Sosyal Girişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sosyal Girişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Temmuz 2020 Salı

Yeni Mezunlara İlk İş Deneyimi Sağlayan İlk Fırsat Programının Başvuruları 6 Temmuz 2020’de Başladı!

Esas Sosyal’ in İlk Fırsat Programı, beşinci yılında 55 öğrenciye 26 sivil toplum kuruluşunda ilk iş fırsatı sunacak.

Esas Sosyal, üniversite eğitimlerini tamamlayıp işe giremeyen gençlerin işsizlik sorununa çözüm modeli oluşturmak amacıyla 2016 yılında “İlk Fırsat Programı”nı başlattı.

Program, özelikle daha az bilinen devlet üniversitelerinden yeni mezun gençlere, sivil toplum kuruluşlarının (STK) kurumsal iletişim, muhasebe, insan kaynakları, idari işler, satın alma, bilgi teknolojileri ve kaynak/iş geliştirme gibi özel sektörde de fonksiyonel olan birimlerinde, 12 ay tam zamanlı çalışarak işbaşı deneyimi kazanmalarına fırsat sunuyor. İlk Fırsat katılımcılarının STK’larda çalıştıkları süre boyunca maaşları, Esas Sosyal ve Esas Sosyal’in vizyonunu paylaşan 20 Kurumsal Destekçi tarafından karşılanıyor.

Programa kabul edilen tüm katılımcılar, İlk Fırsat Akademisi kapsamında 250 saatten fazla 21. yüzyıl becerileri, İngilizce ve Office Programları eğitimleri alıyor. Ayrıca mentörlük desteği ve mülakat etkinlikleri ile iş arama süreçlerine hazırlanıyorlar.

İlk Fırsat Programı kapsamında bugüne kadar 95 genç, Türkiye’nin önde gelen sivil toplum kuruluşlarında 12 aylık tam zamanlı, maaşlı iş deneyimlerini tamamladılar. İlk Fırsat mezunlarının, program bitmeden yeni iş teklifi alma oranı %82 olurken, programı bitirdikten sonraki 3 ay içinde istihdam oranları %93 olarak gerçekleşti.

2020 başvuruları 6 Temmuz – 7 Ağustos tarihleri arasında gerçekleşecek!

2020 yılında 26 STK’da 55 genç program kapsamında desteklenecek. Yeni mezunlara özel olarak kurgulanmış ve gençlerin potansiyellerinin değerlendirildiği profesyonel mülakat süreci ise 24 Ağustos – 16 Ekim tarihleri arasında yapılacaktır, seçilen adaylar Ekim sonu belirlenecek ve boyunca tam zamanlı çalışacak ve İlk Fırsat Akademisi eğitimlerine katılacak.

İlk Fırsat Programı’na başvuru tarihinde 20 yaşından gün almış, 25 yaşından gün almamış (1 Ocak 1996-31 Aralık 2000 arasında doğanlar), devlet üniversitesinden yeni mezun olan gençler başvurabiliyor. Mezunların diploma notunun 4’lük sisteme göre en az 2,5/ 100'lük sistemde en az 65 puan olması ve daha önce tam zamanlı çalışmamış olmaları bekleniyor. Gönüllü olarak sivil toplum kuruluşlarında ya da kulüp çalışmalarında görev almış, staj yapmış ve/veya burs almış öğrenciler öncelikli olarak değerlendiriliyor.

Bilgi için: www.ilkfirsat.org Başvuru için: https://bit.ly/3eUYDOu


17 Temmuz 2013 Çarşamba

Koç University Social Impact Forum is looking for Post Doctoral Research Fellows

Bana gelen bir güzel haberi paylaşıyorum - sosyal inovasyon ve sosyal girişimcilik Türkiye'de gelişimine devam ediyor - Uygar

Mikado Sürdürülebilir Kalkınma Danışmanlığı tarafından altyapısının oluşumuna destek verilen Koç Üniversitesi Sosyal Etki Forumu (KÜSEF) bünyesine Doktora Sonrası Araştırma Görevlisi dahil edilecektir. İlgilenen adaylar Koç Üniversitesi Sosyal Etki Forumu ve başvuru hakkında detaylı bilgiyi İngilizce olarak aşağıda bulabilirler.
 



Koç University Social Impact Forum is looking for Post Doctoral Research Fellows
September 2013-September 2015

Post Doctoral Research Fellow Position at Koç University Social Impact Forum 

Location: Koç University Rumeli Feneri Campus, İstanbul, Turkey

Koç University Social Impact Forum (KUSIF ) was founded in November 2012 to foster social innovation through education, research, and collaboration to create social impact.

