|
13 Şubat 2016 Cumartesi
intensive and interdisciplinary program for NGO leadership
7 Aralık 2015 Pazartesi
METADISCIPLINARITY, SCHOLARS, & SCHOLARSHIP
Scientists and other scholars in academic disciplines that have been the key producers of ideas, information, and technologies either close their eyes to the havoc, or are in a race of pointing to the imminent cataclysm and documenting the torrent. The technologies they produce and the policies they inspire are cures to the symptoms that either exacerbate the havoc by damming the destructive forces, or are food to strengthen the structures of destruction, and usually are diversions unto the less powerful. The philosophical commitments that the scholarship is based on is the same that has caused the current affliction and imminent debacle. Some of the current disciplinary, interdisciplinary, multidisciplinary, or transdisciplinary scholarship that has managed to move beyond documenting, describing, explaining and predicting, tries to stop the devastating impact of humyns on themselves and the planet yet fails to face the complex and wicked reasons of the increasing devastation and imminent debacle, partly because they are locked into the same philosophical base that destruction operates on.
The concept - metadisciplinarity- and its meronyms - metadisciplinary scholarship and metadisciplinary activism - transforming learning into humyn action is proposed. I refrain from disciplining metadisciplinarity by not defining it. The state of non-definition enables the unimagined possibilities to become possibilities. Yet I will propose - for further modification- what cannot be considered metadisciplinarity, metadisciplinary scholarship and metadisciplinary activism and possibilities in imagining metadisciplinarity. The charting of the impossible should not be taken as simple dialectical negation, not only because I see no reason to be bound by a "is or is not logic," but more importantly because I do not want to set an endpoint and leave an open door to continued imagining.
A scholar can not imagine a new form of scholarship without any reference to the past or to the academic institutions that existed prior to the act of thinking. Therefore in locating this new form of scholarship we inherently have to face disciplinarity itself. This confrontation is visible in prefixing disciplinarity with meta-. The prefix positions the unimagined posibilities behind, besides, after, above, beyond, and transformed, everywhere in time, space and unimagined dimensions, but not only disciplinary. Metadisciplinarity is also not only disciplinary because it will not let itself be disciplined and operates in a dimension not accessible to disciplines because of disciplining. Metadisciplinary scholarship does not only assume that disciplines, as they operate, produce, and suppress are bound with concrete, fluid or nonexistent epistemological frames, yet it does not succumb to frames and categorization. Metadisciplinarity is not only interdisciplinary or multidisciplinary because it does not operate only among disciplines or incorporates only multiple disciplines, maybe it can operate in dimensions that look into the disciplines. Metadisciplinarity is not only transdisciplinary because it does not require a rootedness in any discipline nor does it require communication and positioning in other disciplines. Metadisciplinarity does not have to have a commitment to a body of literature or a set of nomenclature.
The purpose of metadisciplinarity is not to erase disciplinarity, its scholarship and activism. Disciplinarity will no doubt continue to exist, but should not be a straight jacket put by an academia in denial to scholars questioning the reasons of society in dementia. Can metadisciplinarity provide space for those scholars that would like to go beyond the structures, rules, conditions and ways of thinking and conceptualization set by academic disciplinary practice? Can metadisciplinary scholarship question political impositions and stay away from alliances, and can they strive for an ideal, and a set of principles that they do not have to sacrifice for institutional, political, and financial reasons?
Can metadisciplinary scholarship exist by synthesizing data and theory from many disciplines first and then producing its own in a manner that can not be categorized or put into any discipline, and not be derided by disciplinary convictions. And yet can it be that these epistemological products can remain as metadisciplinary knowledge without being appropriated by a discipline or transmutating yet into another discipline. Can the products carry the metadata of recognition and process, and not allowed to be fed into the structures of social dementia (2).
Can metadisciplinary scholarship use methodologies that have not yet been defined and articulated, and not be disregarded, but explored? And when scholars use traditional methods, developed and refined by disciplines, can they escape categorization once again? Can a scholar engage in the methodologies of a certain discipline and yet retain a metadisciplinary outlook? Can metadisciplinary scholarship yield to a prudence of knowledge and information production that by processing provides for intelligent cognitive models for humyns rather than unconnected and inflated models that further dementia? Here social dementia is visible as the disintegration of societal cognition into smaller and smaller knowledge systems (e.g. disciplines) that examined outside their context and relationship to other knowledge systems lead to a dangerous misrepresentations (3) of the Earth, our relationship to it and to fellow humyns.
For all these questions we can imagine the answer yes far less than no, but yet we still have the freedom of imagining, just before our imagination deteriorates with the ever engulfing dementia.
Acknowledgements: Premesh Lalu, Adam Sitze for their immense help in imagining metadisciplinarity.
Notes
1. The description of social dementia has been articulated in environmental and eco-feminist literature since the 1960's and is quite known to the social and ecological fieldworker in any urban and rural setting. The dementia is most readily diagnosed in the Feast World and its symptoms are very visible in the Tied World.
2. Scholarship and disciplines have been under the support, control, and exploitation of the very structures that are part of social dementia. Therefore, what is the possibility for the metadisciplinary intellectual agenda to exist and its products not be used to further the dementia? How can the monopoly and control of knowledge and information be abolished?
3. Emergent properties of systems are invisible in disciplinary work due to isolation of subject and objects of study (system concepts and components) from its larger social and biophysical context.
Edited 3/6/1999 and 3/8/1999
Last Edited 7/12/2015
Özesmi, U. 1999. Metadisciplinarity, Scholars, and Scholarship. Online Third Revised Edition 2015
9 Ağustos 2015 Pazar
Evimizdeki gizemli dışkı
Dışkıdan tür teşhisi pek de keyifli bir uğraştır esasında... çekmecemde hala bir kutuda 1994 yılında Kanada'nın Yeni İskoçya (Nova Scotia) eyaletinde bulduğum bir Amerikan geyiği veya mus (Moose) dışkısını sakladığımı itiraf edeyim - pek çok kuş gözlemcisi arkadaşım da evlerinde mutlaka bir baykuş topağı (pellet) saklarlar doğrusu. Bu bebekliğimizde kakamıza meraklı olduğumuz anal devreyi tam üstümüzden atamadığımızdan dolayı değil herhalde, ama merak duygusu bir ömür boyu...

