12 Temmuz 2010 Pazartesi

İSTANBUL S.O.S - İstanbul UNESCO Miras Listesinden çıkarılabilir

http://istanbulsos.wordpress.com/

Yukarıdaki bağlantı İSTANBUL S.O.S kampanyasının sayfasıdır. İçinde imza bölümü bulunur.

İstanbul UNESCO Miras Listesinden çıkarılsın isteniyor. Çünkü UNESCO'ya taahhüt edilen hiçbir şey yapılmıyor.

25 Temmuz'da Brezilya'da UNESCO Kültürel Miras Komitesi, İstanbul'u da görüşecek. İstanbul'u "Tehlike altındakiler miras listesine" indirecek büyük ihtimalle. Tamamen de çıkarabilir. Tehlike altında listesine girerse, bir yıl daha süremiz var. Bu kampanyanın amacı, İstanbul Belediyesini, Kültür Bakanlığını ve hükümeti baskı altında tutmak ve İstanbul'un tarihi mirasını korumaya zorlamak.
En önemli engellerden biri, Süleymaniye Camii'nin önünde geçmesi planan, Haliç üzerindeki metro köprüsü. Daha doğrusu bu köprünün her biri 70 metreye yakın olan iki boynuzu. Bu boynuzlar, Mimar Sinan'ın eserini örtüyor.
Metro köprüsünün mimarı da, tasarımcısı da, yapıcısı da, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mimar Kadir Topbaş.

İmza at. İmzaya yolla. İmzasız bırakma. İmza iste. İmzala. İmzalat.

Az zaman kaldı.

3 Haziran 2010 Perşembe

Alem FM'de Yasak meyve

05 Haziran 2010 Cumartesi günü Tolga Öztorun ile DOST Muhabbeti'nin konuğu:
Dr. Uygar Özesmi.
Yeni kitabı Yasak Meyve: Cehennemden çıkış ve yeşil yaşam üzerine yapacağımız bu sohbeti kaçırmayın. Tolga Öztorun ile DOST Muhabbeti her cumartesi saat 13:00 de Alem FM 89.3 de...

28 Mayıs 2010 Cuma

Yeni Kitap: Yasak Meyve: Cehennemden Çıkış

Yasak meyve yendiğinde, cennetten kovuluş vardır. Cennet gecmişte kalmıştır. İnsan, cenneti tarım ve teknolojiyle, gücün esareti altında kaybetmiştir. İnsanın vahşi doğanın parçası olduğu toplumlar artık müzeliktir. Bugün insan, cenneti cehennemleştirmektedir” diye başlıyor Yasak Meyve: Cehennemden Çıkış.

Greenpeace Akdeniz’in Genel Direktörü Dr. Uygar Özesmi, kitabında başlangıçtan günümüze, insanın yeryüzü ve gökyüzüyle bitmek bilmeyen ihtiras dolu kavgasına yer veriyor. Özesmi, doğayla bağlarını koparmış, gezegeni cehenneme dönüştürmüş insanlara nasıl bir gelecek çizmesi gerektiği konusunda yol gösteriyor. Bu anlamda Yasak Meyve: Cehennemden Çıkış, doğayla insanın kurduğu ilişki hakkında yeni bir ideoloji sunuyor. Kitap, doğa ve yeryüzüyle barışçıl bir ilişki kurmayan hiçbir ideolojinin işe yaramadığı gerçeğinden yola çıkarak, geleceğin ideolojilerinin doğayla kurulan uyumlu ilişkiden doğacağını söylüyor.

Dr. Uygar Özesmi Yasak Meyve’yi yazma amacını, “Sınırı aştığımız, insanlık onurunun tehlikede olduğu bu günlerde tek kurtuluş umudumuz, insanların içten gelen bir saygıyla onurlu bir gelecek için kaygı duyması, sorumluluk alması, harekete geçmesi ve liderlik etmesi. Bu kitap toplumun doğayla barışması için harekete geçmesini sağlarsa ne mutlu bana” şeklinde özetliyor.

