Gezegenin Geleceği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezegenin Geleceği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2019 Pazar



Mars yüzeyinde bulunan Korolev Krateri kızıl gezegen doğasının ne denli olağanüstü ve güzel olduğunu gösteriyor… Şimdi yok edilme sırası Mars’ta mı?

Good4Trust.org Fransa Temsilcisi Selin Gücüm’ün “Marsı hak etmek” yazısını mutlaka okumalısınız!

16 Haziran 2018 Cumartesi

Pazarlamasyon atmasyon - yakın gelecekte ortaya çıkacak 6 meslek

Şöyle bir yazı ile karşılaştım "Yakın Gelecekte Ortaya Çıkması En Olası 6 Meslek"

Bu yazı bazılarının geleceği nasıl gördüğüne dair kaygı verici. Zaman zaman bu tür fikirlere çok sayıda insanın sahip olabileceği düşüncesiyle karamsarlığa kapıldığım da bir gerçek... 

Gelelim yazının iddialarına... Gelecekte çöp mühendisleri olacakmış... atık sorununu çözmek için gerekeceklermiş... iyi de atık sorunu zaten var! Bu sorun çöp mühendisleri tarafından değil sistem bilimcilerin katkısı ile "çöpü" üreten işletmedeki bütün disiplinlerin birlikte çalışması ile çözülecek... mühendis birilerine "sorun" havale edilmeyecek. Çünkü çöp kavramı ortadan kalkacak... işletmelerimiz bir ağaç gibi, bir ağaçkakan gibi, bir mantar gibi olacak - ekonomimiz ise bir orman gibi olmak zorunda kalacak... ormanın çöp ürettiğini gören oldu mu aranızda?

Bir başka iddia Alternatif Enerji Danışmanları güneş, rüzgar ve hidroelektrik yetmediği için bize en doğru yakıtı gösterecekmiş. Bu danışman sevdasını anlayabilmiş değilim - danışman işe yarasa bize var olamayacak yakıtları önermez... yakmak kadar ilkel ve kirletici bir yöntemi kullanacak değiliz herhalde... Enerji geleceği, sadece elektrik olacak. Yegane elektrik üretim kaynağı ise, fotosentezle yaşamı var ettiği gibi, güneş olacak. Rüzgardan elde edilen enerji zaten dolaylı güneş enerjisi. 


Gelecekte enerji üretiminde bildiğimiz kimya, fizik ve elektrik mühendisleri çalışacak. İşin de danışmanlığına değil kurulum hizmetini verecek eğitimli ara teknik elemanlara ihtiyaç olacak.

Bir başka geleceğin mesleği olarak önerilen Uzay Host ya da Hostesi ise traji komik bir saptama, zira bu mesleğin anlamlı olması için uzaya gitmek isteyen bir kitle gerekiyor. Uzay koşullarında yaşam veya turizm yerine Nautilus ile deniz altında 20 bin fersah daha ilgi çekici veya kolay olurdu. Kaldı ki gelecekte dahi maliyeti ve uzay koşulları ancak çok az sayıda insanın uzaya gitmesine olanak sağlayacağı için bu görevlerin bir iş kolu olması söz konusu değil. 

Bilgi sahibi olmadığım Kişisel IoT Güvenlik Onarım Personeli veya Tıbbı Danışmanlar gibi konularda ahkam kesmeyeceğim.

Ama size neden bu öngörülerin tüylerimi diken diken ettiğine dair bir açıklama vereyim... ben bu yazıyı yazarken Atmosferdeki karbondioksit yoğunluğu ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’ne bağlı olarak Havai’de faaliyet gösteren Mauna Loa İstasyonu'nda 411,25 ppm olarak ölçüldü. Atmosferdeki milyon parçacık içindeki karbondioksit yoğunluğunu gösteren bu değerin 350 ppm'i aşması iklim değişikliği açısından güvenilir sınırın aşıldığı anlamına geliyor. Bu sınır ilk defa 1988’in Ocak ayında ölçülen 350,39 ppm ile aşılmıştı. Sanayileşme öncesi 280 ppm düzeyinde olan bu değer son 800 bin yıldır 300 ppm seviyesini aşmamıştı. Yani işin kısası yakın gelecekte geriye kalacak tek meslek mezar kazıcılık olabilir... eğer hala bu meslekleri geleceğin meslekleri olarak gören kafa ile devam edersek...



17 Temmuz 2013 Çarşamba

Koç University Social Impact Forum is looking for Post Doctoral Research Fellows

Bana gelen bir güzel haberi paylaşıyorum - sosyal inovasyon ve sosyal girişimcilik Türkiye'de gelişimine devam ediyor - Uygar

Mikado Sürdürülebilir Kalkınma Danışmanlığı tarafından altyapısının oluşumuna destek verilen Koç Üniversitesi Sosyal Etki Forumu (KÜSEF) bünyesine Doktora Sonrası Araştırma Görevlisi dahil edilecektir. İlgilenen adaylar Koç Üniversitesi Sosyal Etki Forumu ve başvuru hakkında detaylı bilgiyi İngilizce olarak aşağıda bulabilirler.
 



Koç University Social Impact Forum is looking for Post Doctoral Research Fellows
September 2013-September 2015

Post Doctoral Research Fellow Position at Koç University Social Impact Forum 

Location: Koç University Rumeli Feneri Campus, İstanbul, Turkey

Koç University Social Impact Forum (KUSIF ) was founded in November 2012 to foster social innovation through education, research, and collaboration to create social impact.

KUSIF invites applications for two postdoctoral research fellows to enhance its research efforts on social impact measurement. The position will be held for a 24-month period, from September 15 2013 to September 15 2015.

We are looking for motivated scholars with an international vision whose research interests are compatible with the Forum's orientations. They will work under the supervision of the Forum's Academic Director under KUSIF, and will be affiliated with KUSIF Team. The work environment will be in English.

Roles and responsibilities:
  1. managing and contributing / or developing to specific research projects on social impact measurement within the Forum's agenda
  2. managing and contributing / or developing social impact measurement frameworks and social impact indexes for the use of the social organizations and private sector. Sector-specific impact metrics could be also developed for more focused social impact generation.
  3. managing and contributing to the production of case studies
  4. contributing to the dissemination of research findings, in particular through peer-reviewed publications and conferences
  5. contributing to the organization of research seminars, workshops, and conferences
  6. preparing additional project proposals for national and international funding agencies.

Qualification requirement: 
  • PhD in management, economics, sociology, psychology, educational sciences, or related fields
  • Expertise with the use of a broad array of data collection methods, qualitative and quantitative research methods
  • Research interests compatible with the orientations of the Forum
  • Knowledge of and interest for the field of civil society, social entrepreneurs, etc.
  • Ability to publish research in high quality publications
  • High competence in English
  • Be able to demonstrate a developing record of research; and will have excellent communication and organizational skills. 
Interested applicants should submit inquiries and applications electronically to Gonca Ongan, gongan@ku.edu.tr, by latest September 01, 2013 (applications will be processed on a rolling basis):
  • Cover letter and a research statement
  • Curriculum vitae
  • Writing Samples (preferably copies of published work)
  • Two reference letters (e-mailed directly by referees to the address above)
Admitted Fellows are offered:
- Salary
- Office space and laptop
- Free housing nearby campus
- Private health insurance
- Coverage of expenses to participate in scientific conferences

KOÇ UNIVERSITY SOCIAL IMPACT FORUM 

Koç University Social Impact Forum (KUSIF ), located in Istanbul at Koç University Rumeli Feneri Campus, was founded in November 2012 to foster social innovation through education, research, and collaboration to create social impact.

KUSIF is structured to be both "the Research and Practice Center" and "the Social Innovation Catalyzer." KUSIF has a mission of creating, measuring and communicating social impact.

