Nilufer Belediyesi Kent Konseyi Uyesi Sayin Mehmet Kartal'in bu yazisini sizlerle paylasmayi borc biliyorum... ve Doga Dernegi, Kus Arastirmalari Dernegi, IcDoga, KarDoga, WWF-Turkiye'yi Ve TURCEK, TEMA'yi bu konuda tepki vermeye cagiriyorum... Uygar Ozesmi
Cevre Bakanlığı tarafından 26 Ağustos 2010 tarihinde yapılan Sulakalanların Korunması Yönetmeliği ile ilgili değerlendirme :
Ba’de Harab-ül Basra*
Sulakalanlar Yönetmeliğinin iptalini istiyoruz.
T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı 26 Ağustos 2010 tarihinde sessiz sedasız biçimde Sulakalanların Korunması Yönetmeliği’ni değiştirerek T.C. Resmi Gazete’de yayınlatarak yürürlüğe soktu. Eski yönetmelikle yayınlanan yönetmelik incelendiğinde doğa ve çevre açısından önemli kayıpların olduğunu söylemek olanaklıdır.
Yönetmelikteki ilk önemli değişiklik Tanımlar başlıklı 4. Maddede gerçekleştirilmiştir. Tampon alan ile ilgili tanımlamada eski yönetmelikte en az 2500 metre olan koruma bandı bu yönetmelik ile en çok 2500 metre haline getirilmektedir. Bu yönetmelik çerçevesindeki en önemli kayıplardan bir tanesidir. Hatırlanacağı gibi önceki değişiklik ile bu mesafe 5000 metreden 2500 metreye indirilmişti. Şimdi ise 2500 metrenin de altına indirilebilmesinin yolu açılmaktadır.
Yönetmeliğin aynı maddesinde önceki yönetmelikte yer almayan Akarsu Koruma Bandı, Daimi Akarsu, Mevsimsel Akarsu ve Kuru Dere ile ilgili olarak yeni tanımlar getirilmektedir. Ülkemizde ve özellikle Karadeniz bölgesindeki HES çalışmaları dikkate alındığında akarsularla ilgili ayrıntılı tanımlamalar dikkat çekmektedir. Akarsular önceki yönetmelikte sulakalan tanımı içinde 2500 metrelik tampon alan üzerinden değerlendirilirken yeni yönetmelik ile bu mesafe tanımı kaldırılmış olmaktadır. Özellikle HES’ler ile ilgili yasal sorun oluşturacağı düşünülen eski yönetmelik bu biçimiyle düzenlenerek yasal bir boşluk oluşturulmak istenmiştir. Tanımların bilimsel nitelikleri ise ayrıca tartışmaya değerdir. Örneğin Kuru Dere diye bir tanım getirilmiştir ve bu tanım başlı başına manidardır.
Doldurma ve Kurutma başlıklı madde de ise doğa, çevre ve biyoçeşitlilik açısından bir kazanım sağlandığı görülmektedir. Daha önce 8 hektardan küçük alanların doldurulması ve kurutulması bakanlık iznine tabi iken şimdi tamamen yasaklanmaktadır. Ancak Yönetmeliğe aykırı davranışın ve suçun cezası olarak tanımlanan “Bu hükme aykırı olarak arazi kazanılması halinde söz konusu alan faaliyet sahibince eski haline getirilir.” Bölümünde liberal hukuk anlayışının bir türevi olarak yasak bir faaliyet tazmin ile cezalandırılmaktadır. Yönetmeliğin bütününe hakim olan liberal bu anlayıştan tümüyle uzaklaşmak gereklidir.
Saz Kesimi işlerini tarif eden 10. Maddede yazım faklılığı dışında hükmi bir değişikliğe gidilmemiş ancak daha önce açık olan ve buna karşın Bakanlık tarafından sağlanan iznin Bakanlık kontrolünde olduğu hükmü getirilmiştir.
Yapay Sulakalanların Kullanımını düzenleyen 16. Maddede ciddi bir kayıp söz konusu olmaktadır. Yönetmeliği hazırlayanlar Anayasaya göre yasa hükmünü taşıyan uluslararası sözleşmelerden gelen zorunluluklarla karşı karşıya kalmamak için Uluslar arası öneme sahip yapay sulakalanlar için koruma tarifinde bulunurken, ülkemizdeki diğer yapay sulakalanları koruma uygulaması dışında tutmuşlardır. Sulakalan o bölgede yaşayan tüm canlı türleri, bitkileri, böcekleri, çiçekleri, kuşları, balıkları ve sucul canlıları ile bir ekosistem oluşturmakta ve biyoçeşitlilik açısından bölgeye yaşam verdiği gibi ayrıca gerek iklim üzerinde ve gerekse bölgedeki yaşam üzerinde çok önemli etkiler yapmaktadır. Uluslar arası açıdan önemli sayılması için çeşitli teknik ve bilimsel olmayan çoğu idari kriterleri yerine getiremediği için önemsizmiş gibi görünen bu alanlar ülkemizin geleceği açısından son derece önemlidir.
Yönetmeliğin tanımlar maddesinde akarsuların neden tanım içine dahil edildiğini Yönetmeliğin 17. Maddesinin değişiminde görmek ve anlamak olanaklıdır. Yönetmelik, mevsimsel ve daimi akarsular hariç diyerek daha önce tümüyle koruma altında bulunan tüm sulakalanları tasnif etmek suretiyle koruma statüsü dışında bırakmış olmaktadır. Yeni yönetmelikteki en önemli kayıplardan birisi budur. Yönetmelik müellifleri tanımlar maddesindeki tasnif amaçlarını 17. Maddedeki değişim ile tamamına erdirmekte ve ülkemiz akarsularını tümüyle koruma statüsü dışına çıkararak kendi kaderlerine terk etmiş olmaktadırlar. Son dönemde ülke düzeyinde sayısı binlerle ifade edilen ve Başbakan’ın bile yargı sürecini beklemeden açılışını yaptığı HES’ler ile ilgili olarak söz konusu akarsuların koruma alanları ortadan kalkmakta, yasal olarak korumasız alanlar haline dönüşmektedirler. HES’lerle ilgili olarak sık sık çevrecilerle karşı karşıya geleceğini öngören idare yönetmelikteki bu değişiklik ile geleceğe dair önlem almaya ve akarsuların rahatlıkla yok edilmesinin önünü açmaya vesile olmaktadır.