Kitabı interaktif bir iletişim aracı olarak gören Özesmi, yeni bir çevre tartışması başlatıyor. Kitapla ilgili yorum yapmak ve tartışmak için, http://www.facebook.com/uygar.ozesmi.fans ve
 http://uygarozesmi.blogspot.com adreslerini ziyaret edebilirsiniz.

Kitap bedelinin yüzde 10’u, Greenpeace’e doğayı koruma çalışmaları için aktarılacak.

TB Yayıncılık tarafından yayınlanan Yasak Meyve:Cehennemden Çıkış,  NTV Doğuş Yayıncılık Grubu tarafından kitapevlerine dağıtılıyor.

İletişim için:  tbyayincilik@kilowatturkey.com
Yazarın Biyografisi
Dr. Uygar Özesmi
Doğa koruma çalışmalarına çocuk yaşta Sultansazlığı’nda bilimsel araştırmalarla başlayan Dr. Özesmi, çeşitli TÜBİTAK ödülleri aldıktan sonra 19 yaşında Çevreden Sorumlu Devlet Bakanı Adnan Kahveci'nin danışmanlığını yaptı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden mezun oldu ve Fulbright Burslusu olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde Ohio State Üniversitesi’nde Çevre Bilimleri alanında master, daha sonra ünlü MacArthur Burslusu olarak Minnesota Universitesi'nde Koruma Biyolojisi, Kalkınma ve Sosyal Değişim konularında doktora yaptı ve aynı üniversitede dersler verdi.  Erciyes Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nü kurmak üzere 2000 yılında yurda döndü. Öğretim üyesi olarak çalışırken Küresel Çevre Fonları Küçük Destek Programı’nın Yönlendirme Komitesi’nde görev aldı, Biyolojik Çeşitlilik Sivil Toplum Kapasite Geliştirme Planı’nı, Doğa Derneği’nin kurucu başkanlığını yaptı. Türkiye’de ilk olarak Karadeniz STK'ları ve yönetim kurulu üyeliği yaptığı TÜRÇEK ile KarDoğa-Karadeniz Doğa Koruma Federasyonu'nun kuruluşunu sağladı. Sivil Toplum Geliştirme Merkezi'nin de kurucu üyeleri arasında olup, daha sonra yönetim kurulu üyeliği yaptı. 2004 yılında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nda görev almak üzere New York'a gitti. 2006’da TEMA Vakfı Genel Müdürü olarak Istanbul’a geldi. Mart 2008’den beri GREENPEACE Akdeniz Genel Direktörü görevini yürüten Dr. Özesmi’nin 90’dan fazla bilimsel yayını vardır.