Tarif edecek olursak bir defa dışkı küçüktü yani yaklaşık 2 cm uzunluğunda ince ve siyah biraz da sanki yenilen kemikten kaynaklandığını sandığım beyazlık vardı... üstelik içini deştiğimde bir sürü böcek dış iskeleti ile karşı karşıya kalmıştık, yani bir kez dağılınca un ufak oluyordu. Gelinciğin küçük kemirgenler dışında böcek ve örümcekle beslendiğini biliyordum. Hem keşke gelincik olsa diye düşündük - evde bizimle yaşayan bir gelincik düşünsenize! Çocukluğumda babamdan kışın ocağın yanına kıvrılıp yatan, normalde tavan arasında yaşayan gelincik hikayeleri duymuş birisi olarak gelincik olmasını çok istedim doğrusu... gelincik böcek, fare ve sürüngen yediği için evde olmasının bir zararı değil tam tersine yararı da olacaktı... gel gör ki araştırma hevesim kolay ikna olmadığım için sönmedi... araştırmaya devam ettim.

Anlaşılan kurbağa ve yılanlar çiş yapmıyor bunun yerine çişi dışkı ile paketleyip beraber dışarı atıyormuş - bu beyazlık ise çişin içindeki azottan kaynaklanıyormuş - dolayısıyla bu beyazlığın artık sıvılaşmış bir kemik değil azot içerdiğini ve bu yüzden kurbağa dışkısının tarımsal gübre olarak kuş dışkısıyla aynı mahiyette ve faydada da olduğunu öğrenmiş olduk.
Dolayısıyla evimizin muhtelif yerlerinde bir gizemli dışkı bulduğumuzda merak duygusuyla hemen evdeki dışkı teşhisi içeren kitaplarıma sarıldım. İlk aklıma gelen evimizde bir gelincik olduğuydu... Neden gelincik derseniz, nedeni biraz kuş dışkısına benzese de hem dışkının büyüklüğü küçük kuşlar için fazla büyüktü hem de dışarı çıkmak için cama çarpıp durmasından zaten mutlaka anlardık. Üstelik bütün pencereler sivrisineğe karşı telle kaplandığı için de bu mevsimde zaten kuşun eve girip çıkmasına imkan yoktu... bir de çatıdaki tıkırtıları düşününce belki çatıya açılan küçük kovuklardan inmiştir diye düşündük, onun için gelincik diye umduk!

Bir dışkı teşhis anahtarı basit bir soruyla başlıyordu...
Ucunda bir beyazlık var mı? Evet deyince hemen seni kurbağa ve yılanlar bölümüne atıyordu... demek gelincik değil kurbağa veya yılandı bu dışkının müsebbibi.

Bu büyüklükteki bir dışkı şayet bir yılandan geliyorsa evimizde bayağı büyük bir yılan vardı - doğrusu buna da sevinmedik değil. Çünkü evde yaşayan bir yılan yine haşeratı temizleyeceği gibi bize de bir zararı olmazdı, zaten evin içi serin olduğu için pek de hareketli olmayacaktı - ama bu kadar büyük bir yılan olsa herhalde görürdük.
Ya kurbağa? Peki hani şu evin etrafında gördüğümüz kurbağalardan eve girmiş bir tanesi olamaz mıydı üstelik 1.9 cm uzunlukta bu dışkıyı bir kurbağa çıkartabilir miydi?
Tabi ya - 15 cm boya kadar büyüyebilen bizim buralarda sürekli gördüğümüz Siğilli Kurbağa, latince adıyla Bufo Bufo olabilirdi pek tabii - siğilli dendiğine bakmayın çok yakışıklı kendisi
bkz.
o siğil denilen şeyler saldırıya uğradığında güçlü birer zehir salgılayan bezler. Onun için yırtıcı kuşlar ve memeliler pek yemeye cesaret edemiyor onları. Daha fazla bilgi için ise bu harika sayfayı gözden geçirebilirsiniz
Gizem halen sürüyor - büyük ihtimalle evimizde bir yerlerde sessiz sakin bir büyük kurbağa sobanın veya kanepenin altında, perdelerin etekleri altında geceyi bekliyor. Evde sesler kesilince ortaya çıkacak ve evdeki böcekleri tek tek temizleyecek afiyetle.
Kendisiyle şahsen tanıştığımızda buraya bir not düşerim mutlaka, umarım bu yazıyla dışkı bilimin (scatology) büyülü dünyasına siz de aşina olmuşsunuzdur.
Belki birgün evimize bir gelincik de ortak olur diye hala umut ediyoruz.
Uygar Özesmi ve Oya Ayman - Marmariç, Dernekli Köyü, Bayındır, İzmir - 9 Ağustos 2015
20 Haziran 2015 Cumartesi
Kitap: Permakültür Bahçeleri - Toby Hemenway
Permakültür Bahçeleri kitabı, hayal gücünüzü harekete geçirerek, permakültürün en temel mesajını okurlara ulaştırıyor: Doğaya karşı değil onunla birlikte çalışırsak daha güzel, daha bereketli ve daha bağışlayıcı bahçeler yaratabiliriz. Toby Hemenway’in gösterdiği gibi işbirliği içinde çalışabilen ve;
Toprağın verimliliğini ve yapısını geliştirmek ve korumak,
Peyzajın içinde suyu yakalamak ve sudan tasarruf etmek,
Faydalı böcekler, hayvanlar ve insanlar için habitat sağlamak,
Mevsimsel meyveler, yemişler ve diğer gıdalar üreten yenebilir bir “orman” yaratmak
gibi çeşitli işlevler üstlenen bitkileri topluluklar şeklinde bir araya getirerek arka bahçenizde bir ekosistem yaratmak hem kolay hem de tatmin edici bir uğraş.
