da anlaşamayabiliriz” ifadelerini kullandı. Akdeniz ve Karadeniz’de birer nükleer santral kurulmasının enerjide güç dağılımı açısından dengeli uygulama olacağı kanaatinde olduğunu söyleyen Yıldız, Güney Korelilerin de uzlaşma gayreti bulunduğuna inandığını kaydetti. Anlaşılan Çernbobil Nükleer Faciasından hala muzdarip, toksik atıkların bir zamanlar kıyılarına vurduğu Karadeniz’i ve özellikle Sinop’u bir çevre mücadelesi daha bekliyor. HES’lere karşı bu kadar büyük direniş gösteren Karadeniz’li buna izin vermez sanıyorum.

Obama yönetimi Vietnam ile nükleer yakıt ve teknoloji ticareti yapılması hususunda ilerletilmiş görüşmelere başladı. ABD'nin bu kararı, birçok ülkenin Obama yönetimini çifte standart uygulamakla eleştirmesine neden oldu. ABD Kongresi, Obama yönetimine Vietnam'la yapılan ve ülkede zenginleştirilmiş uranyum üretilmesine izin veren işbirliğinin Ortadoğu ülkelerine karşı uygulanan sert yaptırımları zayıflatabilecek ve Vietnam'ın komşusu Çin'i rahatsız edebilecek bir hamle olduğu uyarısını yaptı.
Beyaz Saray, nükleer programına başından beri karşı olduğu İran’a karşı dördüncü yaptırım paketini Haziran ayında kabul etti. Paket kapsamında İran Atom Enerji Kurumuna bağlı çok sayıda şirketin uluslararası alanda malvarlıkları donduruldu ve seyahat yasağı getirildi. Ortadoğu ve başta Pakistan olmak üzere Asya ülkelerine nükleer materyal ve teknoloji sağladığından şüphelendiği Kuzey Kore iktidarını zayıflatmak isteyen ABD, Temmuz sonunda bu ülkenin güç kaynağını oluşturan para kaynaklarına da yaptırım uygulama kararı aldı.

Greenpeace'in, BP'nin çevreyi kirleten yüzünü daha iyi yansıtacak bir logo oluşturulması için açtığı yarışma sonuçlandı. Üç ay önce başlayan yarışmada kazanan, 16.463 oyla, Fransa'dan Laurent Hunziker'in tasarladığı, petrole bulanmış bir kuşu gösteren logo oldu. Kazananın İnternet üzerinden verilen oylarla belirlendiği yarışmaya 2000'in üzerinde başvuru oldu, 25.000'in üzerinde oy verildi. Logonun tasarımcısı Laurent Hunziker, "Logodaki silueti, petrole bulanmış, panik halindeki bir kuşun etkileyici bir resminden esinlenerek yaptım. Onun yaşadığı acı, yaşanan trajik olaylardan sonra dünyamıza neler olduğunun güçlü bir göstergesi" dedi. BP, temiz enerjiye yatırım yaptığını iddia ederek yeni logosu ve sloganıyla "yeşil badana" yapıyordu. Bu logo yarışması, felaket unutulmadan BP'nin hatırlatılması ve daha çok insan tarafından bilinmesi için düzenlendi. Meksika Körfezi'nde yaşanan felaketin sorumlusu olan BP, çok riskli petrol yatırımlarına dünyanın farklı yerlerinde de devam ediyor. Kanada'da bulunan katranlı kumul alanlarında klasik petrol çıkarma yöntemlerinden kat kat daha masraflı ve enerji harcayan bir yöntem ve Angola, Libya ve Kuzey Kutbu'nda denizlerden petrol çıkarma çalışmaları bu riskli yatırımlar arasında. Deepwater Horizon felaketi şirketin petrolün ötesine geçmesi için bir uyarı olması gerekirdi. Ama BP uyarılara kulak vermiyor. Petrole bağımlı dünya iklim değişikliği ile sonumuzu hazırlıyor.

Dünya çapında 500 milyon kullanıcısı olan Facebook, ABD’nin Oregon Eyaleti’ne bağlı Prineville kentinde bir veri depolama merkezi inşa ediyor. Merkez, kullanıma açıldığında 30 megavat elektrik kullanacak ki, bu 30 bin evin elektrik ihtiyacına eşit bir miktar. Elektriğin çoğu kömürün yakılmasından elde edilecek, çünkü bölgenin elektriğini sağlayan Pacificorp şirketi bu enerjinin %58’ini Wyoming ve Utah’daki kömür santrallerinden sağlıyor. Greenpeace, Facebook’un yenilenebilir enerji yerine kömür enerjisi kullanmasına karşı Facebook’u kendi sayfalarında protesto ediyor ve bu protestoya katılan üyelerin sayısı 500.000’e ulaştı. Greenpeace, Facebook’un depolama merkezini enerjisinin çoğunu yenilenebilir enerjilerden sağlayan bir yere kurması gerektiğini veya kendi enerjisini yenilenebilir enerjiden üretmesi gerektiğini söylüyor. Dikkat edilmesi gereken noktalardan birisi iletişim teknolojileri endüstrisinin giderek artan enerji iştahı, bu açlığın yenilenebilir enerji ile doyurulması gerekiyor.

BP, Meksika Körfezi'ndeki büyük petrol kirliliğinin kaynağı olan petrol kuyusunu tamamen kapatma operasyonunda 'arzu edilen amaca' ulaşıldığını bildirdi. BP, mühendislerin kuyuya sekiz saat boyunca çamur bastığını kaydederek, basıncın sabit olup olmadığını anlamak için kuyunun gözetim altında tutulduğunu, bu denetim süresinde gözlenecek sonuçlara göre yeniden çamur basma işleminin gerekli olup olmayacağına karar verileceğini bilgisini verdi. Mühendisler, şu anda kuyunun basıncının, basılan çamurun hidrostatik basıncının, kontrol altında tutulduğu, bunun da amaçlanan hedef olduğunu belirttiler. Peki kuyu sızdırmayı durdurduysa balıkçılar ne zaman tekrar balık tutmaya başlayacak veya pelikanlar petrole bulanmadan suya dalabilecekler?

Rusya'da çıkan orman yangınları kontrol altına alınamıyor. Resmî verilere göre, şu ana dek 48 kişi hayatını kaybetti. Uluslararası yardım örgütü Caritas, ölü sayısının daha fazla olabileceği görüşünde. Yangından en çok etkilenen bölgelerin başında Moskova'nın 400 kilometre kadar doğusundaki Nişni Novgorod geliyor. Ancak asıl tehlike, ormanlara yakın sahalara konumlanmış nükleer santraller çünkü orman yangınları nükleer noktaları tehdit etmeye başladı. Yangınlar ülkenin federal nükleer programının merkezlerinden biri olan Saratov’da kontrol altına alınamıyor. Rusya’da “kapalı kent” olarak bilinen bu alanda nükleer deneme poligonları var. Nükleer araştırma laboratuarları nükleer başlıkları tasfiye etme ve dönüştürme fabrikaları ve daha birçok tesis bulunuyor. Sadece tesisler değil atıklarda aynı bölgelerde. Buradaki rüzgârlar yangının kontrol altına alınmasını güçleştiriyor. Yangınlar giderek büyük nükleer santrallere yaklaşmaya başladı. Acil Durumlar Bakanı Sergey Şoygu, nükleer santralin çevresindeki ormanlık alanların temizlenmeye çalışıldığını söyleyerek alandaki yangını kontrol altına almak için ek birliklerin yollandığını, ancak rüzgârın söndürme çalışmalarını güçleştirdiğini bildirdi. İnsanın doğa güçleri karşısında ne kadar küçük olduğunu anladığımız gün belki teknolojik kibrimizden vazgeçer küresel ısınma ile ilgili hızlı adımlar atarız.

BP’nin Meksika Körfezi’ndeki platformlarından birinin patlamasıyla ortaya çıkan çevre felaketinin boyutuna ilişkin son rakamlar açıklandı. Patlamanın meydana geldiği tarihten bu yana yaklaşık 5 milyon varil (yaklaşık 780 milyon litre) ham petrol denize aktı.
ABD Jeolojik Araştırma Kurumu ve Enerji Bakanlığı idaresinde görev yapan bir grup bilim insanı, BP’ye ait kuyudan şu ana kadar yaklaşık 5 milyon varil petrolün Meksika Körfezi’ne aktığını, BP’nin sızan petrolü kontrol altına alma çabası ve kullandığı çeşitli stratejiler yoluyla bunun sadece 800 bin varilinin toplanabildiğini belirtti. Amerikalı bilim insanlarının açıkladığı bu son veriler, felaketin, 1979 yılında Meksika’nın Campeche Körfezi’ndeki Ixtoc 1 kuyusunun patlaması sonucu 3,3 milyon varil petrolün denize yayıldığı çevre faciasının boyutunu geride bıraktı. BP Deepwater Horizon dünyada denizi en fazla miktar petrol ile kirleten kaza olarak tarihe geçti.

Greenpeace, Dalian’da gerçekleştirdiği 10 günlük saha çalışması ve incelemeyi tamamladı. İnceleme sonuçlarına göre, Çin’in petrol sızıntılarına karşı hâlihazırda aldığı önleyici tedbirler yeterli değil ve ciddi sorunlara neden olabilir. Çin Hükümeti’nin acilen Çin’in petrol alt yapısına ilişkin kapsamlı bir risk değerlendirmesi yapması ve petrol sızıntılarına karşı ulusal ve bölgesel bir acil durum planı oluşturması gerekiyor. Greenpeace tarafından bölgeye çağırılan Alaskalı doğa korumacı ve petrol uzmanı Richard Steiner, yaptığı değerlendirmede, Dalian Körfezi'nde yaklaşık 60 bin ton petrol toplandığını söyledi. Bu şaşırtıcı rakam, 20.000 balıkçının çıplak ellerle ve hasırlarıyla gerçekleştirdiği bir mucize. Hükümet ise kazada sadece1500 ton petrolün sızdığı tahmininde bulunmuştu. Petrol altı gün boyunca sızmaya devam etmiş ve vanalar ancak 22 Temmuz'da kapatılmıştı. Petrole olan madde bağımlılığımız felaketlerle peşimizi bırakmayacak. Çin ve bütün dünyanın fosil yakıtlardan uzaklaşması gerekiyor.

Meksika Körfezi’nde tarihin en büyük çevre felaketlerinden birine neden olan petrol sızıntısının yaşandığı derin deniz kuyusu, facianın patlak verdiği günden üç ay sonra kapatılmaya çalışılacak. ABD’li yetkililer, BP’nin yapacağı yeni çalışmada, mühendislerin kuyuya çamur ve beton dökerek sızıntıyı kapamaya çalışacaklarını belirtti. Bu işlemin beş ile yedi gün sonrasında ise, yakınlardaki bir kuyudan çamur ve beton pompalanarak sızıntı tamamen durdurulmaya çalışılacak. Derin deniz kuyusu, 20 Nisan’da Deepwater Horizon platformunda yaşanan patlamanın ardından petrol sızdırmaya başlamış, geçtiğimiz iki hafta ise sızıntı geçici olarak durdurulmuştu. Geride bıraktığımız haftada ise BP, Körfez’deki temizlik çalışmalarının 32 milyar dolara mal olacağını belirtmiş ve 17 milyar dolarlık zarar açıklamıştı. Bu rakama doğaya ve bizim geleceğimize olan zararlar dahil değil tabii...

Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşarı, Karadeniz petrollerini taşıyan tankerlerin geçen yıl Marmara Denizi’ne 1.5 milyon ton balast suyu (gemilerin boşken yada bazen yük aldıktan sonra, yükün ve geminin dengesini sağlamak için baş ve yan bölmelerine aldıkları deniz suyu) deşarj ettiğini, balast sularıyla taşınan kırmızı alg türlerinin ekosistemi tehdit ettiğini açıkladı. İstanbul Boğazı’ndan 2009’da 51 bin 422, Çanakkale’den 49 bin 453 gemi geçti. Bu trafiğin beşte birlik bölümünü tehlikeli kargo ve petrol taşıyan gemiler oluşturdu. Tankerlerin okyanuslardan getirdiği ve Boğazlar'a boşalttığı deşarj suları ve zehirli atıklar nedeniyle Boğazlar'da yabancı balık, zehirli deniz anası ve kırmızı alg türleri oluşuyor ve bu kırmızı alg türleri, Marmara denizinde toplu balık ve deniz canlısı ölümüne neden oluyor.

EYLÜL
 Nükleer santrallerin kapanma süreleri uzatıldı. Alman kabinesinin aldığı karara göre, toplam 17 nükleer santralin, önceki hükümetin 2022 yılına kadar öngörmüş olduğu kapatılma süreleri, 8 ila 14 yıl daha ileri atılacak. Böylece son nükleer santral 2036 yılında kapatılmış olacak. Almanya Maliye Bakanı Wolfgang Schaeuble, Berlin'de yaptığı açıklamada, nükleer santrallerin yetkilileri ile kapatma sürelerinin uzatılması konusunda anlaşma sağlandığını söyledi. Muhalefet partileri ise hükümetin kararının iptal edilmesi için Anayasa Mahkemesi'ne başvuruda bulunacağını açıkladı. Ertelendikçe tehdit artıyor, ancak bugün kapatılması beraberinde maliyet getiriyor. Türkiye’nin nükleer planları da maliyetleri bu kuşağa olduğu kadar gelecek kuşağa da yüklüyor.

Anel Enerji ile Toyota Tsusho arasında, Türkiye'de güneş enerjisi santrali kurmak üzere ''bağlayıcı olmayan'' işbirliği protokolü imzalandı. Anel'den, Kamuyu Aydınlatma Platformu'na (KAP) gönderilen yazıda, protokol uyarınca, Türkiye'de yenilenebilir enerji yasasının çıkmasından ve her iki tarafın projenin ekonomik olarak yapılabilir olduğuna karar vermesinden sonra Anel Enerji ile Toyota Tsusho'nun ortaklığı ile kurulacak şirketin lisans alarak güneş enerjisine dayalı elektrik üretiminin planlandığı duyuruldu.

TBMM Çevre Komisyonu Başkanvekili Mustafa Öztürk, bu yaz dünyada aşırı sıcaklık rekorları kırıldığını anımsattı. Dünyada son 130 yıldır hava sıcaklığının ölçüldüğünü belirten Öztürk, ''Bu yıl, 130 yılın en sıcak yazıyla birlikte çölden gelen aşırı ve kavurucu sıcak hava dalgası, deniz, göl ve akarsu gibi yüzeysel suların daha fazla buharlaşmasına neden oldu. Aşırı sıcaklardan dolayı bazı göller, akarsular ve dereler kurudu'' dedi. Öztürk, ''Küresel ısınmadan en fazla etkilenecek olan ülkelerden biri de Türkiye'dir. Bu yüzden suyu doğru yönetmek zorundayız. Aksi durumda ülkemizin Akdeniz ve Güneydoğudan başlayarak çöl iklimi etkisi altına daha fazla girmesi kuvvetle muhtemeldir. Buna 'dur' diyecek önlemleri derhal almalıyız. Bu yaz Türkiye'de çöl ikliminin ilk ciddi izlerini ve işaretlerini gördük.” dedi.

Berlin’den bildiriyorum bugün ve konuğum Berlin Türk Alman Çevre Koruma Mekrezi Kurucusu ve Yöneticisi Dr. Turgut Altuğ. Kendisi bugün burada gerçekleşecek çalıştay ve Merkezin Çalışmaları konusunda bilgiler veriyor.
BM Genel Kurul toplantıları için New York'ta bulunan 10 ülkenin dışişleri bakanları nükleer silahsızlanma yolunda yeni bir inisiyatife imza attı. Bu inisiyatif kapsamında yapılan çağrıda “Nükleer tehdidi bertaraf etmenin tek yolu bu silahların yok edilmesidir” denildi. Japonya ve Avustralya öncülüğünde başlatılan inisiyatifte Almanya, Türkiye, Kanada, Şili, Meksika, Polonya, Birleşik Arap Emirlikleri ve Hollanda gibi kendilerine ait nükleer silahları olmayan devletler yer alıyor. BM Güvenlik Konseyi’nde yer almak isteyen Almanya’nın Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle, ABD Başkanı Obama’nın nükleer silahsızlanma çabalarının yeni bir fırsat penceresi açtığını söyledi. Westerwelle, Almanya’nın güvenlik konseyinde yer alması halinde de nükleer silahsızlanmaya dair politikalar izleyeceğini kaydetti ve ülkelerin artan oranda nükleer silahlara yönelmesiyle bu silahların bir gün teröristlerin eline geçme ihtimalinin de güçlendiği uyarısında bulundu ve “Bu güvenliğe ve insanlığa karşı büyük bir tehdit oluşturur” dedi.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, yine bu toplantıda, Türkiye'nin bölgesinde nükleer silaha karşı olduğunu belirterek, ''Ülkeler belki yapmıyorlar, ama zihinlerinden geçiriyorlar. Çünkü, bölgede nükleer silahı olan ülke var'' dedi. Hindistan'ın nükleer silah yapmasının ardından, Pakistan'ın da güvenlik algılamasıyla nükleer silah yaptığına dikkati çeken Gül, Türkiye'nin bölgesinin tamamen nükleer silahlardan arındırıcı bir çabanın başlaması gerektiğini vurguladı.

Chevron’a Karadeniz’de petrol felaketi lisansı. Greenpeace Akdeniz Kampanyalar Yöneticisi Hilal Atıcı, Greenpeace Akdeniz'in, Amerikan petrol şirketi Chevron'a Karadeniz'de petrol arama ve çıkarma lisansı verilmesine kaygıyla yaklaştığını belirtti. Atıcı, yaptığı yazılı açıklamada, Karadeniz'in, petrol arama çalışmaları nedeniyle giderek Meksika Körfezi'ne benzer bir kadere sürüklendiğini ileri sürerek, Karadeniz'deki aramaların Meksika Körfezi'ne oranla üç kat daha derinde gerçekleştirildiğini kaydetti. Greenpeace, hükümetin, petrol üretimi yerine, tüketimini azaltmaya yönelik vizyon ve stratejileri, politikalarının odağı yapması gerektiğini söylüyor.

Almanya’da, Hıristiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) ile Hür Demokrat Parti'den (FDP) oluşan koalisyon hükümeti, yenilenebilir enerji gereksinime yanıt verinceye kadar nükleer enerjinin “köprü enerji” olarak kullanılmasında ısrar ederken, muhalefet buna karşı çıkmayı sürdürüyor. Berlin'de nükleer santrallere karşı düzenlenen protesto gösterisine onbinlerce kişinin katılması, SPD ve Yeşiller'i daha da cesaretlendirdi. SPD lideri Sigmar Gabriel, Bakanlar Kurulu'nun kararı ışığında hükümetin, Eyaletler Meclisi'ni devre dışı bırakarak, nükleer santralleri uzatmasını engellemek için mahkemeye başvuracaklarını açıkladı. Gabriel, iktidara geldiklerinde daha önceki iktidarları döneminde karara bağladıkları şekilde nükleer enerji santrallerinin hepsini kademeli olarak kapatacaklarını da söyledi. Yeşiller Partisi Eşbaşkanları Claudia Roth ile Cem Özdemir de nükleer santrallerin kapatılmasında ısrarlı olduklarını yinelerken, hükümeti enerji şirketlerinin lobiciliğini yapmakla suçladılar.