Yönetmeliğin 23. Maddesindeki değişiklikler için aslında eski DSİ Genel Müdürü olan şimdiki Çevre Bakanı’nın öngörüleri üzerinden şekillendirilmiş demek yanlış olmayacaktır. Bir yandan mevcut sulakalanlarımız ile akarsularımızın “su kullanım hakkını” devreden devlet ve hükümet diğer yandan kentlerin son dönemde de sık sık sorun haline gelen su sorununa çözümler aramakta ve bu çözümü de mevcut sulakalanlar ile akarsuların koruma alanı dışında tutulması ile gerçekleşeceğini öngörmüştür. EK-1 ve EK-2 listedeki değişiklikler ile birlikte akarsuların koruma statüsü dışına çıkışı ve yetkinin yerel idarelere devri ile tamamen korumasız hale getirilmektedir. Öte yandan bu alanlarda faaliyet göstermek isteyenler için EK-1 ve EK-2 listeler ÇED Yönetmeliği ek listeleri ile uyumlu hale getirildiği için büyük ölçüde ÇED kapsamı dışına da çıkarılmış olacağından isteyen istediği herhangi bir akarsu üzerinde ilgili yerlerden izinleri almak suretiyle, bölgede yaşayanların hiç haberi olmaksızın, yerel ve bölgesel koşullar hiç değerlendirilmeksizin faaliyetlerini yürütmek kolaylaştırılmış olmaktadır. Ve bu madde ile ilgili son olarak “kuru derelerde bu Yönetmelik hükümleri uygulanmaz.” İbaresi ile tanımlar maddesinde sulak alanların neden tasnif edilmiş olduklarını da net olarak anlamış oluyoruz. Ancak aynı yönetmelik ve düzenlemeler herhangi bir sulakalanın veya akarsuyun kuru dere olduğuna kimin karar vereceğini belirtmeyerek bu noktayı da açıkta ve korumasız bırakmıştır.
Yönetmeliğin 27. Maddesi Ulusal Sulakalan Komisyonu’nun(USAK) oluşumunu tarif etmektedir. Yeni düzenleme ile USAK’a T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdür dahil edilmiştir. Komisyon gerek eski yönetmelikte ve gerekse bu yönetmelikte yer aldığı haliyle zaten kamu kurumlarının ağır ve yoğun denetim altında çalışmakta iken Komisyona Çevre Yönetimi Genel Müdürü’nün dahil edilmesi idarenin ağırlığını arttırmış olacağı gibi aynı zamanda görev süresinin 3 yıldan 2 yıla düşürülmüş olması ile ihtiyaca göre komisyonun yenilenmesinin hesaplandığı görülmektedir. 28. Madde ile USAK çalışma usul ve esaslarında komisyona gözlemci olarak davet edilenlerin kendileri ile ilgili konularda kararlara katılmasının önü kesilmiş ve oylamaya katılamayacakları hükmü tesis edilmiştir.
Yönetmeliğin 31. Maddesi ile Yerel Sulakalan Komisyonlarının(YSAK) tüm illerde kurulması ileri bir adımdır. Yerel Komisyonlar bu yönetmeliğe kadar sadece Yönetim Planı hazırlanan veya hazırlanmakta olan sulakalanları kapsamakta iken şimdi tüm ülkeye teşmil edilmiş olması ileri bir adım olmakla, Yönetmeliğin 33. Maddesinde komisyonun çalışma usul ve esaslarını belirleyen bölümde tıpkı USAK’ta olduğu gibi komisyona gözlemci olarak davet edilenlerin kendileri ile ilgili konularda kararlara katılmasının önü kesilmiş ve oylamaya katılamayacakları hükmü tesis edilmiştir. Hem USAK hem de YSAK için konulan bu hükümlerin iptali istenmelidir.
Yönetmeliğin 36. Maddesinde önemli bir düzenleme yoktur. Yönetmeliğe eklenen GEÇİCİ 2 madde söz konusu olup her iki geçici madde de iptali istenmesi gereken maddelerdir. GECİÇİ 1. Madde ile önceki yönetmelikte 31.12.2006 tarihine dek verilen istisna izni bu yönetmelik ile bu süre 31.12.2012 tarihine dek istisna tesis edilmiştir. Bu üstü örtülü af anlamına gelmektedir.
Geçici 2. Madde ise tam bir af niteliği taşımakta mevcut sulakalanlar içinde yer alan eski tarihte yapılmış sanayi kuruluşları bu hüküm ile affedilmiş olmaktadır. Bu işletmelerin mevcut işletmeleri yanında kapasite artışı vb. adlarla yapılacak düzenlemelerde af niteliği altında legalize edilmekte ve yasal hale getirilmektedir.
Yönetmeliğin 17. Maddesi eki olarak yapılan düzenlemelerde ise tam bir facia niteliğindedir. Yürürlükten kalkan yönetmelikte yapılması yasak olan ve yapılması Bakanlık iznine bağlı faaliyetlerin kendi çilerinde tasnifi ve düzenlenmesi gerekir ve yönetmeliğin çıktığı günden itibaren gelen başvurular ve taleplerin incelenerek bölgenin korunması esası üzerinden değerlendirme yapılması gerekirken bunun yerine ÇED Yönetmeliğinin ekinde yer alan tasnif hemen hemen aynen yönetmeliğe ek olarak geçirilmiş olmaktadır. Bu aynı zamanda neden USAK bünyesine Çevre Yönetimi Genel Müdürü’nün alındığının da açıklaması anlamına gelmektedir. Yapılması gereken mevcut Ek-1 ve Ek-2 listelerinin güncellenmesi ve düzenlenerek sektörel olarak düzenlenmesinin yapılması iken Yönetmelik ÇED Yönetmeliği ekinde yer alan ek listelere adapte edildiğinden önemli olabilecek bazı iş ve sektörler kapsamı dışında kalmış gibi görünmektedir. Bunların başında Seramik ve porselen fabrikaları, blok mermer işleme tesisleri, galeri veya kuyu açarak veya patlayıcı kullanarak işletilen her türlü taş ve maden ocakları ile gemi söküm tamir ve inşa tesisleri vb. bir takım tesisler kapsam dışına çıkarılmış görünmektedir.
Sonuç olarak T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından 17/05/2005 tarihinde 25818 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Sulakalanların Korunması Yönetmeliği’ni değiştiren 26 Ağustos 2010 tarih ve 27684 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan yönetmelik bir bütün olarak doğa ve doğal yaşamın korunması, çevrenin tahribatı, biyoçeşitlilik, Uluslar arası koruma sözleşmeleri çerçevesinde önemli bir restorasyon sağlamakta ve kalıcı kayıplar yaratmaktadır. Yönetmelik bir bütün olarak af ilan eden mevcut tesislerin legalize edilmesine dayalı hükümleri içermekte, ülkemizin AB süreci ile demokratik gelişmesine tezat teşkil etmektedir. Ülkemizde doğanın ve doğal çevrenin korunması ve biyoçeşitliliğin korunması için yapılan çalışmalarda elde edilen kazanımlar bu yönetmelik hükümleri ile ortadan kaldırılmak istenmektedir. Bakanlık çoğu zaman olduğu gibi kapıları dışarıya kapalı olarak yönetmeliği revize etmiş ve ülkenin ve halkın gereksinimlerine sırtını dönerek, sermayenin önündeki engelleri temizlemek üzere Yönetmeliği revize etmiştir. Benzeri durumu ÇED yönetmeliği örneğinde de gördüğümüz bu durumla ülkemizdeki sanayi yatırımları için hiçbir kural kalmaması, var olan kuralların ortadan kaldırılması, kaldırılamıyorsa yasaya karşı hile yapılması, bir çok konunun koruma statüsü dışına çıkarılması gibi değişikliklerle ülkemizin yerüstü ve yer altı zenginliklerinin bir planlama ve düzenlemeye bağlı olmadan sermaye lehine kaynak olarak sunulması sürecini sağlamlaştırmaya çalışmışlardır. Bu biçimde ortaya çıkan yönetmeliğin tümünün iptalini istemekten başkaca bir çıkar yol yoktur. Doğaseverler, doğa korumacılar, çevreciler, bilim insanları olarak bu gelişmeye dur demek hem dünya insanı olmanın hem de ülkesini ve yurdunu seven bir insan olmanın sorumluluğudur.