In this regard, KUSIF has three objectives:
  • Creating sustainable programs and local stakeholder networks to generate social impact through collaborative action
  • Measuring social impact by developing metrics & evaluation tools
    • Become the resource for assessment in the region
    • Leading efforts toward comprehensive situational assessment of Turkey's social impact efforts
  • Communicating results and knowledge about social impact creation through publications, regular events, our visionary speaker series, and our annual symposium

KUSIF works closely with the Research Centers at KU to add nuances of social impact development & assessment to existing efforts. KUSIF will serve as a platform for research in various social innovation topics and social impact measurement, especially about Turkey. Additionally, KUSIF will carry out its activities in collaboration with specialists or organizations in different disciplines and backgrounds. Stakeholders of KUSIF are Koç University (Students, Faculty Members, Staff and Alumni); Social Sector (NGOs; Public Institutions; Social Entrepreneurs); Private Sectors(Enterprises, Entrepreneurs, Intrapreneurs.)

At present, KUSIF has the Executive Board consisting of 5 members:
  • Professor Zeynep Aycan, Academic Director of KUSIF, Director of Graduate School of Social Sciences and Humanities
  • Professor Zeynep Gürhan Canlı, Director of Graduate School of Business
  • Professor Önder Ergönül, Faculty Member, School of Medicine
  • Ayşe İnan, President of the Executive Board, Director of International Programs,
  • James Halliday, International Coordinator for Strategic Advancement.

As a team, KUSIF has the Managing Director, Gonca Ongan; Assistant Project Specialist, Kazım Yılanlıdağ and as well as student interns, work studies, student volunteers. KUSIF will increase its human resource progressively.

30 Nisan 2013 Salı

Küresel Çevre Yönetişiminde Vatandaş Gücü - Uygar Özesmi


Küresel Çevre Yönetişiminde Vatandaş Gücü

Dr. Uygar Özesmi


Krizin derinliği

Günümüzde çok derin ve küresel bir yönetişim krizi yaşıyoruz. Artık gezegenin insan hakları bağlamında adaletli ve merhametli yönetilip yönetilmediği sorusu önemini yitirdi, çünkü yönetilemediği bariz bir şekilde ortada. İnsanlar, gezegenimiz tarihinde, hatta jeolojik zamanda dahi görülmemiş bir hızda atmosfer kimyasını değiştiriyor; gezegeni insanlar için yaşanmaz hale getirirken bir yandan da diğer canlılar için biyolojik bir soykırımın sorumlusu.

Dünyanın en saygın bilim adamları, bugün içinde yaşadığımız vahşeti bize bütün çıplaklığıyla anlatıyor. 2007’de Bali’de Birleşmiş Milletler İklim Konferansı’nda gençler kürsüye çıktı ve “kral çıplak” dedi. Bilim adamları, çocuklar, gençler, toplumu sorgulayanlar, aydınlar çağın farkındaydı. Dünya genelinde ekonomik, sosyal ve ekolojik felaketleri tetikleyecek tehlikeli iklim değişikliğine hızla yaklaştığımızı görüyor ve bunu haykırıyorlardı. Çocuklarımız, hatta biz bile, tehlikeli iklim değişikliği yani küresel ortalama sıcaklığın 2 santigrat derecenin üstüne çıkması durumunda büyük acılar çekebiliriz. Buna rağmen, Bali’de başlayan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi için bağlayıcı, yüksek hedefli ve adil bir uluslararası antlaşma süreci, 2009 Kopenhag fiyaskosundan sonra Cancún, Durban, Doha derken 2013’te hala bir sonuca bağlanmış değil. Felaketler vurmadan bağlanacak gibi de görünmüyor. Dolayısıyla ciddi bir küresel yönetişim krizinin içindeyiz. Bir yönetişim krizi olmasa hala varil varil petrol ekonomiyi ateşlemezdi; arabalarda yakılan milyonlarca varil petrol atmosferi kirletip iklimleri değiştirmezdi; üretim zincirinde fabrikalardan çıkan milyonlarca varil zehirli atık dünyamızı ve bizi zehirlemezdi.

Bir yönetişim krizi var çünkü Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne (FAO) göre hayvancılık sektöründen kaynaklanan sera gazı salımları yüzde 18. Yani küresel iklim değişikliğinin yüzde 18’inin sebebi et, süt ve yumurta ürünleri. Hâlâ sığırların beslenmesi için ormanlar yakılıp yerine mısır ve soya fasulyesi tarlaları açılıyor. Yakılan ormanlar ayrıca sera gazı salımına neden oluyor ve bu bölgelerdeki biyoçeşitlilik azalıyor. Mevcut tarım arazilerinin yüzde 30’u ise hayvan yemi yetiştirilmek üzere ekiliyor. Peki FAO bunu neden önleyemiyor?

Ne demokratik ve totaliter hükümetler, ne uluslararası örgütlerler ne de uluslararası antlaşmalar gezegendeki tehlikeli gidişatı önlemiyor, aksine her geçen gün hızlandırıyor. Sera gazı salımları hala hızla artıyor, yılda 140 bin canlı türünün yeryüzünden silindiği tahmin ediliyor, dünya nüfusu geçen yüzyıla oranla 3 kat artmasına rağmen, suyun kullanımı 6 kat arttı. Bu gidişle 2050’de temiz ve yeterli suya erişim tamamen ortadan kalkacak; hatta sadece tatlı su problemleri ile karşılaşmayacağız, denizlerdeki bütün balık stoklarının da çökeceği tahmin ediliyor.

Yeni yönetişim yapıları

Hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların bu problemleri ortadan kaldıramayacağı ortaya çıkmış durumda. Bu yapılar, her ne kadar, iklim değişikliği, ekonomik adalet ve finansal kurumların topluma hesap vermesi konusunda etkili olamasalar da çalışmalarını sürdürmelerinin bir zararı yok. Hatta, bazı sivil toplum kuruluşları, bir sonuç çıkar umuduyla, bu süreçlere katılıp, baskı yapmayı sürdürüyor. Ancak, pek çok sivil toplum kuruluşu, genel eğilime göre “yeter ki gölge etmesinler başka ihsan istemez” diye düşünüyor. İnsan ve doğa hakları alanında çalışan ulusal ve uluslararası sivil toplum örgütleri ve halk hareketleri tarafından çözümün artık ancak mevcut sivil toplum örgütlerinin çabaları, yeni doğacak yapılar ve tabandan bir hareketle çözülebileceği yoğun kabul görüyor.

Girişimci bireyler ve sivil toplum kuruluşları artık çevrim içi teknolojileri kullanarak yeni örgütlenmeleri ve çözümleri yeni yapılarla üretiyorlar. Toplumsal hareketler ve özellikle çevrim içi (online) seferberlikler yeni vatandaş hareketlerinin yükselişte olduğunu gösteriyor. Tarihte son 3 yıldır güçlenen çevrim içi teknolojiler ve araçlar sayesinde insanları toplumsal değişim için seferber etmek hiç bu kadar kolay olmamıştı. Küresel ve yerel çevre sorunlarının bütün toplumun yaşam kalitesini düşürdüğü ve artık küresel iklim değişikliğinin bütün insanlığı ve medeniyeti tehlikeye soktuğu günümüzde, teknolojiyi sorgulamak kadar doğal bir şey olamaz. Nitekim internet teknolojisinin çıkışı sorunun derinlerinden, hatta çekirdeklerinden birinden geliyor. İnternet, ilk olarak, balistik nükleer füze tesisleri arasında iletişimi sağlayacak bilgisayarlar için ileri askeri araştırma enstitülerinde geliştirildi. Teknolojiyi kullanma biçimimiz ve teknolojinin olanaklı kıldığı kontrolsüzce tüketmeye dayalı endüstriyel devrim, bugün yaşadığımız büyük sorunların en önemli nedenleri arasında. Ancak, bu araç bugün hala kötülükler için kullanılmaya devam ederken aynı anda önemli bir özgürleşme ve kurtuluş aracı olarak da ortaya çıkıyor.