Meksika Körfezi'nde, Amerika Birleşik Devletleri tarihinin en büyük deniz kirliliğine yol açan BP petrol kuyusunun tamamen kapatıldığı bildirildi. Denizin yaklaşık 4 km altındaki kuyuyu kapatmak için çimento pompalanmıştı. Çimentonun kuruduğu ve yapılan basınç testiyle çimentolamanın işe yaradığının anlaşıldığı belirtildi. Deepwater Horizon petrol platformu, 20 Nisandaki bir patlamayla batmış, 11 çalışan yaşamını yitirmişti. O günden sonra Meksika Körfezi'ne 4 milyon varilden fazla ham petrol akmıştı. Petrol şirketi British Petroleum (BP), açıklamasında, olaydan zarar görenlere ödenecek tazminat için oluşturulan 20 milyar dolarlık Tazminat Fonu'nun 19 bin kişiye 240 milyon dolar ödeme yaptığını bildirdi. Peki buradaki deniz canlılarına ve ekosisteme verilen zarara ne olacak? Bu nasıl telafi edilecek? Bölgede araştırmalarını sürdürüren Greenpeace’in Arctic Sunrise Gemisi sürekli besin zincirinde petrolün önemli etkilerini buluyor. Bağımsız araştırma sonuçları yakında açıklanacak.

Konya'nın Karapınar ilçesinde bulunan ve büyüleyici görüntüsüyle ''Dünyanın Nazar Boncuğu'' olarak adlandırılan Meke Gölü'nün kurumuş son hali, Tuz Gölü'nü aratmıyor. 3 hafta önce ziyareti sırasındaki durumu Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'a, ''Keşke bu gölü bu haliyle hiç görmeseydim'' dedirten Meke Gölü, her geçen gün biraz daha kötüye gidiyor. Gölün durumuna herkes gibi kendilerin de üzüldüğünü belirten Karapınar Belediye Başkanı Mehmet Mugayıtoğlu, ''Çevre sorunu sadece Karapınar'ın değil, ülkemizin ve dünyanın sorunu. Bir zamanlar adından güzelliğiyle söz ettiren Meke Krater Gölü'nün geldiği noktada insanoğlunun etkisi var. Yeraltı suyunun hoyratça kullanılması, kuraklığın etkili olması ve iklimlerin değişmesi gölde kaçınılmaz sonu hazırladı. Kuşların cıvıl cıvıl öttüğü, ailelerin piknik yaptığı ve çocuklarımızın yüzme öğrendiği gölün durumu hepimizi üzüyor'' dedi. Peki bakan ve belediye başkanı üzülmek dışında bu konuda ne yapmayı düşünüyor?

Tarım Bakanlığı, Burger King’in TT Gıda'dan satın aldığı 'Salmonella ve listeria' virüslü 164 bin adet hamburger eti için Gebze Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Burger King ve depo vazifesi üstlenen Fasdat Gıda, et alımı yaptığı T.T. Gıda´nın sözleşmesini nisanda ´ürünlerde virüs olduğu´ gerekçesiyle iptal etti. ´Ürünler temiz´ diyen firma, 160 bin hamburger etinin iadesini istedi. Burger King ´etleri imha ettik´ dedi. Ancak Tarım Bakanlığı´nın araştırmasında imha yeri olarak gösterilen Zeybek Katı Atık Merkezi’nde, etler tüm araştırmalara rağmen bulunamadı. Evrakta sahtecilik de tesbit edilince bakanlık katı atık merkezi hakkında suç duyurusunda bulundu.

Yılda 200 günü güneşli geçen Türkiye, güneş enerjisi kapasitesinin binde 1'inden bile faydalanamıyor. Enerjide dışa bağımlılığı yüzde 72 olan Türkiye’nin yıllık enerji ihtiyacı 200 TWh (Teravat saat). Nükleer enerji için yasaları ardı ardına çıkartırken ve tarihi güzellikler barajlar altında kalırken, Yenilenebilir Enerji Kanunu’ndaki değişiklikler ise bir türlü meclis gündemine giremedi. Türkiye’de güneş enerjisinin kurulu gücü 4 megavatı geçmiyor ve halen bir tane bile güneş enerjisi santrali yok. Oysa ülkemizin yıllık güneş enerjisi potansiyeli 500 TWh, rüzgâr enerjisi potansiyeli ise 450 TWh. Bu alanlara yatırım yapılmasıyla Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığı sona erer, ancak böyle bir hedef bile konmuş değil. Güneş Enerjisi Sanayicileri ve Derneği (GENSED) Yönetim Kurulu Başkanı Levent Gülbahar, Türkiye’nin yenilenebilir enerji potansiyelini iyi kullanmadığını söyleyerek Almanya’yı örnek gösteriyor. Güneş enerjisi kullanımında dünyada ilk sırada yer alan Almanya, güneşlenme süresi olarak Türkiye’nin yarısı kadar potansiyele sahip. Oysa 9 bin 380 Mw’lık kurulu güneş enerjisi gücüne, 2010’un ilk üç ayında 3 bin 400 Mw daha eklediler. Yılda 2 bin 738 saatlik potansiyele sahip Türkiye ise ‘güneşin ülkesi, ama gölgede çalışıyor’. Yenilenebilir enerji kaynakları potansiyeli Türkiye kadar yüksek olan bir ülkenin hâlâ fosil yakıtlarda ve nükleerde ısrar etmesine bir anlam veremediğini vurgulayan Gülbahar, “Bu bir kültür eksikliğinin ve en önemlisi dünyamızın, çevremizin ve çocuklarımızın geleceğinin düşünülmediğinin en güzel göstergesi” dedi.

Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü, Petrol Sanayi Derneği (PETDER) ve Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğü, toplanan her atık motor yağı varili için bir fidan dikilmesini öngören protokol imzaladı. Çevre ve Orman Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, protokol çerçevesinde, atık motor yağlarının toplanması konusunda yetkilendirilmiş kuruluş olan PETDER, topladığı her bir varil (200 litre) için bir fidan dikilmesini finanse edecek. "Bir Varil Bir Ağaç Projesi" ile iki yılda 30 bin fidan dikilmesi, beş yılda da toplam 25 bin metrekare alanın ağaçlandırılması hedefleniyor. Atık yağların doğaya bırakılmasıyla, su içinde yağ ile beslenen mikroorganizmalar oluşurken, bu mikroorganizmaları yiyen balıklar ve diğer canlılar yoluyla kanserojen maddeler insana ulaşıyor. Atık yağ içindeki ağır metaller bitkiler tarafından absorbe edilerek besin zinciriyle insanlara geçiyor. Atık yağların yakılması halinde ise içindeki kanserojen maddeler havaya karışıyor. Daha iyisi endüstriyel sistemlerimizi toksik atıklardan arındırmak, fidan dikmek güzel ama çözüm değil.

Japon haber ajansı Kyodo’da yayımlanan bir araştırma, ülkede toplam 29 bin okul kantininden 5 bininin, Nisan 2009 - Mart 2010 tarihleri arasında öğrencilere balina eti verdiğini ortaya çıkardı. Araştırmaya göre, 60’lı ve 70’li yıllarda okul kantinlerinde yoğun olarak tüketilen balina eti, arz ve talebin azalmasıyla ve balina avcılığına getirilen uluslararası moratoryum sonucu yemek listelerinden çıkarılmıştı. Kyodo, Japonya’nın balina avını artırdığı bir dönemde, balina etinin yeniden okul kantinlerinde öğrencilere verildigini duyurdu. Uluslararası moratoryum sadece ticari amaçlı balina avını yasaklıyor. Japonya’nın, balinaları avlamak için bilimsel nedenler öne sürdüğü, bu çerçevede bir araştırma enstitüsünün balina avını yönettiği ve avlanan balinanın etini belediyeler yoluyla okul kantinlerine pazar fiyatının üçte birine sattığı belirtildi. Haberde, balina etinin okul kantinlerinin yanı sıra balıkçılara ve restoranlara da satıldığı kaydedildi. Bu arada 2008 yılında balina eti yolsuzluğunu ortaya çıkaran iki Greenpeace eylemcisi tutuklanmış ve haksız yere hapse atılmıştı. Süren dava'nin sonucunda Japon hükümetinin yaptığı balina avcılığını koruyan politik bir kararla, eylemcilere 3 yıl ertelenmiş 1 yıl hapis cezası verildi. Greenpeace eylemcileri Junichi ve Toru Japonya’daki bir balina eti yolsuzluk skandalını ortaya çıkarmış ve balinaların bilimsel amaçlı avlandığı savını çürütmüştü. Aktivism suç değildir diyor, bu politik kararı kınıyorum. Eylemcilere madalya verilmesi gerekirken suçlu bulmak Japon hukuk sisteminin ciddi bir reforma ihtiyaç duyduğunun göstergesi.

Her ne kadar et yenmesini, hele de fast food'u onaylamasam da Burger King'den olumlu bir haber. Fast food zinciri yağmur ormanlarını yok ettiği suçlamasıyla Endonezyalı Sinar Mas şirkettinden palm yağı alımını durdurdu. Sinar Mar şirketlerini, orangutanlar ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan diğer türlerin yaşam yeri yağmur ormanlarını yok etmekle suçlayan Greenpeace, Burger King’in kararını doğru buldu. Greenpeace kampanyacısı Bustar Maitar, Cargill, Pizza Hut ve Dunkin’ Donuts gibi diğer büyük şirketlere Burger King’in yolundan gitmesi çağrısında bulundu. Unilever, Nestle ve Kraft Foods daha önce Sinar Mas ile ilişkisini kesmişti.

Greenpeace eylemcileri, 48 saat boyunca Grönland'ın dondurucu sularının 15 metre üzerinde gerçekleştirdikleri eylemlerini sonlandırdılar. Grönland Güvenlik güçleri 4 eylemciyi gözaltına aldı. Kuzey Buz Denizi'nin ortasındaki petrol çıkarma platformundaki eylemin amacı, enerji şirketlerini Kuzey Kutbu'ndan uzak tutmak ve İngiliz petrol şirketi Cairn Enerji'nin bölgede petrol aramayı durdurup eve dönmesini sağlamaktı. Binlerce kişi, internet üzerinden dünyanın bir ucundaki bu 4 eylemciye destek veriyor. Siz de www.greenpeace.org.tr adresinden eylemcilere Enerji Devrimi İmza kampanyasına katılarak destek olabilirsiniz. Eylemciler Danimarka donanması, deniz komandoları ve Grönland Hükümeti'nin baskılarına rağmen 2 gün platformda kaldılar ve petrol arama çalışmalarını durdurdular. Greenpeace Esperanza gemisinin Kuzey Buz Denizi'nde ve petrole karşı mücadeleye devam edeceğini belirtiyor, bakalım bundan sonraki durak neresi?

Meksika Körfezi'ndeki bir başka petrol platformunda patlama meydana gelmesi ve yangın çıkmasının ardından, bölgede 1,5 kilometreden fazla uzunlukta petrol tabakası görüldüğü bildirildi. Amerikan sahil koruma biriminin, platform görevlilerine dayanarak yaptığı açıklamada, tabakanın yaklaşık 3 metre genişliğinde olduğu ve daha fazla petrol sızıntısı olmayacağı ümidini taşıdıkları belirtildi. Sahil koruma yetkilisi, yangının kontrol altına alındığı ancak sönmediğini bildirdi. Yetkililer, gelen ilk haberlerde platformdaki 13 işçiden birinin yaralandığını, ölen olmadığını açıklamıştı. Mariner Energy'nin sahibi olduğu platformda üretim olmadığı belirtilmişti. Platformun, nisan ayında meydana gelen patlamanın ardından körfeze petrol sızıntısının başladığı, BP'ye ait platformun batı tarafında olduğu bildirildi. Nisan ayında yine Meksika Körfezi’ndeki BP Petrol Platformu’nda meydana gelen patlamada 11 işçi hayatını kaybetmiş ve tarihinin en korkunç petrol faciası meydana gelmişti. Petrol’den vaz geçinceye kadar daha kaç facia olması gerekiyor. Bu facialar bizi vazgeçirmezse faciaların en büyüğü küresel iklim değişikliği ile cayır cayır yanacağız, ama o zaman çok geç olacak.

Zonguldak'ın Ereğli ilçesi Belediye Başkanı Halil Posbıyık, düzenlediği basın toplantısında, Maliye Bakanlığı'nın Kireçlik bölgesine yapılması planlanan termik santral projesini onaylamadığını açıkladı. Bölgedeki insanların ve eylemlerin sayesinde termik santral projesinden vazgeçildiğini savunan Posbıyık, “Maliye Bakanımız konuyla ilgili imzaları atmıştır. Maliye Bakanımıza doğru bir karara imza attığı için şükranlarımızı sunuyoruz. Tabii bu alınan kararla termik santral yapma hayali kuranlar büyük hüsrana uğramışlardır. Tekrar toparlamam gerekiyorsa, bir bölgede yürekli insanlar var ise, demokratik kurallar çerçevesinde haklarını arayabiliyorlarsa, mücadele edebiliyorlarsa, bu yörede her zaman mutluluk olur, başarı olur.” diyerek düşüncelerini ifade etti.

Almanya, önümüzdeki 12 yıl içinde nükleer enerji santrallerini kapatma planından vazgeçti. Başbakan Angela Merkel, "Teknik olarak bakıldığında makul olanı, nükleer santrallerin 10-15 yıl daha kullanımda kalmasıdır. Başbakan olarak görevim, güvenliği nükleer enerjide en önemli kriter olarak konuşlandırmayı sağlamaktır" dedi. Almanya'da, 10 yıl önce, Sosyal Demokrat Parti (SDP) ve Yeşiller'den oluşan koalisyon hükümeti, 2022 yılına kadar tüm nükleer santrallerin kapatılması kararı almıştı. Ancak Angela Merkel’in başbakanlığındaki muhafazakar-liberal koalisyon hükümeti, bu planı değiştirmek için harekete geçti. Hükümetin, üzerinde çalıştığı yeni enerji politikasını kısa sürede açıklaması beklenirken Başbakan Merkel’in, gelecek dönemde, nükleer ve yenilenebilir enerjiyi birlikte kullanmayı hedeflediği söyleniyor.

"Enerji devlerinin gözü Kuzey Buz Denizi'nde" diyen Greenpeace eylemcileri, bu kez dondurucu sularda petrole dur dedi. Danimarka'ya bağlı yarı özerk bir bölge olan ve büyük bir bölümü Kuzey Kutup dairesi içerisinde kalan Grönland'da petrol ve doğalgaz çıkarılması çalışmalarına karşı Greenpeace. Esperanza yani Umut gemisinden yola çıkan Çevre örgütü Greenpeace'in 4 üyesi, Grönland'ın dondurucu sularında Danimarka donanmasının güvenlik önlemlerini atlatarak, botlarla Cairn şirketine ait petrol kuyusuna yanaştı ve petrol arama platformuna tırmandı. Tırmanışçılar, tentelere yerleşti ve birkaç gün asılı kalabilecek kadar malzemeye sahip. Konuyla ilgili yapılan açıklamada, "Eğer kısa bir süreliğine de olsa petrol çıkarma işlemini durdurabilirlerse, işletmeci şirket olan Cairn Enerji'nin petrol çıkarma işlemi hava koşullarının sertleşmesi nedeniyle gelecek yıla sarkacak" denildi.
Kuzey Kutbu denizinde dondurucu soğukta on beş metre aşağıya sarkmış eylemcilerden ABD vatandaşı Sim McKenna, "Enerji şirketlerini Kuzey Kutbu'ndan uzak tutmalıyız ve petrole olan bağımlılığımızdan kurtulmalıyız. Meksika Körfezi'nde yaşanan BP petrol felaketi bize artık petrolün ötesine geçmemiz gerektiğini gösterdi.” dedi.

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Halil İbrahim Sur, 2009 yılında Marmara ve boğazlardaki ölçümlere göre Marmara Denizi’nin dibinde yaşayan vatoz ve berlan türlerinde kurşun kirlenmesi görüldüğüne dikkat çekerek Gemlik, İzmit, Bandırma körfezleri ve Haliç'te de kirlilik uyarısı yaptı. İÜ Fiziksel Oşinografi ve Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Sur, 2009 yılında Çevre ve Orman Bakanlığı ile yaptıkları “Marmara Denizi Kirlilik İzleme Projesi”nin sonuçları hakkında bilgi verdi. Sur, Ege’den başlayıp Karadeniz çıkışına kadar tüm körfezleri kapsayan 47 deniz istasyonunda yüzeyden tabana birçok parametreyi incelediklerini, Marmara Denizi’nin kapalı bir havza olduğunu, derin deşarj ile denize verilen sanayi ve evsel atıkların alt tabakayı kirlettiğini ifade etti. Marmara için derin deşarjın çözüm olmadığını vurgulayan Sur, “Tüm deşarjların ileri arıtmadan geçirilmesi gerek. Marmara’nın alt suyunun yenilenme süresi 7 yıl.
Yedi yılda yenilenen Marmara’ya kirli deşarj vermeye devam ederseniz oksijensiz ve ölü bir tabaka yaratırsınız” dedi.

BP, Meksika körfezindeki sızıntıyla ile ilgili incelemesini kendi sayfasında yayınladı. Raporda şirket kazada platformu işleten TransOcean ile deniz tabanındaki işlemleri yürüten Halliburton gibi ilgili şirketleri ve farklı çalışma ekiplerini de eleştiriyor. Transocean ekibinin 40 dakika süreyle kuyuda oluşan bir hidrokarbon sızıntısını tespit edemediği, bunun da patlamaya yol açtığı belirtiliyor. BP, 193 sayfalık raporda yer alan tüm tespitleri kabul ettiğini ve tavsiyeleri dünyanın her yerindeki işletmelerinde hayata geçireceğini açıkladı. Greenpeace, BP’nin raporla hedef saptırdığını belirtti. Tüm bunların yaşanmaması içim aslında bir yol var o da derin deniz sondajlarını yasaklamak. Felaketin etkileri sürüyor. Petrol sızıntısı Louisiana, Alabama ve Mississippi kıyıları ulaştı. Körfez sularında oluşan yağ lekeleri bilim adamları tarafından 1200m derinlikte bulundu.

