Gezegenin Geleceği Programından Sınıflandıran Banu Koç
OCAK
Geçtiğimiz haftalarda sizlere Kadıköy Belediyesi’nin başlattığı “Naylon poşetlere hayır!” kampanyasından bahsetmiştim. Kadıköy’ü yavaş yavaş başka yerler de takip etmeye başladı. Yalova’da da, naylon poşet kullanımını önlemek için kampanya başlatıldı. Belediye Başkanı Yakup Koçal, 4 oda ve sivil toplum kuruluşları arasında “iyiniyet protokolü” imzalandı. Kampanya çerçevesinde, halka bez torba ve file dağıtılmaya başlandı bile. 23 Ocak’tan itibaren marketlerdeki ve anlaşmaları odalara bağlı bakkallardaki naylon poşetler paralı hale getirilecek. Ardından 3 Nisan’da ise, naylon poşetlerin pazarda kullanılması yasaklanacak. Gezegenin geleceğini düşünen bu önemli adımları için tüm bu kampanyayı gerçekleştiren ve katkıda bulunan herkesi kutluyoruz.
Hindistan’ın Mumbai eyaleti, elektronik atıklarla ilgili yasa çıkarmaya karar verdi. Maharashtra Kirlilik Kontrol Kurulu, bir ay önce elektronik şirketlerden, ne kadar elektronik atığa sebep olduklarını açıklamalarını istemişti. Fakat sadece birkaç şirket gereken açıklamayı yaptı. Şu ana kadar, Hindistan’daki en büyük 4 şirket dışında elektronik atık normlarına uyan bir şirket bulunamadı. Merkezi hükümet, 2008’de elektronik atıkları tehlikeli atık listesine sokmuştu. Tüm bu gelişmelerin üstüne, Mumbai eyaleti, elektronik atıklarla ilgili normları ve bunlara uymayanlara uygulayacağı yaptırımları belirleyeceği bir yasayı yürürlüğe koymaya karar verdi.
Bugün Türkiye’den güzel bir haberle başlıyoruz. Kadıköy Belediyesi, Aralık ayında, Plastik Torbaya Hayır! Kampanyası başlatmıştı. Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk’ün de katıldığı toplantıda, 1 Mart itibarıyla Kadıköy ilçesi sınırları içinde plastik torba, yani naylon poşet kullanımı yasaklanacağı açıklandı! Kadıköy Belediyesi plastik torbaları çevre kirliliğinin ve küresel ısınmanın nedenlerinden biri olarak gösterdi. Ayrıca bu torbaların, katı atık depolama sahalarının verimliliğinin azalmasına ve petrol türevlerinden yapıldığı için de yenilenemeyen bu hammaddelerin tükenmesine neden olduğuna da değinildi. Kampanyanın hedefinin de, vatandaşların eskiden olduğu gibi alışverişe giderken, çevre dostu file ve bez torbaları yanlarında götürmelerini sağlamak ve çevrenin korunmasına hizmet etmek olduğu belirtildi. Ordu Valiliği’nin ardından Kadıköy Belediysi’nin İstanbul’un önemli ilçelerinden birinde aldığı ve gerçekleştireceği karar için tebrik ediyoruz.
Konuya ilişkin Açık Radyo programcılarından Oya Ayman’ın National Geographic Türkiye Dergisi’nin Ocak sayısında yayınlanan yazısına göre, kağıt torbalar da plastik torbalara çözüm değil ve çok daha fazla enerji ve su harcanmasına neden oluyor. Nitekim biyobozunur polyester poşetler de diğer plastik poşetlerden 2 kat daha fazla sera gazı salıyor. Halbuki pamuklu bez çantalar sera gazı salımında diğer plastik poşetlerle başabaş, fileler ise çok daha az. Ancak bu eşitlik sizi aldatmasın. Çünkü bez torba ve fileleri tekrar tekrar yıllarca kullanmak mümkün. Zaten gerçek sorun “kullan at” alışkanlığında. Hatta bence “kullan at” 90 kuşağının yerleşmiş kültürü. Yapmamız gereken ise tekrar tekrar kullanmak ve plastik torbadan vaz geçmek, sırt veya omuz çantamıza ayrıca bir file, bir bez torba koymak. Herkesi Ordulu ve Kadıköylü vatandaşlara katılmayı ve valiliklerden, belediyelerden plastik torbaları yasaklamalarını istemeye çağırıyorum. Eylem kendi mahallemizde başlar.
Türkiye'nin büyük şehirlerinin yapamadığı kampanyayı Ordu Valiliği başlattı. Ordu Valiliği, doğaya zararlı oldukları için naylon poşetlerin kullanılmaması için kampanya başlattı. Ve Ordulular'a bez torba dağıttı. Kampanya, Ordu Üniversitesi'nin de işbirliğiyle başladı. Bez torba dağıtılan vatandaşlar, naylon torbanın zararlarıyla ilgili bilgilendirildi. Peki naylon poşetler dünyaya nasıl zarar veriyorlar? Çoğu kişinin düşündüğü gibi, naylon poşet, yalnızca çöp haline geldiğinde zarar vermiyor. Üretim süreci en kirletici sanayi kollarından da bir tanesi. Çünkü üretimi için çok fazla su gerekiyor. Bu da nehirlerin akış rejimlerini bozarak, doğal yaşama zarar verir. Çöp haline geldiğinde ise depolanması çok zahmetli ve yine doğal yaşam için tehlikeli. Tüm dünyada 1982'de kullanılmaya başlanan çöp torbası, Türkiye'ye 80'lerin sonunda ulaştı. Yalnızca İstanbul'da, günde 10 bin ton çöp üretiliyor. Bunun %10'unu ise naylon poşetler oluşturuyor! Bu tehditi ortadan kaldırmak için, özellikle 2000'lerden itibaren birçok ülke harekete geçti. Avustralya'da 2008'den beri süpermarketlerde naylon poşet kullanılmıyor. Çin'de ise ince plastik torba üretimi yasaklandı! İrlanda, naylon poşete yüksek vergi koyunca, kullanım %95 oranında azaldı. Selde su akışını kestiği için Bangladeş-Dakka'da tamamen yasaklandı. Güney Afrika, Almanya ve Kanada'da naylon poşet, ücret karşılığında alınıyor. İngiltere ise bez çanta uygulamasıyla talebin %70 düşmesini sağladı. Ortalama 12 dakika kullandığımız naylon poşetin denizleri de kirlettiği ve deniz canlılarının poşetleri yutup, zehirlenerek öldükleri de göz önünde tutulursa, gerçekten naylon poşet kullanmaya değer mi? Bez torbalar, birçok süpermarkette ve dükkanlarda satılmaya başlandı. Ucuza elde edip uzun yıllar kullanabileceğimiz bez torbaları tercih etmemiz, gezegenin geleceği için önemli bir tüketim alışkanlığı değişimi.
ŞUBAT
Lavaboya döktüğümüz yağlar, kanalizasyon sistemine, oradan da en sonunda denize ulaşıyor. Ardından, su yüzeyini kaplayarak, sudaki oksijeni tüketiyor. Bu nedenle, Bitkisel Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği'ne göre, atık bitkisel yağlar, biyodizel ve elektrik santrallerinde yakıt olarak kullanılabiliyor. Sarıyer Belediyesi de sınırları içindeki tüm lokantalar ve yemek fabrikalarından toplanacak bitkisel atık yağların ekonomiye tekrar kazandırılması için bir protokol imzaladı. Sarıyer Belediyesi, geçen yıl topladığı 33 tonla en çok bitkisel atık yağ toplayan belediye olmuştu. Bu protokolle, 2010 yılı içinde 180 ton bitkisel atık yağ toplanması hedefleniyor. Şimdilik, lokantalar gibi büyük işyerlerine dağıtılan özel bidonlarla atık yağların geri dönüşümü sağlanacak. Bir ileri aşamada ise evlere de kavanoz dağıtılması planlanıyor. Eşim ve ben de evde ve bütün apartmanda biriktirerek bu yağları bir firmaya teslim ediyoruz. Bu basit çaba bile, gezegenin ve denizlerimizin geleceği için kişisel olarak yapabileceklerimizin başında geliyor.
İstanbul'dan, 'çöpsüz bir dünya' sloganıyla 1 Şubat'ta bisikletiyle yola çıkan Bulgaristan vatandaşı Vyacheslav Stoyanov, Muğla'nın Fethiye İlçesi'ne geldi. Fethiye'ye kadar 2 bin 117 kilometre yol yapan Bulgar bisikletçi, Suriye, Fas, Lübnan, Ürdün, Tunus, İspanya, Fransa ve İtalya gibi ülkelerden geçerek turunu yine İstanbul'da tamamlayacak. O zamana kadar 23 bin kilometre yol kat etmiş olacak. Amacı ise ‘Çöpsüz bir dünya’ ve bisiklet kullanımının mümkün olduğunu göstermek. 2009’da Factor Foundation'un organizasyonunda bisikletiyle 6 bin kilometrelik Karadeniz sahilini 45 günde bitirmişti. Aynı yıl 4800 kilometrelik Yunanistan sahilini 39 günde tamamlamıştı. Stoyanov, 23 bin kilometrelik Akdeniz sahil turunu ise 10 ay içinde bitirmeye çalışacak.
Çöpe attığımız elektronik ürünlere ne oluyor? Genellikle bunu düşünmüyoruz. Ancak bu ürünler, gelişmemiş ülkelerin başına bela oluyor. Çünkü elektronik aletlerin sökümü, gelişmiş ülkelerde yapılmıyor. Çünkü söküm zehirli bir süreç. Söküm işlemlerinin yapıldığı ülkedeki insanları zehirliyor. Örneğin Gana'ya her yıl gelişmiş ülkelerin tonlarca elektronik atıkları gönderiliyor. Ve ne yazık ki bu elektronik atıkları ayıklayan ve yakanlar da Ganalı çocuklar. Çocuklar bu sırada ağır metallerle de temas ediyorlar. Bu süreç sadece çocukları zehirlemekle kalmıyor. Elektronik atıklardaki ağır metaller ülkenin toprağına, suyuna da karışıyorlar. Greenpeace, Gana'daki toprağı ve derelerini analiz etti. Sonuçta hem toprakta, hem de suda, yüksek düzeyde kurşun, kadmiyum, arsenik ve diyoksin bulundu. Üstelik, Gana bu sorunu yaşayan tek ülke değil. Nijerya, Vietnam, Hindistan, Çin ve Filipinler'de aynı durumda. BM, her yıl 50 milyon ton elektronik atık ortaya çıktığını tahmin ediyor. Almanya'da eski bir televizyonu ayrıştırmanın maliyeti 5.3 dolar. Aynı televizyonu gemiye yükleyip Gana'ya yollamanın maliyeti ise 2.2 dolar. Yani Afrika ülkeleri, yalnızca ekonomik nedenler yüzünden ciddi sağlık riskleriyle karşı karşıya kalıyorlar.
British Airways ve ABD biyoenerji şirketi Solena, Avrupa’nın ilk yeşil yakıt santralini Londra’ya inşa etmek üzere anlaştı. Proje, 2014 yılında tamamlanacak. Fabrika tamamlandığı zaman, yılda 500 bin ton atığı 16 milyon gallon karbon-nötr havacılık yakıtına dönüştürecek. Yani günlerdir bahsettiğimiz ve milyonlarca insanın aç kalmasına neden olan tarımsal alanlardan biyoyakıt elde etme süreci, burada uygulanmayacak. Dönüştürülecek atıklar, hem evlerden hem de sanayiden çıkan atıklar olacak. Bu yöntem, geleneksel yöntemden, yani uçak yakıtı olarak kullanılan kerosenden %95 daha az karbon salımına neden olacak. Bu karbon salım oranı da, 48 bin arabanın trafikten çekilmesiyle eşdeğer.
İngiltere, evsel atıklardan araç yakıtı konusunda öncü olacak gibi görünüyor. Yalnızca British Airways değil, Stagecoach adlı bir otobüs firması da bir çeşit kızartma yağına geri gönüşüm uygulayarak üretilen yakıtı kullanıyor. Şirket, tüm yakıtın çöpten üretilmesine özellikle dikkat ediyor. Yani yakıt için özellikle yetiştirilen tohumları kullanmıyor. Şirket, bünyesindeki 7000 otobüsü de yeşil yakıtla işletmek istiyor. Ancak bunun için yeşil yakıt üretilen tesislerin yaygınlaşması gerekiyor. Bu çabaları alkışlarken, yine de hatırlatmakta fayda var, hızla tüketim artarken tüketime yetişemezse bu çabalar sadece sonu biraz geciktiriyor, ve çözüm olmaktan uzak.
Okyanuslardaki çöp girdapları, doğaya ne kadar kalıcı zarar verdiğimizin en büyük kanıtlarından biri. Örneğin, Pasifik Okyanusu'nun ortasında büyük bir çöp girdabı olduğu biliniyor. Bu girdapta plastik çöpler yüzüyor. Bilim insanları bu çöp girdabını okyanuslardaki akıntıların biraraya getirdiğini düşünüyorlar. Dünya okyanusları içinde beş büyük çöp girdabı olduğu biliniyor. Bunlar, hem deniz canlılarının bu plastik çöpleri yutup ölmesine neden oluyorlar. Hem de güneş ışınları plastik çöplerdeki kimyasalları açığa çıkarıyor. Bu da okyanus ve denizlerdeki doğal dengeyi tamamen bozuyor. "5 Girdap" adlı sivil toplum kuruluşu, işte bu çöp girdaplarını araştırıyor. 5 Girdap, dünya okyanuslarındaki çöp girdaplarını tek tek inceleyecek. Bugün üretilen plastiklerin yalnızca % 5'ini geri dönüştürebiliyoruz. Peki geri kalanlarına neler oluyor? % 50'si çöp alanlarına gömülüyor, bir kısmı kullanılmaya devam ediliyor bir kısmı ise doğaya bırakılıyor.Yalnızca Kuzey Pasifik Girdabı'nda çöpler Amerika Birleşik Devletleri'nin iki katı büyüklüğünde bir alanı kaplıyorlar. Bu girdaptaki plastik çöpler onlarca yıl kalacaklar. Bu konuda bireysel adımlar çok büyük onem kazanıyor. Alışveriş yaparken plastik ambalajlardan uzak durmak, çözüm yolunda atılan büyük bir adım anlamına geliyor.
Her yıl binlerce ton çöp denizlere dökülüyor. Spiegel dergisinin ulaştığı gizli bir hükümet raporu, BM ve AB'nin okyanusları korumakta başarısız olduklarını gösteriyor. Her yıl, 20 bin ton atık Kuzey Buz Denizi'ne atılıyor. Bu atıkların sorumlusu çoğunlukla gemiler ve balıkçılık endüstrisi. Bu kirlilik hem ekolojik ve ekonomik problemlere yok açıyor, hem de deniz yaşamı için geri çevrilemez zararlara yol açıyor. Denize atılan atıkların en tehlikelileri ise plastikler. Deniz canlıları, plastik parçacıklarını yuttuklarında zehirlenerek ölüyorlar. Geçen yıl Berlin Charite Üniversite Hastanesi'nin yaptığı araştırmaya göre, plastik partiküller, vücudun hormonal dengesini altüst ediyor. Başka bir araştırmaya göreyse, Kuzey Buz Denizi'nin çevresinde yaşayan ve balıkla beslenen kuşların %80'inin ağzında plastik parçaları bulundu. Aldığımız her iki nefesten biri okyanuslardan geliyor.
Dünden itibaren Avrupa’da çevre için çok gerekli bir yasa yürürlüğe girdi. Buna göre, saat pillerinden daha büyük pil satan her mağazada bitmiş pillerin atılması için kutular bulundurulacak. Pillerden cıva gibi kimyasallar sızabiliyor. Ayrıca yakıldıkları zaman ciddi ve zehirli bir hava kirliliğine yol açıyorlar. Bu kural, önce mağazalarda başlayacak. Ardından işyerlerine, okullara ve kültür merkezlerine de yayılması düşünülüyor. AB’de bir yılda 800 bin adet otomotiv pili, 190 bin ton endüstriyel pil ve 16 bin ton tüketici pili satılıyor. Tüketimi bu kadar yaygın olan ve çevreye zarar veren pillerin geri dönüşümüne dikkat edilmesi gerekiyor.
Denizlerle ilgili bir haber de Çanakkale’den. Çanakkale Atık Kabul ve Ayrıştırma Tesisi faaliyetini durdurdu. Liman yetkilileri, gerekçe olarak, ayrıştırma sonrası ellerinde kalan atıkların bertarafıyla ilgili beklenti içinde oldukları yönetmeliğin çıkmamasını ve zarar ettiklerini gösterdi. Türkiye'nin en büyük denizel kaynaklı atık toplama tesisi olan 11 bin 80 metreküp kapasiteli Atık Kabul ve Ayrıştırma Tesisi, Çanakkale Boğazı'ndan geçen gemilerden yılda 150 bin ton slop, sintine suyu, slaç, yağ ve çöp gibi atıkları alıyordu. Yönetmelik çıkınca, atıkların ayrıştırması sonucu ortaya çıkan atıklardan faydalanılması düşünülüyordu. Ama yönetmelik çıkmadı. Alınan atıkların ayrıştırdıktan sonra geriye kalanın bertaraf etmek için İZAYDAŞ'a gönderilmesi gerekiyordu. Ancak 2007’de bölgede yapılan kazılarda bunun yapılmadığı, geri kalan atıkların bölgeye gömüldüğü belirlenmişti. Bunun üstüne, liman işletmecileri, tüm liman faaliyetlerini durdurduklarını bildirmiş, ama 1.5 ay sonra yeniden faaliyete başlanmıştı. Atıklarla ilgili hukuki düzenlemeler ve sıkı denetimler yürürlüğe girmeden, böyle tesisler çevreye zarar vermeye devam edecek. Gerçek çözüm ise baştan atık oluşturmamak.
MART
Lüxemburg’dan gezegenin geleceğinden bahsederken ilk önce Avrupa’dan haberlerle başlayalım. Avrupa Komisyonu geçtiğimiz yıl kişi başına 524 kg’lık atık üretildiği tespitini yaptı. Tesiptle beraber 11 ülkeye çevre zorunluluklarını yerine getirmede eksiklikler olduğu gerekçesiyle yaptırım uygulama ve adalete taşıma uyarısında bulundu. Bu atıkların %40’ının atık sahalarına doldurulduğu, %20’sinin yakıldığı, %23’ünün geri dönüştürüldüğü ve %17’si içinse kompostlama yönteminin kullanıldığı belirtildi. Özellikle, sadece Danimarka, İrlanda, Kıbrıs ve Lüksemburg’da kişi başına 700 kg dan fazla atığın üretildiği de belirtildi. Geri dönüşümde Almanya %48 lik oranla başı çekerken, Lüksemburg %20 ile geri sıralarda kaldı. Bizde çevreden sorumlu makamlara seslenerek “Doğa bir çöplük değildir” diyor ve sıfır atık politikasını benimsemeye davet ediyoruz.
İngiliz bilim adamları, son dönemlerde kullanımı yaygınlık kazanan ve ''oxo-bio çözünür'' teknolojisiyle üretilen plastik poşetlerin, doğa için sanıldığı kadar zararsız olmadığını iddia etti. Hepimiz, pazar ya da market alışverişlerinden sonra elimizde onlarca plastik poşetle eve döneriz. Ancak yapılan son bir araştırma, yüzde 100 doğada çözünebildiği belirtilen oxo-bio özellikli plastik poşetlerin çevreye sanılandan daha fazla zararlı olabileceğini ortaya koydu. Doğa dostu olduğu belirtilen bu poşetlerde, çok daha hızlı çözünebilmelerini sağlayan ve küçük oranlarda katkı maddeleri içeren “oxo-çözünür” plastik maddesi kullanılıyor. Loughborough Üniversitesi tarafından yapılan ve İngiliz Çevre, Gıda ve Köy işleri Bakanlığı tarafından desteklenen araştırmayı yürüten bilim adamları, içerisindeki kimyasal katkı maddeleri dolayısıyla, bu poşetlerin, ne geleneksel dönüştürme metotlarına ne de kompostlamaya uygun olduğunu ifade ettiler. Umarız bu araştırma, üretici ve perakendecileri, bu maddelerin çevre için geleneksel plastikten daha iyi olduğunu iddia etmelerinden vazgeçirecektir.
Türkiye’den bir haberle devam etmek istiyorum. Kekova koylarının temizlenmesi amacıyla Demre Kaymakamlığı ile Antalya Özel Çevre Müdürlüğü arasında protokol imzalandı. İmzalanan protokole göre, Kaş-Kekova Özel Çevre Koruma Bölgesindeki Üçağız, Çevreli ve Kapaklı köylerinde 15 Kasıma kadar katı atıklar ile Kekova'nın koylarında konaklayacak teknelerin katı ve sıvı atıkları vidanjör tekneyle toplanacak. Denizden alınan atıklar, karaya çıkarılarak depolama bölgelerine taşınacak.
Bugün yine size güneşli Tel Aviv’den sesleniyorum, sokaklar güzel bir İzmir akşamından pek farklı değil ve Akdeniz’in taze kokuları sokak aralarında dolaşıyor. Kırmızı borazan çiçekleri bahçe girişlerini süslüyor. Aldığım habere göre Israil’de dört yeni hurda merkezi açılmış. Faaliyette olan merkez sayısı beşe çıkmış. Bu merkezlerin amacı hurda malların, ileride hammadde olarak kullanılmak veya imha edilmek üzere ayrılması veya hazırlanması işlemi. Yirmi veya daha çok yaşı aşmış kayıtlı araba sahipleri bu yetkili merkezlerde arabalarını hurdaya çevirebilecekler. Bu parçalar geri dönüşümde kullanılabilecek. Bunun karşılığında araba sahiplerine 3000 Shekel yani yaklaşık 1300 TL ödenecek. İsrail’in ilk hurda merkezi 2010 başlarında Ashdod’da açılmış. Raporlara göre 1700 den fazla araba hurdaya dönüştürülüp geri dönüşümü sağlanmış. Bu pilot projenin başarısı Çevre Koruma Bakanlığı’nı dört yeni merkez açmak için harekete geçirmiş. Geridönüşüm güzel birşey ancak hurdaya giden arabalar bu sefer toplu taşıma kullanımı için hammade olsa ne güzel olurdu. İsrail’de v özellikle Tel Aviv’de toplu taşıma Istanbul’dan bile daha kötü. Sanki burası araba merkezli bir yaşam biçimine dönmüş, kentleşme yeni bir olgu olsa dahi. Gönül isterdi Amerika değil, Avrupa modeli izlenseydi, kent toplu taşıma ile devinseydi.
Muğla’nın Marmaris ilçesinde, çevreye duyarlılığıyla tanınan İmdat Avcı tarafından oluşturulan, şarkıcı Kazım Koyuncu’nun adını taşıyan hatıra ormanı açıldı. Ormanı oluşturmak için, yardım eden vatandaşlarla birlikte 4 bin fidan dikildi. Çevre kirliliğine dikkati çekmek amacıyla yaptığı eylemlerle tanınan İmdat Avcı, 2 yıl önce Marmaris’ten Gökova’ya kadar yol kenarlarını tek başına temizlemişti. Geçen yaz ailesiyle Marmaris’in koylarını temizleyen Avcı, yaklaşık bin torba çöp toplamıştı. Şimdi ise, kanser nedeniyle hayatını kaybeden Kazım Koyuncu adına bir hatıra ormanı oluşturdu.
12.500 plastik şişeden yapılan Plastiki San Francisco'dan demir aldı.
Böylelikle Plastiki'nin 7.500 mil sürecek olan yolculuğu da başlamış oldu. Plastiki'nin yolculuğunun Sidney'de son bulması planlanıyor.
Rohtschild, 2006 yılında UNEP tarafından açıklanan bir raporla harekete geçmiş. Raporda plastik atıkların okyanuslardaki yaşamı nasıl olumsuz etkilediğine yer veriliyordu. Rothschild, bugün kullandığımız plastiklerin aslında neredeyse yüzde yüzü geri dönüştürülebilir ürünlerden yapıldığını, ancak bunların sadece yüzde yirmisinin geri dönüştürüldüğünü belirtiyor. Plastiki'nin yolalmak için ihtiyaç duyduğu enerji "yeşil enerji" sistemlerinden elde edilecek. Rothschild, yolculuğunu planlarken çevre sorunlarının artık hayatımızın en temel sorunları olduğuna dikkat çekebilecek bir rotada gitmeye özen gösterdi. Bu rota pekçok insanın kabusu olan Kalifornia ve Hawai arasındaki Doğu Pasifik Çöp Girdabı'ndan geçecek.
Kuzey Pasifik'te yeralan bu girdap hakkında çok az şey biliniyor. Bilinen tek şey bu girdabın dünyadaki çöpleri içine çektiği. Bilimadamlarının hesaplamalarına göre dünya üzerinde üretilen plastiğin % 10'u okyanuslara gidiyor. Bu da her bir deniz milinde 46.000 parça plastik barınıyor demek. Daha da kötüsü her yıl binlerce deniz memelisi ve deniz kuşu bu plastik parçalarını yutarak ölüyor.
Bugün sizlere Fairfield Iowa’dan sesleniyorum. Kuzey Amerika kıtasının ortasından. Fairfield 10.000 kişilik nüfusu ile küçücük bir kasaba. Mother Earth News yani Tabiat Ana Haberleri’ne göre kasaba “hiç duymadığınız en iyi 12 yerden biri” olarak geçiyor http://cityoffairfieldiowa.com/Public/Home/index.cfm. Fairfield belediye başkanı Ed Malloy ABD’nin on yeşil başkanından biri seçilmiş. Belediye Başkanı Malloy onurun kendisine değil, çeşitli mahalle sakinlerine ve yerel gruplara ait olduğunu söylüyor. Başkan Malloy, yerel hükümet, işletmeler, okullar, sakinlerin katkıları ile 10 yıllık Fairfield Go Green planını başlatmış. Fairfield kamu binaları ve şehir konutlarda enerji kullanımının azaltılması, yenilenebilir enerjiye rüzgar ve güneş enerjisine geçiş, ve artan geri dönüşüm ve yerel gıda üretimi teşvik konusunda büyük adımlar atmış durumda.
Her ne kadar Iowa’nın "dünya’yı beslemek için mısır ve soya fasulyesi" başkenti olduğu iddia edilsede maalesef bu üretim üretiği kadar enerji tüketen etanol yapımına veya hayvanları beslemeye gidiyor. Iowalılar yedikleri yiyeceklerin %90’ını eyalet dışından ithal ediyorlar. Ancak Fairfield’da durum farklı, yerel yiyeceklerin tanıtımı ve alınması için tam zamanlı bir aktif yerel kampanya ve teşvikler var. Yerel çiftçi pazarı Mayıs’tan Ekim'e kadar çok popüler. Birçok çiftçi, organik dahil olmak üzere ve sadece yerel ürünler satıyor. Buna bir örnek yerel bir fırının ürettiği yerel buğdaydan organik ekmek. Kasaba sakinleri, yerel mağazalar, ve restoranlar ise üreticiden doğrudan satış prensibini benimsemiş http://www.mvccsa.com/.
Fairfield’da sebze bahçeleri çok revaçta, şehirde dolaşırken sık sık büyüme sezonunu uzatmak için küçük seralar ve örtüler görmek mümkün. Yerel bir arıcılık çok yaygın ve arıcılık derslerinin ücretsiz sunulduğu bir arıcılık kulübü var. Böylece yerel tozlaşma sağlanırken bir yandan da organik arıcılığa yakın bir arıcılıkla endüstriyel arıcılığın önüne geçiliyor.
Fairfield Maharishi İşletme Üniversitesi (MUM) burada lisans eğitimi veren bir kurum ve tabii 10.000 kişilik bu kasaba için çok önemli bir katma değer. Ünversite Sürdürülebilir Yaşam lisans ve lisans üstü programına ev sahipliği yapıyor. Tam 90 öğrencinin kayıtlı olduğu programda Sürdürülebilir ve Ekolojik Tarım, Yenilenebilir Enerji, Yeşil Bina yapımı ve Sürdürülebilirlik Politikaları üzerine dersler veriliyor. Programın binası da aynı prensiplerle inşa edilmiş ve LEED Platin sertifikasına aday. Öğrenciler 2000 yılından beri bir eko-fuar organize ediyor. Fuara yenilenebilir enerji ve sürdürülebilir tarım gibi konularda uzmanlar ve ünlü düşünürler çağrılıyor. Üniversite kafeteryasında ise kendi bahçelerinden gelen organik vejetaryen yemekler servis ediliyor. Üniversitenin hedefi gıda üretiminde kendi kendine yeterli olmak. Kampus de ise çim yerine doğal çayırlar restore edilmiş ve yerli ve yenilebilir meyve ağaçları dikilmiş. Bu arada bir iklim eylem planı da hazırlamış üniversite. MUM iklim eylem planına göre hedef 2011 yılında şebekeden elektrik kullanımını % 70 azaltmak ve 2014 yılına emisyonlarını ise % 50 azaltmak. Plan a göre 2020 yılına kadar sera gazı salımları sıfırlanacak. http://www.mum.edu/sustainability.html
Benim kaldığım yer Abundance Ecovillage, Bereket Eko Köyü. Fairfield’ın hemen kuzeyinde yer alıyor. Bereket Eko köyü, rüzgar ve güneşle güçlendirilmiş bir topluluk. Evlerin enerji ihtiyacı gün ışığı kullanımı, yüksek verimli kompakt floresan aydınlatma, dizüstü bilgisayarlar, yatay eksen çamaşır makineleri, topraktan jeotermal soğutma ile düşürülmüş durumda. Evlerin hepsi iyi izolasyonlu ve pasif güneş enerjisi kullanımı için tasarlanmış. Toprak borular evleri yazın serin ve taze hava almasını sağlıyor. Bütün evler sıcak suyunu kışın bile güneş enerjisi ile sağlıyor, nadiren gaz kullanmak gerekiyor. Yağmur suyu evlerin çatılarında toplanıyor ve saklanıyor. Her evin sarnıçı var. Atıksular ise devlet tarafından onaylanmış yerel bir arıtma sisteminden geçiyor. Bereket Ekoköyü ayrıca MUM’dan gelen öğrencilerin pratik yapabileceği bir merkezi de içeriyor. http://www.abundance-ecovillage.com/Main/HomePage
http://www.sustainablelivingcoalition.org
http://www.cypressvillages.com
http://www.pbase.com/hapm/ourhouse
Açık Radyo dinleyicilerinin en ilgisini çekecek haberlerden birisi herhalde KRUU-LP 100,1 FM http://www.kruufm.com
radyo istasyonu. Radyo tamamen güneş enerjisi ile yayın yapıyor ve kirli hiçbir enerji kullanmıyor. Radyo, kar amacı gütmüyor ve tamamen dinleyici destekli. Topluma hizmet veren düşük güçlü bir radyo istasyonu. Ancak 24 saat ve 7 gün yayın yapan KRUU da programların % 99,7 si 100 gönüllü tarafından üretilen 80 programdan oluşuyor. KRUU’nun misyonu sürdürülebilir bir toplum için Fairfield’e ses vermek, ve yaratıcılığı teşvik etmek, diyalog ve toplum katılımı ile toplumun sürdürülebilirlik için güçlendirilmesi.
Plastik poşetlere hayır hareketi yayılıyor. Zonguldak Belediyesi Kent Konseyince başlatılan "Poşete Hayır, File Kullanalım" kampanyasıyla poşetlerin çevreye verdiği zararın önüne geçilmesi hedefleniyor. Aynı zamanda kadınlara file yapımını öğreterek, kadınlar için de ekonomik gelir sağlanması hedefleniyor. Projenin görünürlüğünü arttırmak için ilginç bir yol da düşünülmüş. Zonguldaklılar, dünyanın en büyük filesini örmeye hazırlanıyorlar. ’Poşete Hayır, File Kullanalım’ kampanyası kapsamında ülke genelindeki kentleri dolaşarak 1 kilometre uzunluğunda file hazırlayacaklar. Gittiğimiz kentlerdeki yöneticiler de fileye ilmik atacaklar. Ardından Guiness Rekorlar Kitabı'na başvurmayı planlıyorlar. Naylon poşete karşı kampanyalar, ülkenin birçok yerinde belediyelerin inisiyatifiyle başladı bile. Türkiye'de gezegen yararına bu değişimi görmek çok güzel. Ancak hükümet ülke genelinde bir yasak için niye harekete geçmiyor bilmiyoruz, hükümet naylon poşet üreticileriin değil halkın sesini dinlemeli.
NİSAN
Dağcılar, Everest'de yıllardır duran çöpleri temizlemeye karar verdiler. Böylece dünyanın en yüksek temizlik kampanyası da başlamış oldu. Geçmişte çok sayıda Nepalli ve yabancı dağcı Everest'in tepesindeki çöplerin bir kısmını toplamıştı. Ancak Extreme Everest 2010 Tırmanışı'nın lideri bugüne kadar kimsenin 8.000 metreye çıkıp oradaki çöpleri toplamaya cesaret edemediğine dikkat çekiyor. Çünkü bu bölge oksijenen çok az olması nedeniyle "ölü bölge" olarak biliniyor. 8.000 metreye çıkıp çöpleri toplayacak olan ekibin üyelerinden Namgyal "İlk kez bu yükseklikte temizlik yapılacak. Çok zor ve çok tehlikeli" diyor. Everest'in tepesindek çöplerin geçmişte karların altında kalmıştı. Ancak iklim değişikliği ile bu karların büyük bir kısmı eridi ve çöpler açığa çıktı. Everest Dağı da "dünyanın en yüksek çöplüğü" haline geldi. Bu çöplerin büyük bir kısmı ise zirveye tırmanan dağcılara ait. Dağcılar zirveden biran önce inmek için telaşla kullanmadıkları eşyalarını ve çöplerini geride bırakıyorlar. Bu da yıllar içinde bölgeyi çöplük haline getiriyor.