KUSIF invites applications for two postdoctoral research fellows to enhance its research efforts on social impact measurement. The position will be held for a 24-month period, from September 15 2013 to September 15 2015.

We are looking for motivated scholars with an international vision whose research interests are compatible with the Forum's orientations. They will work under the supervision of the Forum's Academic Director under KUSIF, and will be affiliated with KUSIF Team. The work environment will be in English.

Roles and responsibilities:
  1. managing and contributing / or developing to specific research projects on social impact measurement within the Forum's agenda
  2. managing and contributing / or developing social impact measurement frameworks and social impact indexes for the use of the social organizations and private sector. Sector-specific impact metrics could be also developed for more focused social impact generation.
  3. managing and contributing to the production of case studies
  4. contributing to the dissemination of research findings, in particular through peer-reviewed publications and conferences
  5. contributing to the organization of research seminars, workshops, and conferences
  6. preparing additional project proposals for national and international funding agencies.

Qualification requirement: 
  • PhD in management, economics, sociology, psychology, educational sciences, or related fields
  • Expertise with the use of a broad array of data collection methods, qualitative and quantitative research methods
  • Research interests compatible with the orientations of the Forum
  • Knowledge of and interest for the field of civil society, social entrepreneurs, etc.
  • Ability to publish research in high quality publications
  • High competence in English
  • Be able to demonstrate a developing record of research; and will have excellent communication and organizational skills. 
Interested applicants should submit inquiries and applications electronically to Gonca Ongan, gongan@ku.edu.tr, by latest September 01, 2013 (applications will be processed on a rolling basis):
  • Cover letter and a research statement
  • Curriculum vitae
  • Writing Samples (preferably copies of published work)
  • Two reference letters (e-mailed directly by referees to the address above)
Admitted Fellows are offered:
- Salary
- Office space and laptop
- Free housing nearby campus
- Private health insurance
- Coverage of expenses to participate in scientific conferences

KOÇ UNIVERSITY SOCIAL IMPACT FORUM 

Koç University Social Impact Forum (KUSIF ), located in Istanbul at Koç University Rumeli Feneri Campus, was founded in November 2012 to foster social innovation through education, research, and collaboration to create social impact.

KUSIF is structured to be both "the Research and Practice Center" and "the Social Innovation Catalyzer." KUSIF has a mission of creating, measuring and communicating social impact.

In this regard, KUSIF has three objectives:
  • Creating sustainable programs and local stakeholder networks to generate social impact through collaborative action
  • Measuring social impact by developing metrics & evaluation tools
    • Become the resource for assessment in the region
    • Leading efforts toward comprehensive situational assessment of Turkey's social impact efforts
  • Communicating results and knowledge about social impact creation through publications, regular events, our visionary speaker series, and our annual symposium

KUSIF works closely with the Research Centers at KU to add nuances of social impact development & assessment to existing efforts. KUSIF will serve as a platform for research in various social innovation topics and social impact measurement, especially about Turkey. Additionally, KUSIF will carry out its activities in collaboration with specialists or organizations in different disciplines and backgrounds. Stakeholders of KUSIF are Koç University (Students, Faculty Members, Staff and Alumni); Social Sector (NGOs; Public Institutions; Social Entrepreneurs); Private Sectors(Enterprises, Entrepreneurs, Intrapreneurs.)

At present, KUSIF has the Executive Board consisting of 5 members:
  • Professor Zeynep Aycan, Academic Director of KUSIF, Director of Graduate School of Social Sciences and Humanities
  • Professor Zeynep Gürhan Canlı, Director of Graduate School of Business
  • Professor Önder Ergönül, Faculty Member, School of Medicine
  • Ayşe İnan, President of the Executive Board, Director of International Programs,
  • James Halliday, International Coordinator for Strategic Advancement.

As a team, KUSIF has the Managing Director, Gonca Ongan; Assistant Project Specialist, Kazım Yılanlıdağ and as well as student interns, work studies, student volunteers. KUSIF will increase its human resource progressively.

30 Nisan 2013 Salı

Küresel Çevre Yönetişiminde Vatandaş Gücü - Uygar Özesmi


Küresel Çevre Yönetişiminde Vatandaş Gücü

Dr. Uygar Özesmi


Krizin derinliği

Günümüzde çok derin ve küresel bir yönetişim krizi yaşıyoruz. Artık gezegenin insan hakları bağlamında adaletli ve merhametli yönetilip yönetilmediği sorusu önemini yitirdi, çünkü yönetilemediği bariz bir şekilde ortada. İnsanlar, gezegenimiz tarihinde, hatta jeolojik zamanda dahi görülmemiş bir hızda atmosfer kimyasını değiştiriyor; gezegeni insanlar için yaşanmaz hale getirirken bir yandan da diğer canlılar için biyolojik bir soykırımın sorumlusu.