Bu gözden geçirilmiş ve güncellenmiş baskıya, yetiştirme alanları çok kısıtlı olan kentte ya da banliyöde yaşayan insanlar için özel olarak tasarlanmış, kentsel permakültür üzerine yeni bir bölüm de eklenmişt. Elinizdeki bahçe ya da tarla ne büyüklükte olursa olsun permakültürün temel ilkelerini uygulayarak orayı daha çeşitli, daha doğal, daha üretken ve daha güzel hale getirebilirsiniz.
Bakın 350.org'un kurucusu ve yazar Bill McKibben ne demiş kitap hakkında:
“Dünyaya geldiğimizde bize bir kullanma kılavuzu vermedikleri için arada bir bazı bilge kişilerin kılavuzlar yazması büyük bir hizmet. Permakültür Bahçeleri bunların en önemlilerinden biri ve geleceğin dünyası için kesinlikle ihtiyaç duyacağımız bir kitap.”
Yeni İnsan Yayınları Sayfa Sayısı: 288, ISBN No: 978-605-5895-60-0, Etiket Fiyatı: 30 TL
Permakültür Bahçeleri - Toby Hemenway, çev. İlknur Urkun Kelso
Birinci Bölüm: Bahçedeki Ekosistem
1. Ekolojik Bahçe Nedir............................................................................................................15
2. Bahçıvanlar için Ekoloji........................................................................................................32
3. Ekolojik Bahçe Tasarımı........................................................................................................45
İkinci Bölüm: Ekolojik Bahçeyi Oluşturan Öğeler
4. Toprağı Canlandırmak ........................................................................................................77
5. Su Hasadı, Tasarrufu ve Kullanımı.....................................................................................102
6. Çok İşlevli Bitkiler..............................................................................................................124
7. Arı, Kuş ve Diğer Faydalı Hayvanları Bahçeye Çekmek.......................................................153
Üçüncü Bölüm: Ekolojik Bahçenin Kurulumu
8. Bahçe için Topluluklar Yaratmak........................................................................................177
9. Bahçe Birliklerinin Tasarlanması .......................................................................................192
10. Gıda Ormanının Kurulması ............................................................................................208
11. Şehirde Permakültür Bahçeciliği.......................................................................................228
12. Bahçe Birdenbire Açılır.....................................................................................................249
Toby Hemenway permakültür üzerine Kuzey Amerika'da yazılmış ilk kapsamlı eser olan Permakültür Bahçeleri’nın yazarı ve Portland Eyalet Üniversitesi'nde Yardımcı Doçent’tir. Heather C. Flores'in Food Not Lawns kitabının önsözünü yazmıştır. Tufts Üniversitesi'nden biyoloji diplomasını aldıktan sonra uzun yıllar genetik ve immünoloji alanında, önce Harvard ve Seattle Washington Üniversitesi gibi akademik laboratuarlarda, sonrasında büyük bir medikal biyoteknoloji şirketi olan Immunex'te araştırmacı olarak çalıştı. Tam da biyoteknolojinin gittiği yön kendisini rahatsız etmeye başladığı dönemde, sürdürülebilir peyzajlar, evler ve işyerleri tasarlamak için ekolojik ilkelere dayalı bir yaklaşım olan permakültür ile tanıştı. Bunun üzerine kariyerini değiştiren Toby, eşiyle birlikte 10 yıl çalışmanın sonucunda güney Oregon’da kırsal bir permakültür sistemi kurdu. 1999-2004 yılları arasında ekolojik tasarım ve sürdürülebilir kültür dergisi Permaculture Activist’in yardımcı editörlüğünü yaptı. Halen Oregon Portland’da yaşamakta ve kentsel sürdürülebilir kaynakları geliştirdiği bir proje yürütmektedir. Ülkenin çeşitli yerlerinde permakültür eğitimleri, ekolojik tasarım danışmanlığı ve seminerler vermektedir. Whole Earth Review, Natural Home ve Kitchen Gardener gibi dergilerde yazıları yayınlanmıştır. Ekolojik tasarım atölyeleri, eğitimleri ve danışmanlık hizmetleri için kendisine ulaşabilir, web sitesine www.patternliteracy.com adresinden erişebilirsiniz.
İlknur Urkun Kelso 1982’de doğdu. ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Lisans, ODTÜ Kentsel Politika Planlama ve Yerel Yönetimler Yüksek Lisans diplomalarını aldı. Stratejik planlama ve proje uzmanı, TMMOB Şehir Plancıları Odası’nda profesyonel yönetici ve Altınoluk Belediyesi’nde Şehir Plancısı olarak çalıştı. 2010 yılında 72 saatlik Permakültür Tasarım Sertifikası kursunda çevirmenlik yaparak tasarımcı sertifikası aldı. Bir ekolojik yaşam girişiminde doğal yöntemlerle arıcılık yaptı. Ekoloji ve sürdürülebilir yaşam konularında çevirmenlik, evinde balkon bahçeciliği, Kazdağı’nda aktivizm, Dünyayı Kurtaran Kadınlar’da blog yazarlığı, permakültür giriş kurslarında eğitmenlik, bulduğu her fırsatta takas yapmakta, bu sırada dikiş, örgü ve resim malzemelerini daima elinin altında bulundurmaktadır. İlknur Urkun Kelso aynı zamanda Yeni İnsan Yayınevi Yeşil Politika Serisi’nden Philip B. Simith ve Manfred Max-Neef’in birlikte yazdığı Ekonominin Gerçek Yüzü ve David Sobel’in kaleme aldığı Ekofobiyi Aşmak kitaplarını çevirdi.
10 Mayıs 2014 Cumartesi
Verbotene Frucht: Teufelskreis der Vertreibung bei Uygar Özesmi
von dem Buch
VerboteneFrucht: Teufelskreis der Vertreibung
Wenn die verbotene Frucht gegessen wird, kommt
die Vertreibung. Das Paradies ist Vergangenheit. Der Mensch hat das Paradies durch
Landwirtschaft und Technologie sowie die Gier nach Macht verloren. Die Völker,
die ein Teil der Natur waren, findet man nun im Museum. Heute macht der Mensch
aus dem Paradies eine Hölle. Es gibt keinen Menschen, der das noch nicht
gemerkt hat. Diejenigen, die das wahrnehmen, sehen, dass das Paradies durch
Menschenhand verschwindet. Diejenigen, die das wahrnehmen, tun sich trotz allem
sich schwer, zu handeln.