Batı Seattle sahilinde ölü bulunan balinanın karnından koca bir çöplük çıktı. Sahile vurduktan sonra ölen gri balinanın karnından pantalondan golf topuna kadar çeşitli türde çöp çıktı. Cascadia Araştırma Topluluğu’ndan bilim insanları balinayı incelediler, ancak tam olarak neden öldüğünü bulamadılar. Balinanın midesinden çıkan yaklaşık 250 litre çöpün içinde pantalon ve golf topunun yanı sıra 20 den fazla plastik poşet, küçük ebatta havlular, ameliyat eldivenleri, plastik parçalar ve yapıştırıcı bantlar da bulundu. Bu yılın başından beri beş gri balina daha Washington sularında ölü bulunmuştu. Bu kadar çöpü ben yutsam herhalde beni de morgda bulurdunuz.
Yeni bir araştırmaya göre okyanuslardaki zengin bakteri ve tek hücreli mikro-organizmaların karbondiyoksidi karbona çevirerek okyanusları temizlediği ve yaşam döngüsünün sürekliliğini sağladığı açıklandı. Mikroskobik deniz türlerinin uluslararası sayım projesine katılan Washington Üniversitesinde görevli biyolog John Baross, "Okyanuslarda, bakteri ve çekirdeksiz tek hücreli mikroorganizmalar da dahil, moleküler özelliklerine göre deniz mikrobu türlerinin sayısı muhtemelen bir milyara yakın" dedi. Araştırmada, dünyadaki mikrobik deniz hücrelerinin toplam kütlesinin 240 milyar Afrika filine eşdeğer olduğu belirtiliyor. Araştırmaya göre, okyanusların emdiği karbondiyoksidin geri dönüşümünü sağlayan fabrikalar gibi çalışan bu mikroplar, okyanusların dibine çöken karbondiyoksidi karbona çeviriyor. Azotu, kükürdü, demiri, manganı ve daha başka elementleri hazmeden bu deniz mikropları, atmosferin yapısını düzenliyor, iklimi etkiliyor, besinlerin geri dönüşümünü sağlıyor ve çevreyi kirleten maddeleri ayrıştırıyor. Bilim adamları, bu geniş mikrop yapısının gezegenin en büyük yaşam kütlesi olduğunu belirtiyor.
Atlantik Okyanusu'nda yeni bir çöp girdabı daha bulundu. Atlantik çöp girdabının kilometrelerce uzunlukta olduğu görüldü. Atlantik Okyanusu'ndaki bu yeni çöp girdabı bulunana dek, dünya okyanusları içinde beş tane büyük çöp girdabı olduğu düşünülüyordu. Dünya üzerinde plastik, büyüyen bir sorun haline gelmeye başladı. Denizlerdeki yaşamı etkiliyor. Plastik çöplerin bir kısmı denizlere atılıyor. Denizlerdeki çöpler, büyük akıntılarla biraraya geliyor. Bunlar da okyanuslardaki çöp girdaplarına dönüşüyorlar. Bu girdaptaki plastik çöpler onlarca yıl kalacaklar. Şu anda deniz bilimciler dünya okyanuslarındaki plastik kirliliğinin boyutlarının tam olarak ne olduğunu bilemiyorlar... Deniz memelileri, deniz kaplumbağaları, balıklar... Tüm bu canlılarını vücutlarında artık plastik kalıntıları bulunuyor. Denizde yaşayan canlılar plastikleri yutuyorlar. Bu da bir kısım deniz canlısının ölümüne neden oluyor. Unutmamak gerekir ki, plastik çöpler artık denizdeki yaşama girdi. Peki bunlar yediğimiz deniz canlıları yoluyla bizim bedenimize de girmiyor mu? Atabileceğiniz basit bir adım alış veriş yaparken plastik ambalajlardan uzak durmak.
Samsun Deniz Temiz Derneği Koordinatörü Rüştü Araboğlu, Türkiye’de en hızlı ve çok kirlenen denizin Karadeniz olduğunu belirterek, “Tuna Nehri vasıtasıyla 80 milyon Avrupalı'nın bütün atığı Karadeniz’e geliyor ve Karadeniz büyük bir çöp kovası gibi” dedi. Karadeniz’e kıyısı olan 6 ülkede bulunan irili ufaklı yaklaşık 300 akarsu kanalıyla yılda 500 milyon metreküp evsel atık Karadeniz’e atılıyor. Yine bu ülkeler tarafından yılda 100 bin ton evsel ve sanayi atıklardaki yağ Karadeniz’in kirlenmesine neden oluyor. Araboğlu, “Avrupalı'nın iki yüzü var. Biri kendi içinde birbirlerine olan yüzü. Kendi içinde çevresel etkilere, bunların sonuçlarına azami özen gösteren Avrupalı diğer yüzüyle Tuna Nehri'ni kirletirken atıklarını oraya atarken aynı titizliği göstermiyor” dedi. Karadeniz’e kıyısı olan kentlerin hiçbirinde arıtma tesisinin bulunmuyor. Bölgedeki balık türleri gün geçtikçe azalıyor. Karadeniz evsel ve sanayi atıklarıyla vahşice kirletiliyor ve hemen bir şey yapılmazsa durum geriye dönüşü olmayan bir hale varacak.
Bir güzel haber de İstanbul’dan. Bakırköy Belediye Meclisi, ilçede plastik poşet kullanımını yasaklandı. Meclis toplantısında oy birliği ile alınan kararla, plastik poşet yerine file, bez torba ve kese kağıdı kullanımının zorunlu hale getirildiği bildirildi. Açıklamada, karara uymayanlar hakkında ceza uygulanacağı vurgulandı. Açıklamada görüşlerine yer verilen Belediye Başkanı Ateş Ünal Erzen, dünyada yaklaşık 500 milyar adet plastik poşet kullanıldığını ve bunun sadece yüzde birinin geri dönüşebildiğini kaydetti. Plastik poşetlerin çevre kirliliği ile ekolojik dengenin bozulmasına sebep olduğunu ifade eden Erzen, doğada dönüşüm süreci yüzyılları bulan plastik poşet yerine Bakırköy sınırları içerisinde file, bez torba ve kese kağıdı kullanımının zorunlu hale getirildiğini belirtti. Poşetin zorunlu olduğu yerlerde de dönüşebilir oxo biyobozunur poşet kullanılması kararı alındı. Bu çevreci atılım için Bakırköy Belediyesi’ni kutluyoruz.
Starbucks şirketi çevreci eleştirilere pek de yabancı değil. Geçtiğimiz gün bir Starbucks hissedarı, şirketin kullandığı materyallerin geridönüşümü konusunda daha kararlı olması ve hedef koyması konusunda bir teklifle geldi. Maalesef teklif oylandı ve reddedildi. Kurul “Bizim bir planımız var ve planın uygulanması ile ilgili yardıma ihtiyacımız yok” açıklamasında bulundu. Teklif “As You Sow” organizasyonu tarafından desteklendi. “As You Sow” organizasyonu daha önce başka şirketlerin genel kurullarında çalışarak hissedarların oyları ile geridönüşümde büyük atılımlarda bulunmuştu. Türkiye’deki şirketlerin genel kurullarında da bu şekilde çevreci teklifler geliyor mu acaba?
Sheffield Üniversitesi, denizlerdeki zararlı plastiklerin temizlenmesi için bir araştırma yaptı. Araştırmaya göre birtakım deniz mikropları zararlı kimyasal ve plastiklerin ayrıştırılması için kullanılabilir. Araştırmayı yöneten Dr. Mark Osborn, dünyada her yıl üçyüz milyon ton plastik üretildiğini ve bunun büyük çoğunluğunun denize atıldığını belirtti. Bununla beraber potansiyel bir deniz mikrobunun plastikleri azaltabileceğini de belirtti. Ancak buna kafa yoracağımıza plastikleri kullanmamaya ve atmamaya kafa yorsak daha iyi olacak. İnsan doğayı sadece kimyasallar değil, aynı zamanda kanalizasyon, endüstriyel atıklar, petrol üretimi ve radyoaktif atıklar ile de kirletiyor ve denizleri içinde barındırdığı canlılarla beraber yok ediyor.
MAYIS
Gümüşhane’de Torul Baraj Gölü’nün bulunduğu Çamlıca Mahallesi sakinleri, baraj gölüne 2 yıldır atılan çöplerin artık sağlıklarını tehdit eder hale geldiğini savunarak, yetkilileri önlem almaya çağırdı. Çamlıca Mahallesi muhtarı Metin Şahinöz, gölde 2 yıldır yaşanan kirliliğin adeta çevre katliamına dönüştüğünü iddia etti. Göldeki kirliliği anlatmaya kelimelerin yetmeyeceğini belirten Şahinöz, gölün adeta çöplüğe dönüştüğünü, çöplerin içinde ne aranırsa bulunacak kadar kirlilik olduğunu hatta telef olmuş hayvan ölüleri bile olduğunu belirtti. Muhtar Şahinöz’un tarif ettiği durum esasında dünyanın genel hali, sadece görmeyi ve duymayı rededdenler var.
Muğla'nın Söğüt Köyü açıklarındaki 8 balık çifliğinden 7'sinin taşınırken bıraktığı atıklar denizin dibini çöplüğe çevirdi. Biyolog Nesem Öztürk, temizlik yapılmaması durumunda deniz tabanının canlılığını kaybedeceğini söyledi. Söğüt Köyü Zeytinadası Koyu'nda da balık ölümleri başladı. Balık çiftliklerinin faaliyet gösterdiği bölgede dalış yapıp görüntü çekenler bölgede çok ciddi anlamda temizlik yapılması gerektiğini gözler önüne serdi. Balık çiftliklerinin yarattığı tahribat oldukça fazla. Kirlilik sadece balıkları etkilemeyip, düşen parçalar deniz tabanındaki bitki ve hayvan yuvalarını örterek onların ölümüne de sebep oluyor. Bir başka tahribat ise ‘hayalet avcılık’ ! Atılan, düşen, bırakılan ve suyun altında kalan ağ ve misina parçaları kendi kendine avlanmaya devam ediyor. Bu nedenle çok sayıda balık yaşamını yitiriyor. Zeytinadası ve Söğüt koyları bir an önce temizlenmeli. Bu koylarda balıkçılık yasaklanmalı.
Saçma bir hijyen anlayışıyla hayatımızın her alanına giren naylon poşetler, doğayı olumsuz etkilemeye devam ediyor. Petrol ürünlerinden olan naylon poşet yerine file kullanımı özendirilmek amacıyla ’’İklim İçin Yeşil File Kampanyası’’ başlatıldı. Kampanyanın tanıtımında yapılan konuşmada, iklim değişiklerinin temel nedeninin fosil yakıtlarının kullanımı olduğunu kaydedildi. Bir poşetin doğadan yok olması 400 yılı buluyor. Bir naylon poşet, ortalama ömüre göre 5 insan nesil sonra yok oluyor. Beş kişiden biri, naylon poşet kullanmaktan vazgeçse bunun sonunda bir nesil boyunca 31 milyar 46 milyon 400 bin poşetten kurtulacağız. Kadıköy ve Bakırköy belediyelerinin başlattığı gibi poşet kullanımının yasaklanması beklemeden gönüllü olarak alışverişte yeşil file, bez torbalar ve dönüşümlü kağıtlar kullanmaya başlamalıyız, belediyemizi yasaklamaya zorlamalıyız.
Öte yandan plastiğin çevreye verdiği zararı görmezden gelemeyen bilim adamları, çevre dostu bir ürün için kolları sıvadı. Merkezi California'da bulunan Amerikan şirketi Cereplast, denizlerde bolca bulunan yosunlardan elde edilen polimerleri kullanarak yeni bir tür plastik geliştirdi. Yüzde 35 ila 50'si yosun bazlı bu biyoplastik türünün prototipini denemekte olan uzmanlar, yeni ürünün bu yıl sonunda piyasaya sunulabileceğini belirtti. Geliştirdikleri ürünün oldukça sağlam ve yüksek ısıya karşı dayanıklı olduğunu kaydeden şirket yetkilileri, 3-5 yıl içinde tamamen yosundan yapılan plastik ürünleri piyasaya sunmayı hedeflediklerini de söyledi. Uzmanlar, başta balık gibi kokan yeni plastikle ilgili koku sorununu da çözüme kavuşturduklarını belirtti. Petrolü yakmak yerine saklasak belki yosunları da rahat bırakırız.
Dünya'nın ilk çevre dostu Formula 3 yarış arabası İstanbul'a geldi. Dr. Steve Maggs, proje takımı ile birlikte yarış arabasını geri dönüştürülebilir malzemeler kullanarak yapmış ve çikolata ürün atıklarından elde edilen bio-dizel enerjisi ile çalıştırıldığı için 'çikolata araba' olarak adlandırmıştı. İstanbul’da düzenleyeceği semineri sırasında Dr Steve Maggs, University of Warwick’deki araştırmacıların neden dünyanın ilk çevre dostu yarış arabasını yaptıklarını ve geri dönüştürülebilir malzeme ile yakıtların kullanıldığını açıklayacak. Ayrıca, projenin bilim ve mühendislikle nasıl önemli bir bağ kurduğunu, bu sayede endüstriyel ve akademik ortaklıkları nasıl meydana getirdiğinden de bahsedecek. Her endüstriyel ürünün ve günlük hayatta kullandığımız herşey aynı felsefe ile üretilmiş olmalı.
HAZİRAN
Türk Çevre Günü'nün dördüncüsü Berlin Türk evinde gerçekleştirilen bir etkinlik ile kutlandı. Yeşil Çember adlı Türk sivil toplum örgütü, Almanya'da yaşayan vatandaşlarımızı çevre konusuna daha duyarlı hale getirmek ve bilinçlendirmek için, 4 senedir Berlin'de Türk Çevre Günü düzenliyor. ?Türk Çevre gününün ağırlıklı konusu bu sene çöp ve katı atıklardı. “Dünyamızı Çöpe Boğmayalım” sloganıyla gerçekleştirilen bu yılki etkinliğe Berlin Çevre Senatörü Katrin Lompscher, Muavin Konsolos Işıl Doğan, Türkiye'den Çevre Bilimci Dr. Nuran Talu, Yeşiller Partisi Milletvekili Canan Bayram ve çok sayıda Berlin'li katıldı. Açılış konuşmasını yapan Doğan, çevre gününün kutlandığı bugünlerde gündemi dünyamızın karşılaştığı ciddi çevre soranlarının işgal ettiğini söyledi. Doğan, dünyamızın, küresel ısınma, çölleşme, toprak alanlarının ve biyolojik çeşitliliğin azalması ve çevre kirliliği gibi sorunlarla karşı karşıya kaldığının altını çizdi. Etkinlik, geçen sene Greenpeace'in katkılarıyla Türkiye'de de gösterime girmiş olan Aptallık Çağı adlı filmle son buldu.
ABD'deki Kaliforniya Bilim Akademisi'nde "Plastik yüzyıl" adlı ilginç bir çalışma sergileniyor. Sanatçı Sarah Kornfeld, deniz biyoloğu Wallace J. Nichols, Stuart Candy ve Jake Dunagan tarafından hazırlanan bu çalışmada 2030 yılına geldiğimizde içme sularımızın geldiği durum gözler önüne seriliyor. Sergide üzerlerinde 1910, 1960, 2010 ve 2030 yılları için ayrı ayrı su bidonları var... Herbirinin içindeki plastik çöp oranı da farklı. Yıllar illerledikçe doğal olarak su içinde yüzen çöp miktarı da artıyor. Sergiyi gezenler susadıklarında içinde çöplerin yüzdüğü bu su bidonları dışında fazla bir seçeneğe de sahip değiller. "Plastik yüzyıl" adlı bu çalışma için çalışan internet sayfasında plastiğin günlük hayatta kullanılmaya başlandığı yıllarda yani 1910'larda tüm dünyada 60 milyon ton plastik üretildiğine dikkat çekiyor ve ekliyor: "Bugün bu rakkam 6 milyar tona çıktı. 2030'a gelindiğinde bu sayının en az iki katına çıkacağı düşünülüyor."
Geçtiğimiz hafta Dünya Çevre Günü, tüm dünyada ve Türkiye'de etkinliklerle anıldı. Türkiye'deki çevre sorunlarından belki de en büyüğü atıklar. Teknoloji hızla gelişiyor. Artık herkes bozulanı yaptırmak yerine yenisini almayı, eskisini çöpe atmak doğru sanılıyor. Özellikle içerisinde kullanılan metaller ve gazlar nedeniyle elektronik atıklar çöpe atıldığında çevrede büyük bir tahribat yaratıyor. Diğer atıklarda olduğu gibi bunların da geri dönüşümle yeniden kazandırılmaları gerekiyor. Türkiye'de bu tür atıklarla ilgili yasal bir düzenleme olmadığı için bu ağır bedeli çevre ödüyor. Türkiye'de çöplüklerde ya da hurdalıklarda 400 bin ton elektrikli ve elektronik atık bulunuyor. Bu atıklar geri dönüşümle yeniden değerlendirilmediği için çevreyi de insan sağlığını da tehdit ediyor. Bir an önce geri dönüşüm daha yaygın hale gelmeli ve bir an önce bu konuyla ilgili yönetmelikler çıkarılmalı. Daha iyisi bu tip tüketim alışkanlıklarımızı azaltıp hayatımızı elektronikle değil dostlarla zenginleştirme zamanı.
Naylon poşet, çevreye verdiği zarardan dolayı İzmir'in Konak ve Balıkesir'in Edremit ilçesinde de yasaklandı. Konak İlçesi'nde belediye, doğada yok olmaları yıllar süren, çevre kirliliğinin en büyük kaynaklarından biri olarak gösterilen naylon poşet üretimi ve kullanımını yasaklamaya hazırlanıyor. İlçedeki tüm alışveriş merkezleri, mağaza, dükkan ve pazar yerlerinde naylon poşet yerine, doğada iki yılda çözülebilen çevreci poşetler ve bez torba kullanımı yaygınlaştıracak. İlçede ayrıca sokaklarda dağıtılan kağıt el ilanlarına da yasak gelecek. Türkiye'de ilk kez İstanbul'un değişik belediyelerinde uygulanan naylon poşet yasağına böylece Konak Belediyesi de katıldı. Doğada yok olmaları 400 ile 1000 yıl süren, çevre kirliliğinin önemli nedenlerinden biri olan naylon poşet kullanılmasını yasaklayacaklarını belirten Başkan Tartan, tüketiciler tarafından kontrolsüz kullanılan naylon poşetlerin canlıların besin zincirlerini de olumsuz etkilediğini söyledi. Bildiğiniz gibi çevreye zararlı poşet kullanımı bugüne kadar ABD, Fransa, Hindistan, Tayvan, İrlanda, Kenya, Güney Afrika, Uganda, Ruanda'da da yasaklanmıştı.
TEMMUZ
Okyanuslardaki kirliliğe dikkati çekmek üzere geri dönüşümlü 12 bin 500 plastik şişeden yapılan tekne, yolculuğunu tamamladı. Teknenin fikir babası David de Rothschild, bu amaçla 20 Mart günü San Francisco'dan yelken açmıştı. San Francisco’dan demir alan ,18 metre uzunluğundaki, sadece güneş, rüzgar ve denizin yenilenebilir enerjisini kullanan, tekne, Seretx adı verilen geri dönüşümlü plastikten, organik yapıştırıcı kullanılarak inşa edildi. Tek damla benzine ihtiyaç duymadan, Büyük Okyanus’ta 4 ay boyunca 15 bin kilometre yol alan tekneyi Sidney’de yüzlerce kişi karşıladı. Rothschild, 2006’da plastik atıkların okyanuslardaki yaşamı nasıl olumsuz etkilediğine ilişkin BM raporunun açıklanmasından sonra, okyanuslardaki kirliliğe dikkati çekmek için böyle bir projeye imza attığını belirtti. Bilim insanlarına göre üretilen plastiğin yüzde 10’u okyanuslara gidiyor.
Akdeniz Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Bülent Topkaya, deterjan üreticilerinin Avrupa'da yüzey sularında, canlıların yok olmasına neden olabilen fosfatı kullanmamalarına rağmen Türkiye'de aynı marka deterjanları fosforlu ürettiklerini öne sürdü. Fosfatın, sulak alan ekosistemlerini bozarak burada yaşayan kuş, balık ve diğer canlıların azalmasına ya da yok olmasına neden olabileceğini dile getirdi. Yapılan analizlere göre evsel arıtma atıksu tesislere giren suda bulunan fosfatın yaklaşık yüzde 50’sinin deterjanlardan kaynaklanıyor. İtalya’da da benzeri bir tespitin yapılmasının ardından fosfat kullanımı yasaklanmış. Topkaya, “Binlerce arıtma tesisine, maliyeti çok yüksek olan, fosfat uzatma tesisi yapacağımıza, Avrupa ülkelerinde de olduğu gibi, fosfatsız deterjan üretelim ve kullanalım” dedi.
Kulağa çılgınca geliyor, ama bilim insanları, Pacific okyanusundaki 44 milyon kilo plastik atığı alıp bunu tamamı ile plastikten ve Hawaii adası büyüklüğünde bir 'Geri Dönüşüm Adası' inşa etmeyi planlıyor. Pacifik Okyanusu halihazırda dünyadaki en fazla plastik atığı barındırıyor. Okyanus akıntıları plastik atıkları dev bir deniz çöplüğü haline getiriyor ve bu atıklar deniz yaşamı için ölümcül bir tehlike teşkil ediyor. Kurulacak adanın ve 500 bin sakinin enerjisi güneş ve dalgalardan sağlanacak. Projenin bir sözcüsü, "Burada üç amaç var: Okyanuslarımızı bu devasa plastik atıktan kurtarmak, yeni bir ada yaratmak ve sürdürülebilir bir yaşam alanı inşa etmek" diyor. Yüzer adanın üzerinde bir şehrin yanı sıra büyük bir tarım alanı planlanıyor. Hadi diyelim yapılabildi ama baştan bu atıkları oluşturmasak daha iyi değil mi! Karalar bitti şimdi denizleri de yüzen adalarla işgal etmeyi planlıyoruz.
AĞUSTOS
Küresel ısınma, su kaynaklarının azalması, sel, fırtına gibi çevre felaketleri dünyaya ne kadar zarar verdiğimizi ortaya koyuyor. Bu konuda bilinçlendikçe çevreye olan duyarlılığımız da artıyor. Son dönemde çevreyi koruma alanında en fazla yol kat ettiğimiz konulardan biri plastik poşet kullanımı. Yapılan araştırmalara göre dünya çapında her yıl 1 trilyon poşet kullanıldığı tahmin ediliyor. Bu durum çevre için büyük bir felaket. Çünkü bir plastik poşetin doğada tümüyle yok olması yüzlerce, binlerce yıl alabiliyor. “Poşetler geri dönüştürülebilir” dense de plastik poşetlerin sadece yüzde 1’lik bir kısmı dönüştürülebiliyor, geri kalan yüzde 99’u kirlilik yaratıyor. Birçok firma, müşterilerine oxo-bio-çözünür plastikten üretilmiş poşetler veriyor. Oxo-bio-çözünür poşetin raf ömrü dolduğunda oksijen ile plastiğin yapısı bozuluyor. Isı, ışık, nem ve rüzgar gibi etkenlerle bu süreç hızlanarak poşet minik parçalara ayrılıyor. Ancak uzmanlar bu poşetlerin gerçekten çevre dostu olmadığını söylüyor. Plastik poşet yerine file ve bez torba kullanmak aslında en doğru seçim. www.beztorbakullananlar.com adlı sitede ilginç haberler var: Paris’te naylon torba kullanımı 2009’da yasaklandı. 2011 itibarıyla bütün ülkede yasaklanması planlanıyor. New York’ta 5 bin metrekareden büyük ya da beşten fazla şubesi olan mağazalara plastik torba geri dönüşüm kutusu yerleştirmek zorunlu. Ayrıca geri dönüşümü olmayan plastik poşet kullanımı yasak. Bunlar San Francisco, Oakland ve Kaliforniya’da alışveriş merkezleri ve eczanelerde kullanılmıyor. Hindistan’da Yeni Delhi ve Bombay dahil dört bölgede naylon torba, Tayvan’da plastik çatal-bıçak yasak. İrlanda’da plastik torba kullanmak isteyen, 20 cent vergi ödüyor. Güney Afrika’da ince torba yasak, geri dönüşümlü olanlar serbest. Çin plastik poşetleri ücretli yaptı yılda 37 milyon varil petrol tasarrufu yapıyor. Uganda ince naylon poşetler yasak, kalın poşetler ise vergi ödenerek kullanılabiliyor. Kenya ve Ruanda’da ise 2008’de naylon poşet yasaklandı. Ülkemizde de bazı belediyelerde yasaklama girişimleri başladı ve bez torba kullanımına ilişkin çalışmalar var. Bu çalışmaların artık bütün ülke geneline yayılması ve bir an önce uygulamaya konulması gerekiyor.
Binlerce ton heksaklorobenzen stok atığı Avustralya Sidney'in doğusundaki Botany Körfezi'nden Danimarka'ya sevk edilecek. Çevre kirliliğine yol açan madde, imalatta kullanılan kimyasal çözücülerin bir yan ürünü. Yüksek düzeyde toksik ve bir çevre tehditi. Uluslararası sözleşmelere göre ülkelerin uzak mesafelere nakil sırasında oluşacak risklerden kaçınmak için atıklarıyla yerel olarak bertaraf etmeleri öngörülüyor. Bununla birlikte Avusturalya'nın atıkları güvenli şekilde imha olanağı olmadığından toksik atıkların Danimarka'ya çıkışına izin verildi. Greenpeace'den Birgitte Lesanner “Bu onay Danimarka için büyük bir haber ve yerelde mutlaka protesto edilecektir. " dedi.
EYLÜL
Manisa’nın Sarıgöl İlçesi’nde eczaneler, naylon torba kullanımına son verdi. İlçede naylon poşetlerden vazgeçilmesine önderlik eden Manisa Eczacılar Odası Yönetim Kurulu eski üyelerinden Eczacı Adnan Aygan, artık naylon ve plastik torbalardan uzak duracaklarını söyledi. İlaçları doğada tamamen çözünebilen biotorba, bez torba veya file içinde müşterilerine vereceklerini dile getiren Aygan, "Eczanelerden ilaç alan hastalarımızın bez torbalarının içerisine, plastik maddelerin doğaya verdiği zararları anlatan broşürlerimizden de koyuyoruz. Buradaki amacımız, hem doğaya saygı göstermek, hem de gelecek kuşaklarda çevre bilincini oluşturmaktır" dedi. Doğada çözünen petrol tabanlı torbalar yerine yine de en iyisi bez ve file diyelim ve tebrik edelim.
Tarım Bakanlığı, Burger King’in TT Gıda'dan satın aldığı 'Salmonella ve listeria' virüslü 164 bin adet hamburger eti için Gebze Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Burger King ve depo vazifesi üstlenen Fasdat Gıda, et alımı yaptığı T.T. Gıda´nın sözleşmesini nisanda ´ürünlerde virüs olduğu´ gerekçesiyle iptal etti. ´Ürünler temiz´ diyen firma, 160 bin hamburger etinin iadesini istedi. Burger King ´etleri imha ettik´ dedi. Ancak Tarım Bakanlığı´nın araştırmasında imha yeri olarak gösterilen Zeybek Katı Atık Merkezi’nde, etler tüm araştırmalara rağmen bulunamadı. Evrakta sahtecilik de tesbit edilince bakanlık katı atık merkezi hakkında suç duyurusunda bulundu.
"Doğada Çözünen Poşet"lerin bir yanılsama yaratarak insanlara sanki iyi birşey yapıyorlar hissi verdiğinden bahsetmiştik. Buğday Derneği, bu poşetleri üreten ve kullanan firmalara bir mektup göndererek, doğada çözünen poşetlerin aslında gerçek çözüm olmadığını belirtti. Marketlerde bez çanta kullananların ödüllendirilmesini ve naylon torbaların, kullanımının azaltılmasını sağlamak amacıyla parayla satılmasını istedi. Sizi naylon değil tekrar tekrar kullandığımız bez torbalar -www.beztorbakullananlar.com- sitesine davet ediyoruz.
Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü, Petrol Sanayi Derneği (PETDER) ve Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğü, toplanan her atık motor yağı varili için bir fidan dikilmesini öngören protokol imzaladı. Çevre ve Orman Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, protokol çerçevesinde, atık motor yağlarının toplanması konusunda yetkilendirilmiş kuruluş olan PETDER, topladığı her bir varil (200 litre) için bir fidan dikilmesini finanse edecek. "Bir Varil Bir Ağaç Projesi" ile iki yılda 30 bin fidan dikilmesi, beş yılda da toplam 25 bin metrekare alanın ağaçlandırılması hedefleniyor. Atık yağların doğaya bırakılmasıyla, su içinde yağ ile beslenen mikroorganizmalar oluşurken, bu mikroorganizmaları yiyen balıklar ve diğer canlılar yoluyla kanserojen maddeler insana ulaşıyor. Atık yağ içindeki ağır metaller bitkiler tarafından absorbe edilerek besin zinciriyle insanlara geçiyor. Atık yağların yakılması halinde ise içindeki kanserojen maddeler havaya karışıyor. Daha iyisi endüstriyel sistemlerimizi toksik atıklardan arındırmak, fidan dikmek güzel ama çözüm değil.
Sizlere birkaç gün önce, naylon poşet kullanımının yerini artık bez torba kullanımına bıraktığından söz etmiştik. Bunu destekleyen güzel bir haber de İngiltereden… İngiltere'deki büyük süpermarketler tarafından dağıtılan "tek kullanımlık" plastik torba sayısında dört yıldır büyük bir düşüş var. İngiliz Perakende Konsorsiyumu (BRC) 2006 Mayısına göre toplam kullanımın 10,6 milyar tondan 6,1 milyar tona düştüğünü ifade etti. Bu rakam Mayıs 2009'a göre %37 azalma anlamına geliyor. BRC Genel Direktörü Stephen Robertson, "Bu istikrarlı düşüş müşterilerin yeniden kullanılabilir torba alışkanlığına kalıcı olarak uyum gösterdiğinin ifadesi. Yılda kullanılan toplam plastik torba sayısının düzenli olarak azalması, iyileştirme için gereken gönüllülüğün sağlandığını gösteriyor." dedi. Sizde Türkiye’de benzer bir hareket görmek istiyorsanız www.beztorbakullananlar.com internet sitesine uğrayabilirsiniz.
Taşınabilir Pil Üreticileri ve İthalatçıları Derneği (TAP), bu eğitim öğretim yılında öğrencilerle birlikte 150 ton atık pil toplamayı hedefliyor. Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından atık pillerin toplanması ve yeniden kazandırılmasına yönelik geri dönüşümün sağlanması için yetkilendirilen TAP, “Doğanın pili bitmesin” diye bir slogan bulmuş. Dernek, okullar arası pil toplama kampanyalarını genişleterek, insanların tek kullanımlık piller yerine şarj edilebilir pilleri kullanmaya ve ömrü biten pillerin ayrı toplanmasını teşvik etmeyi amaçlıyor. Doğanın pilinin bitmemesi için yapılacak en iyi şey, tek kullanımlık hatta şarj edilebilir pilleri kullanmak yerine güneşle çalışan veya mekanik aletleri tercih etmek. Birleşmiş Milletler Çevre Programı'na göre, dünyamız her yıl 50 milyon ton elektronik atık üretiyor ve bu atıkların çoğu da elektronik aletlerin yoğun bir şekilde kullanılması sonucu oluşuyor. Günlük hayatta çok sıkça kullandığımız ve pil ya da elektrik enerjisiyle şarj etmek zorunda kaldığımız birçok aleti aslında güneş enerjisiyle şarj etmek ve dünyadaki enerji israfının ve küresel ısınmanın önüne geçmek mümkün. Güneş enerjisiyle çalışan bir şarj aletiyle neredeyse bütün aletlerinizi aynı hızda doldurabilirsniz.
Kullanılmış bitkisel atık yağlar evsel atık su kirliliğinin %25’ini oluşturuyor. Arıtılmayan atık suların içindeki bitkisel ve hayvansal atık yağlar; denizlere, göllere ve akarsulara döküldüğü zaman o suyun kirlenmesi ve sudaki oksijenin azalması sonucu; ortamdaki, başta balıklar olmak üzere diğer canlılar üzerinde büyük tahribata yol açıyor. Atık yağların doğaya verdiği zararı önlemek hatta bunu bir avantaja dönüştürmek mümkün. Gönüllü olarak atık yağları toplayan Petrol Sanayicileri Derneği (PETDER), 86 gönüllü kuruluşla birlikte bugüne kadar yaklaşık 80 bin ton atık yağ topladı. Toplanan yağlarla 380 bin kişilik nüfusun bir yıllık elektrik enerjisi ihtiyacına karşılık gelen 875 milyon kilovat saat elektrik üretildi. Bu rakam Edirne'nin bir yıllık elektrik tüketimine denk geliyor. Bu proje sayesinde toplanan atık yağlar elektriğe dönüştürülürken, yaklaşık 64 milyar metreküp suyun da atık yağlarla kirletilmesinin önüne geçildi. PETDER Genel Sekreteri Erol Metin, Türkiye'deki atık yağların sadece yüzde 12'sini toplayabildiklerini, hâlâ 200 bin ton akaryakıtın yasadışı ticarete konu olduğunu bilgisini de ekledi.