Ortaya çıkan bu yeni modellerden, hatta belki yapılardan birisi Change.org. Change.org çok basit görünen ancak temelden dönüştürücü bir misyonla ortaya çıkıyor, amacı insanlara çevrelerinde görmek istedikleri değişimi yaratabilmelerine olanak sağlamak için güç verecek bir araç sunmak. Bunun sonucunda oluşması tahayyül edilen dünya, değişimin insanların günlük yaşamının bir parçası olduğu ve hiç kimsenin kendisini çaresiz hissetmediği bir dünya. Vatandaşların her konuda harekete geçerek, yetkilileri zorlayarak, yetkililerin vatandaşlara karşı doğrudan sorumluluklarını yerine getirdikleri bir gelecek. Dünyanın içinde bulunduğu yönetişim krizinden çıkmanın yollarından biri, belki mevcut demokrasi anlayışını seçimlerden seçimlere yaşanılan veya büyük şirketlerin güdümünden ve lobi çalışmalarından etkilenen bir sözde demokrasiden kurtararak gerçek demokrasiye doğru yol almak.

Change.org’da şu anda 30 milyondan fazla insan bulunduğu ve bu insanların toplumsal değişim için her gün 1000’in üzerinde açılan kampanyada imzalarıyla etkin olduğu düşünülürse, buradaki taleplerin toplumu tamamen tabandan, halkın istediği şekilde şekillendirebileceği düşünülebilir. İnsanlar bir araya geldiğinde dünyanın hem en basit hem de en güç problemlerini beraberce çözebilirler. Unutmamak gerekir ki, yerelde başlayan küçük değişimler de bir araya geldiklerinde büyük değişimleri oluşturabilirler. Bir zamanlar “arka bahçemde istemem” kampanyalarının sosyologlar ve hatta çevre hareketi tarafından küçümsendiğini hatırlamak gerek. Ancak biraz daha derin düşünecek olursak, herkes bir araya gelerek arka bahçesinde kömürlü termik santral değil, bunun yerine yenilenebilir enerji isterse; bunun sayesinde dünyada kömürlü termik santraller yapılmaz ve yerine yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği politikaları gelir. Bu sayede, büyük ölçüde iklim değişikliği sorunu çözülmüş olur. Buna ek olarak bütün kentlerde vatandaşlar ulaşım politikalarına dair bisiklet dostu ve toplu taşıma odaklı politikalar isterse, zincirleme kampanyalarla kentleşme politikalarında ciddi bir değişim yaratabilirler. Bunun için öncelikle yerel yönetimlerin vatandaşlarını dinlemeleri gerekiyor. İşte bunu yapabilecekleri en güzel mecralardan birisi, Change.org. Türkiye’de Change.org’un 400.000 (Nisan 2013'de) üyesi var ve bu üye sayısı her ay 40.000 kişi artıyor. Bu insanlar gelecekleri için, hayatlarına dair doğrudan ses çıkartan ve çekinmeden imza atan yüzbinlerce, belki yakında milyonlarca insan.

Türkiye’de bu insanların yarattığı değişime dair güzel örnekler ortaya çıkmaya başladı bile... Bisikletli ulaşım politikalarına örnek olarak, bisikletli ulaşım için toplumsal hareketler, Change.org’da açtıkları kampanyayla Kadıköy’deki bisiklet yolunun motorlu araç sahiplerinin baskısına rağmen sökülmesini engelledi. İzmir’de bisikletliler daha önce yasak olan, bisikletlerin metroya binebilmesi için gereken izni çıkarmayı başardı. Bisiklet kazalarının önlenmesi için, yine İzmir’de, kanalizasyon mazgallarının yönü değiştirilerek paralel konumdan dik konuma getirildi ve bundan sonra İzmir’de yol yapımları, çapraz mazgallarla bisiklet dostu olarak tasarlanacak. Hali hazırda ülkenin 8 değişik kentinde bisiklet yolları yapılması için belediyelere yönelik kampanyalar yürüyor. Yine, vatandaş katılımına duyarlı olan Kadıköy Belediyesi’ni ele alacak olursak, açılan kampanyalar sonucunda bütün çocuk parkları engelli çocukların kullanımına uygun olarak yeniden şekillendirilecek. Moda parkı ise betonla kaplanması planlanırken, parkın toprak zemin olarak kalmasına yönelik kampanya sayesinde, inşaat aşamasına gelmiş olmasına rağmen proje değiştirildi. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Geleceğin politikacıları ve yerel yöneticileri, artık sorumlu oldukları halkın öfkelenmemesi ve isyan etmemesi için, geleceği onların istedikleri doğrultuda yaratmak için onların sesini dinlemeleri gerekiyor. Bu bağlamda, yeni internet teknolojilerinin de yardımıyla temsili demokrasiden hızlı bir biçimde katılımcı demokrasiye geçişi görmeye başlayacağız. Bu yönetişim krizini aşmanın en önemli bir aracı aktif vatandaşlık. Yönetime ve kararlara aktif katılım daha önce köy bazında varken, kentleşme ve ulusallaşma süreci içinde bu gücü halk kaybetti. Bu yeni çağda, aktif katılımın yeniden doğacağını öngörebiliriz. Buna güzel bir örnek, yakın zaman önce İzlanda’da halkın tamamının katılımıyla gerçekleştirilen anayasa sürecidir. Hem yerel hem de ulusal düzeyde, politikalara kitlelerin eğiliminden uzak karar verilemeyeceği gerçeği her gün güçlenecek. Birleşmiş Milletler’e bağlı örgütler de eninde sonunda ulusal düzeyde gerçekleşecek bu değişime uyum sağlamak zorunda kalacak.

Yeni bir Sosyal Antlaşma

Bütün bu gelişmeler ışığında yeni bir sosyal kontratın, bir sosyal antlaşmanın gerekliliği bütün çıplaklığıyla ortada, çünkü eninde sonunda bu toplumsal hareketlerin ve eylemlerin taleplerini mevcut yerel, ulusal ve küresel kurumların yerine getirmesi gerekiyor.

Bu gereklilikten yola çıkarak Eylül 2012’de CIVICUS Dünya Kurulunda “Yeni Bir Sosyal Antlaşma için Montreal Sivil Toplum Taahhütleri” oluşturularak ilan edildi. Bu yeni antlaşmaya göre katılımcı, yani herkesi dahil eden, demokratik ve adil bir yeni antlaşma için sivil toplumun neler yapması gerektiği ortaya kondu. Buna göre, sivil toplumun internet teknolojilerinden gelen yeni imkanları da kullanarak, alışılagelmişin dışında ve akıllı, yatay ve uzlaşıya dayalı birlikler oluşturarak bağlantı kurması, ağlar ve işbirlikleri yaratması gerekiyor. Bu bağlar sadece kurumsal sivil toplum kuruluşları arasında değil, özellikle yeni sosyal hareketler ve grupları kapsamalı, zira değişimin yeni sesi buralardan geliyor. Sosyal hareketlerin başarıya ulaşması için, internet teknolojilerinden faydalanırken bir yandan da bunu eski yöntemlerle bağdaştırmak son derece önemli. Çevrim içi eylemler özellikle çevrim dışı eylemlerle birleştirilmeli ve bağdaştırılmalı. Burada kullanılan bütün teknolojilere erişimi bulunmayanlar ve özellikle ekonomik adaletsizlikler yüzünden erişimi kısıtlı olanlar ve dışlanmış toplumu dahil edecek başarılı yöntemler geliştirilmeli. Dikkat edilmesi gereken bir örnek olarak, Dijital Ayrım (Digital Divide) kavramı verilebilir. Bahsettiğimiz küresel süreçlerde yerelin önem kazanmasına paralel olarak, insanların sivil topluma gerçek katılımını sağlamanın ilk adımı yerel ve gönüllü katılıma önem vermekten geçiyor.