Mehmet KARTAL
Nilüfer Kent Konseyi Genel Sekreteri
Bursa Yerel Sulak Alan Komisyonu Üyesi
Uluabat Gölü Yönetim Planı Yürütme Kurulu Üyesi
(* ) Basra Harap olduktan sonra
5 Eylül 2010 Pazar
12 Temmuz 2010 Pazartesi
İSTANBUL S.O.S - İstanbul UNESCO Miras Listesinden çıkarılabilir
http://istanbulsos.wordpress.com/
Yukarıdaki bağlantı İSTANBUL S.O.S kampanyasının sayfasıdır. İçinde imza bölümü bulunur.
İstanbul UNESCO Miras Listesinden çıkarılsın isteniyor. Çünkü UNESCO'ya taahhüt edilen hiçbir şey yapılmıyor.
25 Temmuz'da Brezilya'da UNESCO Kültürel Miras Komitesi, İstanbul'u da görüşecek. İstanbul'u "Tehlike altındakiler miras listesine" indirecek büyük ihtimalle. Tamamen de çıkarabilir. Tehlike altında listesine girerse, bir yıl daha süremiz var. Bu kampanyanın amacı, İstanbul Belediyesini, Kültür Bakanlığını ve hükümeti baskı altında tutmak ve İstanbul'un tarihi mirasını korumaya zorlamak.
En önemli engellerden biri, Süleymaniye Camii'nin önünde geçmesi planan, Haliç üzerindeki metro köprüsü. Daha doğrusu bu köprünün her biri 70 metreye yakın olan iki boynuzu. Bu boynuzlar, Mimar Sinan'ın eserini örtüyor.
Metro köprüsünün mimarı da, tasarımcısı da, yapıcısı da, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mimar Kadir Topbaş.
İmza at. İmzaya yolla. İmzasız bırakma. İmza iste. İmzala. İmzalat.
Az zaman kaldı.
Yukarıdaki bağlantı İSTANBUL S.O.S kampanyasının sayfasıdır. İçinde imza bölümü bulunur.
İstanbul UNESCO Miras Listesinden çıkarılsın isteniyor. Çünkü UNESCO'ya taahhüt edilen hiçbir şey yapılmıyor.
25 Temmuz'da Brezilya'da UNESCO Kültürel Miras Komitesi, İstanbul'u da görüşecek. İstanbul'u "Tehlike altındakiler miras listesine" indirecek büyük ihtimalle. Tamamen de çıkarabilir. Tehlike altında listesine girerse, bir yıl daha süremiz var. Bu kampanyanın amacı, İstanbul Belediyesini, Kültür Bakanlığını ve hükümeti baskı altında tutmak ve İstanbul'un tarihi mirasını korumaya zorlamak.
En önemli engellerden biri, Süleymaniye Camii'nin önünde geçmesi planan, Haliç üzerindeki metro köprüsü. Daha doğrusu bu köprünün her biri 70 metreye yakın olan iki boynuzu. Bu boynuzlar, Mimar Sinan'ın eserini örtüyor.
Metro köprüsünün mimarı da, tasarımcısı da, yapıcısı da, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mimar Kadir Topbaş.
İmza at. İmzaya yolla. İmzasız bırakma. İmza iste. İmzala. İmzalat.
Az zaman kaldı.
3 Haziran 2010 Perşembe
Alem FM'de Yasak meyve
05 Haziran 2010 Cumartesi günü Tolga Öztorun ile DOST Muhabbeti'nin konuğu:
Dr. Uygar Özesmi.
Dr. Uygar Özesmi.
Yeni kitabı Yasak Meyve: Cehennemden çıkış ve yeşil yaşam üzerine yapacağımız bu sohbeti kaçırmayın. Tolga Öztorun ile DOST Muhabbeti her cumartesi saat 13:00 de Alem FM 89.3 de...
28 Mayıs 2010 Cuma
Yeni Kitap: Yasak Meyve: Cehennemden Çıkış
“Yasak meyve yendiğinde, cennetten kovuluş vardır. Cennet gecmişte kalmıştır. İnsan, cenneti tarım ve teknolojiyle, gücün esareti altında kaybetmiştir. İnsanın vahşi doğanın parçası olduğu toplumlar artık müzeliktir. Bugün insan, cenneti cehennemleştirmektedir” diye başlıyor Yasak Meyve: Cehennemden Çıkış.
Greenpeace Akdeniz’in Genel Direktörü Dr. Uygar Özesmi, kitabında başlangıçtan günümüze, insanın yeryüzü ve gökyüzüyle bitmek bilmeyen ihtiras dolu kavgasına yer veriyor. Özesmi, doğayla bağlarını koparmış, gezegeni cehenneme dönüştürmüş insanlara nasıl bir gelecek çizmesi gerektiği konusunda yol gösteriyor. Bu anlamda Yasak Meyve: Cehennemden Çıkış, doğayla insanın kurduğu ilişki hakkında yeni bir ideoloji sunuyor. Kitap, doğa ve yeryüzüyle barışçıl bir ilişki kurmayan hiçbir ideolojinin işe yaramadığı gerçeğinden yola çıkarak, geleceğin ideolojilerinin doğayla kurulan uyumlu ilişkiden doğacağını söylüyor.
Dr. Uygar Özesmi Yasak Meyve’yi yazma amacını, “Sınırı aştığımız, insanlık onurunun tehlikede olduğu bu günlerde tek kurtuluş umudumuz, insanların içten gelen bir saygıyla onurlu bir gelecek için kaygı duyması, sorumluluk alması, harekete geçmesi ve liderlik etmesi. Bu kitap toplumun doğayla barışması için harekete geçmesini sağlarsa ne mutlu bana” şeklinde özetliyor.
Kitabı interaktif bir iletişim aracı olarak gören Özesmi, yeni bir çevre tartışması başlatıyor. Kitapla ilgili yorum yapmak ve tartışmak için, http://www.facebook.com/uygar.ozesmi.fans ve
http://uygarozesmi.blogspot.com adreslerini ziyaret edebilirsiniz.
Kitap bedelinin yüzde 10’u, Greenpeace’e doğayı koruma çalışmaları için aktarılacak.
TB Yayıncılık tarafından yayınlanan Yasak Meyve:Cehennemden Çıkış, NTV Doğuş Yayıncılık Grubu tarafından kitapevlerine dağıtılıyor.