Kuzey İrlanda'da, sokak kenarlarında dolup taşan çöp kutularına güneş enerjisiyle çözüm bulundu. Sokak kenarlarında, yiyecek artıkları, eski gazeteler ve meyve suyu kutularıyla dolup taşan ve türlü haşereye ev sahipliği yapan çöp kutularına Kuzey İrlanda'daki turistik Lame Kasabasının belediyesi ileri teknoloji yardımıyla bir çözüm buldu. Belediye tarafından kasabanın sahili boyunca 19 noktaya güneş enerjisiyle çalışan çöp kutuları yerleştirildi. Bu son teknoloji ürünü çöp kutularındaki çöp seviyesi belirli bir noktaya geldiğinde, kutunun içinde çöpleri sıkıştıran bir mekanizma harekete geçiyor. Bu işlem, sıkıştırılmış çöp, kutunun yüzde 85'inden fazlasını doldurana kadar tekrar ediliyor.
Daha sonra, çöp kutusundaki bir SIM kart aracılığıyla belediyenin temizlik hizmetleri bölümüne, çöp kutusunun boşaltılması gerektiğini söyleyen otomatik bir elektronik posta ya da kısa mesaj gidiyor. Bu yöntemin kullanıldığı çöp kutuları, normal bir çöp kutusunun altı ila sekiz katı daha fazla çöp alabiliyor. Güneş enerjili çöp kutuları İrlanda Cumhuriyeti’nin bazı yerlerinde ve ABD'nin Boston, Philadelphia ve Baltimore kentlerinde kullanılıyor. Kaş yaparken göz çıkartmayalım... keşke çöpü sıkıştırmak değil azaltmak yönünde teknoloji kullansak ve teknoloji ile istihdamı da bu ekonomik kriz günlerinde kısmasak, demeden edemiyorum.
Sarıyer Belediyesi, naylon poşet yerine geri dönüşümlü, çevre dostu bez torba kullanımını teşvik etmek ve vatandaşları bilgilendirmek amacıyla pazar girişlerinde ücretsiz beş bin adet bez torba dağıtım kampanyası başlattı. Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü’nün yürüttüğü kampanyada ilk olarak, 8 Eylül Çarşamba günü Sarıyer merkezdeki pazar girişinde kurulan stantlarda vatandaşlara geri dönüşümlü bez torba dağıtımı yapıldı. Kampanyaya pazar esnafı da destek verdi. Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç, “Çevre bizim geleceğimizdir” sloganıyla başlatılan kampanyayı yerinde takip ederek, vatandaşlardan duyarlılık göstermelerini istedi. Kampanya kapsamında ayrıca Sarıyer sınırları içindeki yerel ve ulusal zincir market temsilcileriyle görüşmeler yapılarak, naylon poşetlerin kullanımının azaltılması; yerine yenilenebilir malzemelerin kullanılması önerildi. Görüşmeler sonucunda marketlerin birçoğu bez torba kullanmaya başladı.
EKİM
MNG Kargo, "Kargo poşetleri kutuya, çocuklar okula" isimli projeyle, 600 tondan fazla plastik kargo poşetini geri dönüştürdü. Bir ayda toplanan 25 milyon kargo poşetinin geri dönüşmesi, 250 öğrenci kapasiteli, 8 derslikli MNG Kargo Bitlis Merkez İlköğretim Okulu'nun inşa edilmesine yaradı. Kargo taşımacılığında kullanılan naylon poşetlerin yılda da 300 milyon naylon poşet atığı ortaya çıkardığına dikkat çeken MGN Genel Müdürü Aslan Kut, "Biz bir aylık poşeti toplayarak bir okul yaptık. Eğer tüm poşetler geri kazanım sürecine sokulabilirse her ay bir okul yapılabilir. Biz bu kampanyayı genişleterek ve yaygınlaştırarak daha fazla okul yapmak istiyoruz. Biz bu sosyal sorumluluk projesini moda olsun diye yapmadık. İnanarak bu işe girdik ve ısrarla da sürdürmeye kararlıyız” dedi. Bu sosyal sorumluluk değil sadece esasında bir görev, her naylon poşet kullanan şirketin bunu zaten yapıyor olması gerekiyor, mümkün olan yerlerde de hiç kullanmamak gerekiyor.
Katı Atık Kirlenmesi Araştırma ve Denetimi Türk Milli Komitesi (KAKAD) ve Mersin Üniversitesi (MEÜ) işbirliğiyle düzenlenen “2. Ulusal Katı Atık Yönetimi Kongresi” geçtiğimiz günlerde yapıldı. KAKAD Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Topkaya, 4 kişilik bir ailenin yıllık 60 lira civarında atık parası ödediğini, bu durumda bu sorunun çözülmesini beklemenin güç olduğunu bildirdi. Mersin Valisi Hasan Basri Güzeloğlu da, insan sağlığına doğrudan etkisi olan katı atık sorununun öncelikler arasında yer alması gerektiğini belirterek, ''Bu sorunun çözümü öyle kolay bir şey değil. Çünkü çok büyük bir maliyet gerektiren bir iş. Yasal alt yapı oluşturulmuş olsa bile, bireysel olarak herkes konuya daha duyarlı davranmalı ve okul öncesindeki çocuklardan başlamak üzere katı atıkla mücadele konusunda bilinçlendirme çalışmalarına ağırlık verilmeli” dedi. Esasında en önemli konu atık üretmemek. Bilmiyorum siz ne kadar katı atık üretiyorsunuz, ancak biz evde geri dönüşüm ve kompost yaparak katı atık üretimimizi haftada bir küçük torbaya indirdik.
İnegöl Belediyesi Çevre Ve Sağlık Komisyonu, 2010 yılını Çevre-Sağlık Yılı ilan ederek; geçtiğimiz aylarda, "naylon poşete hayır" sloganı ile başlattığı uygulamayı pratiğe dökmeye hazırlanıyor. Belediye Çevre ve Sağlık Komisyonu bu kapsamda, bez çanta ve kese kâğıdı kullanımını teşvik etmek için çalışmalarına hız kazandırdı. Belediye yetkililerinin amacı, bütün naylon poşetleri yasaklamak ve naylon poşetlerin çok uzun süre doğada kaybolmadığını, ciddi yan etkilerinin olduğundan yola çıkarak, hem kanserojen maddeler içerdiklerini hem de çevremizde yüzlerce yıl yok olmadan zarar verdiklerini söylüyorlar. Bir kişi ortalama bir poşeti 12 dakika kullanıyor ve bir naylon poşetin kullanılması için harcanan enerji ile bir arabanın 110 metre gittiğini düşünürsek, naylon poşeti kullanmamakla ekonomiye ne kadar katkı sağladığımız da ortaya çıkar diyen İnegöl Belediyesi, yılbaşına kadar naylon poşetleri tamamen kullanımdan kaldırmayı hedefliyor.
İzmir'in Dikili ilçesinde, naylon ve plastik poşet kullanımı belediye meclisinin aldığı kararla 15 Kasımdan itibaren yasak. Dikili’de iş yerlerinde alışveriş sonrası ürünlerin naylon poşet, plastik torba içerisinde müşteriye sunulmasına yasak getirilerek, kağıt torba ve kese kağıdı kullanımı zorunluluğu getirilmesine karar verildi. Katı atıkların ayrıştırılarak toplanması da karara bağlandı. Buna göre, aynı tarihten itibaren ev ve iş yerleri, çöplerini organik katı atıklar, plastik ve metal ambalaj kutuları olarak ayrı ayrı çöp torbalarıyla teslim edecek. Kararda, getirilen kurallara uymayanlara Kabahatler Kanunu çerçevesinde ceza uygulanacağı da hükme bağlandı. Umuyoruz ki bu güzel örnekler çoğalır ve dünya artık bizim plastik atıklarımızla boğuşmaktan, bizim hatalarımızı kapatmaya çalışmaktan kurtulur. Bu bilinçle hareket edenlerin sitesi www.beztorbakullananlar.com u ziyaret edebilir daha çok bilgi edinebilirsiniz.
Balıkesir’in Edremit ilçesi ve beldelerinde Naylon Poşet’ kullanılmasının azaltılması için bir kampanya başlatıldı. Kampanyaya, Edremit Ziraat Odası da (EZO) önemli bir destek verecek. Geçtiğimiz aylarda Edremit ilçesi ve Akçay beldesi kent konseyleri tarafından başlatılan ve belediyeler tarafından da desteklenen ‘Naylon Poşet’ kampanyası bölgedeki kuruluşları da harekete geçirdi. Doğaya ve insan sağlığına önemli zararları olduğu bilinen naylon poşetlerin kullanımını ortadan kaldırmak için EZO yönetimi ve Denizbank Edremit Şubesi özendirici bir proje geliştirdi. EZO ve Denizbank, özel olarak yaptırdıkları bez torbaları, Edremit’in en büyük semt pazarının kurulduğu yerde halka tanıtacak ve ücretsiz olarak dağıtacak, daha sonra 6 bin EZO üyesi üreticiye de ücretsiz olarak dağıtılacak.
Macaristan'da alüminyum fabrikasının atık havuzunun taşması sonucu yaşanan felaket çevreyi olduğu kadar bölge halkının sağlığını da tehdit ediyor. Şu ana kadar dört kişi hayatını kaybetti. Atık yayılmaya devam ediyor. Macaristan'daki felaket, pazartesi günü Ajka'daki alüminyum fabrikasında atık maddelerin toplandığı dev havuzun bentlerinin çökmesiyle başladı. Açığa çıkan zehirli çamur tabakasının tüm hızıyla civardaki köylere aktığı, evlerin dakikalar içinde metrelerce yükseklikteki çamur tabakasıyla kaplandığı, insanların da evlerinde mahsur kaldığı bildirildi. Yaşlı bir Macar kadın, yaşadıklarını “Kızıl çamur, göğüslerime kadar tüm vücudumu yaktı. Korkunç acılar çekiyorum" sözleriyle dile getirdi. Macaristan İçişleri Bakanı Sandor Pinter de etrafa yayılarak insanların vücudunda hasara yol açan çamurun tehlikelerine dikkat çekerek “Çamur çok tehlikeli. Cilde bulaştığı zaman, yanıklara neden olabiliyor. Gözlere ulaştığında ise insanları kör edebilir. Yani söz konusu olan çok tehlikeli bir madde“ dedi. Alüminyum fabrikası, yaşanan felaket sonrası hükümet talimatıyla geçici olarak kapatıldı. Fabrika işçilerinin açıklamaları, felaketin aslında uzun süredir geliyorum dediğini ortaya koyuyor. Fabrika işçisi, “Biz, alüminyum fabrikası işçileri olarak bir süredir bentteki bazı noktaların yumuşadığını ve sızıntının başladığını fark etmiştik" şeklinde konuştu. Felaket nedeniyle şu ana kadar dört kişi hayatını kaybederken, 100’den fazla kişi yaralandı. Hızla yayılan atığın, Hırvatistan, Bulgaristan, Romanya ve Ukrayna üzerinden Karadeniz’e kadar uzanan Tuna Nehri’ne ulaşmasından endişe ediliyor. Afetle mücadele ekipleri ise kızıl renkli zehirli çamur tabakasını sulandırmaya ve kireç dökerek durdurmaya çalışıyor. Yetkililer, bölgedeki ürünlerin tüketilmesini ve hasadını, aynı zamanda avcılık ve balıkçılığı da yasakladı. Bu geçen gün gördüğüm bir reklamı hatırlattı – aluminyum doğa dostu doğrama... artık sadece kötünün iyilerine mi kaldık!
KASIM
Sizlere daha önce duyurduğumuz ÇETKODER’in sigara izmariti toplama kampanyasının hedeften sapılması nedeniyle sonlandırıldığı açıklandı. Çevre ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER) bazı insanların sokakta çocukları işe koşarak izmarit toplatmaya başladığı ve altından kalkılamaz bir hale geldiği için projeyi sonlandırdı. Belki en doğrusu bu izmaritleri hiç atmamak ve sigara da içmemek zaten.
TOBB’un 6.Türkiye Ticaret ve Sanayi Şûrası’nda Türkiye genelindeki sanayici ile tüccarları temsilen 365 oda ve borsanın başkanı, hükümetten beklentilerini 111 sayfalık bir kitap halinde sundu. Her biri bir talep veya şikâyet anlamına gelen yüzlerce madde arasında bölgeler bazındaki taleplerde çevreye duyarlılık dikkat çekici boyuttaydı. Bölge bazında çevreci talepler arasında Marmara’da Ergene havzasına karışan zehirli atıklara arıtma tesisi şartı getirilmesi, sanayi tesisi atıkları ve tarımsal ilaçlar nedeniyle kirlenen İznik Gölü’nün acilen temizlenmesi ve arıtma tesisleri kurulması, Sapanca Gölü’nün ekolojik riske girmemesi için düzenlemelerin yapılması gibi talepler yer alıyor. Ege’de Çaldağı Nikel çıkarma tesisi, Eber Gölü’nün çevre kirliliği, Büyük Menderes Nehri’ne atık bırakan belediyeler ve sanayi tesislerinin tespit edilerek arıtma tesisi kurmalarının sağlanması talep edilirken, Karadenizlilerden ise kanalizasyonların dere ve denize boşaltılmasının durdurulması yönünde isteklerin geldiği belirtiliyor. Akdeniz bölgesinden termik enerji yerine alternatif enerji yatırımlarının tercih edilmesi talebi gelirken, İskenderun ile Yumurtalık arasında öngörülen 7 termik santralin yapılmasının bölge tarımı için büyük tehdit oluşturduğuna yer verildi. Afşin Elbistan A Termik Santralı yüzünden bölge asit ve radyoaktif deposu olduğuna atıfta bulunularak, acilen baca gazı kükürt arıtma tesisi ve kül tutucu elektro filtreler kurulması istendi. Konya Ovası’nda su tasarrufu eylem planının bu bölgede hayata geçirilmesi gerektiği belirtiliyor. Güneydoğu Anadolu’dan ise Dicle havzasının korunması için gerekli tedbirlerin alınması önerisi geldi. Sanayicilerin talepleri bile durumun vahametini ortaya koyarken, hükümet ne yapıyor?
Geri dönüşümlü çevre dostu ilk cips paketi, fazla ses çıkardığı gerekçesiyle ABD'de raflardan çekildi. Bir Amerikan şirketinin bitki ve polilaktik asitten ürettiği geri dönüşümlü cips paketi sinemada film izlemeyi kabusa dönüştürdüğü gibi gerekçelerle geçen ay ABD'de raflardan kaldırıldı. Sosyal paylaşım sitesi Facebook'da "çevre dostu" paketlerin piyasadan çekilmesini isteyen on binlerce kişi talepte bulundu. Ürün ABD’de piyasaya sürülmesinden 18 ay sonra geri çekildi. Ancak şirket Kanada'da satışların düşmemesi için başka bir yola başvurdu. Video paylaşım sitesi Youtube'da şirketin Kanada'daki müdür yardımcısı Anne-Marie Renaud, doğrudan tüketicilere seslendi ve şöyle dedi: "Merhaba Kanada. Paketin çok fazla ses çıkardığını düşünüyorsanız internette bizi ziyaret edin ve bunu dile getirin. Kulaklarınız için bir çift tıkaç göndermekten memnuniyet duyarız". Tüketim ve yeni teknolojiler konusunda bir kitaba imza atan Kanada'nın Quebec Üniversitesi'nden Profesör Benoit Duguay'a göre bu pazarlama yöntemi "çok kurnazca". ?Duguay, bu yöntemin, olumsuz bir durumu olumlu hale çevirdiği ve iyi işlediği görüşünde. Doğa dostlarının da beğenisini toplayan paket, 14 haftada doğada kayboluyor. Daha gürültüsüz paketler için araştırmalar sürüyor. "Az ses çıkaran" paketlerin bir yıla kadar piyasaya sürülebileceği belirtiliyor.
Çevre ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği ÇETKODER başlattığı kampanya ile sigara izmaritlerinin doğadan toplanması için para ödülü koydu. Amaçlanan sonucu sağlayıp sağlamayacağı önümüzdeki günlerde netleşecek olan bu kampanyada, 500 sigara izmariti getiren herkes 5 lira kazanacak. ÇETKODER Genel Başkanı Mustafa Göktaş, uygulamanın ilk olarak Mersin, Adana, Hatay ve Osmaniye illerinde bugün itibari ile başladığını söyledi. Toplanan izmaritlerin imha edilmeleri için ilgili belediyelere verileceğini belirten Göktaş, "Buralarda başarılı olursa ardından yurdumuzun tüm il ve ilçelerinde derneğimiz gönüllüleri aracılığı ile uygulama, yaygın hale getirilecektir. Unutulmasın ki bir izmarit doğada 2 yılda zor kaybolmaktadır. Gençlere ve içenlere sesleniyoruz. Yere atmasın biriktirsinler 500 adet izmariti bize getirsinler 5 lirayı bizden alıp gitsinler” dedi. Ben de diyorum ki daha kolayı var hiç içmeyin... çöpü kaynağında yok edin. Burada tütün üretiminde kullanılan tarımsal kimyasalları ve doğaya dolaylı olarak verdiği zararı da unutmayın.
Sera gazı salımlarının azaltılması ve küresel iklim değişikliğinin önlenmesi amacıyla Cancun'da yapılan zirveye gelen 15 bin kadar delege ve çevrecinin Meksika'ya uçuşu, transferleri, otel ve yemeklerinin yol açtığı sera gazı salımının, ortalama bir Afrika ülkesinin iki haftalık sera gazı emisyonuna eşit olduğu belirtiliyor. Konferansı düzenleyenler, bu emisyonu telafi etmek için çiftçilere ormanları korumaları için fon sağlanacağını açıkladı. Bunun yanı sıra, 43 milyon dolara mal olan ve 10 Aralık'ta sona erecek konferansa katılanlardan arta kalan atıkların dönüştürüleceği belirtiliyor. Ancak bunların en yakın atık dönüştürme tesisine gönderilmesi için 1300 kilometre yol kat etmesi gerekiyor. Kopenhag'da geçen sene yapılan iklim konferansında atmosfere salınan karbondioksit miktarı, 5 bin ton olmuştu. Tabii bu miktarlar konu Amerika Birleşik Devletleri ve Çin salımları olunca bahis konusu bile değil.
Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren bir değişiklikle, tehlikeli atıkların yakılmasıyla ilgili düzenlemeler Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği kapsamından çıkarılarak, Atıkların Yakılmasına İlişkin Yönetmelik kapsamına alındı. Buna göre, atıkların yakılmasıyla çevrede oluşabilecek olumsuz etkiler, özellikle hava, toprak, yüzey ve yeraltı sularında kirlilik ve insan sağlığı için ortaya çıkabilecek riskler, uygulanabilir yöntemlerle önlenecek ve sınırlandırılacak.
ARALIK
Ford Focus yeni modellerinde geri dönüştürülmüş kot pantolonlardan sağlanan pamuk kullanıldığı bildirildi. Ford son yıllarda yastık minderlerinde soyadan üretilmiş sünger, gövde altı sistemlerinde geri dönüştürülmüş reçine, koltuk döşemelerinde geri dönüştürülmüş iplikler ve iç mekan parçalarında doğal-fiber plastik gibi metal olmayan biyolojik bazlı malzemeler kullanmaya başladı. Bu tercihle kot pantolonları çöpe atmak yerine değerlendiriliyor, ihtiyaç duyulan işlenmemiş pamuğu elde etmek için gereksiz su, gübre ve toprak kullanılmıyor. Bir otomobilde kullanılan geri dönüşümlü kot pantolon miktarı bir çift orta beden kot pantolona denk iken, öte yandan bir kot pantolon üretmek için kilolarca pamuğa ihtiyaç duyuluyor. Bunun Ford'un kapsamlı çevre stratejisinin bir parçası olduğu ifade edildi, ancak Ford’un ve diğer araba şirketlerinin esas kapsamı petrolsüz bir gelecek olmazsa, ne o arabayı alacak müşteri ne de o kot pantolonları giyip sonra dönüştürecek insan kalmayacak. Kapsamlı çevre stratejisi henüz kapsaması gereken petrol alanının dışında.
Türkiye ile Libya arasında “Çevre ve Ormancılık Alanında İşbirliği Anlaşması” imzalandı. Anlaşmayı iki ülkenin çevre bakanları imzaladı. Çevre Bakanı Veysel Eroğlu, Libya heyeti ile yapılan görüşmelerde taşkın, kuraklık, deniz kirliliği, iklim değişikliği, meteoroloji faaliyetleri, çevresel etki değerlendirilmesi, tabiat ve biyolojik çeşitliliğin korunması, ağaçlandırma ve erozyon kontrolü konularında işbirliği yapılmasının kararlaştırıldığını ifade etti. Çöllerden gelen tozlar, rüzgar erozyonu konularında Türkiye, Suriye, Katar, Irak ve İran ile kurulan çalışma grubuna Libya'nın da dahil edileceğini söyleyen Eroğlu, Libya’nın aynı zamanda Akdeniz Bölgelerindeki İklim Değişikliği ile Mücadele Grubu'na katılacağına dikkat çekti. Libya Sağlık ve Çevre Bakanı Mohammed Mahmud El-Hegazzi ise imzalanan işbirliği anlaşmasının ilişkileri güçlendireceğini kaydederek, heyetler arasında yapılan görüşmelerde iklim değişikliği, ormanların geliştirilmesi, su-hava kirliliği ve sanayi-tarımsal atıklar ile mücadele konularının ele alındığını kaydetti. Artık Türkiye’nin iklim değişikliği konusunda güçlü adımlar atması gerek yoksa çölleşme probleminin önüne geçmesi mümkün olmayacak.
Şaphane, Pazarlar, Simav, Gediz belediyelerinin ihtiyacı olan katı atık bertaraf tesislerinin kurulması ve işletilmesi amacıyla Gediz'de bu dört belediye arasında bir toplantı yapıldı ve toplantı sonunda Gediz Havzası'nın korunması için gerekli somut adımların atılmasına yönelik fikir birliği sağlanmış oldu. Bir de aynı toplantıları atık üretmemek üzerine yapsak tam olacak.
Edirne'de, okul ve öğrencilerden 246 ton 457 kilo kullanılmış kitap, defter ve atık kağıt toplanarak 4 bin 189 ağacın kurtarıldı. Bu arada, bir ton atık kağıt 17 ağacın hayatını kurtarıyor. İlgili bir haber de Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'dan; Arınç, Manisa'nın Yuntdağı bölgesinde katıldığı bir fidan dikme töreninde " Ağaç dikmek büyük bir ibadettir. Ülkemiz için yapılacak en hayırlı hizmetlerden biridir'' demiş. Atık kağıtları tekrar değerlendirmek çok güzel ancak ağaç dikerek vicdan temizleme işi artık abartılmaya başlandı. Çevrecilik sadece ağaç dikmekle özdeşleştiriliyor. Diğer yandan 3. köprü için 2 milyon ağaç gözden çıkarılıyor... yerine yenisini dikeriz ne olacak zihniyeti hakim. 4 bin ağacı kurtarmak için çaba sarf eden yetkilileri, ağaç dikmek büyük ibadettir diyen yetkilileri, 2 milyon ağacı kurtarmak için de yetkilerini kullanmaya davet ediyoruz. Konuyla ilgili http://www.2milyonistanbullu.com/ adresini ziyaret edebilir ve bu konuda yürütülen kampanyanın geniş kitlelere yayılmasını sağlayabilirsiniz.
Eskiyen yılın son gününe korkunç bir istatistikle başlayalım. Dünyada her yıl 500 milyar ile 1 trilyon arasında plastik poşet kullanıldığı tahmin ediliyor. İyi haber, bazı ülkeler 2008 yılından beri naylon torbalara getirilen vergi sebebiyle kullanım oranında azaltma uygularken, bazı ülkelerdeki mağazalarda plastik poşetler ücretle satılıyor. Bangladeş, Ruanda, Avustralya gibi ülkelerde kullanılması yasak olan plastik poşetlere bir destek de İtalya'dan geldi. İtalya, yılbaşından itibaren plastik poşetlerin yasaklandığını açıkladı. İtalya Çevre Bakanı Stefania Prestigiacomo "Sürdürülebilirlik, bize herhangi bir maliyeti olmayan ve gezegenimizi kurtaracak olan yaşam tarzımızdaki küçük değişikliklerden yapılmıştır" dedi. İtalyanlar, Avrupa Birliği'nde üretilen tek kullanımlı plastik poşetlerin yüzde 25'ini kullanıyordu. Bu da bir senede yaklaşık 20-25 milyar poşet çanta anlamına geliyor. İtalyan Çevre Bakanı "Sürdürülebilir bir yaşam için sadece hayatımızda küçük değişiklikler yapmamız yeterli. Bu küçük değişikliklerle gezegeni koruyabiliriz."iyor. Her ne kadar biz bunu bu kadar basit ve mümkün görmesek de yapmadan olmaz... sizi özelikle bu haberle birlikte http://www.beztorbakullananlar.com/ sitesini ziyaret etmeye çağırıyoruz. Artık Türkiye'de de plastik torbaları tamamen yasaklama vakti geldi de geçiyor. En iyisi bunu bir yılbaşı dileği yapalım.
26 Aralık 2011 Pazartesi
2010 Gezegenin Geleceği Almanağı - Doğa Koruma ve Ekosistem Haberleri - Banu Koç
Gezegenin Geleceği Programından Sınıflandıran Banu Koç
OCAK
Davos’ta Kamuoyu Ödülleri (Public Eye Awards), İsviçreli ilaç şirketi Roche ile Kanada Kraliyet Bankası’na verildi. Kamuoyu Ödülleri, her yıl ekolojik ve sosyal açıdan yılın en kötü şirketlerine veriliyor. Roche, İsviçre Özel Ödülü’ne layık görüldü. Greenpeace ve Berne STK Topluluğu’na göre, Roche, Çin’de gerçekleştirdiği ilaç deneylerinde kullandığı 300 iç organın %90’ını idam mahkumlarından elde etti. Kanada Kraliyet Bankası ise, Küresel Ödül’e hak kazandı. Çünkü Kanada Kraliyet Bankası, Kanada’daki katranlı kumdan petrol üretme faaliyetlerinin ana sponsoru. Böyle bir ödül kimsenin başına...
İstanbul, Avrupa 2010 Kültür Başkenti seçilmişken, Stockholm, AB Komisyonu tarafından 2010'un ekolojik başkenti seçildi! Komisyon, Stockholm'ün bir şehrin çevre dostu sayılması için gereken tüm kriterleri karşıladığını açıkladı. Sera gazı salımının azaltılması ise, en önemli kriter. Stockholm, çok soğuk bir kent olmasına rağmen 1990'dan beri fosil yakıtları terk ederek adım adım yenilenebilir enerjilere yöneldi. Örneğin, ABD veya Avustralya'da kişi başı yıllık sera gazı salımı 20 ton iken, Stockholm'de 4 ton. 2011'in ekolojik başkenti ise Hamburg olacak.
ŞUBAT
Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Türkiye'nin en büyük dördüncü gölü olan Eğirdir Gölü için önemli projeleri olduğunu söyledi. Bakan Eroğlu, göl çevresindeki yerleşim alanlarını ekolojik köy haline getirmeyi düşündüklerini belirtti. Konuyla ilgili olarak TÜBİTAK’la da bir protokol imzaladıklarını söyledi. Eğer proje hayata geçirilebilirse, bu yıl içinde tamamlanması bekleniyor. “Yavaş şehir” ünvanını alan Seferihisar’ın ardından bir de ekolojik köyler ağına sahip olabiliriz, ancak bunun devlet eliyle ve TÜBİTAK’la yapılması ilginç, umuyorum Buğday Ekolojik Yaşam Derneği gibi sivil toplum kuruluşları bu çalışmaların ortağıdır.
İstanbul bir ekolojik pazara daha kavuşuyor! Beylikdüzü %100 Ekolojik Pazar, Beylikdüzü kapalı pazar yerinde yani Beylik Pazarı’nda, Salı günleri düzenlenecek. Pazar, bugün konserler, şenlikler ve ekolojik atölyelerin yapıldığı bir açılışla ilk gününü tamamladı. Beylikdüzü %100 Ekolojik Pazar, Buğday Derneği işbirliğiyle açılan diğer pazarlarda olduğu gibi, sadece ekolojik sertifikalı ürünlerin satıldığı bir halk pazarı değil, şehir içinde ekolojik yaşam merkezi olmayı planlıyor. Burada ekolojik sertifikalı meyve sebzelerin yanısıra bakliyat, ekmek, temizlik malzemesi, kozmetik, giysi de bulmak mümkün. Buğday Derneği, ekolojik pazarların yaygınlaşması için hem İstanbul hem de Türkiye’nin diğer şehirlerindeki belediyelerle görüşmelerimiz devam ediyor. İstanbul’un ilk %100 Ekolojik Pazarı yaklaşık 4 yıl önce Şişli’de açılmıştı. Dileriz ekolojik pazar kültürü, bir an önce Türkiye geneline yayılır. Hem yediğimiz besinin nereden geldiğini bilmemiz, hem gıda güvenliği, hem de üretici-tüketicinin doğrudan ilişki kurması açısından ekolojik pazarlar son derece önemli.
Her yıl binlerce ton çöp denizlere dökülüyor. Spiegel dergisinin ulaştığı gizli bir hükümet raporu, BM ve AB'nin okyanusları korumakta başarısız olduklarını gösteriyor. Her yıl, 20 bin ton atık Kuzey Buz Denizi'ne atılıyor. Bu atıkların sorumlusu çoğunlukla gemiler ve balıkçılık endüstrisi. Bu kirlilik hem ekolojik ve ekonomik problemlere yok açıyor, hem de deniz yaşamı için geri çevrilemez zararlara yol açıyor. Denize atılan atıkların en tehlikelileri ise plastikler. Deniz canlıları, plastik parçacıklarını yuttuklarında zehirlenerek ölüyorlar. Geçen yıl Berlin Charite Üniversite Hastanesi'nin yaptığı araştırmaya göre, plastik partiküller, vücudun hormonal dengesini altüst ediyor. Başka bir araştırmaya göreyse, Kuzey Buz Denizi'nin çevresinde yaşayan ve balıkla beslenen kuşların %80'inin ağzında plastik parçaları bulundu. Aldığımız her iki nefesten biri okyanuslardan geliyor.
WWF, Türkiye'de son 40 yıldaki sulak alanların yarıdan fazlasının, sürdürülebilir olmayan politika ve su altyapı projeleri sonucunda kaybedildiğini açıkladı. Halen ülkenin neredeyse bütün akarsularında planlanan ve inşaat halinde olan yüzlerce HES bulunduğuna da dikkat çekildi. Hidroelektrik enerji, bütüncül ve havza bazında planlama yapılmadan ele alındığında geri dönüşü olmayan ekolojik ve sosyoekonomik kayıplara neden oluyor. WWF, Dünya Barajlar Komisyonu'nun, su altyapı projelerinin karar alma süreçlerinde uygulanmak üzere 7 stratejik ilke geliştirdiğini hatırlattı. Bunlar toplumsal kabul görme, alternatiflerin kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesi, mevcut barajların göz önüne alınması, nehirlerin ve sağladıkları geçim kaynaklarının sürdürülebilmesi, tanınmış hakların kabul edilmesi ve faydaların paylaşımı, kurallara uygunluğun sağlanması. Işte bu ilkeler, tüm HES projelerinde göz önünde bulundurulmalı. Şu anda, örneğin Hasankeyf'i sular altında bırakacak Ilısu Barajı Projesi'nde, bu kriterlerin hiçbirinin uygulanmadığını görmemiz ve harekete geçmemiz gerekiyor.
Yediklerimizin içinde neler olduğunu biliyor muyuz? Ya da gerçekte neler olduğunu bilsek yine de o yiyecekleri tüketir miydik? Fikir Sahibi Damaklar topluluğu üyeleri "Al eline büyüteci, etiket hafiyeliği yap! Gerçek gıdayı ara ve paranı sadece gerçek olana yatır" diyorlar. Topluluk üyeleri, 2 gün boyunca, !f İstanbul Festivali’nin yeraldığı Beyoğlu AFM FİTAŞ Sineması’nda büyüteç dağıtarak paketli gıda ürünlerinin "içindekiler"ini beraber sorgulayacaklar ve tüketiciyi "Etiket Hafiyesi" olmaya davet edecekler. Fikir Sahibi Damaklar, yüz bini aşkın üyesiyle 130 ülkede çalışan Slow Food hareketinin Türkiye’deki geniş üye katılımlı ve aktif topluluklarından biri. Gerçek gıda, doğasına saygılı tarım ve sürdürülebilir tüketim konularında kampanyalar düzenliyorlar. Bu şekilde şehirli tüketiciye alışkanlıklarını sorgulatmayı hedefliyorlar. Fikir Sahibi Damaklar, gerçek gıdanın peşinde olduklarını söylüyorlar. Gerçek gıda, üreticisini ve üretim sürecini bildiğimiz, çürüyebilen, bozulabilen, eskiyebilen, yerel ve adil gıda. Ekolojik pazarlar da bu tür gıdalara şehirde en rahat ulaşabildiğimiz alanlar.