EKİM
Meclis önünde nükleer karşıtı protesto yapan 58 Greenpeace eylemcisi için ilk duruşma dün gerçekleşti. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefetten açılan davada, Greenpeace eylemcileri Ankara Adliyesi'nde ifade verdi. Dava, ifadelerin tamamlanması için 12 Ocak 2011'e ertelendi. Duruşma bitiminde, yargılanan 58 eylemciye destek olmak isteyen diğer sivil toplum örgütü üyeleri "Biz de Nükleere Karşıyız, Bizi de Yargılayın" pankartı açtılar. Duruşma sonrası bir basın açıklaması yapan Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Kampanyası sorumlusu Korol Diker "Biz bugün uluslararası sözleşmelerle de garanti altına alınmış düşünce ve ifade özgürlüğümüzü kullandığımız için yargılanıyoruz. Bireye ve doğaya karşı işlenen suçlara karşı ses çıkarmanın engellendiği, hatta bu suçlara barışçıl yöntemlerle engel olmanın cezalandırıldığı bir ülkede demokrasiden ve bireysel özgürlüklerden bahsedilemez. Daha da korkuncu bu tür eylemlerin susturulmaya çalışılması hükümetlerin, vatandaşların ve sivil toplumun gözetiminden uzak, elde ettiği gücü suistimal etmesine de kapı açar"dedi.

Fransa’dan Almanya’nın Gorleben şehrinde depolanmak üzere nükleer atık konteynerları yola çıktı. İlk beş konteyner trene yüklenecek istasyona getirildi. Greenpeace bu seferki nakliye işleminde ‘aşırı yüksek radyasyon konsantrasyonu’na karşı uyarıda bulunuyor. Greenpeace nükleer uzmanı Yannick Rousselet daha önce de böyle çok sayıda Castor nakliyesinin yapıldığını, ancak bu sefer, nükleer enerjiyi üreten yanma çubuklarının çok uzun bir süre kullanılmış olması nedeniyle, radyasyon oranının çok yüksek olduğunu, sadece nakliyeye eşlik eden güvenlik görevlilerinin değil, katılan herkesin büyük bir tehlike altında olacağını vurguladı. Nükleer enerji karşıtı 240 gruptan 1100 eylemci internet üzerinden anlaşarak Castor güzergahındaki demir yolunun taşlarını temizleyerek nükleer atıkların taşınmasına engel olacak. Lüneburg savcılığı, internet kampanyasına imza atan herkesin taş toplama eylemine katılmasa da suç işlediğini ve beş yıla kadar hapis cezası alabileceğini belirtti. Polis sendikası Gorleben’e nakliyeyi protesto için 50.000’e yakın göstericinin biraraya geleceğini tahmin ediyor. Nakliye boyunca 16.500 polis görev yapacak. Nükleer kabusu Türkiye’ye getirmek isteyenler nükleer atıkların vereceği zararı düşünüyorlar mı?
Almanya’da hükümetin, süresi dolan nükleer santrallerin işletim sürelerini uzatan kararı Greenpeace üyelerini harekete geçirdi. Karara göre bu santrallerin tamamen kapatılması 2036 yılını bulabilecek. Merkel’in liderliğindeki Hristiyan Birlik Partisi Genel Merkezi’ndeki temizlik çalışmalarını fırsat olarak kullanan eylemciler binanın önüne vinç getirdi. Ve binanın çatısına çıkarak dev bir afiş astı. Afişte, Almanya Başbakanı Merkel ile ülkenin en büyük enerji şirketi RWE’nin Başkanı Jürgen Grossman kadeh tokuştururken görülüyor. Yaklaşık 2 saat süren eylem olaysız sona erdi, ancak eylemler nükleer santrallerin tümü kapatılıncaya kadar sürecek.

?Hükümet, Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun sürpriz bir kararla Rize'nin İkizdere Vadisi'ni doğal sit alanı ilan etmesine yasa tasarısıyla rest çekti. Tasarıya göre, mevcut doğal sit ilan edilmiş alanların statüsü sona erdirilecek. Sona erdirme kararını Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşarı’nın başkanlık edeceği “Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Kurulu” verecek. Kurul, mevcut doğal sit alanlarından koruma özelliği taşımadığına karar verdiklerinin statülerini sona erdirecek. Böylece Kurul bir süre önce doğal sit ilan edilen ve Başbakan’ın büyük tepkisi çeken İkizdere Vadisi için de yeniden karar verme yetkisine sahip olacak. Kurul, İkizdere’nin doğal sit alanı ilan kararının yanlış olduğuna karar vermesi halinde bölgede 22 HES barajının yapılmasının yolu açılmış olacak. Çevre Mühendisleri Odaları Genel Başkanı Murat Taşdemir, ”Elektrik santrallarını kurmak için ne gerekiyorsa yapacaklar. Girişimlerini legalleştirmek istiyorlar. Doğal sit prosedürünü kaldırmak için ellerinden geleni yapacaklar. Tasarı geçerse yargıya taşıyacağız. Uluslararası bilimsel platformları harekete geçireceğiz, destek arayışında olacağız.” dedi.

?Çoruh Aksu Vadisi Koruma Platformu'nun bir mesajı var; zengin bir biyocesitlilige sahip bir sit alanı ve dünya ölçeğinde korunması gereken 305 Önemli Doğa Alanı'ndan biri olan Çoruh Aksu Vadisi bütün canlıları ile yok ediliyor. Çevre ve Orman Bakanlığı, yerel halkın doğa hakkını ve yasaları ihlal ederek sular 49 yıllığına “Sanatın ve Çevrenin Dostu” oldugunu iddia eden Borusan’a satıldı. Patlatılan dinamitlerle HES (Hidro elektrik santral) tünellerinden çıkan tonlarca moloz dere yatağına döküldü. Borusan sanata verdiği önemi yaşama da vermeli. Borusan Quartet 1 Kasım saat 20:00’de Kadıköy Süreyya Operasında konser verirken, dışarıda ise Son Irmak Quartet konser veriyor olacak.

Dünyada ilk kez elektrik motorlu bir otomobil ara şarja ihtiyaç duymadan 600 kilometre yol kat ederek rekor kırdı. Rekor denemesinde kazanılan tecrübelerin elektrikli otomobile geçişi hızlandıracağı kaydedildi. Rekor denemesi Berlin'deki Ekonomi Bakanlığı önünde tamamlandı. Almanya'da elektrikli otomobillerin geleceğiyle ilgili deneme seferlerinin yapıldığı sekiz bölge bulunuyor. Deneme sürüşlerinde kullanılan 2 bin 800 elektrikli otomobil için 2500 özel şarj istasyonu kuruldu. Hükümet, 2020 yılına kadar Almanya'da bir milyon elektrik otomobilin trafiğe çıkabileceğini tahmin ediyor. Bu elektrik yenilenebilir rüzgar ve güneş enerjisinden gelirse o zaman iklim değişikliğini önleme konusunda da yardımcı olmuş olacak.

Portekiz son yıllarda, bulunduğu coğrafya’nın iklim özelliklerini sadece turizm açısından değerlendirmiyor. Geçtiğimiz sene, Ekonomi Bakanı Manuel Pinho; “Nasıl Finlandiya mobil telefon, Fransa hızlı trenler, Almanya endüstri ile biliniyorsa, yakın bir gelecekte Portekiz yenilenebilir enerji ile bilinecek” dedi. Sadece beş sene önce, ihtiyaç duyduğu elektrik enerjisinin sadece %17 kadarını yenilenebilir kaynaklardan karşılayan Portekiz, bu rakamı bugün %45 seviyelerine çıkarmış durumda. Geçmiş olan bu kısa sürede, sadece karasal rüzgar enerjisi gücü 7 katına çıkmış. Portekiz’in kararlı uygulamaları, Uluslararası Enerji Kurumu tarafından da takdir edilmekte ve 2010 yılı bütçe açığı konusunda işe yaramaya başlamış bile. Cari açığı her geçen gün büyüyen Türkiye ise dışa bağımlı nükleer santraller, ithal kömür, petrol ve gaz üstüne kurmuş enerji planlarını. Protekiz ve Yunanistan G20 içindeki Türkiye’yi enerji atılımları ile geçti bile.

Greenpeace eylemcilerine, TBMM'nin önünde oturdukları için üç yıl hapis istemiyle açılan davanın ilk duruşması yarın yapılıyor. Yargılanacak olan 58 kişi arasında yer alan Greenpeace Akdeniz Enerji Kampanyası Sorumlusu Korol Diker, nükleer enerji santrallerine karşı sivil itaatsizliğin anayasal hak olduğunu savunuyor. 58 Greenpeace eylemcisi, 6 Temmuzda Nükleere karşı topladıkları 170 bin imzayı TBMM’ye iletmek isterken göz altına alınmış, ardından da haklarında dava açılmıştı. Yarın yargılanacak olan 58 Greenpeace eylemcisine siz de http://eylemdeyim.org adresinden sanal eylemci olarak destek verebilirsiniz. Evet tarayıcınıza eylemdeyim.org yazmanız yeterli.

Kocaeli'nin Başiskele İlçesi sahilindeki yeni Balık Hali'nde, Tarım İl Müdürlüğü ekiplerinin yaptığı denetimlerde, standartlardan çok küçük ve avlanması yasak boyutlarda olduğu belirlenen 50 kasa istavrit ve tekir balığına el konuldu. Ekipler, bu balıkların avlanmasının ve satılmasının yasak olduğunu, insan sağlığına da zararlı olabileceği belirtilerek, Su Ürünleri Yasası'ndaki ölçülere uymayan balıklara el koydu. Toptancılara ve bunları yakalayan tekne sahiplerine de para cezası uygulandı. Tarım İl Müdürlüğü ekipleri, istavritte en az 12 santim, tekirde ise en az 10 santim olması gereken ve bu ölçülerin çok altında yakalandığı anlaşılan 50 kasa balığı, Hal Müdürlüğü yetkililerine teslim etti. Greenpeace, en değerli besin kaynaklarından biri olan balığın yakın bir gelecekte sofralardan eksileceğine dikkat çekiyor ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın yasadışı avcılıkla ilgili yönetim ve kontrol mekanizmalarını ciddi biçimde artırmasını ve bir an önce önemli türlerin yumurtlama ve gelişme alanlarının koruma altına alınmasını talep ediyor. Unutmayalım ki “küçük balık yoksa, büyük balık da yok”

Meclis Genel Kurulu'nda CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin'le Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu arasında "çevreci" tartışması yaşandı. Gündemdışı söz alan Ahmet Ersin, İzmir'in Seferihisar ilçesi kıyılarında kurulması planlanan orkinos çiftliğini gündeme getirerek bunun çevre kirliliğine neden olacağını ifade etti. Bakan Eroğlu'nu çevre konusunda duyarsız olmakla suçlayan Ersin "Sayın Bakan çevreden sorumlusunuz ama sizin döneminizde çevre talan edildi. İzmir kıyılarında balık çiftliği sahipleri için kurtarılmış alanlar yaratıyorsunuz. Siz İzmir'i cezalandırmak istiyorsunuz" dedi. Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu ise "Çevre bizim dönemimizde önemli hale geldi. Bütün atık sular, lağım suları sokaklardan derelere akıyordu. İlk defa havza bazında planlama yapan biziz. Göğsümü gere gere söylüyorum; gelmiş geçmiş hükümetler içerisinde en çevreci hükümet bizim hükümettir" dedi.

Yok olmaya yüz tutan kelaynakların sayısı, yapılan çalışmalar neticesinde 42'den 112'ye ulaştı. Çevre ve Orman Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada; günümüz itibariyle sadece Fas ve Türkiye'de koloniler halinde yaşayan kelaynak kuşlarının, nadir bulunan kuş türü olduğu belirtildi. Açıklamaya göre; dünya üzerinde nesli tehlike altında olan, Birecik'te 1950 yılından itibaren zirai mücadele ilaçlarının aşırı kullanılması ve yaşama alanlarının azalması yüzünden sayıları giderek azalan kelaynak kuşlarının, 1990 yılına kadar göçe gitmesine izin veriliyordu. Ancak kuşların göçten geri dönmemeleri dikkate alınarak, kuşlar Birecik'teki kelaynak üretme merkezinde kafeslere alınmaya başlandı. Tekrar göç etmelerine izin verildiğinde ise Suriye’de yeni koloniler keşfedildi.

4-5 Aralık 2010 tarihlerinde Meksika Cancun'da gerçekleştirilecek Dünya İklim Zirvesi öncesinde Türkiye'nin durumunu değerlendirmek ve yapılacakları bir kez daha gözden geçirmek üzere İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu Toplantısı, Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşarı Lütfi Akça başkanlığında yapıldı. Akça, geçen hafta Yunanistan'da yapılan Akdeniz İklim Değişikliği Girişimi toplantısını da değerlendirdi. İmzalanan deklarasyonla, Akdeniz Bölgesi'nde düşük karbonlu, verimli kaynak kullanımını sağlayan, iklim değişikliğine dayanıklı ekonomiler oluşturulmasının hedeflendiğini belirtti. Dünya İklim Zirvesi'nde beklentilerin, bu yıl yapılan toplantıların ışığında çok yüksek olmadığını belirten Akça, ''Bütün ümitler Cancun zirvesine taşınmıştı ancak burada kapsamlı bir anlaşmaya varılma ihtimali çok düşük olarak değerlendiriliyor. Bununla birlikte dengeli bir karar paketinin oluşturulması ve 2011 yılı içinde yapılacak toplantılarla netleştirilecek bir kararın ana ilkelerinin, temel kavramlarının ortaya konması beklentiler arasında. Bu doğrultuda da diğer ülkeler burada alınacak kararlara ilişkin çalışmalarını hızlandırdı. 4-9 Ekim 2010'da Çin Tianjin'de bir iklim değişikliği toplantısı yapıldı. Burada pek çok ülke, iklim değişikliği müzakereleriyle ilgili hazırlıklarını, taslak kararlarını sekretaryaya gönderdi. Bu arada bu toplantıda ülkemiz açısından çok önemli bir gelişme yaşandı ve ülkemizin özel şartlarına bağlı olarak hazırlanmış taslak karar metninin Cancun'da sunulmasına karar verildi.'' Dedi.

Çevre ve Orman Bakanlığı, Rize’nin İkizdere Vadisi’nde hidroelektrik santralı (HES) yapılmasını engelleyen Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun kararını yargıya taşıyacak. Çevreden sorumlu Bakan Eroğlu, Koruma kurulunun karar alırken Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile Özel Çevre Koruma Kurulu’ndan görüş alması gerektiğini savunurken, HES’e karşı çıkanları da enerji pastasından pay almak isteyenlerden maddi yardım sağlamakla suçlamayı ihmal etmedi. Hidroelektrik enerjinin bütün dünyada doğayı koruyan en önemli enerji kaynaklarından birisi olduğunu iddia eden Eroğlu “Önümüzü kesmek isteyenler var. Ben buna şaşıyorum. Bu, bizim kendi kaynağımız, temiz kaynağımız. Ucuz ve yenilenebilir bir kaynak. Hidroelektrik santrallerine karşı çıkmak kesinlikle cinnettir” dedi. Böylece bakan olarak görevi olan koruma yerine DSİ Müdürü olarak kullanmayı seçti. Ancak burada apaçık HES’ler derelere zarar verirken, halk ve bilim adamları buna karşı iken insan ister istemez cinnet geçiren kim diye düşünüyor.

MNG Kargo, "Kargo poşetleri kutuya, çocuklar okula" isimli projeyle, 600 tondan fazla plastik kargo poşetini geri dönüştürdü. Bir ayda toplanan 25 milyon kargo poşetinin geri dönüşmesi, 250 öğrenci kapasiteli, 8 derslikli MNG Kargo Bitlis Merkez İlköğretim Okulu'nun inşa edilmesine yaradı. Kargo taşımacılığında kullanılan naylon poşetlerin yılda da 300 milyon naylon poşet atığı ortaya çıkardığına dikkat çeken MGN Genel Müdürü Aslan Kut, "Biz bir aylık poşeti toplayarak bir okul yaptık. Eğer tüm poşetler geri kazanım sürecine sokulabilirse her ay bir okul yapılabilir. Biz bu kampanyayı genişleterek ve yaygınlaştırarak daha fazla okul yapmak istiyoruz. Biz bu sosyal sorumluluk projesini moda olsun diye yapmadık. İnanarak bu işe girdik ve ısrarla da sürdürmeye kararlıyız” dedi. Bu sosyal sorumluluk değil sadece esasında bir görev, her naylon poşet kullanan şirketin bunu zaten yapıyor olması gerekiyor, mümkün olan yerlerde de hiç kullanmamak gerekiyor.

Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde Greenpeace eylemcileri BNP Paribas Banka Şubeleri önünde eylem yaptı. Radyoaktif yatırımların durdurulmasını talep eden eyleme, Greenpeace Akdeniz de, BNP'nin yüzde 50'sine sahip olduğu Türkiye Ekonomi Bankası (TEB) önünde bir protesto gerçekleştirdi. TEB'in Fındıklı'daki Genel Merkez binası önünde "TEB, radyoaktif yatırımları durdur" yazılı pankart açan Greenpeace eylemcileri, yaptıkları basın açıklamasında bankanın, Brezilya'daki tehlikeli bir nükleer reaktör olan Angra 3'ün de aralarında bulunduğu radyoaktif yatırımlarını durdurmasını istedi. Dünyada nükleer projelere yatırım yapan ticari bankalar arasında ilk sırada yer alan BNP Paribas, Rio de Janeiro'nun sadece 150 km. uzağına kurulacak olan Angra 3 adlı nükleer reaktör için önemli derecede finansal kaynak sağlamayı planlıyor. Görüşmeleri süren desteğin miktarının 1,1 milyar Avro olduğu bildirildi. TEB müşterileri, paralarının nükleer santral finansmanı gibi tehlikeli ve kirli bir alanda kullanıldığını bilme hakkını savunan Greenpeace müşterileri, bankanın politikalarını değiştirme ve onlardan radyoaktif yatırımları durdurmaya çağırdı. Greenpeace’e göre Brezilya'nın daha fazla nükleerden elde edilen elektriğe ihtiyacı yok çünkü ülkenin zengin rüzgâr, su ve biyokütle varlığı mevcut.

Meksika Körfezi’nde 20 Nisan 2011’de başlayan ve tam 5 ay boyunca devam eden petrol sızıntısının sorumlusu BP, Haziran 2011’de yargılanmaya başlayacak. ABD Bölge Yargıcı Carl Barbier, BP’ye ait “Deepwater Horizon” petrol platformundaki patlamanın sonrasında yaşanan çevre felaketine ilişkin şahsi ve kurumsal davaların Haziran 2011’de görülmeye başlanacağını söyledi. 1990 tarihli Çevre Kirliliği Anlaşması’na göre, BP’nin herhangi bir çevre davasıyla ilgili olarak ödemekle yükümlü olduğu meblağın, en fazla 75 milyon dolar olarak sınırlandırıldığı öne sürülüyor. BP, her ne kadar “haklı davalarda bu sınırı aşabileceklerini” vurgulamış olsa da, maliyeti kimi tahminlere göre 30 milyar dolar olarak hesaplanan felakete ilişkin olarak yapacağı ödemenin çok sınırlı kalabileceği belirtiliyor. Meksika Körfezi sızıntısı nedeniyle şirketin yaptığı harcamalar ve hisse senetlerinin değer kaybı nedeniyle milyarlarca dolarlık zararı olan şirketin davaları en az tazminatla tamamlamak gibi bir yol izleyeceği bekleniyor. Artık yapılması gereken bu olaydan ders alarak ve iklim değişikliğini durdurmak için petrol yatırımlarını durdurmak.