Dünyanın en saygın bilim adamları, bugün içinde yaşadığımız vahşeti bize bütün çıplaklığıyla anlatıyor. 2007’de Bali’de Birleşmiş Milletler İklim Konferansı’nda gençler kürsüye çıktı ve “kral çıplak” dedi. Bilim adamları, çocuklar, gençler, toplumu sorgulayanlar, aydınlar çağın farkındaydı. Dünya genelinde ekonomik, sosyal ve ekolojik felaketleri tetikleyecek tehlikeli iklim değişikliğine hızla yaklaştığımızı görüyor ve bunu haykırıyorlardı. Çocuklarımız, hatta biz bile, tehlikeli iklim değişikliği yani küresel ortalama sıcaklığın 2 santigrat derecenin üstüne çıkması durumunda büyük acılar çekebiliriz. Buna rağmen, Bali’de başlayan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi için bağlayıcı, yüksek hedefli ve adil bir uluslararası antlaşma süreci, 2009 Kopenhag fiyaskosundan sonra Cancún, Durban, Doha derken 2013’te hala bir sonuca bağlanmış değil. Felaketler vurmadan bağlanacak gibi de görünmüyor. Dolayısıyla ciddi bir küresel yönetişim krizinin içindeyiz. Bir yönetişim krizi olmasa hala varil varil petrol ekonomiyi ateşlemezdi; arabalarda yakılan milyonlarca varil petrol atmosferi kirletip iklimleri değiştirmezdi; üretim zincirinde fabrikalardan çıkan milyonlarca varil zehirli atık dünyamızı ve bizi zehirlemezdi.

Bir yönetişim krizi var çünkü Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne (FAO) göre hayvancılık sektöründen kaynaklanan sera gazı salımları yüzde 18. Yani küresel iklim değişikliğinin yüzde 18’inin sebebi et, süt ve yumurta ürünleri. Hâlâ sığırların beslenmesi için ormanlar yakılıp yerine mısır ve soya fasulyesi tarlaları açılıyor. Yakılan ormanlar ayrıca sera gazı salımına neden oluyor ve bu bölgelerdeki biyoçeşitlilik azalıyor. Mevcut tarım arazilerinin yüzde 30’u ise hayvan yemi yetiştirilmek üzere ekiliyor. Peki FAO bunu neden önleyemiyor?

Ne demokratik ve totaliter hükümetler, ne uluslararası örgütlerler ne de uluslararası antlaşmalar gezegendeki tehlikeli gidişatı önlemiyor, aksine her geçen gün hızlandırıyor. Sera gazı salımları hala hızla artıyor, yılda 140 bin canlı türünün yeryüzünden silindiği tahmin ediliyor, dünya nüfusu geçen yüzyıla oranla 3 kat artmasına rağmen, suyun kullanımı 6 kat arttı. Bu gidişle 2050’de temiz ve yeterli suya erişim tamamen ortadan kalkacak; hatta sadece tatlı su problemleri ile karşılaşmayacağız, denizlerdeki bütün balık stoklarının da çökeceği tahmin ediliyor.

Yeni yönetişim yapıları

Hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların bu problemleri ortadan kaldıramayacağı ortaya çıkmış durumda. Bu yapılar, her ne kadar, iklim değişikliği, ekonomik adalet ve finansal kurumların topluma hesap vermesi konusunda etkili olamasalar da çalışmalarını sürdürmelerinin bir zararı yok. Hatta, bazı sivil toplum kuruluşları, bir sonuç çıkar umuduyla, bu süreçlere katılıp, baskı yapmayı sürdürüyor. Ancak, pek çok sivil toplum kuruluşu, genel eğilime göre “yeter ki gölge etmesinler başka ihsan istemez” diye düşünüyor. İnsan ve doğa hakları alanında çalışan ulusal ve uluslararası sivil toplum örgütleri ve halk hareketleri tarafından çözümün artık ancak mevcut sivil toplum örgütlerinin çabaları, yeni doğacak yapılar ve tabandan bir hareketle çözülebileceği yoğun kabul görüyor.