MART
Geçtiğimiz haftasonu Rusya’da Baykal Gölü yakınında bulunan kağıt fabrikasının tekrar açılıyor olması protesto edildi. Bu protestonun amacı dünyanın en büyük temiz su gölü olarak bilinen Baykal Gölü’nün kirlenmesine karşı gelmekti. Yaklaşık 700 kişi hükümeti Baykal Kağıt Fabrikası’nın tekrar faaliyete geçirilmesi kararından döndürmek için toplandı. Çevreciler fabrikanın üreteceği atığın zehirli maddeler içereceğini ve bunların da gölün yaklaşık 1500 tür hayvan ve bitkiyi barındıran zengin ekosistemine zarar vereceğini söylüyorlar. Doğa’nın sınırına dayandığımız bu günlerde bu protestolar ve doğa’nın direnişi sürecek.
Dünyanın en kaliteli çam fıstıklarının üretildiği, bilim insanları tarafından “ekolojik hassas bölge” olarak tanımlanan Kozak Yaylası, kan ağlıyor. Koza Altın Şirketi tarafından bölgede yapılmak istenen altın madenciliği için binlerce ağacın kesimine başlandı. Hem de 21 Mart Ağaç Bayramı ve Dünya Ormancılık Günü ve Haftası’nda. Resmi rakamlara göre 7 bin 743 ağaç kesildi ve ağaç kesimine devam ediliyor. Bir ton kayaçtaki 4 gram altına karşı binlerce ağaç. Yaşamın bedeli konusunda gelişmişlik düzeyimizi bir defa daha değerlendirmek gerekiyor.
Evinizdeki akvaryum aynen doğa gibi mi olsun istiyorsunuz? Eskiden olduğu gibi bugün de Florida kayalıklarında akvaryumlar için tüplü dalanlara ve balık yakalayanlara sık rastlanır. Şimdi buna bir üçüncü grup eklendi. Yengeç, karides ve diğer omurgasız hayvanları ne yemek için ne de eğlence için yakalayanlar. Tek amaçları akvaryumlar için ticaret. Amerika’da toplamda 700,000 tuzlu su akvaryumu olduğu tahmin ediliyor. Akvaryum sahiplerini tropikal balıklar, bir kaç taş ve plastik dalgıç figürler tatmin etmez oldu, onlar birer minyatür okyanus istiyor. Artık akvaryumlar, canlı mercan, anemon, karides, deniz kestanesi, yengeç ve salyangozlar ile birer canlı eko-sistem. Bunun sonucu olarak gittikçe büyüyen bir pazar oluştu. Ama bilim adamları bu hobinin sonucunun, tam da taklit edilmeye çalışılan ekosistemin kendisini bozduğunu belirtti. Bu akvaryumların temizliği için de revaçta olan ve özde görevleri denizi temizlemek olan omurgasızların azalması, balıkçılığın sürdürülebilirliğini tehlikeye atmakta. Akvaryumlar için doğal yaşamı tehdit etmemek gerek.
Bu arada Biyogüvenlik Kanunu Tasarısı, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaştı. Kanuna göre, GDO ve ürünlerinin bebek mamaları ve bebek formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılması, onay alınmaksızın piyasaya sürülmesi, GDO'lu bitki ve hayvanların üretimi yasaklanacak. GDO ve ürünlerinin; insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve biyolojik çeşitliliği tehdit etmesi, üreticinin, tüketicinin tercih hakkının ortadan kaldırılması, çevrenin ekolojik dengesinin ve ekosistemin bozulmasına neden olması, GDO ve ürünlerinin çevreye yayılma riski olması durumlarında başvurular reddedilecek. Maalesef yasa sivil toplumun yeterince katkısı alınmadan yasalaştı ve GDO’lu ürünlerin önünü başvurulara açıyor.
İçinde bulunduğumuz Ormancılık Haftası’nda bir konuya dikkatleri çekmek istiyorum. Ormanlarımız ve tüm doğal varlıklarımız hiç bu kadar tehdit altında olmamıştı. İnsanoğlu kişisel çıkarları uğruna ev yapmak, fabrika inşa etmek, yol yapmak, tarla açmak, maden çıkarmak, kimi zaman sadece yok etmek için acımasızca ormanları kesiyor, yakıyor, işgal ediyor. Ormanlar, bizim olduğu kadar hayvanların ve bitkilerin yuvası, aynı zamanda toprağı koruyup, su varlığımızı zenginleştiren ekosistem servislerini veriyor. Odun ham malzemesini sürdürülebilir ormancılık faaliyetlerinden geliyorsa tabii ki kullanalım amd doğal yaşlı ormanların yok edilmesine göz yummayalım.
Bugün sizlere Fairfield Iowa’dan sesleniyorum. Kuzey Amerika kıtasının ortasından. Fairfield 10.000 kişilik nüfusu ile küçücük bir kasaba. Mother Earth News yani Tabiat Ana Haberleri’ne göre kasaba “hiç duymadığınız en iyi 12 yerden biri” olarak geçiyor http://cityoffairfieldiowa.com/Public/Home/index.cfm. Fairfield belediye başkanı Ed Malloy ABD’nin on yeşil başkanından biri seçilmiş. Belediye Başkanı Malloy onurun kendisine değil, çeşitli mahalle sakinlerine ve yerel gruplara ait olduğunu söylüyor. Başkan Malloy, yerel hükümet, işletmeler, okullar, sakinlerin katkıları ile 10 yıllık Fairfield Go Green planını başlatmış. Fairfield kamu binaları ve şehir konutlarda enerji kullanımının azaltılması, yenilenebilir enerjiye rüzgar ve güneş enerjisine geçiş, ve artan geri dönüşüm ve yerel gıda üretimi teşvik konusunda büyük adımlar atmış durumda.
Her ne kadar Iowa’nın "dünya’yı beslemek için mısır ve soya fasulyesi" başkenti olduğu iddia edilsede maalesef bu üretim üretiği kadar enerji tüketen etanol yapımına veya hayvanları beslemeye gidiyor. Iowalılar yedikleri yiyeceklerin %90’ını eyalet dışından ithal ediyorlar. Ancak Fairfield’da durum farklı, yerel yiyeceklerin tanıtımı ve alınması için tam zamanlı bir aktif yerel kampanya ve teşvikler var. Yerel çiftçi pazarı Mayıs’tan Ekim'e kadar çok popüler. Birçok çiftçi, organik dahil olmak üzere ve sadece yerel ürünler satıyor. Buna bir örnek yerel bir fırının ürettiği yerel buğdaydan organik ekmek. Kasaba sakinleri, yerel mağazalar, ve restoranlar ise üreticiden doğrudan satış prensibini benimsemiş http://www.mvccsa.com/.
Fairfield’da sebze bahçeleri çok revaçta, şehirde dolaşırken sık sık büyüme sezonunu uzatmak için küçük seralar ve örtüler görmek mümkün. Yerel bir arıcılık çok yaygın ve arıcılık derslerinin ücretsiz sunulduğu bir arıcılık kulübü var. Böylece yerel tozlaşma sağlanırken bir yandan da organik arıcılığa yakın bir arıcılıkla endüstriyel arıcılığın önüne geçiliyor.
Fairfield Maharishi İşletme Üniversitesi (MUM) burada lisans eğitimi veren bir kurum ve tabii 10.000 kişilik bu kasaba için çok önemli bir katma değer. Ünversite Sürdürülebilir Yaşam lisans ve lisans üstü programına ev sahipliği yapıyor. Tam 90 öğrencinin kayıtlı olduğu programda Sürdürülebilir ve Ekolojik Tarım, Yenilenebilir Enerji, Yeşil Bina yapımı ve Sürdürülebilirlik Politikaları üzerine dersler veriliyor. Programın binası da aynı prensiplerle inşa edilmiş ve LEED Platin sertifikasına aday. Öğrenciler 2000 yılından beri bir eko-fuar organize ediyor. Fuara yenilenebilir enerji ve sürdürülebilir tarım gibi konularda uzmanlar ve ünlü düşünürler çağrılıyor. Üniversite kafeteryasında ise kendi bahçelerinden gelen organik vejetaryen yemekler servis ediliyor. Üniversitenin hedefi gıda üretiminde kendi kendine yeterli olmak. Kampus de ise çim yerine doğal çayırlar restore edilmiş ve yerli ve yenilebilir meyve ağaçları dikilmiş. Bu arada bir iklim eylem planı da hazırlamış üniversite. MUM iklim eylem planına göre hedef 2011 yılında şebekeden elektrik kullanımını % 70 azaltmak ve 2014 yılına emisyonlarını ise % 50 azaltmak. Plan a göre 2020 yılına kadar sera gazı salımları sıfırlanacak. http://www.mum.edu/sustainability.html
Benim kaldığım yer Abundance Ecovillage, Bereket Eko Köyü. Fairfield’ın hemen kuzeyinde yer alıyor. Bereket Eko köyü, rüzgar ve güneşle güçlendirilmiş bir topluluk. Evlerin enerji ihtiyacı gün ışığı kullanımı, yüksek verimli kompakt floresan aydınlatma, dizüstü bilgisayarlar, yatay eksen çamaşır makineleri, topraktan jeotermal soğutma ile düşürülmüş durumda. Evlerin hepsi iyi izolasyonlu ve pasif güneş enerjisi kullanımı için tasarlanmış. Toprak borular evleri yazın serin ve taze hava almasını sağlıyor. Bütün evler sıcak suyunu kışın bile güneş enerjisi ile sağlıyor, nadiren gaz kullanmak gerekiyor. Yağmur suyu evlerin çatılarında toplanıyor ve saklanıyor. Her evin sarnıçı var. Atıksular ise devlet tarafından onaylanmış yerel bir arıtma sisteminden geçiyor. Bereket Ekoköyü ayrıca MUM’dan gelen öğrencilerin pratik yapabileceği bir merkezi de içeriyor. http://www.abundance-ecovillage.com/Main/HomePage
http://www.sustainablelivingcoalition.org
http://www.cypressvillages.com
http://www.pbase.com/hapm/ourhouse
Açık Radyo dinleyicilerinin en ilgisini çekecek haberlerden birisi herhalde KRUU-LP 100,1 FM http://www.kruufm.com
radyo istasyonu. Radyo tamamen güneş enerjisi ile yayın yapıyor ve kirli hiçbir enerji kullanmıyor. Radyo, kar amacı gütmüyor ve tamamen dinleyici destekli. Topluma hizmet veren düşük güçlü bir radyo istasyonu. Ancak 24 saat ve 7 gün yayın yapan KRUU da programların % 99,7 si 100 gönüllü tarafından üretilen 80 programdan oluşuyor. KRUU’nun misyonu sürdürülebilir bir toplum için Fairfield’e ses vermek, ve yaratıcılığı teşvik etmek, diyalog ve toplum katılımı ile toplumun sürdürülebilirlik için güçlendirilmesi.
Buğday Derneği’nin kendi öz kaynakları ile ayakta duran kırsal bir model oluşturmak ve yöresel, ekolojik ve diğer doğa dostu üretimler konusunda eğitim çalışmaları türütmek amacıyla Küçükkuyu Çamtepe’de kurduğu Çamtepe Ekolojik yaşam Merkezi 21 Mart’ta açılıyor. Çamtepe Ekolojik Yaşam Merkezi, Buğday Derneği'nin 17 yıllık kırsal deneyimlerini yerel uygulamalara dönüştürmeyi amaçlıyor. Aynı zamanda ekolojik yaşamın her alanında eğitim çalışmalarına ve alternatif yaşam modelleri oluşturulmasına hizmet edecek. Doğa dostu ve yerel malzemelerle, imece usuluyle inşa edilmiş olan merkez binasında ekolojiyle ilgili etkinlikler, kurslar, söyleşi ve atölyeler gerçekleştirilecek. Böyle bir Yaşam Merkezi’nin kurulması, umarız başka yaşam merkezleri için de ilham kaynağı olur.
NİSAN
Türkiye hazineye para sağlayabilmek için bilmeden çevreci oldu. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nın pazar günü Washington’da sona eren bahar toplantılarında konular arasında fosil yakıtlarının sübvansiyonu da ele alındı. Ekonomilerin ekolojiye uygunluğu için ülkelerin akaryakıt fiyatlarını sübvanse etmesine nasıl son verilebileceği tartışıldı. Türkiye, başta Dünya Bankası’nın Türkiye Direktörü Ulrich Zachau, uluslararası ekonomistler tarafından enerji politikasında, dünyaya model olarak sunuldu. Türkiye gezegenin kaynakları açısından sürdürülebilir olmayan büyüme politikalarının sonuçlarını önceden kestirip çevreci politikalar geliştirdiği için örnek olmalıydı ama arkada yatan neden başkaydı. Esasında Türkiye bu işi aslında çevreyi değil hazineyi kurtarmak için yaptı, ama bu sayede istemeden çevreci ülke haline geldi. Bugün Türkiye dünyanın en pahalı benzinini satarak, fosil yakıt tüketimini güya azaltıyor, ancak yerine daha tasarruflu alternatifler koymuyor. Büyük hacimli motorlara yüksek vergiler koyarak karbon emisyonu yüksek araçların cazibesini azaltıyor, ancak öte yandan sokaklarda bu vergilere rağmen Avrupa’dan daha fazla büyük hacimli spor ve güya arazi arabaları görüyor, hibrid arabalara ise hiç rastlamıyoruz. Gerçi otoprodüktörlük uygulaması – yani kojenerasyona imkan vermesi ya da güya rüzgar enerjisi yatırımlarına kredi kolaylığı gibi yöntemlerle çevreye uyumlu projelerin önünü açıyor, ancak rüzgar santrali kurmak isteyenler bir sürü bürokratik engelle karşı karşıya kalıyor. Vergi ve enerji politikasıyla Zachau’nun dediği gibi dünyaya örnek olup olmadığımıza siz karar verin... neden hala yenilenebilir enerji kanununa yapılacak değişikliklerin de çıkmadığını kendinize sorabilirsiniz. Kömürü destekleyen Dünya Bankası’ndan önce bu konuyu önce Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarına sormak daha doğru olur.
Tortum Şelalesi, mahkeme kararı ile sadece ilkbaharda değil her mevsim akacak ve hiç kurumayacak. Tortum Şelalesi'nin suyu, 1960’da kurulan hidroelektrik santralı nedeniyle sadece ilkbahar mevsiminde akıtılıyordu. Tortum Gölü'nden beslenen şelaleye, elektrik üretimi nedeniyle 9 ay su verilmiyor. Birinci derecede doğal SİT alanı olarak tescil edilen Tortum Şelalesi'nde, 22 metre genişliğindeki su 48 metreden düşüyor ve üzerinde sürekli gökkuşağı oluşuyor. Şelalenin tam karşısında bulunan Çağlayan Köyü Muhtarı Osman Baykal, 14 Aralık 2009’da mahkemeye başvurdu. Davada sunulan bilirkişi raporunda, su kısıtlamasının hem jeomorfolojik yapıya zarar verdiği, hem de ekolojik dengeyi bozduğu belirtildi. Tortum Selalesi'nin geleceğini ilgilendiren karar 21 Ocak 2010 günü çıktı. Yarım asırdan beri ziyaretçilerin kuru halini gördükleri çağlayan, artık her mevsim akacak ve doğa zarar görmeyecek.
Yeni bir araştırmaya göre okyanuslardaki zengin bakteri ve tek hücreli mikro-organizmaların karbondiyoksidi karbona çevirerek okyanusları temizlediği ve yaşam döngüsünün sürekliliğini sağladığı açıklandı. Mikroskobik deniz türlerinin uluslararası sayım projesine katılan Washington Üniversitesinde görevli biyolog John Baross, "Okyanuslarda, bakteri ve çekirdeksiz tek hücreli mikroorganizmalar da dahil, moleküler özelliklerine göre deniz mikrobu türlerinin sayısı muhtemelen bir milyara yakın" dedi. Araştırmada, dünyadaki mikrobik deniz hücrelerinin toplam kütlesinin 240 milyar Afrika filine eşdeğer olduğu belirtiliyor. Araştırmaya göre, okyanusların emdiği karbondiyoksidin geri dönüşümünü sağlayan fabrikalar gibi çalışan bu mikroplar, okyanusların dibine çöken karbondiyoksidi karbona çeviriyor. Azotu, kükürdü, demiri, manganı ve daha başka elementleri hazmeden bu deniz mikropları, atmosferin yapısını düzenliyor, iklimi etkiliyor, besinlerin geri dönüşümünü sağlıyor ve çevreyi kirleten maddeleri ayrıştırıyor. Bilim adamları, bu geniş mikrop yapısının gezegenin en büyük yaşam kütlesi olduğunu belirtiyor.
İngiltere'de çevrenin büyük ölçüde zarar görmesine neden olan olayların "soykırım" ile eşit muamele görmesi yönünde bir kampanya başlatıldı. Kampanyada Birleşmiş Milletler'in ekolojik yıkımları, barış karşısında işlenmiş ilk beş suç listesi içine alması isteniyor... Bu sayede ekolojik suçlar da Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde yargılanabilecek. Kampanyayı hukuk konusunda bir dahi olarak kabul edilen İngiliz Polly Higgins yürütüyor. Bu fikir, maden, kimyevi madde sektörü, tarım ve fosil yakıtlar gibi büyük endüstriler üzerinde etkin olabilir. Kampanyanın yürütücüleri ekolojik suçlar arasında iklim değişikliğinin olmadığını iddia eden "iklim inkarcıları"nın da girmesini istiyorlar. Bu yaklaşım onları fazla cidiye almak bence ancak dünyamızda bir biyolojik soykırım olduğunun da ispatı sabit. Yakında çıkacak olan “Yasak Meyve: Cehennemden Çıkış” adlı kitabımda bu konuya bütün bir bölüm içinde değiniyorum.
Bir güzel haber de İstanbul’dan. Bakırköy Belediye Meclisi, ilçede plastik poşet kullanımını yasaklandı. Meclis toplantısında oy birliği ile alınan kararla, plastik poşet yerine file, bez torba ve kese kağıdı kullanımının zorunlu hale getirildiği bildirildi. Açıklamada, karara uymayanlar hakkında ceza uygulanacağı vurgulandı. Açıklamada görüşlerine yer verilen Belediye Başkanı Ateş Ünal Erzen, dünyada yaklaşık 500 milyar adet plastik poşet kullanıldığını ve bunun sadece yüzde birinin geri dönüşebildiğini kaydetti. Plastik poşetlerin çevre kirliliği ile ekolojik dengenin bozulmasına sebep olduğunu ifade eden Erzen, doğada dönüşüm süreci yüzyılları bulan plastik poşet yerine Bakırköy sınırları içerisinde file, bez torba ve kese kağıdı kullanımının zorunlu hale getirildiğini belirtti. Poşetin zorunlu olduğu yerlerde de dönüşebilir oxo biyobozunur poşet kullanılması kararı alındı. Bu çevreci atılım için Bakırköy Belediyesi’ni kutluyoruz.
MAYIS
Denizdeki küçük hayvanların, toksik bileşikleri emdikleri biliniyor. Toksik maddelerin deniz besin ağından boyunca geçip, balıkçılık ve deniz ekosistemlerinde kalıcı hasara neden olduğu endişeleri gittikçe artıyor. Bilim insanları Meksika Körfezi'nde bulunan petrol sızıntısının deniz yaşamı üzerinde etkisini inceliyorlar. Ortak korkuları ise toksik bileşiklerin balıklar tarafından da emilmesi. Önümüzdeki birkaç ay araştırmacılar Over Gulf Coast’dan gelecek olan 3 çeşit yumuşakça; istiridye, tellinid istiridye ve periwinkles’ların kabuklarına ve vücut dokularına bakacak ve petrol sızıntısından doğan zararlı bileşiklerin hayvanlar tarafından ne kadar hızlı emildiğine bakacaklar. Yumuşakçalar günlük bazda yeni katmanlar ekleyerek büyüdüklerinden kabukları, çevre koşulları için çok değerli bilgiler saklar. Besin ağının tabanına doğru yerleşmiş olarak, plankton ve alg ile beslenirler. Bu nedenle sistemlerinde hidrokarbon ve ağır metal birikimi başlayacak olması muhtemel olan hayvanlar arasında ilk sırada. Bu zararlı bileşikler, sonra kabuklu deniz ürünleriyle beslenen diğer büyük deniz canlılarına geçebilir. Evet, kaplumbağalar, kuşlar ve benzeri hayvanlar sonuçta hem doğrudan hem de dolaylı olarak petrolün toksisitesi yani zehrinden ve tortusal kirlenmeden etkileniyorlar. Petrolün, ekosistemde çok sinsi ve uzun vadeli bir yıkıcı etkisi var ve bu çalışma gerekli verileri ortaya koyacak gibi görünüyor.
Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Abant’ta yapılan yol çalışmalarının ‘Uzun Devreli Gelişme Planı’na uygun olarak yapılmadığına’ ilişkin Bolu Valiliği’ne 3’üncü uyarı yazı göndermesine rağmen, Valilik çalışmaları durdurmadı. Yazıda gölde su seviyesinin eski haline getirilmesi, Örencik Yaylası’nda oluşturulan Yavru Abant Göleti’nin tahliye edilmesi ve ağaçların kesilmesine neden olacak Abant-Mudurnu yol inşaatına kesinlikle başlanmaması istendi. İnşaat devam ederken gölün dere ile bağlantısının önüne menfez yapılması nedeniyle Şubat ayında karların erimesi ve yağmur nedeniyle göldeki su seviyesi yükseldi. Abant’ın etrafındaki yollar sular altında kalırken iskeleler de sulara gömüldü. Göl seviyesinin yükselmesiyle piknik alanları ve Göl Gazinosu’nun zemin katı da sular altında kaldı. Gölde su seviyesinin yükselmesini önlemek amacıyla Abant’ın batısında kalan Örencik Yaylası’nda Yavru Abant Göleti oluşturulurken, endemik bitkiler sular altında kaldı. Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından ‘Uzun Devreli Gelişme Planı’ hazırlandığında Abant’ın ekolojik dengesinin bozulmaması için Abant Gölü çevresine motorlu araçların giriş yapmasına izin verilmeyeceği maddesi yer alırken, araçlar için de Abant’ın girişine de bu nedenle 250 araçlık otopark yapıldı. Bütün bunlar boşuna mı?
Kaliforniya Üniversitesi'nden Barry Sinervo ve ekibinin yaptığı araştırma, iklim değişikliği nedeniyle kertenkele neslinin yüzde 20'sinin 2080'e kadar tükenebileceğini ve bunun ekosistem ile besin zincirini olumsuz etkileyeceğini ortaya koydu. Kertenkele nesli ve özellikle 1975'den bu yana sıcaklığın artmasının bu hayvanlar üzerindeki etkisinin incelendiği geniş çaplı bir araştırmanın verilerine dayanarak bilgisayar ortamında bir model oluşturan bilim adamları, 34 kertenkele ailesinin neslinin tükenebileceğini ve bunun iklim değişikliğiyle bağlantılı olduğunu belirttiler. İklim değişikliği nedeniyle Meksika'daki kertenkelelerin yüzde 12'sinin neslinin tükendiğine dikkati çeken bilim adamları, sıcak havayı seven bu hayvanların bile dayanma sınırının sonuna geldiğini, sıcaklığın artması nedeniyle gölgede kalmayı tercih etmeleri ve bu durumun da yiyecek bulma olasılığını azaltması nedeniyle kertenkele neslinin yüzde 20'sinin tükenebileceğini kaydettiler. Ünlü "Science" dergisinde yayımlanan araştırmada, kertenkelelerin neslinin yaklaşık yüzde 6'sının 2050'de tükenebileceği ve bunun önlenemeyeceği, ancak iklim değişikliğini azaltmaya yönelik büyük çabalarla 2080 senaryosunun değiştirilebileceği ifade edildi. Yaşam zincirinin halkaları birer birer kopmadan harekete geçme zamanı geldi de geçiyor.
Aksaray Üniversitesi ve Türkiye Tabiatını Koruma Derneğinin işbirliğiyle "Ekoloji 2010 Sempozyumu"na katılan Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü Zooloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dürdane Kolankaya, iklim değişikliğinin yaban hayatını olumsuz etkileyeceğini ve türlerin yok olacağnı belirtti. Araştırmalara göre ortalama sıcaklığın yalnızca 1,5 derece artması, bugün bilinen türlerin üçte birinin yok olmasına yol açacak. Ekosistem içerisindeki bazı türlerin yok olması bekleniyor. Defenders of Wildlife verilerine göre, küresel ısınmadan en çok etkilenecek canlıların başında geyikler, arktik foklar, kutup ayıları, penguenler, gri kurtlar, deniz kaplumbağaları ve alabalıklar geliyor. İklim değişikliğinin deniz kaplumbağaları üzerindeki etkisi hali hazırda başladı. Akdeniz kıyısındaki kumsallara yumurtasını bırakan deniz kaplumbağaları artık 10 gün erken yumurtluyor. İklim değişikliğinin ülkemizde Akdeniz kıyısındaki kumsallara yumurtasını bırakan deniz kaplumbağalarının üreme dengesini bozacağı, sıcaklık artışıyla birlikte yumurtadan çıkan dişi yavru sayısı artarken erkek yavru sayısının da azalacağı bildirildi.
Bunları derken bakın ne oluyor. Dünyada, kişi başına düşen enerji kullanımı sürekli bir artış eğilimi içerisinde. 2020 yılında tüm dünyanın enerji talebinin, bugünkü enerji talebine göre yüzde 65 daha fazla olacağı açıklandı. 2050 yılındaki enerji talebinin ise yüzde 250 kat daha fazla olacağı tahmin edilmekte. Bu gidişle 2030 yılına kadar petrol, doğal gaz ve kömürün diğer yakıtlara göre hakim durumda olması bekleniyor ancak bu dünyanın sonu olur. Yeni rezervler bulunmadığı takdirde, petrolün 41 yıl, doğal gazın 62 yıl ve kömürün 204 yıl sonra biteceği öngörülüyor ancak bu yakıtların artık yerin ve okyanusların dibinde kalması gerekiyor ki iklim değişikliği alıp başını daha da kötü hale gelmesin. Fosil kaynakların yoğun olarak kullanılmasıyla tüm dünyada Karbon emisyonlarının artışı ve küresel ısınma nedeniyle ekolojik dengenin alarm vermeye başlaması enerjinin verimli kullanılmasını ihtiyaçtan çok bir zorunluluk haline getirdi. En temiz enerjinin hiç üretilmemiş enerji olduğu düşünüldüğünde, enerji verimliliği çalışmaları çevrenin korunmasına da büyük katkı sağlar. Çevreyi korumanın en az maliyetli yolu, enerjinin verimli kullanılmasından geçmekte. Enerji verimliliğinde en önemli faktör, enerji tasarrufu. Tasarruf konusunda hükümetlerin bir an önce çeşitli çalışmalar yürütmesi, yeni politika ve stratejiler üretmesi ihtiyacı artık kaçınılmaz oldu.
Ünlü Science dergisinde yayınlanan bir araştırma aslında çevrecilerin bir süredir bildiği bir gerçeği doğruladı. Kapsamlı çevre araştırmasına göre, 2010 sonuna dek doğadaki türlerin tükenmesinin önüne geçilmesi hedefine ulaşamayacak. Çalışmaya göre tüm türler ve ekosistemlerdeki azalmayla doğal yaşam üzerindeki baskı da devam ediyor. 2010 hedefi üzerinde, 2002 yılında uluslararası bir uzlaşma sağlanmıştı. Ancak çalışmayı gerçekleştiren bilimadamları, bu hedefi yaşama geçirme sürecinin 'sıkıntılı' olduğunu belirtiyor. Çalışmada, türler ve ekosistemlerle ilgili 30 farklı gösterge incelendi. Bu göstergeler, bitkilerle deniz ve kara hayvanlarından oluşuyor. Araştırmada bu göstergelerden çok azında biyolojik çeşitlilikteki azalmanın yavaşladığına işaret ettiği sonucuna varıldı. Buna karşın, yaşam alanı kaybı, iklim değişikliği ve dışarıdan gelen zararlı türlerin artışı gibi sorunların tümünde artış olduğu belirtildi. Çalışmada ayrıca, biyolojik çeşitliliğin azalmasını önlemeye yönelik politikaların işe yaramadığı kaydedildi. 1970'den bu yana hayvan nüfusunu yüzde 30 azalttık, mangrovlar ve deniz yosunlarını yüzde 20, mercan adalarındaki yaşamı da yüzde 40 oranında yok ettik ve bu kayıpların sürdürülemeyeceği de açık. Artık insanın dünyayı gitgide daha fazla işgalinin önüne geçilmesi gerekiyor. Bu da ancak baskin sosyo-ekonomik paradigmadan vazgeçilerek yeni bir var oluş biçimine geçişle ancak mümkün.
Eskişehir’de Doğa ile Uyum Hareketi üyeleri, Çernobil faciasının yıldönümünde, nükleer enerji kullanımının yaratacağı tehlikelere sessiz bir eylem yaparak dikkat çekti. Tişörtlerindeki harflerle ´NÜKLEER?´ yazısı oluşturan 8 kişilik grup, insanların şaşkın ama oldukça ilgili bakışları eşliğinde şehrin en işlek caddelerinde yanyana durarak ve yürüyerek son derece yaratıcı ve etkili bir eyleme imza attı. Grup adına yapılan açıklamada, “Amacımız hiçbir şeyi protesto etmek değil. Bizler ekoloji ve çevre politikalarına toplumsal duyarlılığı artırmayı amaçlıyoruz. Çernobil faciasının yıldönümünde, nükleer enerji yerine, alternatif enerji kaynaklarının değerlendirilebileceğine dikkat çekmek istedik” denildi.
BM tarafından yayınlanan bir raporda, "devletlerin hemen harekete geçmemeleri halinde, biyolojik çeşitliliği sağlayan ekolojik sistemlerin çökme riskiyle karşı karşıya olduğu" bildirildi. Dünyada hayvan ve bitki çeşitlerinin yok olma tehdidiyle karşı karşıya olduğu ifade edilen raporda, özellikle kurbağa ve diğer amfibilerin (hem karada hem de suda yaşayanlar) yok olma riskindeki grubun başında geldiği, mercan kayalarının en hızlı yok olan tür olduğu ve tüm bitki türlerinin neredeyse dörtte birinin yok olma tehdidiyle karşı karşıya olduğu bildirildi. Raporda ayrıca Amazon yağmur ormanlarının ve tatlı su göllerinin hızla azaldığından da bahsedildi. Rapor, tüm bu olumsuz gelişmelerin nedenleri arasında "çevre kirliliğinin, iklim değişikliğinin, kuraklığın, ormanların yok oluşunun, ruhsatsız ve fazla avlanmanın ve yangınların" geldiğini vurguladı. Rapor eylül ayında, 192 üyeli BM Genel Kurulunun üst düzey toplantıları sırasında ele alınacak. Ancak bizi ve doğayı yok oluşa götüren gerçek nedenin vahşi büyüme temelli ekonomik sistemin olduğunun sanki hala farkında değiliz ve aynen sızmaya devam eden petrole karşı yaptığımız gibi çürüyen kolumuza, yara bantları yapıştırmaya devam ediyoruz.
HAZİRAN
Meksika Körfezi’ndeki petrol felaketi, nihayet gözleri yenilenebilir enerjilere çevirdi. Berlin Ekoloji Enstitüsü’nün Almanya ile ilgili hazırladığı ‘Blueprint Germany’ adlı araştırmanın proje Sorumlusu Felix Matthes, “Meksika’da yaşanan petrol felaketi bize şunu gösterdi; enerji kaynaklarına ulaşımın giderek zorlaşması ve bu sürecin giderek daha hassaslaşan ekolojik sisteme etkisi nedeniyle, günümüzdeki enerji kullanımının bedeli oldukça yüksek” diyor. Dünya Doğayı Koruma Vakfı tarafından yaptırılan “Blueprint Germany” adlı araştırma, Almanya’nın 2050 yılına kadar sera etkisine yol açan gazların salımını büyük oranda düşürüp, sıfır karbondioksit hedefine ulaşabileceğini ortaya koyuyor. Bunu yaparken yaşam standartları ve ekonomik büyümeden ödün verilmesi gerekmediğinin de altı çiziliyor. Matthes sözlerini şöyle sürdürüyor: “Çalışmamızda, bu kadar çok olumlu yan etkiye rastlayacağımızı düşünmemiştik. Örneğin su kirliliğini engelleyecek, petrol fiyatlarının artışından kaynaklanan yoksullukla mücadele etmemiz kolaylaşacak“ diyor. Süphesiz enerji tasarrufu sadece iklim koruma için olumlu bir önlem değil, aynı zamanda yükselen enerji fiyatlarından daha az etkilenmemizi sağlıyor ve isthdam yaratıyor.