İletişim için: tbyayincilik@kilowatturkey.com
Yazarın Biyografisi
Dr. Uygar Özesmi
Doğa koruma çalışmalarına çocuk yaşta Sultansazlığı’nda bilimsel araştırmalarla başlayan Dr. Özesmi, çeşitli TÜBİTAK ödülleri aldıktan sonra 19 yaşında Çevreden Sorumlu Devlet Bakanı Adnan Kahveci'nin danışmanlığını yaptı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden mezun oldu ve Fulbright Burslusu olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde Ohio State Üniversitesi’nde Çevre Bilimleri alanında master, daha sonra ünlü MacArthur Burslusu olarak Minnesota Universitesi'nde Koruma Biyolojisi, Kalkınma ve Sosyal Değişim konularında doktora yaptı ve aynı üniversitede dersler verdi. Erciyes Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nü kurmak üzere 2000 yılında yurda döndü. Öğretim üyesi olarak çalışırken Küresel Çevre Fonları Küçük Destek Programı’nın Yönlendirme Komitesi’nde görev aldı, Biyolojik Çeşitlilik Sivil Toplum Kapasite Geliştirme Planı’nı, Doğa Derneği’nin kurucu başkanlığını yaptı. Türkiye’de ilk olarak Karadeniz STK'ları ve yönetim kurulu üyeliği yaptığı TÜRÇEK ile KarDoğa-Karadeniz Doğa Koruma Federasyonu'nun kuruluşunu sağladı. Sivil Toplum Geliştirme Merkezi'nin de kurucu üyeleri arasında olup, daha sonra yönetim kurulu üyeliği yaptı. 2004 yılında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nda görev almak üzere New York'a gitti. 2006’da TEMA Vakfı Genel Müdürü olarak Istanbul’a geldi. Mart 2008’den beri GREENPEACE Akdeniz Genel Direktörü görevini yürüten Dr. Özesmi’nin 90’dan fazla bilimsel yayını vardır.
Yasak Meyve, 194 sf., Dr. Uygar Özesmi, TB Yayıncılık
cehennemdencikis@gmail.com25 Nisan 2010 Pazar
Çernobil Öncesi ve Sonrası - KarDoğa Basın Açıklamasi
Çernobil felaketinden sonra öğrendik ki; enerjinin yok olması, enerjisiz kalmak enerji ile yok olmaktan daha korkunç değil.
Çernobil felaketinden sonra yaşadığımız süreçte öğrendik ki, enerji başlı başına bir felaket. Yaşam alışkanlıklarımız nedeniyle tüketimin üretimi, üretimin tüketimi, tüketimin ve üretimin enerjiyi giderek arttırdığı bir kısır döngü içindeyiz.
Dünyanın en temiz enerjisini bile üretsek bize faydası olmayacak bir sınırdayız. Ürettiğimiz enerji ile madenleri çıkarmaya, ormanları yok etmeye, kimyasal kullanımını yaygınlaştırmaya, genetik dizilimlerle oynamaya devam ettiğimiz sürece enerjinin nerden üretildiğinin bile bir anlamı kalmayacak yakında.
İnsanlığın, yeraltından ve yeryüzünden, sudan, havadan ve topraktan tüm enerjiyi çaldığı bir çağdayız.
İşte bu yaşam biçimini eleştiriyoruz. Bu yaşam biçimi bizi Çernobillere muhtaç kılmış, gerekli göstermiş.
Oysa böyle bir yaşama mahkum değiliz…
Bugün bir ampulü değiştirerek, bir toplu taşıma aracına binerek yada daha az alışveriş yapmaya başlayarak, veya daha az ve daha ekolojik yemek yemeye başlayarak, bir şeyleri değiştirmeye başlayabiliriz.
25 Nisan Bu nedenle bizim için önemli.
Biz birey olarak bugün ne yaparsak yarın Çernobil patlamaz? Bunu düşünmenin zamanı.
25 Nisan’ı… Çernobil felaketinin olmadığı bir günü anmak, onu kutlamak istiyoruz. 25 Nisan’da bir nükleer santralin sökülmesinin kaç kişinin hayatını kurtaracağını gördük.
Bu nedenle 25 Nisan’a sarılıyoruz.
Her gün, yarın bir nükleer santral felaketi yaşamaya hazırmış gibi yaşamamız gerekiyor.
Eğer öyle yapmazsak ne mi olur? Cevap : 26 Nisan 1986
Basın Açıklaması
Yer : Karadeniz’de her hangi bir yer
Tarih : 25 Nisan 1986
Bugün; Basın açıklamalarımızda, toplantılarımızda sular plastik şişelerde dağıtılmıyor.
Bugün musluklarımızdan su içebiliyoruz. Hatta susuzluğumuzu derelerimizden avuç avuç su içerek gideriyoruz.
Yaylalarımız bakir. Akarsularımızda DSİ Bentleri yok, havzalarımız henüz HES inşaatları ile talan edilmedi.
Bugün; Fabrika ayranları plastik kutuda da değil, köy ayranları cam şişede satılıyor.
Yoğurtlar çömleklerde…
Her büfede limonata bulabilirsiniz.
Sokaklarımızda “hayrat” içecekler bedava dağıtılıyor.
Bugün; Komşu evlerimizin tepesinde, camilerimizin minarelerinde, bayrağımızın gönderlerinde baz istasyonları yok,
Cep telefonları yok.
Bugün, Sofralarımızda ‘Genetiği Değiştirilmiş Organizma’lar yok.
Domates kesilince kokusu mutfağı sarıyor.
Çiçekler kokuyor.
Bugün; Bulaşıcı hastalıklar dünyayı tehdit etmiyor. Danalar delirmedi, kuşlar, domuzlar üşütmedi.
Kanser henüz doğal ölümden sayılmıyor. Çok az hastanenin onkoloji bölümü var.
Bugün; Nükleer Santral ihaleleri yok. Gelişmiş Avrupa ülkelerinde nükleer enerjiye geçişin pişmanlıkları dillendiriliyor.
Bugün; Doğayı hiçe sayan; Yabancı sermaye teşvik kanunu, Madencilik kanunu, 2 B ve sair düzenlemeler yok.
AMA…
Her türlü koruma alanı ve doğal güzellikler ile tarım alanları imara açılmaya başlanıyor.
Talan ve yalan ülkenin gündeminde. İnsanlara aşırı tüketim alışkanlığı dayatılıyor.
“Kullan-At” malzemeler hayatımıza giriyor. Üreten toplumdan tüketen topluma geçiyoruz. Köylü, üretim yapmayı bırakmaya başladı.
Bugün, yaşam alışkanlıklarımızdan vaz geçmezsek ve toplumun kötüye evrilmesini durduramazsak
Yarın;
Köylü üretimi bırakacak ve şehirlerde büyük marketlerde GDO’lu ürünler yiyeceğiz.
Tüketim toplumu olma yolundan geri dönmezsek, ülkenin her doğal arazisi satılacak,
talan edilecek.
“Kullan-At” malzemeler ve plastiğin aşırı tüketimi ile çöplerimizle baş edemeyeceğiz.
Her yeni icat ihtiyaç mı diye düşünmeden, her şeye açlık seviyesinden saldırırsak, eşyalar
içinde boğulacağız.
Bir malzemenin üretiminin doğaya verdiği zarar, geri dönüştürülmediğinde verdiği zararın tam yedi katı. Yani çöpün tamamını geri kazansak bile zararın yedide birini telafi edeceğiz. Tüketime dayalı ekonomik modeller biz; insanları büyük bir doğa kaybı ve enerji üretimi felaketine götürecek.