Gibt es einen Ausweg aus dem unvermeidbaren
Ende und dem großen Leiden? Wo ist der Ausgang der Hölle? Die verbotene Frucht
muss wieder gekostet werden. Diesmal müssen wir uns das Geflecht anschauen, um
den Ausgang zu finden… uns selbst im Geflecht anschauen und uns die einzelnen
Knoten im Geflecht. Wir sind kein Teil der Natur mehr. Wir haben uns von der
Natur abgetrennt und sind nun eine zerstörerische Last für die Natur. Von Tag
zu Tag breiten wir uns immer mehr aus und verbrauchen die Natur. Finden wir den
Lebensbaum und damit die Balance mit der Erde und der Natur? Wie können wir uns
umwandeln und was für eine Zukunft werden wir der Menschheit hinterlassen?
Schmeckt die verbotene Frucht bitter oder süß? Bitte beißen sie hinein …
Der Gott hat zunächst ‘es werde Licht’ gesagt
und hat das Licht von der Dunkelheit geschieden. Er nannte das Licht Tag und
die Dunkelheit Nacht.
Danach hat er das Wasser von der Luft
getrennt und nannte sie Himmel. Die Gewässer sammelten sich und in der Mitte
entstand Land und in seiner Umgebung entstanden Meere.
Er sagte, dass grüne Pflanzen aus den Samen
sprießen sollen und die Obstbäume sollten ihre eigenen Früchte mit Samen darin tragen.
Das Land war mit grünen Pflanzen bedeckt, die sich mit ihren Samen vermehrten
und brachte die Bäume, die Früchte und die darin enthaltene Samenarten hervor.
Manche Früchte fielen auf dem Boden, ihre
Samen verbreiteten sich, es sind neue Bäume entstanden und diese Bäume trugen
Früchte und verbreiteten ihre Samen und der Rad der Zeit drehte sich immer
mehr. Die Bäume schmückten das Land.
Der Gott, der sich über seine Taten freute,
sagte, dass im Himmel Lichter sein sollen, die den Tag und die Nacht
unterscheiden. Diese Lichter sollten ein Zeichen für die Jahreszeiten, Tage und
Jahre sein und Licht für das Land sein. Er schuf zwei große Lichter, das große
Licht sollte den Tag beherrschen und das kleine Licht die Nacht und es sollten
Sterne sein. Er platzierte diese Lichter im Himmel, damit sie die Erde
beleuchten.
Er sagte, dass die Gewässer Lebewesen auf dem
Land und fliegende Vögel unter dem Himmel entstehen lassen sollen. Der Gott
schuf die Wale und alle anderen Lebewesen, die im Wasser entstanden und sich bewegten.
Der Gott, der sich über seine Taten freute, sagte, dass die Artenvielfalt
größer werden und das Land sowie den Himmel schmücken soll.
Die Früchte wurden Futter für die Tiere. Die
Samen, die den Verdauungstrakt durchlaufen konnten, fielen an einem anderen Ort
zu Boden. Neue Bäume grünten, trugen Früchte, verbreiteten ihre Samen und der
Rad der Zeit drehte sich immer wieder. Die Bäume starben und grünten. Dort, wo
ein Same fiel, grünte es wieder, Tausende Arten besetzten die Erde.
“2. Allah ist es, Der die Himmel, die ihr sehen könnt, ohne Stützpfeiler
emporgehoben hat. Dann herrschte Er über Sein Reich. Und Er machte (Sich) Sonne
und Mond dienstbar; jedes (Gestirn) läuft seine Bahn in einer vorgezeichneten
Frist. Er bestimmt alle Dinge. Er macht die Zeichen deutlich, auf daß ihr an
die Begegnung mit eurem Herrn fest glauben möget.
3. Und Er ist es, Der die Erde ausdehnte und feststehende Berge und
Flüsse in ihr gründete. Und Er schuf auf ihr Früchte aller Art, ein Paar von
jeder (Art) Er läßt die Nacht den Tag bedecken. Wahrlich, hierin liegen Zeichen
für ein nachdenkendes Volk.
4. Und auf der Erde liegen dicht beieinander Landstriche und Gärten von
Weinstöcken, Kornfeldern und Dattelpalmen, die auf Doppel- und auf
Einzelstämmen aus einer Wurzel zusammenwachsen; sie werden mit demselben Wasser
getränkt, dennoch lassen Wir die einen von ihnen die anderen an Frucht
übertreffen. Hierin liegen wahrlich Zeichen für ein verständiges Volk. “(Kuran,
Ra’d 13, 2-4)
Und er schuf den Mensch und gab ihm die
Verantwortung von den in Meer lebenden Fischen, im Himmel fliegenden Vögel, den
Tieren und von dem auf der Erde sich bewegendes Lebewesen. Der Gott schuf den
Mensch, und diesen als Frau und Mann. Er nannte diese Adem und Eva.
Er ließ Adem und Eva im Garten des Paradies
und mit dieser Verantwortung gegenüber anderen Lebewesen alleine. Er sagte
“Vermehrt euch, lebt mit der Erde und allen Lebewesen in Harmonie, passt euch
meinen Naturgesetzen an”.
“23. Wahrlich; er hat nicht getan, was Er ihm geboten hat.
24. So soll der Mensch doch seine Nahrung betrachten.
25. Siehe, Wir gossen das Wasser in Fülle aus.
26. alsdann spalteten Wir die Erde in wunderbarer Weise
27. und ließen Korn in ihr wachsen
28. und Reben und Gezweig
29. und Ölbäume und Palmen
30. und dicht bepflanzte Gartengehege
31. und Obst und Futtergras
32. als Versorgung für euch und euer Vieh.” (Kuran - Abese, 80,23-32)
Und Er ist es, Der aus dem Himmel Wasser
niedersendet; damit bringen Wir alle Arten von Pflanzen hervor; mit diesen
bringen Wir dann Grünes hervor, woraus Wir Korn in Reihen sprießen lassen; und
aus der Dattelpalme, aus ihren Blütendolden, (sprießen) niederhängende
Datteltrauben, und Gärten mit Beeren, und Oliven- und Granatapfel-(Bäume)
einander ähnlich und nicht ähnlich. Betrachtet ihre Frucht, wenn sie Früchte
tragen, und ihr Reifen. Wahrlich, hierin sind Zeichen für Leute, die glauben. (Kuran
- En'am, 6, 99).