Girişimci bireyler ve sivil toplum kuruluşları artık çevrim içi teknolojileri kullanarak yeni örgütlenmeleri ve çözümleri yeni yapılarla üretiyorlar. Toplumsal hareketler ve özellikle çevrim içi (online) seferberlikler yeni vatandaş hareketlerinin yükselişte olduğunu gösteriyor. Tarihte son 3 yıldır güçlenen çevrim içi teknolojiler ve araçlar sayesinde insanları toplumsal değişim için seferber etmek hiç bu kadar kolay olmamıştı. Küresel ve yerel çevre sorunlarının bütün toplumun yaşam kalitesini düşürdüğü ve artık küresel iklim değişikliğinin bütün insanlığı ve medeniyeti tehlikeye soktuğu günümüzde, teknolojiyi sorgulamak kadar doğal bir şey olamaz. Nitekim internet teknolojisinin çıkışı sorunun derinlerinden, hatta çekirdeklerinden birinden geliyor. İnternet, ilk olarak, balistik nükleer füze tesisleri arasında iletişimi sağlayacak bilgisayarlar için ileri askeri araştırma enstitülerinde geliştirildi. Teknolojiyi kullanma biçimimiz ve teknolojinin olanaklı kıldığı kontrolsüzce tüketmeye dayalı endüstriyel devrim, bugün yaşadığımız büyük sorunların en önemli nedenleri arasında. Ancak, bu araç bugün hala kötülükler için kullanılmaya devam ederken aynı anda önemli bir özgürleşme ve kurtuluş aracı olarak da ortaya çıkıyor.

Ortaya çıkan bu yeni modellerden, hatta belki yapılardan birisi Change.org. Change.org çok basit görünen ancak temelden dönüştürücü bir misyonla ortaya çıkıyor, amacı insanlara çevrelerinde görmek istedikleri değişimi yaratabilmelerine olanak sağlamak için güç verecek bir araç sunmak. Bunun sonucunda oluşması tahayyül edilen dünya, değişimin insanların günlük yaşamının bir parçası olduğu ve hiç kimsenin kendisini çaresiz hissetmediği bir dünya. Vatandaşların her konuda harekete geçerek, yetkilileri zorlayarak, yetkililerin vatandaşlara karşı doğrudan sorumluluklarını yerine getirdikleri bir gelecek. Dünyanın içinde bulunduğu yönetişim krizinden çıkmanın yollarından biri, belki mevcut demokrasi anlayışını seçimlerden seçimlere yaşanılan veya büyük şirketlerin güdümünden ve lobi çalışmalarından etkilenen bir sözde demokrasiden kurtararak gerçek demokrasiye doğru yol almak.

Change.org’da şu anda 30 milyondan fazla insan bulunduğu ve bu insanların toplumsal değişim için her gün 1000’in üzerinde açılan kampanyada imzalarıyla etkin olduğu düşünülürse, buradaki taleplerin toplumu tamamen tabandan, halkın istediği şekilde şekillendirebileceği düşünülebilir. İnsanlar bir araya geldiğinde dünyanın hem en basit hem de en güç problemlerini beraberce çözebilirler. Unutmamak gerekir ki, yerelde başlayan küçük değişimler de bir araya geldiklerinde büyük değişimleri oluşturabilirler. Bir zamanlar “arka bahçemde istemem” kampanyalarının sosyologlar ve hatta çevre hareketi tarafından küçümsendiğini hatırlamak gerek. Ancak biraz daha derin düşünecek olursak, herkes bir araya gelerek arka bahçesinde kömürlü termik santral değil, bunun yerine yenilenebilir enerji isterse; bunun sayesinde dünyada kömürlü termik santraller yapılmaz ve yerine yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği politikaları gelir. Bu sayede, büyük ölçüde iklim değişikliği sorunu çözülmüş olur. Buna ek olarak bütün kentlerde vatandaşlar ulaşım politikalarına dair bisiklet dostu ve toplu taşıma odaklı politikalar isterse, zincirleme kampanyalarla kentleşme politikalarında ciddi bir değişim yaratabilirler. Bunun için öncelikle yerel yönetimlerin vatandaşlarını dinlemeleri gerekiyor. İşte bunu yapabilecekleri en güzel mecralardan birisi, Change.org. Türkiye’de Change.org’un 400.000 (Nisan 2013'de) üyesi var ve bu üye sayısı her ay 40.000 kişi artıyor. Bu insanlar gelecekleri için, hayatlarına dair doğrudan ses çıkartan ve çekinmeden imza atan yüzbinlerce, belki yakında milyonlarca insan.