Üretim yapmak için altını, petrolü, demiri, bakırı yerin altından çıkaracağız. Ağaçları da kesip tüketip çöp olarak toprağın altına gömeceğiz. Dünyanın altını üstüne getireceğiz. Bu süreçte enerji bağımlısı olacağız. Bu kadar çok üretim ve tüketim için giderek daha fazla enerjiye ihtiyaç duyulacak.
Bu enerji ihtiyacını durduramazsak yarın Çernobil, daha sonra başka nükleer santraller patlayacak. Yenilenebilir alternatifleri hariç, her türlü enerji üretimi için çok büyük doğal felaketler yaşanacak.
Bugün; Enerji ihtiyacımızı azaltmak ve daha az tüketmezsek yarın Çernobil’i, sonra da diğer hepsini yaşayacağız.
Gelecek de geçmiş de bugünlerden oluşuyor. Bugün enerji bağımlılığına karşı mücadeleye başlamalıyız. Enerjiyi tasarruflu kullanıp, enerji gereksinimimizi, yarın çocuklarımıza bedel ödetmeyecek yöntemlerle sağlamalıyız.
Hakan ADANIR
Karadeniz Doğa Koruma Federasyonu
Y. K. Başkanı
19 Mart 2010 Cuma
Cinnet geciren Dunya
Her sabah büyük bir sıkıntıyla okula, işe, içtimaya mı kalkıyorsunuz?
Her sabah kravatlarınızı, üniformalarınızı, iş elbiselerinizi giyip, traş olup, süslenip
otobüs duraklarına, metrolara koşmaktan, servis beklemekten bunaldınız mı?
"Yasak!" levhalarını görmekten sıkıldınız mı?
Kredi kartı borçlarınızı nasıl ödeyeceğinizi mi düşünüyorsunuz?
Ay sonunu nasıl getireceğinizi mi kafanızı meşgul ediyor?
Betona, asfata ayak basmaktan bıktınız mı?
Pencereyi açtığınızda siren sesleri kulağınızı ve ciğerlerinizi mi taciz ediyor?
Gerzek patronların, müdürlerin, yöneticilerin emirlerinden gına mı geldi?
"Bu dünya bir sınav yeri" sözünü sırtınıza yük edip LGS, ÖSS, KPSS, KPDS, ÜDS, ALES'lerle
harf kodlamak canınızdan mı bezdirdi?
Televizyonlarda, gazetelerde, radyolarda yalancı, sahtekar politikacıların yüzlerini, seslerini, resimlerini görmek midenizi mi bulandırıyor?
Modernlik, çağdaşlık, ilericilik tanımlarının dünyayı yaşanmaz hale getirdiğini mi düşünüyorsunuz?
Reklamcıların sizi aptal yerine koyup en insani, hayati değerlerinizi paraya dönüştürmeleri sizi çileden mi çıkarıyor?
Sizce artık cinnettin zamanı gelmedi mi?
CinnetModern:
http://www.cinnetmodern.blogspot.com
CinnetSineması:
http://www.cinnetsineması.blogspot.com
CM Reklambozum:
http://www.reklambozum.blogspot.com
CM Facebook:
http://www.facebook.com/CinnetModern
Her sabah kravatlarınızı, üniformalarınızı, iş elbiselerinizi giyip, traş olup, süslenip
otobüs duraklarına, metrolara koşmaktan, servis beklemekten bunaldınız mı?
"Yasak!" levhalarını görmekten sıkıldınız mı?
Kredi kartı borçlarınızı nasıl ödeyeceğinizi mi düşünüyorsunuz?
Ay sonunu nasıl getireceğinizi mi kafanızı meşgul ediyor?
Betona, asfata ayak basmaktan bıktınız mı?
Pencereyi açtığınızda siren sesleri kulağınızı ve ciğerlerinizi mi taciz ediyor?
Gerzek patronların, müdürlerin, yöneticilerin emirlerinden gına mı geldi?
"Bu dünya bir sınav yeri" sözünü sırtınıza yük edip LGS, ÖSS, KPSS, KPDS, ÜDS, ALES'lerle
harf kodlamak canınızdan mı bezdirdi?
Televizyonlarda, gazetelerde, radyolarda yalancı, sahtekar politikacıların yüzlerini, seslerini, resimlerini görmek midenizi mi bulandırıyor?
Modernlik, çağdaşlık, ilericilik tanımlarının dünyayı yaşanmaz hale getirdiğini mi düşünüyorsunuz?
Reklamcıların sizi aptal yerine koyup en insani, hayati değerlerinizi paraya dönüştürmeleri sizi çileden mi çıkarıyor?
Sizce artık cinnettin zamanı gelmedi mi?
CinnetModern:
http://www.cinnetmodern.blogspot.com
CinnetSineması:
http://www.cinnetsineması.blogspot.com
CM Reklambozum:
http://www.reklambozum.blogspot.com
CM Facebook:
http://www.facebook.com/CinnetModern
Why did we not achieve our aim to stop the loss of biodiversity?
Dr. Stig Johansson, Vice-Chair WCPA (Pan-Europe) says:
"Here are some reasons discussed at the EU conference on protected areas beyond 2010 in Madrid in late January this year.
1. Natural Capital
Biodiversity and climate change is closely linked to our way of life, the way we use resources, and to our ecological footprint. The EU has initiated a process to look at development beyond GDP and has set a target to provide indicators, which measure progress in delivering social, economic and environmental goals. The value and changes in biodiversity and ecosystem services must be incorporated in revised standard national accounting systems, and be integrated into national development indicators that will have to complement GDP as our “only” measure of progress and development. We also need to be able to communicate this to ordinary people.
2. From Sites to Systems
Our focus generally tends to be on individual protected areas. The rapid changes in land use, and especially the challenge of climate change, force us to look beyond the sites to the network of protected areas, and in fact even to the green infrastructure, beyond our protected areas. The establishment of the Natura 2000 network, covering 17% of the European Union under a common legal regime, is a unique global achievement, and a powerful, potential foundation for looking at issues in a system wide manner. Now we need management from this broader angle. PAs are core life zones for biodiversity but without a broader matrix, a green infrastructure, it will be difficult to meet especially the climate change challenges. Green infrastructure must become equally important as traditional development infrastructure in society and for human well-being.
3. From Representation to Ecological Functionality
Our traditional focus has been on representation – species and habitats. Climate change will force us to focus on natures’ resilience to change, and the adaptation to the pressures on species and habitats. While these of course still are the crucial elements of biodiversity, we need to view protected areas more from the point of view of the ecological, social and economic functions and services that they deliver to our societies. Conservation of biodiversity must move beyond the species and habitats to consider the ecosystem services they provide, with the aim to maintain and restore their functions, resilience, and the connectivity in nature."
What we don't ever mention is that human existence on the planet has reached such levels that whatever we do we cannot save unless we change our social and economic structure dramatically, we do need a green revolution it seems more and more to me...
Did you ever have some pants that you wore for years... after a while they get so thin, however you patch it rips around or somewhere else... you are only left with one option, although they are the most comfy pants you ever had, you go and buy yourself new trousers...
uygar
"Here are some reasons discussed at the EU conference on protected areas beyond 2010 in Madrid in late January this year.