Der Mensch hat die Regeln des Paradiesgartens
vergessen und glaubte dem Teufel…
35. Und Wir sprachen: "O Adam, verweile du und deine Gattin im
Paradies und esset uneingeschränkt von seinen Früchten, wo immer ihr wollt!
Kommt jedoch diesem Baum nicht nahe, sonst würdet ihr zu den Ungerechten
gehören."
36. Doch Satan ließ sie dort straucheln und brachte sie aus dem Zustand
heraus, in dem sie waren. Da sprachen Wir: "Geht (vom Paradies) hinunter!
Der eine von euch sei des anderen Feind. Und ihr sollt auf der Erde Wohnstätten
und Versorgung auf beschränkte Dauer haben." (Kuran – Bakara, 2,35-36)
“120. Jedoch Satan flüsterte ihm Böses ein; er sagte: "O Adam, soll
ich dich zum Baume der Ewigkeit führen und zu einem Königreich, das nimmer
vergeht?"
121. Da aßen sie beide davon, so daß ihnen ihre Blöße ersichtlich wurde,
und sie begannen, die Blätter des Gartens über sich zusammenzustecken. Und Adam
befolgte das Gebot seines Herrn nicht und ging irre.” (Kuran – Tâhâ, 20,
120-121)
Adam und Eva, die die glänzende, attraktive
und süße Frucht des ewigen Baumes gegessen hatten, erkannten auf einmal ihre
Geschlechter, sahen ihre Unterschiede, sie wurde schwach und er wurde stark. Sie
wurde fruchtbar und er wurde Herrscher. Wie die Frau wurde auch die Natur zur
Fortpflanzung und zum Dienen verurteilt…
Sie akzeptierten die Naturgesetze Gottes
nicht. Sie dachten, dass sie über die Natur und über die Frau herrschen können.
Sie sahen sich wie Gott. Die Tiere haben sie ins Joch gespannt und hingen einen
Pflug daran. Sie spalteten die Erde und legten den Samen selbst in die Erde.
Der Same konnte nicht dort fallen und grünen, wo er wollte. Das Tier konnte nicht
dorthin laufen, wo es wollte und sich nicht paaren, mit wem es wollte.
Statt der Brust der Natur, des Schattens der
Bäume, der Sicherheit der Höhlen häuften sie Erde und Steine an, vertrauten nur
einander. Sie begriffen die Natur als Feind, hatten davor Angst. Die Gabe
Gottes, den Samen und die Frucht haben sie versteckt, von dem Versteckten gaben
sie nur, wem sie wollten…
“Und es gibt kein Geschöpf auf der Erde,
dessen Versorgung nicht Allah obläge. Und Er kennt seinen Aufenthaltsort und
seine Heimstatt. Alles ist in einer deutlichen Schrift (verzeichnet)” (Kuran – Hûd, 11, 6)
Adam und Eva vermehrten sich, und auch wenn
ihre Mägen manchmal satt, manchmal nicht satt wurden, ihre Augen wurden nie
satt. Sie wollten immer mehr, wurden immer mehr. Sie verbreiteten sich auf der
ganzen Welt, vergaßen ihre Verantwortung. Sie vertrieben die Pflanzen und die
Tiere, ließen kein freies Land, Wald und Gewässer übrig. Sie haben alles für
sich beansprucht, füllten diese Orte mit den gewünschten Pflanzen und Tieren.
Diejenigen, die sich an den Paradiesgarten
erinnern, richteten “Naturschutzgebiete” ein, hier haben sie versucht, den
Paradiesgarten wiederzufinden, aber sie besetzten diese Orte nicht mit
Menschen.
Die Stärkeren haben die Schwächeren
unterdrückt, so wie die Natur und die Frauen haben sie auch sich selbst ins
Joch gespannt. Sie ließen die anderen produzieren und aßen selbst. Das Essen
und die Hilfe haben sie mit Geld bemessen. Sie haben nur für das Geld gelebt.
Sie schmolzen die Steine und die Erde der Natur, entwickelten kontrollierte
Maschinen. Die Maschinen reichten nicht aus, schmolzen die Bausteine des Lebens
und formten diese. Sie schufen das Leben erneut und haben sich an die Stelle
Gottes gesetzt.
“Ihr dient nur Götzen statt Allah, und ihr
ersinnt eine Lüge. Jene, die ihr statt Allah dient, vermögen euch nicht zu
versorgen. Sucht darum bei Allah die Versorgung und dient Ihm und seid Ihm
dankbar. Zu Ihm werdet ihr zurückgebracht werden.”
(Kuran – Ankebut, 29, 17)
Wir lebten in einem Paradies voller Früchte,
aber wir wurden daraus vertrieben. Dann haben wir eine zweite Chance bekommen.
Wir kehrten in ein neues Paradies zurück, die Erde. Jetzt haben wir noch eine
Chance…
Heilige Bücher wurden uns gesendet, weise
Menschen geschickt. Diese haben uns immer wieder von einer umweltfreundlichen
Lebensweise erzählt. Wir ignorieren die Grundgesetze der Natur, wir vergessen
das richtige Leben, wir halten uns für Gott. Wird diesmal die Frucht eine faule
Frucht sein? Gott weiß, diesmal können wir kein anderes Paradies haben, wenn
wir aus unserem jetzigen Paradies vertrieben werden.
“ 8. Wenn die Sterne erlöschen
9. und der Himmel sich öffnet
10. und wenn die Berge hinweggeblasen sind
11. und die Gesandten zu ihrer vorbestimmten Zeit gebracht werden.
12. Für welchen Tag sind (diese Geschehnisse) aufgeschoben worden?
13. Für den Tag der Entscheidung.
14. Und wie kannst du wissen, was der Tag der Entscheidung ist?
15. Wehe an jenem Tag den Leugnern!
16. Haben Wir nicht die früheren (Generationen) vernichtet
17. alsdann ihnen die späte ren folgen lassen?