Sivil toplumun taahhütleri kapsamında, toplumla ve özellikle yerel ilgi sahipleriyle olan etkileşimden doğan veriler ve görüşler sivil toplum kuruluşlarına ayna olmalı. Etkileşimden doğan görüşler, sivil toplumun yönelimlerini yeniden oluşturmalı ve canlandırmalı. Bu bağlamda, sosyal ve politik açıdan dışlanan grupların, özellikle kadınların, gençlerin, çocukların ve azınlıkların sesini ve sorunlarını göz önünde bulundurmak ve onları bu sürece dahil etmek öncelikli olmalı. Dahil ederken herkesin korunaklı alanlara, süreçlere, gelişime ve yükselmeye erişimlerinin olmasını sağlamak gerekiyor.

Toplumsal katılımı sağlarken sivil toplumun kendisine ilişkin alanları da korumayı ihmal etmemlidir. Bu alanları korurken uluslararası destekler ve işbirlikleri önem kazanır, eylemlerin de kendini ulusalda ve yerelde güçlü bir biçimde göstermeye devam etmesi gerekir.

Yerelde, dinamik bir alanda ve çeşitli ilgi sahipleri ile çalışırken elleri kolları bağlayan bir rölativizme de kapılmamak gerekiyor. Bu açıdan Montreal Taahhütleri kapsamında önerilen insan hakları çerçevesinde çalışırken, insanların onuru, özgürlüğü, adaleti ve eşitliği için haklar üstüne odaklanmak gerektiği aşikar. Sivil toplum çalışmaları bilgiye dayanırken bir yandan da bu bilgi, düşünce ve uygulamalar yereldeki toplulukların kendisinden gelmeli. Bilgi, kendi bağlamında ve ilgili olduğu kişilerce üretilmeli.

Yine taleplerin toplumsal ve doğal fayda üzerine kurulmasından yola çıkarsak sivil toplumun sürüdürülebilirlik konusunu merkeze alması gerekiyor. Merkeze almak için de kalkınma ve zenginlik kavramları yeniden tanımlamak şart. Sonuçta, gezegenin yönetişim krizine çare olarak her alanda biyolojik çeşitliliğin ve doğanın korunmasını önceliklendirmek gerekiyor.

Yeni Sosyal Antlaşmanın Yönetişim Ekseni

Sivil toplumun mevcut yönetim kurumlarından beklentileri, kararların ve politikaların arz yerine talep tarafından şekillendirilmesi olmalı. Tükenmekte olan her türlü kaynakta talebi yönettiğimiz takdirde doğaya zarar vermenin önüne geçebiliriz. Bu açıdan hem sivil toplumun hem de devlet kurumlarının kendilerine kaynak sağlayan kurumlara, örneğin vakıflara, bankalara ve uluslararası finans kuruluşlarına değil, vatandaşlarına karşı sorumlu olması gerekiyor.

Sivil toplum kuruluşlarının da devlet ve vakıf fonlarına olan bağımlılığını azaltması, hatta mümkünse kaldırması ve her halükarda fon kullanımında tamamen şeffaf ve bağımsız hareket etmesi şart. Fon kaynakları açısından da sivil toplumun artık topluma dönerek yaygın desteklere ve kitle fonlarına (crowdfunding) yönelmenin yollarını araması gerekiyor.

Sivil toplum mevcut kurumlarla veya sistemin kendisiyle olan mücadelesinde sonuç alabilmek için yaratıcı, yenilikçi ve stratejik olmalı ve de gücünü kullanırken soruna doğru noktalardan girmeli, kırılma noktalarına ve kaldıraçlara odaklanmalı.

Özel sektörle, yani kâr amacı güden şirketlerle olan ilişkisinde dikkatli olmalı ve bunun getirisi olduğu kadar götürüsü de olabileceğini görmeli. Bununla beraber, sivil toplumun yeni gelişmekte olan ve gitgide güçlenen sosyal fayda şirketleri ve sosyal girişimlerle daha sıkı işbirliklerine giderek, mevcut sorunun önemli nedenlerinden olan kâr ve ekonomik büyüme odaklı özel şirket yapılarına alternatif olarak doğan bu yeni ekonomik yapılarla güçlü ilişkiler kurması gerekiyor. Bu ilişkilerin de aynı dikkatle, ancak ortak fayda yaratacak şekilde örgütlenmesi, giderek büyüyerek ekonomik etkinlikler alanında çoğunluğa geçmesi için de çaba sarf etmeli. Hatta sivil toplumun kendisi sosyal girişimler alanına girerek yeni oluşumları destekleyecek kurumları kurması dahi söz konusu olabilir. Buna örnek olarak, Türkiye’de dernek iktisadi işletmeleri vasıtasıyla, normalde özel sektörün etkin olduğu alanların dernekler tarafından doldurulması da söz konusu olabilir. Son bölümde bu fırsatlara daha geniş olarak değinmeye çalışacağım.

Son olarak ise, gerek devlet kurumlarıyla, gerek özel sektörle olan ilişkisinde sivil toplumun çok alışık olmadığı diplomasi ve pazarlık güçlerini geliştirmeli ve her türlü ilişkiye doğru güç analizleri yaparak girmeli.

Yeni Yapılar Yeni bir Yönetişimi Gerektiriyor

Ortaya çıkan büyük küresel yönetişim krizinde ataletin bedeli çok büyük. Bu yazıda krizin küresel algısına Bali’den başlamıştık - her ne kadar daha önceye dayansa da. Bali’de açılış konuşmalarında herkesin ağız birliği ettiği “Ataletin bedeli, hareketin bedelinden daha yüksek” söyleminden yola çıkarsak, artık Büyük Değişim’in (Great Transition) başlaması gerektiği ortada.

Sadece 2 yıl kaldı. 2 santigrat derecenin üstüne çıkıp küresel felaketler zincirini durdurmak için 2015 yılında küresel salımların artışının da durması gerekiyor. Zira iklim bilimciler, iklim değişikliğinin yaratacağı felaketlerin önlenmesi için küresel sıcaklık artışını 2 santigrat derecenin altında tutmak zorunda olduğumuzu, başka bir deyişle, atmosferde şu anda 390 ppm olan sera gazı miktarını 350 ppm’in altına indirmemiz gerektiğini söylüyor. 2015 sonrası, gelişmiş ülkelerde salımlarda derin bir kesintiye gidilmeli. Bu ülkeler 2020 yılına kadar en az yüzde 40 indirim sağlamalı. Ancak, şu anda bu en iyi ihtimalle yüzde 20 civarında olacak gibi görünüyor – eğer bir şeyler değişmezse. İnsanlık kurtulacaksa 2050 yılına kadar da ekonominin neredeyse tamamen karbonsuzlaşması gerekiyor.

İklim krizi acil eylem gerektiriyor. Kömür, en çok kirleten fosil yakıt ve tek başına iklimin en büyük düşmanı. Dünyada şu anda planlanan santraller hayata geçirilmeye kalkılırsa 2030 yılında kömürden kaynaklanan karbondioksit salımları yüzde 60 artacak. Nobel Barış Ödülü sahibi Al Gore’un dediklerine katılmamak mümkün mü? “Neden kömür santralleri yapılırken, gençlerin, buldozerleri engellemek için çevresine halkalar oluşturup engellemediklerini anlayamıyorum.”