1. Natural Capital
Biodiversity and climate change is closely linked to our way of life, the way we use resources, and to our ecological footprint. The EU has initiated a process to look at development beyond GDP and has set a target to provide indicators, which measure progress in delivering social, economic and environmental goals. The value and changes in biodiversity and ecosystem services must be incorporated in revised standard national accounting systems, and be integrated into national development indicators that will have to complement GDP as our “only” measure of progress and development. We also need to be able to communicate this to ordinary people.
2. From Sites to Systems
Our focus generally tends to be on individual protected areas. The rapid changes in land use, and especially the challenge of climate change, force us to look beyond the sites to the network of protected areas, and in fact even to the green infrastructure, beyond our protected areas. The establishment of the Natura 2000 network, covering 17% of the European Union under a common legal regime, is a unique global achievement, and a powerful, potential foundation for looking at issues in a system wide manner. Now we need management from this broader angle. PAs are core life zones for biodiversity but without a broader matrix, a green infrastructure, it will be difficult to meet especially the climate change challenges. Green infrastructure must become equally important as traditional development infrastructure in society and for human well-being.
3. From Representation to Ecological Functionality
Our traditional focus has been on representation – species and habitats. Climate change will force us to focus on natures’ resilience to change, and the adaptation to the pressures on species and habitats. While these of course still are the crucial elements of biodiversity, we need to view protected areas more from the point of view of the ecological, social and economic functions and services that they deliver to our societies. Conservation of biodiversity must move beyond the species and habitats to consider the ecosystem services they provide, with the aim to maintain and restore their functions, resilience, and the connectivity in nature."
What we don't ever mention is that human existence on the planet has reached such levels that whatever we do we cannot save unless we change our social and economic structure dramatically, we do need a green revolution it seems more and more to me...
Did you ever have some pants that you wore for years... after a while they get so thin, however you patch it rips around or somewhere else... you are only left with one option, although they are the most comfy pants you ever had, you go and buy yourself new trousers...
uygar
22 Ocak 2010 Cuma
Türkiye’nin ilk “Yeşil İş ve Yaşam” dergisi EKOIQ yayınlandı
BZD tarafından iki ayda bir yayınlanacak olan dergi, ekoloji ve ekonomi arasında köprü kurmayı ve “Yeşil Dönüşümün” Türkiye’de kök salmasını hedefliyor.
Dergi iş dünyasından sivil toplum kuruluşlarına, bilim insanlarından çocuklara kadar herkesin bir parçası olması gerektiği bu değişimin Türkiye’deki iletişim araçlarından biri olmayı amaçlıyor.
Kapsamlı bir Kopenhag Dosyası’nın yer aldığı dergide önde gelen şirket ve banka yöneticileriyle ve ünlü oyuncu Mehmet Ali Alabora’yla yapılan röportajlar ile Coşkun Aral’ın objektifinden fotoğraflar da yer alıyor.
Büyük kitap zincirlerinde satışa sunulan dergi, ayrıca internet üzerinden www.idefix.com ve www.kitapyurdu.com adreslerinden de satın alınabiliyor.
Abonelik için: +90 0216 412 72 1
www.ekoiq.com
EKOIQ’nun Ocak-Şubat sayısı içeriği:
Çölden gelen temiz enerji: DESERTEC
Sahra Çölünden gelen temiz enerjinin, Avrupa'nın enerji ihtiyacını karşılaması mümkün mü?
Çevreyi kurtar; kendini de: Yeşil İşyerleri
Yöneticiler hem çevreyi kurtarıp hem de tasarruf edebilir mi? Araştırmacı Leigh Stringer bunun mümkün olduğunu gösteriyor.
En iyi 10 yeşil Start-up
Uzun ömürlü piller, endüstriyel origami, karbon filtreleri, külden tuğlalar...
Mehmet Ali Alabora: "Umut Lanettir"
"Bize asıl gereken sorumluluk" diyen Mehmet Ali Alabora ekliyor: "Dürüst olalım: Dolayı değil kendimizi kurtarmaya çalışıyoruz."
Londra ve Amsterdam'ın yeşil mucizeleri: BedZED ve GWL-Terrein
İki küçük banliyö kenti, çevre dostu bir yaşamın nasıl olacağını cümle âleme göstermeyi biliyorlar.
Dosya: Kopenhag ve Sonrası?
Kopenhag Meksika Zirvesine mi taşındı? Fiyasko mu, mütevazı bir başlangıç mı? AB politikaları çöktü mü? Amerika "gerçekçi” mi? Tuvalu, dünyanın yeni çevre lideri mi? Obama hayal kırıklığı mı yarattı?
Semra Cerit Mazlum; James Hansen; Jayati Ghosh, Uygar Özesmi; Haluk Özdalga; REC, Greenpeace, WWF, TÜSİAD’ın görüşleri…
Şirketler yeşil bilgileri nasıl toplayabilir?
"Yeşilden Altına" kitabının yazarı Andrew Winston, ucuz ve kolay yoldan yeşil bilgi edinmenin püf noktalarını anlatıyor.
Günışığı, küresel ısınmaya karşı!
Danimarka orijinli Velux, doğal aydınlatma ve günışığının, küresel ısınmayı önlemede çok işe yarayacağını öne sürüyor.
Hibrid arabalar onun fikri: Amory Lovins
"Doğal kapitalizm" tezini ortaya atan isim olarak da bilinen Amory Lovins, negawatt devrimimin de mucitlerinden biri.
Evinizde ekolojik bir merkez var: Mutfak
Buzdolabının alt bölmesindeki buzlar nasıl enerji tasarrufu sağlar? Etiketler nasıl okunur?
Henkel ve Sürdürebilirlik
Eylül 2009 Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksinde yer alan Henkel'in Türkiye Başkanı Erdem Koçak, "Bu bir halkla ilişkiler projesi değil" diyor.
Son eko müteahhit: Brad Pitt
EKOIQ yazarlarından Edip Emil Öymen, Brad Pitt'in nasıl eko müteahhit olduğunu ve güneşi hapsetmenin yollarını yazdı.
Yavaş Şehirler Hareketi: Cittaslow
Dünyada 120'nin üstünde kentin katıldığı Yavaş Şehirler Hareketinin ilkeleri ne? Peki, Seferihisar Cittaslow olmayı nasıl başardı?
WWF-Türkiye'nin yeni başkanı Tolga Baştak: Destekçilerimizi artıracağız.
Dünyanın en büyük çevre STK'larından biri olan WWF'nin Türkiye ayağını oluşturan Doğal Hayatı Koruma Vakfı, 2010'da hangi projelere hız verecek?
Yeşil Yakalılar dünyayı kurtaracak mı?
Beyaz, mavi ve altın derken, son olarak Yeşil Yakalılar sahneye çıktı.
2050 Yılı: Şehirler çökecek mi?
Yoksa çocuklarımız yeşil kentlerde mi yaşayacak? BM Danışmanlarından Don Hinrichsen iki farklı vizyonu ortaya koyuyor.
Faturalar yüzde 30 düşebilir!
Hollanda orijinli enerji verimliliği firmalarından Ecofys'nin Türkiye Müdürü Haluk Sayar, "Sanıldığının aksine, enerji verimliliği ısı yalıtımından ibaret değildir" diyor.
Doğa kente nasıl geri döner? Yeşil Çatılarla!