18. So verfahren Wir mit den Schuldigen.
19. Wehe an jenem Tag den Leugnern!
20. Schufen Wir euch nicht aus einer verächtlichen Flüssigkeit
21. die Wir dann an eine geschützte Bleibe brachten
22. für eine bestimmte Fügung?
23. So setzten Wir das Maß fest. Wie trefflich ist Unsere Bemessung!
24. Wehe an jenem Tag den Leugnern!
25. Haben Wir die Erde nicht zu eurer Aufnahme ge macht
26. für die Lebenden und die Toten
27. und auf sie hohe Berge gesetzt und euch wohlschmeckendes Wasser zu
trinken gegeben?
28. Wehe an jenem Tag den Leugnern!
29. "Geht nun hin zu dem, was ihr verleugnet habt.
30. Geht hin zu einem Schatten, der drei Verzweigungen hat
31. der weder Schatten spendet noch vor der Flamme schützt."
32. Siehe, sie (die Hölle) wirft Funken gleich den Türmen eines Palastes
empor
33. als wären sie Kamele von hellgelber Farbe.
34. Wehe an jenem Tag den Leugnern!
35. Das ist ein Tag, an dem ihnen die Sprache versagt.
36. Es wird ihnen nicht erlaubt sein, Entschuldigungen vorzubringen.
37. Wehe an jenem Tag den Leugnern!
38. Dies ist der Tag der Entscheidung. Wir haben euch und die Früheren
versammelt.
39. Habt ihr nun eine List, so setzt eure List gegen Mich ein.
40. Wehe an jenem Tag den Leugnern!
41. Die Gottesfürchtigen werden inmitten von Schatten und Quellen sein
42. und Früchten, welche sie sich wünschen.
43. "Esset und trinkt in Gesundheit um dessentwillen, was ihr getan
habt."
(Kuran
– Mürselât, 77, 8-43)
3 Ekim 2013 Perşembe
Örnek duruş: Schalke Sportif Direktörü Horst Heldt Gazprom'a rağmen Greenpeace'i övdü
Bizde sponsorluk ve sponsorların karışması artık genel geçer kural olduğu için, bu örneği özellikle veriyorum, belki "Sosyal Sorumluluk" ve "Pazarlama" departmanlarına kulüpler, STK'lar pabuç bırkmamayı ilke edinirler, şirketler de kendine bu konuda çeki düzen verir diye... Uygar
Basel’de Basel ile Schalke arasında oynanan ve UEFA Başkanı Michel Platini’nin de izlediği Şampiyonlar Ligi maçının dördüncü dakikasında Greenpeace üyeleri, dünya çapında ilgi çeken bir eyleme imza atarken Schalke Sportif Direktörü Horst Heldt’ten Greenpeace’e destek geldi.
Greenpeace aktivisitleri hem UEFA hem de Schalke’nin sponsoru olan Rus Enerji Şirketi Gazprom’un Kuzey Kutbu bölgesindeki buzullarda petrol arama çalışmaları yapmasını protesto ettiler ve açtıkları pankarta “Kuzey Kutbunu kirletme” yazarken Rusya’da şu anda tutuklu bulunan 30 Greenpeace üyesinin de serbest bırakılmasını istediler.
Bu eylemin ardından görüşü sorulan Schalke Sportif Direktörü Horst Heldt, sponsorları Gazprom'un protesto edilmesine rağmen örnek bir duruş sergiledi ve politik konuşmayarak Greenpeace gibi bir örgütün varlığından memnun olduğunu, bu tür örgütlerin insanlık için önemli çalışmalar yapmasını takdir ettiğini ve desteklediğini belirtti.
Basel’in ev sahipliğinde böyle bir olayın gerçekleşmesi üzerine maçın hakemi ve UEFA temsilcisinin olayı raporlarına yazdığı ve UEFA’nın Basel’e ceza vermesinin muhtemel olduğu bildirildi.
Gazprom'un aynı zamanda UEFA'nın da sponsoru olması Basel'e bu protesto eyleminden dolayı verilecek cezayı da şimdiden tartışılır hale getirdi.
Reblogged from:
haber farkı açısından bir de bu habere bakın... çok daha yavan ve sosyal boyutuna ve Gazprom'un UEFA destekçisi olması nedeniyle Basel'e ceza verecek olmasının etik gerilimleri üzerine tek bir kelime yok
http://www.haberpan.com/haber/greenpeace-sampiyonlar-ligini-basti
28 Temmuz 2013 Pazar
Yaşarken Yazılan Tarih : Gezi Direnişi
Gezi Parkı ve direniş eylemlerini kapsamlı şekilde ele alan ve bu nedenle kapatılan NTV Tarih'in Temmuz sayısı internet ortamında yayınlandı.
NTV Tarih'in kapatılmasına neden olan Gezi direnişi sayısı, http://www.yasarkenyazilantarih.comsitesinden yayınlandı. Yaşarken Yazılan Tarih, derginin Gezi direnişini kapsamlı şekilde ele aldığı sayısının kapak konusu olarak belirlenmişti.
Yayınlanmayan sayıda, "Editörden" yazısında Gürsel Göncü, NTV Tarih'in ilk defa bir sayısını tamamen bir konuya ayırdığını ifade ederek, "NTV Tarih olarak bu sayımızı, hadiselerde yaşamını yitirenlere, onların ailelerine, yaralanıp sakat kalanlara, acı çekenlere ve asabı bozulan herkese adıyoruz" diyor.
NTV TARİH dergisinin hazırlanan, dizilip
ancak baskıya verilmeyen ya da az nüsha
basılıp dağıtılmayan sayısı:
17 Temmuz 2013 Çarşamba
Koç University Social Impact Forum is looking for Post Doctoral Research Fellows
Bana gelen bir güzel haberi paylaşıyorum - sosyal inovasyon ve sosyal girişimcilik Türkiye'de gelişimine devam ediyor - Uygar
Mikado Sürdürülebilir Kalkınma Danışmanlığı tarafından altyapısının oluşumuna destek verilen Koç Üniversitesi Sosyal Etki Forumu (KÜSEF) bünyesine Doktora Sonrası Araştırma Görevlisi dahil edilecektir. İlgilenen adaylar Koç Üniversitesi Sosyal Etki Forumu ve başvuru hakkında detaylı bilgiyi İngilizce olarak aşağıda bulabilirler.