Bugün gerçekleşmekte olan bundan daha da fazlası. Sadece gençler değil, bütün yerel topluluklar, genci yaşlısı Gerze’de, Bartın’da, İskenderun’da ve ülkenin her yerinde buldozerlere karşı direniyor. Bu açıdan Greenpeace’in Gerze’deki direnişe verdiği destek son derece önemli. Aynı şekilde, Change.org üzerinden Kürce’deki HES’in baraj kapaklarını açmasını sağlayan hem yerel hem ulusal direnişin başarıya ulaşması da bu sürece örnek verilebilir. Yaygınlaşan toplumsal direnişe Change.org’da açılan, ancak henüz sonuçlanmamış kampanyalar arasında Bartın Platformu’nun başlattığı Amasra’da HEMA Termik Santraline karşı mücadele, yine duyarlı vatandaşlar tarafından açılan Afşin Elbistan C ve D termik santrallerine, Çanakkale Lapseki termik santraline, Çaycuma Saltukova termik santraline karşı yürütülen kampanyalar örnek verilebilir.

Öte yandan direniş hareketlerinin yanı sıra tehlikeli iklim değişikliğini önlemenin yolu yenilenebilir enerjide ve enerji verimliliğinde yatıyor. Bunun için Türkiye’de ve nispeten bütün dünyada, içler acısı durumda olan yenilenebilir enerji yatırımlarını en yüksek seviyeye çıkartmak gerekiyor. Bugünün teknolojisi ile uygun ve verimli alanlarda kurulabilecek rüzgâr, dalga ve güneş santralleri şu anda dünyada kullandığımız enerjinin 6 katını sağlayabiliyor – hem de sonsuza kadar! Bunun için de Change.org’da Barış Eceçelik’in yenilenebilir enerji talebiyle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na yönelik açtığı kampanya ve Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar’ın Türkiye için 100% yenilenebilir enerji isteyen kampanyası örnek verilebilir. Daha önce bahsettiğimiz yeni yönetişim anlayışı çerçevesinde, bu zincirleme kampanyaların ışığında devletin ve ilgili bakanlıkların vatandaşları dinleyerek kömürlü termik santrallerden vazgeçerken, yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmaları beklenir. Bunun gerçekleşmiyor olması git gide derinleşen bir yönetişim krizi yaratmakta ve ileride hali hazırda pek çok yerel örneklerini gördüğümüz çok daha geniş toplumsal patlamalara neden olabilir. İnternet üzerinden örgütlenen yeni katılımcı demokrasi platformlarının yönetime ve kararlara katılımını artık devletin kendi işleyişi içine alınması gerekiyor, aynen ileri demokrasilerde sistemin içine alınan sivil toplum kuruluşları gibi.

Krizin Yarattığı Fırsat: Büyük Değişimin Yeni Yapıları

Tarih her yönetişim krizinin beraberinde büyük fırsatlar, kırılma noktaları ve hızlı bir değişim getirdiğini söylüyor. Örneğin Yirminci Yüzyılın başındaki Büyük Buhran (Great Depression), Batıda ve özellikle ABD’de modern sosyal devletin oluşumunu sağladı, ve vahşi kapitalizm nispeten kontrol altına alındı. Tabii günümüzdeki krizin yaratacağı çözüme inanmanın ötesinde, bu krizi avantaja çevirecek mekanizmaların devreye girmesi de gerekiyor. Bu krizin sonucunda Büyük Değişim’in (Great Transition) gerçekleşeceğini, ekonomik büyüme modeline, hatta ideolojisine sırtını dayamış, doğal kaynakları sömüren bir kapitalizm yerine, sosyal ve doğal fayda temelli, döngüsel ekonomiye ve katılımcı demokrasiye dayanan bir yeni dünya düzeninin kuruluşu için adımlar bugünden atılıyor. Bu atılımı sağlayacak olan da vatandaş gücü rüzgarı – belki fırtınası demek gerek. Vatandaş gücünün küresel yönetişim mekanizmalarını tabandan değiştireceğini öngörebiliriz. Bu vatandaş gücünün önemli kaldıraç noktalarına dair önerme niteliğinde birkaç örnek soru soralım:

  • ·      Kitle fonlaması (crowdfunding) ve yatırımlarıyla, bireyden bireye güven ve ortaklık kavramı çerçevesinde yeni teknolojileri kullanarak oluşturulacak sistemler, pahalı ve bürokratik bankacılık sektörünü işlevsiz kılabilir mi?
  • ·      Vatandaşların ağ üzerinde kurgulayacakları yeni habercilik ve gazetecilik mekanizmaları, belirli güdümler ve sermaye kontrolündeki medya sektörünü işlevsiz kılabilir mi?
  • ·      Yaygın veri toplamaya ve yaygın analizlere dayanan katılımcı sivil toplum ve vatandaş bilimcilerinin çalışmaları, ileri teknoloji gerektiren büyük laboratuvarlar haricindeki bilimsel çalışmaları, geleneksel araştırma kurumlarının işlevlerinin bir kısmını üzerine alacak mı?
  • ·      Bilim politikaları ve fonlaması devletin savaş endüstrisi başta olmak üzere, ulusal stratejik rekabete dayalı, insan ve doğaya zarar veren teknolojilerin önüne geçecek vatandaş etik kurulları tarafından kontrole alınabilecek mi?
  • ·      Üretim sektöründe topluma faydalı ve doğaya zarar vermeyen ürünler, bir yandan vatandaş kooperatifleri tarafından üretilip, küresel adil ve doğa dostu ticari satınalmalar, yenilikçi iletişim ağları ile katılımcı şekilde gerçekleşirken, diğer yandan doğru ve sorumlu ürünler doğrudan müşterisi ile buluşturulabilecek mi?


Büyük Değişim’in gerçekleşmesi için yeni oluşan yapıların güçlendirilmesi, çeşitlendirilmesi ve desteklenmesi gerekiyor. Bütün bu yeni gelişen yapıların gerçekleşmesi için, sosyal ve doğal fayda girişimleri ve özgür internet altyapısının korunması ve geliştirilmesi şart. Sivil toplumun Büyük Değişim’i gerçekleştirebilmesi için savunması gereken en önemli alan, bu nedenle, sosyal ve doğal fayda girişimlerinin hukuksal altyapısı ve internet özgürlüğü. Tarihte toplumsal dönüşüm ve kurgulanan gelecek şimdiye kadar her zaman toplumsal hareketlerle gerçekleşti. Bu sefer de aynı dönüşüm, tabandan yükselen kararlı hareketler sayesinde gerçekleşecek. Ortaya çıkan yeni yönetişim ise, tabiatı itibariyle katılımcı demokrasiye dayanacak ve yaygın ağ sistemleri üzerinden işleyecek. Burada politikacılara, karar vericilere ve geçiş döneminde halen erki elinde tutanlara, bu erki devretmek üzere basiretli bir şekilde yeni dünya düzeninin ve yönetişim sistemlerinin oluşumunu kolaylaştırmak düşüyor.