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Günay Saka, küresel ısınma sonucu, daha önce unutulan bazı hastalıkların yeniden sorun olmaya başladığını söyledi. Saka, ``Küresel Isınmanın Sağlık Üzerindeki Etkileri`` konulu sunumunda, küresel ısınmanın iklim değişikliklerine neden olduğunu, ortalama sıcaklığın artmasının yanında birçok başka değişikliklere de tanık olunduğunu belirterek, şöyle konuştu:``Sıcak hava dalgaları, soğuk, aşırı yağışlar ve bunun yol açtığı seller, toprak kaymaları, kuraklık, fırtınalar, kasırgalar iklim değişikliklerinin etkisidir. Dolayısıyla ekosistemde, ekolojik dengede değişiklikler sonucu da vektör denilen aynı zamanda pek çok hastalık taşıyıcısı olan hayvan ve böceklerin yaşam alanlarında artış oluyor. Bunlar çok daha fazla üreyebiliyorlar. Ayrıca yağışlar, seller, bunların yol açtığı sağlık etkilerinden bahsedebiliriz. Küresel ısınma ile daha önce unuttuğumuz bazı hastalıklar yeniden sorun olmaya başlıyor, sıtma gibi. Saka, küresel ısınma sonucu çölleşme tehlikesinin de bulunduğunu, bunun sonucunda sağlığın da etkileneceğini, çölleşme sorunuyla birlikte besin üretiminin azalacağını belirterek, ``Çölleşme olduğu zaman besin üretimi az olacak, göçler yaşanacak. Bu da bulaşıcı hastalıkları çoğaltacak. Küresel ısınma sonucu astım, solunum sistemi ile ilgili hastalıklar, alerjiler, bazı kanser türleri, çocuklarda büyüme ve gelişim sorunları, sudan kaynaklanan enfeksiyon hastalıkları ortaya çıkabilecek`` dedi.
Bildiğiniz gibi Greenpeace’in bayrak gemisi Rainbow Warrior Akdeniz'in ortasında açık denizde. Ama şu ana dek mavi yüzgeçli orkinoslar henüz oralara uğramamış. Av tekneleri, römorkörler ve destek gemileri de orada. Bir Fransız donanma gemisi de balıkçılığı denetlemek/korumak için denizde. Ama orkinoslar değil. Belki de su henüz yeterince ısınmamıştır. Belki de balıkçılar yanlış yere bakıyorlar. Ya da orkinoslar gelmekte geciktiler. Ama herkes için hepsinden kötüsü orkinosların bitmiş olabileceği gerçeği. Yıllardır bilim insanlarının ve çevrecilerin uyarılarını dinleyen olmadı. Ama gerçek şu ki, bir canlıyı geri dönüşü olmayan bir sınıra gelene dek avlamaya devam edersek, bir noktada tamamen kaybederiz. Endüstriyel balıkçılık filoları ile, besin zincirini altüst ederek ve canlıların dengesini bozarak ekosistemi tümüyle değiştiriyoruz. Bu genellikle aşırı avlanılmış bir canlıyı tekrar kendine getirebilme çabalarının daha da zorlaşması ile sonuçlanır. Örneğin, denizden çok fazla sayıda balığın avlanması denizanalarının veya kabukluların artmasına neden olur. Bunlar ise balık yumurtalarını ve yavrularını yiyerek balık stoklarının yenilenmesini durdurur. Akdeniz'de mavi yüzgeçli orkinos için gırgır avcılığı sadece 15 Haziran'a dek sürecek, ondan sonra sezon kapanıyor. Sezonun böylesine kısaltılmasının nedeni ise bugüne dek aşırı avlanma kapasitesi ile son derece azalmış olan stokların avlanması. Son yıllarda işte bu yüzden orkinos gırgır avcılığı yılın 11 ayında yapılırken, bu yıl 1 aya indirilmek zorunda kalındı. Aynı şekilde av filolarındaki tekne sayısı da dramatik bir şekilde azaltıldı. Yalnızca bizler değil, hükümetlerin eyleme geçmesi ve bir an önce bu acımasız avı durdurup, yumurtlama alanlarını koruma altına alarak denizlerin çobanı orkinoslara bir nefes alma olanağı tanımaları. Artık bekleme zamanı değil, kurtarma zamanı...
TEMMUZ
BP'nin neden olduğu derin denizdeki petrol sızıntısı durur gibi olduğu sırada ABD’de Pere Ana C. adlı römork gemisinin Mud Gölü yakınlarındaki bir kuyunun başına çarpması sonucu yine petrol sızmaya başladı. Çarpışma havada patlamalara neden oldu. Yetkililer bir mil uzunluğunda petrol tabakası oluştuğunu söyledi. Kuyu, Körfez açıklarında olmayıp New Orleans'ın 65 mil güneyindeki Plaquemines ve Jefferson bölgesi yakınlarındaki karasuları dahilinde yer alan kanallarda bulunuyor. Römork gemisinin kaptanı sahil güvenliğe yaptığı açıklamada kuyunun iyi aydınlatılmadığını söyledi, ancak kaza gündüz 11:00'de gerçekleşti. Sahil Güvenlik’ten Teğmen Brian Sattler, sadece gemiyle ulaşılabilen alana inceleme yapmak üzere bir helikopter gönderildiğini söyledi. Mud Gölü, ekolojik hassasiyete sahip bir haliç ve Barataria Koyunun bataklık ve göller ağının parçası. Yetkililer petrolün dalgalarla Körfeze yayılmasını önlemeye çalışıyor.
Akdeniz Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Bülent Topkaya, deterjan üreticilerinin Avrupa'da yüzey sularında, canlıların yok olmasına neden olabilen fosfatı kullanmamalarına rağmen Türkiye'de aynı marka deterjanları fosforlu ürettiklerini öne sürdü. Fosfatın, sulak alan ekosistemlerini bozarak burada yaşayan kuş, balık ve diğer canlıların azalmasına ya da yok olmasına neden olabileceğini dile getirdi. Yapılan analizlere göre evsel arıtma atıksu tesislere giren suda bulunan fosfatın yaklaşık yüzde 50’sinin deterjanlardan kaynaklanıyor. İtalya’da da benzeri bir tespitin yapılmasının ardından fosfat kullanımı yasaklanmış. Topkaya, “Binlerce arıtma tesisine, maliyeti çok yüksek olan, fosfat uzatma tesisi yapacağımıza, Avrupa ülkelerinde de olduğu gibi, fosfatsız deterjan üretelim ve kullanalım” dedi.
Bilim insanları, Tuz Gölü'nün ''mucize bitkilerinin'' geliştirdikleri çok özel adaptasyonlarla tuzcul topraklardan suyu sökerek alabildiğini belirterek, çoraklığa dayanabilecek buğdayın tek türünün de dünyada sadece Tuz Gölü çevresinde bulunduğunu bildirdi. Türkiye'nin biyolojik çeşitliliği yönünden dünyanın zengin ülkelerinden biri olduğunu belirten Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Ekoloji ve Çevre Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Latif Kurt, , ''Avrupa kıtasında 11 bin bitki türü var. Türkiye'de ise bitki türü sayısı ise yeni bulunanlarla 12 binin üzerine çıkmıştır. 12 bin bitki türünün yüzde 30'u, yaklaşık 3 bin 500 tür sadece Anadolu'ya hastır, Tuz Gölü biyolojik çeşitlilik bakımından çok özel ve önemli bir habitata sahip. Sadece Tuz Gölü çevresinde bilinen, Türkiye'nin başka bölgelerinde bilinmeyen 38 adet endemik bitki türü var. Tuz Gölü'nün endemik bitkileri diğer bölgelerden farklı olarak tuza ve kuraklığa dayanıklı ırklar içerir. Bu türler hızla kuraklaşan ve çoraklaşan dünyamızda paha biçilmez bir genetik kaynaktır'' dedi. Tuz Gölü ''Özel Çevre Koruma Bölgesi'' olarak özel mevzuatla korunuyor. Bir başka DSI projesi olan Mavi Akım projesi ile havzalar arası su transferi ile ekosistemi bozulana kadar... Mavi Akım’ın gerçek yüzü Tuz Gölü’nün karabasanı...
AĞUSTOS
Türkiye'nin saklı cenneti olarak gösterilen Artvin'in Arhavi ilçesindeki Kamilet Vadisi'nin el değmemiş doğal yaşlı ormanları, bitki çeşitliliği, su kalitesi, yaban hayatı, tarihi köprüleri ve doğa harikası şelaleleri tehlike altında. HES'ler yapılmaya devam ederse bu güzellik ve zenginliğin yok olacağı bildirildi. Türkiye'nin ekolojik özellikleri en iyi korunan alanlarından birinin Kamilet Vadisi olduğunu açıklayan Artvin Çoruh Üniversitesi (AÇÜ) Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu; “Kamilet Vadisi'nin sarp topoğrafyası nedeniyle önemli bir bölümünde yol ağı bulunmuyor. Tamamen el değmemiş bu coğrafyada Doğu Karadeniz kuzey kesimi florasının önemli bir bölümü bulunmakta. Alan aynı zamanda Kafkasya ekolojik bölgesinin en bozulmamış doğal yaşlı ormanlarına sahip ve 300 yaşına ulaşan ağaçlar mevcut. Ekolojik özellikleri en iyi korunan ve temsil edilen bu alan, koruma değeri yüksek ormanlar sınıfında değerlendiriliyor. Vadideki bu saklı doğa Doğu Karadeniz'de bulunan karaca, çengel boynuzlu yaban keçisi, ayı, domuz, kurt ve tilki gibi büyük memeli hayvanlara da bir anlamda korunak oluşturuyor.” dedi. Vadi içerisinde 4 adet hidroelektrik santrali (HES) yapılması planlanıyor.
Rusya'da yangınla mücadele ekipleri, 1986 yılında Çernobil faciasının meydana geldiği ülkenin batısındaki bölgeye yangınların sıçrayıp, tehlikeli radyoaktif maddeleri yeniden harekete geçirmesini önlemek için denetimlerini artırdı. Yetkililer, yüksek radyasyon oranlarının olduğu bölgelerde bazı yangınların olduğunu bildirdi. Rus ekoloji uzmanlarından Aleksandır İsayev de yaptığı açıklamada, ormanlık bölgenin zemininde kalan radyoaktif elementlerin büyük tehlike oluşturabileceğini belirterek, "Bu radyoaktif elementlerin karıştığı bir duman bulutu çok geniş bir coğrafyaya yayılabilir" dedi.
Protestolara rağmen Endonezya’nın en büyük palmiye yağı üreticilerinden olan Sinar Mas, Greenpeace'in gözlemlerine göre yağmur ormanlarına zarar vermeye devam ediyor. Temmuz başından itibaren önemli ekolojik değere sahip olan yağmur ormanlarındaki faaliyetlerini sona erdireceğini belirten firmanın sözünde durmadığını Endonezya’nın Jakarta bölgesinde açıklayan Greenpeace, temmuz başında batı Borneo'da havadan çekilen fotoğraflarla yağmur ormanında çalışmakta olan iş makinelerini tespit etti.
Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşarı, Karadeniz petrollerini taşıyan tankerlerin geçen yıl Marmara Denizi’ne 1.5 milyon ton balast suyu (gemilerin boşken yada bazen yük aldıktan sonra, yükün ve geminin dengesini sağlamak için baş ve yan bölmelerine aldıkları deniz suyu) deşarj ettiğini, balast sularıyla taşınan kırmızı alg türlerinin ekosistemi tehdit ettiğini açıkladı. İstanbul Boğazı’ndan 2009’da 51 bin 422, Çanakkale’den 49 bin 453 gemi geçti. Bu trafiğin beşte birlik bölümünü tehlikeli kargo ve petrol taşıyan gemiler oluşturdu. Tankerlerin okyanuslardan getirdiği ve Boğazlar'a boşalttığı deşarj suları ve zehirli atıklar nedeniyle Boğazlar'da yabancı balık, zehirli deniz anası ve kırmızı alg türleri oluşuyor ve bu kırmızı alg türleri, Marmara denizinde toplu balık ve deniz canlısı ölümüne neden oluyor.
Karadeniz İsyandadır Platformu, 10-25 Temmuz günleri arasında yaptığı Karadeniz Yaşam Yolculuğu tanıklıklarını yaptığı basın toplantısıyla açıkladı. 15 günde 3 bin 360 km yol aşan platform üyeleri, 17 noktaya yaptıkları ziyaretler ile ilgili bilgi verdi. Açıklamada yaratılan ekolojik ve sosyolojik yıkımlara karşı Karadeniz halkının bir araya gelmesi gerektiğinin altını çizen platform üyeleri, güç birliğinin yıkımlara karşı acil bir ihtiyaç olduğunu da söyledi.
Kuşadası Ekosistemi Koruma ve Doğa Severler Derneği (EKODOSD) Başkanı Bahattin Sürücü, yaptığı yazılı açıklamada, zengin bir biyoçeşitliliğe sahip olan Azap Gölü’nde, çevresindeki tarım arazilerinden ve Menderes Nehri’nden gelen kirlilikle meydana gelen balık ölümleri ve bunun sonucunda ortaya çıkan taban kirliliği ve metan gazı oluşumuyla ekosistemin bozulduğunu belirtti. Sürücü "Ölen balıkları kuşlar yiyor. Bunun sonucunda göldeki doğal dengenin en üst basamağını oluşturan kuşlar da ölmeye başladı. Kuşların ölmeye başlaması çok vahim bir durumu göstermektedir. Gölde şu anda ekosistem çökmüştür. Çevresinde yaşam devam ediyor. Ancak gölden su içen hayvanları, göl suyundan sebzelerini, tarlalarını sulayanları neler beklediği konusunda kimsenin bir fikri yok. Azap Gölü’ne acil dikkat çekiyoruz, göle bu kadar ’azap’ çektirmeyin diyoruz." dedi. Bu haberi umuyorum Çevre Bakanlığı Sulakalanları Koruma Dairesi bir ihbar olarak alır ve gerekli çalışmalara başlar.
EYLÜL
?Deutsche Welle Türkçe'nin haberine göre, Almanya'nın Bonn kentinde kurulan yeşil yüksek eğitim kurumu, geleceğe çevre bilinci yüksek işletmeciler ve araştırmacılar yetiştiriyor. 1969 yılında kurulan Alanus Toplum ve Sanat Yüksekokulu'nun yeni yapılan ikinci kampüsü modern renk ve tasarımların etkisini taşıyor. Bonn yakınlarında Alfter kasabası kenarında kurulu kampüsteki tahtadan yapılmış zarif tasarımlı binalar, aynı zamanda çevreci mimariye de örnek teşkil ediyor. Rektör Marcelo da Veiga şöyle diyor: "Kampüste tamamen çevreci bir yalıtım ve ısıtma söz konusu. Yani yazın klima kullanmadan yeraltı sularıyla soğutma sağlayabiliyoruz. Duvarlarda, pompalanan suyun dolaştığı bir boru tesisatı bulunuyor. Bu da duvarları soğutuyor ve jenaratörlerin çalışmasına gerek kalmıyor. Aynı şekilde kışın yeraltı suları çevreye göre daha sıcak olduğundan boru tesisatı, bu kez de odaların ısınmasını sağlıyor. Bütün dileğimiz kampüsün inşaatında mümkün olduğunca çevreci teknolojilerin kullanılmasıydı.'' Almanya'nın çevreci yüksekokulun kampüsünde ekolojik elektrik ve yenilenebillir ısıtma sistemleri kullanılıyor, yemekhanede ise organik yemekler çıkıyor. Okulun bu çevreci yaklaşımı başvuru sayılarını da ciddi olarak etkilemiş. Bir önceki yıla göre başvuranların sayısı yüzde 50 oranında artış göstermiş. Türkiye’de ise kampüsler ülke gerçeğini yansıtıyor...
Özbekistan Cumhurbaşkanı İslam Kerimov, Orta Asya'nın en büyük çevre felaketine yol açan Aral Gölü'nün kurumasının önlenmesinde uluslararası kamuoyundan yardım istedi. Özbekistan Cumhurbaşkanlığı basın bürosundan yapılan açıklamaya göre, Kerimov, New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yaptığı konuşmada, Aral Gölü ve havzasında meydana gelen çevre felaketine dikkati çeken Kerimov, bu gölün, "bir insan ömrü kadar bir süre içinde, güzel bir denizden, kurumaya mahkum gölete" dönüştüğünü kaydetti. Kerimov, son 40 yılda Aral Gölü hacminin 7 kat, su miktarının ise 13 kat azaldığını kaydederek, bölgedeki bitki ve hayvan dünyasının tamamen yok olduğunu vurguladı ve Aral Gölü’nün Emuderya ve Sirderya gibi ırmaklardan sulandığını ve bu ırmakların su miktarındaki en ufak azalmanın, bölgedeki ekolojik dengeleri ve milyonlarca insanın hayatını etkileyeceğini belirtti. Emuderya ve Sirderya ırmaklarının yukarı kısmında yerleşen Kırgızistan ve Tacikistan, bu ırmaklarda yeni hidroelektrik santral kurmayı planlarken, bu ırmaklarla tarım arazinin büyük bir kısmını sulayan Özbekistan ve Kazakistan ise, bu santrallerin inşaatına başlamadan önce bağımsız uluslararası inceleme yapılmasını istiyor.
Sığacık, Orkinos Çiftliğine hayır diyecek. Sığacık Körfezi’nde kurulması planlanan orkinos yetiştirme tesisini protesto etmek için vatandaşlar, 25-26 Eylül tarihleri arasında Seferihisar Sığacık’ta olacak. Eylemin ardından Türkiye’nin Cittaslow (Sakin şehir) Birliği üyesi ilk kenti olan Seferihisar’da, yine ülkenin ilk ‘Cittaslow Festivali’ gerçekleştirilecek. Sığacık Körfezi’ne kurulacak orkinos çiftliğinin körfezdeki ekolojik yaşamın ve çeşitliliğin uzun vadede yok olmasına neden olacağını belirten Seferihisar Belediyesi Strateji Geliştirme Müdürlüğü’nden Biyolog Aslı Menekşe Odabaş, Cittaslow Festivali öncesinde yapılacak eylemle balık çiftliklerine hayır mesajını verileceğini söyledi. Eylemin 25 Eylül 2010 Cumartesi saat 11.00’de Sığacık Balıkçı Barınağından kalkacak teknelerle gerçekleştirileceğini aktaran Odabaş, bunun yanı sıra Sürdürülebilir Yaşam Kollektifi'nin de desteğiyle sürdürülebilir yaşam temalı film gösterimleri yapılacağını belirtti. Eylem sonrasındaki festival ise Sakin Şehir felsefesinin yaygınlaştırılmasına yönelik gelenekselleştirilmesi hedeflenen bir kültür sanat faaliyeti olarak niteleniyor. Seferihisar’da balık çiftliklerinin kurulması kararına karşı 21 Ağustos’ta Leman Dergisi Bisiklet Topluluğu Seferihisar’da sessiz eylem yapmış, Cihan Ünal, Çağan Irmak ve Ali Özgentürk de eyleme katılmıştı. Aynı tarihlerde gazeteci Can Dündar konuyu köşesinde işlemiş, Leman çizerlerinden Tuncay Akgün de, köşesi Bezgin Bekir’de ‘Seferihisarıma dokunma’ temalı karikatürü ile ‘sakin şehir’e destek vermişti.
İzmir-Kültürpark'ta Yüksek Mimar Çelik Erengezgin tarafından İzmir Güneş Evi inşa edilecek. İzmir Büyükşehir Belediyesi, Ege Bölgesi Sanayi Odası ve 9 Eylül Üniversitesi Güneş Enstitüsü işbirliği ile gerçekleştirilecek proje, kendi enerjisini kendisi üreten ve atık vermeyen yapılara örnek oluşturuyor. Tüm enerjisini kendi üreten ve atık vermeyen “Güneş Evi”ni önce Diyarbakır için tasarlayan ve yapılmasını sağlayan Erengezgin, tasarladığı yapılarda enerji ve ekolojiye ilişkin genel bilgiler de sunuyor. İzmir Fuarı süresince de ziyaretçilere enerjinin doğru ve verimli kullanılması konusunda bilinci artırmak için “Enerji ve Ekoloji Adına Bir Sorgulama” başlığını taşıyan 64 maddelik kitapçık ve CD dağıtılacak.
Greenpeace, Merkel’in Almanya’da bulunan nükleer santrallerin çalışma sürelerini 8-14 yıl arasında uzatma açıklamasını kınıyor. Greenpeace “Bütün nükleer reaktörler tehlikelidir ve eskidikçe hali hazırda olduklarından daha tehlikeli hale gelirler. Almanya Başbakanı Merkel, Almanya’daki reaktörlerin operasyonlarını uzatarak büyük bir hata yapıyor. Bu, Alman halkının geleceğini tehlikeye atan ekonomik ve ekolojik bir çılgınlık” dedi. Almanya 2001’de aşamalı olarak nükleerden vazgeçme kararı verdiğinde, yenilenebilir enerjileri destekleyen bir dünya lideri konumuna gelmişti. Eskiyen mevcut santralleri kapatmama kararı, yeşil enerjide bugüne dek çeyrek milyon yeni iş alanı yaratan Almanya’yı liderlik konumundan düşürecek.
Dünya yüzölçümünün üçte biri et üretimi nedeniyle çölleşirken, dünya okyanuslarının yarısından fazlası aşırı avlanma nedeniyle ekolojik çöküş noktasına yaklaşıyor. Et tüketimi, küresel ısınma, çölleşme, yağmur ormanlarının kaybı ve asit yağmurları gibi dünyanın şu an karşı karşıya olduğu büyük çevresel felaketlerin hepsiyle yakından ilgili. Yağmur ormanları büyükbaş hayvanların otlatmasına ayrılmak üzere hızla yok edilmekte. Her bir büyükbaş hayvan günde en az 60 litre metan gazı üretiyor. Öte yandan azot, karbondioksitten 270 kat daha fazla küresel ısınmaya neden olan etkili bir gaz ve büyükbaş hayvan gübresiyle topraklara yayılıyor. Birçok ülkede artık su sıkıntısı çekiliyor. 1 kilogram tahıl üretmek için 200 litre su gerekliyken, 1 kilogram et üretmek için ise, 20.000 litre suya ihtiyaç var. Ete olan talep arttıkça, yeraltı suları büyük ölçüde daha da fazla et üretmek amacıyla tüketiliyor. Bir etobur, 20 vejetaryen insanın beslenmek için kullandığı alan kadar tarla ve mera kullanıyor.
Malatya'nın Darende ilçesindeki Tohma Çayı üzerine kurulması planlanan Hidro Elektrik Santrali'ne (HES) karşı 11 bin imza toplandı. Santralin doğal denge ve ekolojik yapıyı etkileyerek, Darende bölgesine yarardan çok zarar vereceğini savunan yetkililer, turizm kenti olma yolunda ilerleyen ilçenin doğal yaşam alanlarını enerji üretme uğruna bozulmasına izin vermeyeceklerini dile getirdi. Darende Zaviye Mahallesi Muhtarı Celalettin Ateş ''İkinci derece doğal sit alanı olan Tohma Kanyonu'na HES kurmak istiyorlar. Burası ülkemizde ender yetişen kırmızı benekli alabalıkların doğal yaşam alanıdır. Bu balıklar, temiz serin sularda yavrular ve çoğalarak bazı hastalıklara iyi geldiği tıbben ispatlanan şifalı canlılardır. Buraya bir HES kurulması, öncelikle bu canlı türünün yok olması demektir. Suyun kanala alınarak bir süre taşınmasıyla, su yatağında akan miktarın azalması doğal yaşamı etkilemektedir'' dedi. Darendeliler, kurulması planlanan HES'e karşı topladıkları 11 bin imzayı, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlıkları, Malatya Valiliği ve ilgili bağlı kuruluşlar ile Sivas Anıtlar Kurulu'na gönderecekler.
WWF ve Küresel Ayak İzi Ağı (Global Footprint Network) işbirliğiyle 1998 yılından bu yana yayınlanan ‘Yaşayan Gezegen Raporu’nda, doğanın sunduğu ve gezegenin her yıl yenilediği varlığı hesaplanıyor. Nüfus, tüketim oranı, küresel gayrisafi milli hasıla ve kaynak ihtiyacı gibi verilerin değerlendirildiği hesaplamalara göre, Ekolojik Ayak İzi ile Biyolojik Kapasite arasındaki fark her yıl daha fazla açılıyor. 2010 yılı için 21 Ağustos tarihi itibariyle, ekonomik faaliyetlerimizi ve yaşamımızı sürdürmek için doğanın sağladığı kaynakları bitirmiş bulunuyoruz. Bu yılın geri kalan kısmında yaşamımızı, gelecek yıldan ödünç alarak sürdüreceğiz, esasında bu bir yerlerde ekolojik yıkım demek, hastalığın ölüme doğru ilerlemesi demek. İnsanlık tarihinin büyük kısmında yaşam, doğanın kendini yenileyebileceği düzeyden daha az zarar vererek sürerken, son 30 yılda gezegenin kırılma noktalarına doğru hızla ilerliyoruz. 2010 yılında dünya nüfusunun, doğal kaynakların %150’sini kullanacağı öngörülüyor. Bu yüzden bugün başımızda küresel ısınma ve biyolojik soykırım var. Gezegen işgal altında, insanın işgali, yağma sürüyor ama gidecek başka gezegen yok.
EKİM
Japonya'nın başkenti Tokyo'da, ekosistemlerin ve biyolojik çeşitliliğin, yani yaşamın varlığını sürdürmesini sağlamak amacıyla BM toplantısı düzenleniyor. 190'dan fazla ülkenin heyetlerinin katıldığı, iki hafta sürecek BM Biyolojik Çeşitlilik Toplantılarında, heyetlerden, gelecek on yılda türlerin yok olmasını ve doğal yaşamın zarar görmesini engellemek ya da yavaşlatmak için 20 hedef belirlenmesi istenecek. Bilim insanları, insanların türlerin korunması için daha fazla çaba göstermemesi halinde türlerin hızla yok olacağı ve arılar örneğini vererek, bir türün yok olmasının tüm sistemi çökerteceği uyarısında bulunuyor. Bilim adamaları, türlerin tarihi ortalamalara göre 100 ila 1000 kat daha hızla ve çok tükendiğine de dikkati çekiyor. Rio de Janeiro'da 1992'de yapılan Dünya Zirvesinde ortaya çıkan Biyoçeşitlilik Antlaşması, biyoçeşitliliği koruma konusunda 2002 yılında koyduğu 8 yıllık hedeflerine ulaşamadı.
World Wildlife Fund (WWF) tarafından yayınlanan ‘2010 Yaşayan Gezegen Raporu’nda, son 40 yılda dünyadaki biyolojik çeşitliliğin yüzde 30 azaldığı belirtiliyor. Raporda, ekolojik limitlerin de aşıldığı belirtilerek, son 50 yılda karbon emisyonlarının 11 kat artmasının, küresel iklim değişikliğinin başlıca sebebi olduğuna vurgu yapılıyor. Yaşayan Gezegen Raporu, dünyanın biyolojik kapasitesi yani arzı ile Ekolojik Ayak İzi’ni yani insanların talebini ölçerek, gezegenin durumu hakkında önemli sonuçlara ulaşıyor. Rapora göre dünyamız kırmızı alarm veriyor, çünkü Yaşayan Gezegen Raporu, biyolojik çeşitlilikte en hızlı düşüşün gelir seviyesi düşük olan ülkelerde olduğunu gösteriyor. Bu düşüş, gelişmiş ülkelerin tüketim biçimlerinin bir sonucu. Kişi başına düşen ekolojik ayak izi sıralamasında Türkiye, 154 ülke arasında 63. sırada yer alıyor. Kişi başına düşen Ekolojik Ayak İzi sıralamasında ilk on ülke: Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Danimarka, Belçika, Amerika Birleşik Devletleri, Estonya, Kanada, Avustralya, Kuveyt ve İrlanda. Bir Amerikalı’nın Ayak İzi 43 Afrikalı’nınkine eşit. Zenginlik ve başarı tanımımızın ve kriterlerimizin değişmesi gerektiğini vurgulayan rapor, kriterlere İnsani Gelişme Endeksi, Gini katsayısı, Yaşayan Gezegen Endeksi, ekosistem hizmetleri endeksleri ve Ekolojik Ayak İzi gibi göstergelerin eklenmesini öneriyor.
Sportif etkinliklerini toplum yararına bir etkinliğe dönüştürme fikriyle yola çıkan, bir sivil inisiyatif olan “Adım Adım” adlı grup, 17 Ekim'de yapılacak olan Avrasya maratonuna katılıyor ve desteklerimizi bekliyor. Adım Adım Buğday Derneği’nin başlattığı TaTuTa çiftlik ağı için koşarak, yeni çiftliklerin TaTuTa ağına eklenmesi için çevrelerinden destek alacaklar. TaTuTa ağı, kurulduğu günden beri ekolojik çiftliklerde çalışmak veya ekolojik üretimi yerinde görmek isteyen kişilerle, ekolojik üreticileri buluşturuyor (www.tatuta.org). Türkiye'nin dört bir yanındaki 55 çiftlikten oluşan ağa katılmak isteyen pek çok yeni çiftlik var. Bu çiftliklerin ağa katılabilmesi için ziyaret edilmeleri, çiftlik sahibi ya da çalışanlarına eğitimler verilmesi gerekiyor. Adım Adım ile toplanacak gelir, bu çalışmaların yapılabilmesi, dolayısıyla yeni çiftliklerin TaTuTa Ağı'na katılmasına imkan sağlayacak. Adım Adım hakkında daha fazla bilgi için http://adimadim.org/ sitesini ziyaret edebilirsiniz.
KASIM
Karadeniz Teknik Üniversitesi Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Coşkun Erüz, Karadeniz'in kirlilik bakımından son sınıra dayandığı için yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. Erüz, “Karadeniz adeta astımlı bir hasta gibi sürekli bakım gerektiren bir denizdir” dedi. Karadeniz'in insanların ve yöneticilerin elinde ‘öldüğünü’ söyleyen Erüz, “Karadeniz, ekolojik bir sorumluluk gereği korunmalıdır. Denizimizi kirletmeden korursak her geçen gün azaldığından şikayet ettiğimiz balıkçılığı canlandırırız. Ayrıca turizm gelirleri de elde ederiz'' diye konuştu. Karadeniz’in, dünyanın en yoğun petrol trafiğinin yükünü çektiğini kaydeden Erüz, “Petrolün kirlilik derecesi Karadeniz'de kabul edilebilir değerlerin üzerindedir ve toplam kirliliğin yüzde 48'ini teşkil etmektedir. Karadeniz'de petrol aramaları için kurulan petrol platformları da denizimizin temiz kalmasını olumsuz etkilemektedir. Karadeniz'in kirlenmesine neden olan başka bir etmen ise Karadeniz'den transit olarak geçen tanker ve diğer gemilerin kirli balast sularını ya da sintine sularını pervasızca denize dökmeleridir. Bu da Karadeniz'deki deniz ürünlerinin, canlıların yok olmasına sebep oluyor. Tüm bunların yanında nükleer santrallerin Karadeniz'in canlı türlerinde oluşturacağı tehlikeyi de unutmamak gerekir. Nükleer santrallerden denize yayılacak radyoaktif maddeler, atıklar canlıları bütünüyle yok edecek böylelikle büyük bir çevre felaketine yol açacaktır” dedi.
Müthiş bir ekosistemin ve milyonlarca insanın geçim kaynağının devamlılığı, bu konuda göstereceğimiz duyarlılığa bağlı. Bir balığın boyunun kaç santim olduğunun ne kadar önemli bir ayrıntı olabileceğini pek düşünenimiz olmamıştır. Ama bazen boyut önemli olabilir; hele konu müthiş bir ekosistemin ve milyonlarca insanın geçim kaynağının devamlılığını korumak ise... Yarın hala denizlerimizde ve sofralarımızda lüfer, hamsi, palamut, sardalya, tekir ve diğer balık türlerini görmek istiyorsak kaç santim bilmek zorundayız. Aşırı avlanma, yasadışı avlanma, tahrip edici avlanma yöntemleri (dip trolü, akıntı ağları, devasa gırgır tekneleri gibi), kirlilik, iklim değişikliği, kıyısal tahribat gibi diğer tehditler ile birleşince bu tablo neredeyse önüne geçilemez boyutlara geldi. Gitgide azalan stoklar ve özellikle de üreme çağındaki balıkların azalması, pazardaki yavru balık miktarının hızla artmasına neden oluyor. Greenpeace de 2007 yılında Atlas dergisinin de katkısı ile 'Küçük Balık Yoksa Büyük Balık da Yok' kampanyası başlatmıştı. Bir kez bile yumurtlama şansı olmadan avlanan yavru balıkların satışının denetlemeler ile durdurulması için tüketici bilgilendirilmeye çalışılan bu kampanyaya devam ediyor. Greenpeace, Türkiye'de acilen bazı kurumların yapısal olarak yenilenmesi, geliştirilmesi ve belki de yeni bir bakanlığa ihtiyaç duyulduğuna işaret ediyor. Vatandaşlar olarak hepimizin yapması gereken en önemli şey, bu konuyla ilgili yapıcı adımların atılmasını sağlamak için baskı yapmak ve bilinçli satın alma yoluyla doğru bilinç yaratmak. Buna 'yavru balık' almayarak ve tüketmeyerek başlayabiliriz.
Dünyada sadece Tuz Gölü çevresinde yetiştiği belirtilen ''tuzcul ve kuraklığa dayanıklı endemik bitkiler'' bilim adamlarınca izlemeye alındı.
Ankara Üniversitesi Ekoloji ve Çevre Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Latif Kurt, Çevre ve Orman Bakanlığı Özel Çevre Koruma Kurumu tarafından başlatılan ''Tuz Gölü Özel Çevre Koruma Bölgesi Habitat ve Tür İzleme Projesi” kapsamında Tuz Gölü Özel Çevre Koruma Bölgesindeki tür ve habitatların sınıflandırılmasının, tür ve habitatlara karşı tehditlerin ve koruma önlemlerinin ortaya konulmasının amaçlandığını belirtti. Kurt, “ Yaptığımız çalışmalarda 38 adet endemik bitki türü tespit ettik. Tuza ve kuraklığa dayanıklı ırklar içeren bu türleri, hızla kuraklaşan ve çoraklaşan dünyamızda paha biçilmez bir genetik kaynak olarak düşünüyoruz'' dedi.