Koç University Social Impact Forum is looking for Post Doctoral Research Fellows
Post Doctoral Research Fellow Position at Koç University Social Impact Forum
Location: Koç University Rumeli Feneri Campus, İstanbul, Turkey
Koç University Social Impact Forum (KUSIF ) was founded in November 2012 to foster social innovation through education, research, and collaboration to create social impact.
KUSIF invites applications for two postdoctoral research fellows to enhance its research efforts on social impact measurement. The position will be held for a 24-month period, from September 15 2013 to September 15 2015.
We are looking for motivated scholars with an international vision whose research interests are compatible with the Forum's orientations. They will work under the supervision of the Forum's Academic Director under KUSIF, and will be affiliated with KUSIF Team. The work environment will be in English.
Roles and responsibilities:
Qualification requirement:
- Salary
- Office space and laptop
- Free housing nearby campus
- Private health insurance
- Coverage of expenses to participate in scientific conferences
KOÇ UNIVERSITY SOCIAL IMPACT FORUM
Koç University Social Impact Forum (KUSIF ), located in Istanbul at Koç University Rumeli Feneri Campus, was founded in November 2012 to foster social innovation through education, research, and collaboration to create social impact.
KUSIF is structured to be both "the Research and Practice Center" and "the Social Innovation Catalyzer." KUSIF has a mission of creating, measuring and communicating social impact.
In this regard, KUSIF has three objectives:
KUSIF works closely with the Research Centers at KU to add nuances of social impact development & assessment to existing efforts. KUSIF will serve as a platform for research in various social innovation topics and social impact measurement, especially about Turkey. Additionally, KUSIF will carry out its activities in collaboration with specialists or organizations in different disciplines and backgrounds. Stakeholders of KUSIF are Koç University (Students, Faculty Members, Staff and Alumni); Social Sector (NGOs; Public Institutions; Social Entrepreneurs); Private Sectors(Enterprises, Entrepreneurs, Intrapreneurs.)
At present, KUSIF has the Executive Board consisting of 5 members:
As a team, KUSIF has the Managing Director, Gonca Ongan; Assistant Project Specialist, Kazım Yılanlıdağ and as well as student interns, work studies, student volunteers. KUSIF will increase its human resource progressively.
Mikado Sürdürülebilir Kalkınma Danışmanlığı tarafından altyapısının oluşumuna destek verilen Koç Üniversitesi Sosyal Etki Forumu (KÜSEF) bünyesine Doktora Sonrası Araştırma Görevlisi dahil edilecektir. İlgilenen adaylar Koç Üniversitesi Sosyal Etki Forumu ve başvuru hakkında detaylı bilgiyi İngilizce olarak aşağıda bulabilirler.
Koç University Social Impact Forum is looking for Post Doctoral Research Fellows
September 2013-September 2015
Post Doctoral Research Fellow Position at Koç University Social Impact Forum
Location: Koç University Rumeli Feneri Campus, İstanbul, Turkey
Koç University Social Impact Forum (KUSIF ) was founded in November 2012 to foster social innovation through education, research, and collaboration to create social impact.
KUSIF invites applications for two postdoctoral research fellows to enhance its research efforts on social impact measurement. The position will be held for a 24-month period, from September 15 2013 to September 15 2015.
We are looking for motivated scholars with an international vision whose research interests are compatible with the Forum's orientations. They will work under the supervision of the Forum's Academic Director under KUSIF, and will be affiliated with KUSIF Team. The work environment will be in English.
Roles and responsibilities:
- managing and contributing / or developing to specific research projects on social impact measurement within the Forum's agenda
- managing and contributing / or developing social impact measurement frameworks and social impact indexes for the use of the social organizations and private sector. Sector-specific impact metrics could be also developed for more focused social impact generation.
- managing and contributing to the production of case studies
- contributing to the dissemination of research findings, in particular through peer-reviewed publications and conferences
- contributing to the organization of research seminars, workshops, and conferences
- preparing additional project proposals for national and international funding agencies.
Qualification requirement:
- PhD in management, economics, sociology, psychology, educational sciences, or related fields
- Expertise with the use of a broad array of data collection methods, qualitative and quantitative research methods
- Research interests compatible with the orientations of the Forum
- Knowledge of and interest for the field of civil society, social entrepreneurs, etc.
- Ability to publish research in high quality publications
- High competence in English
- Be able to demonstrate a developing record of research; and will have excellent communication and organizational skills.
- Cover letter and a research statement
- Curriculum vitae
- Writing Samples (preferably copies of published work)
- Two reference letters (e-mailed directly by referees to the address above)
- Salary
- Office space and laptop
- Free housing nearby campus
- Private health insurance
- Coverage of expenses to participate in scientific conferences
KOÇ UNIVERSITY SOCIAL IMPACT FORUM
Koç University Social Impact Forum (KUSIF ), located in Istanbul at Koç University Rumeli Feneri Campus, was founded in November 2012 to foster social innovation through education, research, and collaboration to create social impact.
KUSIF is structured to be both "the Research and Practice Center" and "the Social Innovation Catalyzer." KUSIF has a mission of creating, measuring and communicating social impact.
In this regard, KUSIF has three objectives:
- Creating sustainable programs and local stakeholder networks to generate social impact through collaborative action
- Measuring social impact by developing metrics & evaluation tools
- Become the resource for assessment in the region
- Leading efforts toward comprehensive situational assessment of Turkey's social impact efforts
- Communicating results and knowledge about social impact creation through publications, regular events, our visionary speaker series, and our annual symposium
KUSIF works closely with the Research Centers at KU to add nuances of social impact development & assessment to existing efforts. KUSIF will serve as a platform for research in various social innovation topics and social impact measurement, especially about Turkey. Additionally, KUSIF will carry out its activities in collaboration with specialists or organizations in different disciplines and backgrounds. Stakeholders of KUSIF are Koç University (Students, Faculty Members, Staff and Alumni); Social Sector (NGOs; Public Institutions; Social Entrepreneurs); Private Sectors(Enterprises, Entrepreneurs, Intrapreneurs.)