18 Nisan 2013 Perşembe

Gökyüzünün Kalbi, Dünyanın Kalbi - İnsan Beyni, İnsan Kalbi - Uygar Özesmi - Konuşma

20 Nisan 2013, Cumartesi 19:00

S Ö Y L E Ş İ

Small Hr
Uygar Özesmi:
“İnsan Beyni, İnsan Kalbi”

(Gezegenin karşı karşıya olduğu büyük çöküşü, insanla büyük dönüşüme çevirmenin yolları)

Small Hr
(Dr., change.org Türkiye direktörü / Dr., change.org Turkey director)
Sivil toplum alanında ve özellikle de çevre ve doğa koruma konusunda 1985’ten bu yana aktif olarak çalışan Özesmi, ODTÜ’den mezun olduktan sonra Fulbright Burslusu olarak ABD’de Ohio State Üniversitesi’nde master, daha sonra MacArthur Burslusu olarak Minnesota Universitesi'nde doktora yaptı. 2000-04 yılları arasında ise Erciyes Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak Çevre Bilimleri Anabilim Dalı Başkanlığını yaptı. Daha sonra New York’ta BM Kalkınma Programı, Küresel Çevre Fonunda (GEF) Çevre Uzmanı (2004–06), TEMA Vakfı Genel Müdürü (2006-08), Greenpeace Akdeniz Genel Direktörü (2008-12) görevlerini aldı. 2002 yılında, şu anda doğa koruma alanında önde gelen sivil toplum kuruluşlarından ve BirdLife’ın Türkiye temsilcisi olan Doğa Derneği’nin kurucu başkanlığını yaptı. Sivil Toplum Geliştirme Merkezi’nin (STGM) kurucu üyelerinden olan ve iki dönem Yönetim Kurulu üyeliği görevi yapan Dr. Özesmi, şu anda da Sivil Katılım için Dünya Birliği (CIVICUS) yönetim kurulunda bulunmakta. 90’dan fazla bilimsel yayın ve sayısız popüler makale ve bir kitap yazdı. Açık Radyo’da her gün yayınlanan iki programı var. Halen change.org’da Doğu Avrupa ve Batı Asya Direktörü olarak liderlik takımında görev yapıyor.

F İ L M

Small Hr

Gökyüzünün Kalbi, Dünyanın Kalbi

(Heart of Sky, Heart of Earth)Yön. / Dir.: Eric Black, Frauke Sandig
Almanya / Germany, 2011, 98’
Mayaların Meksika ve Guatemala’daki gözlerden ırak evleri, dizginlenemez küreselleşmenin dünyayı nasıl yok ettiğini ve yerel kültürlerin doğal kaynakların ele geçirilme tutkusu yüzünden nasıl dört bir taraftan saldırıya uğradığını göstermek için küçük bir evren sunuyor bize. Film altı genç Maya’nın günlük yaşamlarını ve ritüellerini izleyerek, bu küçük topluluğun kültürlerinin ve çevrelerinin talan edilmesine karşı sürdürdükleri kararlı mücadeleyi gösteriyor.
Filmin web sitesi: http://www.heart-of-sky.com/
The remote homelands of the present-day Maya in Mexico and Guatemala present a perfect microcosm that shows how unhindered globalization is already destroying the earth and indigenous cultures are now under attack for their natural resources from all sides. “Heart of Sky, Heart of Earth” presents another worldview, following six young Maya into their daily and ceremonial life, revealing their determination to resist the destruction of their culture and environment.
Official web site: http://www.heart-of-sky.com/
April 20th, 2013, Saturday 7:00 p.m.
Filmler İngilizce ve Türkçe altyazılı gösterilecektir.
Gösterimler ücretsizdir.
The films have English and Turkish subtitles. 
Discussion will be held in Turkish only.
Admission free.

25 Nisan 2012 Çarşamba

Haftanın çevre haberleri (16-20 Nisan)


  
Greenpeace Akdeniz Genel Direktörü Dr. Uygar Özesmi ve Greenpeace Gönüllüleri ile Açık Radyo işbirliği içinde hafta içi her gün yayınlanan Gezegenin Geleceği programından Gülçin Şahin tarafından derlenmiştir.

GDO’lu ürünler etiketlenecek açıklaması
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, GDO’lu yemle beslenmiş hayvanlardan elde edilmiş ürünleri vatandaşın bileceğini söyleyerek etiketleme konusuna yeşil ışık yaktı.  Et, süt, yumurta, peynir gibi hayvansal ürünlerin GDO’lu yemle beslenmiş hayvanlardan elde edilmesi halinde etiket koşulu getirilecek. Greenpeace bir süredir yürüttüğü “yemezler” adlı GDO karşıtı kampanyası ile ithalatı gerçekleştirilmiş GDO’lu yemlere dair, bu yemlerle beslenmiş hayvanlardan elde edilen ürünlerin etiketlenerek halkın tercih hakkının korunmasını talep ediyordu.

Nükleer madde kaçakçılığı
Ankara’da ele geçen sezyum-137 skandalından sonra bu sefer Avusturya’da nükleer madde kaçakçısı Türkiye vatandaşları yakalandı. Polisin nükleer maddeyi alacak kişiler kılığına girmesinden sonra başlatılan operasyonda aralarında Türkiye vatandaşlarının bulunduğu 7 kişilik grup yakalandı. Radyoaktif maddeler için bir milyon Euro’nun üzerinde para istendi. Nükleer endüstrinin ne kadar tehlikeli ve riskler içeren bir alan olduğu bir kez daha gözler önüne serildi.

Polonya’da GDO yasağı               
Monsanto’nun genetiği değiştirilmiş MON810 adıyla tescilli mısır polenlerinin zaten azalan arı nüfusu üzerinde yıkıcı bir etki yaptığını belirlediklerini belirten Polonya Tarım Bakanı Marek Sawicki yaptığı açıklamada, “Hem insan sağlığını hem de arı nüfusunu tehdit eden GDO’lu ürünler üzerinde tam ve kalıcı bir yasak başlatacağız” dedi. AB dönem başkanı Danimarka’nın orta yol önerisinin 7 Avrupa Birliği ülkesinde reddedilmesi üzerine ülkesinde Monsanto’yu istemediğini açıklayan Fransa ve Macaristan gibi ülkelere Polonya da katılmış oldu. Polonya’nın tehlikeli bulup yasakladığı Monsanto’nun MON810 mısırının Türkiye’ye yem amaçlı girişine ise izin veriliyor.

AB rüzgara yöneliyorAvrupa Rüzgar Enerjisi Birliği  (EWEA) yayımladığı raporda Avrupa Birliği’nin elektrik enerjisinin yarısını 2050 yılından sonra rüzgar enerjisi ile karşılayabileceğini bildirdi.  Rapora göre, bugün rüzgar enerjisi toplam enerjinin %5,3’ünü karşılıyor, 2020 yılında ise bu rakamın %18,4 olması bekleniyor.

Microsoft ‘Bulutumu temizle’
Greenpeace eylemcileri 18 Nisan’da İstanbul’da Microsoft binası önünde gerçekleştirdikleri eylemle, yazılım şirketini kirli enerjiler yerine yenilenebilir enerji kullanmaya çağırdı. Üzerinde ‘Microsoft bulutun ne kadar temiz?’ yazılı pankart açan eylemciler, şirketler tarafından kullanıma sunulan bulut bilişim sistemlerine talebin artmasının kömür ve nükleer gibi kirli enerjilerin kullanımını da artırdığına dikkat çekti. Eylemden bir gün önce Greenpeace Uluslararası’nın yayımladığı rapor bulut bilişim sistemleri çerçevesinde kendi işletmelerini kuran en büyük şirketlerden üçü olan Amazon, Apple ve Microsoft’un elektriğini kömür ve nükleer gibi kirli enerjilerden sağladığını ortaya koyuyordu. Rapora ulaşmak için:http://www.greenpeace.org/turkey/tr/press/reports/bulutunuz-ne-kadar-temiz/

Akdeniz Havzası risk grubunda
13 Nisan’da İstanbul’da düzenlenen Türkiye İklim İşbirliği Fırsatlar, Faydalar ve Zorluklar' konulu seminerde konuşma yapan Avrupa Komisyonu İklim Komisyoneri Connie Hedegard ”İklim değişikliği, bütün dünyada sürdürülebilir kalkınma çabalarını engelleyebilir. Özellikle de Akdeniz havzasında bunu yapabilir, çünkü buradaki ülkeler en yüksek risk grubuna giriyor. Sıcak yazlar Türkiye’de daha da fazla tanık olacağınız bir olay olacak. Bilim de bize ‘Artık vakit daralıyor, daha yeşil bir büyümeyi gelecek için mutlaka sağlamalıyız diyor’” dedi.