Türkiye’de bu insanların yarattığı değişime dair güzel örnekler ortaya çıkmaya başladı bile... Bisikletli ulaşım politikalarına örnek olarak, bisikletli ulaşım için toplumsal hareketler, Change.org’da açtıkları kampanyayla Kadıköy’deki bisiklet yolunun motorlu araç sahiplerinin baskısına rağmen sökülmesini engelledi. İzmir’de bisikletliler daha önce yasak olan, bisikletlerin metroya binebilmesi için gereken izni çıkarmayı başardı. Bisiklet kazalarının önlenmesi için, yine İzmir’de, kanalizasyon mazgallarının yönü değiştirilerek paralel konumdan dik konuma getirildi ve bundan sonra İzmir’de yol yapımları, çapraz mazgallarla bisiklet dostu olarak tasarlanacak. Hali hazırda ülkenin 8 değişik kentinde bisiklet yolları yapılması için belediyelere yönelik kampanyalar yürüyor. Yine, vatandaş katılımına duyarlı olan Kadıköy Belediyesi’ni ele alacak olursak, açılan kampanyalar sonucunda bütün çocuk parkları engelli çocukların kullanımına uygun olarak yeniden şekillendirilecek. Moda parkı ise betonla kaplanması planlanırken, parkın toprak zemin olarak kalmasına yönelik kampanya sayesinde, inşaat aşamasına gelmiş olmasına rağmen proje değiştirildi. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Geleceğin politikacıları ve yerel yöneticileri, artık sorumlu oldukları halkın öfkelenmemesi ve isyan etmemesi için, geleceği onların istedikleri doğrultuda yaratmak için onların sesini dinlemeleri gerekiyor. Bu bağlamda, yeni internet teknolojilerinin de yardımıyla temsili demokrasiden hızlı bir biçimde katılımcı demokrasiye geçişi görmeye başlayacağız. Bu yönetişim krizini aşmanın en önemli bir aracı aktif vatandaşlık. Yönetime ve kararlara aktif katılım daha önce köy bazında varken, kentleşme ve ulusallaşma süreci içinde bu gücü halk kaybetti. Bu yeni çağda, aktif katılımın yeniden doğacağını öngörebiliriz. Buna güzel bir örnek, yakın zaman önce İzlanda’da halkın tamamının katılımıyla gerçekleştirilen anayasa sürecidir. Hem yerel hem de ulusal düzeyde, politikalara kitlelerin eğiliminden uzak karar verilemeyeceği gerçeği her gün güçlenecek. Birleşmiş Milletler’e bağlı örgütler de eninde sonunda ulusal düzeyde gerçekleşecek bu değişime uyum sağlamak zorunda kalacak.

Yeni bir Sosyal Antlaşma

Bütün bu gelişmeler ışığında yeni bir sosyal kontratın, bir sosyal antlaşmanın gerekliliği bütün çıplaklığıyla ortada, çünkü eninde sonunda bu toplumsal hareketlerin ve eylemlerin taleplerini mevcut yerel, ulusal ve küresel kurumların yerine getirmesi gerekiyor.

Bu gereklilikten yola çıkarak Eylül 2012’de CIVICUS Dünya Kurulunda “Yeni Bir Sosyal Antlaşma için Montreal Sivil Toplum Taahhütleri” oluşturularak ilan edildi. Bu yeni antlaşmaya göre katılımcı, yani herkesi dahil eden, demokratik ve adil bir yeni antlaşma için sivil toplumun neler yapması gerektiği ortaya kondu. Buna göre, sivil toplumun internet teknolojilerinden gelen yeni imkanları da kullanarak, alışılagelmişin dışında ve akıllı, yatay ve uzlaşıya dayalı birlikler oluşturarak bağlantı kurması, ağlar ve işbirlikleri yaratması gerekiyor. Bu bağlar sadece kurumsal sivil toplum kuruluşları arasında değil, özellikle yeni sosyal hareketler ve grupları kapsamalı, zira değişimin yeni sesi buralardan geliyor. Sosyal hareketlerin başarıya ulaşması için, internet teknolojilerinden faydalanırken bir yandan da bunu eski yöntemlerle bağdaştırmak son derece önemli. Çevrim içi eylemler özellikle çevrim dışı eylemlerle birleştirilmeli ve bağdaştırılmalı. Burada kullanılan bütün teknolojilere erişimi bulunmayanlar ve özellikle ekonomik adaletsizlikler yüzünden erişimi kısıtlı olanlar ve dışlanmış toplumu dahil edecek başarılı yöntemler geliştirilmeli. Dikkat edilmesi gereken bir örnek olarak, Dijital Ayrım (Digital Divide) kavramı verilebilir. Bahsettiğimiz küresel süreçlerde yerelin önem kazanmasına paralel olarak, insanların sivil topluma gerçek katılımını sağlamanın ilk adımı yerel ve gönüllü katılıma önem vermekten geçiyor.

Sivil toplumun taahhütleri kapsamında, toplumla ve özellikle yerel ilgi sahipleriyle olan etkileşimden doğan veriler ve görüşler sivil toplum kuruluşlarına ayna olmalı. Etkileşimden doğan görüşler, sivil toplumun yönelimlerini yeniden oluşturmalı ve canlandırmalı. Bu bağlamda, sosyal ve politik açıdan dışlanan grupların, özellikle kadınların, gençlerin, çocukların ve azınlıkların sesini ve sorunlarını göz önünde bulundurmak ve onları bu sürece dahil etmek öncelikli olmalı. Dahil ederken herkesin korunaklı alanlara, süreçlere, gelişime ve yükselmeye erişimlerinin olmasını sağlamak gerekiyor.