Buğday Derneği’nin Kaz Dağları'nda kurduğu Çamtepe Ekolojik Yaşam Merkezi'nde önümüzdeki hafta gerçekleşecek olan Yaşam Okulu, doğa korumacılığının felsefesine, doğa ve insan ilişkisini felsefi ve bütünsel yaklaşımıyla insanların ufkunu açacak. Daha fazla bilgi ve program için www.yasamokulu.org adresini ziyaret edebilirsiniz. Kaçırmayın!
Antalya Büyükşehir Belediyesi Temiz Enerji Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen 'Güneş Mimarlığı Enerji ve Ekoloji' konulu sergi Cumhuriyet Meydanı'nda açıldı. Yüksek Mimar Çelik Erengezgin'in çalışmalarını içeren sergiyle güneş enerjisi uygulamaları konusunda halkı bilgilendirmek amaçlanıyor. Güneş enerjisi uygulamalarının üç boyutlu çizimlerinin yer aldığı sergide 57 proje Antalyalılara tanıtılacak. 2 Aralık'a kadar açık olan sergiyi Antalyalılar ücretsiz gezebilecek. Mimar Çelik Erengezgin, açılışta yaptığı konuşmada, temiz enerji ile ilgili projelerin bir an önce hayata geçmesi gerektiğini vurgulayarak, 'Projelerde yasal çözümü beklersek sonsuza kadar bekleriz. Burada asıl görev mahallidir. Belediye başkanları ve valiler projelere önayak olmalıdır' diye konuştu. Erengezgin, Antalya’nın güneş kent yolunda önemli bir şehir olduğunu sözlerine ekledi.
TOBB’un 6.Türkiye Ticaret ve Sanayi Şûrası’nda Türkiye genelindeki sanayici ile tüccarları temsilen 365 oda ve borsanın başkanı, hükümetten beklentilerini 111 sayfalık bir kitap halinde sundu. Her biri bir talep veya şikâyet anlamına gelen yüzlerce madde arasında bölgeler bazındaki taleplerde çevreye duyarlılık dikkat çekici boyuttaydı. Bölge bazında çevreci talepler arasında Marmara’da Ergene havzasına karışan zehirli atıklara arıtma tesisi şartı getirilmesi, sanayi tesisi atıkları ve tarımsal ilaçlar nedeniyle kirlenen İznik Gölü’nün acilen temizlenmesi ve arıtma tesisleri kurulması, Sapanca Gölü’nün ekolojik riske girmemesi için düzenlemelerin yapılması gibi talepler yer alıyor. Ege’de Çaldağı Nikel çıkarma tesisi, Eber Gölü’nün çevre kirliliği, Büyük Menderes Nehri’ne atık bırakan belediyeler ve sanayi tesislerinin tespit edilerek arıtma tesisi kurmalarının sağlanması talep edilirken, Karadenizlilerden ise kanalizasyonların dere ve denize boşaltılmasının durdurulması yönünde isteklerin geldiği belirtiliyor. Akdeniz bölgesinden termik enerji yerine alternatif enerji yatırımlarının tercih edilmesi talebi gelirken, İskenderun ile Yumurtalık arasında öngörülen 7 termik santralin yapılmasının bölge tarımı için büyük tehdit oluşturduğuna yer verildi. Afşin Elbistan A Termik Santralı yüzünden bölge asit ve radyoaktif deposu olduğuna atıfta bulunularak, acilen baca gazı kükürt arıtma tesisi ve kül tutucu elektro filtreler kurulması istendi. Konya Ovası’nda su tasarrufu eylem planının bu bölgede hayata geçirilmesi gerektiği belirtiliyor. Güneydoğu Anadolu’dan ise Dicle havzasının korunması için gerekli tedbirlerin alınması önerisi geldi. Sanayicilerin talepleri bile durumun vahametini ortaya koyarken, hükümet ne yapıyor?
Türkiye’de enerji yatırımlarında pek umursanmayan ekolojik etkenler ve halkın tercihinin, komşumuz Bulgaristan için önemli olduğunu gördük. Çünkü Bulgaristan, ekolojik tahribat ve halkın karşı durması nedeniyle Rusya’nın topraklarından geçirmek istediği Burgaz-Dedeağaç petrol boru hattından vazgeçme noktasına geldi. Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov, Burgaz-Dedeağaç petrol boru hattı inşaatının Bulgaristan bölümünü ekolojik nedenlerden dolayı askıya aldıkları açıkladı. Rus haber ajansı RİA Novosti, Borisov'un bölgedeki yaban yaşam alanlarının flora ve faunalarına zarar verebileceği gerekçesiyle bu kararı aldığını açıkladığını duyurdu. Boru hattından yayılabilecek petrol, AB tarafından izlenen ve Natura 2000 olarak bilinen Avrupa ekolojik ağı çerçevesindeki bölgede, yaban yaşam alanlarının flora ve faunaları için risk taşıyordu. Aynı zamanda Burgaz kentinde 17 Şubat 2008 tarihinde yapılan referandumda halkın yüzde 96'sı da projeye ''hayır'' demişti. Bulgaristan, Rusya ve Yunanistan'ın ortak olduğu proje Bulgaristan'ın Karadeniz sahilindeki Burgaz limanından Yunanistan'ın Dedeağaç limanına 285 kilometrelik petrol boru hattı döşenmesini ve bu hatla yılda 100 milyon ton ham petrol taşınmasını öngörüyordu.
ARALIK
Boğaziçi Üniversitesi ve Ekolojik Ekonomi için Avrupa Topluluğu işbirliğinde iki yılda bir düzenlenen Uluslararası Ekolojik Ekonomi Konferansı’nın dokuzuncusu, 14–17 Haziran 2011 tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleştirilecek. Ekolojik ekonomi kimliğini yansıtacak 9. Ekolojik Ekonomi konferansında, ekonomi yöntem ve araçlarının, ekoloji politikaları ve gerçek dünya sorunları açısından politikaları ele alınacak. İleri düzeyde ekolojik ekonomi (Advancing Ecological Economics) başlığı altında yapılacak olan konferans hakkında ayrıntılı bilgiye http://www.esee2011.org adresinden ulaşabilirsiniz. Ekonominin ekolojik krizin temelini oluşturduğu düşünülürse bu konferans ve benzerleri gezegenimizin geleceği açısından çok önemli.
29-30 Ocak 2011’de Diyarbakır’da Mezopotamya Sosyal Forumu (MSF) tarafından Ekoloji Forumu düzenlenecek. Forumda tartışılacak konu başlıkları ise “Ortadoğu'da Doğal Kaynakların Yönetimi ve Tüketimi”, “Ekoloji ve Siyaset Düzleminde Toplumsal Sistem Arayışları”, Genetiği Değiştirilmiş Dünya'nın yan etkileri ve alternatifler, “Ekolojik çeşitlilik”, “Ekolojik Krizin Nedenleri ve Krizden çıkış için yaklaşımlar” , “Sürdürülebilir (eko) Kentler ve alternatif teknolojiler” olarak belirlenmiş. MSF tarafından yapılan katılım çağrısında, dünya ekosisteminin artık insan tahribatlarını hazmedemeyecek bir bozulma içine girdiği belirtilerek, “İnsanlık artık yol ayrımına gelmiştir. Bu yol ayrımında, algı kapılarımızı aralamak ve ortak bir mücadele hattı örmek için ekoloji aktivistlerini, kolektifleri, oluşumları, taban örgütlenmelerini, dil, din, ırk, renk, cinsiyet farkı olmaksızın Ekoloji Forumu'na davet ediyoruz” deniliyor.
2000 yılından bu yana İstanbul'da düzenlenen Ekoloji Günleri, bu yıl 2.kez Türkiye'deki organik ürün üreticisi, ithalatçısı ve alıcısını bir araya getiriyor. 2.Ekoloji Günleri, Fulya Fuar ve Kongre Merkezi'nde (FFM) başlıyor. Organizasyonda, çay, bal ve şaraptan; kozmetik ürünler, temizlik malzemeleri, tekstil ve turizm ürünlerine dek çok sayıda organik sertifikalı ürün satışa sunulacak. 19 Aralık’ta sona erecek olan fuara girişler de ücretsiz olacak. Organik ürünü sadece üretip ihraç eden değil aynı zamanda iç piyasada da insanlarla buluşturan bir toplum olma hedefiyle yola çıkan ‘Ekoloji Günleri’ne toplam 50 firma katılıyor. Etkinlik kapsamında düzenlenecek panel ve sunumlarla zenginleşecek olan Ekoloji Günleri İstanbul, şimdilerde Türkiye’de sayıları giderek artan organik ürün alıcılarını da sektördeki yeniliklerden de haberdar edecek.
Hopa Derelerini Koruma Platformu kuruldu. Doğu Karadeniz’in en güzel yerlerine yapılan ve yapılmak istenen toplam 2 bin 300’e yakın hidroelektrik santrallerinin ekolojik dengeyi bozacağını belirten Hopalılar, yaşadıkları bölgenin doğal dengesinin insan eliyle bu şekilde bozulmasına karşı çıkıyor. Platform sözcüleri, Türkiye’de üretilen elektriğin yüzde 2,3’ünü HES’ler oluşturacağını, ama devletin sadece yüzde16-22 olan kayıp ve kaçak elektriği engelleyerek, zaten sorunun en büyük bölümünü çözebileceğini söylüyor. Platform sözcüleri, “HES’lere gösterilen hassasiyetin Rüzgar santrallerine gösterilmemesi, hatta engellenmesine varan uygulamalar gösteriyor ki, bunun altında “karbon vergisi” ve gelecekte “sulara sahip olma” dürtüsü olduğunu düşünüyoruz.
Türkiye’nin akciğeri olan Karadeniz dağlarına HES kanserini zorla bulaştırıyorlar. Hopa’da ise bu işin kolay olmayacağını bizden daha iyi biliyorlar. Tarihinde birçok badireler geçirmiş Hopa halkı HES kanserinde de birlik ve beraberliğini koruyacağını gerekli önlemleri hep beraber alacakları bir gerçektir” dediler. Direniş Hopa’ya da sıçradı! Hükümetin HES’lerden vazgeçme vakti geldi de geçiyor.
Artık tamamlanmakta olan birinci gündem maddemiz, Meksika’daki Cancun BM İklim Zirvesi. Iklim fonu üzerine görüşmeler ABD tarafından sekteye uğratılmışa benziyor. Çin’den istedikleri şeffaflık ve bağlayıcılık taahhütlerini alana kadar görüşmeleri geciktirirlerken, yeni bir fonun kurulmasıyla ilgili farklı yasal problemlerden söz ediyorlar. İklim fonu bazı müzakerecilerce hala Cancun’dan çıkabilecek bir şey gibi görülüyor olsa bile, bakanların tıpkı Kopenhag’da olduğu gibi, önümüzdeki yıl boyunca fonu oluşturacaklarını söylemenin dışında bir şey yapmayacakları güçlü bir olasılık. Ancak hükümetlerin tartışmasına sunulan yeni metinde bazı ilginç gelişmeler var. Bu metinde, yalnızca gelişmiş ülkeleri ilgilendirmesine rağmen, gezegeni kurtarmak için doldurulması gereken giga ton boşluğundan açık olarak söz ediliyor ve Kopenhag vaatleri hem Kyoto Protokolü dahilinde hem de Kyoto dışındaki sınırlarıyla bağlanıyor. Ayrıca, gelişmekte olan ülkelerin şeffaf olmasının gerekliliği belirtilirken, gelişmiş ülkelerin tarihi sorumluluğuna da atıfta bulunuluyor. İklim Zirvesi'nde sonuç aşamasına yaklaşılırken gigaton boşluğuna yapılan atfın kalıp kalmayacağı, gelişmiş ülke güvencelerinin KP kararlarına dayandırılıp dayandırılmayacağı hususu gibi belirsiz. Bağlayıcı bir anlaşma konusunda beklentiler düşük. BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, ülkelere "Elinizi çabuk tutun" çağrısı yaptı. Meksika’daki buluşmaya Kopenhag’da olduğu gibi çok sayıda hükümet ve devlet başkanı katılmadı. Yaklaşık 30 ülkenin devlet ve hükümet başkanı zirveye iştirak etti. Diğer ülkeler ise bakanlar düzeyinde temsil ediliyor. Ancak Cancun'daki iklim müzakereleri oldukça zorlu sürmeye devam ediyor. Uluslararası toplum, süresi 2012 yılında dolacak olan Kyoto Protokolü’nün yerini alacak bir anlaşma üzerinde uzlaşma sağlamaya çalışsa da şu ana dek önemli bir adım atılamadı. BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, kaybedilen her anın, ekonomik, ekolojik ve insanî açıdan ek masraflar doğurduğu uyarısında bulundu. Ban Ki Moon, “İklim değişikliği bir gecede yaratılmadı. Bir gecede de çözülmeyecektir. Ancak her ülke çözümün bir parçası olmalı, her ülke bir rol oynamalıdır" dedi.
OCAK
Davos’ta Kamuoyu Ödülleri (Public Eye Awards), İsviçreli ilaç şirketi Roche ile Kanada Kraliyet Bankası’na verildi. Kamuoyu Ödülleri, her yıl ekolojik ve sosyal açıdan yılın en kötü şirketlerine veriliyor. Roche, İsviçre Özel Ödülü’ne layık görüldü. Greenpeace ve Berne STK Topluluğu’na göre, Roche, Çin’de gerçekleştirdiği ilaç deneylerinde kullandığı 300 iç organın %90’ını idam mahkumlarından elde etti. Kanada Kraliyet Bankası ise, Küresel Ödül’e hak kazandı. Çünkü Kanada Kraliyet Bankası, Kanada’daki katranlı kumdan petrol üretme faaliyetlerinin ana sponsoru. Böyle bir ödül kimsenin başına...
İstanbul, Avrupa 2010 Kültür Başkenti seçilmişken, Stockholm, AB Komisyonu tarafından 2010'un ekolojik başkenti seçildi! Komisyon, Stockholm'ün bir şehrin çevre dostu sayılması için gereken tüm kriterleri karşıladığını açıkladı. Sera gazı salımının azaltılması ise, en önemli kriter. Stockholm, çok soğuk bir kent olmasına rağmen 1990'dan beri fosil yakıtları terk ederek adım adım yenilenebilir enerjilere yöneldi. Örneğin, ABD veya Avustralya'da kişi başı yıllık sera gazı salımı 20 ton iken, Stockholm'de 4 ton. 2011'in ekolojik başkenti ise Hamburg olacak.
ŞUBAT
Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Türkiye'nin en büyük dördüncü gölü olan Eğirdir Gölü için önemli projeleri olduğunu söyledi. Bakan Eroğlu, göl çevresindeki yerleşim alanlarını ekolojik köy haline getirmeyi düşündüklerini belirtti. Konuyla ilgili olarak TÜBİTAK’la da bir protokol imzaladıklarını söyledi. Eğer proje hayata geçirilebilirse, bu yıl içinde tamamlanması bekleniyor. “Yavaş şehir” ünvanını alan Seferihisar’ın ardından bir de ekolojik köyler ağına sahip olabiliriz, ancak bunun devlet eliyle ve TÜBİTAK’la yapılması ilginç, umuyorum Buğday Ekolojik Yaşam Derneği gibi sivil toplum kuruluşları bu çalışmaların ortağıdır.
İstanbul bir ekolojik pazara daha kavuşuyor! Beylikdüzü %100 Ekolojik Pazar, Beylikdüzü kapalı pazar yerinde yani Beylik Pazarı’nda, Salı günleri düzenlenecek. Pazar, bugün konserler, şenlikler ve ekolojik atölyelerin yapıldığı bir açılışla ilk gününü tamamladı. Beylikdüzü %100 Ekolojik Pazar, Buğday Derneği işbirliğiyle açılan diğer pazarlarda olduğu gibi, sadece ekolojik sertifikalı ürünlerin satıldığı bir halk pazarı değil, şehir içinde ekolojik yaşam merkezi olmayı planlıyor. Burada ekolojik sertifikalı meyve sebzelerin yanısıra bakliyat, ekmek, temizlik malzemesi, kozmetik, giysi de bulmak mümkün. Buğday Derneği, ekolojik pazarların yaygınlaşması için hem İstanbul hem de Türkiye’nin diğer şehirlerindeki belediyelerle görüşmelerimiz devam ediyor. İstanbul’un ilk %100 Ekolojik Pazarı yaklaşık 4 yıl önce Şişli’de açılmıştı. Dileriz ekolojik pazar kültürü, bir an önce Türkiye geneline yayılır. Hem yediğimiz besinin nereden geldiğini bilmemiz, hem gıda güvenliği, hem de üretici-tüketicinin doğrudan ilişki kurması açısından ekolojik pazarlar son derece önemli.
Her yıl binlerce ton çöp denizlere dökülüyor. Spiegel dergisinin ulaştığı gizli bir hükümet raporu, BM ve AB'nin okyanusları korumakta başarısız olduklarını gösteriyor. Her yıl, 20 bin ton atık Kuzey Buz Denizi'ne atılıyor. Bu atıkların sorumlusu çoğunlukla gemiler ve balıkçılık endüstrisi. Bu kirlilik hem ekolojik ve ekonomik problemlere yok açıyor, hem de deniz yaşamı için geri çevrilemez zararlara yol açıyor. Denize atılan atıkların en tehlikelileri ise plastikler. Deniz canlıları, plastik parçacıklarını yuttuklarında zehirlenerek ölüyorlar. Geçen yıl Berlin Charite Üniversite Hastanesi'nin yaptığı araştırmaya göre, plastik partiküller, vücudun hormonal dengesini altüst ediyor. Başka bir araştırmaya göreyse, Kuzey Buz Denizi'nin çevresinde yaşayan ve balıkla beslenen kuşların %80'inin ağzında plastik parçaları bulundu. Aldığımız her iki nefesten biri okyanuslardan geliyor.
WWF, Türkiye'de son 40 yıldaki sulak alanların yarıdan fazlasının, sürdürülebilir olmayan politika ve su altyapı projeleri sonucunda kaybedildiğini açıkladı. Halen ülkenin neredeyse bütün akarsularında planlanan ve inşaat halinde olan yüzlerce HES bulunduğuna da dikkat çekildi. Hidroelektrik enerji, bütüncül ve havza bazında planlama yapılmadan ele alındığında geri dönüşü olmayan ekolojik ve sosyoekonomik kayıplara neden oluyor. WWF, Dünya Barajlar Komisyonu'nun, su altyapı projelerinin karar alma süreçlerinde uygulanmak üzere 7 stratejik ilke geliştirdiğini hatırlattı. Bunlar toplumsal kabul görme, alternatiflerin kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesi, mevcut barajların göz önüne alınması, nehirlerin ve sağladıkları geçim kaynaklarının sürdürülebilmesi, tanınmış hakların kabul edilmesi ve faydaların paylaşımı, kurallara uygunluğun sağlanması. Işte bu ilkeler, tüm HES projelerinde göz önünde bulundurulmalı. Şu anda, örneğin Hasankeyf'i sular altında bırakacak Ilısu Barajı Projesi'nde, bu kriterlerin hiçbirinin uygulanmadığını görmemiz ve harekete geçmemiz gerekiyor.
Yediklerimizin içinde neler olduğunu biliyor muyuz? Ya da gerçekte neler olduğunu bilsek yine de o yiyecekleri tüketir miydik? Fikir Sahibi Damaklar topluluğu üyeleri "Al eline büyüteci, etiket hafiyeliği yap! Gerçek gıdayı ara ve paranı sadece gerçek olana yatır" diyorlar. Topluluk üyeleri, 2 gün boyunca, !f İstanbul Festivali’nin yeraldığı Beyoğlu AFM FİTAŞ Sineması’nda büyüteç dağıtarak paketli gıda ürünlerinin "içindekiler"ini beraber sorgulayacaklar ve tüketiciyi "Etiket Hafiyesi" olmaya davet edecekler. Fikir Sahibi Damaklar, yüz bini aşkın üyesiyle 130 ülkede çalışan Slow Food hareketinin Türkiye’deki geniş üye katılımlı ve aktif topluluklarından biri. Gerçek gıda, doğasına saygılı tarım ve sürdürülebilir tüketim konularında kampanyalar düzenliyorlar. Bu şekilde şehirli tüketiciye alışkanlıklarını sorgulatmayı hedefliyorlar. Fikir Sahibi Damaklar, gerçek gıdanın peşinde olduklarını söylüyorlar. Gerçek gıda, üreticisini ve üretim sürecini bildiğimiz, çürüyebilen, bozulabilen, eskiyebilen, yerel ve adil gıda. Ekolojik pazarlar da bu tür gıdalara şehirde en rahat ulaşabildiğimiz alanlar.
MART
Geçtiğimiz haftasonu Rusya’da Baykal Gölü yakınında bulunan kağıt fabrikasının tekrar açılıyor olması protesto edildi. Bu protestonun amacı dünyanın en büyük temiz su gölü olarak bilinen Baykal Gölü’nün kirlenmesine karşı gelmekti. Yaklaşık 700 kişi hükümeti Baykal Kağıt Fabrikası’nın tekrar faaliyete geçirilmesi kararından döndürmek için toplandı. Çevreciler fabrikanın üreteceği atığın zehirli maddeler içereceğini ve bunların da gölün yaklaşık 1500 tür hayvan ve bitkiyi barındıran zengin ekosistemine zarar vereceğini söylüyorlar. Doğa’nın sınırına dayandığımız bu günlerde bu protestolar ve doğa’nın direnişi sürecek.
Dünyanın en kaliteli çam fıstıklarının üretildiği, bilim insanları tarafından “ekolojik hassas bölge” olarak tanımlanan Kozak Yaylası, kan ağlıyor. Koza Altın Şirketi tarafından bölgede yapılmak istenen altın madenciliği için binlerce ağacın kesimine başlandı. Hem de 21 Mart Ağaç Bayramı ve Dünya Ormancılık Günü ve Haftası’nda. Resmi rakamlara göre 7 bin 743 ağaç kesildi ve ağaç kesimine devam ediliyor. Bir ton kayaçtaki 4 gram altına karşı binlerce ağaç. Yaşamın bedeli konusunda gelişmişlik düzeyimizi bir defa daha değerlendirmek gerekiyor.
Evinizdeki akvaryum aynen doğa gibi mi olsun istiyorsunuz? Eskiden olduğu gibi bugün de Florida kayalıklarında akvaryumlar için tüplü dalanlara ve balık yakalayanlara sık rastlanır. Şimdi buna bir üçüncü grup eklendi. Yengeç, karides ve diğer omurgasız hayvanları ne yemek için ne de eğlence için yakalayanlar. Tek amaçları akvaryumlar için ticaret. Amerika’da toplamda 700,000 tuzlu su akvaryumu olduğu tahmin ediliyor. Akvaryum sahiplerini tropikal balıklar, bir kaç taş ve plastik dalgıç figürler tatmin etmez oldu, onlar birer minyatür okyanus istiyor. Artık akvaryumlar, canlı mercan, anemon, karides, deniz kestanesi, yengeç ve salyangozlar ile birer canlı eko-sistem. Bunun sonucu olarak gittikçe büyüyen bir pazar oluştu. Ama bilim adamları bu hobinin sonucunun, tam da taklit edilmeye çalışılan ekosistemin kendisini bozduğunu belirtti. Bu akvaryumların temizliği için de revaçta olan ve özde görevleri denizi temizlemek olan omurgasızların azalması, balıkçılığın sürdürülebilirliğini tehlikeye atmakta. Akvaryumlar için doğal yaşamı tehdit etmemek gerek.
Bu arada Biyogüvenlik Kanunu Tasarısı, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaştı. Kanuna göre, GDO ve ürünlerinin bebek mamaları ve bebek formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılması, onay alınmaksızın piyasaya sürülmesi, GDO'lu bitki ve hayvanların üretimi yasaklanacak. GDO ve ürünlerinin; insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevre ve biyolojik çeşitliliği tehdit etmesi, üreticinin, tüketicinin tercih hakkının ortadan kaldırılması, çevrenin ekolojik dengesinin ve ekosistemin bozulmasına neden olması, GDO ve ürünlerinin çevreye yayılma riski olması durumlarında başvurular reddedilecek. Maalesef yasa sivil toplumun yeterince katkısı alınmadan yasalaştı ve GDO’lu ürünlerin önünü başvurulara açıyor.
İçinde bulunduğumuz Ormancılık Haftası’nda bir konuya dikkatleri çekmek istiyorum. Ormanlarımız ve tüm doğal varlıklarımız hiç bu kadar tehdit altında olmamıştı. İnsanoğlu kişisel çıkarları uğruna ev yapmak, fabrika inşa etmek, yol yapmak, tarla açmak, maden çıkarmak, kimi zaman sadece yok etmek için acımasızca ormanları kesiyor, yakıyor, işgal ediyor. Ormanlar, bizim olduğu kadar hayvanların ve bitkilerin yuvası, aynı zamanda toprağı koruyup, su varlığımızı zenginleştiren ekosistem servislerini veriyor. Odun ham malzemesini sürdürülebilir ormancılık faaliyetlerinden geliyorsa tabii ki kullanalım amd doğal yaşlı ormanların yok edilmesine göz yummayalım.
Bugün sizlere Fairfield Iowa’dan sesleniyorum. Kuzey Amerika kıtasının ortasından. Fairfield 10.000 kişilik nüfusu ile küçücük bir kasaba. Mother Earth News yani Tabiat Ana Haberleri’ne göre kasaba “hiç duymadığınız en iyi 12 yerden biri” olarak geçiyor http://cityoffairfieldiowa.com/Public/Home/index.cfm. Fairfield belediye başkanı Ed Malloy ABD’nin on yeşil başkanından biri seçilmiş. Belediye Başkanı Malloy onurun kendisine değil, çeşitli mahalle sakinlerine ve yerel gruplara ait olduğunu söylüyor. Başkan Malloy, yerel hükümet, işletmeler, okullar, sakinlerin katkıları ile 10 yıllık Fairfield Go Green planını başlatmış. Fairfield kamu binaları ve şehir konutlarda enerji kullanımının azaltılması, yenilenebilir enerjiye rüzgar ve güneş enerjisine geçiş, ve artan geri dönüşüm ve yerel gıda üretimi teşvik konusunda büyük adımlar atmış durumda.
Her ne kadar Iowa’nın "dünya’yı beslemek için mısır ve soya fasulyesi" başkenti olduğu iddia edilsede maalesef bu üretim üretiği kadar enerji tüketen etanol yapımına veya hayvanları beslemeye gidiyor. Iowalılar yedikleri yiyeceklerin %90’ını eyalet dışından ithal ediyorlar. Ancak Fairfield’da durum farklı, yerel yiyeceklerin tanıtımı ve alınması için tam zamanlı bir aktif yerel kampanya ve teşvikler var. Yerel çiftçi pazarı Mayıs’tan Ekim'e kadar çok popüler. Birçok çiftçi, organik dahil olmak üzere ve sadece yerel ürünler satıyor. Buna bir örnek yerel bir fırının ürettiği yerel buğdaydan organik ekmek. Kasaba sakinleri, yerel mağazalar, ve restoranlar ise üreticiden doğrudan satış prensibini benimsemiş http://www.mvccsa.com/.
Fairfield’da sebze bahçeleri çok revaçta, şehirde dolaşırken sık sık büyüme sezonunu uzatmak için küçük seralar ve örtüler görmek mümkün. Yerel bir arıcılık çok yaygın ve arıcılık derslerinin ücretsiz sunulduğu bir arıcılık kulübü var. Böylece yerel tozlaşma sağlanırken bir yandan da organik arıcılığa yakın bir arıcılıkla endüstriyel arıcılığın önüne geçiliyor.
Fairfield Maharishi İşletme Üniversitesi (MUM) burada lisans eğitimi veren bir kurum ve tabii 10.000 kişilik bu kasaba için çok önemli bir katma değer. Ünversite Sürdürülebilir Yaşam lisans ve lisans üstü programına ev sahipliği yapıyor. Tam 90 öğrencinin kayıtlı olduğu programda Sürdürülebilir ve Ekolojik Tarım, Yenilenebilir Enerji, Yeşil Bina yapımı ve Sürdürülebilirlik Politikaları üzerine dersler veriliyor. Programın binası da aynı prensiplerle inşa edilmiş ve LEED Platin sertifikasına aday. Öğrenciler 2000 yılından beri bir eko-fuar organize ediyor. Fuara yenilenebilir enerji ve sürdürülebilir tarım gibi konularda uzmanlar ve ünlü düşünürler çağrılıyor. Üniversite kafeteryasında ise kendi bahçelerinden gelen organik vejetaryen yemekler servis ediliyor. Üniversitenin hedefi gıda üretiminde kendi kendine yeterli olmak. Kampus de ise çim yerine doğal çayırlar restore edilmiş ve yerli ve yenilebilir meyve ağaçları dikilmiş. Bu arada bir iklim eylem planı da hazırlamış üniversite. MUM iklim eylem planına göre hedef 2011 yılında şebekeden elektrik kullanımını % 70 azaltmak ve 2014 yılına emisyonlarını ise % 50 azaltmak. Plan a göre 2020 yılına kadar sera gazı salımları sıfırlanacak. http://www.mum.edu/sustainability.html
Benim kaldığım yer Abundance Ecovillage, Bereket Eko Köyü. Fairfield’ın hemen kuzeyinde yer alıyor. Bereket Eko köyü, rüzgar ve güneşle güçlendirilmiş bir topluluk. Evlerin enerji ihtiyacı gün ışığı kullanımı, yüksek verimli kompakt floresan aydınlatma, dizüstü bilgisayarlar, yatay eksen çamaşır makineleri, topraktan jeotermal soğutma ile düşürülmüş durumda. Evlerin hepsi iyi izolasyonlu ve pasif güneş enerjisi kullanımı için tasarlanmış. Toprak borular evleri yazın serin ve taze hava almasını sağlıyor. Bütün evler sıcak suyunu kışın bile güneş enerjisi ile sağlıyor, nadiren gaz kullanmak gerekiyor. Yağmur suyu evlerin çatılarında toplanıyor ve saklanıyor. Her evin sarnıçı var. Atıksular ise devlet tarafından onaylanmış yerel bir arıtma sisteminden geçiyor. Bereket Ekoköyü ayrıca MUM’dan gelen öğrencilerin pratik yapabileceği bir merkezi de içeriyor. http://www.abundance-ecovillage.com/Main/HomePage
http://www.sustainablelivingcoalition.org
http://www.cypressvillages.com
http://www.pbase.com/hapm/ourhouse
Açık Radyo dinleyicilerinin en ilgisini çekecek haberlerden birisi herhalde KRUU-LP 100,1 FM http://www.kruufm.com
radyo istasyonu. Radyo tamamen güneş enerjisi ile yayın yapıyor ve kirli hiçbir enerji kullanmıyor. Radyo, kar amacı gütmüyor ve tamamen dinleyici destekli. Topluma hizmet veren düşük güçlü bir radyo istasyonu. Ancak 24 saat ve 7 gün yayın yapan KRUU da programların % 99,7 si 100 gönüllü tarafından üretilen 80 programdan oluşuyor. KRUU’nun misyonu sürdürülebilir bir toplum için Fairfield’e ses vermek, ve yaratıcılığı teşvik etmek, diyalog ve toplum katılımı ile toplumun sürdürülebilirlik için güçlendirilmesi.
Buğday Derneği’nin kendi öz kaynakları ile ayakta duran kırsal bir model oluşturmak ve yöresel, ekolojik ve diğer doğa dostu üretimler konusunda eğitim çalışmaları türütmek amacıyla Küçükkuyu Çamtepe’de kurduğu Çamtepe Ekolojik yaşam Merkezi 21 Mart’ta açılıyor. Çamtepe Ekolojik Yaşam Merkezi, Buğday Derneği'nin 17 yıllık kırsal deneyimlerini yerel uygulamalara dönüştürmeyi amaçlıyor. Aynı zamanda ekolojik yaşamın her alanında eğitim çalışmalarına ve alternatif yaşam modelleri oluşturulmasına hizmet edecek. Doğa dostu ve yerel malzemelerle, imece usuluyle inşa edilmiş olan merkez binasında ekolojiyle ilgili etkinlikler, kurslar, söyleşi ve atölyeler gerçekleştirilecek. Böyle bir Yaşam Merkezi’nin kurulması, umarız başka yaşam merkezleri için de ilham kaynağı olur.
NİSAN
Türkiye hazineye para sağlayabilmek için bilmeden çevreci oldu. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nın pazar günü Washington’da sona eren bahar toplantılarında konular arasında fosil yakıtlarının sübvansiyonu da ele alındı. Ekonomilerin ekolojiye uygunluğu için ülkelerin akaryakıt fiyatlarını sübvanse etmesine nasıl son verilebileceği tartışıldı. Türkiye, başta Dünya Bankası’nın Türkiye Direktörü Ulrich Zachau, uluslararası ekonomistler tarafından enerji politikasında, dünyaya model olarak sunuldu. Türkiye gezegenin kaynakları açısından sürdürülebilir olmayan büyüme politikalarının sonuçlarını önceden kestirip çevreci politikalar geliştirdiği için örnek olmalıydı ama arkada yatan neden başkaydı. Esasında Türkiye bu işi aslında çevreyi değil hazineyi kurtarmak için yaptı, ama bu sayede istemeden çevreci ülke haline geldi. Bugün Türkiye dünyanın en pahalı benzinini satarak, fosil yakıt tüketimini güya azaltıyor, ancak yerine daha tasarruflu alternatifler koymuyor. Büyük hacimli motorlara yüksek vergiler koyarak karbon emisyonu yüksek araçların cazibesini azaltıyor, ancak öte yandan sokaklarda bu vergilere rağmen Avrupa’dan daha fazla büyük hacimli spor ve güya arazi arabaları görüyor, hibrid arabalara ise hiç rastlamıyoruz. Gerçi otoprodüktörlük uygulaması – yani kojenerasyona imkan vermesi ya da güya rüzgar enerjisi yatırımlarına kredi kolaylığı gibi yöntemlerle çevreye uyumlu projelerin önünü açıyor, ancak rüzgar santrali kurmak isteyenler bir sürü bürokratik engelle karşı karşıya kalıyor. Vergi ve enerji politikasıyla Zachau’nun dediği gibi dünyaya örnek olup olmadığımıza siz karar verin... neden hala yenilenebilir enerji kanununa yapılacak değişikliklerin de çıkmadığını kendinize sorabilirsiniz. Kömürü destekleyen Dünya Bankası’ndan önce bu konuyu önce Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarına sormak daha doğru olur.