Evinizin çatısının kiremitle değil, yemyeşil çimenlerle kaplı olabileceğini biliyor musunuz?
2009 Model Yeşil Konseptler
Elektrik üreten sallanan sandalyeler, filtreli su mataraları, el kol hareketleriyle şarj olan piller ve daha neler neler...
Kanatlar dönünce!
Türkiye'nin ilk rüzgâr santrallerine imza atan Demirer Holding'in Başkanı Önder Demirer, "Termik santralleri bedava verseler almam" diyor.
Tek hamleyle, kaç faydalı iş yapılır?
Lokman Hekim Vakfı
Atık kâğıt ve eski otomobil lastiklerinden sağlanan gelirlerle, imkânı olmayanlara sağlık hizmeti veren Lokman Hekim Vakfı, sosyal sorumluluğun dönüştürücü etkisini gösteriyor.
Sürdürülebilirliğin finansmanı:
Eko-Kredi
Hibrid araba mı alacaksınız? Evinizi mi yalıtacaksınız? Yoksa yenilenebilir enerjiye mi yatırım yapacaksınız? O halde Şekerbank'ın Eko- Kredi uygulamasıyla tanışmanın tam zamanı...
Yakın Plan Coşkun Aral'ın objektifinden
Haberler Soğuk deve kervanları ve diğerleri
Kültür Farmville ve "nowhereisland"
Kitap "Yeşilden Altına" ve "Our Choice"
Dergi iş dünyasından sivil toplum kuruluşlarına, bilim insanlarından çocuklara kadar herkesin bir parçası olması gerektiği bu değişimin Türkiye’deki iletişim araçlarından biri olmayı amaçlıyor.
Kapsamlı bir Kopenhag Dosyası’nın yer aldığı dergide önde gelen şirket ve banka yöneticileriyle ve ünlü oyuncu Mehmet Ali Alabora’yla yapılan röportajlar ile Coşkun Aral’ın objektifinden fotoğraflar da yer alıyor.
Büyük kitap zincirlerinde satışa sunulan dergi, ayrıca internet üzerinden www.idefix.com ve www.kitapyurdu.com adreslerinden de satın alınabiliyor.
Abonelik için: +90 0216 412 72 1
www.ekoiq.com
EKOIQ’nun Ocak-Şubat sayısı içeriği:Çölden gelen temiz enerji: DESERTEC
Sahra Çölünden gelen temiz enerjinin, Avrupa'nın enerji ihtiyacını karşılaması mümkün mü?
Çevreyi kurtar; kendini de: Yeşil İşyerleri
Yöneticiler hem çevreyi kurtarıp hem de tasarruf edebilir mi? Araştırmacı Leigh Stringer bunun mümkün olduğunu gösteriyor.
En iyi 10 yeşil Start-up
Uzun ömürlü piller, endüstriyel origami, karbon filtreleri, külden tuğlalar...
Mehmet Ali Alabora: "Umut Lanettir"
"Bize asıl gereken sorumluluk" diyen Mehmet Ali Alabora ekliyor: "Dürüst olalım: Dolayı değil kendimizi kurtarmaya çalışıyoruz."
Londra ve Amsterdam'ın yeşil mucizeleri: BedZED ve GWL-Terrein
İki küçük banliyö kenti, çevre dostu bir yaşamın nasıl olacağını cümle âleme göstermeyi biliyorlar.
Dosya: Kopenhag ve Sonrası?
Kopenhag Meksika Zirvesine mi taşındı? Fiyasko mu, mütevazı bir başlangıç mı? AB politikaları çöktü mü? Amerika "gerçekçi” mi? Tuvalu, dünyanın yeni çevre lideri mi? Obama hayal kırıklığı mı yarattı?
Semra Cerit Mazlum; James Hansen; Jayati Ghosh, Uygar Özesmi; Haluk Özdalga; REC, Greenpeace, WWF, TÜSİAD’ın görüşleri…
Şirketler yeşil bilgileri nasıl toplayabilir?
"Yeşilden Altına" kitabının yazarı Andrew Winston, ucuz ve kolay yoldan yeşil bilgi edinmenin püf noktalarını anlatıyor.
Günışığı, küresel ısınmaya karşı!
Danimarka orijinli Velux, doğal aydınlatma ve günışığının, küresel ısınmayı önlemede çok işe yarayacağını öne sürüyor.
Hibrid arabalar onun fikri: Amory Lovins
"Doğal kapitalizm" tezini ortaya atan isim olarak da bilinen Amory Lovins, negawatt devrimimin de mucitlerinden biri.
Evinizde ekolojik bir merkez var: Mutfak
Buzdolabının alt bölmesindeki buzlar nasıl enerji tasarrufu sağlar? Etiketler nasıl okunur?
Henkel ve Sürdürebilirlik
Eylül 2009 Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksinde yer alan Henkel'in Türkiye Başkanı Erdem Koçak, "Bu bir halkla ilişkiler projesi değil" diyor.
Son eko müteahhit: Brad Pitt
EKOIQ yazarlarından Edip Emil Öymen, Brad Pitt'in nasıl eko müteahhit olduğunu ve güneşi hapsetmenin yollarını yazdı.
Yavaş Şehirler Hareketi: Cittaslow
Dünyada 120'nin üstünde kentin katıldığı Yavaş Şehirler Hareketinin ilkeleri ne? Peki, Seferihisar Cittaslow olmayı nasıl başardı?
WWF-Türkiye'nin yeni başkanı Tolga Baştak: Destekçilerimizi artıracağız.
Dünyanın en büyük çevre STK'larından biri olan WWF'nin Türkiye ayağını oluşturan Doğal Hayatı Koruma Vakfı, 2010'da hangi projelere hız verecek?
Yeşil Yakalılar dünyayı kurtaracak mı?
Beyaz, mavi ve altın derken, son olarak Yeşil Yakalılar sahneye çıktı.
2050 Yılı: Şehirler çökecek mi?
Yoksa çocuklarımız yeşil kentlerde mi yaşayacak? BM Danışmanlarından Don Hinrichsen iki farklı vizyonu ortaya koyuyor.
Faturalar yüzde 30 düşebilir!
Hollanda orijinli enerji verimliliği firmalarından Ecofys'nin Türkiye Müdürü Haluk Sayar, "Sanıldığının aksine, enerji verimliliği ısı yalıtımından ibaret değildir" diyor.
Doğa kente nasıl geri döner? Yeşil Çatılarla!
Evinizin çatısının kiremitle değil, yemyeşil çimenlerle kaplı olabileceğini biliyor musunuz?
2009 Model Yeşil Konseptler
Elektrik üreten sallanan sandalyeler, filtreli su mataraları, el kol hareketleriyle şarj olan piller ve daha neler neler...
Kanatlar dönünce!
Türkiye'nin ilk rüzgâr santrallerine imza atan Demirer Holding'in Başkanı Önder Demirer, "Termik santralleri bedava verseler almam" diyor.
Tek hamleyle, kaç faydalı iş yapılır?
Lokman Hekim Vakfı
Atık kâğıt ve eski otomobil lastiklerinden sağlanan gelirlerle, imkânı olmayanlara sağlık hizmeti veren Lokman Hekim Vakfı, sosyal sorumluluğun dönüştürücü etkisini gösteriyor.