Meksika Körfezi’ndeki felaketin etkileriMeksika Körfezi’nde BP’ye ait petrol kuyusunda 2010’da yaşanan sızıntının doğada yarattığı uzun vadeli tahribatın sonuçları gözlenmeye başladı. Bölgedeki balıkçıların ağlarına gözü olmayan balıklar, kıskaçları olmayan yengeçler ve göz çukurları bile bulunmayan karidesler takılıyor. Louisiana Devlet Üniversitesi Oşinografi ve Kıyı Bilimleri’nden Dr. Jim Cowan, El Cezire’ye yaptığı açıklamada, “Balıkçılar hayatları boyunca böyle bir şey görmediklerini söylüyorlar. Ben de 20 yıldır bu deniz canlıları üzerinde çalışıyorum. 30 bin civarında balık ve karides inceledim. Ama ben de böyle bir şeyi ilk kez görüyorum” dedi.

9 Nisan 2012 Pazartesi

Geçen haftanın çevre haberleri (2-6 Nisan)


Uygar Özesmi tarafından sunulan ve Greenpeace Gönüllüleri ile Açık Radyo işbirliği içinde hafta içi her gün yayınlanan Gezegenin Geleceği programından Gülçin Şahin tarafından derlenmiştir. 

Sumatra orangutanlarının nesli tükeniyorNesli tehlike altındaki Sumatra Orangutanları Endonezya’daki yangınlar tekrar alevlendiği için ölüyorlar.  Sadece 200 bireyden ibaret kalan nüfuslarının üçte biri çoktan yok olmuş olabilir – kalanlar ise çok büyük tehlikede. Doğa korumacıların yaptığı uyarıya göre Endonezya ormanlarında baş gösteren yangınlar Orangutanlar için büyük tehlike.

Üzüm üreticileri de pestisitler konusunda uyardı Üzüm Üreticileri Sendikası (ÜZÜM-SEN) Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu, tarımsal üretimde kimyasal ilaç kalıntıları ile mücadelede geç kalınmamasını istedi.  Greenpeace tarafından hazırlanan raporda, bir çok ülke ile birlikte Türkiye'nin de kimyasal ilaç kalıntıları konusunda risk grubunda göründüğünü, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın acilen şu önlemleri alması gerektiği söylendi: "Bağcılık Araştırma Enstitüleri’ne sahip çıkıp sayısı çoğaltılmalı, ARGE yatırımları da artırılmalı. Toprağı, suyu ve canlıların yaşamını riske atan kimyasal ilaçların kullanımını yasaklanmalı. Tarımsal üretimde kimyasal ilaçlara karşı alternatifler araştırılmalı, alternatif zirai mücadele teknikleri geliştirilmeli. Bu alternatif zirai mücadele tekniklerini kullanan üreticilere de teşvik primleri vermeli. Erken hasadın önüne geçecek önlemler alınmalı. Kısacası yoğun kimyasalın kullanıldığı endüstriyel tarım yerine, bilgi ve bilgelik gerektiren geleneksel köylü tarımına geçilmeli"

Dünya saati
Dünya Saati’ne Türkiye’den katılan on binlerce insan, kampanyayı destekleyen “yıldızların” Dünya Saati için hazırladıkları sürprize tanık olmak içinwww.wwf.org.tr/dunyasaati adresinde buluştu ve pek çok ünlü insanın “yıldızın” sürprizlerine tanık oldu. WWF’in bu yıl altıncısını gerçekleştirdiği Dünya Saati, gezegenimizin karşı karşıya olduğu çevre sorunlarına dikkat çekmeyi amaçlarken, ulaştığı herkesi çözümün bir parçası olmaya davet ediyor. Türkiye’den 30 şehir ve belediye, 360’ın üzerinde kurum ve 20 bini aşkın insan gezegenimize olan bağlılıklarını göstermek için ışıklarını kapattı.

BP felaketi hala etkiliyor
İki yıl önce BP Deepwater Horizon’un sebep olduğu, Kuzey Amerika’da şu ana kadar meydana gelmiş en büyük petrol sızıntısı felaketi sonrasında o bölgeye yakın yaşayan yunuslar üzerine yapılan yeni bir araştırma, sızıntının deniz memelerini olumsuz etkileyen sağlık sorunlarına yol açtığını ortaya koydu. Ulusal Okyanus ve Atmosfer Merkezi’nin hazırladığı raporda, incelenen 32 yunusun düşük kiloda olduğu, anemi, ciğer ve karaciğer hastalıklarına tutuldukları; yarısından fazlasının, memelilerin stresle baş etmek, bağışıklık sistemlerini desteklemek üzere gereksinim duyduğu hormonlardan yoksun olduğu ortaya kondu.

Ankara’da nükleer protestosu
Akkuyu’da yapılması planlanan nükleer santral projesine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Ankara’da düzenlenen Kapsam ve Özel Format Belirleme Toplantısı Toplantı nükleer karşıtları tarafından protesto edildi. Toplantının yapıldığı İller Bankası Macunköy Sosyal tesisleri önünde basın açıklaması yapan grup, toplantının meşruiyetinin olmadığını söyledi. Protestocular arasında Greenpeace, Nükleer Karşıtı Platform, Elektrik Mühendisleri Odası, BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü ve CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve Denizli Milletvekili İlhan Cihaner bulunuyordu. Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Kampanyası Sorumlusu Cenk Levi, “Bu toplantının şu an yapılıyor olması yasalara aykırı. Çünkü bu toplantının yapılabilmesi için, önce halkın katılımı toplantısının yapılması gerekir. Oysa 29 Mart’ta düzenlenen halkın katılımı toplantısı, protestolar nedeniyle başlamadan bitmesine rağmen, kayıtlara ‘yapıldı’ olarak geçti. Bu da halkın tepkilerinin ve görüşlerinin hiçbir şekilde dikkate alınmadığını gösteriyor.” dedi.

Yeni Zelanda’nın en büyük deniz felaketi
5 Ekim 2011’de Yeni Zelanda açıklarında mercan kayalıklarına çarpan 47.230 tonluk Rena adlı gemiden bugüne kadar 400 ton yakıt denize aktı. Binlerce deniz kuşu telef oldu ve 60 millik bir kıyı şeridi petrole bulandı. Ülkenin şimdiye kadar başına gelen en kötü deniz felaketiydi bu. Geminin sahibi olan Yunanlı şirket Costamare, en yüksek ceza olan 300.000 sterlin ve tehlikenin devam ettiği her bir gün için 5000 sterlin ödemeye mahkum edildi. Geminin Filipinli birinci ve ikinci kaptanları, gemiyi dikkatsizce kumanda ettiklerini, belgeleri bilerek yok ettiklerini itiraf ettiler. Kaptanların 7 yıla kadar ceza almaları bekleniyor.