Tortum Şelalesi, mahkeme kararı ile sadece ilkbaharda değil her mevsim akacak ve hiç kurumayacak. Tortum Şelalesi'nin suyu, 1960’da kurulan hidroelektrik santralı nedeniyle sadece ilkbahar mevsiminde akıtılıyordu. Tortum Gölü'nden beslenen şelaleye, elektrik üretimi nedeniyle 9 ay su verilmiyor. Birinci derecede doğal SİT alanı olarak tescil edilen Tortum Şelalesi'nde, 22 metre genişliğindeki su 48 metreden düşüyor ve üzerinde sürekli gökkuşağı oluşuyor. Şelalenin tam karşısında bulunan Çağlayan Köyü Muhtarı Osman Baykal, 14 Aralık 2009’da mahkemeye başvurdu. Davada sunulan bilirkişi raporunda, su kısıtlamasının hem jeomorfolojik yapıya zarar verdiği, hem de ekolojik dengeyi bozduğu belirtildi. Tortum Selalesi'nin geleceğini ilgilendiren karar 21 Ocak 2010 günü çıktı. Yarım asırdan beri ziyaretçilerin kuru halini gördükleri çağlayan, artık her mevsim akacak ve doğa zarar görmeyecek.
Yeni bir araştırmaya göre okyanuslardaki zengin bakteri ve tek hücreli mikro-organizmaların karbondiyoksidi karbona çevirerek okyanusları temizlediği ve yaşam döngüsünün sürekliliğini sağladığı açıklandı. Mikroskobik deniz türlerinin uluslararası sayım projesine katılan Washington Üniversitesinde görevli biyolog John Baross, "Okyanuslarda, bakteri ve çekirdeksiz tek hücreli mikroorganizmalar da dahil, moleküler özelliklerine göre deniz mikrobu türlerinin sayısı muhtemelen bir milyara yakın" dedi. Araştırmada, dünyadaki mikrobik deniz hücrelerinin toplam kütlesinin 240 milyar Afrika filine eşdeğer olduğu belirtiliyor. Araştırmaya göre, okyanusların emdiği karbondiyoksidin geri dönüşümünü sağlayan fabrikalar gibi çalışan bu mikroplar, okyanusların dibine çöken karbondiyoksidi karbona çeviriyor. Azotu, kükürdü, demiri, manganı ve daha başka elementleri hazmeden bu deniz mikropları, atmosferin yapısını düzenliyor, iklimi etkiliyor, besinlerin geri dönüşümünü sağlıyor ve çevreyi kirleten maddeleri ayrıştırıyor. Bilim adamları, bu geniş mikrop yapısının gezegenin en büyük yaşam kütlesi olduğunu belirtiyor.
İngiltere'de çevrenin büyük ölçüde zarar görmesine neden olan olayların "soykırım" ile eşit muamele görmesi yönünde bir kampanya başlatıldı. Kampanyada Birleşmiş Milletler'in ekolojik yıkımları, barış karşısında işlenmiş ilk beş suç listesi içine alması isteniyor... Bu sayede ekolojik suçlar da Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde yargılanabilecek. Kampanyayı hukuk konusunda bir dahi olarak kabul edilen İngiliz Polly Higgins yürütüyor. Bu fikir, maden, kimyevi madde sektörü, tarım ve fosil yakıtlar gibi büyük endüstriler üzerinde etkin olabilir. Kampanyanın yürütücüleri ekolojik suçlar arasında iklim değişikliğinin olmadığını iddia eden "iklim inkarcıları"nın da girmesini istiyorlar. Bu yaklaşım onları fazla cidiye almak bence ancak dünyamızda bir biyolojik soykırım olduğunun da ispatı sabit. Yakında çıkacak olan “Yasak Meyve: Cehennemden Çıkış” adlı kitabımda bu konuya bütün bir bölüm içinde değiniyorum.
Bir güzel haber de İstanbul’dan. Bakırköy Belediye Meclisi, ilçede plastik poşet kullanımını yasaklandı. Meclis toplantısında oy birliği ile alınan kararla, plastik poşet yerine file, bez torba ve kese kağıdı kullanımının zorunlu hale getirildiği bildirildi. Açıklamada, karara uymayanlar hakkında ceza uygulanacağı vurgulandı. Açıklamada görüşlerine yer verilen Belediye Başkanı Ateş Ünal Erzen, dünyada yaklaşık 500 milyar adet plastik poşet kullanıldığını ve bunun sadece yüzde birinin geri dönüşebildiğini kaydetti. Plastik poşetlerin çevre kirliliği ile ekolojik dengenin bozulmasına sebep olduğunu ifade eden Erzen, doğada dönüşüm süreci yüzyılları bulan plastik poşet yerine Bakırköy sınırları içerisinde file, bez torba ve kese kağıdı kullanımının zorunlu hale getirildiğini belirtti. Poşetin zorunlu olduğu yerlerde de dönüşebilir oxo biyobozunur poşet kullanılması kararı alındı. Bu çevreci atılım için Bakırköy Belediyesi’ni kutluyoruz.
MAYIS
Denizdeki küçük hayvanların, toksik bileşikleri emdikleri biliniyor. Toksik maddelerin deniz besin ağından boyunca geçip, balıkçılık ve deniz ekosistemlerinde kalıcı hasara neden olduğu endişeleri gittikçe artıyor. Bilim insanları Meksika Körfezi'nde bulunan petrol sızıntısının deniz yaşamı üzerinde etkisini inceliyorlar. Ortak korkuları ise toksik bileşiklerin balıklar tarafından da emilmesi. Önümüzdeki birkaç ay araştırmacılar Over Gulf Coast’dan gelecek olan 3 çeşit yumuşakça; istiridye, tellinid istiridye ve periwinkles’ların kabuklarına ve vücut dokularına bakacak ve petrol sızıntısından doğan zararlı bileşiklerin hayvanlar tarafından ne kadar hızlı emildiğine bakacaklar. Yumuşakçalar günlük bazda yeni katmanlar ekleyerek büyüdüklerinden kabukları, çevre koşulları için çok değerli bilgiler saklar. Besin ağının tabanına doğru yerleşmiş olarak, plankton ve alg ile beslenirler. Bu nedenle sistemlerinde hidrokarbon ve ağır metal birikimi başlayacak olması muhtemel olan hayvanlar arasında ilk sırada. Bu zararlı bileşikler, sonra kabuklu deniz ürünleriyle beslenen diğer büyük deniz canlılarına geçebilir. Evet, kaplumbağalar, kuşlar ve benzeri hayvanlar sonuçta hem doğrudan hem de dolaylı olarak petrolün toksisitesi yani zehrinden ve tortusal kirlenmeden etkileniyorlar. Petrolün, ekosistemde çok sinsi ve uzun vadeli bir yıkıcı etkisi var ve bu çalışma gerekli verileri ortaya koyacak gibi görünüyor.
Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Abant’ta yapılan yol çalışmalarının ‘Uzun Devreli Gelişme Planı’na uygun olarak yapılmadığına’ ilişkin Bolu Valiliği’ne 3’üncü uyarı yazı göndermesine rağmen, Valilik çalışmaları durdurmadı. Yazıda gölde su seviyesinin eski haline getirilmesi, Örencik Yaylası’nda oluşturulan Yavru Abant Göleti’nin tahliye edilmesi ve ağaçların kesilmesine neden olacak Abant-Mudurnu yol inşaatına kesinlikle başlanmaması istendi. İnşaat devam ederken gölün dere ile bağlantısının önüne menfez yapılması nedeniyle Şubat ayında karların erimesi ve yağmur nedeniyle göldeki su seviyesi yükseldi. Abant’ın etrafındaki yollar sular altında kalırken iskeleler de sulara gömüldü. Göl seviyesinin yükselmesiyle piknik alanları ve Göl Gazinosu’nun zemin katı da sular altında kaldı. Gölde su seviyesinin yükselmesini önlemek amacıyla Abant’ın batısında kalan Örencik Yaylası’nda Yavru Abant Göleti oluşturulurken, endemik bitkiler sular altında kaldı. Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından ‘Uzun Devreli Gelişme Planı’ hazırlandığında Abant’ın ekolojik dengesinin bozulmaması için Abant Gölü çevresine motorlu araçların giriş yapmasına izin verilmeyeceği maddesi yer alırken, araçlar için de Abant’ın girişine de bu nedenle 250 araçlık otopark yapıldı. Bütün bunlar boşuna mı?
Kaliforniya Üniversitesi'nden Barry Sinervo ve ekibinin yaptığı araştırma, iklim değişikliği nedeniyle kertenkele neslinin yüzde 20'sinin 2080'e kadar tükenebileceğini ve bunun ekosistem ile besin zincirini olumsuz etkileyeceğini ortaya koydu. Kertenkele nesli ve özellikle 1975'den bu yana sıcaklığın artmasının bu hayvanlar üzerindeki etkisinin incelendiği geniş çaplı bir araştırmanın verilerine dayanarak bilgisayar ortamında bir model oluşturan bilim adamları, 34 kertenkele ailesinin neslinin tükenebileceğini ve bunun iklim değişikliğiyle bağlantılı olduğunu belirttiler. İklim değişikliği nedeniyle Meksika'daki kertenkelelerin yüzde 12'sinin neslinin tükendiğine dikkati çeken bilim adamları, sıcak havayı seven bu hayvanların bile dayanma sınırının sonuna geldiğini, sıcaklığın artması nedeniyle gölgede kalmayı tercih etmeleri ve bu durumun da yiyecek bulma olasılığını azaltması nedeniyle kertenkele neslinin yüzde 20'sinin tükenebileceğini kaydettiler. Ünlü "Science" dergisinde yayımlanan araştırmada, kertenkelelerin neslinin yaklaşık yüzde 6'sının 2050'de tükenebileceği ve bunun önlenemeyeceği, ancak iklim değişikliğini azaltmaya yönelik büyük çabalarla 2080 senaryosunun değiştirilebileceği ifade edildi. Yaşam zincirinin halkaları birer birer kopmadan harekete geçme zamanı geldi de geçiyor.
Aksaray Üniversitesi ve Türkiye Tabiatını Koruma Derneğinin işbirliğiyle "Ekoloji 2010 Sempozyumu"na katılan Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü Zooloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dürdane Kolankaya, iklim değişikliğinin yaban hayatını olumsuz etkileyeceğini ve türlerin yok olacağnı belirtti. Araştırmalara göre ortalama sıcaklığın yalnızca 1,5 derece artması, bugün bilinen türlerin üçte birinin yok olmasına yol açacak. Ekosistem içerisindeki bazı türlerin yok olması bekleniyor. Defenders of Wildlife verilerine göre, küresel ısınmadan en çok etkilenecek canlıların başında geyikler, arktik foklar, kutup ayıları, penguenler, gri kurtlar, deniz kaplumbağaları ve alabalıklar geliyor. İklim değişikliğinin deniz kaplumbağaları üzerindeki etkisi hali hazırda başladı. Akdeniz kıyısındaki kumsallara yumurtasını bırakan deniz kaplumbağaları artık 10 gün erken yumurtluyor. İklim değişikliğinin ülkemizde Akdeniz kıyısındaki kumsallara yumurtasını bırakan deniz kaplumbağalarının üreme dengesini bozacağı, sıcaklık artışıyla birlikte yumurtadan çıkan dişi yavru sayısı artarken erkek yavru sayısının da azalacağı bildirildi.
Bunları derken bakın ne oluyor. Dünyada, kişi başına düşen enerji kullanımı sürekli bir artış eğilimi içerisinde. 2020 yılında tüm dünyanın enerji talebinin, bugünkü enerji talebine göre yüzde 65 daha fazla olacağı açıklandı. 2050 yılındaki enerji talebinin ise yüzde 250 kat daha fazla olacağı tahmin edilmekte. Bu gidişle 2030 yılına kadar petrol, doğal gaz ve kömürün diğer yakıtlara göre hakim durumda olması bekleniyor ancak bu dünyanın sonu olur. Yeni rezervler bulunmadığı takdirde, petrolün 41 yıl, doğal gazın 62 yıl ve kömürün 204 yıl sonra biteceği öngörülüyor ancak bu yakıtların artık yerin ve okyanusların dibinde kalması gerekiyor ki iklim değişikliği alıp başını daha da kötü hale gelmesin. Fosil kaynakların yoğun olarak kullanılmasıyla tüm dünyada Karbon emisyonlarının artışı ve küresel ısınma nedeniyle ekolojik dengenin alarm vermeye başlaması enerjinin verimli kullanılmasını ihtiyaçtan çok bir zorunluluk haline getirdi. En temiz enerjinin hiç üretilmemiş enerji olduğu düşünüldüğünde, enerji verimliliği çalışmaları çevrenin korunmasına da büyük katkı sağlar. Çevreyi korumanın en az maliyetli yolu, enerjinin verimli kullanılmasından geçmekte. Enerji verimliliğinde en önemli faktör, enerji tasarrufu. Tasarruf konusunda hükümetlerin bir an önce çeşitli çalışmalar yürütmesi, yeni politika ve stratejiler üretmesi ihtiyacı artık kaçınılmaz oldu.
Ünlü Science dergisinde yayınlanan bir araştırma aslında çevrecilerin bir süredir bildiği bir gerçeği doğruladı. Kapsamlı çevre araştırmasına göre, 2010 sonuna dek doğadaki türlerin tükenmesinin önüne geçilmesi hedefine ulaşamayacak. Çalışmaya göre tüm türler ve ekosistemlerdeki azalmayla doğal yaşam üzerindeki baskı da devam ediyor. 2010 hedefi üzerinde, 2002 yılında uluslararası bir uzlaşma sağlanmıştı. Ancak çalışmayı gerçekleştiren bilimadamları, bu hedefi yaşama geçirme sürecinin 'sıkıntılı' olduğunu belirtiyor. Çalışmada, türler ve ekosistemlerle ilgili 30 farklı gösterge incelendi. Bu göstergeler, bitkilerle deniz ve kara hayvanlarından oluşuyor. Araştırmada bu göstergelerden çok azında biyolojik çeşitlilikteki azalmanın yavaşladığına işaret ettiği sonucuna varıldı. Buna karşın, yaşam alanı kaybı, iklim değişikliği ve dışarıdan gelen zararlı türlerin artışı gibi sorunların tümünde artış olduğu belirtildi. Çalışmada ayrıca, biyolojik çeşitliliğin azalmasını önlemeye yönelik politikaların işe yaramadığı kaydedildi. 1970'den bu yana hayvan nüfusunu yüzde 30 azalttık, mangrovlar ve deniz yosunlarını yüzde 20, mercan adalarındaki yaşamı da yüzde 40 oranında yok ettik ve bu kayıpların sürdürülemeyeceği de açık. Artık insanın dünyayı gitgide daha fazla işgalinin önüne geçilmesi gerekiyor. Bu da ancak baskin sosyo-ekonomik paradigmadan vazgeçilerek yeni bir var oluş biçimine geçişle ancak mümkün.
Eskişehir’de Doğa ile Uyum Hareketi üyeleri, Çernobil faciasının yıldönümünde, nükleer enerji kullanımının yaratacağı tehlikelere sessiz bir eylem yaparak dikkat çekti. Tişörtlerindeki harflerle ´NÜKLEER?´ yazısı oluşturan 8 kişilik grup, insanların şaşkın ama oldukça ilgili bakışları eşliğinde şehrin en işlek caddelerinde yanyana durarak ve yürüyerek son derece yaratıcı ve etkili bir eyleme imza attı. Grup adına yapılan açıklamada, “Amacımız hiçbir şeyi protesto etmek değil. Bizler ekoloji ve çevre politikalarına toplumsal duyarlılığı artırmayı amaçlıyoruz. Çernobil faciasının yıldönümünde, nükleer enerji yerine, alternatif enerji kaynaklarının değerlendirilebileceğine dikkat çekmek istedik” denildi.
BM tarafından yayınlanan bir raporda, "devletlerin hemen harekete geçmemeleri halinde, biyolojik çeşitliliği sağlayan ekolojik sistemlerin çökme riskiyle karşı karşıya olduğu" bildirildi. Dünyada hayvan ve bitki çeşitlerinin yok olma tehdidiyle karşı karşıya olduğu ifade edilen raporda, özellikle kurbağa ve diğer amfibilerin (hem karada hem de suda yaşayanlar) yok olma riskindeki grubun başında geldiği, mercan kayalarının en hızlı yok olan tür olduğu ve tüm bitki türlerinin neredeyse dörtte birinin yok olma tehdidiyle karşı karşıya olduğu bildirildi. Raporda ayrıca Amazon yağmur ormanlarının ve tatlı su göllerinin hızla azaldığından da bahsedildi. Rapor, tüm bu olumsuz gelişmelerin nedenleri arasında "çevre kirliliğinin, iklim değişikliğinin, kuraklığın, ormanların yok oluşunun, ruhsatsız ve fazla avlanmanın ve yangınların" geldiğini vurguladı. Rapor eylül ayında, 192 üyeli BM Genel Kurulunun üst düzey toplantıları sırasında ele alınacak. Ancak bizi ve doğayı yok oluşa götüren gerçek nedenin vahşi büyüme temelli ekonomik sistemin olduğunun sanki hala farkında değiliz ve aynen sızmaya devam eden petrole karşı yaptığımız gibi çürüyen kolumuza, yara bantları yapıştırmaya devam ediyoruz.
HAZİRAN
Meksika Körfezi’ndeki petrol felaketi, nihayet gözleri yenilenebilir enerjilere çevirdi. Berlin Ekoloji Enstitüsü’nün Almanya ile ilgili hazırladığı ‘Blueprint Germany’ adlı araştırmanın proje Sorumlusu Felix Matthes, “Meksika’da yaşanan petrol felaketi bize şunu gösterdi; enerji kaynaklarına ulaşımın giderek zorlaşması ve bu sürecin giderek daha hassaslaşan ekolojik sisteme etkisi nedeniyle, günümüzdeki enerji kullanımının bedeli oldukça yüksek” diyor. Dünya Doğayı Koruma Vakfı tarafından yaptırılan “Blueprint Germany” adlı araştırma, Almanya’nın 2050 yılına kadar sera etkisine yol açan gazların salımını büyük oranda düşürüp, sıfır karbondioksit hedefine ulaşabileceğini ortaya koyuyor. Bunu yaparken yaşam standartları ve ekonomik büyümeden ödün verilmesi gerekmediğinin de altı çiziliyor. Matthes sözlerini şöyle sürdürüyor: “Çalışmamızda, bu kadar çok olumlu yan etkiye rastlayacağımızı düşünmemiştik. Örneğin su kirliliğini engelleyecek, petrol fiyatlarının artışından kaynaklanan yoksullukla mücadele etmemiz kolaylaşacak“ diyor. Süphesiz enerji tasarrufu sadece iklim koruma için olumlu bir önlem değil, aynı zamanda yükselen enerji fiyatlarından daha az etkilenmemizi sağlıyor ve isthdam yaratıyor.
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Günay Saka, küresel ısınma sonucu, daha önce unutulan bazı hastalıkların yeniden sorun olmaya başladığını söyledi. Saka, ``Küresel Isınmanın Sağlık Üzerindeki Etkileri`` konulu sunumunda, küresel ısınmanın iklim değişikliklerine neden olduğunu, ortalama sıcaklığın artmasının yanında birçok başka değişikliklere de tanık olunduğunu belirterek, şöyle konuştu:``Sıcak hava dalgaları, soğuk, aşırı yağışlar ve bunun yol açtığı seller, toprak kaymaları, kuraklık, fırtınalar, kasırgalar iklim değişikliklerinin etkisidir. Dolayısıyla ekosistemde, ekolojik dengede değişiklikler sonucu da vektör denilen aynı zamanda pek çok hastalık taşıyıcısı olan hayvan ve böceklerin yaşam alanlarında artış oluyor. Bunlar çok daha fazla üreyebiliyorlar. Ayrıca yağışlar, seller, bunların yol açtığı sağlık etkilerinden bahsedebiliriz. Küresel ısınma ile daha önce unuttuğumuz bazı hastalıklar yeniden sorun olmaya başlıyor, sıtma gibi. Saka, küresel ısınma sonucu çölleşme tehlikesinin de bulunduğunu, bunun sonucunda sağlığın da etkileneceğini, çölleşme sorunuyla birlikte besin üretiminin azalacağını belirterek, ``Çölleşme olduğu zaman besin üretimi az olacak, göçler yaşanacak. Bu da bulaşıcı hastalıkları çoğaltacak. Küresel ısınma sonucu astım, solunum sistemi ile ilgili hastalıklar, alerjiler, bazı kanser türleri, çocuklarda büyüme ve gelişim sorunları, sudan kaynaklanan enfeksiyon hastalıkları ortaya çıkabilecek`` dedi.
Bildiğiniz gibi Greenpeace’in bayrak gemisi Rainbow Warrior Akdeniz'in ortasında açık denizde. Ama şu ana dek mavi yüzgeçli orkinoslar henüz oralara uğramamış. Av tekneleri, römorkörler ve destek gemileri de orada. Bir Fransız donanma gemisi de balıkçılığı denetlemek/korumak için denizde. Ama orkinoslar değil. Belki de su henüz yeterince ısınmamıştır. Belki de balıkçılar yanlış yere bakıyorlar. Ya da orkinoslar gelmekte geciktiler. Ama herkes için hepsinden kötüsü orkinosların bitmiş olabileceği gerçeği. Yıllardır bilim insanlarının ve çevrecilerin uyarılarını dinleyen olmadı. Ama gerçek şu ki, bir canlıyı geri dönüşü olmayan bir sınıra gelene dek avlamaya devam edersek, bir noktada tamamen kaybederiz. Endüstriyel balıkçılık filoları ile, besin zincirini altüst ederek ve canlıların dengesini bozarak ekosistemi tümüyle değiştiriyoruz. Bu genellikle aşırı avlanılmış bir canlıyı tekrar kendine getirebilme çabalarının daha da zorlaşması ile sonuçlanır. Örneğin, denizden çok fazla sayıda balığın avlanması denizanalarının veya kabukluların artmasına neden olur. Bunlar ise balık yumurtalarını ve yavrularını yiyerek balık stoklarının yenilenmesini durdurur. Akdeniz'de mavi yüzgeçli orkinos için gırgır avcılığı sadece 15 Haziran'a dek sürecek, ondan sonra sezon kapanıyor. Sezonun böylesine kısaltılmasının nedeni ise bugüne dek aşırı avlanma kapasitesi ile son derece azalmış olan stokların avlanması. Son yıllarda işte bu yüzden orkinos gırgır avcılığı yılın 11 ayında yapılırken, bu yıl 1 aya indirilmek zorunda kalındı. Aynı şekilde av filolarındaki tekne sayısı da dramatik bir şekilde azaltıldı. Yalnızca bizler değil, hükümetlerin eyleme geçmesi ve bir an önce bu acımasız avı durdurup, yumurtlama alanlarını koruma altına alarak denizlerin çobanı orkinoslara bir nefes alma olanağı tanımaları. Artık bekleme zamanı değil, kurtarma zamanı...
TEMMUZ
BP'nin neden olduğu derin denizdeki petrol sızıntısı durur gibi olduğu sırada ABD’de Pere Ana C. adlı römork gemisinin Mud Gölü yakınlarındaki bir kuyunun başına çarpması sonucu yine petrol sızmaya başladı. Çarpışma havada patlamalara neden oldu. Yetkililer bir mil uzunluğunda petrol tabakası oluştuğunu söyledi. Kuyu, Körfez açıklarında olmayıp New Orleans'ın 65 mil güneyindeki Plaquemines ve Jefferson bölgesi yakınlarındaki karasuları dahilinde yer alan kanallarda bulunuyor. Römork gemisinin kaptanı sahil güvenliğe yaptığı açıklamada kuyunun iyi aydınlatılmadığını söyledi, ancak kaza gündüz 11:00'de gerçekleşti. Sahil Güvenlik’ten Teğmen Brian Sattler, sadece gemiyle ulaşılabilen alana inceleme yapmak üzere bir helikopter gönderildiğini söyledi. Mud Gölü, ekolojik hassasiyete sahip bir haliç ve Barataria Koyunun bataklık ve göller ağının parçası. Yetkililer petrolün dalgalarla Körfeze yayılmasını önlemeye çalışıyor.
Akdeniz Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Bülent Topkaya, deterjan üreticilerinin Avrupa'da yüzey sularında, canlıların yok olmasına neden olabilen fosfatı kullanmamalarına rağmen Türkiye'de aynı marka deterjanları fosforlu ürettiklerini öne sürdü. Fosfatın, sulak alan ekosistemlerini bozarak burada yaşayan kuş, balık ve diğer canlıların azalmasına ya da yok olmasına neden olabileceğini dile getirdi. Yapılan analizlere göre evsel arıtma atıksu tesislere giren suda bulunan fosfatın yaklaşık yüzde 50’sinin deterjanlardan kaynaklanıyor. İtalya’da da benzeri bir tespitin yapılmasının ardından fosfat kullanımı yasaklanmış. Topkaya, “Binlerce arıtma tesisine, maliyeti çok yüksek olan, fosfat uzatma tesisi yapacağımıza, Avrupa ülkelerinde de olduğu gibi, fosfatsız deterjan üretelim ve kullanalım” dedi.
Bilim insanları, Tuz Gölü'nün ''mucize bitkilerinin'' geliştirdikleri çok özel adaptasyonlarla tuzcul topraklardan suyu sökerek alabildiğini belirterek, çoraklığa dayanabilecek buğdayın tek türünün de dünyada sadece Tuz Gölü çevresinde bulunduğunu bildirdi. Türkiye'nin biyolojik çeşitliliği yönünden dünyanın zengin ülkelerinden biri olduğunu belirten Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Ekoloji ve Çevre Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Latif Kurt, , ''Avrupa kıtasında 11 bin bitki türü var. Türkiye'de ise bitki türü sayısı ise yeni bulunanlarla 12 binin üzerine çıkmıştır. 12 bin bitki türünün yüzde 30'u, yaklaşık 3 bin 500 tür sadece Anadolu'ya hastır, Tuz Gölü biyolojik çeşitlilik bakımından çok özel ve önemli bir habitata sahip. Sadece Tuz Gölü çevresinde bilinen, Türkiye'nin başka bölgelerinde bilinmeyen 38 adet endemik bitki türü var. Tuz Gölü'nün endemik bitkileri diğer bölgelerden farklı olarak tuza ve kuraklığa dayanıklı ırklar içerir. Bu türler hızla kuraklaşan ve çoraklaşan dünyamızda paha biçilmez bir genetik kaynaktır'' dedi. Tuz Gölü ''Özel Çevre Koruma Bölgesi'' olarak özel mevzuatla korunuyor. Bir başka DSI projesi olan Mavi Akım projesi ile havzalar arası su transferi ile ekosistemi bozulana kadar... Mavi Akım’ın gerçek yüzü Tuz Gölü’nün karabasanı...
AĞUSTOS
Türkiye'nin saklı cenneti olarak gösterilen Artvin'in Arhavi ilçesindeki Kamilet Vadisi'nin el değmemiş doğal yaşlı ormanları, bitki çeşitliliği, su kalitesi, yaban hayatı, tarihi köprüleri ve doğa harikası şelaleleri tehlike altında. HES'ler yapılmaya devam ederse bu güzellik ve zenginliğin yok olacağı bildirildi. Türkiye'nin ekolojik özellikleri en iyi korunan alanlarından birinin Kamilet Vadisi olduğunu açıklayan Artvin Çoruh Üniversitesi (AÇÜ) Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu; “Kamilet Vadisi'nin sarp topoğrafyası nedeniyle önemli bir bölümünde yol ağı bulunmuyor. Tamamen el değmemiş bu coğrafyada Doğu Karadeniz kuzey kesimi florasının önemli bir bölümü bulunmakta. Alan aynı zamanda Kafkasya ekolojik bölgesinin en bozulmamış doğal yaşlı ormanlarına sahip ve 300 yaşına ulaşan ağaçlar mevcut. Ekolojik özellikleri en iyi korunan ve temsil edilen bu alan, koruma değeri yüksek ormanlar sınıfında değerlendiriliyor. Vadideki bu saklı doğa Doğu Karadeniz'de bulunan karaca, çengel boynuzlu yaban keçisi, ayı, domuz, kurt ve tilki gibi büyük memeli hayvanlara da bir anlamda korunak oluşturuyor.” dedi. Vadi içerisinde 4 adet hidroelektrik santrali (HES) yapılması planlanıyor.
Rusya'da yangınla mücadele ekipleri, 1986 yılında Çernobil faciasının meydana geldiği ülkenin batısındaki bölgeye yangınların sıçrayıp, tehlikeli radyoaktif maddeleri yeniden harekete geçirmesini önlemek için denetimlerini artırdı. Yetkililer, yüksek radyasyon oranlarının olduğu bölgelerde bazı yangınların olduğunu bildirdi. Rus ekoloji uzmanlarından Aleksandır İsayev de yaptığı açıklamada, ormanlık bölgenin zemininde kalan radyoaktif elementlerin büyük tehlike oluşturabileceğini belirterek, "Bu radyoaktif elementlerin karıştığı bir duman bulutu çok geniş bir coğrafyaya yayılabilir" dedi.
Protestolara rağmen Endonezya’nın en büyük palmiye yağı üreticilerinden olan Sinar Mas, Greenpeace'in gözlemlerine göre yağmur ormanlarına zarar vermeye devam ediyor. Temmuz başından itibaren önemli ekolojik değere sahip olan yağmur ormanlarındaki faaliyetlerini sona erdireceğini belirten firmanın sözünde durmadığını Endonezya’nın Jakarta bölgesinde açıklayan Greenpeace, temmuz başında batı Borneo'da havadan çekilen fotoğraflarla yağmur ormanında çalışmakta olan iş makinelerini tespit etti.
Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşarı, Karadeniz petrollerini taşıyan tankerlerin geçen yıl Marmara Denizi’ne 1.5 milyon ton balast suyu (gemilerin boşken yada bazen yük aldıktan sonra, yükün ve geminin dengesini sağlamak için baş ve yan bölmelerine aldıkları deniz suyu) deşarj ettiğini, balast sularıyla taşınan kırmızı alg türlerinin ekosistemi tehdit ettiğini açıkladı. İstanbul Boğazı’ndan 2009’da 51 bin 422, Çanakkale’den 49 bin 453 gemi geçti. Bu trafiğin beşte birlik bölümünü tehlikeli kargo ve petrol taşıyan gemiler oluşturdu. Tankerlerin okyanuslardan getirdiği ve Boğazlar'a boşalttığı deşarj suları ve zehirli atıklar nedeniyle Boğazlar'da yabancı balık, zehirli deniz anası ve kırmızı alg türleri oluşuyor ve bu kırmızı alg türleri, Marmara denizinde toplu balık ve deniz canlısı ölümüne neden oluyor.
Karadeniz İsyandadır Platformu, 10-25 Temmuz günleri arasında yaptığı Karadeniz Yaşam Yolculuğu tanıklıklarını yaptığı basın toplantısıyla açıkladı. 15 günde 3 bin 360 km yol aşan platform üyeleri, 17 noktaya yaptıkları ziyaretler ile ilgili bilgi verdi. Açıklamada yaratılan ekolojik ve sosyolojik yıkımlara karşı Karadeniz halkının bir araya gelmesi gerektiğinin altını çizen platform üyeleri, güç birliğinin yıkımlara karşı acil bir ihtiyaç olduğunu da söyledi.
Kuşadası Ekosistemi Koruma ve Doğa Severler Derneği (EKODOSD) Başkanı Bahattin Sürücü, yaptığı yazılı açıklamada, zengin bir biyoçeşitliliğe sahip olan Azap Gölü’nde, çevresindeki tarım arazilerinden ve Menderes Nehri’nden gelen kirlilikle meydana gelen balık ölümleri ve bunun sonucunda ortaya çıkan taban kirliliği ve metan gazı oluşumuyla ekosistemin bozulduğunu belirtti. Sürücü "Ölen balıkları kuşlar yiyor. Bunun sonucunda göldeki doğal dengenin en üst basamağını oluşturan kuşlar da ölmeye başladı. Kuşların ölmeye başlaması çok vahim bir durumu göstermektedir. Gölde şu anda ekosistem çökmüştür. Çevresinde yaşam devam ediyor. Ancak gölden su içen hayvanları, göl suyundan sebzelerini, tarlalarını sulayanları neler beklediği konusunda kimsenin bir fikri yok. Azap Gölü’ne acil dikkat çekiyoruz, göle bu kadar ’azap’ çektirmeyin diyoruz." dedi. Bu haberi umuyorum Çevre Bakanlığı Sulakalanları Koruma Dairesi bir ihbar olarak alır ve gerekli çalışmalara başlar.