Sürdürülebilirliğin finansmanı:
Eko-Kredi
Hibrid araba mı alacaksınız? Evinizi mi yalıtacaksınız? Yoksa yenilenebilir enerjiye mi yatırım yapacaksınız? O halde Şekerbank'ın Eko- Kredi uygulamasıyla tanışmanın tam zamanı...
Yakın Plan Coşkun Aral'ın objektifinden
Haberler Soğuk deve kervanları ve diğerleri
Kültür Farmville ve "nowhereisland"
Kitap "Yeşilden Altına" ve "Our Choice"
17 Ocak 2010 Pazar
Atil hicbirsey kalmasin!
Koc Bilgi Grubunun yuruttugu bir proje kapsaminda www.yesilbilgi.org adli bir site ve sitenin bir haber bulteni var! Son derece yesil gorunumlu ancak mainstream bir cevrecilik anlayisinda giden bir site ustelik STK ortaklari arasinda TURCEK - ki ben yonetim kurulundayim, Bugday Dernegi, TURMEPA, TEMA ve WWF (DHKV) var. Guzel gibi ancak esasinda uzmanliktan uzak veya bu uzmanligi elde etmek icin yeterince ugras verilmemis. Derinlikten uzak... mesela su haberi utanmadan gecebiliyorlar... Sular atil kalmadi! Bu sitenin okurlari icin neden sacma ve tuyleri diken diken eden bir haber oldugunu yazmayacagim. Belki yorumlarda siz yazarsiniz yanliz olmadigimi anlarim... platforma yazdim ironik bir yorum ancak yayinlanir mi bilmyorum - sasirmayin tabii ki moderatorlu bizim siteler gibi degil... bizde trollere karsi bile musamaha var.
Gercekten samimi olsalar... kucucuk bir marka ile Bugday'la anlasir onlarin bultenini dagitirlar, cok daha iyi derlenmis, cok daha zengin ve icerigi saglam bir bulten mesela.
TSKB'nin bu acidan biraz daha samimi oldugu soylenebilir. Bir sitelerine bakabilirsiniz isterseniz. Cevreciyiz.... biraz daha kaliteli ve daha cok BİLGİ iceriyor.
Su siralar elestirel bir bakis acisiyla saniyorum gunluk hayatimizdaki yanlislari paylasma hissi icindeyim, bakalim nereye gidecek.
Esenlikler, uygar ozesmi
Gercekten samimi olsalar... kucucuk bir marka ile Bugday'la anlasir onlarin bultenini dagitirlar, cok daha iyi derlenmis, cok daha zengin ve icerigi saglam bir bulten mesela.
TSKB'nin bu acidan biraz daha samimi oldugu soylenebilir. Bir sitelerine bakabilirsiniz isterseniz. Cevreciyiz.... biraz daha kaliteli ve daha cok BİLGİ iceriyor.
Su siralar elestirel bir bakis acisiyla saniyorum gunluk hayatimizdaki yanlislari paylasma hissi icindeyim, bakalim nereye gidecek.
Esenlikler, uygar ozesmi
13 Ocak 2010 Çarşamba
Basim agriyor, kaslarim tutuldu, kel oldum ha bir de kanser olmusum.
Hurriyet'te cikan bir haberde
Bu donemin basbakani Erdogan demis ki:
"Dış politikamız dost kazanma üzerine"
ne guzel ama dost olmamiz gerkenin DOGA oldugunu unutmus!
nitekim:
“...su anda bir küresel finans krizi yaşanıyor. 2'nci dünya savaşından sonra en büyük ekonomik kriz olarak tanımlanan bir krizin içinden geçiyoruz. Kriz, ABD'de ortaya çıktı ama dalga dalga yayılarak tüm dünyayı etkiledi. Bundan az ya da çok Türkiye olarak bizler de etkilendik. Rusya da etkilendi. Aynı şekilde terörizm, iklim değişikliği, çevre kirliliği, yoksulluk, göç gibi küresel sorunlar da bu krizin etrafında adeta bir tetikleyici durumundadır. Tabii bütün bunlar ülkelerimizi çok yakından ilgilendiriyor.”
Basim agriyor, kaslarim tutuldu, kel oldum ha bir de kanser olmusum. Bunlar tetikleyici dedikleri icinde iklim degisikligi sadece bir sonuc ve nedeni de ekonomik kriz ama buna asiri buyume ve kendini devri-daim makinesi sanma hali diyebiliriz. Krizden cikmak icin yapilanlarin tumu gercek kriz olan ekonomik krizi daha da teikliyor... siz 3 cocuk yapin hepsi iklim felaketi sonucunda aclik ve sefaletten olsun... siz araba alin OTV'yi dusurun daha cok araba daha cok benzin yaksin... siz petrolden aldiginiz vergilere baglayin ekonominizi ki ona olan bagimliliginizdan kurtulamayip iyice ekolojik kriz patlasin...
Basbakan ve butun partilerdeki guya akilli adamlar ve onlarin etrafini sarmis gozu kor kulagi sagir ve akli kıt danismanlar ve metin yazarlari bizim ve ve daha kotusu cocuklarımızın ve bu gezegeni paylastigimiz binlerce canlinin sonunu hazirliyorlar.
Uygar
Bu donemin basbakani Erdogan demis ki:
"Dış politikamız dost kazanma üzerine"
ne guzel ama dost olmamiz gerkenin DOGA oldugunu unutmus!
nitekim:
“...su anda bir küresel finans krizi yaşanıyor. 2'nci dünya savaşından sonra en büyük ekonomik kriz olarak tanımlanan bir krizin içinden geçiyoruz. Kriz, ABD'de ortaya çıktı ama dalga dalga yayılarak tüm dünyayı etkiledi. Bundan az ya da çok Türkiye olarak bizler de etkilendik. Rusya da etkilendi. Aynı şekilde terörizm, iklim değişikliği, çevre kirliliği, yoksulluk, göç gibi küresel sorunlar da bu krizin etrafında adeta bir tetikleyici durumundadır. Tabii bütün bunlar ülkelerimizi çok yakından ilgilendiriyor.”
Basim agriyor, kaslarim tutuldu, kel oldum ha bir de kanser olmusum. Bunlar tetikleyici dedikleri icinde iklim degisikligi sadece bir sonuc ve nedeni de ekonomik kriz ama buna asiri buyume ve kendini devri-daim makinesi sanma hali diyebiliriz. Krizden cikmak icin yapilanlarin tumu gercek kriz olan ekonomik krizi daha da teikliyor... siz 3 cocuk yapin hepsi iklim felaketi sonucunda aclik ve sefaletten olsun... siz araba alin OTV'yi dusurun daha cok araba daha cok benzin yaksin... siz petrolden aldiginiz vergilere baglayin ekonominizi ki ona olan bagimliliginizdan kurtulamayip iyice ekolojik kriz patlasin...
Basbakan ve butun partilerdeki guya akilli adamlar ve onlarin etrafini sarmis gozu kor kulagi sagir ve akli kıt danismanlar ve metin yazarlari bizim ve ve daha kotusu cocuklarımızın ve bu gezegeni paylastigimiz binlerce canlinin sonunu hazirliyorlar.
Uygar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