Japonya yüzünü güneşe dönüyor
Japon, SB Enerji şirketi Hokkaido adasında 200.000 kilowat kapasiteli bir güneş enerjisi elektrik santrali kurmayı planlıyor. İletişim şirketi Softbank, santralın 340.000 kilowata kadar elektrik üretebileceğini söyledi. Bu da 100.000 evin elektrik ihtiyacına denk. Kurulacak olan panellerin kaplayacağı alan 480 hektar. Fukişima’daki nükleer felaketten beri Japonya enerjiyi tasarruflu kullanmak zorunda. 54 reaktörden 53’ü devre dışı. Bu yüzden alternatif enerji yöntemlerine ağırlık verilmiş durumda. Japonya’nın 33 idari bölgesinin hepsine güneş enerjisi elektrik santralleri kurulması planlanıyor.

1 Mart 2012 Perşembe

Şubat 2012 Çevre Haberleri


 Şubat 2012 Çevre Haberleri - Gülçin Şahin

Greenpeace Akdeniz Genel Direktörü Dr. Uygar Özesmi ve Greenpeace Gönüllüleri ile Açık Radyo işbirliği içinde hafta içi her gün yayınlanan Gezegenin Geleceği programından derlenmiştir.

Doğa korumada son sıralardayız                          
Dünyanın en saygın üniversitelerinden Yale Üniversitesi, 2012 Dünya Çevre Performansı Endeksi’ni yayınladı. Gelişmiş ülkeler ve dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girmeye çalışan ülkemiz, çevre sağlığı ve doğa korumada dünya ülkeleri arasında en son sıralarda ve birçok en az gelişmiş ülkenin arasında yer alarak, değerlendirilen 132 ülke arasında 109. oldu. Daha da üzücü olan, ülkemizin sadece iki yılda 32 sıra birden gerilemesiydi.

Mini buzul çağı yalanlandı
Türkiye gündemini meşgul eden Mini Buzul Çağı yalanlandı. İngiltere Meteoroloji Dairesi ve East Anglia Üniversitesi’ne atfedilen araştırma kaynağından yalanlandı. İngiltere’nin resmi meteoroloji örgütü, bulvar gazetesi Daily Mail’de yer alan ve Türkiye basınında da  yer bulan araştırmanın sonuçlarının çarpıtılarak yansıtıldığını ve aksine 2000-2009 arasının 1850’den bu yana en sıcak on yıl olduğunu açıkladı. http://www.yesilgazete.org/blog/2012/01/31/met-office-yalanladi-buzul-cagi-yalanini-yayan-gazeteciler-utanacak-mi/

1 Milyon İzmirli termik santrale karşı
Aliağa'da yapılması planlanan 7 adet termik santrale geçit vermemek üzere "1 milyon İzmirli termik santrale karşı" kampanyasını başlattı. http://www.milliyet.com.tr/bir-milyon-izmirli-termik-santrale-karsi/ege/haberdetay/13.02.2012/1501474/default.htm

Kömürden Vazgeç Güneşi seç
Anadolu Efes’in hissedarlar toplantısı öncesi şirketin merkezi binası önünde güneş paneli kuran Greenpeace gönüllüleri, şirkete 14 Şubat mesajı verdi: Kömürden vazgeç, güneşi seç, sevenlerini üzme! Greenpeace üyelerinin amacı Anadolu Grubu'nun Sinop-Gerze'de kurmak istediği kömürlü termik santrali protesto etmekti. Greenpeace gönüllüleri, bina önüne kurdukları güneş panelleri ile sıktıkları portakal suyunu Efes çalışanları ve hissedarlarına dağıttı. Greenpeace, Anadolu Efes'i kömür yerine güneşe yatırım yapmaya ve temiz enerjiler konusunda liderlik etmeye çağırdı. Şu ana kadar 75 binin üzerinde kömürlü termik santral karşıtı http://bukapaginaltinda.org/ web sitesinden Greenpeace’in kampanyasına imzalarıyla destek verdi.
 
Daha iyi bir Taksim
12 Şubat Pazar günü, Taksim'de yapılması planlanan betonlaşma projesi protesto edildi. ''Daha İyi Bir Proje, Daha İyi Bir Taksim, Daha iyi Bir Gelecek'' yazılı pankart açan grup adına konuşan mimar Korhan Gümüş, Taksim Meydanı için planlanan projenin 30 yıl öncesinde de tasarlandığını ancak uzmanlar, sanatçılar ve tasarımcıların girişimiyle kent yönetiminin projenin uygulanmaması için ikna edildiğini söyledi. Ağaç evlat edinenler arasında, İstanbul Milletvekilleri Şafak Pavey ve Melda Onur, gazeteci Banu Güven, yazar Murat Belge sanatçılar Hale Soygazi, Lale Mansur, Nejat Yavaşoğulları, Zeynep Tanbay, Şebnem Dönmez, Harun Tekin ve Greenpeace Akdeniz Genel Direktörü Uygar Özesmi vardı. http://www.dipnot.tv/23611/Taksim-icin-planlanan-cevre-duzenlemesi-protesto-edildi-DAHA-iYi-BiR-PROJE-DAHA-iYi-BiR-TAKSiM.aspx

Polonya nükleere hayır dedi
Polonya’nın Baltık Denizi kıyısındaki tatil beldesi Mielno yakınlarına yapılmak istenen nükleer santral için yapılan yerel referandumda halkın %94′ü nükleer santral projesine karşı oy kullandı. Polonya’da hükümet, nükleere yönelim nedenini Polonya’nın enerji arzını kömür santrallerine bağımlılıktan kurtarmak olarak tanımlıyor. Oysa Polonya hükümeti bunu yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği ile kolaylıkla sağlayabilir.
http://www.greenpeace.org/turkey/tr/news/blog/nukleer/polonya-nkleere-krmz-kart-gsterdi/blog/39066/
Greenpeace’ten Tarım Bakanlığı önünde inekli GDO protestosu
Greenpeace eylemcileri, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın giriş kapısındaki tabelanın yazılı olduğu platforma çıkmak istedi. Bakanlığın özel güvenlik görevlilerinin sert müdahaleleri ile karşılaşan, inek kostümü giymiş eylemciler, ellerinde “GDO mu? Yemezler!” yazan pankartlarla GDO yönetmeliğinde yapılan sözde değişikliği protesto ettiler. 

Buğday Derneği’nin 10. yılı kutlandı
Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin 10. yılı, 21 Şubat Salı günü Babylon’da, “Yaşasın Tohumlar” temalı gecede kutlandı. Gecede Bulutsuzluk Özlemi'nden Nejat Yavaşoğulları , Yeni Türkü'den Derya Köroğlu, Moğollar'dan Taner Öngür , Richard Hamer'in sürprizi Aura , Volkan Arslan  ve Jehan Barbur dinletileriyle yer aldı. Geçtiğimiz yıl 3 Mart’ta hayatını kaybeden Buğday Derneği kurucusu Victor Ananias, ölümünün birinci yıldönümünde Bodrumda kabri başında, %100 Ekolojik Pazarlarda ve Kaz Dağları’ndaki Çamtepe Ekolojik Yaşam Merkezi’nde düzenlenecek etkinliklerle anılacak. http://www.bugday.org/portal/haber_detay.php?hid=5059

Greenpeace ve ‘Zeyna’ Shell’in gemisini durdurdu
Greenpeace eylemcileri, Kuzey Kutup Bölgesi’nde petrol sondajı yapacak olan ve Shell için çalışan petrol arama gemisini Yeni Zelanda’daki limandan ayrılmadan durdurdu. Eylemcilerinin arasında ‘Zeyna’ dizisiyle tanınan Yeni Zelandalı oyuncu Lucy Lawless da bulunuyordu. Dört gün boyunca gemide kamp kuran ve geminin hareket etmesini engelleyen eylemciler dördüncü günün ardından göz altında alındı. Daha sonra serbest bırakılan eylemciler, Shell Kuzey Buz Denizi’nde petrol arama planlarından vazgeçene kadar mücadeleye devam edeceklerini açıkladılar.