Yasak Meyve, 194 sf., Dr. Uygar Özesmi, TB Yayıncılık
cehennemdencikis@gmail.com

25 Nisan 2010 Pazar

Çernobil Öncesi ve Sonrası - KarDoğa Basın Açıklamasi


 Arka Plan : 25 Nisan 1986 günü Çernobil felaketinden önceki son günümüzdü. Karadeniz’de hayat bir daha bugünkü gibi olmayacaktı. O günden sonra ne içip ne yediğimize dikkat etmeyi öğrendik. Yağmurda ıslanmaktan korkmayı, balık yemekten çekinmeyi,  vazgeçemediğimiz, çayı, pancarı, mısırı, fındığı korkarak yemeyi öğrendik.
Çernobil felaketinden sonra öğrendik ki; enerjinin yok olması, enerjisiz kalmak enerji ile yok olmaktan daha korkunç değil.
Çernobil felaketinden sonra yaşadığımız süreçte öğrendik ki, enerji başlı başına bir felaket. Yaşam alışkanlıklarımız nedeniyle tüketimin üretimi, üretimin tüketimi, tüketimin ve üretimin enerjiyi giderek arttırdığı bir kısır döngü içindeyiz.
Dünyanın en temiz enerjisini bile üretsek bize faydası olmayacak bir sınırdayız.  Ürettiğimiz enerji ile madenleri çıkarmaya, ormanları yok etmeye, kimyasal kullanımını yaygınlaştırmaya, genetik dizilimlerle oynamaya devam ettiğimiz sürece enerjinin nerden üretildiğinin bile bir anlamı kalmayacak yakında.
İnsanlığın, yeraltından ve yeryüzünden, sudan, havadan ve topraktan tüm enerjiyi çaldığı bir çağdayız.
İşte bu yaşam biçimini eleştiriyoruz. Bu yaşam biçimi bizi Çernobillere muhtaç kılmış, gerekli göstermiş.
Oysa böyle bir yaşama mahkum değiliz…
Bugün bir ampulü değiştirerek, bir toplu taşıma aracına binerek yada daha az alışveriş yapmaya başlayarak, veya daha az ve daha ekolojik yemek yemeye başlayarak, bir şeyleri değiştirmeye başlayabiliriz.
25 Nisan Bu nedenle bizim için önemli.
Biz birey olarak bugün ne yaparsak yarın Çernobil patlamaz?  Bunu düşünmenin zamanı.
25 Nisan’ı… Çernobil felaketinin olmadığı bir günü anmak, onu kutlamak istiyoruz. 25 Nisan’da bir nükleer santralin sökülmesinin kaç kişinin hayatını kurtaracağını gördük.
Bu nedenle 25 Nisan’a sarılıyoruz.
Her gün, yarın bir nükleer santral felaketi yaşamaya hazırmış gibi yaşamamız gerekiyor.
Eğer öyle yapmazsak ne mi olur?  Cevap : 26 Nisan 1986
Basın Açıklaması
Yer : Karadeniz’de her hangi  bir yer
Tarih : 25 Nisan 1986
Bugün; Basın açıklamalarımızda, toplantılarımızda sular plastik şişelerde dağıtılmıyor.
Bugün musluklarımızdan su içebiliyoruz. Hatta susuzluğumuzu derelerimizden avuç avuç su içerek gideriyoruz.
Yaylalarımız bakir. Akarsularımızda DSİ Bentleri yok, havzalarımız henüz HES inşaatları ile talan edilmedi.
Bugün; Fabrika ayranları plastik kutuda da değil, köy ayranları cam şişede satılıyor.
Yoğurtlar çömleklerde…
Her büfede limonata bulabilirsiniz.
Sokaklarımızda “hayrat” içecekler bedava dağıtılıyor.
Bugün; Komşu evlerimizin tepesinde, camilerimizin minarelerinde, bayrağımızın gönderlerinde baz istasyonları yok,
Cep telefonları yok.
Bugün, Sofralarımızda ‘Genetiği Değiştirilmiş Organizma’lar yok.
Domates kesilince kokusu mutfağı sarıyor.
Çiçekler kokuyor.
Bugün; Bulaşıcı hastalıklar dünyayı tehdit etmiyor. Danalar delirmedi, kuşlar, domuzlar üşütmedi.
Kanser henüz doğal ölümden sayılmıyor. Çok az hastanenin onkoloji bölümü var.
Bugün; Nükleer Santral ihaleleri yok. Gelişmiş Avrupa ülkelerinde nükleer enerjiye geçişin pişmanlıkları dillendiriliyor.
Bugün; Doğayı hiçe sayan; Yabancı sermaye teşvik kanunu, Madencilik kanunu, 2 B ve sair düzenlemeler yok.
AMA…
Her türlü koruma alanı ve doğal güzellikler ile tarım alanları imara açılmaya başlanıyor.
Talan ve yalan ülkenin gündeminde. İnsanlara aşırı tüketim alışkanlığı dayatılıyor.
“Kullan-At” malzemeler hayatımıza giriyor. Üreten toplumdan tüketen topluma geçiyoruz. Köylü, üretim yapmayı bırakmaya başladı.
Bugün, yaşam alışkanlıklarımızdan vaz geçmezsek ve toplumun kötüye evrilmesini durduramazsak
Yarın; 
Köylü üretimi bırakacak ve şehirlerde büyük marketlerde GDO’lu ürünler yiyeceğiz.
Tüketim toplumu olma yolundan geri dönmezsek, ülkenin her doğal arazisi satılacak,
              talan edilecek.
“Kullan-At” malzemeler ve plastiğin aşırı tüketimi ile çöplerimizle baş edemeyeceğiz.
Her yeni icat ihtiyaç mı diye düşünmeden, her şeye açlık seviyesinden saldırırsak, eşyalar
              içinde boğulacağız.
Bir malzemenin üretiminin doğaya verdiği zarar, geri dönüştürülmediğinde verdiği zararın tam yedi katı. Yani çöpün tamamını geri kazansak bile zararın yedide birini telafi edeceğiz. Tüketime dayalı ekonomik modeller biz; insanları büyük bir doğa kaybı ve enerji üretimi felaketine götürecek.
Üretim yapmak için altını,  petrolü, demiri, bakırı yerin altından çıkaracağız. Ağaçları da kesip tüketip çöp olarak toprağın altına gömeceğiz. Dünyanın altını üstüne getireceğiz. Bu süreçte enerji bağımlısı olacağız. Bu kadar çok üretim ve tüketim için giderek daha fazla enerjiye ihtiyaç duyulacak.
Bu enerji ihtiyacını durduramazsak yarın Çernobil, daha sonra başka nükleer santraller patlayacak. Yenilenebilir alternatifleri hariç, her türlü enerji üretimi için çok büyük doğal felaketler yaşanacak.
Bugün; Enerji ihtiyacımızı azaltmak ve daha az tüketmezsek yarın Çernobil’i, sonra da diğer hepsini yaşayacağız.
Gelecek de geçmiş de bugünlerden oluşuyor. Bugün enerji bağımlılığına karşı mücadeleye başlamalıyız. Enerjiyi tasarruflu kullanıp, enerji gereksinimimizi, yarın çocuklarımıza bedel ödetmeyecek yöntemlerle sağlamalıyız.
Hakan ADANIR
Karadeniz Doğa Koruma Federasyonu
Y. K. Başkanı