Greenpeace’in, Viyana Üniversitesi’ne gönderdiği Macaristan’daki kızıl çamurdan örneklerin araştırma sonuçları geldi. Sonuçlar, kızıl çamurda çok yüksek risk içeren 2 mikrondan daha küçük parçacıkların bulunduğunu gösteriyor. Analize göre, çamurun yüzde 70'i, iki mikrondan küçük tehlikeli tanecikler içeriyor. Eğer bu zerrecikler yutulursa, insan sağlığı için büyük tehlike arz ediyor. Parçacıklar ne kadar küçük olursa, solunum sisteminde o kadar çok etkili olabilir. Toksik maddeler içeren çamurun içerisinde arsenik gibi başka bir tehlike daha bulunuyor. Kızıl çamur kuruduğu zaman, arsenik, toz şeklinde havaya karışacak ve bu zehirli madde solunum yoluyla insan vücuduna ulaşacak. Greenpeace, mevcut risklerin ve uzun dönemde sonuçların belirlenmesi için bağımsız bir araştırma için çağrıda bulunuyor. Aynı zamanda, Greenpeace Macaristan hükümetinden, güvenli olduğuna dair uluslararası ve bağımsız bir komisyonun kararına kadar Ajka'daki aluminyum fabrikasının kapalı kalmasını istiyor.

Yalova’da VOPAK adlı şirketin kurmak istediği kimyevi atık deposunda depolanacak kimyasalların hacmi 710.000 metreküp, Macaristan’daki patlayan barajın hacminden daha büyük. Bu tesisin ÇED toplantısı dün Yalova’da yapıldı. Oldukça hareketli geçen ÇED toplantısına Yalova Çevre Platformunun yanı sıra, diğer STK’lar , bazı belediye başkanları ve kamu kurumlarının temsilcileri katıldı. Sık sık alkışlar ve sloganlarla kesilen toplantının son bölümünde, YAÇEP üyelerinin ellerindeki dövizlerle kürsünün etrafında başlattığı protesto eylemi sonucunda toplantının yönetimini üstlenen Vedat Osman Altınel, ‘Kürsü işgal edildi’ diyerek ÇED toplantısını bitirdiğini açıkladı.

Tarihin en büyük çevre felaketlerinden biri olan Deepwater Horizon petrol platformunda yaşanan patlamanın yol açtığı hasarı tespit etmek üzere kurulan ABD Ulusal Araştırma Komisyonu, Obama yönetiminin sistematik biçimde çevre felaketinin gerçek boyutlarını saklayacak açıklamalarda bulunduğunu ortaya çıkardı. Rapordaki çarpıcı örneklerden birkaçı şöyle:
- Patlamanın birkaç gün sonrasında açıklamada bulunan Beyaz Saray, Meksika Körfezi’nde bir sızıntı olduğunu yalanladı.
- Mayıs ayında sızıntının gerçek boyutları üzerine bir rapor yayınlamak isteyen Amerikan Ulusal Okyanus ve Atmosfer Yönetimi’nin (NOAA) bu girişimini askıya alan Obama yönetimi, kurumun raporu yayınlamasına ancak Temmuz ayında izin verdi. Raporda, sızıntı rakamının günde 5 bin varilin çok üstünde; günde tam 60 bin varil olduğu belirtiliyordu.
- Obama yönetimi, sızıntının tüm dünyanın gündemine oturduğu ve BP’nin prestijinin yerlerde süründüğü Ağustos ayında yaptığı bir açıklamada, sızıntı sonucu Körfez sularına karışan petrolün %75’inin “yok olduğunu” iddia etti. İddia, sonrasında uzmanlar tarafından yalanlandı.

"Nükleer silahlardan arındırılmış bir dünyada barış içinde yaşamak istiyoruz. Anlaşmazlıkların şiddetsiz çözülmesini sağlamak için yola çıktık." ; Bunlar Almanyalı çift Wolfgang Schlupp - Hauck ve Brigitte Schlupp - Wick'in sözleri. Schlupp çifti, nükleer silahların yasaklanması ve mevcut silahların imha edilmesi için hükümeti Türkiye'nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler (BM) Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Sözleşmesi'ne uymaya çağırıyor. Almanya'nın Stuttgart kentinden iki ay önce bisikletle yola çıkıp Macaristan, Sırbistan ve Bulgaristan üzerinden Türkiye'ye gelen çift, iki bin kilometreden fazla yol yaptı. Geçtikleri ülkelerde Mayors for Peace yani Barış için Belediye Başkanları üyesi belediyelerle görüştüklerini, üye olmayan belediyelere ise birliğe katılım çağrısı yaptıklar. Barış için Belediye Başkanları, merkezi Hiroşima'da olan nükleer silahların kullanımına karşı, 1984'ten beri faaliyet düzenleyen belediye başkanlarından oluşan bir birlik. Birliğe 144 ülkede dört bir 207 kent belediyesi üye. Schlupp çifti, ABD'nin Adana İncirlik Üssü'ndeki 90 kadar nükleer silah başlıklarını geri çekmesini ve Türkiye'nin 2020'ye kadar tüm nükleer silahların imhasını öngören BM sözleşmesine uymasını istiyor. Çiftin bisiklet üstünde Türkiye'den sonraki durakları İtalya olacak.

Çevre Bakanlığı, Macaristan’ın Ajka kentindeki alüminyum fabrikasından Tuna’ya yayılan zehirli kızıl çamurun ‘20-30 gün içinde’ Karadeniz’e ulaşacağını açıkladı. Bakanlık yetkilileri Karadeniz’i zaten sürekli izlediklerini, zehirli çamur denize ulaştıktan sonra da laboratuvar incelemelerini yapacaklarını açıkladı. Tarım Bakanlığı’nın da konuyla ilgili üniversitelerden bir çalışma talep ettiği öğrenildi. Greenpeace Akdeniz Denizler Kampanyası Sorumlusu Banu Dökmecibaşı: “Atığın Karadeniz’e etkisi, Tuna Nehri’ndeki kadar olmayacaktır. Nehirdeki akışla birlikte atığın yoğunluğu biraz dağılacaktır. Karadeniz’deki etkisi daha uzun bir zamana yayılacak. Ağır metaller sonuçta suda çözülmüyor ya da doğada yok olmuyor” dedi. Bakanlık yetkilileri ise atığın Karadeniz’e ulaştıktan sonra yapılan test sonuçlarını açıklayacaklarını ve bu sonuçlara göre yol haritası belirleyeceklerini söyledi.

Greenpeace tarafından yapılan bir araştırmaya göre Almanya’da 1950 ile 2010 yılları arasında nükleer enerji için devlet tarafından 204 milyar Avro teşvik verilmiş. Planlanmakta olan nükleer santral işletme haklarının yaklaşık 12 yıl uzatılması gerçekleşmese bile önümüzdeki yıllarda devletin nükleer enerji sektörüne 100 Milyar Avro daha teşvik ödeyeceği bildirildi. Greenpeace araştırma için Ekolojik Sosyal Ekonomi Piyasası isimli bir kurumu görevlendirdi. Kurum bir sene önce yapılan araştırma sonuçlarını bir senelik gelişmelere göre güncelledi. Devletin nükleer enerji ekonomisine katkıları ve nükleer atıkların depolandığı Asse 2 ve Morsleben için harcadığı paraların toplamı belirtilen meblağı buluyor. Ayrıca devletin nükleer enerji sektörü için uyguladığı vergi muafiyetleri ve hesaplanması çok güç olan rekabetsiz çalışma hakları da bu miktarın dışında tutulmuş. Devletin, nükleer ve kömür santralleri için bu kadar yüksek teşvikler verdiği halde, yenilenebilir enerjinin maliyetleri konusunda şikayette bulunmasını ve gerekli teşvikleri vermemesi akıl dışı, küstah ve toplumla alay etmek olarak niteleniyor.

Dünyanın atom bombası atılan iki kenti Hiroşima ve Nagazaki'nin belediye başkanları, kısa bir süre önce Nevada Çölü'nde nükleer deneme yapan ABD'yi protesto etti. Amerikan hükümetinin geçen ay çölde yerin altında deneme yaptığını açıklamasının ardından, ABD'nin Tokyo Büyükelçiliği'ne bir protesto mektubu gönderen Hiroşima Belediye Başkanı Tadatoshi Akiba, ''A(tom) bombasından kurtulanların umut ve beklentilerini alaya alma biçiminiz beni çileden çıkarmıştır. A bombası kurbanı Hiroşima Kenti adına, sizi şiddetle protesto ederim'' ifadesini kullandı. ABD'nin ise protestolara herhangi bir yanıt vermediği belirtiliyor. Atom bombasının atılmasının 65. yılında, ABD'nin Tokyo Büyükelçisi John Roos Hiroşima ve Nagazaki'de düzenlenen törenlere katılmıştı. ABD'nin Nevada Çölü'nde yaptığı son deneme, kendini nükleer silahlardan arınmış bir dünyanın ''avukatı'' olarak tanıtan ve bu tutumundan dolayı Nobel barış ödülüne layık görülen ABD Başkanı Barack Obama'nın görevi dönemindeki ilk deneme oldu.

Greenpeace eylemcilerine, TBMM'nin önünde oturdukları için üç yıl hapis istemiyle dava açıldı. Topladıkları 170 bin imzayı TBMM’ye iletmek isteyen ancak polis tarafından yaka paça götürülen aktivistlerin üç yıl hapisleri isteniyor. Greenpeace’i mahkemelik eden eylem, 6 Temmuz’da, yani TBMM‘deTürkiye’de yapılacak nükleer santralle ilgili yasa tasarısı görüşülürken yapıldı. Yasa ile uluslararası hukuk, ulusal yasaları by-pass etmek için kullanılmış, ve bütün hukuki ve yasama gelenekleri alt-üst edilmişti. Böylece Rus hükümetine ait şirkete ihale olmadan ayrıcalıklar tanınmış, bazıları bunu yeni kapitülasyonlar olarak tanımlamıştı. Mersin Nükleer Karşıtı Platform, Sinop Çevre Dostları Platformu, Yeşiller Partisi ve Greenpeace üyelerinden oluşan 58 kişilik grup, ellerindeki 170 bin nükleer karşıtı imzayı teslim etmek amacıyla TBMM binasının tören kapısı önündeki merdivenlerde oturdu. İçeride görüşmeler sürerken dışarıda da santraller için adres gösterilen iki ilden (Mersin ve Sinop) sivil toplum örgütleri seslerini duyurmak istemişti. Ancak üzerlerine ‘Türkiye nükleer istemiyor’ yazılı tişörtler giyen aktivistler yerlerde sürüklenerek gözaltına alınmıştı. Daha sonra haklarında dava da açıldı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan İddianamede, ‘Türkiye’nin değişik bölgelerinden gelen grubun nükleer santral karşıtı giysiler giyerek ellerinde dövizlerle oturma eylemi gerçekleştirdiği; güvenlik görevlilerinin uyarılarına rağmen eylemlerini sürdürdükleri; birbirlerine kenetlenmek suretiyle eylemlerini sürdürmekte ısrar ettikleri ve eyleme güvenlik güçlerince güç kullanılarak son verildiği’ vurgulandı. 58 nükleer karşıtı aktivistin yargılanacağı davanın ilk duruşması, 28 Ekim günü Ankara 15. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılacak.

Beyaz Saray’ın bu kararı Türkiye’ye de örnek olmuşa benziyor. Bir grup milletvekili Meclis’e güneş paneli kurulmasını istedi. Milletvekilleri, TBMM binası çatısına güneş panelleri konularak, Türkiye’de sera gazı salımının azaltılmasında, çevreci yeşil enerji kaynaklarının kullanılmasında, yaygınlaştırılmasında ve temiz enerji teknolojilerinin geliştirilmesinde de öncülük yapılabileceğini belirtiyorlar. Tüm vekillerden aynı duyarlılığı ve örnek davranışı, nükleer santrallerin yapılmaması için göstermelerini bekliyoruz.

Hareketli bir hafta sonunun ardından yıkım ve mücadele haberleri. Kaz Dağları eteklerinde 11 maden şirketinin 5 sondaj makinesiyle altın arama çalışmalarına, 1 yıl aradan sonra yeniden başlamaları bölgedeki vatandaşları harekete geçirdi. Çanakkale Bayramiç’te Karıncalı, Kuşçayır, Kara İbrahimler, Muratlar, Şapçı ve Balaban köylerini içine alan bölgeye inceleme gezisi düzenleyen bir grup vatandaş arasında Bayramiç Belediye Başkanı İsmail Sakin Tuncer de yer aldı. Tuncer, siyanürle yapılacak altın işleme çalışmalarının bölgeye büyük darbe vuracağını belirtti. Bayramiç Ziraat Odası Başkanı İsmail Pehlivan da, Bayramiç yöresinde elmadan yılda 6 milyon, şeftaliden 4 milyon, kirazdan 3 milyon lira elde edildiğini hatırlattı. Kanadalı Teck Madencilik Şirketi’nin yeniden başladığı Kaz Dağları eteklerindeki arama çalışmalarının yanı sıra Kuzey Biga ve Doğu Biga adlı iki şirket geçen yıl çıkarılan altın miktarını belirlemek için sondaj çalışmalarını sürdürüyor.

Almanya’nın Gorleben Nükleer Atık Deposu’na doğru yol alan ve tehlikeli radyoaktif madde taşıyan özel trene karşı protesto sürüyor. Fransa’dan yola çıkan Castor adlı nükleer atık yüklü 11 konteynerde, 123 ton nükleer atık taşınıyor. Greenpeace eylemcileri, kendilerini raylara bağlamak dahil çok sayıda eylem düzenleyerek Fransa’dan Almanya’ya radyoaktif madde taşıyan trenin yolunu değiştirtmeyi başardı. Trendeki yük, tarihin en büyük nükleer atık transferi olarak niteleniyor. Doğaseverlerin tepkisine rağmen nakli gerçekleştiren şirket ise bunun rutin bir operasyon olduğunu savundu. Nükleer atık taşıyan trenin Fransa’dan Almanya'ya ulaşması üzerine binlerce kişinin katılımıyla düzenlenen protesto gösterilerinde Başbakan Angela Merkel hükümetinin nükleer enerji politikaları protesto edildi. Dannenberg kentinde ve trenin güzergâhında bulunan birçok noktada göstericiler eylemlere traktörlerle katıldı ve tren rayları üzerinde barikatlar kurdu. Bir grup Greenpeace üyesi, tren rayının altına çukur kazmak isteyince polis müdahale etti. Yaklaşık 150 protestocu, cop ve göz yaşartıcı bomba kullanılarak dağıtılmaya çalışıldı. Protestolarda, Sol Parti ve Yeşiller Partisi’nin önde gelen siyasetçileri de yer aldı. Greenpeace Uluslararası Direktörü Kumi Naidoo nükleer enerji üreten şirketlerle işbirliği yapmak yerine hükümetin yenilenebilir enerjiye ağırlık vermesi gerektiğini söyledi.

Yalovalılar kurulması planlanan kömürlü termik santrali engellemeye çalışırken daha şimdiden, santral alanının 250-300 metre yakınına bir kimyasal atık deposu kurulma hazırlıkları başladı bile. Hollanda merkezli VOPAK şirketinin kurmak istediği kimyasal atık depolama tesisinde 710 bin metreküp akrilonitril, asetik asit, asetik anhidrit, aseton, akrilik asit, yüksek viskozite baz yağlar, butik setat, butik akrilat, kostik soda, dietilen glikol, etonol, sülfirik asit, metanol ve bunlar gibi pek çok kimyasallar ve petrol türevi ürünlerinin depolanacağı ifade ediliyor. Olası bir kaza anında sadece Yalovayı değil, Marmara bölgesinin önemli bir bölümünü olumsuz etkileyebilecek olan bu tesisin yapımı için 19 Ekimde bir ÇED toplantısı düzenleniyor. 19 Ekim’de Yalova-Çiftlikköy ilçesi, Taşköprü Beldesi Düğün Salonu’nda saat 14:00 da yapılacak ÇED toplantısında halkın tepkisi önemli görülüyor.

Rusya Başbakanı Vladimir Putin ve hükümet üyeleri Mersin Akkuyu'ya inşa edileceği söylenen nükleer santralle ilgili uluslararası anlaşmayı imzalayarak parlamentonun alt kanadı Duma'ya gönderdi. Temmuz ayında TBMM'de kabul edilen anlaşmanın,Rusya parlamentosundan da geçerek Ekim ayı içinde yasalaşması bekleniyor. Nükleer felaketin Rusya eliyle Türkiye’ye girmemesi için mücadele sürecek...

KASIM
Nükleer atıkların Gorleben’e naklinde binlerce kişi protesto gösterileri yaparken Alman hükümeti gelecekteki üç Castor seferinin Rusya’ya yapılması için hazırlıklara başladı. ‘Süddeutsche Zeitung’ gazetesinin verdiği bilgiye göre Doğu Almanya Cumhuriyeti DDR’den kalma, Rossendorf’taki nükleer araştırma merkezinin nükleer atıkları Güney Ural’daki Majak atom tesislerine nakledilecek. Nükleer atıklar 2005 yılından beri Ahaus’da depolanıyor. Nakliyenin kesin tarihi henüz belli değil, ancak nakliye izninin Nisan ayına kadar verileceği bildirildi. Alman hükümeti Rusya’ya nükleer atık nakliyesi kararını, ABD ile Rusya arasında yapılan, Sovyetler’den kalma yanıcı nükleer elementlerin geri alınması antlaşmasına dayanarak verdi. Varşova paktına üye birçok ülke bu antlaşmayı değerlendirerek nükleer atıklarını Rusya’ya nakletti. Çevreciler ve Yeşiller, Rusya’ya nakil kararını sert bir şekilde eleştirerek, hükümeti ucuza maletmeyi emniyete tercih etmekle suçladılar. Yeşillerin nükleer enerji sözcüsü Sylvia Kotting-Uhl, ‘Bu nakliyat yapılamaz.’ dedi. Rus Çevre lobisi Ecodefense adına konuşan Wladimir Sliwjak, Majak atom tesislerinin güvenli olmadığını, uçak düşmelerine karşın yeterince korunmadığını belirtti. Bütün bu sorunlara rağmen Türkiye hala nükleer kabusta israrcı... atık sorununu dahi çözmemiş dünyanın en pahalı enerjisi ülkemize sokulmaya çalışılıyor. Halbuki rüzgar ve güneş bize yeter.