At present, KUSIF has the Executive Board consisting of 5 members:
- Professor Zeynep Aycan, Academic Director of KUSIF, Director of Graduate School of Social Sciences and Humanities
- Professor Zeynep Gürhan Canlı, Director of Graduate School of Business
- Professor Önder Ergönül, Faculty Member, School of Medicine
- Ayşe İnan, President of the Executive Board, Director of International Programs,
- James Halliday, International Coordinator for Strategic Advancement.
As a team, KUSIF has the Managing Director, Gonca Ongan; Assistant Project Specialist, Kazım Yılanlıdağ and as well as student interns, work studies, student volunteers. KUSIF will increase its human resource progressively.
![]() | |
3 Mayıs 2013 Cuma
Arı kampanyasında büyük başarı!
Şahane, haber :) - Uygar
Sevgili şahane Avaaz topluluğu, Başardık -- Avrupa arı katili pestisitleri yasakladı!! Bayer gibi mega şirketler bunu engellemek için ellerinden geleni yaptı ama halkın iradesi, bilim ve iyi yönetişim galip geldi!!
"Oy farkı çok azdı ama Avaaz üyelerinin, arı yetiştiricilerinin ve diğerlerinin kitlesel olarak harekete geçmesi sayesinde biz kazandık! Bu sonuca, bakanlara yapılan telefon ve e-posta bombardımanı, Londra, Brüksel ve Köln'deki eylemler ve 2,6 milyon imzalı dev dilekçeyle ulaştığımızdan eminim. Avaaz ve arıları kurtarmak için deli gibi çalışan herkese teşekkürler!"Arılar gıdalarımızın üçte ikisini tozarıyor -- o yüzden bilim insanları arıların sessiz sedasız, korkunç bir hızla öldüklerini fark ettiklerinde Avaaz derhal harekete geçti ve amacımıza ulaşıncaya kadar azimle mücadele ettik. Bu hafta elde edilen zafer iki yıl boyunca bakanları mesaja boğmamız, arıcılarla birlikte örgütlediğimiz ve medyanın ilgisini çeken protesto gösterileri, yaptırdığımız kamuoyu araştırmaları ve örgütlediğimiz daha bir çok şeyin sonucunda mümkün oldu. İşte hep birlikte bunu nasıl başardığımızın özeti:
Bu başarıya ulaşmak uzun erimli bir mücadeleydi ve bilim insanları, uzmanlar, bize yakın duran yetkililer, arıcılar ve kampanya ortaklarımız olmasaydı bu mümkün olamazdı. Hep beraber elde edilmesine yardımcı olduğumuz sonuçtan gurur duyabiliriz. İnanmış bir arı aktivisti olan, Dünya Dostları Pestisit ve Tozlaştırıcılar Birimi başkanı Paul de Zylva şöyle dedi: "Hem internet üzerinden hem sokaklarda insanları harekete geçiren milyonlarca Avaaz üyesine teşekkürler. Hiç şüphesiz Avaaz'ın devasa dilekçesi ve yaratıcı kampanyaları bizim ve diğer STKların çalışmalarını destekleyerek bu sonuca ulaşmamıza yardımcı oldu." Şimdi, dünyanın en kıymetli ve önemli varlıkları için açılan bu yaşam alanını kutlama vakti. Ama AB yasağı sadece iki yıllık daha fazla inceleme yapılabilmesi için. Ve tüm dünyada arılar, kendilerini dermansız kılan ve akıllarını karıştıran pestisitlerin yanı sıra, toprağı işleyip yaptığımız inşaatlar yüzünden habitatlarından oldukları için ölmeye devam ediyor. Avrupa'da ve tüm dünyada etkin bilimsel yöntemlerle tarım yapılması ve çevre politikalarının devreye girmesini sağlamak için yapılması gereken daha çok şey var. Ve bu iş için bizim topluluğumuz biçilmiş kaftan. :) Umut ve mutlulukla, Ricken, Iain, Joseph, Emily, Alex, Michelle, Aldine, Julien, Anne, Christoph ve tüm Avaaz ekibi Not: Bunu devam ettirelim -- hepimizin meselesi olan konularla ilgili hızlı, farklı taktikler kullanarak kampanyalar yapabilmemiz için katkıda bulunun: https://secure.avaaz.org/tr/bees_victory/?byxIMab&v=24721 KAYNAKLAR Arıların macerası ve Avaaz'ın rolü yüzlerce haberde dile getirildi. Aralarından bazılarını sizin için seçtik: Arılar için pestisit yasağı (Yeni Asya) http://www.yeniasya.com.tr/haber_detay2.asp?id=54480 Arılar Avrupa'yı ikiye böldü (AB Haber) http://www.abhaber.com/haberler/haber/haberler/abde-bal-arilarini-kurtarma-girisimi-049667 Ab arıları korumak için pestisitlere sınırlama getirdi (Show Haber) http://www.showhaber.com/ab-arilari-korumak-icin-pestisitlere-sinirlama-getirdi-666821h.htm Arı yetiştiricileri pestisidlere karşı ulusal protesto düzenlediler (Bulgaristan Radyosu) http://bnr.bg/sites/tr/Lifestyle/ScienceAndNature/Pages/220413ari-yetistiricileri.aspx AB komisyonu arılar için kararlı (Hür Haber) http://www.hurhaber.com/haber/ab-komisyonu-arilar-icin-kararli/551040 Arıları kurtar: Göstericiler pestisit yasağı için Parlamento etrafında uğulduyor(İngilizce) (Mirror) http://www.mirror.co.uk/news/uk-news/save-bees-protesters-swarm-around-1855996 AB arı nüfusunun azalmasından sorumlu pestisitleri yasaklıyor (İngilizce) (Al Jazeera) http://www.aljazeera.com/news/europe/2013/04/2013429133837540126.html |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)