Toplumsal katılımı sağlarken sivil toplumun kendisine ilişkin alanları da korumayı ihmal etmemlidir. Bu alanları korurken uluslararası destekler ve işbirlikleri önem kazanır, eylemlerin de kendini ulusalda ve yerelde güçlü bir biçimde göstermeye devam etmesi gerekir.

Yerelde, dinamik bir alanda ve çeşitli ilgi sahipleri ile çalışırken elleri kolları bağlayan bir rölativizme de kapılmamak gerekiyor. Bu açıdan Montreal Taahhütleri kapsamında önerilen insan hakları çerçevesinde çalışırken, insanların onuru, özgürlüğü, adaleti ve eşitliği için haklar üstüne odaklanmak gerektiği aşikar. Sivil toplum çalışmaları bilgiye dayanırken bir yandan da bu bilgi, düşünce ve uygulamalar yereldeki toplulukların kendisinden gelmeli. Bilgi, kendi bağlamında ve ilgili olduğu kişilerce üretilmeli.

Yine taleplerin toplumsal ve doğal fayda üzerine kurulmasından yola çıkarsak sivil toplumun sürüdürülebilirlik konusunu merkeze alması gerekiyor. Merkeze almak için de kalkınma ve zenginlik kavramları yeniden tanımlamak şart. Sonuçta, gezegenin yönetişim krizine çare olarak her alanda biyolojik çeşitliliğin ve doğanın korunmasını önceliklendirmek gerekiyor.

Yeni Sosyal Antlaşmanın Yönetişim Ekseni

Sivil toplumun mevcut yönetim kurumlarından beklentileri, kararların ve politikaların arz yerine talep tarafından şekillendirilmesi olmalı. Tükenmekte olan her türlü kaynakta talebi yönettiğimiz takdirde doğaya zarar vermenin önüne geçebiliriz. Bu açıdan hem sivil toplumun hem de devlet kurumlarının kendilerine kaynak sağlayan kurumlara, örneğin vakıflara, bankalara ve uluslararası finans kuruluşlarına değil, vatandaşlarına karşı sorumlu olması gerekiyor.

Sivil toplum kuruluşlarının da devlet ve vakıf fonlarına olan bağımlılığını azaltması, hatta mümkünse kaldırması ve her halükarda fon kullanımında tamamen şeffaf ve bağımsız hareket etmesi şart. Fon kaynakları açısından da sivil toplumun artık topluma dönerek yaygın desteklere ve kitle fonlarına (crowdfunding) yönelmenin yollarını araması gerekiyor.

Sivil toplum mevcut kurumlarla veya sistemin kendisiyle olan mücadelesinde sonuç alabilmek için yaratıcı, yenilikçi ve stratejik olmalı ve de gücünü kullanırken soruna doğru noktalardan girmeli, kırılma noktalarına ve kaldıraçlara odaklanmalı.

Özel sektörle, yani kâr amacı güden şirketlerle olan ilişkisinde dikkatli olmalı ve bunun getirisi olduğu kadar götürüsü de olabileceğini görmeli. Bununla beraber, sivil toplumun yeni gelişmekte olan ve gitgide güçlenen sosyal fayda şirketleri ve sosyal girişimlerle daha sıkı işbirliklerine giderek, mevcut sorunun önemli nedenlerinden olan kâr ve ekonomik büyüme odaklı özel şirket yapılarına alternatif olarak doğan bu yeni ekonomik yapılarla güçlü ilişkiler kurması gerekiyor. Bu ilişkilerin de aynı dikkatle, ancak ortak fayda yaratacak şekilde örgütlenmesi, giderek büyüyerek ekonomik etkinlikler alanında çoğunluğa geçmesi için de çaba sarf etmeli. Hatta sivil toplumun kendisi sosyal girişimler alanına girerek yeni oluşumları destekleyecek kurumları kurması dahi söz konusu olabilir. Buna örnek olarak, Türkiye’de dernek iktisadi işletmeleri vasıtasıyla, normalde özel sektörün etkin olduğu alanların dernekler tarafından doldurulması da söz konusu olabilir. Son bölümde bu fırsatlara daha geniş olarak değinmeye çalışacağım.

Son olarak ise, gerek devlet kurumlarıyla, gerek özel sektörle olan ilişkisinde sivil toplumun çok alışık olmadığı diplomasi ve pazarlık güçlerini geliştirmeli ve her türlü ilişkiye doğru güç analizleri yaparak girmeli.