Nükleer programıyla ilgili krizin aşılması için Batılı güçlerle yeniden masaya oturmaya hazır olduğunu açıklayan İran, müzakereler için Türkiye'yi teklif etti. Yarı resmi Mehr ajansı, İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Mutteki'nin, nükleer görüşmelerin yeni turunun başlangıcı için muhtemel tarih olarak 15 Kasımı belirlediğini duyurdu. Gerçekleşirse İran ile Batılı güçler arasında yapılacak nükleer görüşmelere, İran ile 5 + 1 ülkeleri (ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa ve Almanya) katılacak. Türkiye de bu görüşmelere ev sahipliği yapmaya olumlu yanıt vermişti.

Tarım Bakanlığı, pet shop'lardaki uygunsuz hayvan satışlarına gelen tepkiler üzerine mevzuatı değiştirmek için harekete geçti. Tarım Bakanı Mehdi Eker, “Şikâyet çok. Mevzuatı bu doğrultuda değiştiriyoruz” açıklamasını yaptı. Denetim ayağından sorumlu taraf olan Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu da “Satan kurallara uyacak” dedi. 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri ile ilgili kanunda haziran ayında değişiklik yapıldığını hatırlatan Mehdi Eker, şimdi de buna uygun olarak yönetmeliğin değişeceğini açıkladı. Haziran ayında ilgili kanunda yapılan değişiklik, hayvan sahibine de sorumluluk getirecek. Bulaşıcı hayvan hastalığını ya da sebebi belli olmayan hayvan ölümlerini bakanlığa bildirmeyen hayvan sahipleri ve muayene eden veteriner hekimlere para cezası uygulanacak.

Amasya ve Tokat'a 84 milyon Euro'luk rüzgâr enerjisi santrali kurulacak. Eksim Yatırım Holding'in Amasya ve Tokat'ta kuracağı, 80 MW'lık rüzgâr santrali için 68 milyon Euro tutarında kaynak sağladı. Projenin toplam büyüklüğü 84 milyon Euro'yu buluyor. Finansman sağlayan Yapı Kredi Leasing Genel Müdürü Nurgün Eyüboğlu, "Önümüzdeki dönemde enerji kaynaklarında dışa bağımlılığı azaltan ve yeni istihdam imkanları sunan projelerin hayata geçirilebilmesi için destek vermeye devam edeceğiz." diye konuştu. Eksim Yatırım Holding Genel Müdürü Ünsal Sözbir de, "Grubumuz enerjisi sektöründe 2000'den beri devam eden çalışmaları ile 1.200 MW üzerindeki yenilenebilir enerji yatırımlarını hayata geçirdi. Projelerimiz tamamlandığında yılda 4 milyar kWh üretime ulaşacağız." dedi. Rüzgar yatırımcıları varken, dünya akıllı şebekelere doğru hızla ilerlerken biz neden hala nükleer diye israr ediyoruz?

‘‘Nükleer mi, hayır teşekkürler.” Bu cümle son zamanlarda Almanya’da en çok tekrarlanan slogan haline geldi. Hükümetin nükleer santrallerin süresini uzatmak istemesi nükleer karşıtlarının Federal Meclis’te protesto gösterileri düzenlemelerine neden oldu. Angela Merkel liderliğindeki muhafazakar-liberal hükümetin ay başında alelacele aldığı karar halkın büyük bölümünün ve nükleer karşıtlarının büyük tepkisini çekti. Karara göre 2021’de kapatılması planlanan 17 nükleer santralin kullanım süresi 2035’e kadar uzatıldı. Böylece 2001’de eski şansölye Gerhard Schroeder ile Yeşiller arasında yapılan ve santrallerin adım adım kapatılmasını planlayan anlaşma da tarihe karışmış oldu. Yeşiller ve nükleer karşıtlarıysa bu anlaşmanın tekrar yürürlüğe sokulması için mücadeleye devam ediyor. Greenpeace, Yeşiller ve pek çok başka gezegen dostu kuruluş Gorleben’de olduğu gibi nükleer karşıtı eylemlerine devam ediyor. 1980’li yıllarda başlattıkları değişim politikasını Yeşiller başarıyla uygulamaya devam ediyor. Alman halkının güvenini kazanan Yeşiller, son yıllarda Federal Hükümet’te de dengeleri sarsabilecek bir unsur haline dönüştü ve yoklamalar oy oranının sosyal demokrat partileri geçtiğini gösteriyor.

Fast food lokantalarında satılan sağlıksız çocuk menülerinin yanında artık bedava oyuncak verilemeyecek. Çocukları sağlıksız beslenmeye teşvik ettiği iddia edilen çocuk menüsü uygulamasına San Francisco’da bazı sınırlamalar getirildi. San Francisco Yönetici Heyeti tarafından kabul edilen tasarı 1 Aralık’ta yürürlüğe girecek. Benzeri bir tasarı bu yıl içinde Amerika’da Santa Clara’da da onaylanmış ve belli besin değerine sahip olmayan menülerin yanında oyuncak verilmesi engellenmişti. Amerikan Ulusal Lokantalar Birliği ve McDonald’s alınan bu karara büyük tepki gösterdi. McDonald’s adına konuşan Danya Proud, menülerle verilen oyuncakların eğlencenin bir parçası olduğunu söylerken, tasarıyı onaylayan San Franciscolu yetkili Eric Mar ise, “Çocuklarımız hasta. San Francisco ülkede çocuk obezite oranlarının en yüksek olduğu bölgelerden biri” dedi. McDonald’s tarafından 1979’da başlanan Çocuk Menüsü uygulaması son yıllarda büyük tepki çekmeye başlamıştı. Umarız aynı aklı başında kararlar çocuklarımızı koruma için ülkemizde de alınır.Örneğin okul kantinlerinde aşırı şekerli yiyecekler ve gazlı içecekler yasaklanır.

Yalova'daki termik santral mücadelesinde Yalova Çevre Platformu'na açılan tazminat davasının ilk duruşması, dün İstanbul Beyoğlu Adliyesi'nde gerçekleşti. AKSA Akrilik AŞ'nin, YAÇEP üyelerinden 20 Bin TL manevi tazminat talep ettiği davayı YAÇEP üyelerinin yanı sıra, Greenpeace, Barışa Pedal Grubu aktivistleri ve Karamürsel'den gelen doğa korumacılar izledi. Haziran ayında YAÇEP'in yaptığı açıklamada, fabrikanın fay hattı üzerinde yer aldığı ve 1999 depreminde de AKSA'dan kaynaklanan 6.500 tonluk kimyasal sızıntı yaşandığı hatırlatılmış, Yalovalıların aynı yerde bir termik santral istemediği dile getirilmişti. Yetkililerin halen süren santral inşaatının durdurulması için işlem yapması gerektiği dile getiren YAÇEP üyelerine karşı, söylenenlerin doğru olmadığını ve şirketin maneviyatının zedelendiğini iddia eden AKSA, tazminat talebiyle dava açmıştı. İlk duruşmada YAÇEP'in delil dosyalarının yanı sıra, toplanan 20 bin imzayı ve yayınlanan tv programlarının görüntü kayıtlarını alan hakim, mahkemeyi AKSA tarafının süre talebi üzerine 3 Mart 2011'e erteledi. YAÇEP'ten yapılan açıklamada bu tazminat davası, termik santrale karşı verilen mücadeleyi engellemeye yönelik bir strateji olarak nitelendirildi.

Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu’nun AB-Türkiye ilişkilerini tartışmak amacıyla 2 gün boyunca İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlediği konferans son buldu. Konferansın ilk gününde yeni HES’lerin yapılabilmesi adına SİT alanlarının Çevre Bakanlığı’na devri konusu gündeme geldi. Yeşiller grubu Eşbaşkanı Rebecca Harms Ilısu Barajı’na ilişkin tartışmaların devam ettiğini hatırlatarak, Yeşiller olarak çevre konusunda çalışma yapıp hükümete sunmak kararı aldıklarını belirtti. Daniel Cohn-Bendit de çevre konuları ile ilgili bir rapor hazırladıklarını ve birkaç ay içinde hükümete bazı çevre yönetmelikleri sunacaklarını, hükümetin planına karşı olduklarını ve bu konuda hükümetle tartışabilmeyi umduklarını söyledi. Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun sit alanları ile ilgili yeni yasanın AB ile uyum adına atılmış bir adım olduğunu söylediği kendisine iletilince “Bu bir tartışma konusu. Onun söylediği kadar kolay değil bu iş” dedi.

Gümüşhane'nin Torul ilçesindeki Çit Deresi’ne kurulması planlanan HES projesine, Trabzon İdare Mahkemesi tarafından yürütmeyi durdurma kararı verildi. Torul’un Gümüştuğ köyü Çit Deresi üzerinde özel bir şirket tarafından kurulması planlanan 5.8 MW kurulu gücündeki regülatör ve HES Projesi ile ilgili olarak Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Yönetmeliği gereğince verilen 'ÇED Gerekli Değildir' kararına karşı, Gümüştuğ Köyü tüzel kişiliği adına açılan dava sonuçlandı. Trabzon İdare Mahkemesi tarafından verilen kararda, Gümüştuğ köyü Çit Deresi üzerinde kurulması planlanan 5.8 MW kurulu gücündeki regülatör ve HES Projesi için ÇED Yönetmeliği'nin 17. Maddesi gereğince verilen 'Çevresel Etki Değerlendirme Gerekli Değildir' kararında hukuka ve mevzuata uygunluk görülmediği belirtildi. Hukuka aykırılığı açık olan dava konusu işlemin, uygulanması halinde telafisi güç zararlar doğurabileceğine değinilen kararda, teminat alınmaksızın dava sonuçlanıncaya kadar yürütmesinin durdurulması kararlaştırılırdı.

Çin yönetimi, uzun süren görüşmelerden sonra Kanada'ya 25 yıl sonra 6 panda daha vermeye razı oldu. Çin ile varılan anlaşma kapsamında, Kanada'nın dünyaca ünlü Toronto Hayvanat Bahçesine yerleştirilecek olan bir çift panda yola çıkarıldı. 2012 yılından itibaren Calgary ve Quebec eyaletindeki Granby Hayvanat Bahçelerine de yaşları 18 ay ile 2 arasında değişen birer çift panda getirilecek. Kanada Çevre Bakanı Jim Prentice, pandalar için Çin'e herhangi bir ödeme yapılıp yapılmadığı şeklindeki soruları yanıtsız bıraktı. Çin, Kanada'ya ilk pandayı 1985 yılında vermişti. Nesli tükenmekte olduğu için Çin Hükümeti ve Dünya Doğayı Koruma Vakfınca koruma altında olan pandalardan, dünyada 1600 kadar olduğu sanılıyor. Çin, pandaların ülke dışına çıkarılmaması konusunda sert önlemler uyguluyor.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Azerbaycan'dan alınan gazın fiyatının Rusya'dan alınan gazın fiyatına endekslenip endekslenmediğine ilişkin soruya, "Doğalgaz alım satım anlaşmaları 20-25 yıllık uzun dönemli, uluslar arası ilişkiler açısından ekonomik ve siyasi etkileri olan ticari akitlerdir. Bu anlaşmaların hükümleri ticari gizlilik içermekte ve içeriğinin açıklanması da sözleşmeye aykırılık teşkil etmektedir. Bu durum gerektiğinde sözleşmenin feshi veya bu nedenle doğan zararın giderimi gibi yaptırımlara yol açabilecektir." dedi. Enerjide dışa bağımlılığımız sürerken hala Yenilenebilir Enerji Kanunun’daki değişiklikler meclise gelmedi...

Uluslararası araştırma şirketi Synovate ve Deutsche Welle’in işbirliğiyle gerçekleştirilen bir araştırma, iklim değişikliği ve küresel ısınma konularında insanların bakış açısını net bir şekilde ortaya koyuyor. Türkiye’nin de yer aldığı 18 ülkeden 13 bin kişinin katılımıyla yapılan araştırmanın en ilgi çekici sonucu, yaşanan felaketler ve gelecekteki kötü senaryolar için şirketlere yüklenen sorumluluk… Araştırmaya katılanların yüzde 88’i iklim değişikliğini en aza indirmenin sorumluluğunun şirketlerde olduğunu söylüyor. Türkiye ise bu oranın en yüksek olduğu ülkeler arasında üst sıralarda. Çinli tüketiciler yüzde 98’le bu sorumluluğu şirketlere yüklerken aynı oran Fransa’da yüzde 94, Türkiye’de ise yüzde 81 olarak belirlendi. Tüketicilerdeki genel beklenti ise şirketlerin iklim değişikliğinin önüne geçecek enerji tasarrufu ve atıkların azaltılması yönünde bir an önce harekete geçmesinden yana. Türkiye’den araştırmaya katılanlar ise iklim değişikliğini önlemek adına şirketlerden beklentilerini şöyle sıralıyor: Doğaya saygılı, doğru yeşil yaklaşımların uygulanması için ekipler oluşturulmalı, yeşil teknolojilere yatırım yapılmalı, yeşil ürün ve servisler için ekstra ücret talep edilmemeli ve gereksiz iş seyahatleri yasaklanmalı… Her iki kişiden biri ise iklim değişikliği ve küresel ısınmayla mücadele konusunda mutlaka devletin yaptırım ve teşviklerinin olması ya da artırılmasından yana görüş bildiriyor. Türkiye’de yüzde 92 iklim değişikliğinin farkındayken, yüzde 8’lik bir kesim ise iklim değişikliği konusunda hiçbir endişe taşımadığını, bunun doğal olaylar döngüsünün bir parçası olduğu görüşüne sahip.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye ile Çin arasında yeni bir işbirliği paradigması doğduğunu söyledi. EXPO’nun kapanış törenlerinde BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, Afrika Birliği Başkanı ve Avustralya ve Danimarka Dışişleri Bakanları ile görüştüğünü ifade eden Davutoğlu, İran’ın nükleer programı konusunu da detaylı şekilde ele aldıklarını belirterek, Tahran bildirisi öncesi ve sonrasında da Yang ile konuştuğunu, Çin tarafının bu konudaki görüşlerinin Türkiye’nin görüşlerine çok yakın olduğunu ve bu konuyu daha yakından takip etmeye karar verdiklerini kaydetti. Davutoğlu, "Çin ile nükleer enerji konusunda da daha yakın bir işbirliği olması konusunda karar aldık" dedi.
Türk dış politikasında bugünlerdeki en önemli konulardan biri İran’ın nükleer programı. Konu o kadar kritik ki, Türk-ABD ilişkilerini de, Türkiye-NATO ilişkilerini de etkileyecek düzeyde. Türkiye’nin 19 Kasım’da Lizbon’da yapılacak NATO zirvesinde, NATO’nun füze savunma sistemi konusunda alacağı tavır, bir yanda İran, bir yanda Batı ile ilişkilerine yeniden yön verecek. Nükleer konuların dış politika tavan yaptığı bu dönemde, Türkiye’ye nükleer tehlike geldi ABD’den. ABD’nin ilk nükleer denizaltılarından USS Providence, 30 Ekim’de Marmaris’teki Aksaz üssüne yanaştı. Denizaltı, 30 Ekim’den itibaren bir hafta boyunca Aksaz’da olacak. 1984 yılında denize indirilen USS Providence, o zamandan bu yana ABD’nin Irak operasyonu dahil Dünya’ya güvensizlik ve atıklarıyla radyasyon saçmaya devam ediyor.

 Sinemanın "Terminatör"ü Arnold Schwarzenegger, siyasi kariyerine başladığı valilik görevinden bir "İklim Kahramanı" olarak ayrılıyor.
Ünlü aktör Schwarzenegger, valilik görevini iki dönem üst üste sürdürdüğü için bu seçimlerde aday olamadı. Yerini 72 yaşındaki Emekli Başsavcı Jerry Brown'a devretti. Eyaletini çevre konusunda öncü hale getiren Scwarzenegger, zararlı gazların azaltılması için en sert yasaları çıkardı ve yenilenebilir enerjilere büyük yatırımlar yaptı. Bu sayede, güneş ve rüzgar enerjisi alanında Kaliforniya’yı yabancı şirketler için cazip bir yere dönüştürdü. 2006 yılında atmosfere zarar veren gazların azaltılması için "AB 32" adlı yasayı çıkartan Schwarzenegger, yaklaşık 1 milyon çatıya güneş enerjisi sistemi kurabilmek için de 3 milyon dolarlık bütçe ayırdı. Ayrıca Kaliforniya Güneş Enerjisi İnisiyatifi CSI, her alanda yenilenebilir enerji kullanılması için teşvikler sundu. San Diego'da binaların çatılarına güneş enerjisi sistemini kuran Adroit şirketinden Jim Backman, bu sistem sayesinde karbondioksit salımının yüzde 60 azaltıldığını ifade etti. Kaliforniya’da bugün, ABD’nin en büyük güneş ve rüzgar enerjisi santralleri yer alıyor. Eyalette sadece güneş enerjisinden ek 3 bin megawatt elektrik elde ediliyor. Kaliforniya Eyaleti’nde mülk sahipleri, güneş enerjisi sistemi sayesinde ısınma masraflarından yılda yaklaşık 10 bin dolar tasarruf ediyor. Acaba Kadir Topbaş veya Melih Gökçek belediye başkanlığından ayrıldıklarında geriye nasıl bir güneş ve iklim bilançosu bırakacaklar.

Programın sonunda yine bir duyurumuz var; İstanbul'un 2 milyon ağacını kurtarmak için başlatılan 2 Milyon İstanbullu kampanyası kapsamında 6 Kasım’da bu kez Galata Köprüsü üzerinde bir buluşma var. 6 Kasım Cumartesi günü saat 20:00'de Galata Köprüsü’nde mumlarla yapılacak etkinliğin ardından bir basın açıklamasıyla 3.köprünün İstanbul için bir çözüm değil sorun olduğu bir kez daha vurgulanacak. 2 Milyon İstanbullu Hareketi, her köprü gibi 3. Köprünün de kendi sorunlarını oluşturacağını ifade ediyor. İstanbul'un üzerine yeni yerleşim ve ulaşım baskısı oluşturarak kentin kontrolsüzlüğünü arttıracak olan 3.köprü projesi, günü kurtarmaya yönelik bir proje olarak, uzun vadede çözümü mümkün olmayan sorunları da beraberinde getiriyor. “Trafiği azaltmak için köprü”, “Enerji ihtiyacı için HES, Nükleer ve Termik santral” gibi söylemler ve bu söylemlerin şekillendirdiği politikalar geçmiş yüzyılın politikalarıdır diyen 2milyonistanbullu.org, “Alternatifin toplu taşımada olduğunu olduğunu biliyoruz. Ama bu alternatiflerin neden değerlendirilmediğini anlamıyoruz. Sesimizi duyurmak için de herkesi 6 Kasım'da Saat 20:00'de Galata Köprüsü üzerinde yapacağımız basın açıklamasına davet ediyoruz.” diyor.


Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu'nun, 1-2 Kasım günlerinde İstanbul'da 'Avrupa'daki Türkiye' adıyla düzenlediği toplantıya katılan gruplar, TBMM gündeminde bulunan Tabiatı ve Biyolojik Varlıkları Koruma Yasası tasarısının yasalaşması halinde olası sonuçlarına dikkati çeken bir mektup sundu. Aralarında Antalya, Isparta, Burdur Dereleri Gönlünce Aksın Çevre Platformu ile Allianoi Girişim Grubu'nun da bulunduğu 10'un üzerindeki çevreci kişi ve kuruluş, kendilerini Yaşam Savunucuları olarak tanıtarak, ortak imzayla bir yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, tasarının yasalaşmasının, korunacak tabiat ve kültür varlıklarının belirlenmesi ile doğal sit alanı ilan etme yetkisinin bağımsız kurullardan alınarak siyasal iktidarın yetkisine bırakacağı dile getirildi. Toplantılar sırasında Yeşiller Grubu Eş Başkanı Daniel Cohn-Bendit ve öteki yetkililer ile de bir araya gelindi. Yasanın geri çekilmesi için çabaları sürecek.

Balıkesir'in Ayvalık İlçesi'ne bağlı Altınova’da yaşanan kıyı erozyonu beldeyi tehdit ediyor. Altınova Belediye Başkanı Asım Sürer, beldenin 'acil eylem planı ya da afet bölgesi' kapsamına alınması çağrısında bulunarak, "Altınova'ya yatırımcı davet ediyoruz. Fakat erozyonu görünce geri dönüyor. Böyle giderse gelecek yaz sezonu Altınova'da denize girilecek kumsal kalmayacak" dedi. Balıkesir milletvekili Hüseyin Pazarcı da, konuyla ilgili TBMM'ye 3'üncü kez soru önergesi verdi. Doğal olmayan kıyı erozyonunun nedeninin genelde başka yerlerde yapılaşma olduğu göz önüne alınırsa, kıyılarımızın korunmasının ne denli önemli olduğu ortaya çıkar.

Hatay'ın Erzin ilçesinde kurulması planlanan termik santral için Burnaz sahilini incelemeye gelen Ak Enerji yetkilileriyle, santrali istemeyen bölge sakinleri arasında tartışma çıktı. Aşağı Burnaz Köyü mevkiinde santral kurulacak alanda inceleme yapmak isteyen Ak Enerji Elektrik Üretim AŞ yetkilileri Erzin'e geldi. Bu sırada Erzin Termik Santral Karşıtı Platformu üyeleri ile köylüler de inceleme yapılan alana geldi. Ellerindeki 'Termik Santral İstemiyoruz' yazılı afiş ve pankartları gösteren vatandaşlar, bölgede yaşamın tükenmemesi için santrallere karşı olduklarını ifade etti. Termik santrallerin yapılması durumunda Erzin ve çevresinde hayatın tamamen biteceğini iddia eden köylüler heyete tepki gösterdi. Gergin anların yaşandığı tartışmanın daha fazla şiddetlenmemesi için bölgede jandarma ekipleri geldi. Güvenlik güçlerinin araya girmesiyle taraflar sakinleşti.

Hint Okyanusu'ndaki yeşil cennet Maldiv Adaları, 10-15 yıla kadar iklim değişikliğinin kurbanı olarak tamamen sular altında kalabilir. Hükümet, şimdiden hayatta kalma stratejileri geliştiriyor. Birleşmiş Milletler iklim uzmanlarının son hesaplamalarına göre önümüzdeki 90 yıl içinde, kutuplardaki buzulların erimesiyle denizler, 60 cm yükselecek. Bu da, Hindistan'ın güneyindeki ada ülkesi için felaket anlamına geliyor. Bu bölgedeki adalardan bin 200'ü Maldiv'e ait ve adaların 200'ünde insanlar yaşıyor. Adaların en yüksek tepesinin denizden yüksekliği ise sadece 1 buçuk metre kadar. Maldiv Adaları'nın Devlet Başkanı Muhammed Naşit, gelecekten duyulan endişenin ülkesinde çok büyük olduğunu belirterek, “Burada yaşayanlar balıkların azalmasından, içme suyunun tükenmesinden ve denizin adayı sular altında bırakmasıyla yaşadıkları yeri terk etmek zorunda kalmaktan korkuyorlar” diyor.

Mimarlar Odası Samsun Şube Başkanı Selami Özçelik, TBMM'ye sunulan "Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliği Koruma Kanunu Yasa Tasarısı"nın sit alanlarını ve koruma alanlarını imara açabilen bir yasa tasarısı olduğuna dikkat çekti. Özçelik, “Büyük bir hızla getirilen yasa ve kararlar ile; bugüne dek anayasanın ilgili maddeleri ve mevcut yasalarımıza dayanılarak koruyabildiğimiz doğal, kültürel tarihi ve kentsel değerlerimiz küresel destekli rant sermayesi için hiçbir yasal engel olmadan talan alanlarına dönüştürülmektedir. Bunun en son örneği on binlerce hektar doğal sit alanımızı kapsayan 'Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliği Koruma Kanunu' adı altında tezgaha sürülen yasa tasarısıdır. Söz konusu tasarı yasalaştığı takdirde, Munzur Vadisi, İkizdere Vadileri, milli parklarımız, kıyılarımız ve ormanlarımız gibi koruma ve sit kararı getirilmiş bütün doğal sit alanlarımızla birlikte kentlerimizin sınırları içindeki kıyı ve karma sit alanının koruma statüleri değiştirilecek ve küresel sermayenin yağma alanlarına dönüştürülecektir. Bu nedenle yasa tasarısının TBMM gündeminden geri çekilmesi için kamuoyunu duyarlı olmaya çağırıyoruz.”

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev'in, Akkuyu Nükleer Santral inşaatıyla ilgili Rusya ile yapılan devletlerarası anlaşmaya onay verdiğini açıkladı. Santralin ömrü tamamlanıncaya kadar 60 yıl boyunca Rusya tarafından işletilmesi öngörülüyor. Türkiye 15 yıl boyunca elektrik alım garantisi verecek. Umuyorum Türkiye bu kapitülasyona izin vermeyecek! Nükleer santral ile geleceğimizi karartmayacak.

Kükürtdioksit değeri yüksek ilk on kent arasında bulunan Muğla'da hava kirliliğini önlemek amacıyla bir dizi önlem alınırken, çevreyi kirliliğinden dolayı Yatağan Termik Santrali'ne de yaklaşık 400 bin lira ceza kesildi. Çevre Bakanlığı’nca 2009-2010 kış döneminde kükürtdioksit kirliliği açısından ilk on il Tekirdağ, Bitlis, Bolu, Muğla, Edirne, Kırıkkale, Aksaray, Amasya, Sivas ve Van olarak açıklanırken, aynı dönemde Yatağan Termik Santrali'ne neden olduğu hava kirliliği yüzünden yaklaşık 400 bin lira cezası kesildiği bildirildi. Yeniköy Elektrik Üretim AŞ Genel Müdürü Nuri Şerifoğlu, santrale kesilen çevre cezalarına itiraz amacıyla mahkemeye başvurduklarını açıklarken, Yatağan Belediye Başkanı Haşmet Işık ise kesilen cezaların caydırıcı olması gerektiğine işaret ederek, ''Önemli olan ceza kesilmesi değil, kesilen cezaların tahsil edilmesi. Ben Yatağan Termik Santrali'ne kesilen cezaların tahsil edildiğini zannetmiyorum'' diye konuştu. Esasında gezegeni yok eden bir kitle imha silahı olan termik santrallerin devre dışı bıraklıması ve yenilerinin eklenmemesi gerekiyor.

Hükümet bizi nükleer tehlike ile yaşatmaya kararlı... Japonya ile pazarlıklar sürüyor. Toshiba Corporation Nükleer Enerji Sistemleri Proje Yöneticisi Shigeru Yukinori, Türkiye ve Japonya'nın nükleer enerji yatırım konusunu hükümetler düzeyinde yürüttüğünü ve bu konuda henüz bir gelişme olmadığını söyledi. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ev sahipliğinde İstanbul'da düzenlenen, "Türk-Japon İş Konseyi 18.Ortak Toplantısı"nda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Yukinori, “Nükleer enerji yatırım konusu Japonya ve Türkiye hükümetleri düzeyinde yürütülüyor. Bu konuda şu ana kadar bir gelişme yok. Eğer hükümetler anlaşırsa, biz de bu aşamadan sonra devreye gireriz” dedi. Hükümetler ne üzerine anlaşacak... gezegenin geleceğini tehlike altına atmak üzere. Benim bildiğim kadarı ile Japonya güneş enerjisi panelleri teknolojisinde dünya lideri, niye teknoloji transferi yapıp bütün boş çatılarımızı hemen panellerle donatmıyoruz. Gezegenin geleceği sadece çatıya bakıyor, üstelik ne Sinopluları, ne Mersinlileri üzmeden ama sevindirerek.

27-28 Kasım tarihlerinde Sinop Gerze’de 4 çevre platformunun çağrıcısı olduğu, “İklim Adaleti İçin Buluşma” gerçekleştirilecek. Yeşil Gerze Çevre Platformu, Bartın Platformu, Yalova Çevre Platformu ve Erzin Çevre Platformu’nun bir araya geldiği buluşmada enerjinin HES, Termik, Nükleer santral projelerine indirgenmiş haline hayır denecek. Enerji politikalarının plansız ve şirketlerin sadece faydalandığı halkın mağdur olduğu şekilde gelişmesi masaya yatırılacak. Gerçek yenilenebilir enerji ve enerji verimliliğine odaklanılacak. Sonuç bildirgesi ise, 2012 yılı sonrasında iklim değişikliği konusunda devletlerin ve şirketlerin alacağı tavırla ilgili Türkiye’nin de katılacağı, BM İklim Değişikliği 16. Konferansı zirvesine gönderilecek. Yeşil Gerze Çevre Platformu’ndan Şengül Şahin, “Gerze başta olmak üzere Türkiye’nin pek çok bölgesinde Amasra’da, Yalova’da, Zonguldak’ta, Çanakkale’de, Bursa’da, Balıkesir’de, Afşin’de, Silopi’de, Erzin’de, Sugözün’de milyonlarca insanın benzer bir kaderi paylaştığını biliyoruz. Bu süreç içinde bulunan tüm kurum, kuruluş ve kişilerle birlikte yaratacağımız ortak talepleri Cancun’a göndereceğiz. Toprağı, denizi, suyu, ekmeğimizi soluksuz bırakan bir üretim sistemini kabul etmiyoruz” dedi. Buluşmayı neredeyse bildiğimiz bütün sivil toplum kuruluşları ve platformlar hatta odalar ve sendikalarda destekliyor. Yavaş yavaş Türkiye doğa katliamına karşı birleşiyor. Çağımız artık sivil toplum için güç birliği çağı, egolar ve logolar rafa kalkıyor.

Dört Greenpeace eylemcisi, Meksika’nın Veracruz eyaleti açıklarındaki “Centenario” petrol platformunu işgal etti. Platformda 39 metre yüksekliğe tırmanan eylemciler derin denizlerde petrol aranmasına bir son verilmesini istedi. Eylemcilerin işgal ettiği platform PEMEX tarafından kiralanmış durumda ve şu anda jeofizik ve jeoteknik araştırmalar gerçekleştirdiği gibi derin denizlerde petrol arama teknolojilerini de deniyor. 2011 başına kadar bu platforma Bicentenario adlı bir yenisinin daha eşlik etmesi planlanıyor. Bu yıl Nisan ayında patlayan BP'ye ait Deepwater Horizon petrol platformu derin denizlerde petrol aramanın tehlikelerini açıkça gözler önüne sermişti. Ancak yaşanan felakete ve yaban hayatı için oluşan tehditlere rağmen Meksika Körfezi'nde petrol aramalarına bir yasak gelmedi ve petrol bağımlılığımızı besleme çabası aynı hızda devam etti. Eğer BP Deepwater Horizon'dakine benzer bir felaket daha gerçekleşirse Meksika Körfezi kıyıları, Körfez sularında yaşayan balinalar, yunuslar ve diğer canlılar daha da büyük bir tehdit altına girecek. Oysa bunların hiçbirinin yaşanması gerekmiyor. Artık Enerji [D]evrimi'ni başlatarak, fosil yakıtlara verilen desteği sona erdirerek, temiz enerjilere verilen desteği artırıp güçlü politikalar geliştirerek petrole olan bağımlılığımızdan kurtulabiliriz. Tüm bunlar için gereken tek şey, bunu yapacak siyasi irade.

Bartın'ın turistik ilçesi Amasra'da yapılması planlanan iki termik santrale, Bartınlıların tepkisi büyük oldu. 2 bin kişi, santraller için düzenlenen bilgilendirme toplantısını basarak protesto gösterilerinde bulundu. Termik santrale, üzerine basa basa "hayır" dediler ve tepkilerini santral için düzenlenen bilgilendirme toplantısına taşıdılar. Hema Endüstri A.Ş.'nin, turistik ilçe Amasra'da kurmayı planladığı iki termik santralden biri için halkı bilgilendirme toplantısı devam ederken termik santrallere karşı kurulan ve belediyelerle siyasi partilerin ve 120 sivil toplum örgütünün desteklediği Bartın Platformu'nun 2 bin üyesi, ellerinde döviz ve sloganlarla toplantının yapıldığı belediye sosyal tesislerine geldi. Kalabalığın bir bölümü daha sonra toplantının yapıldığı salona girdi ve protestolarını burada sürdürdü. İstedikleri de oldu. Tepki üzerine toplantı yarım kaldı. Şirket yöneticileri salondan polis kordonu altında çıkarıldı ve toplantının halkın tepkisi nedeniyle iptal edildiğine dair tutanak tutuldu.

Rus parlamentosunun üst kanadı olan Federasyon Konseyi, Türkiye'nin ilk nükleer santrali Akkuyu'nun inşasını öngören anlaşmayı onayladı. Rus haber ajansları, 19 Kasım’da Rus parlamentosunun alt kanadı Duma'da 6'ya karşı 315 milletvekilinin oyuyla onaylanan anlaşmanın bugün de Federasyon Konseyi'nde görüşülerek onaylandığını kaydetti ancak konsey oylamasıyla ilgili detay vermedi. Medvedev’in mayıs ayındaki Türkiye ziyaretinde 4,8 GW’lik nükleer santralin inşası anlaşması imzalanmıştı. Duma Enerji Komitesi Başkanı Yuriy Lipatov oylama öncesi yaptığı konuşmada, Türkiye'deki nükleer enerji santralinin Rusya Federasyonu'nun yatırımıyla gerçekleşeceğini kaydederek, ''Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde elektrik enerjisi üreteceğiz ve 60 yıllık kullanım süresince bu enerjiyi satacağız. Bence bu dünyada ilk ve ilginç bir uygulama'' dedi. Evet 60 yıl boyunca böyle bir kapitülasyonu Rusların sevinçle onaylamasına şaşmamak gerek. Federasyon Konseyi tarafından onaylanan hükümetlerarası anlaşmanın onay süreci, Devlet Başkanı Medvedev'in imzalamasıyla tamamlanmış olacak

TOBB’un 6.Türkiye Ticaret ve Sanayi Şûrası’nda Türkiye genelindeki sanayici ile tüccarları temsilen 365 oda ve borsanın başkanı, hükümetten beklentilerini 111 sayfalık bir kitap halinde sundu. Her biri bir talep veya şikâyet anlamına gelen yüzlerce madde arasında bölgeler bazındaki taleplerde çevreye duyarlılık dikkat çekici boyuttaydı. Bölge bazında çevreci talepler arasında Marmara’da Ergene havzasına karışan zehirli atıklara arıtma tesisi şartı getirilmesi, sanayi tesisi atıkları ve tarımsal ilaçlar nedeniyle kirlenen İznik Gölü’nün acilen temizlenmesi ve arıtma tesisleri kurulması, Sapanca Gölü’nün ekolojik riske girmemesi için düzenlemelerin yapılması gibi talepler yer alıyor. Ege’de Çaldağı Nikel çıkarma tesisi, Eber Gölü’nün çevre kirliliği, Büyük Menderes Nehri’ne atık bırakan belediyeler ve sanayi tesislerinin tespit edilerek arıtma tesisi kurmalarının sağlanması talep edilirken, Karadenizlilerden ise kanalizasyonların dere ve denize boşaltılmasının durdurulması yönünde isteklerin geldiği belirtiliyor. Akdeniz bölgesinden termik enerji yerine alternatif enerji yatırımlarının tercih edilmesi talebi gelirken, İskenderun ile Yumurtalık arasında öngörülen 7 termik santralin yapılmasının bölge tarımı için büyük tehdit oluşturduğuna yer verildi. Afşin Elbistan A Termik Santralı yüzünden bölge asit ve radyoaktif deposu olduğuna atıfta bulunularak, acilen baca gazı kükürt arıtma tesisi ve kül tutucu elektro filtreler kurulması istendi. Konya Ovası’nda su tasarrufu eylem planının bu bölgede hayata geçirilmesi gerektiği belirtiliyor. Güneydoğu Anadolu’dan ise Dicle havzasının korunması için gerekli tedbirlerin alınması önerisi geldi. Sanayicilerin talepleri bile durumun vahametini ortaya koyarken, hükümet ne yapıyor?

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, elektrikli otomobiller ve hibrid motorlu araçların üretimi ve seri tadilatı gibi yeni teknoloji uygulamalarına ilişkin yönetmeliği tamamlayarak, Başbakanlığa gönderdi. Bu yılın sonundan itibaren Türkiye'de üretimine başlanacak elektrikli otomobillere ilişkin altyapı düzenlemeleri hızla yapılmaya başlandı. Dünya otomotiv sanayisinin, bugün itibariyle özellikle küresel ısınmanın önlenmesi, çevrenin korunması ve tükenen fosil yakıtlar nedeniyle birçok ülkede mevzuat baskısı altında bulunduğuna işaret eden Sanayi ve Ticaret Bakanı Ergün, “Ülkelerin taraf olduğu Kyoto gibi uluslararası anlaşmalar gereği ulaşımda emisyonların azaltılmasına yönelik hükümler ve fosil kaynakların gelecekte tükeneceği yönündeki endişeler, üretici firmaları çevre dostu araçlar olarak adlandırılan araçların üretimi konusunda yoğun çalışmaya zorlamaktadır. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi çevre dostu araçların üretimi, tüketiciler tarafından tercih edilmelerini sağlayacak düzenlemeler ve altyapının geliştirilmesi ilgili çalışmaları yapacağız” dedi. Bunlar iyi haberler ancak aynı zamanda ulaşıma dair şehir planlarının, demiryolu ve toplu ulaşım planlarının buna paralel hatta önde gitmesi gerekiyor.