EYLÜL
?Deutsche Welle Türkçe'nin haberine göre, Almanya'nın Bonn kentinde kurulan yeşil yüksek eğitim kurumu, geleceğe çevre bilinci yüksek işletmeciler ve araştırmacılar yetiştiriyor. 1969 yılında kurulan Alanus Toplum ve Sanat Yüksekokulu'nun yeni yapılan ikinci kampüsü modern renk ve tasarımların etkisini taşıyor. Bonn yakınlarında Alfter kasabası kenarında kurulu kampüsteki tahtadan yapılmış zarif tasarımlı binalar, aynı zamanda çevreci mimariye de örnek teşkil ediyor. Rektör Marcelo da Veiga şöyle diyor: "Kampüste tamamen çevreci bir yalıtım ve ısıtma söz konusu. Yani yazın klima kullanmadan yeraltı sularıyla soğutma sağlayabiliyoruz. Duvarlarda, pompalanan suyun dolaştığı bir boru tesisatı bulunuyor. Bu da duvarları soğutuyor ve jenaratörlerin çalışmasına gerek kalmıyor. Aynı şekilde kışın yeraltı suları çevreye göre daha sıcak olduğundan boru tesisatı, bu kez de odaların ısınmasını sağlıyor. Bütün dileğimiz kampüsün inşaatında mümkün olduğunca çevreci teknolojilerin kullanılmasıydı.'' Almanya'nın çevreci yüksekokulun kampüsünde ekolojik elektrik ve yenilenebillir ısıtma sistemleri kullanılıyor, yemekhanede ise organik yemekler çıkıyor. Okulun bu çevreci yaklaşımı başvuru sayılarını da ciddi olarak etkilemiş. Bir önceki yıla göre başvuranların sayısı yüzde 50 oranında artış göstermiş. Türkiye’de ise kampüsler ülke gerçeğini yansıtıyor...
Özbekistan Cumhurbaşkanı İslam Kerimov, Orta Asya'nın en büyük çevre felaketine yol açan Aral Gölü'nün kurumasının önlenmesinde uluslararası kamuoyundan yardım istedi. Özbekistan Cumhurbaşkanlığı basın bürosundan yapılan açıklamaya göre, Kerimov, New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yaptığı konuşmada, Aral Gölü ve havzasında meydana gelen çevre felaketine dikkati çeken Kerimov, bu gölün, "bir insan ömrü kadar bir süre içinde, güzel bir denizden, kurumaya mahkum gölete" dönüştüğünü kaydetti. Kerimov, son 40 yılda Aral Gölü hacminin 7 kat, su miktarının ise 13 kat azaldığını kaydederek, bölgedeki bitki ve hayvan dünyasının tamamen yok olduğunu vurguladı ve Aral Gölü’nün Emuderya ve Sirderya gibi ırmaklardan sulandığını ve bu ırmakların su miktarındaki en ufak azalmanın, bölgedeki ekolojik dengeleri ve milyonlarca insanın hayatını etkileyeceğini belirtti. Emuderya ve Sirderya ırmaklarının yukarı kısmında yerleşen Kırgızistan ve Tacikistan, bu ırmaklarda yeni hidroelektrik santral kurmayı planlarken, bu ırmaklarla tarım arazinin büyük bir kısmını sulayan Özbekistan ve Kazakistan ise, bu santrallerin inşaatına başlamadan önce bağımsız uluslararası inceleme yapılmasını istiyor.
Sığacık, Orkinos Çiftliğine hayır diyecek. Sığacık Körfezi’nde kurulması planlanan orkinos yetiştirme tesisini protesto etmek için vatandaşlar, 25-26 Eylül tarihleri arasında Seferihisar Sığacık’ta olacak. Eylemin ardından Türkiye’nin Cittaslow (Sakin şehir) Birliği üyesi ilk kenti olan Seferihisar’da, yine ülkenin ilk ‘Cittaslow Festivali’ gerçekleştirilecek. Sığacık Körfezi’ne kurulacak orkinos çiftliğinin körfezdeki ekolojik yaşamın ve çeşitliliğin uzun vadede yok olmasına neden olacağını belirten Seferihisar Belediyesi Strateji Geliştirme Müdürlüğü’nden Biyolog Aslı Menekşe Odabaş, Cittaslow Festivali öncesinde yapılacak eylemle balık çiftliklerine hayır mesajını verileceğini söyledi. Eylemin 25 Eylül 2010 Cumartesi saat 11.00’de Sığacık Balıkçı Barınağından kalkacak teknelerle gerçekleştirileceğini aktaran Odabaş, bunun yanı sıra Sürdürülebilir Yaşam Kollektifi'nin de desteğiyle sürdürülebilir yaşam temalı film gösterimleri yapılacağını belirtti. Eylem sonrasındaki festival ise Sakin Şehir felsefesinin yaygınlaştırılmasına yönelik gelenekselleştirilmesi hedeflenen bir kültür sanat faaliyeti olarak niteleniyor. Seferihisar’da balık çiftliklerinin kurulması kararına karşı 21 Ağustos’ta Leman Dergisi Bisiklet Topluluğu Seferihisar’da sessiz eylem yapmış, Cihan Ünal, Çağan Irmak ve Ali Özgentürk de eyleme katılmıştı. Aynı tarihlerde gazeteci Can Dündar konuyu köşesinde işlemiş, Leman çizerlerinden Tuncay Akgün de, köşesi Bezgin Bekir’de ‘Seferihisarıma dokunma’ temalı karikatürü ile ‘sakin şehir’e destek vermişti.
İzmir-Kültürpark'ta Yüksek Mimar Çelik Erengezgin tarafından İzmir Güneş Evi inşa edilecek. İzmir Büyükşehir Belediyesi, Ege Bölgesi Sanayi Odası ve 9 Eylül Üniversitesi Güneş Enstitüsü işbirliği ile gerçekleştirilecek proje, kendi enerjisini kendisi üreten ve atık vermeyen yapılara örnek oluşturuyor. Tüm enerjisini kendi üreten ve atık vermeyen “Güneş Evi”ni önce Diyarbakır için tasarlayan ve yapılmasını sağlayan Erengezgin, tasarladığı yapılarda enerji ve ekolojiye ilişkin genel bilgiler de sunuyor. İzmir Fuarı süresince de ziyaretçilere enerjinin doğru ve verimli kullanılması konusunda bilinci artırmak için “Enerji ve Ekoloji Adına Bir Sorgulama” başlığını taşıyan 64 maddelik kitapçık ve CD dağıtılacak.
Greenpeace, Merkel’in Almanya’da bulunan nükleer santrallerin çalışma sürelerini 8-14 yıl arasında uzatma açıklamasını kınıyor. Greenpeace “Bütün nükleer reaktörler tehlikelidir ve eskidikçe hali hazırda olduklarından daha tehlikeli hale gelirler. Almanya Başbakanı Merkel, Almanya’daki reaktörlerin operasyonlarını uzatarak büyük bir hata yapıyor. Bu, Alman halkının geleceğini tehlikeye atan ekonomik ve ekolojik bir çılgınlık” dedi. Almanya 2001’de aşamalı olarak nükleerden vazgeçme kararı verdiğinde, yenilenebilir enerjileri destekleyen bir dünya lideri konumuna gelmişti. Eskiyen mevcut santralleri kapatmama kararı, yeşil enerjide bugüne dek çeyrek milyon yeni iş alanı yaratan Almanya’yı liderlik konumundan düşürecek.
Dünya yüzölçümünün üçte biri et üretimi nedeniyle çölleşirken, dünya okyanuslarının yarısından fazlası aşırı avlanma nedeniyle ekolojik çöküş noktasına yaklaşıyor. Et tüketimi, küresel ısınma, çölleşme, yağmur ormanlarının kaybı ve asit yağmurları gibi dünyanın şu an karşı karşıya olduğu büyük çevresel felaketlerin hepsiyle yakından ilgili. Yağmur ormanları büyükbaş hayvanların otlatmasına ayrılmak üzere hızla yok edilmekte. Her bir büyükbaş hayvan günde en az 60 litre metan gazı üretiyor. Öte yandan azot, karbondioksitten 270 kat daha fazla küresel ısınmaya neden olan etkili bir gaz ve büyükbaş hayvan gübresiyle topraklara yayılıyor. Birçok ülkede artık su sıkıntısı çekiliyor. 1 kilogram tahıl üretmek için 200 litre su gerekliyken, 1 kilogram et üretmek için ise, 20.000 litre suya ihtiyaç var. Ete olan talep arttıkça, yeraltı suları büyük ölçüde daha da fazla et üretmek amacıyla tüketiliyor. Bir etobur, 20 vejetaryen insanın beslenmek için kullandığı alan kadar tarla ve mera kullanıyor.
Malatya'nın Darende ilçesindeki Tohma Çayı üzerine kurulması planlanan Hidro Elektrik Santrali'ne (HES) karşı 11 bin imza toplandı. Santralin doğal denge ve ekolojik yapıyı etkileyerek, Darende bölgesine yarardan çok zarar vereceğini savunan yetkililer, turizm kenti olma yolunda ilerleyen ilçenin doğal yaşam alanlarını enerji üretme uğruna bozulmasına izin vermeyeceklerini dile getirdi. Darende Zaviye Mahallesi Muhtarı Celalettin Ateş ''İkinci derece doğal sit alanı olan Tohma Kanyonu'na HES kurmak istiyorlar. Burası ülkemizde ender yetişen kırmızı benekli alabalıkların doğal yaşam alanıdır. Bu balıklar, temiz serin sularda yavrular ve çoğalarak bazı hastalıklara iyi geldiği tıbben ispatlanan şifalı canlılardır. Buraya bir HES kurulması, öncelikle bu canlı türünün yok olması demektir. Suyun kanala alınarak bir süre taşınmasıyla, su yatağında akan miktarın azalması doğal yaşamı etkilemektedir'' dedi. Darendeliler, kurulması planlanan HES'e karşı topladıkları 11 bin imzayı, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlıkları, Malatya Valiliği ve ilgili bağlı kuruluşlar ile Sivas Anıtlar Kurulu'na gönderecekler.
WWF ve Küresel Ayak İzi Ağı (Global Footprint Network) işbirliğiyle 1998 yılından bu yana yayınlanan ‘Yaşayan Gezegen Raporu’nda, doğanın sunduğu ve gezegenin her yıl yenilediği varlığı hesaplanıyor. Nüfus, tüketim oranı, küresel gayrisafi milli hasıla ve kaynak ihtiyacı gibi verilerin değerlendirildiği hesaplamalara göre, Ekolojik Ayak İzi ile Biyolojik Kapasite arasındaki fark her yıl daha fazla açılıyor. 2010 yılı için 21 Ağustos tarihi itibariyle, ekonomik faaliyetlerimizi ve yaşamımızı sürdürmek için doğanın sağladığı kaynakları bitirmiş bulunuyoruz. Bu yılın geri kalan kısmında yaşamımızı, gelecek yıldan ödünç alarak sürdüreceğiz, esasında bu bir yerlerde ekolojik yıkım demek, hastalığın ölüme doğru ilerlemesi demek. İnsanlık tarihinin büyük kısmında yaşam, doğanın kendini yenileyebileceği düzeyden daha az zarar vererek sürerken, son 30 yılda gezegenin kırılma noktalarına doğru hızla ilerliyoruz. 2010 yılında dünya nüfusunun, doğal kaynakların %150’sini kullanacağı öngörülüyor. Bu yüzden bugün başımızda küresel ısınma ve biyolojik soykırım var. Gezegen işgal altında, insanın işgali, yağma sürüyor ama gidecek başka gezegen yok.
EKİM
Japonya'nın başkenti Tokyo'da, ekosistemlerin ve biyolojik çeşitliliğin, yani yaşamın varlığını sürdürmesini sağlamak amacıyla BM toplantısı düzenleniyor. 190'dan fazla ülkenin heyetlerinin katıldığı, iki hafta sürecek BM Biyolojik Çeşitlilik Toplantılarında, heyetlerden, gelecek on yılda türlerin yok olmasını ve doğal yaşamın zarar görmesini engellemek ya da yavaşlatmak için 20 hedef belirlenmesi istenecek. Bilim insanları, insanların türlerin korunması için daha fazla çaba göstermemesi halinde türlerin hızla yok olacağı ve arılar örneğini vererek, bir türün yok olmasının tüm sistemi çökerteceği uyarısında bulunuyor. Bilim adamaları, türlerin tarihi ortalamalara göre 100 ila 1000 kat daha hızla ve çok tükendiğine de dikkati çekiyor. Rio de Janeiro'da 1992'de yapılan Dünya Zirvesinde ortaya çıkan Biyoçeşitlilik Antlaşması, biyoçeşitliliği koruma konusunda 2002 yılında koyduğu 8 yıllık hedeflerine ulaşamadı.
World Wildlife Fund (WWF) tarafından yayınlanan ‘2010 Yaşayan Gezegen Raporu’nda, son 40 yılda dünyadaki biyolojik çeşitliliğin yüzde 30 azaldığı belirtiliyor. Raporda, ekolojik limitlerin de aşıldığı belirtilerek, son 50 yılda karbon emisyonlarının 11 kat artmasının, küresel iklim değişikliğinin başlıca sebebi olduğuna vurgu yapılıyor. Yaşayan Gezegen Raporu, dünyanın biyolojik kapasitesi yani arzı ile Ekolojik Ayak İzi’ni yani insanların talebini ölçerek, gezegenin durumu hakkında önemli sonuçlara ulaşıyor. Rapora göre dünyamız kırmızı alarm veriyor, çünkü Yaşayan Gezegen Raporu, biyolojik çeşitlilikte en hızlı düşüşün gelir seviyesi düşük olan ülkelerde olduğunu gösteriyor. Bu düşüş, gelişmiş ülkelerin tüketim biçimlerinin bir sonucu. Kişi başına düşen ekolojik ayak izi sıralamasında Türkiye, 154 ülke arasında 63. sırada yer alıyor. Kişi başına düşen Ekolojik Ayak İzi sıralamasında ilk on ülke: Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Danimarka, Belçika, Amerika Birleşik Devletleri, Estonya, Kanada, Avustralya, Kuveyt ve İrlanda. Bir Amerikalı’nın Ayak İzi 43 Afrikalı’nınkine eşit. Zenginlik ve başarı tanımımızın ve kriterlerimizin değişmesi gerektiğini vurgulayan rapor, kriterlere İnsani Gelişme Endeksi, Gini katsayısı, Yaşayan Gezegen Endeksi, ekosistem hizmetleri endeksleri ve Ekolojik Ayak İzi gibi göstergelerin eklenmesini öneriyor.
Sportif etkinliklerini toplum yararına bir etkinliğe dönüştürme fikriyle yola çıkan, bir sivil inisiyatif olan “Adım Adım” adlı grup, 17 Ekim'de yapılacak olan Avrasya maratonuna katılıyor ve desteklerimizi bekliyor. Adım Adım Buğday Derneği’nin başlattığı TaTuTa çiftlik ağı için koşarak, yeni çiftliklerin TaTuTa ağına eklenmesi için çevrelerinden destek alacaklar. TaTuTa ağı, kurulduğu günden beri ekolojik çiftliklerde çalışmak veya ekolojik üretimi yerinde görmek isteyen kişilerle, ekolojik üreticileri buluşturuyor (www.tatuta.org). Türkiye'nin dört bir yanındaki 55 çiftlikten oluşan ağa katılmak isteyen pek çok yeni çiftlik var. Bu çiftliklerin ağa katılabilmesi için ziyaret edilmeleri, çiftlik sahibi ya da çalışanlarına eğitimler verilmesi gerekiyor. Adım Adım ile toplanacak gelir, bu çalışmaların yapılabilmesi, dolayısıyla yeni çiftliklerin TaTuTa Ağı'na katılmasına imkan sağlayacak. Adım Adım hakkında daha fazla bilgi için http://adimadim.org/ sitesini ziyaret edebilirsiniz.
KASIM
Karadeniz Teknik Üniversitesi Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Coşkun Erüz, Karadeniz'in kirlilik bakımından son sınıra dayandığı için yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. Erüz, “Karadeniz adeta astımlı bir hasta gibi sürekli bakım gerektiren bir denizdir” dedi. Karadeniz'in insanların ve yöneticilerin elinde ‘öldüğünü’ söyleyen Erüz, “Karadeniz, ekolojik bir sorumluluk gereği korunmalıdır. Denizimizi kirletmeden korursak her geçen gün azaldığından şikayet ettiğimiz balıkçılığı canlandırırız. Ayrıca turizm gelirleri de elde ederiz'' diye konuştu. Karadeniz’in, dünyanın en yoğun petrol trafiğinin yükünü çektiğini kaydeden Erüz, “Petrolün kirlilik derecesi Karadeniz'de kabul edilebilir değerlerin üzerindedir ve toplam kirliliğin yüzde 48'ini teşkil etmektedir. Karadeniz'de petrol aramaları için kurulan petrol platformları da denizimizin temiz kalmasını olumsuz etkilemektedir. Karadeniz'in kirlenmesine neden olan başka bir etmen ise Karadeniz'den transit olarak geçen tanker ve diğer gemilerin kirli balast sularını ya da sintine sularını pervasızca denize dökmeleridir. Bu da Karadeniz'deki deniz ürünlerinin, canlıların yok olmasına sebep oluyor. Tüm bunların yanında nükleer santrallerin Karadeniz'in canlı türlerinde oluşturacağı tehlikeyi de unutmamak gerekir. Nükleer santrallerden denize yayılacak radyoaktif maddeler, atıklar canlıları bütünüyle yok edecek böylelikle büyük bir çevre felaketine yol açacaktır” dedi.
Müthiş bir ekosistemin ve milyonlarca insanın geçim kaynağının devamlılığı, bu konuda göstereceğimiz duyarlılığa bağlı. Bir balığın boyunun kaç santim olduğunun ne kadar önemli bir ayrıntı olabileceğini pek düşünenimiz olmamıştır. Ama bazen boyut önemli olabilir; hele konu müthiş bir ekosistemin ve milyonlarca insanın geçim kaynağının devamlılığını korumak ise... Yarın hala denizlerimizde ve sofralarımızda lüfer, hamsi, palamut, sardalya, tekir ve diğer balık türlerini görmek istiyorsak kaç santim bilmek zorundayız. Aşırı avlanma, yasadışı avlanma, tahrip edici avlanma yöntemleri (dip trolü, akıntı ağları, devasa gırgır tekneleri gibi), kirlilik, iklim değişikliği, kıyısal tahribat gibi diğer tehditler ile birleşince bu tablo neredeyse önüne geçilemez boyutlara geldi. Gitgide azalan stoklar ve özellikle de üreme çağındaki balıkların azalması, pazardaki yavru balık miktarının hızla artmasına neden oluyor. Greenpeace de 2007 yılında Atlas dergisinin de katkısı ile 'Küçük Balık Yoksa Büyük Balık da Yok' kampanyası başlatmıştı. Bir kez bile yumurtlama şansı olmadan avlanan yavru balıkların satışının denetlemeler ile durdurulması için tüketici bilgilendirilmeye çalışılan bu kampanyaya devam ediyor. Greenpeace, Türkiye'de acilen bazı kurumların yapısal olarak yenilenmesi, geliştirilmesi ve belki de yeni bir bakanlığa ihtiyaç duyulduğuna işaret ediyor. Vatandaşlar olarak hepimizin yapması gereken en önemli şey, bu konuyla ilgili yapıcı adımların atılmasını sağlamak için baskı yapmak ve bilinçli satın alma yoluyla doğru bilinç yaratmak. Buna 'yavru balık' almayarak ve tüketmeyerek başlayabiliriz.
Dünyada sadece Tuz Gölü çevresinde yetiştiği belirtilen ''tuzcul ve kuraklığa dayanıklı endemik bitkiler'' bilim adamlarınca izlemeye alındı.
Ankara Üniversitesi Ekoloji ve Çevre Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Latif Kurt, Çevre ve Orman Bakanlığı Özel Çevre Koruma Kurumu tarafından başlatılan ''Tuz Gölü Özel Çevre Koruma Bölgesi Habitat ve Tür İzleme Projesi” kapsamında Tuz Gölü Özel Çevre Koruma Bölgesindeki tür ve habitatların sınıflandırılmasının, tür ve habitatlara karşı tehditlerin ve koruma önlemlerinin ortaya konulmasının amaçlandığını belirtti. Kurt, “ Yaptığımız çalışmalarda 38 adet endemik bitki türü tespit ettik. Tuza ve kuraklığa dayanıklı ırklar içeren bu türleri, hızla kuraklaşan ve çoraklaşan dünyamızda paha biçilmez bir genetik kaynak olarak düşünüyoruz'' dedi.
Buğday Derneği’nin Kaz Dağları'nda kurduğu Çamtepe Ekolojik Yaşam Merkezi'nde önümüzdeki hafta gerçekleşecek olan Yaşam Okulu, doğa korumacılığının felsefesine, doğa ve insan ilişkisini felsefi ve bütünsel yaklaşımıyla insanların ufkunu açacak. Daha fazla bilgi ve program için www.yasamokulu.org adresini ziyaret edebilirsiniz. Kaçırmayın!
Antalya Büyükşehir Belediyesi Temiz Enerji Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen 'Güneş Mimarlığı Enerji ve Ekoloji' konulu sergi Cumhuriyet Meydanı'nda açıldı. Yüksek Mimar Çelik Erengezgin'in çalışmalarını içeren sergiyle güneş enerjisi uygulamaları konusunda halkı bilgilendirmek amaçlanıyor. Güneş enerjisi uygulamalarının üç boyutlu çizimlerinin yer aldığı sergide 57 proje Antalyalılara tanıtılacak. 2 Aralık'a kadar açık olan sergiyi Antalyalılar ücretsiz gezebilecek. Mimar Çelik Erengezgin, açılışta yaptığı konuşmada, temiz enerji ile ilgili projelerin bir an önce hayata geçmesi gerektiğini vurgulayarak, 'Projelerde yasal çözümü beklersek sonsuza kadar bekleriz. Burada asıl görev mahallidir. Belediye başkanları ve valiler projelere önayak olmalıdır' diye konuştu. Erengezgin, Antalya’nın güneş kent yolunda önemli bir şehir olduğunu sözlerine ekledi.
TOBB’un 6.Türkiye Ticaret ve Sanayi Şûrası’nda Türkiye genelindeki sanayici ile tüccarları temsilen 365 oda ve borsanın başkanı, hükümetten beklentilerini 111 sayfalık bir kitap halinde sundu. Her biri bir talep veya şikâyet anlamına gelen yüzlerce madde arasında bölgeler bazındaki taleplerde çevreye duyarlılık dikkat çekici boyuttaydı. Bölge bazında çevreci talepler arasında Marmara’da Ergene havzasına karışan zehirli atıklara arıtma tesisi şartı getirilmesi, sanayi tesisi atıkları ve tarımsal ilaçlar nedeniyle kirlenen İznik Gölü’nün acilen temizlenmesi ve arıtma tesisleri kurulması, Sapanca Gölü’nün ekolojik riske girmemesi için düzenlemelerin yapılması gibi talepler yer alıyor. Ege’de Çaldağı Nikel çıkarma tesisi, Eber Gölü’nün çevre kirliliği, Büyük Menderes Nehri’ne atık bırakan belediyeler ve sanayi tesislerinin tespit edilerek arıtma tesisi kurmalarının sağlanması talep edilirken, Karadenizlilerden ise kanalizasyonların dere ve denize boşaltılmasının durdurulması yönünde isteklerin geldiği belirtiliyor. Akdeniz bölgesinden termik enerji yerine alternatif enerji yatırımlarının tercih edilmesi talebi gelirken, İskenderun ile Yumurtalık arasında öngörülen 7 termik santralin yapılmasının bölge tarımı için büyük tehdit oluşturduğuna yer verildi. Afşin Elbistan A Termik Santralı yüzünden bölge asit ve radyoaktif deposu olduğuna atıfta bulunularak, acilen baca gazı kükürt arıtma tesisi ve kül tutucu elektro filtreler kurulması istendi. Konya Ovası’nda su tasarrufu eylem planının bu bölgede hayata geçirilmesi gerektiği belirtiliyor. Güneydoğu Anadolu’dan ise Dicle havzasının korunması için gerekli tedbirlerin alınması önerisi geldi. Sanayicilerin talepleri bile durumun vahametini ortaya koyarken, hükümet ne yapıyor?
Türkiye’de enerji yatırımlarında pek umursanmayan ekolojik etkenler ve halkın tercihinin, komşumuz Bulgaristan için önemli olduğunu gördük. Çünkü Bulgaristan, ekolojik tahribat ve halkın karşı durması nedeniyle Rusya’nın topraklarından geçirmek istediği Burgaz-Dedeağaç petrol boru hattından vazgeçme noktasına geldi. Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov, Burgaz-Dedeağaç petrol boru hattı inşaatının Bulgaristan bölümünü ekolojik nedenlerden dolayı askıya aldıkları açıkladı. Rus haber ajansı RİA Novosti, Borisov'un bölgedeki yaban yaşam alanlarının flora ve faunalarına zarar verebileceği gerekçesiyle bu kararı aldığını açıkladığını duyurdu. Boru hattından yayılabilecek petrol, AB tarafından izlenen ve Natura 2000 olarak bilinen Avrupa ekolojik ağı çerçevesindeki bölgede, yaban yaşam alanlarının flora ve faunaları için risk taşıyordu. Aynı zamanda Burgaz kentinde 17 Şubat 2008 tarihinde yapılan referandumda halkın yüzde 96'sı da projeye ''hayır'' demişti. Bulgaristan, Rusya ve Yunanistan'ın ortak olduğu proje Bulgaristan'ın Karadeniz sahilindeki Burgaz limanından Yunanistan'ın Dedeağaç limanına 285 kilometrelik petrol boru hattı döşenmesini ve bu hatla yılda 100 milyon ton ham petrol taşınmasını öngörüyordu.
ARALIK
Boğaziçi Üniversitesi ve Ekolojik Ekonomi için Avrupa Topluluğu işbirliğinde iki yılda bir düzenlenen Uluslararası Ekolojik Ekonomi Konferansı’nın dokuzuncusu, 14–17 Haziran 2011 tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleştirilecek. Ekolojik ekonomi kimliğini yansıtacak 9. Ekolojik Ekonomi konferansında, ekonomi yöntem ve araçlarının, ekoloji politikaları ve gerçek dünya sorunları açısından politikaları ele alınacak. İleri düzeyde ekolojik ekonomi (Advancing Ecological Economics) başlığı altında yapılacak olan konferans hakkında ayrıntılı bilgiye http://www.esee2011.org adresinden ulaşabilirsiniz. Ekonominin ekolojik krizin temelini oluşturduğu düşünülürse bu konferans ve benzerleri gezegenimizin geleceği açısından çok önemli.
29-30 Ocak 2011’de Diyarbakır’da Mezopotamya Sosyal Forumu (MSF) tarafından Ekoloji Forumu düzenlenecek. Forumda tartışılacak konu başlıkları ise “Ortadoğu'da Doğal Kaynakların Yönetimi ve Tüketimi”, “Ekoloji ve Siyaset Düzleminde Toplumsal Sistem Arayışları”, Genetiği Değiştirilmiş Dünya'nın yan etkileri ve alternatifler, “Ekolojik çeşitlilik”, “Ekolojik Krizin Nedenleri ve Krizden çıkış için yaklaşımlar” , “Sürdürülebilir (eko) Kentler ve alternatif teknolojiler” olarak belirlenmiş. MSF tarafından yapılan katılım çağrısında, dünya ekosisteminin artık insan tahribatlarını hazmedemeyecek bir bozulma içine girdiği belirtilerek, “İnsanlık artık yol ayrımına gelmiştir. Bu yol ayrımında, algı kapılarımızı aralamak ve ortak bir mücadele hattı örmek için ekoloji aktivistlerini, kolektifleri, oluşumları, taban örgütlenmelerini, dil, din, ırk, renk, cinsiyet farkı olmaksızın Ekoloji Forumu'na davet ediyoruz” deniliyor.
2000 yılından bu yana İstanbul'da düzenlenen Ekoloji Günleri, bu yıl 2.kez Türkiye'deki organik ürün üreticisi, ithalatçısı ve alıcısını bir araya getiriyor. 2.Ekoloji Günleri, Fulya Fuar ve Kongre Merkezi'nde (FFM) başlıyor. Organizasyonda, çay, bal ve şaraptan; kozmetik ürünler, temizlik malzemeleri, tekstil ve turizm ürünlerine dek çok sayıda organik sertifikalı ürün satışa sunulacak. 19 Aralık’ta sona erecek olan fuara girişler de ücretsiz olacak. Organik ürünü sadece üretip ihraç eden değil aynı zamanda iç piyasada da insanlarla buluşturan bir toplum olma hedefiyle yola çıkan ‘Ekoloji Günleri’ne toplam 50 firma katılıyor. Etkinlik kapsamında düzenlenecek panel ve sunumlarla zenginleşecek olan Ekoloji Günleri İstanbul, şimdilerde Türkiye’de sayıları giderek artan organik ürün alıcılarını da sektördeki yeniliklerden de haberdar edecek.
Hopa Derelerini Koruma Platformu kuruldu. Doğu Karadeniz’in en güzel yerlerine yapılan ve yapılmak istenen toplam 2 bin 300’e yakın hidroelektrik santrallerinin ekolojik dengeyi bozacağını belirten Hopalılar, yaşadıkları bölgenin doğal dengesinin insan eliyle bu şekilde bozulmasına karşı çıkıyor. Platform sözcüleri, Türkiye’de üretilen elektriğin yüzde 2,3’ünü HES’ler oluşturacağını, ama devletin sadece yüzde16-22 olan kayıp ve kaçak elektriği engelleyerek, zaten sorunun en büyük bölümünü çözebileceğini söylüyor. Platform sözcüleri, “HES’lere gösterilen hassasiyetin Rüzgar santrallerine gösterilmemesi, hatta engellenmesine varan uygulamalar gösteriyor ki, bunun altında “karbon vergisi” ve gelecekte “sulara sahip olma” dürtüsü olduğunu düşünüyoruz.
Türkiye’nin akciğeri olan Karadeniz dağlarına HES kanserini zorla bulaştırıyorlar. Hopa’da ise bu işin kolay olmayacağını bizden daha iyi biliyorlar. Tarihinde birçok badireler geçirmiş Hopa halkı HES kanserinde de birlik ve beraberliğini koruyacağını gerekli önlemleri hep beraber alacakları bir gerçektir” dediler. Direniş Hopa’ya da sıçradı! Hükümetin HES’lerden vazgeçme vakti geldi de geçiyor.
Artık tamamlanmakta olan birinci gündem maddemiz, Meksika’daki Cancun BM İklim Zirvesi. Iklim fonu üzerine görüşmeler ABD tarafından sekteye uğratılmışa benziyor. Çin’den istedikleri şeffaflık ve bağlayıcılık taahhütlerini alana kadar görüşmeleri geciktirirlerken, yeni bir fonun kurulmasıyla ilgili farklı yasal problemlerden söz ediyorlar. İklim fonu bazı müzakerecilerce hala Cancun’dan çıkabilecek bir şey gibi görülüyor olsa bile, bakanların tıpkı Kopenhag’da olduğu gibi, önümüzdeki yıl boyunca fonu oluşturacaklarını söylemenin dışında bir şey yapmayacakları güçlü bir olasılık. Ancak hükümetlerin tartışmasına sunulan yeni metinde bazı ilginç gelişmeler var. Bu metinde, yalnızca gelişmiş ülkeleri ilgilendirmesine rağmen, gezegeni kurtarmak için doldurulması gereken giga ton boşluğundan açık olarak söz ediliyor ve Kopenhag vaatleri hem Kyoto Protokolü dahilinde hem de Kyoto dışındaki sınırlarıyla bağlanıyor. Ayrıca, gelişmekte olan ülkelerin şeffaf olmasının gerekliliği belirtilirken, gelişmiş ülkelerin tarihi sorumluluğuna da atıfta bulunuluyor. İklim Zirvesi'nde sonuç aşamasına yaklaşılırken gigaton boşluğuna yapılan atfın kalıp kalmayacağı, gelişmiş ülke güvencelerinin KP kararlarına dayandırılıp dayandırılmayacağı hususu gibi belirsiz. Bağlayıcı bir anlaşma konusunda beklentiler düşük. BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, ülkelere "Elinizi çabuk tutun" çağrısı yaptı. Meksika’daki buluşmaya Kopenhag’da olduğu gibi çok sayıda hükümet ve devlet başkanı katılmadı. Yaklaşık 30 ülkenin devlet ve hükümet başkanı zirveye iştirak etti. Diğer ülkeler ise bakanlar düzeyinde temsil ediliyor. Ancak Cancun'daki iklim müzakereleri oldukça zorlu sürmeye devam ediyor. Uluslararası toplum, süresi 2012 yılında dolacak olan Kyoto Protokolü’nün yerini alacak bir anlaşma üzerinde uzlaşma sağlamaya çalışsa da şu ana dek önemli bir adım atılamadı. BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, kaybedilen her anın, ekonomik, ekolojik ve insanî açıdan ek masraflar doğurduğu uyarısında bulundu. Ban Ki Moon, “İklim değişikliği bir gecede yaratılmadı. Bir gecede de çözülmeyecektir. Ancak her ülke çözümün bir parçası olmalı, her ülke bir rol oynamalıdır" dedi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)