Yeni Yapılar Yeni bir Yönetişimi Gerektiriyor

Ortaya çıkan büyük küresel yönetişim krizinde ataletin bedeli çok büyük. Bu yazıda krizin küresel algısına Bali’den başlamıştık - her ne kadar daha önceye dayansa da. Bali’de açılış konuşmalarında herkesin ağız birliği ettiği “Ataletin bedeli, hareketin bedelinden daha yüksek” söyleminden yola çıkarsak, artık Büyük Değişim’in (Great Transition) başlaması gerektiği ortada.

Sadece 2 yıl kaldı. 2 santigrat derecenin üstüne çıkıp küresel felaketler zincirini durdurmak için 2015 yılında küresel salımların artışının da durması gerekiyor. Zira iklim bilimciler, iklim değişikliğinin yaratacağı felaketlerin önlenmesi için küresel sıcaklık artışını 2 santigrat derecenin altında tutmak zorunda olduğumuzu, başka bir deyişle, atmosferde şu anda 390 ppm olan sera gazı miktarını 350 ppm’in altına indirmemiz gerektiğini söylüyor. 2015 sonrası, gelişmiş ülkelerde salımlarda derin bir kesintiye gidilmeli. Bu ülkeler 2020 yılına kadar en az yüzde 40 indirim sağlamalı. Ancak, şu anda bu en iyi ihtimalle yüzde 20 civarında olacak gibi görünüyor – eğer bir şeyler değişmezse. İnsanlık kurtulacaksa 2050 yılına kadar da ekonominin neredeyse tamamen karbonsuzlaşması gerekiyor.

İklim krizi acil eylem gerektiriyor. Kömür, en çok kirleten fosil yakıt ve tek başına iklimin en büyük düşmanı. Dünyada şu anda planlanan santraller hayata geçirilmeye kalkılırsa 2030 yılında kömürden kaynaklanan karbondioksit salımları yüzde 60 artacak. Nobel Barış Ödülü sahibi Al Gore’un dediklerine katılmamak mümkün mü? “Neden kömür santralleri yapılırken, gençlerin, buldozerleri engellemek için çevresine halkalar oluşturup engellemediklerini anlayamıyorum.”

Bugün gerçekleşmekte olan bundan daha da fazlası. Sadece gençler değil, bütün yerel topluluklar, genci yaşlısı Gerze’de, Bartın’da, İskenderun’da ve ülkenin her yerinde buldozerlere karşı direniyor. Bu açıdan Greenpeace’in Gerze’deki direnişe verdiği destek son derece önemli. Aynı şekilde, Change.org üzerinden Kürce’deki HES’in baraj kapaklarını açmasını sağlayan hem yerel hem ulusal direnişin başarıya ulaşması da bu sürece örnek verilebilir. Yaygınlaşan toplumsal direnişe Change.org’da açılan, ancak henüz sonuçlanmamış kampanyalar arasında Bartın Platformu’nun başlattığı Amasra’da HEMA Termik Santraline karşı mücadele, yine duyarlı vatandaşlar tarafından açılan Afşin Elbistan C ve D termik santrallerine, Çanakkale Lapseki termik santraline, Çaycuma Saltukova termik santraline karşı yürütülen kampanyalar örnek verilebilir.

Öte yandan direniş hareketlerinin yanı sıra tehlikeli iklim değişikliğini önlemenin yolu yenilenebilir enerjide ve enerji verimliliğinde yatıyor. Bunun için Türkiye’de ve nispeten bütün dünyada, içler acısı durumda olan yenilenebilir enerji yatırımlarını en yüksek seviyeye çıkartmak gerekiyor. Bugünün teknolojisi ile uygun ve verimli alanlarda kurulabilecek rüzgâr, dalga ve güneş santralleri şu anda dünyada kullandığımız enerjinin 6 katını sağlayabiliyor – hem de sonsuza kadar! Bunun için de Change.org’da Barış Eceçelik’in yenilenebilir enerji talebiyle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na yönelik açtığı kampanya ve Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar’ın Türkiye için 100% yenilenebilir enerji isteyen kampanyası örnek verilebilir. Daha önce bahsettiğimiz yeni yönetişim anlayışı çerçevesinde, bu zincirleme kampanyaların ışığında devletin ve ilgili bakanlıkların vatandaşları dinleyerek kömürlü termik santrallerden vazgeçerken, yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmaları beklenir. Bunun gerçekleşmiyor olması git gide derinleşen bir yönetişim krizi yaratmakta ve ileride hali hazırda pek çok yerel örneklerini gördüğümüz çok daha geniş toplumsal patlamalara neden olabilir. İnternet üzerinden örgütlenen yeni katılımcı demokrasi platformlarının yönetime ve kararlara katılımını artık devletin kendi işleyişi içine alınması gerekiyor, aynen ileri demokrasilerde sistemin içine alınan sivil toplum kuruluşları gibi.