Mersin’de Ulusal ve Uluslararası koruma statülerine sahip Silifke’deki Göksu Deltası Kuş Cenneti bir ayda ikinci defa yandı. Yakanların tarım arazileri açmaya çalıştığı belirlendi. Göçmen kuşların geldiği bu aylarda gece boyu süren yangında çıkan dumanların etkisiyle kuşlar deltayı terk etmeye başladı. Sürüngenler ise alevlerin içinde kaldı. Polis ve Jandarma, özel ekipler oluşturarak yakanların peşine düştü. Nadir ve nesli tükenme tehlikesi altında olan çeşitli kuş türlerinin yaşam, üreme, beslenme, ve konaklama yeri olan deltada bulunan Kuş Cenneti büyük tehlike altında, gerekli koruma önlemlerinin alınması acilen gerekiyor. Çevre Bakanlığı çevreyi tahrip eden HES’lerle uğraşacağına öncelikle doğal alanları korumayı becermesi gerekiyor.

Geri dönüşümlü çevre dostu ilk cips paketi, fazla ses çıkardığı gerekçesiyle ABD'de raflardan çekildi. Bir Amerikan şirketinin bitki ve polilaktik asitten ürettiği geri dönüşümlü cips paketi sinemada film izlemeyi kabusa dönüştürdüğü gibi gerekçelerle geçen ay ABD'de raflardan kaldırıldı. Sosyal paylaşım sitesi Facebook'da "çevre dostu" paketlerin piyasadan çekilmesini isteyen on binlerce kişi talepte bulundu. Ürün ABD’de piyasaya sürülmesinden 18 ay sonra geri çekildi. Ancak şirket Kanada'da satışların düşmemesi için başka bir yola başvurdu. Video paylaşım sitesi Youtube'da şirketin Kanada'daki müdür yardımcısı Anne-Marie Renaud, doğrudan tüketicilere seslendi ve şöyle dedi: "Merhaba Kanada. Paketin çok fazla ses çıkardığını düşünüyorsanız internette bizi ziyaret edin ve bunu dile getirin. Kulaklarınız için bir çift tıkaç göndermekten memnuniyet duyarız". Tüketim ve yeni teknolojiler konusunda bir kitaba imza atan Kanada'nın Quebec Üniversitesi'nden Profesör Benoit Duguay'a göre bu pazarlama yöntemi "çok kurnazca". ?Duguay, bu yöntemin, olumsuz bir durumu olumlu hale çevirdiği ve iyi işlediği görüşünde. Doğa dostlarının da beğenisini toplayan paket, 14 haftada doğada kayboluyor. Daha gürültüsüz paketler için araştırmalar sürüyor. "Az ses çıkaran" paketlerin bir yıla kadar piyasaya sürülebileceği belirtiliyor.

“Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu” tasarısının, kültürü, tarihi ve tabiatı koruma ‘yetkisini’ hükümete vermeyi amaçladığını söyleyen farklı illerden platform ve sivil toplum kuruluşları, ortak bir bildirgeye imza atarak, tüm duyarlı vatandaşları ve stk’ları www.dayanısma.net
linkindeki ortak bildirgeye katılmaya davet etti. Bildirgede, korunan alanların belirlenmesiyle ilgili yetkinin uzmanlar ve koruma kurulları yerine Çevre Bakanlığı veya Bakanlar Kurulu’na devredilmek istenmesine karşı ciddi bir tepki var. Bilimsel tespitlerin yerini siyasi tercihlerin alma tehlikesine işaret edilen bildiride, “Mevcut durumda bile sit alanlarının yok edilmesine yönelik “projeler” devam ederken bu çıkartılmak istenen “yasa” ile Türkiye’nin dereleri vadileri ovaları, kültürel varlıkları ve tarihi “rant” uğruna “yasal” olarak yok edilecek ve çevreciler yaşam savunucuları yasadışı ilan edilecek. Tabiatımıza uymayan bu yasaya Hayır! Diyoruz. Bu Yasa Tasarısı ile Hükümet, HESLERİ KORUMA, Tarihi Gömme, Kültürleri Yok Etme Kanunu çıkartmak istiyor. Kültürü, Tarihi ve Tabiatı Koru(ma)ma Tasarısına “HAYIR! diyen tüm çevrecileri yaşam savunucularını bu çağrıyı imzalamaya ve birlikte direnişe çağırıyoruz” deniliyor. İmza kampanyasına, http://www.dayanisma.net/ adresinden katılabilirsiniz.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), rüzgâr, güneş ve ırmak gibi yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretimine izin veren yönetmeliği sonunda tamamladı. Artık isteyen herkes şirket kurmadan veya lisans almadan kendi ihtiyacı olan elektriği üretebilecek. Ayrıca, üretilen ihtiyaç fazlası elektrik de piyasaya satılabilecek. TBMM'de 2007'de çıkan kanunla, kurulu gücü 500 kilovatın altında olan elektrik üretim tesisleri için lisans alma ve şirket kurma mecburiyeti kaldırılmıştı.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Güney Kore ile nükleer enerji santrali yapımı konusunda anlaşma sağlanamadığını bildirdi. Bakan Yıldız “Güney Kore ile bazı şartlarda henüz mutabık kalmış değiliz. Bu son yaptığımız görüşmede de bu noktaları aşamadık. Diğer ülkelerle görüşmelere başlayacağız.” dedi. Enerji Bakanı, bayram sonunda Japon Toshiba firmasıyla da görüşüleceğini belirtti. Diğer yandan, Rusya Başbakanı, hem fiyat hem de kalite konusunda nükleer santral inşaatı için Türkiye'ye çok iddialı bir teklifte bulunduklarını söyledi. Bakanlığın bütün bu boşa giden emekleri niye konsantre güneş santralleri veya çatılarımızı güneş paneleri ve rüzgar gülleri ile donatmak için kullanılmıyor? Niye sade vatandaş elektrik üreterek para kazanacağına, bu paralar vatandaşın cebinden Rusya, Kore veya Japonya’ya verilmeye çalışılıyor?

Akkuyu’da Rusya’nın tasarladığı VVER-1200 reaktör tasarımının kullanılacağı santralin 50 yıl sonra ömrünü tamamlayacağını ama çevreye vereceği zararın geri dönülmeyecek kadar yıkıcı olacağını savunan Greenpeace, bölgeye nükleerden önce girdi. Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynaklarına dikkat çekmek ve nükleerin tehlikelerini anlatmak isteyen Greenpeace gönüllüleri, Akkuyu Santrali’nin yapılacağı alanın 4 kilometre yakınındaki Büyükeceli Köy Camii’ne güneş enerji sistemi kurmaya başladı. Güneş Enerjisi Sanayicileri Derneği (GENSED) ile işbirliği yapan çevre kuruluşu, güneş enerji sisteminin ne kadar kolay ve ekonomik olduğunu ortaya koydu. Nükleer santralda çalışma umudu olan işsiz gençlere, güneş enerji sistemi kurma konusunda kurs veren Greenpeace ve GENSED, Büyükeceli beldesindeki genç nüfusuna bu sektörde nasıl iş bulabilecekleri konusunda da yardım edecek. Greenpeace Proje Koordinatörü Alidost Numan, “Nükleer santral nedeniyle 20 yıldır ekonomik geleceği belirsizleşen bölge halkı, tek kurtuluşun santralda vasıfsız işlerde çalışmak olduğunu düşünüyor. Oysa Nükleer santral bölgede daha iyi iş olanaklarının önündeki en büyük engel. Son on yılda Almanya’da yenilenebilir enerji sahasında 340 bin kişiye yeni iş yaratıldı. Nükleerde ise sadece 30 bin kişi çalışıyor. Güneş enerjisi açısından Avrupa’nın ikinci en büyük potansiyeline sahibiz. Hükümet bu santral yerine güneş sistemlerine teşvik verse 120 bin kişiye temiz, vasıflı iş yaratılacağını hesaplıyoruz” dedi.

Tüm bu doğa kıyımı haberlerinin ardından Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun, “Sözde değil özde çevreciyiz, farkımız bu. Şu anda çevrecilik deyince çevreciliği bilen biziz” mesajı şaşırttı. Sakarya nehri üzerine yapılacak HES'in temel atma töreninde konuşan Bakan Eroğlu, Sakarya Büyükşehir Belediyesi Adapazarı Su ve Kanalizasyon İdaresi ADASU’nun, santralin tamamlanmasının ardından ihtiyacı olan enerjinin yüzde 95'ini buradan elde edeceğini söyledi. Bakan Eroğlu, yapımın ardından bölgenin muhteşem bir mesire alanı olacağını ifade ederek, Türkiye'de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dan önce bütün suların boşa aktığını anlattı. Eroğlu, “Türkiyedeki en büyük çevre yatırımlarının temelini Başbakanımızla birlikte ben attım. İstanbul'da ağaç yoktu, baştan aşağıya ağaçla donatan biziz. Çöp dağları vardı, çöp dağlarını kaldırıp ilk defa düzenli depolama, yakma tesislerini, tıbbi atıkları ayrı toplayıp bertaraf eden tesisleri kuran biziz. Haliç'i kurtaran biziz. ” dedi. HES'lerin enerji için gerekli olduğunu iddia eden Eroğlu; “Bunları yapmazsak ne olur? Buraya termik santral kuracaksanız, kömürlerden çıkan baca gazları veya dışarıdan doğalgaz alıp doğalgaz çevrim santrali ile elektrik vereceksiniz. Bunlar mı daha çevreci? Yoksa doğaya ve suya hiç bir kirlilik vermeyen hidroelektrik santraller mi çevreci? Bunu vatandaşların takdirine bırakıyorum” dedi. Vatandaşlar bu konuda takdirini ortaya koymuş, çöp üretmeyen politikalar istiyorlar, yok edilen doğanın yerine mesire yeri değil, artık kullanılmasına gerek kalmamış çöp depolama sahalarının üstüne mesire yeri yapılsın diyorlar, yeni santral olacaksa rüzgar güneş olsun, olsun ama daha iyisi enerji tasarrufu olsun diyorlar. Vatandaş diyor ki Eroğlu gerçek çevreci olsa bu şekilde gösterir, ancak politikaları vatandaşları değil inşaat şirketlerini gözetiyor diyor.

Almanya’nın Gorleben Nükleer Atık Deposu’na doğru yol alan ve tehlikeli radyoaktif madde taşıyan özel trene karşı protesto sürüyor. Fransa’dan yola çıkan Castor adlı nükleer atık yüklü 11 konteynerde, 123 ton nükleer atık taşınıyor. Greenpeace eylemcileri, kendilerini raylara bağlamak dahil çok sayıda eylem düzenleyerek Fransa’dan Almanya’ya radyoaktif madde taşıyan trenin yolunu değiştirtmeyi başardı. Trendeki yük, tarihin en büyük nükleer atık transferi olarak niteleniyor. Doğaseverlerin tepkisine rağmen nakli gerçekleştiren şirket ise bunun rutin bir operasyon olduğunu savundu. Nükleer atık taşıyan trenin Fransa’dan Almanya'ya ulaşması üzerine binlerce kişinin katılımıyla düzenlenen protesto gösterilerinde Başbakan Angela Merkel hükümetinin nükleer enerji politikaları protesto edildi. Dannenberg kentinde ve trenin güzergâhında bulunan birçok noktada göstericiler eylemlere traktörlerle katıldı ve tren rayları üzerinde barikatlar kurdu. Bir grup Greenpeace üyesi, tren rayının altına çukur kazmak isteyince polis müdahale etti. Yaklaşık 150 protestocu, cop ve göz yaşartıcı bomba kullanılarak dağıtılmaya çalışıldı. Protestolarda, Sol Parti ve Yeşiller Partisi’nin önde gelen siyasetçileri de yer aldı. Greenpeace Uluslararası Direktörü Kumi Naidoo nükleer enerji üreten şirketlerle işbirliği yapmak yerine hükümetin yenilenebilir enerjiye ağırlık vermesi gerektiğini söyledi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, son günlerde sıkça tartışılan nükleer santral ve HES konularıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Yıldız, "Akdeniz ve Karadeniz’de 2 nükleer santral yapmayı planlıyoruz. Nükleer santralle birlikte Türk sanayisi de lig atlayacak’’ dedi. Enerji Bakanı Taner Yıldız memleketi Kayseri’de, ikinci nükleer santral için anlaşma imzayacaklarını da sözlerine ekledi. Böylece nükleer tehlike yaşamımıza girmiş olacak... biz izin verirsek.

Bir çağrı ve hatırlatma ile programı kapatalım; Yalova’da termik santrale karşı mücadele veren Yalova Çevre Platformu’nun 2 üyesine, santrali kurmak isteyen şirket olan AKSA tarafından açılan tazminat davası, yarın Beyoğlu Adliyesi’nde görülecek. Dava 8 Haziran 2010’da Greenpeace Akdeniz, Küresel Eylem Grubu, Yeşiller Partisi, TEMA, Buğday Derneği, Doğader, Son Irmak Doğa Orkestrası, Karadeniz İsyanda Platformu gibi STK’ların da katılımıyla yaptıkları basın açıklamasının ardından açılmıştı. Programımız metin yazarı Yalova Çevre Platformu Dönem Sözcüsü Özlem Akyüz Bayrı’ya destek olmak üzere program dinleyicilerimizi davaya çağırıyorum. Dava yarın saat 09:30’da Beyoğlu 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülecek, hepinizi bekleriz, varlığınızı gösterin. Saat 09:30’da Beyoğlu 3. Asliye Hukuk Mahkemesi.

ARALIK
Beyoğlu'nda bir grup, Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı'nı protesto etti. Beyoğlu İstiklal Caddesi üzerindeki Galatasaray Lisesi önünde toplanan 'Karadeniz İsyandadır Platformu' üyesi bir grup, 'Tabiatı Bozuk Yasaya Hayır' pankartı açtı. Burada grup adına açıklama yapan Çiğdem Bayrak, TBMM gündeminde olan Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı'nı toplumu tamamen dışlayan bir şekilde hazırlandığını savunarak, ''Enerji yatırımlarına yönelik yöre halklarının itirazlarının bu kadar gündemleştiği, açılan davalarda yürütmeyi durdurma ve iptal kararlarını alındığı bir dönemde, böyle bir yasanın görüşülmesi bölgeyle ilgili kaygılarımızı artırmaktadır'' dedi.
Bayrak, tasarıyla korunması gereken alanların yetkisinin Çevre ve Orman Bakanlığına devredilmesinin öngörüldüğünü belirterek, ''Bakanlığa ve kurullara neredeyse sınırsız takdir hakkı verilmiş, takdir hakkının ne şekilde kullanılacağı dair bir düzenleme yapılmamıştır'' dedi.

İklim çözümlerine yönelik iş dünyasında önemli adımlar atıldığını söyleyen Coca-Cola Başkanı CEO’su Muhtar Kent “Artık iş dünyasının, hükümetlerin ve sivil toplumların yeniliklere öncülük edip, dünyayı ekonomik gelişmeyi destekleyen daha düşük karbonlu bir geleceğe taşımasının zamanı geldi” dedi. Meksika Cancun’da düzenlenen “Dünya İklim Zirvesi”nde konuşan Kent, şu değerlendirmeyi yaptı: “Bu noktada iyi olan haber, pek çok çözümün zaten hazır olması. Ancak başarıya ulaşabilmek için özel sektör yatırımları ve yenilikler için koşulları oluşturmamız gerekiyor” dedi. Peki Coca Cola ortaklarının kömür yatırımları yaptığının farkında mı? Kömür ise iklim düşmanı. Umuyorum Coca Cola ortaklarını güneşe yatırım yapanlardan seçer, kömğr değil.

CHP İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek'in yönelttiği sorulara, yazılı cevap veren Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, boğazlardaki tanker trafiğinin kabul edilebilir limitleri zorlamaya başladığını ve petrol taşımacılığının sürdürülebilir nitelikte olmadığına dikkat çekti. Yıldız, gelecekte Karadeniz'e gelen petrol miktarının, Kazakistan'da yeni sahaların açılması, Tengiz’de üretimin artması ve Karadeniz’de petrol bulunması gibi ihtimallerin gerçekleşmesiyle artabileceğini ve Türk boğazlarındaki trafiğin de bundan doğrudan etkileyeceğini belirterek, sorunun çözümünün boğazları by-pass edecek boru hatları olduğunu söyledi. Yani petrole bağlı küresel iklim değişikliği ile dünyanın sonu gelirken, batan gemiye bir delik daha açılmasını tavsiye ediyor bakan. Peki Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusunu yok oluştan kurtarmak üzere ne gibi uluslararası petrol bağımlılığını azaltma projeleri var?

Enerji Bakamayanı Taner Yıldız aynı zamanda yıllardır kül yağmurundan şikayet eden Afşin-Elbistanlılar için ise kabus gibi müjdesi var. Bakmayan Yıldız, Afşin-Elbistan’daki A ve B santrallerine ek olarak, 4,8 milyar ton rezervin yaklaşık 1,5 milyar tonunu kullanacak olan C ve D santrallerinin kurulması için çalışmaların devam ettiğini, üstelik yine 1,5 milyar ton rezerv kullanacak olan E ve F santrallerinin de devreye alınması için çalışmalara başlanacağını söyledi. Kömürden enerji üretimi pardon karbondiyoksit üretimi küresel iklim değişikliğinin birnnumaralı sebebi.

Mersin ve Ankara nükleer karşıtı platform üyeleri, Rusya’nın Ankara Büyükelçiliği önünde Akkuyu'da kurulacağı söylenen nükleer santral projesini protesto etti. Atakule önünde toplanan grup, ‘Nükleer Santral İstemiyoruz’, ‘İthal Çernobil İstemiyoruz’ pankartları açarak ve ‘Nükleere İnat, Yaşasın Hayat’ sloganları atarak Rusya’nın Ankara Büyükelçiliğine yürüdü. Mersin Nükleer Karşıtı Platform adına basın açıklamasını okuyan Sebahat Arslan, Akkuyu Nükleer Santrali projesinin ihalesiz, rekabetsiz, şartnamesiz, gizli kapaklı ve kanunsuz bir şekilde yapılmaya çalışıldığını söyledi. Arslan, Rusya’nın Akkuyu’da kurmayı planladığı ‘VVER1200’ modelinin dünyada denenmemiş olduğunu ve Rusya’nın kanun ve yönetmeliklerine uymadığı gerekçesiyle mahkeme kararıyla ülkede kurulumunun engellendiğini ifade etti. Sebahat Arslan, Rusya’nın kendi ülkesine kuramadığı sabıkalı teknolojisini Türkiye’de kurmaya çalıştığını söyledi.

Türkiye ve Japonya’nın nükleer santral için anlaşma imzalaması, Japon basını tarafından, “İbre döndü”, “Türkiye’nin kırmızı çizgileri” başlıklarıyla verildi. 10 milyonun üzerinde tirajı olan Japon gazetelerinden Yomiuri Shimbun, Japonya’daki nükleer santrallerin depreme dayanıklılığına vurgu yaparken, Türkiye’nin Japon firmaları üzerine odaklandığını aktardı. Nihon Keizai Shimbun gazetesi de, Türkiye’nin nükleer santral görüşmelerinde devlet garantisiyle ilgili “kırmızı çizgileri” olduğunu belirtti. Japonlar, nükleer anlaşmadan son derece memnun görünüyor, ancak Greenpeace Akdeniz yapılan antlaşmanın Türkiye’ye yakışmadığını ve büyük bir hata olduğunu belirtti. Greenpeace bakana ülke ülke bir nükleer alıcı olarak gezip vakit kaybetmek yerine Türkiye’de yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği atağı yapma çağrısını tekrarladı.