19 Mart 2010 Cuma

Cinnet geciren Dunya

Her sabah büyük bir sıkıntıyla okula, işe, içtimaya mı kalkıyorsunuz?
Her sabah kravatlarınızı, üniformalarınızı, iş elbiselerinizi giyip, traş olup, süslenip
otobüs duraklarına, metrolara koşmaktan, servis beklemekten bunaldınız mı?
"Yasak!" levhalarını görmekten sıkıldınız mı?
Kredi kartı borçlarınızı nasıl ödeyeceğinizi mi düşünüyorsunuz?
Ay sonunu nasıl getireceğinizi mi kafanızı meşgul ediyor?
Betona, asfata ayak basmaktan bıktınız mı?
Pencereyi açtığınızda siren sesleri kulağınızı ve ciğerlerinizi mi taciz ediyor?
Gerzek patronların, müdürlerin, yöneticilerin emirlerinden gına mı geldi?
"Bu dünya bir sınav yeri" sözünü sırtınıza yük edip LGS, ÖSS, KPSS, KPDS, ÜDS, ALES'lerle
harf kodlamak canınızdan mı bezdirdi?
Televizyonlarda, gazetelerde, radyolarda yalancı, sahtekar politikacıların yüzlerini, seslerini, resimlerini görmek midenizi mi bulandırıyor?
Modernlik, çağdaşlık, ilericilik tanımlarının dünyayı yaşanmaz hale getirdiğini mi düşünüyorsunuz?
Reklamcıların sizi aptal yerine koyup en insani, hayati değerlerinizi paraya dönüştürmeleri sizi çileden mi çıkarıyor?

Sizce artık cinnettin zamanı gelmedi mi?

CinnetModern:
http://www.cinnetmodern.blogspot.com
CinnetSineması:
http://www.cinnetsineması.blogspot.com
CM Reklambozum:
http://www.reklambozum.blogspot.com
CM Facebook:
http://www.facebook.com/CinnetModern

Why did we not achieve our aim to stop the loss of biodiversity?

Dr. Stig Johansson, Vice-Chair WCPA (Pan-Europe) says:

"Here are some reasons discussed at the EU conference on protected areas beyond 2010 in Madrid in late January this year.

1. Natural Capital

Biodiversity and climate change is closely linked to our way of life, the way we use resources, and to our ecological footprint. The EU has initiated a process to look at development beyond GDP and has set a target to provide indicators, which measure progress in delivering social, economic and environmental goals. The value and changes in biodiversity and ecosystem services must be incorporated in revised standard national accounting systems, and be integrated into national development indicators that will have to complement GDP as our “only” measure of progress and development. We also need to be able to communicate this to ordinary people.

2. From Sites to Systems

Our focus generally tends to be on individual protected areas. The rapid changes in land use, and especially the challenge of climate change, force us to look beyond the sites to the network of protected areas, and in fact even to the green infrastructure, beyond our protected areas. The establishment of the Natura 2000 network, covering 17% of the European Union under a common legal regime, is a unique global achievement, and a powerful, potential foundation for looking at issues in a system wide manner. Now we need management from this broader angle. PAs are core life zones for biodiversity but without a broader matrix, a green infrastructure, it will be difficult to meet especially the climate change challenges. Green infrastructure must become equally important as traditional development infrastructure in society and for human well-being.

3. From Representation to Ecological Functionality

Our traditional focus has been on representation – species and habitats. Climate change will force us to focus on natures’ resilience to change, and the adaptation to the pressures on species and habitats. While these of course still are the crucial elements of biodiversity, we need to view protected areas more from the point of view of the ecological, social and economic functions and services that they deliver to our societies. Conservation of biodiversity must move beyond the species and habitats to consider the ecosystem services they provide, with the aim to maintain and restore their functions, resilience, and the connectivity in nature."

What we don't ever mention is that human existence on the planet has reached such levels that whatever we do we cannot save unless we change our social and economic structure dramatically, we do need a green revolution it seems more and more to me...

Did you ever have some pants that you wore for years... after a while they get so thin, however you patch it rips around or somewhere else... you are only left with one option, although they are the most comfy pants you ever had, you go and buy yourself new trousers...

uygar

22 Ocak 2010 Cuma

Türkiye’nin ilk “Yeşil İş ve Yaşam” dergisi EKOIQ yayınlandı

BZD tarafından iki ayda bir yayınlanacak olan dergi, ekoloji ve ekonomi arasında köprü kurmayı ve “Yeşil Dönüşümün” Türkiye’de kök salmasını hedefliyor.
Dergi iş dünyasından sivil toplum kuruluşlarına, bilim insanlarından çocuklara kadar herkesin bir parçası olması gerektiği bu değişimin Türkiye’deki iletişim araçlarından biri olmayı amaçlıyor.

Kapsamlı bir Kopenhag Dosyası’nın yer aldığı dergide önde gelen şirket ve banka yöneticileriyle ve ünlü oyuncu Mehmet Ali Alabora’yla yapılan röportajlar ile Coşkun Aral’ın objektifinden fotoğraflar da yer alıyor.

Büyük kitap zincirlerinde satışa sunulan dergi, ayrıca internet üzerinden www.idefix.com ve www.kitapyurdu.com adreslerinden de satın alınabiliyor.

Abonelik için: +90 0216 412 72 1
www.ekoiq.com

EKOIQ’nun Ocak-Şubat sayısı içeriği:

Çölden gelen temiz enerji: DESERTEC
Sahra Çölünden gelen temiz enerjinin, Avrupa'nın enerji ihtiyacını karşılaması mümkün mü?

Çevreyi kurtar; kendini de: Yeşil İşyerleri
Yöneticiler hem çevreyi kurtarıp hem de tasarruf edebilir mi? Araştırmacı Leigh Stringer bunun mümkün olduğunu gösteriyor.

En iyi 10 yeşil Start-up
Uzun ömürlü piller, endüstriyel origami, karbon filtreleri, külden tuğlalar...

Mehmet Ali Alabora: "Umut Lanettir"
"Bize asıl gereken sorumluluk" diyen Mehmet Ali Alabora ekliyor: "Dürüst olalım: Dolayı değil kendimizi kurtarmaya çalışıyoruz."

Londra ve Amsterdam'ın yeşil mucizeleri: BedZED ve GWL-Terrein
İki küçük banliyö kenti, çevre dostu bir yaşamın nasıl olacağını cümle âleme göstermeyi biliyorlar.

Dosya: Kopenhag ve Sonrası?
Kopenhag Meksika Zirvesine mi taşındı? Fiyasko mu, mütevazı bir başlangıç mı? AB politikaları çöktü mü? Amerika "gerçekçi” mi? Tuvalu, dünyanın yeni çevre lideri mi? Obama hayal kırıklığı mı yarattı?
Semra Cerit Mazlum; James Hansen; Jayati Ghosh, Uygar Özesmi; Haluk Özdalga; REC, Greenpeace, WWF, TÜSİAD’ın görüşleri…

Şirketler yeşil bilgileri nasıl toplayabilir?
"Yeşilden Altına" kitabının yazarı Andrew Winston, ucuz ve kolay yoldan yeşil bilgi edinmenin püf noktalarını anlatıyor.

Günışığı, küresel ısınmaya karşı!
Danimarka orijinli Velux, doğal aydınlatma ve günışığının, küresel ısınmayı önlemede çok işe yarayacağını öne sürüyor.

Hibrid arabalar onun fikri: Amory Lovins
"Doğal kapitalizm" tezini ortaya atan isim olarak da bilinen Amory Lovins, negawatt devrimimin de mucitlerinden biri.

Evinizde ekolojik bir merkez var: Mutfak
Buzdolabının alt bölmesindeki buzlar nasıl enerji tasarrufu sağlar? Etiketler nasıl okunur?

Henkel ve Sürdürebilirlik
Eylül 2009 Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksinde yer alan Henkel'in Türkiye Başkanı Erdem Koçak, "Bu bir halkla ilişkiler projesi değil" diyor.

Son eko müteahhit: Brad Pitt
EKOIQ yazarlarından Edip Emil Öymen, Brad Pitt'in nasıl eko müteahhit olduğunu ve güneşi hapsetmenin yollarını yazdı.

Yavaş Şehirler Hareketi: Cittaslow
Dünyada 120'nin üstünde kentin katıldığı Yavaş Şehirler Hareketinin ilkeleri ne? Peki, Seferihisar Cittaslow olmayı nasıl başardı?

WWF-Türkiye'nin yeni başkanı Tolga Baştak: Destekçilerimizi artıracağız.
Dünyanın en büyük çevre STK'larından biri olan WWF'nin Türkiye ayağını oluşturan Doğal Hayatı Koruma Vakfı, 2010'da hangi projelere hız verecek?

Yeşil Yakalılar dünyayı kurtaracak mı?
Beyaz, mavi ve altın derken, son olarak Yeşil Yakalılar sahneye çıktı.

2050 Yılı: Şehirler çökecek mi?
Yoksa çocuklarımız yeşil kentlerde mi yaşayacak? BM Danışmanlarından Don Hinrichsen iki farklı vizyonu ortaya koyuyor.

Faturalar yüzde 30 düşebilir!
Hollanda orijinli enerji verimliliği firmalarından Ecofys'nin Türkiye Müdürü Haluk Sayar, "Sanıldığının aksine, enerji verimliliği ısı yalıtımından ibaret değildir" diyor.

Doğa kente nasıl geri döner? Yeşil Çatılarla!
Evinizin çatısının kiremitle değil, yemyeşil çimenlerle kaplı olabileceğini biliyor musunuz?

2009 Model Yeşil Konseptler
Elektrik üreten sallanan sandalyeler, filtreli su mataraları, el kol hareketleriyle şarj olan piller ve daha neler neler...

Kanatlar dönünce!
Türkiye'nin ilk rüzgâr santrallerine imza atan Demirer Holding'in Başkanı Önder Demirer, "Termik santralleri bedava verseler almam" diyor.

Tek hamleyle, kaç faydalı iş yapılır?
Lokman Hekim Vakfı
Atık kâğıt ve eski otomobil lastiklerinden sağlanan gelirlerle, imkânı olmayanlara sağlık hizmeti veren Lokman Hekim Vakfı, sosyal sorumluluğun dönüştürücü etkisini gösteriyor.

Sürdürülebilirliğin finansmanı:
Eko-Kredi
Hibrid araba mı alacaksınız? Evinizi mi yalıtacaksınız? Yoksa yenilenebilir enerjiye mi yatırım yapacaksınız? O halde Şekerbank'ın Eko- Kredi uygulamasıyla tanışmanın tam zamanı...

Yakın Plan Coşkun Aral'ın objektifinden
Haberler Soğuk deve kervanları ve diğerleri
Kültür Farmville ve "nowhereisland"
Kitap "Yeşilden Altına" ve "Our Choice"


17 Ocak 2010 Pazar

Atil hicbirsey kalmasin!

Koc Bilgi Grubunun yuruttugu bir proje kapsaminda www.yesilbilgi.org adli bir site ve sitenin bir haber bulteni var! Son derece yesil gorunumlu ancak mainstream bir cevrecilik anlayisinda giden bir site ustelik STK ortaklari arasinda TURCEK - ki ben yonetim kurulundayim, Bugday Dernegi, TURMEPA, TEMA ve WWF (DHKV) var. Guzel gibi ancak esasinda uzmanliktan uzak veya bu uzmanligi elde etmek icin yeterince ugras verilmemis. Derinlikten uzak... mesela su haberi utanmadan gecebiliyorlar... Sular atil kalmadi! Bu sitenin okurlari icin neden sacma ve tuyleri diken diken eden bir haber oldugunu yazmayacagim. Belki yorumlarda siz yazarsiniz yanliz olmadigimi anlarim... platforma yazdim ironik bir yorum ancak yayinlanir mi bilmyorum - sasirmayin tabii ki moderatorlu bizim siteler gibi degil... bizde trollere karsi bile musamaha var.

Gercekten samimi olsalar... kucucuk bir marka ile Bugday'la anlasir onlarin bultenini dagitirlar, cok daha iyi derlenmis, cok daha zengin ve icerigi saglam bir bulten mesela.

TSKB'nin bu acidan biraz daha samimi oldugu soylenebilir. Bir sitelerine bakabilirsiniz isterseniz. Cevreciyiz.... biraz daha kaliteli ve daha cok BİLGİ iceriyor.

Su siralar elestirel bir bakis acisiyla saniyorum gunluk hayatimizdaki yanlislari paylasma hissi icindeyim, bakalim nereye gidecek.

Esenlikler, uygar ozesmi

13 Ocak 2010 Çarşamba

Basim agriyor, kaslarim tutuldu, kel oldum ha bir de kanser olmusum.

Hurriyet'te cikan bir haberde

Bu donemin basbakani Erdogan demis ki:

"Dış politikamız dost kazanma üzerine"

ne guzel ama dost olmamiz gerkenin DOGA oldugunu unutmus!

nitekim:

“...su anda bir küresel finans krizi yaşanıyor. 2'nci dünya savaşından sonra en büyük ekonomik kriz olarak tanımlanan bir krizin içinden geçiyoruz. Kriz, ABD'de ortaya çıktı ama dalga dalga yayılarak tüm dünyayı etkiledi. Bundan az ya da çok Türkiye olarak bizler de etkilendik. Rusya da etkilendi. Aynı şekilde terörizm, iklim değişikliği, çevre kirliliği, yoksulluk, göç gibi küresel sorunlar da bu krizin etrafında adeta bir tetikleyici durumundadır. Tabii bütün bunlar ülkelerimizi çok yakından ilgilendiriyor.”

Basim agriyor, kaslarim tutuldu, kel oldum ha bir de kanser olmusum. Bunlar tetikleyici dedikleri icinde iklim degisikligi sadece bir sonuc ve nedeni de ekonomik kriz ama buna asiri buyume ve kendini devri-daim makinesi sanma hali diyebiliriz. Krizden cikmak icin yapilanlarin tumu gercek kriz olan ekonomik krizi daha da teikliyor... siz 3 cocuk yapin hepsi iklim felaketi sonucunda aclik ve sefaletten olsun... siz araba alin OTV'yi dusurun daha cok araba daha cok benzin yaksin... siz petrolden aldiginiz vergilere baglayin ekonominizi ki ona olan bagimliliginizdan kurtulamayip iyice ekolojik kriz patlasin...

Basbakan ve butun partilerdeki guya akilli adamlar ve onlarin etrafini sarmis gozu kor kulagi sagir ve akli kıt danismanlar ve metin yazarlari bizim ve ve daha kotusu cocuklarımızın ve bu gezegeni paylastigimiz binlerce canlinin sonunu hazirliyorlar.

Uygar

6 Ocak 2010 Çarşamba

Hurriyet'te cikan bir haberde iklim sacmaliklari ve dar goruslugu - ustelik hic beklemediginiz bir yerden - IZMIR

Denmis ki:

"Su kaynağı yaratmak için çalışmalar sürüyor

UO: Su KAYNAK degil VARLIKtir... SU yaratilamaz miktari dunyada az cok sabittir ve surekli bir dongu icerisindedir.

İzmir’in ve çevre yerleşimlerin susuz kalmaması için yeni kaynak arayışlarına giren İzmir Büyükşehir Belediyesi, 2004-2009 yılları arasında 177 kuyu açtı. Bu kuyuların 143 adedi çevre yerleşimlerde, 34’ü ise metropole hizmet etmek için açıldı. Yeni kuyuların devreye girmesi ile birlikte günde 111 bin, yılda ise 40 milyon metreküplük su kaynağı devreye alınarak çevre yerleşimlerde özellikle yaz aylarında yaşanan su sıkıntısı giderildi.

UO: IKLIM DEGİSİKLİGİ İLE AKDENİZ'DE KUYULARIN KURUMASI GUNDEMDEYKEN NASIL DAHA FAZLA KUYU VE DAHA FAZLA SU CEKEREK GELECEGİ GARANTI ALTINA ALACAGIZ?

Sıkıntılı bir dönemdi

Küresel ısınma nedeniyle geçen yıl sıkıntılı bir dönem geçiren İzmir’de, toplam 34 yeni kuyu açılarak günde 112 bin, yılda 41 milyon metreküplük ek su rezervi elde edildi. Böylece 2009 yılı verilerine göre yılda 185 milyon metreküp suyun tüketildiği İzmir’e, yüzde 22 oranında ilave su kaynağı yaratılmış oldu. Menemen havzasında açılan kuyular işletmeye alınırken; Halkapınar, Bornova ve Sarıkız havzalarındaki kuyular ek rezerv olarak tutuldu. Menderes’te açılan 8 kuyunun işletmeye alınması için çalışmalar ise sürüyor.İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu 2009 yılının başından bu yana yağışlarla Tahtalı Barajı’nın seviyesinin arttığını ve yılı sıkıntısız bir şekilde tamamladıklarını belirtti.

SUYU TUKETIRSEN KALMAZ! AKILLI KULLANIRSAN VE TASARRUF EDERSEN O ZAMAN ANCAK GELECEGİ GARANTI ALTINA ALIR VE SIKINTI CEKMEZSIN... ARZI DEGIL TALEBI KONTROL ETMEK GEREK!

Önlemler sürüyor

Kocaoğlu, “Ancak küresel ısınmanın getirdiği kuraklık nedeniyle önlemlerimizi almaya devam ediyoruz. Yeni açtığımız kuyuları ek rezerv olarak tutarken, Tahtalı Barajı’nın su seviyesini artırmak için Ayrancılar bölgesi ile Menderes bölgesindeki kuyulardan baraja saniyede 500-600 litre, yani günde ortalama 47 bin metreküp ilave su taşıyacak 2.1 milyon TL’lik yatırıma başlıyoruz” dedi. Geçen yıl su tutmaya başlayan Gördes Barajı’ndan en kısa sürede kente su kazandırmak için Manisa Nuriye’de kuracakları Sarıkız İçme Suyu Arıtma Tesisi için bu ay ihaleye çıkacaklarını kaydeden Başkan Kocaoğlu, “Arıtma tesisinde günde 130 bin metreküp su arıtılacak” diye konuştu.

DAHA COK DAHA COK DAHA COK... NEREYE KADAR?

BASKA HAVZALARIN SUYUNU CALARKEN ... 19.YUZYIL SOMURGECILIGINI ELESTİRENLER NE DİYOR ACABA?

Cozumler ve alinacak yol cok acik ama once bu kafalarin degismesi ve gercegi gormeleri gerekiyor...

uygar