Krizin Yarattığı Fırsat: Büyük Değişimin Yeni Yapıları

Tarih her yönetişim krizinin beraberinde büyük fırsatlar, kırılma noktaları ve hızlı bir değişim getirdiğini söylüyor. Örneğin Yirminci Yüzyılın başındaki Büyük Buhran (Great Depression), Batıda ve özellikle ABD’de modern sosyal devletin oluşumunu sağladı, ve vahşi kapitalizm nispeten kontrol altına alındı. Tabii günümüzdeki krizin yaratacağı çözüme inanmanın ötesinde, bu krizi avantaja çevirecek mekanizmaların devreye girmesi de gerekiyor. Bu krizin sonucunda Büyük Değişim’in (Great Transition) gerçekleşeceğini, ekonomik büyüme modeline, hatta ideolojisine sırtını dayamış, doğal kaynakları sömüren bir kapitalizm yerine, sosyal ve doğal fayda temelli, döngüsel ekonomiye ve katılımcı demokrasiye dayanan bir yeni dünya düzeninin kuruluşu için adımlar bugünden atılıyor. Bu atılımı sağlayacak olan da vatandaş gücü rüzgarı – belki fırtınası demek gerek. Vatandaş gücünün küresel yönetişim mekanizmalarını tabandan değiştireceğini öngörebiliriz. Bu vatandaş gücünün önemli kaldıraç noktalarına dair önerme niteliğinde birkaç örnek soru soralım:

  • ·      Kitle fonlaması (crowdfunding) ve yatırımlarıyla, bireyden bireye güven ve ortaklık kavramı çerçevesinde yeni teknolojileri kullanarak oluşturulacak sistemler, pahalı ve bürokratik bankacılık sektörünü işlevsiz kılabilir mi?
  • ·      Vatandaşların ağ üzerinde kurgulayacakları yeni habercilik ve gazetecilik mekanizmaları, belirli güdümler ve sermaye kontrolündeki medya sektörünü işlevsiz kılabilir mi?
  • ·      Yaygın veri toplamaya ve yaygın analizlere dayanan katılımcı sivil toplum ve vatandaş bilimcilerinin çalışmaları, ileri teknoloji gerektiren büyük laboratuvarlar haricindeki bilimsel çalışmaları, geleneksel araştırma kurumlarının işlevlerinin bir kısmını üzerine alacak mı?
  • ·      Bilim politikaları ve fonlaması devletin savaş endüstrisi başta olmak üzere, ulusal stratejik rekabete dayalı, insan ve doğaya zarar veren teknolojilerin önüne geçecek vatandaş etik kurulları tarafından kontrole alınabilecek mi?
  • ·      Üretim sektöründe topluma faydalı ve doğaya zarar vermeyen ürünler, bir yandan vatandaş kooperatifleri tarafından üretilip, küresel adil ve doğa dostu ticari satınalmalar, yenilikçi iletişim ağları ile katılımcı şekilde gerçekleşirken, diğer yandan doğru ve sorumlu ürünler doğrudan müşterisi ile buluşturulabilecek mi?


Büyük Değişim’in gerçekleşmesi için yeni oluşan yapıların güçlendirilmesi, çeşitlendirilmesi ve desteklenmesi gerekiyor. Bütün bu yeni gelişen yapıların gerçekleşmesi için, sosyal ve doğal fayda girişimleri ve özgür internet altyapısının korunması ve geliştirilmesi şart. Sivil toplumun Büyük Değişim’i gerçekleştirebilmesi için savunması gereken en önemli alan, bu nedenle, sosyal ve doğal fayda girişimlerinin hukuksal altyapısı ve internet özgürlüğü. Tarihte toplumsal dönüşüm ve kurgulanan gelecek şimdiye kadar her zaman toplumsal hareketlerle gerçekleşti. Bu sefer de aynı dönüşüm, tabandan yükselen kararlı hareketler sayesinde gerçekleşecek. Ortaya çıkan yeni yönetişim ise, tabiatı itibariyle katılımcı demokrasiye dayanacak ve yaygın ağ sistemleri üzerinden işleyecek. Burada politikacılara, karar vericilere ve geçiş döneminde halen erki elinde tutanlara, bu erki devretmek üzere basiretli bir şekilde yeni dünya düzeninin ve yönetişim sistemlerinin oluşumunu kolaylaştırmak düşüyor.