Samsun'un Tekkeköy ilçesindeki Doğalgaz Çevrim Santralinin kapasite artırım projesi için düzenlenen ön ÇED toplantısında doğaseverlerin protestosu etkili oldu. Toplantıyı protesto eden bir grup, halkın katılmadığına dair tutanak tutulmasını talep etti. Çevreciler, ilgili kamu kurum ve kuruluş temsilcilerine tepki gösterirken, kapasite artırımının çevreye daha büyük zarar vereceğini ve kanser vakalarını arttıracağını dile getirdi. Jandarma ekiplerinin çağırılmasına rağmen protestolarını sürdüren grup, taleplerinin yerine getirilmesini yineleyerek salonu terk etti. Grubun dışarı çıkmasının ardından yetkililer sunumu gerçekleştirdi. Samsun Tekkeköy Selyeri mevkiinde 240 megavat kurulu güce sahip santralde Cengiz Enerji Sanayi Ticaret AŞ, kapasite arttırımına gitmek istiyor. Halkın bu tepkilerinin artık dinlenerek rüzgâr ve güneşe yatırım yapmak gerekiyor, yoksa gezegenin ve bizim geleceğimizi karartan fosil yakıtlara değil. Yer altında kalması gerekeni orada bırakıp Hades’i hortlatmak yerine Gökyüzü’ne Zeus’a bakmak gerek.

HES protestocuları arasına üniversiteliler de katıldı. İstanbul Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi ve İTÜ öğrencileri, Kastamonu'da Loç Vadisi’nde yapılmak istenen HES’leri protesto etti. Yanlarında temsili yumurta taşıyan öğrenciler, “ODTÜ'de uzun eşek, SBF'de yumurta, Loç Vadisi'nde sarı yazma, Üniversitelerde özgürlüğüz” yazılı yumurtayı HES projesini yürüten Or-Ya şirketinin önüne bıraktı.Fındıklı’daki Tramvay Durağı’nın önünde toplanan
öğrenciler, “Santral yapma boşuna, yıkacağız başına”, “ “Dereler özgürdür, özgür akacak” sloganları atarak, Karaköy’deki Or-Ya şirketinin önüne yürüdü. Şirket önünde 15 gündür oturma eylemi yapan Loç Vadisi sakinleriyle bir araya gelen gruptan Sibel Eliçora basın açıklamasını okuyarak, Türkiye’de planlanan 2 bine yakın büyük ve mikro ölçekli HES’e öğrenciler olarak direnmeye devam edeceklerini söyledi. Öğrenciler açıklamanın ardından oturma eylemi düzenledi.

EPDK tarafından açıklanan verilere göre Türkiye’de yatırım değeri 30 milyar doları aşan 651 santral inşa ediliyor. İnşaa halindeki santraller faaliyete geçtiklerinde toplamda 30 bin 913 MW elektrik üretecek. Bu santrallerin önümüzdeki birkaç yıl içinde tamamlanacağı söyleniyor. 651 santralin büyük kısmı ise HES’lerden meydana geliyor. Bu santrallerin yüzde 80’ini oluşturan kısmı yani 521’i HES projesi. 66’sı RES, 21’i termik-kömür, 10’u termik, 13’ü doğalgaz termik, 6’sı biogaz, 3’ü biokütle, 2’si çöpgazı santrali olacağı belirtilen enerji tesislerinin yatırımcıları arasında, OMV ve E.On gibi yabancı şirketler de var. Türkiye’den EnerjiSa 523.4 MWe güçte 8 santral, Kazancı Holding Aksa 928.6 MWe güçte 13 santral, Çalık Enerji 493.4 MWe güçte 5 santral, Eren 600 MWe güçte bir santral, Zorlu ise 369.8 MWe güçte 7 santral kuruyor. Bu şirketler Türkiye’nin geleceğini ya karatacak yada aydınlatacak. Rüzgar ve Güneş aydınlatırken, kömür, petrol, gaz yani fosil yakıtlar karartacak.

Amerika Birleşik Devletler’inde dev rüzgâr enerjisi projesi hayata geçiyor. Atlantic Wind Connection adı verilen proje Orta Atlantic kıyısı boyunca Atlas Okyanusu’nda, kıyı ötesi rüzgar potansiyelini kullanmak için yapılacak devasa rüzgar santrallerini içeriyor. New Jersey’den Virginia’ya uzanacak ve kıyıdan görünemeyecek uzaklıkta inşa edilecek 6 bin megawatt’lık türbinlerle, 1.9 milyon haneye karbon ayak izi taşımayan enerji verilebilecek. Projenin 5 milyar dolara mal olması bekleniyor, yani Türkiye’ye kurulacak nükleer santralin 20 milyar dolar, dörtte bir maliyetle yarısı kadar enerji üretilecek! Biz pahalıya nükleer tehlikeye yatırım yaparken, gelişmiş ülkeler ucuza rüzgâra yöneliyor. Projeye ilk yatırım maliyetine katılan Good Energies ve Google, yüzde 37.5’er ve Japon Marubeni Firması yüzde 15’lik pay için ortaya milyon dolarlar koydu. Kurulumun ilk aşamasının 2016’da ve tüm projenin 2020’de bitirilmesi bekleniyor. Orta-Atlantic bölgesinin dış kıta sahanlığının 60,000 MW’dan daha fazla kıyı ötesi rüzgar potansiyeli olduğunu açıkladı. Ekonomi danışmanı Brattle Grup’un çalışmasına göre proje, binlerce kişiye istihdam, hızlı bir ekonomik büyüme yaratabilir, devletlerin yenilenebilir enerji kullanmasını ve sera gazı azaltımı hedeflerini karşılayabilir ve yüksek maliyetli bölgelere düşük maliyetli enerji vererek enerji maliyetlerini azaltabilir. Biz ise çok daha az istihdam olanağın bulunan nükleer ve kömüre yönelelim. Herkes gider Mersin’e biz gidelim tersine.

Ekim 2009’da Kanada Fort Saskatchewan’daki Shell Scotford kompleksinde eylem yapan Greenpeace aktivistleri, bölge mahkemesinde eylemleri kabul ederek para cezasına çarptırıldı. Kopenhag uluslararası iklim değişikliği görüşmelerine denk getirilen eylem, bir dizi Greenpeace protestosunun üçüncüsüydü. Eylemciler, kompleksteki üç duman bacasına ve bir vince tırmanmış, afiş ve pankartlar açarak seslerini duyurmuşlardı. Yaşları 18 ile 46 arasında değişen, Alberta, Ontorio, İngiliz Kolombiyası, İsveç, Hollanda ve Fransa’dan eyleme katılan12 Greenpeace aktivisti, Sherwood Park Bölge Mahkemesi’nde bunları yaptıklarını kabul etti. Greenpeace sözcüsü Mike Hudema aktivistlerin protestonun olası yasal sonuçlarının farkında olduklarını fakat endüstrinin çevre sorunlarını ortaya çıkarmak istediklerini söyledi. Atmosfere saldığı karbondiyoksit ile küresel iklim değişikliğine neden olup geleceğimizi karartan ve hala yatırımlarını yenilenebilir enerjiye kaydırmayan Shell Kanada’nın sözcüsü yasal süreçle ilgili konuşmayı reddetti.

Türkiye’nin pek çok bölgesinden eylemcilerin destek verdiği Loç Vadisi’ndeki HES direnişi, artarak ve HES projelerini yapmak isteyen şirketin İstanbul’daki merkezinin önüne kadar sıçrayarak sürerken, Loç Vadisi’nde HES taraftarları da ortaya çıktı. Kastamonu Cide Loç’ta bir kahve önünde toplanan 20 ve içinde Loç Vadisi’ndeki dört köyün muhtarının yer aldığı küçük bir grup, HES isteriz eylemi yaptı. Grup, “Türkiye’nin enerjiye ihtiyacı var” gibi yazılar yazan 3-4 döviz açtı. Alternatif eylemde, Hamitli Köyü, Çamdibi Muhtarı, Şen Köyü Muhtarı, Karakadı Köyü Muhtarı, ağız birliği yaparak baraj istediklerini ve böylece bölgede istihdam sağlanacağını savundu. Muhtarlar, bir haftadır Cide’deki köylerin çoğuna elektrik verilmediğini, Cide merkeze ise Kapusuyu Santrali’nden elektrik verildiğini söyleyerek, HES istediklerini belirtti. 3 hafta önce Bayındırlık ve İskan Bakanı Mustafa Demir, Yalova’da özel sektörce yapılan termik santral yüzünden kendisini protesto edenlere, o gün Yalova’da elektriklerin kesik olmasını örnek vermiş ve, “Enerjiye ihtiyacımız var” diyerek yanıtlamıştı. Bu gibi örnekler, geçmişten bugüne enerji ile ilgili protestoculara karşı haklılık gerekçesi ortaya atabilmek için ‘elektrik kesintilerinin’ bir koz olarak sıkça kullanıldığı şeklinde yorumlanıyor. Soru elektrik ihtiyacı değil zaten, Loç halkının sorduğu soru elektriğin nerede ve hangi yöntemle üretildiği ve ne kadar, kimin tarafından çar çur edildiği.

Greenpeace, Nijer’de, Somair’in uranyum maden işletmesinden 200,000 litre metreküp radyoaktif atık sızdığını bildirdi. Aghir in’Man adlı bir Sivil Toplum Örgütü adına tesisi inceleyen Almoustapha Alhacen, tesisin 11 Aralık’tan bu yana iki hektarı kirlettiğini doğruladı. Nükleer reaktör üreticisi Paris merkezli Areva 2009’da dünyanın en büyük uranyum madencisiydi. Geçen yıl şirket, nükleer yakıt olarak işlenmek üzere 8,626 ton radyoaktif madde çıkardı. Areva’nın sitesine göre, Somair Areva’nın 2009’da 1,808 ton uranyum üretmiş olan bir alt şirketi. Somair’in üretiminin 2012’de 3,000 tona çıkartılması planlanıyor. 200,000 litre metreküp radyoaktif atık sızarken Fransız Areva şirketinin basın-yayın müdürü Patricia Marie konu hakkında ilk etapta bir yorum yapmaktan kaçındı. Nijer hükümet sözcüsü Laoli Dandah da yine konuyla ilgili sorulara yanıt vermedi.

İngiliz petrol şirketi BP'nin Meksika Körfezi'ne sızıntı yapan petrol kuyusunu kapattığını ve sızıntıyı durdurduğunu açıklamasının üzerinden beş ay geçmesine rağmen, petrole bulanan hayvanları kurtarma çalışmaları devam ediyor. 20 Nisan tarihinden beri 2 bin 79 kuşun, 456 deniz kaplumbağası ve iki yunusun petrolden temizlendiği çevre felaketinde, 2 bin 263 kuş, 18 kaplumbağa ve dört yunus kurtarılamadı. Daha yüzbinlercesi denizde yitip gitti. New Orleans'taki Aubudon Su Merkezi, hâlâ hayvanları temizleyerek geri denize bırakıyor. Merkezin sözcüsü Meghan Calhoun, "Rehabilitasyon çalışmaları çerçevesinde yaptığımız harcamalar 500 bin dolara ulaştı" dedi. Petrol çıkarmanın maliyeti bunla da sınırlı değil şüphesiz. Savaşlar, ikim değişikliği ve buna bağlı olarak yitip giden bizim ve çocuklarımızın geleceği.

Türkiye'nin en büyük araç filolarından birine sahip olan Türk Telekom, 2010 yılı başında gerçekleştirdiği optimizasyonlar sonucunda araç filosundan kaynaklanan karbon salımını yaklaşık 2 bin 200 ton azalttı. Bunun için filodaki araç sayısının düşürülmesinin yanı sıra, filodaki araçlar da yeni nesil araçlarla değiştirilerek tasarruf sağlandı. Alınan önlemler sonucunda geçen yılın aynı dönemine kıyasla akaryakıtta yüzde 10’luk, mesafede ise yüzde 13’lük tasarruf sağlandı. Türk Telekom İnsan Kaynakları Destek ve Regülasyon Başkanı Şükrü Kutlu, şirket olarak çevreci hizmet ve uygulamalarını sürdüreceklerini açıklayarak, tüm ofislerinde kullanılan kağıtların geri dönüşümü sayesinde her ay yaklaşık 640 ağacı da kesilmekten kurtardıklarını söyledi. Bu tip uygulamaların bütün şirketler için bir standart olmasını bekliyoruz.

Loç Vadisi HES’lerine karşı bölge halkının İstanbul’da yürüttüğü protesto eylemlerine Son Irmak Doğa Orkestrası’nın Çigan müziği ekibi destek verdi. HES’leri yapacak Fındıklı-Tophane arasındaki ORYA Enerji AŞ şirket genel merkezinin önünde süren oturma eylemine katılan doğa müzisyenleri, burada müzikleriyle HES’lere karşı eyleme katıldı. Oturma eylemi ORYA Enerji’nin LOÇ Vadisi’ndeki yatırımlarından vazgeçtiğini açıklayana kadar süreceği ifade eden eylemcilere Son Irmak Çigan Orkestrası, Kemanda Beyhan Öztürk, Gitarda Orhan Altunsöğüt, Kontrbasta Akif Çarık’la eylemcilere Çigan müziği ile moral verdi.

Hükümetler Honolulu'da, Batı ve Merkez Pasifik Balıkçılar Komisyonunda (WCPFC), Pasifik ton balığı stoklarının geleceğine karar vermek için toplandı. Bu arada Greenpeace, Alman, Avusturyalı ve Avustralyalı perakende satıcıların, Pasifik kümeleme araçları (FAD) kullanılmadan yakalanan ton balıklarının konservelerini satma kararını alkışladı. FAD destekli gırgırlarda sadece hedeflenen ton balığı yakalanmıyor. Küçük ton balıkları, köpekbalıkları, kaplumbağalar ve diğer hayvanlar da ağa takılıyorlar ki bu da, deniz yaşamını yok ediyor. Greenpeace birçok perakende satıcıyla görüşme halinde ve bunların yakın gelecekte FAD kullanılmış ürünleri satmamaları bekleniyor. Greenpeace’den Sari Tolvanen, “Perakende satıcıların düzgün yakalanmış sürdürülebilir ton balığı satmaları gerekiyor ve burada Honolulu’da Pasifik ton balığı stoklarını kurtarmak için harekete geçilmezse yapılan tahrip edici balıkçılık ton balığını yer yüzünden silecek” diyor.

Manisa’nın Çaldağ beldesindeki nikel madeninin işletme haklarını alan ve beldedeki ormanlık alana vereceği zarar konusunda tepkiyle karşılaşıp, tahsis için izin almada sorun yaşaşan European Nickel Madencilik (ENK), yatırımlarını Filipinlere kaydıracağını duyurdu. Türkiye’de 300 milyon doların üzerinde yatırım planlayan ENK, Çaldağ’daki madenle bağlantılı olarak orman tahsisi için izinler konusunda gereken bekleme süresi içinde Filipinlerde Acoje nikel projesine ilişkin nihai fizibilite çalışmalarını hızlandırdığını açıkladı. Şirketin bu kararı almasında Turgutlu, Akhisar, Salihli halkı ve kurumların baskısı etkili olurken, Çaldağ da üretim süresince kullanılması söz konusu olan 800 bin tanker dolusu sülfürik asitin etkisinden kurtuldu. Bu sefer şirket sülfürik asiti Filipinler’de kullanacak. Sevinsek mi üzülsek mi bilemedim. Gediz Havzası’nda kurulacak nikel madeni çevre katliamına neden olacaktı şimdi katliam Flipinlerde gerçekleşecek. Bu arada tehlike de sürüyor çünkü yetkililer Çaldağ’dan vazgeçmediklerini ancak orman tahsis izni çıkana kadar zaman kaybetmemek adına bu karara vardıklarını bildirdi.

Artık tamamlanmakta olan birinci gündem maddemiz, Meksika’daki Cancun BM İklim Zirvesi. Iklim fonu üzerine görüşmeler ABD tarafından sekteye uğratılmışa benziyor. Çin’den istedikleri şeffaflık ve bağlayıcılık taahhütlerini alana kadar görüşmeleri geciktirirlerken, yeni bir fonun kurulmasıyla ilgili farklı yasal problemlerden söz ediyorlar. İklim fonu bazı müzakerecilerce hala Cancun’dan çıkabilecek bir şey gibi görülüyor olsa bile, bakanların tıpkı Kopenhag’da olduğu gibi, önümüzdeki yıl boyunca fonu oluşturacaklarını söylemenin dışında bir şey yapmayacakları güçlü bir olasılık. Ancak hükümetlerin tartışmasına sunulan yeni metinde bazı ilginç gelişmeler var. Bu metinde, yalnızca gelişmiş ülkeleri ilgilendirmesine rağmen, gezegeni kurtarmak için doldurulması gereken giga ton boşluğundan açık olarak söz ediliyor ve Kopenhag vaatleri hem Kyoto Protokolü dahilinde hem de Kyoto dışındaki sınırlarıyla bağlanıyor. Ayrıca, gelişmekte olan ülkelerin şeffaf olmasının gerekliliği belirtilirken, gelişmiş ülkelerin tarihi sorumluluğuna da atıfta bulunuluyor. İklim Zirvesi'nde sonuç aşamasına yaklaşılırken gigaton boşluğuna yapılan atfın kalıp kalmayacağı, gelişmiş ülke güvencelerinin KP kararlarına dayandırılıp dayandırılmayacağı hususu gibi belirsiz. Bağlayıcı bir anlaşma konusunda beklentiler düşük. BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, ülkelere "Elinizi çabuk tutun" çağrısı yaptı. Meksika’daki buluşmaya Kopenhag’da olduğu gibi çok sayıda hükümet ve devlet başkanı katılmadı. Yaklaşık 30 ülkenin devlet ve hükümet başkanı zirveye iştirak etti. Diğer ülkeler ise bakanlar düzeyinde temsil ediliyor. Ancak Cancun'daki iklim müzakereleri oldukça zorlu sürmeye devam ediyor. Uluslararası toplum, süresi 2012 yılında dolacak olan Kyoto Protokolü’nün yerini alacak bir anlaşma üzerinde uzlaşma sağlamaya çalışsa da şu ana dek önemli bir adım atılamadı. BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, kaybedilen her anın, ekonomik, ekolojik ve insanî açıdan ek masraflar doğurduğu uyarısında bulundu. Ban Ki Moon, “İklim değişikliği bir gecede yaratılmadı. Bir gecede de çözülmeyecektir. Ancak her ülke çözümün bir parçası olmalı, her ülke bir rol oynamalıdır" dedi.

Hiç yorum yok: